Pazar, Temmuz 29, 2007

Overall da 3 Sayılık Basket Girişimleri / Sınav Öncesi Spor Zihni Açar

Öncelikle hoca dediğin "takdire şâyân" gibi güzel bir kelime kullanıyorsa, bu bahsi geçen hocanın kendi takdire şâyânlığıdır tamamen, evet evet sizin de tahmin ettiğimiz üzere biloğumuzun tanıdık simalarından Genco Fas hocamızdan bahsedeceğim bugün. Ne de olsa her 3 - 4 yazıdan birisini onun adına yazıyoruz. Bugün -evet bugün pazar yanlışınız yok- sınav öncesi tekrar yapmak üzere okulda buluştuk öğlen vakti math106 grubumuz ve hocamızla. Sonra tekrarın ardından hoca basketbol oynayacağını belirtti, neyse biz de çıktık manzaraya bir şeyler yedik, orta kantinden bir tost aldım beyaz peynir ve domatesli, o denli güzeldi ki benim etim budum ne demeksizin dönüp ikinciyi aldım. Öyle konuşurken ederken bir baktık ki hakikaten karizmatik hocamız Genco Fas, sahaya girmiş top sürüp atışlar yapıyor.
Dedik biz de gidelim otururuz orda eğleniriz, sonra merhabalar dedikten sonra hafiften sahaya sızdık. Yaz okulunun medyatik isimlerinden Buket Hanım, Ayça Hanım ve Batu Bey ile beraber dört kişi olmamıza rağmen Genco Fas' ın şahsi medyatikliğine erişebilmemiz mümkün bile değildi. Hafiften gençler oyuna adapte olup, basket girişimlerinde bulunurken ben de kenardan onları izleyip basketbola zihinsel bir hazırlık süreci geçirdim. Öncelike elimde telefonum onları belgeledim ki ilerde -kızları saymıyorum- şayet ben ve Batu Bey yüksek notlarla geçersek bunları "Üniversite' de Yolsuzluk!" diye şüphesiz başlık atacak olan Hürriyet gazetesine satacağım. Bir cümlenin daha devrilişine şahit olduk ve düzeltmenin yolunu bulamayıp varsın olsun dedik şu an belki de devrilmedi tam emin değilim. Yeteneksiz basket atma girişimlerinin ardından matematik asistanının da gelişi ile beraber üçe üç maç yapmaya başladık. Önce Buket Hanım, 47 saniyelik aktif press imin ardından da ben maçtan çekildik zaten karşı takım da iyiydi. Atalarımız boşuna dememiş hocanı karşına almayacaksın diye.
Bir yandan maç yaparken sohbet edip büyük keyif aldık, ben şahsen Genco Fas' a overall da +70 verdim, ee zaten matematikçi adam sınavdan da 30 alacak hâli yok. Yüz üzerinden yüzü geçti yani benim gözümde hoca, kaçınızın vaktiyle mankenlik yapmış hocası oldu sorarım size, şimdi olduğu gibi devrinde de fırtınalar estirdiğinden (ambiyane tabirle devrin playboy larından olduğundan) hiç şüphem yok. O derece karizmatik ki bırakın bayanları etkilemeyi erkek arkadaşlardan gay olmaya karar verenler çıkacak nerdeyse. Yok yok ben değil, benim hanım memlekette bekliyor. Ehehehe. Bir de derste bahsetti vaktiyle lise 2 de iken hocasına sorduğu pi yi neden 3,14 alıyoruz, sonuçta sayı 3,14..... şeklinde sonsuza dek az da olsa büyüyerek gittiği için dairenin alanı da büyümez mi tadındaki sorusunu; ben kendi hocama sorsam o gazla okulu bırakır NASA' ya giderdim. Biz küçükken NASA' ya gidecektik, sonra bir aksilik oldu herhalde hâlâ burda olduğuma göre her neyse.
Bunu okurken eminim demişsinizdir, "bre zındık, basketbol oynayıp, bilok yazacağına git de ders çalış sınavdan 100 al hatta bonus soruyu da yap 110 ol", ama olur mu hiç, toplum benden heyecanla bunu beklerken, gidip de ders çalışmak vatana ihanetten farksızdır gözümde. Bakalım bir de finalin ardından sazlı sözlü bir gece ayarlama işi var (dansöz de mi ayarlasak) bunu da yaparsak deymeyin keyfimize. Bu arada hocaya mail adresini soracak kadar mı boş konuşabilir insan. (Ek Bilgi : Okuldaki tüm hocaların isim.soyisim@boun.edu.tr şeklinde adresi var âşikâr bir şekilde.) Önümüzdeki yaz okulu borşüründe bu fotoğrafları da görmek istiyoruz.

Hey gidi gitar çalıp sözlü notuyla ders geçtiğimiz günler hey !

Bu parçamız da Genco Fas hocamızı beğenip de içinde tutan tüm bayan arkadaşlara gelsin. Bence sayıları milyonları buluyordur. Şaka maka şarkı benim 19 yılımın içinde ilk 3 te.

Çok Aşığın Var Diyorlar - İncesaz

üstüne tıklayacaksın ki indirebilesin hocam



Cumartesi, Temmuz 28, 2007

Yazmayalı Çok Olmuş Sınavlar Falan Var da Çok Afedersiniz

Seçimler, tartışmalar, saygı duymalar, nefret etmeler, hararet, Aziz Nesin' e hak verenler, küfredenler. Her ne ise, ben açıkça söylüyorum ki oyumu MHP' ye verdim. "He" diye değil de "Ha" diye okuyunca daha sert oluyor eheheh. Ne tepki oyu ne bir şey benimkisi, bilinçli olarak, içimden gelerek, gönülden destekleyerek verdim; her türlü verdiğim oyu da MHP' yi de savunurum. Son dönemde "bilinçli mhp seçmeni" kategorisine koyduğum insanlar tanıdım, bunlar mı beni etkiledi de bunu yazıyorum, hayır, lafı bile olmadı. Ama şunu farkettim, okuduğum okulun da büyük oranda etkisiyle, etrafımdaki çoğu insan gibi korkunç önyargılarım varmış. Biraz mantıklı düşünmek çözümmüş her şeye. Her zaman tiksindiğim ve belirttiğim şekilde bir çok insan bilerek ya da bilmeden kendini acındırmayı bilenlerin, kendine haksızlık yapılıyormuş gibi gösterilenlerin savunucusu oluyor. Ah ah gönlümden geçerdi ki şu an yine içten içe bu kadar sinirli olmayayım da istediklerimi çok net anlatabileyim ama ne yazık ki sinirliyim çok. Sağ fikirler, milliyetçilik, ülkücülük nedir zerre kadar haberi olmayan insanların bunları tek kelimeyle ezmesi, hor görmesi beni delirtiyor. Halbuki demokrasiyi sindirmiş insanlardık biz değil mi? En azından ben bundan sonra karşımda boş konşulduğunda sessiz durmayacağımı hissediyorum, umarım bu hislerim de değişmez. Emir yine gaza gelmiş, faşistleşmiş, krolaşmış dediğinizi duyar gibiyim. Varsın olsun, ne yapalım, siz de öyle sanıverin.

