Salı, Aralık 30, 2008

Onuncu Günün Sonuncu Günü



Evet efendiler, az zamanda çok işler yaptık demişler ya, bizde bu kervana katıldık bizzat. Geçtiğimiz cumartesiden önceki cumartesi Açmöf dinletisiyle başlayan, sonra Taşoda Konseri ile devam eden, ardından Leo Dinletisi ile daha da devam eden konser sezonumuzu bu akşamki Türk Müziği Koro Konseri'nde gerek koroda söyleyerek, gerek solo söyleyerek, gerek de koronun yanıbaşında zilli daire vurarak bitirmiş oluyorum. Yani 11 günlük bir perioda 4 tane konser sığdırdık. Memnunuz, gururluyum, yorgunum ve önümde yoğunlaşacağım bir final dönemim var. Bu kış sezonu Studyo Live ve İş Kuleleri'ni de sayarsak gayet karizmatik geçti, her halükarda Taşoda tüm sezonun, hatta bugüne kadarki tüm sezonların en tatmin edicisiydi. Herkesi öpüyorum, neden böyle bir şey yapıyorum bilmeden, görüşmek üzere.

...ve Egecan Bey konserimizde görülür...

Şaka bir yana bizi hiç
yalnız bırakmayanlar.

Yargı Bey'in katkılarıyla.

Pazar, Aralık 28, 2008

Melis Hanım'dan Gelenler



Melis Hanım'ın yakaladıklarıyla Emir Bey Taşoda Kış Konseri, Aralık 2008.



Bu konserimizin ise pek değerli konuğu Nil İpek Hanım ile hatıra fotoğrafı.


Not : Böyle fotoğraflar geldikçe araya serpiştiririm.

Cuma, Aralık 26, 2008

Gelen Gideni Aratır *


Dün Emir Bey tarihimizin tartışmasız en güzel Taşoda Konseri'ni verdik. Konseri mükemmel verdik, hatasızız eşsiziz diye demiyorum, ama ses ayarları olsun, ışıklar olsun, dinleyenler olsun, repertuarın çoğu şarkısı olsun, şarkıların bolluğu olsun, rahatlığımız olsun, inanılmaz derecede içimize sinmişti sanıyorum. Üstelik ilk grup olarak çıkmanın avantajını saat 16.15 civarı olay mahaline giderek ses ayarlarımızı gönlümüzce yaparak bulduk. Hatta bitirdik sahneden indik beşi bir iki geçe tekrar çıktığımızda, gitar, kemençe ve bendir sahnede sandalyelerimizde duruyordu. İlk şarkıda sağolsun Nil İpek Hanım bize kadife sesiyle eşlik etti. Gerek çift sesler olsun, gerek paylaşımlı bölümler olsun, pek başarılıydı bence, umarım kendisi de bizim kadar keyif almıştır, böyle güzel bir başlangıcın getirisi olsa gerek, pek rahat devam ettik. Kadife demişken bir de akademisyen kadifesi diye bir kavram var kafamda, akademisyen dediğin kadife pantolon giyer kış oldu mu. Neyse arada efendime söyleyim şakalar mı yapmadık, birbirimize bakıp güşümeler mi gülmedik. (Evet gülüşme gülmek) Hatta ben Bebek şarkısını söylerken gayet içimdeki amerikan hayranını ortaya döküverdim, alkışlardan yüksek gülüşlere vesile olduk. Hasılı kelam pek hoşuma gitti konser, Açmöf konseri de bugüne kadarkilerin en iyilerindendi, bu da öyle olunca iyice mutlu olduk. Açmöf demişken, pek değerli iki konuğumuz vardı Açmöf'ten, iade-i ziyaret yaptılar bize destek oldular, sağolsunlar. Çoğu şarkıda grubumuzun oturmuşluğunu farkettim artık, Nilüfer bunların en büyük örneğiydi bence, keza Flying de öyle. Kendi kendimize fade out (sesin kısılarak yok olması) bile yaptık. Emir Efendi ve Nağme Hanım ile beraber müzik yapmak gerçekten apayrı bir keyif, iyi ki varlar. Türk Müziği Kulübü de ayrıca inanılmaz bir sayıyla katılım göstererek beni çok mutlu etti, ilk kez kendi alanımda diyelim, şarkı söylerken dinlemiş oldular beni. Tabi ki bizi yine bir vefa örneğiyle duygulandıran ve kamerasını kaptığı gibi gelen Ayça Hanım var bir de. Tıpkı bir buçuk sene Altunizade konserinde de kamera yok deyince, ben gelirim yahu deyip gelip baştan sona çektiği gibi. Konser bittiği anda hoop cdleri elimize verdi. Hoş izleyemedim bir türlü bilgisayarda problem çıktı azıcık ama olsun, varlığı yeter. Dünyanın dört bir yanından değerli konuklarımız da vardı konserde ayrıca belirtmeden geçemeyeceğim. Konserden bu kadar bahsettik yeter. (fade out)

Italic
İki ya da üç gün önce eve geldim kırmızı ufak ince bir kutu duruyor girişte, bu ne dedim cevap yok bizimkilerden, gittim üstümü değiştim geldim bir baktım eneeeem dedim Suomi yazıyor Lahti yazıyor Finland yazıyor Vääksy yazıyor falan. Açıverdim hemen, içinden Fazer aktı. Fazer oranın Ülker'i denilebilir. Ayrıca benim gittiğimde çok beğendiğim spatula ile salatalık soyacağı karışımı bir kaşar peynir dilimleme aletleri vardı masada, çağın icadı falan demiştim hatta ondan göndermişler bir de ehehe hem de ren geyiği boynuzundan sapı var. Bir de yeni yıl tebrik kartı. Çok sevindim, dün gece de gördüm ki benim paketim de onlara ulaşmış. İlk uygun vakitte bir kart alayım da arayıp konuşayım gençlerle, arayı soğutmayalım.


Ayrıca geçen HTR dersinde yanımda oturan Nil İpek Hanım yediği simitten ikram edip Simitisdermisin dedi, ben de smitis ! dedim. Eheheh, bu tip şeyler işte. Soldakiler gelenler, sağdakiler ise el emeği göz nuru gidenler.

* Başlıktaki sözü düşündeki içinden milyon anlam çıkardım evet.

Salı, Aralık 23, 2008

Taşoda Kış Konserleri ve Emir Bey Konseri



Emir Bey Konseri
Saat : 17.00 - 18.00
Yer : GKM / Boğaziçi Üni.
Tarih : 25 Aralık Perşembe

Emir Bey grubu olarak 25 Aralık Perşembe günü, Boğaziçi Üniversitesi Garanti Kültür Merkezi'nde saat 17.00'den 18.00'e kadar bizi dinlemek isteyenlerle buluşacağız. Taşoda Konserleri'nin kış ayağı olan bu güzel salon konserimize her yolu düşeni, aklından geçeni bekleriz, etkinlik ücretsiz olup, saat 24.00'e kadar sürecektir, perşembe ve cuma günü 17-24 arası okulun bir çok grubunu dinleme fırsatı bulacaksınız.