Salı, Temmuz 24, 2007

Pazar, Temmuz 22, 2007

Kuzu Sarması


Şavkıması sana doğru yolların
Sana doğru denizlerin çağrısı
Çırıl,çırıl ötelerde bir güzel
Günaydınım, narçiçeğim, sevdiğim

Çıkmaz sokaklarda bu minyatür kim
Bu göğüs kim, ya bu gözler, bu saçlar
Uzak bir özlemde ayak seslerin
Günaydınım, narçiçeğim, sevdiğim

Bu yıldızlar doğan günü çağrışır
Bu gündüzler gözlerini çağrışır
Ya kimlere verdin avuçlarını
Günaydınım, narçiçeğim, sevdiğim

Vurdum tellerine seni sazımın
Sende anahtarı alınyazımın
Yağmur yağmur serpil yalnızlığıma
Günaydınım, narçiçeğim, sevdiğim

* Son on aydır olduğu gibi, her daim yanımda olmanızı, elimi tutmanızı, bana destek olmanızı, hatta beni sevmenizi isteyeceğim sizden ki ben istemesem de bunları yapacak kadar yüce gönüllü bir insansınız siz sevgili Merve Hanım. Sizi seviyorum. Bu müthiş eseri gönül isterdi ki kaydedip yollayayım ama uygun enstürman olmadığı gibi sesime de pek güvenmeyebilirim bu noktada. Bir diğer müthiş şarkının sözlerinde de dediği gibi : "Aşikâr; gönlüm, senin var olduğun her yerdedir." Kendime de şu şarkı gelsin o zaman "Şimdi uzaklardasın, gönül hicranla doldu."

* Doksanları koruma projesine destek vermek amacıyla ben de ilk aklıma gelen şarkıyı yükleyeyim dedim. Sene 97, sanırım ilk kez Eurovision' u izliyorum, müthiş bir şarkı -ki o zamanki tek düze müzik zevkimin dışında olmasına rağmen müthiş- çalıyor, Şebnem Paker isimli hoş bir bayan söylüyor şarkıyı, bağlama mı dersin ney mi dersin bendir mi (bendirden emin değilim) neyse güzeldi işte. Dinle. Üçüncü olmuştuk, herhalde ilk adamakıllı başarımızdır. Bu arada yukardaki doksanlara sahip çık banner' ına tıklayıp müthiş bir müzik arşivi elde edebilirsiniz. Okan Bey' den Allah razı olsun. Eski klasik gitarcılar ne mükemmelmiş arkadaş, bakınız Arnavut Kaldırımı' nın sonu. Bunu yazarken aklıma İkinehir geldi. =)

* Bir de bu jokey federasyonu mu at yarışı derneği mi ismi nedir bilmiyorum ama at yarışına teşvik eden reklamları olan kurumdan bahsediyorum. Ben olsam reklam müziği olarak Arnavut Kaldırımı' nın "hadi ganyana" dediği kısmını alırdım. Aradaki sözleri çıkarıp sadece müzik yapardım. Ah klibinin rengi de ne güzeldi o şarkının, kahverengi tonlar hakim.

* Saçımın tepesi açılırsa ilerde kimse laf etmesin ya takke takarım tarikat sektöründe ilerlerim, ya da Kafkas kalpaklarından takar, at biner, isyan bayrağımı çekerim. Sonra bu çocuk böyle değildi eskiden falan gibi şeylerle bana gelmeyin.

* Oyumuzu da verdik, inşallah hayırlı olur ki ben buna inanarak verdim oyumu, salondaki şakacı amca kimliğe bakıp "senin yaşın tutuyor mu" dedi, sonra da salonca güldüler eeheheheh diye. Neyse; mürekkebi, hemen müdahale etmeme rağmen çıkaramadım ama tesadüf tırnağım biraz uzundu keserken bir kısmı gidecek.

* Uzakta olması Merve Hanım' ı özlemediğim manasına gelmez tamam mı?

* Sezonun en heyecanlı ilk 5 turunu izledim formula birde, sonra yarışı durdurdular. Bulun izleyin kesinlikle müthiş. ( bunu sonradan ekledim unutmuşum da)

Perşembe, Temmuz 19, 2007

Ben de İstemez miydim Buraya Tatil Anılarımı Yazmak ?

* Şol bu solda gördüğünüz çalışmayı değerli dostlarımızdan Ilgın Hanım ile makronun sonunda yaptık, neden mi yaptık ? Eğitim sistemi bizi buna zorladı, önce biraz sos oynadık, sonra Ilgın Hanım' ın beni yenemeyeceği belli olunca xxx ooo oynadık, sonra onda da berabere kalmaya başlayınca dolap' dan adam çizdik, soldaki adamı incelerseniz dolaptan başladı, rahip, ermiş, kro, apaçhi olduktan sonra, hippi skater oldu sanırım, Yivli Minare' nin önündeki ağaçların altında kaykay yaparken dünyayı taşıdığı düşünülenen öküzün boynuzu kaykayına saplanmış, evet çok yaratıcıyız hem de çok. Bir büyütüp inceleyin o zaman anlayacaksınız gerçekten, bir Ilgın Hanım bir ben çizdik, çok da grup çalışmasına önem veriyoruz yani aslında iyi çocuklarız hepimiz, sağdaki resimde ise, Eray Bey' den hediye gelen hidromobil tişörtü ve şapkası ile -8 sene sonra ilk şapka giyişim- aynalı pozum, kendisine bu platformdan teşekkür ediyorum bir daha, ilk görüşmemizde kendisi de eli boş gönderilmeyecektir, tabi ne ara görüşeceğiz o da ayrı. Burdan çıkaracağımız ders şudur Burhan, Ilgın Hanım iyi bir insandır, biz onu seviyoruz. Keza Eray Bey' de.

* Geçen yolda yaşadığım bir değişik olay var ki gerçekten sıradışı, şimdi Capitol' e doğru gidiyordum annem ordaymış, cami var Capitol' ün yanında kocaman, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi de var yanında, cami de oranın camisi zaten, neyse burda yolun kenarında belime gelen yükseklikte bir duvar ve duvarın üstünde de duvarla aynı yükseklikte bir demir korkuluk / parmaklık var. İşte bu parmaklığı tutunmuş duvarın üstünde duran semizce bir kız çocuğu gördüm uzaktan yanında da annesi, tam geçerken kadın dedi ki "Evladım şuna bir yardım etsene, sağol, belim ağrıyor, şımarık çocuk." Kadın bunları bir çırpıda söylerken ben de çocuğu bulunduğu yükseklikten koltuk altlarından kaldırmak suretiyle yere bırakmıştım. Tam çocuğu kaldırırken aklıma da şu geldi ya koltuk altına aidsli iğne koydular da hayatımı karartmaya çalışıyorlarsa. İşte devir kötü olunca insan ne düşüneceğini şaşırıyor.

* Akabinde benim indiğim motora doğru koşan iki gencin arasında geçen şu diyalog da beni eğlendirdi, Allah da onları eğlendirsin.
(Bir yandan koşarken)
- Bekler bizi.
- Babayı bekler.