Tahmini Emir Bey Repertuarı :

Yeni Türkü - Resim
Keren Ann - Where No Endings End
Onor Bumbum - Kuğu
Dave Matthew's Band - Grave Digger
Acil Servis - Bebek
Yeni Türkü - Dostlar Arasında
Sezen Aksu - Yalnızlık Senfonisi
Anathema - Flying
Müslüm Gürses - Nilüfer
Yalın - Keşke
Yeni Türkü - Bana Bir Masal Anlat Baba
Emir Aksoy - Cennet Bahçesi

Gönlümüzden geçen oydu ki tamamen yeni eserler çalalım her Taşoda konserinde, ama çalışma vakitlerimizin az olması ve kaliteden ödün vermek istemeyişimiz, bir de bize ayrılan sürenin bir saate çıkması, bizi önceden çalarak Emirbeyleştirdiğimiz parçalardan da çalmaya sevk etti, ama Taşoda'da ilk keza çalacaklarımız çoğunlukta yine de. Umarım kendi aldığımız keyfi sizlere de yaşattırabiliriz. Ayrıca okulumuzun değerli müzisyenlerinden Nil İpek Hanım'ı da "konuk san'atçı" geleneğimizi bozmayarak Resim şarkısında bize eşlik etmesi için davet ettik, kulaklarınızın pasını iyice silebilelim diye. Saygılar, sevgiler.


GKM'ye geliş : Rumeli Hisar Üstü otobüsüne binilerek Etiler'i dalan geçince Basın Sitesi durağından hemen sonra gelen Cengiz Topel durağında inilir. Otobüsün gittiği yöne doğru yürünülür, karşımızda bir çim saha vardır, kavşaktan karşıya dikkatle geçilir, sola doğru dönülür, saha sağ tarafımızda kalacak şekilde kaldırımdan 100 metre kadar yürünür ve saha bitince sağ tarafta dev bir Superdorm girişi görülür, ordan içeri girilince Superdorm'u karşımıza alınca Dorm'un sağ yanında kalan modern mimarili bina GKM(Garanti Kültür Merkezi)'dir.

Rumeli Hisar Üstü otobüsleri :

Taksim/Beşiktaş (559c)
Kabataş/Beşiktaş (43r)
Şişli/Mecidiyeköy (59r)
Sarıyer/4.Levent (59rs)
Kadıköy/Boğaziçi Köprüsü (125)

Bu otobüslerden 559c ve 43r aynı zamanda Zincirlikuyu'daki Metrobüs'ün son durağından da geçmektedirler. Tüm dünyadan katılımları bekliyoruz.

Not : Bu denli detaylı yol tarifi şu yaşıma dek yapmadım bravo bana !

Pazar, Aralık 21, 2008

5BB / Türkiye'de "Öteki" Olmak


Önce fotoğraflar:


Batu Bey sağolsun bana hep arkadaş oldu bu üç gün sürecinde, cuma sabahı Üsküdar'dan İstanbul ve çalıştaylarımız.


Çalıştaylarımız ve bu gruplardan çıkan soruları cevaplamak üzere aramıza katılan Ali Sirmen ve Ruşen Çakır, Açmöf Müdürü Hakan Yılmaz hocamızla.



Dinleti yaptığımız yemek salonu ve değerli politika gençleri, dinletimizden kesitler ve nota sehpamızın doluluğu, ayrıca genel değerlendirme ve sertifika töreni.

Cuma, cumartesi ve pazar günlerimizi 5. Boğaziçi Buluşması'na ayırmıştık bu hafta. Konumuz başlıkta gördüğümüz konuydu. Pek güzel pek dolu dolu geçti bu üç gün, gerek okulumuzun bu tip konulardaki kimseden çekinmeyen serbest tavrı, gerek katılımcıların samimiyetleri bu buluşmanın güzelliğini arttıran faktörlerdi muhakkak. Medyanın ya da pek çok insanın kolaylıkla büyük olaylara dönüştüreceği konuşmaları özgürce hep beraber yapabilmek, dinlemek, anlamak, toplum için henüz ütopik bir kavram olabilir ama buluşmadaki farklı yerlerden gelen öğrenciler için gerçek bir durumu ifade ediyordu. Dileyelim de önce bu fikir özgürlüğü topluma yayılsın, bundan sonraki adımlar açısından herşeyden evvel bu gerekli gibime geliyor. 5BB'nin benim için bir güzel yanı da Emir Bey olarak, konuklara bir şeyler dinletme fırsatımız oldu. Nağme Hanım olsun Emir Efendi olsun pek karizmatiktiler, dinleyicilerimiz hem coşkulu hem sakinlerdi, hoş o kadar duygusal parça çalınırsa ardı ardına olacağı bu. Yapacak bir şey yok lakin Emir Bey tarihimizin en keyifli konserlerinden birini vermiş olduk biz. Bakalım Taşoda'yı ne yapacağız. 

Bu perşembe saat 17.00'de GKM'de isteyen herkes ücretsiz olarak Emir Bey'i dinleyebilir. Gönlümden geçen her Taşoda'da farklı repertuar yapmaktı ama hem çalışacak vaktimiz olmadığı için hem de bize düşen süre uzadığı için, bu dönem yeni eserlerin yanısıra sevdiğimiz lakin önceden çaldığımız eserlere de yer verirsek şaşırmayın. Detaylı konuşuruz sonra Taşoda mevzusunu, saygılar. Ayrıca Açmöf'e bu başarılı organizasyon için çok teşekkürler.

Pazar, Aralık 14, 2008

Kaçsam Bırakıp *



Merve Hanımcık dönmüş İstanbul'a kendisini özleyip de görmemek olur mu hiç, olmaz hiç. Sabahtan efendime söyleyim kalktım, kahvaltı ettim, odamın tozunu aldım, süpürdüm, yıkanıp temizlendim, çıktım yola, Merve Hanım'a dedim in in diye, o da indi Cadde'ye gidip yürüyüş yaptık hazır hava da güzelken. Bu hafta yine 20 dereceyi görecekmiş, sonumuz hayrola? O vurguyu da soru işaretiyle yakalayabildiyseniz ne âlâ yok yakalayamadıysanız da nasip değilmiş. Neyse cadde yürüyüşünden sonra evlere dağıldık. Bir kaçtır diyorum ama gerçekten Pink Floyd'un Wish You Were Here albümü çok güzel. Neyse dağıldığım evde son bir kaç bayram ziyaretini ağırladık ki birisi en viaypi'sinden Selin Hanım'dı. Sonra da yengemler geldi Afra Ablam, Yusuf Ağabeyim hep beraber oturduk yemek yedik sohbet ettik, diz üstü bilgisayara Türkçe Windows yüklerlerken geceyi ettik ve onları eve bırakıp tekrar eve döndüm. Bu günümü böyle yazdım ki başka türlü yazılar yazıp iç sıkıntılarımı dış sıkıntıya çevirmeyim. Okuyucuyu kederlere gark etmeyim. Kimse de gark etmesin zaten çok rahatsız olurum bu tip şeylerden. Ne tip bir şeysin sen maşallah da demeyin. Bir dvd (kabıyla) ve bir A4 karton postalayacağım Finlandiya'ya normal postayla, olur mu? Olursa kaça olur? Çok eğlendim bugün de hayırlısı. Çok pis araba sürerim onu da demedi demeyin sonra.

* İncesaz - Mazi Kalbimde albümünün en naif parçası desem yeridir.

Cumartesi, Aralık 13, 2008

600



Bugün hesapladım kafamdan yuvarlakça bir şekilde bir yerden 100 bin lira para gelse kafamdaki tüm fikirleri gerçekleştirebilirim, tabi umudumuz milli piyangoda en çok, eheh, işte ne bileyim odama ufak bir kayıt stüdyosu işlevi görecek bilgisayar, ses kartı ve diğer ekipmanları bu havadan gelen para ile alırım, tabi ki Avrupa'yı gezip kamptaki arkadaşlarla tekrar görüşme planlarım vardı ki bunun ilk etabı Paris'di ama öyle görünüyor ki aklımızdaki tarihten daha öteye ertelendi, ekonomik kriz falan tabi. Neyse Pink Floyd'un Wish You Were Here albümü nasıl güzel bir albümdür, nasıl şaşırtıcıdır, etkileyicidir, mükemmeldir, korkutucudur, anlatamam kolay kolay. Dinleyin muhakkak. Bunun yanısıra bu hafta değil önümüzdeki haftanın perşembe ya da cuması (25-26) tam kesin olmamakla beraber Taşoda'da sahne alacağız, ajandalarınızda şimdiden o tarihleri boşaltın, tahmin ediyorum perşembe (25) saat 17.00 gibi çıkarız ama ne kadar isabetli bir tahmin bu belli değil, keza çıkıp çıkmayacağımız da belli değil. Ondan hemen sonra yine tam belli olmayan bir ihtimal 28'i akşamı ortak toplantıda çalabiliriz, bunun akabinde de 30'unda bir aksilik olmazsa Bütmk konseri görünüyor. Hazır bu kadar yoğunken eminim bir iki konser daha çıkar ki ben delirivereyim, ama azizim hayat müzikle güzel, uğraşalım da müzik için uğraşalım yahu. Bundan sonraki ilk çalışmanın ardından olası repertuarımızı yazacağım buraya, gelmeden önce çalışın şarkılara diye. Başka diyeceğim bir şey var mı bakalım? Şimdilik yok gibi hatırladıkça söylerim.

Salı, Aralık 09, 2008

Edebi Metinler



En sağdaki Şinasi, Mete Bey'e ait, benim favorim ise soldan ikinci Abdülhak Hamit Tarhan, kendisi gördüğünüz gibi yangından ilk kurtarılmış bir halde, hatta hâlâ yer yer tütyor, diğerleri de en azından daha gençler.


Hem soldan ikinci hem de sağ baştaki Mete Bey'den geliyor, ufak tefek katkılarımız var tabi birbirimizin eserlerine, soldaki sarıktan saça dönüşüm yine benim favorim, bir de kimi yaptık bilemedim ama birinden Tiryaki Hasan Paşa yapmışız ona güldüm.


En iyiler en sona kalmış, soldan sağa Ahmet Yesevi, yanında Baron Rasim, Servantes ve Şener Şen, ahahaha Şener Şen yahu bildiğin Mehmet Akif azcık saç ekledik Şener Şen'in gençliği oldu, Mehmet Akif'le ilgili bir film çekseler de Şener Şen'e oynatsalar.

İnsanın niye durduk yere canı sıkılır bunu da anlamış değilim, şu resimler de olmasa eğlenemeyceğiz desenize yahu. Nafut Hanım'a pek teşekkür ederiz.

Cumartesi, Aralık 06, 2008

Lise Hazırlık


Lise hazırlıktaydım, ya da bazı İzmirli ve Bursalı arkadaşlara göre liiise hazırlık. Her neyse Türkçe kitabımızda bir şiir vardı, ya da bilmiyorum bir yazı bir şey. Atatürk ile ilgiliydi. O zamanlar Türkçe kitapları şimdiki gibi değil tabi, şimdi Türkçe kitabı olmamasıyla da alakalı olabilir bu belki. Neticede o kitabın her parçasının arkasında önünde anlam soruları olurdu. Biz de bunları defterimize çözüp gelirdik, hoca da sorardı anlatırdık. Daha hâlâ küme düzeniyle oturduğumuz yıllardı ve benim tüm sınıfı Zombie ve Korku şarkılarıyla zehirlediğim yıllardı. Neticede bu Atatürk ile ilgili yazı ya da şiirin ilk sorusu Atatürk ile ilgili düşüncelerinizi bir kaç cümlede kısa bir paragraf halinde anlatın gibi bir şeydi, hoca da -ki çok severdim- beni kaldırmıştı cevap vermem için, ben de evde defterime de yazmış olduğum şu cevabı okumuştum : Atatürk öyle büyük bir insandır ki yaptıkları bir iki cümleyle anlatılmaz. Hoca da sen ne akıllısın öyle demişti. Eheheh. Şimdi aklıma geldi nerdeyse sekiz sene sonra, çok güldüm kendime, çok komik biriymişim gençlikte. Sonra o Türkçe kitabındaki her eserin yanında konuyla ilgili bir resim ya da çoğu zaman şairin ya da yazarın çizimi olurdu, onları boyardık, modifiye ederdik. Güneş gözlüklü ve iç içe geçmiş A,Y zinciri takan bir Ahmet Yesevi'm vardı benim. Sonra o kitabı çizimleri yüzünden muhafaza etmeye çalıştım ama bugün bakıyorum da hiç başarılı olamamışım. Bir de Şener Şen'in FBI ajanı olmuş haline benzeyen bir Mehmet Akif Ersoy vardı. Hey gidi hey çok eğlenirmişim belli.

Perşembe, Aralık 04, 2008

Günlerimiz


çözülen bir yün yumağı
akıp giden günlerimiz
mezar taşlarından suskun
sessiz sitemsiz

savrulan yapraklar gibi
akıp giden günlerimiz
cenaze törenlerinde
sessiz sitemsiz

bir suçluyu aklar gibi
akıp giden günlerimiz
sanki bir sır saklar gibi
sessiz sitemsiz

bir kitaba başlar gibi
koşarken yavaşlar gibi
ölen arkadaşlar gibi
sessiz sitemsiz

şiir: yağmur atsız

Eylül Hanım gönderdi bugün bu şarkıyı. Hani diyecek tek bir şeyiniz olmaz ya bazen. Derin bir of çekmek istersiniz de çektikçe tekrar tekrar çekesiniz gelir. İşte bu şarkı, bu sözler, bu ses beni böyle yaptı. Ben bir şey demiyim daha fazla merak ederseniz; siz dinleyin.


Pazar, Kasım 30, 2008

Bir Varsın Bioxcin



Eskiden yedi ve yirmi karışmasını çok yaşardım şimdi de dokuz ve otuz. Nedir bu sayılardan rakamlardan çektiğimiz ha? Aklım bu aralar yine dönüp dolaşıp bir kaç projede takılıyor. Bakalım bu aralık ayı da geçen senelerki kadar konser yüklü mü geçecek? Hoş sene başında iki prestijli (İş Kuleleri, Onor Bumbum) konserle başladık ki normalde ölü bir dönemdi o dönem benim için, umalım da gerisi de hoş gelsin. Hoş geldin yaaar yürreğimee adlı parçayı da tam bu platformdan en sevdiğim hanımefendiye gönderiyorum. Alt yazıda bahsettiğim milyon tane elime geçen albümden bir kaç şarkı seçip (herbirinden) bir pek hoşlar listesi yapmak istiyorum ama bakalım gücümüz vaktimiz yetecek mi? Ne çok soru sordum değil mi? Artı bir, arto bir, birsen, bir ben, bir de bebek kahvesi.