* Yeni bir tavla oyun stili projesi geliştirdim bir ara şemalı anlatacağım unutturmayın, Orçay Han ile denemeyi düşünüyorum, eğer oynanabilirliği yüksekse, çok müthiş bir şey olacak.

*MHP' nin seçim masasının önünden geçerken Üsküdar' da bir halay melodisi çalıyordu, sözlerin geneli çok güzeldi de nakaratı beni kıpır kıpır etti, "...geçmek lazım geçmek lazım, harekete harekete geçmek lazım..." halay çekmemek için kendimi o kadar zor tuttum ki, müthiş eğlenceli yahu. Seçim şarkısı dediğin böyle fıkır kıpır olmalı. =)

* Aynı burun damlasını kullanan insanların mukus kardeşi olduğuna karar verdim bugün, gün içinde sürekli burnum tıkalı olduğu ve beynime az kan / oksijen gittiği için de böyle bir karar vermiş olabilirim. Belli olmaz, burnumu aldıracağım sanırım yakında.

* Ağabeyin komik bir pozunu koyuyorum buraya, üzerindeki kıyafetin yatay çizgili olmasına rağmen kendisini ne denli zayıf gösterdiğini kanıtlamak için çekmiştik bu fotoyu. O sırada kendini tutamayıp koptu, genç adam tabi nerde ne yapacağı belli olmuyor.

* Geçen izlediğim filmde gördüğüm müthiş eğitimli filin beni çok etkilemesi üzerine, gelecekte çekeceğimiz ve Emir Efendi ve Orçay Han' la beraber baş rolünü paylaşacağımız film için bir keçiyi günah keçisi olarak eğitmeye karar verdim, Kurban Bayramı' na doğru bir alış verişe çıkacağım.

* Arkadaş Danışman Pasajı' ndaki çaycıyı / Mustafa Abi' nin yerini sevmeyeni ben de sevmem bunu böyle bilin, hiç bir özelliği olmayan bir yer olabilir ama ben orda en sevdiğim insanlarla en güzel vakitlerimi geçirmiş en güzel sohbetlerimi etmişken, bana yok efendim orası sıkıcı yok hiç bir özelliği yok gibi cümlelerle gelmeyin, kavga çıkar. Bakınız aşağıdaki fotoların renklerinin güzelliğine yahu, soldaki ile hiç oynamadım hem de hiç. Fiyt fiyuuu ay lav yu.

* Otobüsteyken ağabeyden şöyle bir mesaj geldi :
"Nerdesin ula açiktik biz"
Benden de şöyle bir cevap gitti, otobüsün içinde zıpladım gülmekten resmen :
"Köprüye geliyorum siz yeyin, otobüs soğuk, yalnız ve örselenmişim, siz yeyin, öylece oturuyorum ıssız, bir başıma, siz yeyin ağalar, ben yemesem de olur, siz yeyin..."
Eve geldiğimde hâlâ ailecek gülüyorduk. Çok özgün bir şair olduğuma karar verdim.

* Şimdi de matematik dersi sırasında aklıma gelip de not alabildiklerimi yazacağım buraya. Öncelikle hocam, şayet hâlâ okuyorsanız, kusura bakmayın hayatım nerdeyse matematik dersi ve yaz okulundan oluşur oldu, yoksa şuraya gittim, buraya gezdim diye yazmak istiyorum ben de ama gençlikteki gibi öyle gezemez olduk, hey gidi hey. Bu nedenle buraya yazdığım yazıları hoş karşılamanızı bekliyorum. Ah ne kadar hoş yazı der gibi.

* Kara tahta ile defter arasındaki ilişkiyi hiç düşündünüz mü mesela siz, ben bugün düşündüm ve çığır açtım, tam tamına birbirine zıt işler yapıyoruz hocayla, yuh dedirtecek kadar zıt ve bunu eğitim hayatımdaki belki 15. senede farkettim. Hocalar siyah zemin üstüne beyaz yaıyor, biz beyaz zemin üstüne siyah yazıyoruz. Hayır gülünecek bir şey varsa söyleyin de hep beraber gülelim.

* Artık hepinizin tanıdığı matematik hocamız derste grafik sorusunda sanırım "Any interesting point?" diye sorunca, "No, they are all boring!" dememek için kendimi zor tuttum sonra dedim ki içimden "Çok havalıyım ingilizce bile espri yapıyordum az daha."

* Bir de genel olarak üniversitede en çok eksikliğini hissettiğim iki nokta var ki birincisi, gitar getirip çalıp şarkı söyleyerek dersi kaynatamayışımız, bir diğeri de okul orkestrasında olduğumuz için sözlü notlarımızın sorgusuz sualsiz 100 olmayışı. İstanbul Radyosu sayılmaz mı acaba?

* Hayır onu da geçtim artık önümüz hep sınav, hep sınav. "Yarabbim feryadımı artık duysan diyorum" adlı şarkıyı kendime armağan ediyorum. Bir yandan da bugün kandil, hepinizin kandili kutlu olsun, bunun yanı sıra bol dua edin, kandiller bir nevi bonus puan bölümü gibidir, bilmem anlatabildim mi.

* Hayırlı akşamlar diliyor, gözlerinizden öpüyorum.

* Muck. -lensin dudağıma yapıştı beybe-

Pazartesi, Temmuz 16, 2007

Linklerimin Hepsini Tanıyacağım Bir Gün !

Allaaaahııım ! Tiplere koş ! Biri mühendis hem de çifte; diğeri doktor yani ne diyeceğimi bilemiyorum yok efendim sonra bu ülke niye bölünüyor, niye içten içe yıkılıyoruz falan demeyin bana gelip de. Her şey bir yana bilogır buluşmalarının kesinlikle vazgeçilmezlerinden bu iki gencimiz, ben şahsen ikisinin de sohbetinden ve ikisiyle de vakit geçirmekten muazzam keyif alıyorum. Bu pozunuzu emo lara göstersek eminim onlar da "kimin ne olduğu belli yahu bir de bize laf atıyor", hatta bunla da yetinmeyip, "ben sana doktor olamazsın demedim adam olamazsın dedim" deyip son olarak da, "insan ol insan !" diyeceklerdir.
Eysean Hanım' a fal bakacağım bahanesiyle Indis' i yerinden kaldırıp kurulduğum bu sandalyeden kalkmadım desem yeridir. Tüm gün küstahça her şeyi unutmuş gibi orada oturdum evet. Bundan sonra fal baktığım zaman bir şey göremiyorsam direkt başka zaman bakarım diyeceğim bir de. Bu arada Esra Hanım ilk tanıştığım -hiç bir bağlantım olmaksızın- bilogırdır. İlk kez poz verdik beraber. Sağda iseeeeeee beklenilen, merak edilen, vuuuv çok havalı denilen -eski- esrarengiz -yeni- buluşmacı- bilogır Indis. Fotoğrafı tıkır tıkır büyüttüğünüzü görür gibiyim. Yanındaki bir garip duran bey de eski emo lardan Ferhat Bey.
Fotoğrafta Indis Hanım ile gördüğünüz Ashkar Bey' in yanı sıra, iki mühim konuğumuz daha vardı. Birisi bunlardan benim için o denli mühim ki aslında, bunu ifade edebildim mi kendisine bilemiyorum. Evet evet Optio' dan bahsediyorum. İyi ki geldiniz, kendisi bana yorum yapan ilk blogırdır ki tanışmışlığımız bir seneden fazlasına dayanır bu hesapla. Üstelik ben de bu denli güzel olsam fotoğraf çektirmezdim nazar deyer diye. Bir diğer mühim konuk ise Aylak Adam idi ki kendisiyle deniz otobüsünde beraber döndüğümüz için daha uzun konuşma fırsatımız oldu, net söylüyorum iyi bir insan, üstelik gülüşü de pek hoş, hani gülüşüyle güldürebilen cinsten. Işık hızıyla gelip geçen Hanife Hanım ve arkadaşı Ebru Hanım da var bu arada. =)

* Indis, Optio ve Aylak Adam üçlüsü hakkında hiç bir bilgi yazmadım doğru düzgün ki pişman olun gelmediğinize, ah ben kafama tokat atayım deyin. Ya da böyle demeyin çok saçma oluyor ben dedim de ordan biliyorum.
* Matematik sınavını atlattığımız şu günlerde illiadin in yetmediği anları ve otrivin in de zorlandığı bir akşam yaşıyorum. -cümleyi öyle devirmişim ki toplanacak yanı yok bıraktım kalsın hatta laissez faire- Daha açık bir dille burnum tıkalı diyorum ben size, siz bana ne diyorsunuz.
* GGŞ devrinde yaşıyoruz biz, bir dahakine çok çalışacağım lafları bana bile yalan geliyor artık da dur bakalım, çıkmadık candan umut kesilmez.
* Fonda Acoustic Ladyland' in Deckchair adlı parçası bu grup süpermiş süper. Tey tey' e sevgiler.
* Başka diyeceğim bir şey yok, ha var okul çıkışı Asiye Hanım; annem ve abimin bulunduğu arabaya otostop yapmaya kalkıp sonra vaz geçti. Eheheh çok eğlendim. Düşün beni gördü geldi cümleye girdi, bir baktı arabaya annem ve abim bindiler. Eheheh.
* Batu Bey nasılsın keyifler falan? Sınav nasıldı?
* Hocam siz de iyisiniz inşallah. =)
* Ahahahahahahah.

Perşembe, Temmuz 12, 2007

Genco Fas

* Hocam bakınız başlığa kocaman yazdım adınızı ki ararsanız kolayca bulasınız diye. Hatta buraya da yazayım Genco Fas diye, hah yazdım, bundan sonraki ilk google aramanızda ilk sayfada çıkarım artık, sizin dersinizi alacaklar da önce benim şahsi fikirlerimi okurlar bir ona göre karar verirler.

Şimdi değerli okurlar -vuuv çok havalı oldum- geçen gün derse gittim, derse gittim deyince %50 ihtimal matematiktir bu çünkü matematiğin kredisi diğer 2 ekonomi dersinin toplam kredisine eşit. Neyse dersin yeri değiştirilmişti kuzey kampüs' de ETA mı ne öyle bir yerdeymiş. Her neyse konudan sapmayalım, ben, Buket Hanım, Ayça Hanım bir de Elif Hanım dördümüz girdik derse, sınıf kalabalık ve ders de yeni başlamış kıvamdaydı, arkadan dolanıp üçüncü sırada Batu Bey' in yanına dizildik hepimiz, Genco Fas isimli hocamız da bizi bekliyor ve izliyordu, sonra bana baktı bir süre, dedim bakalım bu sefer ne diyecek ve ben neremle anlayacağım. Sonra "Biloğuna yazmışsın." dedi, 0,3 sn bir kilitlenmenin ardından -artık çabuk atlatıyorum kilitleri- ne diyeceğimi bilemediğim bir vakit geçti, bu arada biloğun ne olduğunu ve benim biloğumu bilen insanlardan "vuuuuv, vay beee, helal olsun ne popüler sayfan var, kim tutar seni" gibisinden nidalar yükseliyordu. En sonunda "kötü bir şey yazmadım ki" gibi bir ilkokul 3. sınıf cümlesi kurabildim. Hoca da güldü eğlendi falan derken neyse derse geçtik, "vay be hoca bile biloğu okumuş" gibi komik düşüncelerle ders boyu -çok afedersiniz- mal mal sırıttım. Sonra tenefüsten dönüşte dersle ve ya sınavla ilgili bir şey sordum hocaya, ardından "senin bilok da güzelmiş" dedi, kendisiyle ilgili son dedikoduları öğrenmek için -tamamen kendi senaryom- google dan ismini araştırırken denk gelmiş. Sizin de mi bilok var falan dedim maksat cümle kurulsun. Biz bu duruma Tuhaffiye Hanım mertebesine ulaşmak diyoruz çünkü onun bölüm hocalarından birisi de derste bir süre kendisine kilitlendikten sonra "bir genç kızın güldüğü değil mi?" demiş. Neyse. Bu platformdan Genco Fas hocama sesleniyorum tekrar, hocam sizin de iş zor vallahi, bir ton -kendi adıma konuşuyorum- anlayışsız insana, sizin bölümünü okuduğunuz bir dersin -mühendislere göre- çok kolay bir kısmını anlatmaya çalışıyorsunuz. Biz de anlamaya çalışmıyor değiliz tabi de işte bakalım. Ayrıca bu bahsettiğim hocamızın benim gözümde bir kaç kademe yükselmesini sağlayacak bir şey daha oldu ki bu da TB binası ile duygusal bağları olmasıdır. Olayın geçtiği gün sadece o güne mahsus başka bir sınıftaydık, klimalı, geniş sıralı bir sınıftı (ama kuzeyde tabi), bundan sonra dersi neden burda yapmıyoruz diyen arkadaşlara, "TB çok güzeldir, ben orayı çok seviyorum." gibi cevaplar vermiş hatta ama burası klimalı hem sıralar da çok geniş diyenlere de (ki Buket Hanım dedi bunu), "o sandelyeler ne güzeldir" diyerek duygusal bir sesle TB' deki sınıfı övmüştür. Ayrıca kendisi karizmatik de bir insandır, ses tonu güzeldir -tabi duyabildiğim zamanlarda- biraz bohem bir havası var, biraz da nasıl desem neyse demeyeyim. Tabi neticede hocanın iyisi kötüsü sınav salonunda belli olur. GGŞ' nin açılıp açılmayacağına bağlı herşey. Son bir noktaya daha değinip Genco Fas hoca konusunu kapatacağım, misal bir x hanım/bey kişisi hocaya soru sordu, soruyu dinlerken bir yandan elindeki tebeşir parçasını havaya atıp tutuyor bu hoca, en önde otursam ve soruyu soran da ben olsam o tebeşiri havada yakalarım, "you got it ha bro?" derim.