Cumartesi, Kasım 29, 2008

Müzik Tavsiyeleri Ediyorum

Son dönem dinlediğim albümlerden güzel olanları (kendime göre) sizlere de söyliyeyim de dinleyin dedim, iyi demişim değil mi, iyi demişim iyi. Misal ilk albümümüz Anathema'dan Hindsight isimli albüm, 2008 çıkışlı; akustik ve best of özellikleri taşıyor. Anathema da sonunda benim çizgime geldiğine göre artık gönül rahatlığıyla müzik yapabilirim demek. Blonde Redhead'in 23 isimli albümünü dinledim sonra, gayet de başarılı buldum. Tavsiye ederim ne çok sıradan ne çok sıradışı diyelim. Bir diğer tavsiyem ise Cat Power'ın 2008 çıkışlı Jukebox albümü. Hoş Cat Power ne yapsa beğenirim gibi bir his var içimde, kendisiyle ilk kez Tuhaffiye Hanım'dan gelen Fool ve Werewolf isimli iki naif parçayla tanışmıştım. Neyse bu albüm de pek güzel, bir de Greatest Hits çıkardılar sanırım bu yakında ama tam kestiremedim. Damien Rice'ın 2006 çıkışlı 9 isimli albümü de bence her şarkısıyla hoş bir albüm, kadın vokalleriyle de hoş. İlk dinlediğimde kılçıksı gelen bu ses de zamanla kendini sevdirdi alıştırdı, gayet beğeniyorum şu an. Dave Matthew's Band'in nerde nasıl bir albümünü bulursanız hemen düşünmeden alın dinleyin derim, iyi davulcu nasıl olur bakışıma yepyeni açılımlar getirmiştir, şarkıları da bazen sıkan country keman tınıları ve nadir, uç vokalleri dışında pek hoş. Keren Ann'ın kendi ismini taşıyan 2007 çıkışlı albümü de pek naif. Zaten hiç bir şey yapmasa daha bu kadın, sadece Where No Endings End ile gönlüme sonsuza dek taht kurmuştur. PJ Harvey'in Stories from the City, Stories from the Sea albümü de hoş bence. Sanırım saydıklarımın hepsinden bir nebze daha fazla keyif aldığım bir diğer albüm ise Portishead'ın Roseland isimli 98 çıkışlı konser kaydı. Çok çok çok başarılı bulundu tarafımca. Yine Sia'nın Lady Croissiant isimli 2007 çıkışlı albümü de keza her şarkısıyla gönüllerimizde yer edinmiştir. Bunlar yaklaşık 2 buçuk haftalık bir süre içerisinde dinlediğim 60 kadar albümden aklıma, kulağıma ilk takılanlar diyelim. Muhakkak dinledikçe tatlananlar da olacaktır. Bulduklarınızı dinleyin derim ama.

Not : Egecan Bey'den gelen Death Magnetic albümü de tükürdüklerimi yalatacak cinsten.

Bunların hepsinden daha güzeli punkreas açıldı !

Perşembe, Kasım 27, 2008

Kın Kın


Şimdi sınav mınav çok iş güç var ama bir ara yazacağım buralara, yine de bomboş bırakmak içime sinmedi. Ayrıca bana faşist veya ırkçı diyen tüm herkesi kökten kınıyorum, ayıplıyorum. Kendinize bakın bre zibidiler diyorum. Biz insan taşıyoruz. (iki hamile dostun üçüncü arkadaşlarına kurduğu cümle) Dandadadan'a da başlık fikri için teşekkürler ediyorum, çatal matal yok ama kimseye. Ayrıca kökten kınadığıma göre hafif bir kökten dincilik var bende, ama dur hemen yaftalamayalım.

Pazar, Kasım 23, 2008

Karaköy İskelesine Mersiye


En son Nil İpek Hanım'la binmiştik vapura oradan,
Hatıralarım vardı içinde şuradan buradan,
Dönüp baktım hele nice zaman geçti de aradan,
Elimizde kalan biraz liken, biraz denizanası imiş!

Geçerken Galatasaray'dan girmezsek Çaycı'ya şayet,
Salardık yokuştan İtalyan Lisesi'ne direkt,
Yol dostlarımızı da oradan toplardık elbet,
Bağlarbaşı'na giden en kısa yol Karaköy'den geçerdi hey hey!

Sultanahmet'ten bile gelsem gitmezdim hiç Eminönü'ne,
Haliç'ten Üsküdar'a gidenler bile bir dururdu önüne,
Sular üzerinde baya da uzundu boyuna, genişti enine,
Kaderde sular çekilene kadar kavuşmayı beklemek de var imiş.

Çekti gitti aramızdan lodoslu bir İstanbul gününde,
Kadıköy-Karaköy jetonum patladı mı elimde?
Nasıl gideceğiz o tarafa aklımda sorular var benim de,
Karaköy İskelesi'yle kalbimi de gömdüm ben o sulara hey hey !


Perşembe, Kasım 20, 2008

Bir Hadise Var



Gözlerimi kapadım, öncelikle III.Selim'in huzurunda, padişahın kendi eserlerini padişaha icra eden bir incesaz ekibiyle beraberdim, sonrasında yıllar geçti imparatorluk değişti, dil değişti, konular değişti, ama asalet hiç değişmedi, en son İstanbul'u sevmezsek aşkı anlamayacağımızı duyduk, gözlerimi açtığımda Münip Utandı'yı ve klasik sazlarını ayakta coşkuyla alkışlarken buldum kendimi, meğersem Albert Long Hall'daymışım, hepsi bir rüyaymış, hepsi böyle olsa rüyaların dedirtecek cinsten.

Çarşamba, Kasım 19, 2008

İş Kuleleri Konseri


İlk kez kocaman bir çiçeğimiz oldu, vay bize vaylar bize !
İş Kuleleri'nde gerçek anlamda ilk akustik konser veren bizdik herhalde.
5 şarkımızdan mikrofonlu olan son ikisi müthişti, ilk üçü ise biraz duyulmamış olabilir.
Böyle kulisimiz olsun, başka da bir şey istemiyorum.
Seray Hanım ve Çağlar Bey'e de nice teşekkürler, beraber çalmak/söylemek pek keyifliydi.

Pazar, Kasım 16, 2008

Enerji Bakanı mıyım?


Bu hafta yapılacaklar listesi :

* Pazartesi, Cafe ile konuş, Salı'ya çalış (hem ders/hem müzik), sınav quiz yoksa koroya katıl,
* Salı, sınava çalış, gir, çık, İş Bankası Kuleleri'ne git, dinleti yap,
* Çarşamba, koroya kal, şarkıları öğren,
* Perşembe, kulübün müthiş Münip Utandı konserine git,
* Cuma, pazartesi günkü konuşmaya göre program yap ya da yapma.

(ayrıca her gün okulum olduğunu saymaya gerek duymadım)


Demek bu hafta da en erken eve 21.00 gibi döneceğiz her gün. Bakalım biz de kısa zamanda çok işler başarabilecek miyiz?

Perşembe, Kasım 13, 2008

Bir Akşamın Daha Burda Sonuna Geldik


Etrafımda öyle naif dostlarım var ki uçurumdan atlasam aşağıda konser vericeğim deyip, peşimden gelirler, beni hiç yalnız bırakmamacasına. Bu dostlarıma yenilerini eklemek ama hâlâ o samimiyeti bozacak kadar kalabalıklaşmamak pek daha güzel. Bir de kendi yaptığım müziği herhangi bir ses sistemi olmadan bu dostlara aktarma şansım olsa ya da en azından basit bir sistem ile. Hani kafamı takmayacağım cinsten, gözlerimi kapattığımda, şarkıları söylerken aklımı kemirmeyecek bir sistem. Neyse çok şey istiyoruz herhalde. Elimizdekiyle yetinelim. İyi ki varsınız hepiniz. Hep sizlerin huzurunda şarkı söyleyebilmek dileğiyle!

Salı, Kasım 11, 2008

Emir ve Mete ile Sıcak Dakikalar (eheheheh)



Mete Bey'in bağlantısıyla canlı müzik sektörüne adım atıyoruz beraber, ilk sahnemiz ise bahsettiğim üzre bu perşembe saat 20.00 gibi sanırım. Üç bölüm yapmaya karar verdik, ilk bölümde Mete Bey tek çalıp söyliyecek yabancı parçalar çoğunluklu, orta bölümde beraber çalacağız söyleyeceğiz, son bölümde ise ben tek başımayım Türkçe ağırlıklı. Fena olmayacak gibi duruyor, bu perşembe hem bizim hem işletmecilerin açısında bir deneme olacak muhtemelen, belki sonrasında farklı konseptlerle, hatta tek başımıza ayrı günlerde bile sahne alabiliriz belki de ya biz beğenmeyiz bir şeyleri, ya da onlar bizi beğenmez ve sonraki sefer olmaz. Nasip ne diyelim.

13 Kasım Perşembe
Saat 20.00-22.00 (yaklaşık değerler)
Cafe Bu / Teras


Peki yedi düvelden gelen "dinleyenlerimiz?" Cafe Bu nerde bilmezler mi? Şöyle tarif edelim, bizim okula gelen bir araca binecekler ki okulun toplu taşıma araçları Rumeli Hisarüstü'dür yani R.Hisarüstü yazan otobüsler (43R / Kabataş, 559C / Taksim, 59R / Mecidiyeköy, 59RS / Sarıyer, 125 / Kadıköy, ...) ismi bizim okul olan bir duraktan geçerler, son duraklarından bir önce. Sonra okulun durağında inince ortada bir kavşak göreceksiniz, sırtınızı okulun kapısına doğru dönünce o kavşaktan karşınızda solda cami, -sağa doğru- yanında durak copy, yanında simitçi, yanında börekçi, yanında bakkal ve yanında eczane göreceksiniz, eczanenin yanında otopark gibi bir yer var oraya doğru yürüyüp, ordaki markete girmeden sola girerseniz doğru kapıdan girmiş oalcaksınız, keza kavşakta kafayı kaldırıp yukarı bakarsanız muhtemelen mekanın tabelasını da göreceksinizdir, en kolayı hemen ilk önünüze çıkana sorun siz sağ ben selamet.

Pazartesi, Kasım 10, 2008

Feist ... Çok Yaşa ... Sen de Gör

* Bu da mı gelecekti başımıza?

* Bugün okulda neredeyse tek Fenerbahçe formalı insan bendim, bu nasıl bir soğukluk, heycansızlıktır yarabbim, ne uyuz bir ortammış. Koskoca bölümde neden herkes "evet biz kültürlü insanlar asla futbol izlemeyiz" imajı çizer ki anlamadım. Hayır aynı insanlar yeri gelince "nasıl koyduk ama heeaa heaaa heaaa?" demesini de biliyor çok enteresan vallahi. Resmen tüm gün 3 kişi ya gördüm ya görmedim formalı, lisede olsa (ki 6 Kasım liseye denk gelir) her yer sarı-lacivert olurdu, okulu geç şehir bir hafta olurdu, derbi canım bu daha eğlenceli ne olabilir? Neyse azizim çürümüş millet, ya da şekil olmuş. Pek hoş bir hanım kızımız formayla gelmiş ama onu çok takdir ettim, selam verip vermeme arasında kaldığım bir insandır kendisi (tanışmışızdır ama nerden hissi var her daim) ama yarın görürsem gidip diyeceğim formanız pek yakışmıştı diye.

* Hasbel kader ile Hansel ve Gratel birbirine ne kadar benzerse, Elthon John ve Jo Dalton da birbirini o derece andırır.

* Bir kaç haftadır beyaz (ama bembayez) paketli Negro yiyorum, o nasıl oluyor demeyin, migrosa gittikçe dörtlü beşli paketlerde alıyorsunuz, içindeki bireysel paketler bembeyaz, ama nedendir bilinmez pek lezzetli geliyor bunlar bana. Nasıl bir ırkçılıksa artık içselleştirdiğim, hayırlısı, tabi Negro reklamını da yapan benim kafadan olsa gerek ki siyaha anlam kazandıran beyaz demiş. Ehehehe.

* Bugün derste yanımda oturan hanım efendiye çayımdan ikram edip, hâlâ sıcak çok uzağa gitmiş olaman demek istedim, çok kilitlemekten korktum, vazz geçtim.

* Ayrıca perşembe günü gerçekleşecek canlı müzik dinletimiz konusunda hâlâ bir müzakere yapamamamız konunun netleşmesini engelledi, halbuki rest çekecektik, nasip yine çekeriz.

* 373, 303, HTR


* Bir de bazen samimiyet ile kabalığın ayrımını iyi yapamıyorum, özellikle vurgu ve mimiklerin hakim olamadığı bu sanal ortamda. Bana mı dedi acaba diye aklının en ucundan geçebilecek olan herkesten bu yüzden özür dilerim. Çeki düzen.

Pazar, Kasım 09, 2008

Burası Kadıköy Burdan Çıkış Yok *

Bu slogandır şu takıma beni hayran eden, ne de güzel slogandır, 6 Kasım'dan beri böyle keyifli gs maçı izlememiştim, en çok da adamların senelerdir oynamadıkları bir futbolu oynadıkları hafta yine Kadıköy'e gelip, hüsranla dönmelerine üzüldüm (ben bile). Ama neyse çok keyif aldım, gsli dostlarımla da pek kardeşlik ruhu içinde izledik, tarafsızca yorumladık.


Rica ederiz yahu ne demek.

Cumartesi, Kasım 08, 2008

Format 874

Projeler, ufak tefek işler, daha büyük işler deryasında yine kendimi kaybettim gitti bu aralar. Yok yok kaybetmedim yahu ama her zamanki gibi upuzun bomboş bir dönemin ardından yetişemeyeceğim kadar çok fırsat çıkıyor karşıma, hangisi iyidir hangisi değildir kestiremediğim gibi hepsini tamamen deneyecek vaktim de yok, azar azar artık, tırtık tırtık ne yapalım.


* Bir de şu resimdeki gibi bir adam vardı n'oldu ona bilmem vallahi, ne güzel çekmiş Melis Hanımcığım da maşallah.