Başka neler not almışız bakalım :

* Kargalarla profilden benziyoruz, Allah ömrümüzü benzetsin.
* Sabah Üsküdar' da Kabataş motoru yanlayarak (drifting ov yeah) önüme çekti, yani bir ton insanın içinde tam burnunun ucu benim önümde duracak şekilde yaklaştı ki sağı solu da boştu. Ben de kaptana bakıp selam çakıp ilk binen oldum. Çok havalı !
* Kısıkılı diye bir yer var bu tarafta, sabahları bazen ordan kalkan otobüslere biniyorum Bağlarbaşı mevkiinden de bir de Bulgurlu var, o yüzden zihnimin bana bir oyunu olsa gerek bu Kısıklı' yı da Kısırlı diye okuyup, canımı kısır çektiriyorum. Annem müthiş yapar lakin midem yanar reflö / reflü / röfle falan sanırım.
* Bu arada ne zaman TB dense, aklıma herşeyden önce Torbaköylü Bagginsler geliyor.
* Dönüşte motordayken, önümüzden Royal Princess adlı dev yolcu gemisi geçti, ah yahu orda olacaksın, dertsiz tasasız, tanımadığın lakin etkilenmeden de bakamayacağın bir şehre bakacaksın hem de en güzel saatlerinde. Sanırım şaire bağlamak üzereyim, halbuki şiir konusunda tek tük örnekler dışında tıpkı Jelatin Hanım gibi düşünüyorum.
* Ama yine aynı şiir konusunda mesela çok güzel bir bestenin güftesi olmuşsa tamamen fikrim değişir, hayran kalarak dinlerim, hatta şarkının önünde önce şiir gibi okunması -tabi karizmatik bir sesle- hoşuma bile gidebilir. Bakınız Cinuçen Tanrıkorur.
* Bir de çok hoş bir blogger (bilogır) buluşması var da Allah' ım gidebileyim inşallah. Tam sınav arifesi yahu, hem de math106 sınavı, hocam bari yazıyı sınavdan önce okuyun da sözlüme yüksek not verin. Ehehehehe.

Pazartesi, Temmuz 09, 2007

İstanbul Turumuza Dair

Efendime söyleyeyim ben sabah erken kalktım, yolum uzun diye, herkesin beni yalnız başıma bırakacağını öğrendikten sonra -gelirim demeselerdi bari cık cık- yemek yedim, evden de çıktım, gittim Kadıköy' e, ordan da baktım 10 dakika sonra ya da Eminönü vapuru varmış, atladım ona. En sevdiğim şekilde 3 katlı idi ve efil efil seyahat ettim. Gideceğimiz duraklardan üçünü -ki diğer ikisi için bu imkansız- bu vapur yolculuğunda dışardan inceledim bolca. Sonra da tramvay ile hop diye Sultanahmet' e geldim. Dikilitaş' ın uzaktan görülebilir olması beni sevindirdi, sonra vardım geldim yakınına bir banka oturdum, taşın gölgesinde de birileri vardı ama tam netleyemedim. Sonra dikkatle bir daha baktım, hatta bakıştık, sonra tam ümidi kesmiştim ki değerli rehberimiz Elif Hanım' ın bana doğru geldiğini gördüm, merhabalaştık -bu bilogırlarla böyle bir problem oluyor aslında, tanışmıyorsun ama tanıyorsun, ilk anda kilitleyici bir durum ismini söylemenin yersiz olduğu anlar- sonra beni bir arkadaşının yanına doğru götürdü, derken 2 tane ve bir kaçar tane daha arkadaşlar geldi, bir anda kalabalıklaşan grubumuzda tanıdık simalar vardı ki ikisiyle bizzat tanışmak istiyordum zaten, bunlar da İkinehir ve Karanlık idi. Nitekim tanıştık. Hatta Evren Bey' e ben bizzat gidip "biloğunuzu severek okuyorum" gibi boş bir cümle kurdum ki yolculuğumuzu 35. dakikası idi ancak cesaret toplayabilmiştim. Bir de sağ elimi uzatıp son anda sol ile değiştirip rakibimin kafasını karıştırdım bu esnada. Neyse bu tip ayrıntıları geçersek Emir Efendi ile ağabeysi Bahadır Bey de katıldılar bize. Dikilitaşlar' ın başındaki İstanbul tarihi anlatımlarından sonra -ki Kadıköylüler körmüş !- Binbirdirek Sarnıcı' na doğru yola çıktık. Oraya da varıp içeri girdik, değişik bir fotoğraf sergisi vardı içerde ve en önemlisi Hipodrom' un maketi vardı. Hipodrom' u yıkan eller kırılsın derim başka da bir şey demem, maketine taptık gerçeğini görsek ne olacaktı kim bilir. Dehşet yahu ! Sonra Yerebatan Sarnıcı' na gittik, burası da korkutucu ve -özellikle tavanlarıyla- etkileyici bir yerdi. Burdan da Sultanahmet Camisi' ne geçtik, gerçekten dev gibi ama o fil ayakları bozmuş orayı biraz -ehehehe boş konuşan insan- yani çok heybetli bir yer. Altın' ı altı anlamış gibi yapan devrin baş mimarına da zekasından ötürü bir Fatiha gönderiyoruz burdan. Sonra da Ayasofya' ya geçtik. Büyüklük kavramınızı net değiştirebilecek bir yer, heybet, ihtişam, entrika, turist, ehehe çok muazzamdı burası da. Mozaikten çalıp adamın kafasını sildiren hanımın da toprağı bol olsun diyelim. Mozaik zor bir şey, bir de simetrik mermerler gerçekten karizmatik ayrıntılar. Sonra Köfteci' de bir mola verdik. Ayranların ardından uykusu gelmiş gençler olarak da Topkapı Sarayı' na gittik. Arada Mozaik Müzesi' ne de uğradık -ismini salladım- devrin ressamları sanatçıları diyeyim ya da her ayrıntıyı müthiş yaparken çocukları çirkin hatta korkunç yapmışlar ki biz de bunu devrin çocuklarının gerçekten çirkin ve ya huysuz olduğuna bağladık. Topkapı' nın girişinde, yanımızdan bir gelin ile damat geçti -kısmet demektir ehehehe- ve kimin başlattığını bilmediğim -Ayça Hanım olabilir- bir alkış başladı, öyle gürültülü alkışladım ki kendime şaşırdım. Adaletin her şeyin üstünde tutulduğu devirlere imrendim. Eminim kısa sürmüştür deyip kendimi avuttum sonra da. Günün sonunu Caferağa Medresesi' nde getirdik, ayrana saran gençler bu noktada da yeni tutkularından vaz geçmedi. Rubik Küp' e artık bir adım daha yakınım ben de Emir Efendi de. Sonra da gruptan ayrıldık kurt kaptı.

Gün ile ilgili değinilmesi gereken önemli notlar.