Neyse şimdi mühim olan konumuz bu haftalarda ders çalıştığım saatlerden en yüksek verimi alabilmek. Bir adet 303 (politikıl ikonomii) ve HTR sınavımız var bu hafta, sırasıyla çarşamba ve perşembe. Bakalım geçtiğimiz hafta girdiğim sınavım güzel geçti gibime geldi -şu okul hayatımda ilk kez- tabi sonuçları görmeden bir şey dememek gerektiğini acı deneyimlerle sabitlemiştim. Bu hafta perşembe akşamı ayrıca bir değişiklik daha var ki Mete Bey ile Cafe Bu'da canlı müzik yapacağız tahmin ediyorum 20.30'dan 22.30'a kadar. Sonrasında da müzakereler, bizim beğenimiz, onlarınki, bizim şartlarımız, onlarınki değil. Eehehe. Sonraki salı günü ise belki bana gitar çalmayı öğreten insanlardan birisiyle 3 sene sonra tekrar aynı sahneye çıkacağız. Dur bakalım hayırlısı. Çok uzun zaman sonra tekrar dinledim ki Camille'den Au Port! Müthiş hoş bir parça. Ayrıca Caliban'ın 2006'da çıkan The Undying Darkness albümünü de -isme koş be- dinledim ki tam sevdiğim Caliban yahu, özlemişiz. Pek cana yakın çalıyorlar. Mahsun Kırmızıgül'ün eski bir şarkı sözüyle bitiriyorum yazımı : "Ben seven kadın canlısıyım." Eeuaheuahueahuaea.

Not : Nil İpek Hanım'ın biloğunda kendimizi de görmek nasip olacakmış demek.

Salı, Kasım 04, 2008

Düşmanımın Başına



Efendiler dün şöyle dakikalar yaşadım ki Allah kimseye yaşatmasın çok zor durumda kaldım, tam uzunca ama tanıdıkla ve yeni tanıştıklarla keyifle geçen bir 125 yolculuğundan sonra evin bahçesine girmiştim; evin bahçesi dediğim yalıda oturmuyorum ne yazık, ufak sempatik apartmanımızın önünde bir o kadar sevimli bir bahçesi var 15x10 boyutlarında göz kararı ki bu aynı gözler 6 metrelik duvarı 9 diye de tahmin etti geçtiğimiz hafta hemen ardından da 9 buçuk12 mi 13 mü hadi en iyisi 11 buçuk (hesaplarımız hep metreyle) sandılar falan. Neyse apartmanın kapısına yürürken cebimden de anahtarlarımı çıkardım, sadece demir bir halkadan oluşan -belli ki vaktiyle bir şeyler sarkarmış ucundan- bir -sallandıracaksın bunların birisini bak bir daha yapıyorlar mı- anahtarlığım var, üç anahtara da ev sahipliği yapıyor kendisi. Bunların birisi işte bu apartman kapısı. Anahtarlardan birisi ise tutma yeri yüzünden tamamen ayrı bir karaktere sahip ama dün diğer ikisini karıştırdım. Anahtarı yuvarlak, tutma yeri ve düz, kilide giren kısım olarak ayırırsak bu birbirine benzeyen iki anahtarın tek ayrım yeri birinin bir kaç milimetre daha uzun bir kilide giren kısma sahip oluşuydu. Neyse anahtarlığı cebimden çıkarmak için anahtarların birisini işte bu kilide giren uzun kısmından tutmuşum -uzun kısım tamamen kapanacak sadece yuvarlak kısım görünecek şekilde- ve o karanlıkta şeklim kimeyse yiğtliğe de laf ettirmemek için bu benzer iki anahtarı işte o yuvarlak kısımlarının çaplarındaki farktan anlamaya (ayırt etmek manasında kullandım burda anlamayı) çalıştım. Boyları 2 milimetre farkederken artık o çaplarının milimetrenin kaçta kaçı fark ettiğini siz hesap edin. Karanlıkta bu tip uğraşlar içindeydim ve anahtarın ayırt edici kısmını ısrarla gizlemeye devam ettim parmaklarımla, sonra doğru olanı seçtim neticede ama ölüm gibiydi, çok stresli anlardı. İnsan saniyenin kaçta kaçında ne büyük hikayeler yaşıyor bazen.

Fotoğraf : Sırf suratımdaki ifade Allahı'm Yarabbi'm ne oluyor yahu hangi anahtarı seçsem ölmem ifadesi olduğu için bu fotoğrafı seçtim, aslında Onor Bumbum ile pek karizmatik çıkmışız tabi ki fotoğrafı çeken Yargı Bey'imizi de es geçmemek lazım.

Ekleme : Son iki saat içinde iki ayrı kişi şuna ulaşmam vardır numarasını bulabilir misin diye beni aradı, demek bağlantılar konusunda gün geçtikçe kilit bir isim oluyorum, çok esrarengiz vay be, bir de üstte anlatmak istediğimi anlatabildim mi hiç emin değilim.

Cumartesi, Kasım 01, 2008

Konserin Ardından

* ilk iki fotoğrafı çeken Ozan Bey'e teşekkürlerimizi borç biliriz...


Onor Bumbum'un müziği gerçek anlamda çok beğendiğim bir müzik, ilk kez canlı dinleme şansım oldu açıkçası (Roxy'yi saymazsak) ve ses düzeni ne kadar başarısız olursa olsun, müzik çok güzeldi. Demek neymiş ses problemi her ortamda yaşanırmış (oha Studyo Live'da da mı) bu sırf bana ve Taşodalara mahsus değilmiş. Konsere gelen gelmeyen herkesi bilokta sağ alt tarafa koyduğum Onor Bumbum resmine tıklayıp şarkılarını bir kez de güzel ses sistemiyle ev ortamında dinlmeye davet ediyorum, beğenmemenize ihtimal vermiyorum.


Ben de nacizane Onor Bey'in Kuğu isimli pek naif minik bir eserini seslendirdim, şarkıyı öyle seviyorum ki -söyleyince daha da arttı bu sevgi- albüm yapsam okurum o derece. Burda en sağdaki benim, boynumda da 27 derece 23 dakikalık hisli şarkıcıyım ben açısı var. Ortada sırtı dönük klavye çalan Onor Bey, en solda üzerine ışık vuran insan ise klasik kemençe sanatçımız Nağme Hanım. Bu arada sanırım ciddi anlamda ilk konuk olduğum konserdi bu konser, o yüzden yeri çok ayrı benim için. Sahnede söylerken kendi sesimiz gayet güzel geliyordu, seyircilerimiz inanılmaz güzeldi, çok vefalıydılar, ne denli teşekkür etsem az, umarım bir nebze olsun beğenmişlerdir yorumumu.


Tabi ki gecenenin bir diğer mühim ismi Emir Efendi'ydi ki kendisi Köpek şarkısını söyledi nedense Orhan da artık hikayede. Böyle bir Emir Bey kadrosu pozumuz olsun istedik, çektik. Gelen tüm dostlarımıza nice teşekkürler ve bizleri davet ettiği için Onur Bey'e de sonsuz teşekkürler ve tabi ki hep yanımda olan her notasıyla kalitemi arttıran Nağme Hanımcığ'a.


mesaj atmadın, belki yine onu rüyanda gördün
geri aramadın, belki bu sefer gerçekten döndün
beni yaraladın, aslında hiçbir şey yapmadın
kendini aradın tekrar sevebilmeye çalıştın

kuğuymuşsun sen kanadı kırık
iyileştiririm ben kendimi bırakıp

anlık susuyorsun, binbir şey geçiyor aklından belli
sonra duruyorsun, anladığımı anlayıp gülüp,
öyle bakıyorsun, beni burdan alıp götürüp,
öyle bırakıyorsun, bunların hiçbirini bilmeden

kuğuymuşsun sen kanadı kırık
iyileştiririm ben kendimi bırakıp


Perşembe, Ekim 30, 2008

Bum

İki yazı altta bahsettiğin konser vardı ya hani, o yarın işte, pek de güzel geçti provaları, üstelik diğer konuklar da pek keyifliymiş, bana Nağme Hanım da klasik kemençesiyle eşlik edecek, buyrun dinlemey derim, hakikaten hoş ve sıradan olmayan bir konser olacak keza.