* Rehberimiz çok iyidi, yani "çok iyiydi babuuaa yaaauu" dedirtecek kadar iyiydi, bilgi birikimi sağlam, anlatışları anlaşılır ve sıkıcılıktan uzak, motivasyonu ve tahammülü yüksekti. Kişilik olarak da cana yakın diyebiliriz kısaca. Ehehhehe.
* Deli Cevat Bey ile İkinehir Hanım' ın biz seni hep görüyoruz demelerinin üzerine okulda ne kadar boş bir insan olduğum, hatta okumaktan ziyade ortamı güzel diye okula geldiğim su yüzüne çıktı.
* Evren Bey hünerli biri sanırım, bize küpün bir yüzünü yapmayı öğretti, kendisi -Elif Hanım da- çotarank diye çevirerek hemen yapıyorlar bu cihazı çok havalı oluyorlar. Ayça Hanım' da güzel organizasyonlar için güzel bir yer tavsiye etti bize, inşallah vakit olur da gider bakarız.
* Gruptan ayrılırken herkesi öpsek mi, tokalaşsak mı ne yapsak derken bir iki tokalaşıp uzaklaştık. ehehehe. İlk kez tanıdıkalrımın çoğunluk olmadığı bir tanışma ortamına girdim, silik ve sessiz bir adammışım onu anladım. Ta ki Bahadır Bey ve Emir Efendi gelene dek.
* Bu denli değişik ve büyük bir katılım beni hayrete düşürüp takdire zorladı. Pek sohbet edecek zaman ve yer olmasa da görünce selamlaşacağıma inandığım on küsür insan daha var artık. Ehehe.
* Rehberimizin yeri ayrı bir kez daha, bir büyük alkış ve sevgi saygı gönderiyoruz kendisine. Cehennemin dibine gitse takip edilir ki Mersin' de bunu bizzat yapan tanıdıklarım var.

Cumartesi, Temmuz 07, 2007

Dünya Antalya Günü

* Turuncu kazağım var bir tane benim tam kazak gibi de değil aslında ama doğru kelime benim haznemde yok, neyse tarif edeyim biraz ince güzel bir kumaş uzun kollu dikine (düzüne diyecektim az daha eheheh) çizgili ama kendinden çizgili böyle kiremit rengi gibi mühendislik binası gibi evet. Annem bu kazağı giyince "dünyanın kendini en çok salan kazağı bu" dedi bugün, dün de giymiştim havalar biraz daha esintili ya, üşümeyeyim diye onu giyip çıkıyorum iki gündür. Bu kazağı giyince annemle de paylaştım kendimi tam olarak şöyle hissediyorum : Fransa' da yayınladığı romanının beklediği ilgiyi görmemesi üzerine İstanbul' a dönen ve yürüyüş yaparak kafasını dağıtan genç (bohem) yazar. Belki kazak biraz bol / salaş diye böyle hissediyorumdur kim bilir. Yalın' dan bir Ben Bilmem.

* Aklıma geldi yine sabah Ferrari' sini Satan Bilge kitabı ve bu kitabın reklamları ve neticede ulaştığı başarılı satış oranını düşündüm ve bunun Porsche ya da Maseratti gibi -çünkü biliyorum Aston Martin yapmaz- bir rakip firmanın başarılı karalama planı olduğu sonucuna vardım. Verilmek istenen tema bilge adam Ferrari' yi satar, ben de hiç almadığıma göre bilge de değil direkt olarak ermiş, fena fillah mertebesindeyim demek. Düz çizgili mantık beni zayıf gösteriyor.

* Arkadaş yahu gerçekten bir kişi bile şu bangır bangır giden seçim arabalarından etkileniyor da oyunu arabanın üzerindeki partiye veriyorsa, getirsinler çocuğumu keseyim yahu ! (Ferhat Bey' e ve Serkan Bey' e selamlar) Hakkaten keseceğim yahu, en aptal insan bile gürültüden tiksinir. Bir de ne zaman Onuncu Yıl Marşı duysam, Çelik' i dövesim geliyor, bu güzelim marştan beni soğuttu yahu herif, dövsen de dövülmez, Atatürk karşıtı falan der mahkemeye verir. Ehehehee.

* Şimdi efendim hani otobüslerde dikkatinizi çekmiştir bazı insanlar ücretsiz yararlanma kartları -kendim ürettim kelimeyi- kullanırlar ve akbilsiz ve parasız yararlanırlar toplu taşımadan yer yer. Peki bu insanlar özel halk otobüsünde neden bu kartları şoföre gösterirler ? Parayı toplayan adama gösterseler ya ! İşte İkarusların toplumumuzdaki derin etkilerinden birisi de budur bence.

* Ucube dişi bir şey ise, ucub da bunun eşi / erkeği / diğer yarısıdır. Ayrıca kitab, paked, harb gibi b ile biten kelimeleri de çok severim. d ile bitenleri de severim bazen, sırf bu yüzden şeytan diyor gir Türk Dil Kurumuna değiştir bir şeyleri.

* Yarın geziyi unutmadık değil mi gençler ? Yanınızda öğrenci kimliği de getirmeyi unutmayın.

Cuma, Temmuz 06, 2007

Moda' da Festival

Yahu bu taraflarda oturan varsa hiç üşenmesin hemen atlayıp Moda' ya gitsin. Bu arada bu atla gel lafını değerendirdim geçen gün ve gerçekten çıkış kaynağının at hayvanı ile gelmek bu sayede çabuk gelmek olduğunda karar kıldım. Neyse Moda' da sokak festivali var yahu, gerçekten helal olsun bunu yapana, burda çalışanlara, izleyenlere. O kadar hoş ki, hani sık sık bahsettiğim uçsuz bucaksız çay bahçesi var ya bu arada oradaki garsonun biri fena halde İlyas Salman' a benziyor -ki hiç haz etmem kendisinden- neyse işte o çay bahçesi ile park arasındaki incik boncukçu tezgahlarının olduğu alan boyunca şöyle düşünün ki her 20 metrede bir bir kaç insan müzik yapıyor, siz oturmuş çayınızı içerken ki zaten Moda İstanbul' un en huzurlu yerlerinden birisi, bir de üstüne fondan mırıl mırıl müthiş müzikler geliyor. Bir kısmını zaten İstanbul sokaklarında hep görmeye alıştığımız sokak müzisyenleri oluşturuyor bu müziği yapanların, bir kısmını ise ilk kez görüyorum. Misal Kuzey Avrupalı olduğundan şüphelendiğim bir abi ve abla vardı, abi gitarımsı çalıyor, abla da Loreena Mckennitt tadında sesiyle ve tarzıyla şarkı söylüyordu, Lordum olsa hiç acımaz gider sohbete girerdik. Taş çatlasa İrlanda diyorum. Bir taraftan üflemeli çalgılarla "... beni mesut ettin sen de olasın ..." melodileri, bir diğer taraftan El Condor Pasa ve öyle iyi yerleşmişler ki birbirlerini taciz etmiyorlar. Sonra dönüşte annemle beraber hayran olduğum tramvayın geçtiği ve güneşin battığı yoldan geldik. Tam da güneşin battığı saatlerdi, bir yol düşünün tramvay yolu var, güneş öyle bir parlatıyor ki demirleri, bir de yolun sonunda açık mavi apaçık görülen bir deniz, ardında Sultanahmet' in minareleri ve onların üzerinde kocaman koyu turuncu bir güneş ve yine deniz gibi aynı mavilikte mis gibi bir hava. Yok böyle bir sokak yahu!