31 Ekim Cuma 21.30 Studyo Live Technik 

Salı, Ekim 28, 2008

Pols Gençliğine Hitaben



Geçen dönemin sonu muydu yoksa bu dönemin başı mıydı neydi ne zamandı tam bilemiyorum. Yeniden yakın arkadaşlarım olabileceğini gördüm. Bölümden de "güzel insanlarla" çok güzel vakit geçirilebileceğini öğrendim. İyi arkadaşlar sadece hazırlıktan ya da daha eskilerden olmayadabilirmiş meğer. Demek bazı şeylerin oturması, güzelleşmesi için hakikaten zamana ihtiyaç duyuluyor. Ama bu gençler ne zaman "bölüm arkadaşı"ndan, (gerçek)arkadaş sınıfına girdiler onu düşündüm tam çıkaramadım. Hasılı kelam iyi ki varlar, iyi ki beraber oluyoruz, okulu cazip kılıyorlar iyi ki benim için. Sağolun, var olun! Sevgilerim saygılarım hep sizin için.

Pazartesi, Ekim 27, 2008

Rüyalardan Rüya Beğen

Şöyle bir rüya gördüm efendim bir şekilde Bursa'ya gitmem gerekiyormuş artık bir konser dinlemeye mi bir yere, gitmeden önce bir kaç kişi uyarıyor beni diyor ki: "Abi dikkat et orda bi ton bmw li kro var." Ben de tamam diyorum vasıta bulamıyorum ama İstanbul'dan gidecek yürüyerek gidiyorum, neyse geliyorum Bursa'ya böyle köy gibi bir yer. Tek katlı derme çatma evler, düzensiz toprak yollardan oluşan sokaklar, göz alabildiğine çorak bir arazi, tarlalar falan var ama hepsi toprak, yeşillik hiç yok, tam ben bu manzaraya adapte olurken; hakkaten eski model bir bmw ama eski derken doksan kasalardan biri harbiden ralli yaparcasına yanlayarak o ara sokaklardan birinden çıkıp önümden geçiyor. Tozu dumana katıyor, sonra ben o ara sokaklarda yürürken de hep bu bmwlerin sesini duyuyorum, tozunu görüyorum. Hakkaten bmwli çok kro varmış diyorum. Ama yani Antalya'nın beyaz şahinleri gibi bu tayfa hakikaten. Sonra işim bitiyor dönecek gibi oluyorum tekrar İstanbul'a, bu sefer kasaba merkezi gibi 3-4 katlı binalardan oluşan asfalt yollu bir caddedeyim, kenardan yürüyorum gelen minibüslere bakıyorum İstanbul var mı diye ve önümden yine bana sıfır bir bmwli geçiyor. Neyse uyanır uyanmaz aklımda bu rüyanın görüntüleri ve haydi lililili lililili yaaar şarkısının tüm sözleri ve müziği vardı. Hayırlara vesile olsun ne diyim.

Cumartesi, Ekim 25, 2008

Ödev Verdim

Durduk yere hasta olmak zaten yeterince saçma, halsizlikten ötürü kaçırılan 2 kuiz ise daha da saçma, neden hasta oldum diye düşünüp düşünüp bir sonuca varamadım. Muhtemelen o yediğim brovnilerin aşırı ıslaklığının bunda bir etkisi vardı. Brovniye karşıyım artık, beni yataklara düşürdü. Dün Pentagram 1987 DVD'sini izledim ki o kaydın yapıldığı konsere gidememiştim ama talep sebebiyle ikincisi düzenlenmişti ona gitmiştim, Bostancı'ya. Bir kaç kez daha hayran kaldım adamlara ne müthiş gruptur ne dehşet müziktir diyerek. Böyle de içten içe metalci, dıştan emo yer yer de alter bir insanım. İyileşir iyileşmez tekrar sahalara dönmek istiyorum, zaten okul muhtemelen sınavlarla gelecek, bir yandan da ufak tefek bir kaç proje var, hayırlısı bakalım. Bir de önümüzdeki cuma şu şarkıyı beraber söylemek isterseniz benle şimdiden çalışın bakalım azıcık.


Not : Bu adam Finlandiya'ya mı taşındı ne iş diyenler şuraya tıklasınlar emi.

Perşembe, Ekim 23, 2008

Sezonun İlk Konseri



Ne zamandır burdan bir konser duyurusu yapmamıştım bakın heyecanlandım şimdi. Efendiler, Onor Bumbum'u bilmeyeniniz yoktur herhalde, önceden de bahsetmiştim bir ara kendilerinden. Yine de genel olarak, yüksek kaliteli, düşük tempolu, duygusal elektronik müziktir kısaca Onor Bumbum. Neyse bu Onor Bey askere gitmeden önce bir konser vermeye karar veriyor. Konserine de pek naif eserlerinden birisini seslendirmek üzere beni davet ediyor. Ben de tabi ki severek kabul ediyorum. Bu durumda bana ne yapmak kalıyor? Bu konsere sizi de davet etmek tabi ki. Ayrıca bu konserde pek sevdiğiniz bir diğer isim olan Emir Yargın da konuk olacak! Konser 31 Ekim Cuma akşamı Studio Live Technik'te olacak. 21.30'da başlayacak. Sanırım gecenin ilerleyen saatlerinde Onor Bumbum faslından sonra Logi ve Fattish isimli 2 elektronikçiyle daha sabaha kadar müziğe devam edilecek. Sizleri de yanımızda görmek dileğiyle!

Pazar, Ekim 19, 2008

Uluslararası İlişkiler



Geçtiğimiz hafta boyunca enteresan bir deneyim yaşamış oldum. Hayatımın ilk yurtdışı konuklarını ağırladım kısmen. Bunlardan birisi Finlandiya'daki Müzik Kampı'ndan yakın arkadaşım, Fin, Linnea Hanım iken diğeri ise, bu birinci hanım kızımızın evvelki seneki Avusturya'daki müzik kampından arkadaşı olan, Dan, Sonja Hanım'dı. Uygun olduğum günlerde elimden geldiğince kendilerine arkadaş olmaya gayret ettim. Ayrıca havaalanından alma ve havaalanına bırakma görevi de bendeydi, dolaylı olarak ilk geldikleri gece ve gitmeden önceki son gecelerini (dün gece) bizde geçirdiler. Bizim ev üzerinize afiyet biraz küçük, o yüzden kendi odamı bu ikisine verip annemin odasından sığınma talep ettim falan ama hasılı kelam keyifli vakit geçirdik. Hoş gerçi pek interreal ruhuyla dolu değillerdi sanki, her yeri görelim şuraya da gidelim, buraya da gidelim ya da bu ne peki ya bu şeklinde bir haleti ruhiyeleri yoktu. Bu gençlerle beraber olduğumuz günlerin çoğunda farkında olmasak da İstanbul trafiğinin ne kadar inanılması güç bir şey olduğuna şahit oldum, insan içinde olunca her gün sorgulamıyor tabi. İstanbul'un ne denli büyüleyici ve güzel olduğunun ise her zaman farkındaydım bir daha anlamama gerek kalmadı. Bir de böyle uluslararası arkadaşlarımın olması da beni çok sevindiren heyecanlandıran bir şey, demek uluslararası ilişkiler böyle bir şeymiş eheah. Her neyse tam tempo okula devam ediyoruz bu saatten sonra, ara sınavlar geliyorum demez vallahi. Desteğini ve yardımını esirgemeyen herkese nice teşekkürler geçtiğimiz hafta için, sevgiler!