* Adamakıllı düşününce doğru yolu buldu, her adam akıllı düşünürse doğru yolu bulurdu zaten.
* Düşme hattındaki hobbitler var bir de.
* Bir de hava öyle bir garip ki fall winter mı yoksa spring summer mı bilemiyor insan. (ftv)
* Bizim şatıl şoförlerinden biri kesinlikle hobbit. Bundan eminim, hep neşeli, kısa boylu, yuvarlak yüzlü, kırmızı yanaklı, gülümseyen, hoş sohbet bir adam. Bilbo' dan falan daha hobbit hem de.
* Hobbit dedim de aklıma geldi Lordum beni güldürdü, Allah da onu güldürsün.
* Bir de pazar günü geziye gelecekler bana bir mail atsın da yol planı yapalım beraber gidelim.

Çarşamba, Temmuz 04, 2007

Bir Taş Attım Pencerey Tıhk Dedi

Biri çıkıp dese ki "arkadaş ne yapıyorsun öyle şekilden şekile girmişsin" diye ne diyeceğimi bilemeyebilirim hatta kilitlenebilirim bir süre. Sonra da şu şekilde izah ederim bu pozun oluşumunu: Hayırlı bir vesileyle gittiğim ve yetenekli biriyle tanıştığım Hatun Apartmanı' ndan Batu Bey ve Miraç Bey ile çıkarken, yukardan akbil istemiş Batu Bey, yukardan atılan akbil ise (muhtemelen Cumali Bey attı / Koralp Bey de olabilir) yan apartmanın birinci katı hizasında balkon zemini gibi yapılmış yaklaşık 80 cm genişliğindeki gereksiz yerde kaldı. -Sonra durum değerlendirmeleri yapılmış ve yer eğimli diye merdiven benzeri aletlerin kullanılamayacağı anlaşılmış- Hatun Apartmanı' nın birinci katının kapısını çaldık tam çünkü o çıkıntının karşısında penceresi vardı ama açan olmadı. Bu olaylara bir de arkamda gördüğünüz kiralık yazan pencerenin üstünden katılan çok bilmiş boş konuşan dövsen dövülmez teyze de katılınca değmeyin keyfimize. Teyzenin bizi sövmediği kaldı nerdeyse, yukardan hakim ya olaya, âhkam kesiyor boyna, şeytan diyo asıl gelsin aşağı ! Neyse sonra sanırım Batu Bey marangozdan bir tahta almış uzunca ama tabi akbil çıkıntının ortasına düştüğü için ve çıkıntının yüksekliği fazla olduğu için tahta ile çıkıntının zemini arasında sağlam bir açı oluyordu ki akbili almayı imkansızlaştırıyordu. Sandalye falan da çözüm olmayınca ben bir anlık gazla çitonk diye resimde gördüğünüz yere çıktım ve hiçbir yere tutunmaksızın dengede kaldım. Sonra düşündük de baya şaşırdık her neyse yinede tahtanın açısı daralsa da hâlâ akbile ulaşamıyorduk, yukardan atılan bir havluyu tahtanın ucuna bağlayan Batu Bey ve ikinci seferde Miraç Bey' den aldığım destekle tekrar tırmanan benim çabalarımız meyvesini verdi ve o arada kalan dar açıyı süpürme yöntemi ile kapatabildik. Yukardan verilen sağa / sola gibi yerinde talimatları da esgeçmemeli. Resimde gördüğünüz değerli simalar soldan sağa Miraç Bey ve Cumali Bey sağolsunlar ikisi de bu zor zamanlarımda desteklerini esirgemediler. Ha diyorsunuz bir akbil için değer mi? Bence değer, genç adamız arkadaş işimiz ne? Bir de gömleğim ile Hatun Apartmanı' nın renk uyumu da maşallah pek yakışmışsınız dedirtecek cinsten.

Sanırım o çıkıntıyı gözünüzde canlandıramadınız bir de şöyle anlatayım şimdi bir H harfi düşünün büyük H ama. Sağ bacağı koparın sol bacağı apartmanın dikey yüzü ortadaki kısmı da çıkıntı farzedin. Biz çıkıntı ile aynı hizada olmadığımız için yerden sopayla yaptığımız hamleler ancak sol bacağı dikey bir A harfi gibi oluyordu. Çok güzel anlattım anlamayan eşşek !

* Buradan çıkardığım bir kaç dersten birisi hazırlıkta edindiğin iyi arkadaşlar daima arkanı kollar. Arkayı kollamak da çok amerikan oldu dostum ha ov yeah !
* Batu Bey de eğlenceli adam vesselam, Koralp Bey ile de tanışmamıza vesile oldu.
* Hatun Apartmanı' nda 1. kat kiralıkmış bak, Yataş' tan girince dümdüz iniyorsun hemen orda.
* Miraç Bey de gözlük giyince biraz şey oluyormuş nasıl desem, apaçhi diyim. =)
* Cumali Bey ve Koralp Bey' in de yeni evleri hayırlı uğurlu olsun.
* Bir kaç kat altta oturan Yasin Bey' i görürseniz selam vermeyin, uyuz bir tiptir biraz.
* Bir de okurken keyif alabilmek için güzel bir şey yaşamadan ya da aklıma hoş şeyler gelmeden yazmayacağım bundan böyle, çok boş konuşuyorum bari çok boş yazmayayım değil mi.
* Pazar günkü tur için Narsis' in biloğuna bir daha bakın program yenilenmiş. Tıkla bak !

Pazartesi, Temmuz 02, 2007

İkarus* musun be Birader ?

Nerede bir Versace yazısı görsem, sonunu okuyup Fenerbahçe diye algılıyorum. Öyle de yüce bir takımız arkadaş ! Ehehe ne alaka ben de tam kuramadım da dur bakalım bir kuran çıkar.

Genco Fas isimli math106 hocamız bugün dersin başında bana dönüp bir şeyler dedi, ben de kapının önünde oturduğum ve gürültü geldiği için kapıyı kapamamı istediğini düşünerek, "hocam kapamasam çok sıcak oluyor" dedim, kısa süreli bir kilitlenmenin ardından bir gülüşme, bir eğlenme, bir memnuniyet, bir yok artık şapşalmış hissi geldi üzerime. Meğersem adam "ışıkları yakar mısın" gibi bir şey demiş, hâlâ tam anlamadım, o da sonra "tabi sıcak olursa bilmem" gibi bir şeyler daha dedi. İşte iq mun 3' e hatta yer yer 2' ye indiği dakikalardı.

Asıl mühim konuya geldi sıra. Size bir turdan geziden bahsedeceğim. İstanbul' da oturuyoruz değil mi? Evet. Peki zibidi gibi Taksim' de gezmekten başka bir şeyler yapmak istediğimiz olmuyor mu hiç? Oluyooooor! Her zaman köprüden geçerken gördüğümüz o silüetlere neden yakından bakmıyoruz deyip hep erteliyor muyuz? Hııı hııııı.Artık bu gidişe bir dur demenin zamanı geldi ! Uzak diyarlardan bir rehber transfer ediyoruz ki hem bilgisi kültürü engin, hem insan gezdirmeye aç, hem de ne bileyim işte iyi birisine benziyor. Yaptığı gezi şahsen benim merak ettiğim, genelde küçükken gittiğim ya da hiç gitmediğim yerleri kapsıyor. Bu pazar siz de gelmez miydiniz peki bu geziye? Bence baya güzel olacak.

Burdan tüm arkadaşlarıma sesleniyorum bilogır olsun olmasın, bakın bu bir non-profit organization. Eheheh. Ayrıntıları rehberimizin kendi biloğundan görmek isterseniz -ki istemelisiniz çünkü merak sizi değil kedinizi öldürür en fazla- buraya tıklarsınız paşa paşa.

Gelmek isteyenler bana net haber versin. Ben de rehbere haber vereyim falan, yani boş bir insanım ya biraz iş yapmış gibi olayım o açıdan. Ehehehe.

8 Temmuz Pazar sabahı
Saat 10.00' da
Mısır Obeliski' nin altında.


Eheheheh bilmiyorsunuz değil mi ehehehe?

Şöyle şimdi Ayasofya' dan Sultanahmed' e doğru baktığınızda göreceğiniz üzerinde hiyeroglifler yazılı olan dikilitaşmış bu Mısır Obeliski.

* Başlıktaki İkarus' un mitolojiyle alakası olmadığı gibi iett ile alakası vardır, hızlı koşan insanların arkasından seslenmek için türettiğim bir özlü sözdür bu. Buyrun kullanın.

Pazar, Temmuz 01, 2007

Melis Hanım ile İki ile Bir

takvimler 30 haziranı gösterirken bendenizin sosyalleşme girişimlerinden biri daha başarıyla tamamlandı. yukarıdaki fotografta görüldüğü üzere bir kaç isim dışında önceden hiç bir şekilde tanımadığım insanlar arasında ayağa kalkmış telefon makinesine sırıttığıma göre sandığım kadar da gerilmemişim. her ne kadar toplantınızın yarısından fazlasında uyur pozisyonda bulunsam da orada olmaktan, çamların altında -ki büyük ihtimal çam da değildi o ağaçlar ama...- oturmaktan zevk aldığımı söyleyebilirm. tanıştığıma memnun oldum.

* Şimdi öncelikle belirtmem gerek nokta şudur ki bu resimlerin altındaki yazılardaki yıldızla kadar olan kısımları Melis Hanım, kalan daha düzgün ve daha kurallı kısımları da ben yazıyorum. Böyle biloğuma konuk yazar almak yerine evime aldım konuğu. Yukardaki fotoğrafta birbirinden güzel bir torba insan var sağolsunlar Kadıköy buluşmamızda bizi yalnız bırakmadılar, yurdun ve şehrin dört bir yanından geldiler. Fotoğraflarımızda geç gelip erken giden Cansu Hanım ve İbrahim Bey yer alamadılar, tabiki bunda masanın fotoğrafçısız tarafında oturmalarının da payı büyük. Ama daha Yargı Bey' in fotoğrafları da gelmedi tabi.
oldukça cana yakın kişiliklerin bir arada bulunduğu bir guruhtu. zaten fotograflardan da görüldüğü gibi herkes orada bulunmaktan memnundu.

* Şimdi Ferhat Bey dediğimiz insan sol üstte göreceğiniz gibi önce küsthaça grubumuzu bir süzdü, yahu benim ne işim var burada diye düşündü, şimdi kızlarla ve tepsideki içkilerle havuz başında olmam gerekiyordu diye de ekledi ama sonra baktı gençler de en az havuz ve diğer seçenekler kadar çekici, o da varsın eğlenelim o zaman arkadaş dedi ve elleri çak yoo diye ekledi. Kemik dörtlüyü görüyorsunuz yukarda da, Eray Bey, Okan Bey ve Tuğçe Hanım, festivalden kalkıp (Kilyos) gelecek kadar da nazik ve cana yakın insanlar. Esra Hanım da sağolsun zaten kadrolu organizatör olarak yine her şeyi düşünmüştü. Bana da kendisini ve Yargı Bey' i iskelede karşılamak düşerdi, düştü.

ılgın dünyanın en pis insanı olduğundan beni gene utanç içinde bıraktı kimi zaman. elimde bulunan buraya koyamadığım fotogrfalar halen mevcut. yargı, tuhaffiye ve tuğçe o herkesin başından geçen ilkokul çöpü önünde kalem açma mevzuundan bahsederken oldukça eğlendiler. pilav yedik oldukça lezzetliydi.

* Her daim lordum diye bahsettiğim değerli insan -bilok camiasında Anglachel olarak da geçer- da bugün bizi kırmayıp geldi, çocuğunu kesmek pahasına bana djarum da bulup getirmiş işte yüce gönüllülük böyle bir şey. Bir de nişan alma konulu bir brifink verdi ki bence insanları kilitledi ama çaktırmadı kimse. Pilavcıoğlu çok beğenildi. Yargı Bey de D.T.' den geldi, de biz Melis Hanım ile o kılçık sesli vokal atılana dek protesto olarak konserlerine gitmeyeceğiz. "hiiiii"
seçmenlerini selamlayan aday adayından farksız emir giymiş olduğu efendi kostümüyle gönlümüzde oldukça sağlam bir yer edindi. lakin seçmenleri kendisini pek de kaale alır gibi değildi.

* Sanki Eray Bey ve Okan Bey' e el sallamıyorum da seçim kamyonetinden halkı selamlıyorum. Bakışları tek tek incelersek, Ferhat Bey' de yahu birader bi git çay al iç ferahla bakışı var, Ekin Hanım ise kaale almayarak kafayı bile kaldırmamış, Lordum ise çocuğunu kesip uyumuş yapacak bir şeyi kalmamış.
ve günün sonunda vardığım nihai sonuç; iki nokta üst üste noktalı virgülün alternatifi değildir, ilk oturduğumuz yerde iç mekana girerken kafanıa dikkat et, tabakta bıraktığınız tane kadar çocuğun olur,kimi zaman sosyalleşmek o kadar da kötü değildir ve Sauron' u yolda görürsen selam verme.

* Ilgın Hanım ifadeni düzelt gel bak yüzyüze bakıyoruz kaç senedir ! Alt tarafta kiğılı mankeni şekli yaptım, bizim yanımızda da Melis Hanım takvim yaprağına şaşırdı. İşte böyle güzel bir gündü.

Neticede yıllardır beklediğimiz Kadıköy buluşmasını sanırım hakkını vererek yapabildik. Hava çok güzeldi, Moda da çok güzeldi, arkadaşlarımız birbirinden zarif güzel ve yakışıklılardı. Lordumuz karizmatikti, Yargı Bey biraz detoneydi. Falan filan işte.

Katılım hat safhadaydı : Esra Hanım, Okan Bey, Eray Bey, Tuğçe Hanım, Serkan Paşa, Yargı Bey, Cansu Hanım, İbrahim Bey, Ferhat Bey, Ekin Hanım, Tuhaffiye Hanım, Melis Hanım, Ilgın Hanım.