Çarşamba, Ekim 15, 2008

Bazı



Yahu çok dolu oluyor bazı haftalar çok şaşırıyorum, nasıl bu kadar dolu oluyor diye. Eve genelde pelt halde dönüyorum ki pelt hâl nedir deseniz ne cevap veririm tam olarak ben de bilmiyorum. Hayatımın bir döneminde çok sık ve çok korkutucu şekilde gördüğüm tsunami kabuslarına bir yenisini ekledim, ama bu sefer, tsunami similasyonu gördüm rüyamda, hoş o da gayet korkutucuydu ama similasyon olduğunu biliyordum en azından. Ayrıca Tayyip Bey'in "ağzı olan konuşuyor" lafına cevaben, Sayın Bahçeli'nin "sizin düşüncelerinizi nasıl ifade ettiği bizi ilgilendirmez ama biz genelde konuşurken ağzımızı kullanırız" açıklaması tek kelimeyle müthişti. Ayakta alkışladım haber bültenini izlerken. Bahçeli rullz yazan bir tişört bastırtacağım. Neyse konudan sapmayalım derdim bir konum olsaydı şayet, ha ne diyorduk hafta yoğun geçiyor, dersler yine ağır, yine kafam karışık, üstelik İstanbul'da şu an Finli bir yakın arkadaşım ve onun da Dan bir yakın arkadaşı daha var, kaderde kuzeyden gitmek de varmış. Bir de geçen Fenerbahçem'in maçında müthiş yorumcularımızdan birinden gelen "yüreğimiz göğüs kafesimizde takla attı Volkan'ın bu hareketiyle" ve "top dışarda kaleci ağlarda" açıklamaları da beni ayrıca kilitledi. Şimdilik yazacaklarım yani sizin de okuyacaklarınız bu kadar, ha ben yeni bir şey yazmayacağım ama siz arşivden bir şeyler okursanız ona da karışmam. Görüşmek üzere!

Cuma, Ekim 10, 2008

Bu da Böyle



İkinci kez oluyor bu enteresan olay, gece geç vakitte, ki kastettiğim kavram öznel olduğundan genelde 23.15 ile 01.30 arası bir vakte denk gelir, arabayı parketmiş, İlahiyat Camii önünden eve doğru ilerlerken, Bağlarbaşı yönünden Capitol'ün önündeki yola sapıp ardından Ümraniye yönüne devam eden, içinden cayır cayır müzik sesi gelen bir arabanın camından, bir ya da iki kız sarkıp bana bağırıyor. Ama sanmayın ki bu bir hayranın idolüne bağırışı, aksine beni her seferinde korkutan ne oluyor yahu (ve ardından iktidar partisinin ilk iki harfi) dedirten bir durum. Keza laf atmak da değil de hani tarzan misal kendini diğer hayvanatın gözüne sokmak için bağırır ya, bu da öyle bir tavır ama tam gaz giden cayır müzikli bir araba, bomboş 4 şerit bir yol ve dar kaldırımda yürüyen yalnız bir beni düşünürsek çok enteresan bir tablo. Hayır üstelik o arabanın içindeki erkek -kullanan şahsın sürüş tipinden erkek olduğuna inanıyorum her iki durumda da- böyle bir "sarkmaya" nasıl izin veriyor ben onu da anlamıyorum.

Perşembe, Ekim 09, 2008

Psikolojiye Giriş Yüz Bir



Bugün beni görünce, seni görünce mutlu oluyorum diyen Süleyman Bey ne kadar iyi bir insansa, geçtiğimiz hafta otobüste bana durduk yere yumruk atıp vurmaya çalışan 3-4 yaşlarındaki çocuk da o kadar ahmaktı. İnsan da böyle işte, herkesi kendine karşı tavırlarından değerlendiriyor demek. Bu akşam ne yazık ki hayallerimden çok uzaktayım, ne yapalım.

Pazar, Ekim 05, 2008

Okul Yine Açılıyor



Kaliteli ve dostane müzisyenler çalsa arkamda, ben de hafif hafif daha önce söylemediğim şarkıları söylesem, önümde sevdiklerim, bildiklerim dinlese bizi. Öyle etkileyici olsak ki tanımayanları dahi heyecanlandırsak, merak uyandırsak, arada birbirimize baksak göz kırpsak, şarkılar bitince gururlu ve mutlu bir şekilde birbirimizi kutlasak, bizi kutlasalar, bu tip şeyler lazım sanırım, olabilir gibime geliyor işin güzel yanı. Nasıl güzel bir şarkının nasıl hoş bir sözüdür şu yazacağım, nasıl bir "evveldenyapmışlarki" hissi verir o ses tonu.

...but we can't change the world
no we can't change the world
it's been done
by someone
long ago...



Bir de vaktiyle Sayın Vardarova'nın en iyiler albümü kapsamında (Punkreas Greatest Hits) tanıdığım bir şarkıyı paylaşmak istiyorum sizle, ben pek beğendim keza. Ayrıca anneciğimle geçtiğimiz gün Tavanarası'na gittik, pek güzel oldu, sonra da Çaycı'ya. Çok entellektüel ve alternatifiz!



Perşembe, Ekim 02, 2008

Tanju Duru *



...bu fotoğrafı çekerken aklımdan geçiyordu...

Şöyle keyifli eğlenceli bir şeyler yazayım, sonra baktıkça, okudukça kendim de güleyim, insanlardan da geçen günkü yazına pek güldüm tepkisi alayım diye düşünüyordum bugün için. Sonra annem dedi ki Ezginin Günlüğü'nün eski gitaristi varmış kurucularından Duru soyadlı, ben de evet dedim, ölmüş dedi. Geçen sene Şenay Hanım göndermişti Duru Zamanlar albümünü tanıtacak bir kaç parça ve Tanju Duru ile ilgili biraz bilgi. Kaliteli bir besteciydi ve beni çok etkileyen bir müziği vardı, duru sesli solist ile dinledikçe hüzünleniyordu insan. Neticede bir anda bir bakmışız ki yok olmuş. Buraya bir bakın muhakkak.




...raylar boyunca akıp gidiyor nehir
akıp gidiyor raylar akşam boyunca

camdan akıyoruz ülkeyle ben, bir de çocukluğumuz
demir köprüden hızla geçip gidiyor tren

uçsuz kırların ucu akşama karışıyor
başaklar savruluyor kırlar boyunca

camdan akıyoruz ülkeyle ben, bir de çocukluğumuz
demir köprüden hızla geçip gidiyor tren...


*Allah rahmet eylesin.