Pazartesi, Haziran 30, 2008

Sağdeth

Sizlere bugün Last Fm'de de bir sayfa haline getirdiğim bir oluşumdan bahsedeceğim. Orçay Han'ı ve Emir Efendi'yi artık tanımayanınız kalmadı. Biz bu Orçay Han ile 94 senesinde tanıştık muhtemelen, her an her yerimizden yaratıcılık fışkıran çocuklardık keza ilk meyvelerini 99 senesinde verdi bu üreticilik. Zebani adlı grubumuzla, hâlâ dillerden gönüllerden düşmeyen Sırılsıklam gibi Dilek gibi Kazım gibi efsaneleşen çalışmalara imza atmıştık. Biz Orçay Han'la ikimiz bu yaratıcılığı her sene farklı boyutlara taşıdık ve bugün dönüp baktığımızda elimizde baya döküman birikmiş. Toplumun bu tarz şeylere hazır olmadığını düşünürdük hep ama, toplumu bizim hazırlamamız gerektiğini fakettim bugün. Lise yıllarında Emir Efendi'yi de aramıza kattık. Bir yaratıcı isimle daha son halimizi almış olduk ki dillerden düşmeyen Sağdeth 3 adlı orta metrajlı filmimizi bu üçlüyle çektik. Neticede bu üçlünün yaptığı işler paylaşılacak derecede birikti ben de bir yerden başlamalıyız dedim, kadromuza da kült filmimizden esinlenip Sağdeth ismini uygun gördüm.
Sanmayın ki bu Sağdeth kadrosu sabit bir kadrodur. Yukarda bahsettiğim ana üçlünün her türlü ikili kombinasyonu da birbirinden keyifli yaratıcı eserlere imza atabilir, gelin görün ki bireysel çalışmalar bizi ilgilendirmez. Son çalışmalarımızı Orçay Han'ın burda olduğu döneme denk getirdik hatta çalışmalarımızın birinde popüler ve sosyetik simalardan Can Bey'i de aramıza kattık konuk san'atçı olarak. Ben nedense kendimi bildim bileli konuk san'atçı olgusunu çok severim, hep konuk olmak isterim bir yerlere belki ondandır. Ben olamadım ama konuk san'atçıları bol tutmaya çalışıyorum her türlü müzik projelerinde. Neyse Last Fm'deki Sağdeth başlığı altındaki kayıtlarımızın hepsi 2008 üretimi. O yüzden bu albüme Talihsiz Ev Kayıtları 2008 ismini vermeyi uygun gördüm. Demek neymiş Last Fm'den yararlananlar daha verimli yararlanmak için bireysel (Emir Yargın, Emir Aksoy) ve ciddi kayıtların (Emir Bey) dışındaki bizle ilgili tüm kayıtların artist kısmını Sağdeth yapabilirler.
Sizlere daha da bir kolaylık sağlamak amaçlı Last Fm'e yüklediğim -ki ordan da hem dineyebilir hem de indirebilirsiniz- 4 adet sıradışı kaydımızı, buraya da koyuyorum ki indirebilesiniz. Hepsinin şarkı, sanatçı ve albüm isimleri Last Fm'den daha rahat yararlanabilin diye yeniden düzenlendi. Bundan sonra da hem yepyeni sıradışı kayıtlarla hem de epeski apayrı kayıtlarla elimizden geldiğince Last Fm'in Sağdeth sayfasını güncelleyeceğiz.


Bu kayıtları hatrım için indirip bir dinleyin, hiç olmazsa bir iki kelâm edin kayıtlarla ilgili ki biz de düşünelim tekrar toplum hazır mı değil mi bunlara deyü.

Last Fm sayfası henüz doğru düzgün çalışmıyor olabilir, şaşırmayın, üzülmeyin, sabredin. Ayrıca ordaki şarkıların hepsini şu bağlantılardan indirebilirsiniz daha ne!

Bela mısın Nesin Bir Git

Bugün vizemin sonucunu almış olmanın verdiği mutluluk ve hafiflik hissiyle Taksim'deki duraktan 110 numaralı otobüse bindim, sıcaktan en az nasıl etkilenirim düşüncesinden sonra arkadaki beşliyi ortalarsam alabileceğim en yüksek rüzgarı alırım ve güneş yemem sonucuna vardım. Neyse otobüsün içinde oturmuş Teoman'ın giriş melodisinden en popüler parçasını yaptığı Judas Priest şarkısını dinliyordum, otobüsün kalkmasına bir kaç dakika vardı. Bir adam bindi otobüse. Bundan yaklaşık 3 hafta önce de aynı saatlerde aynı otobüse binip yanıma oturmuştu kendisi ve bir yer bulsam da konuşsam tavrıyla beni korkutmuştu. Sonradan farkettim ki adamın biriyle konuşmaya değil sadece gereksiz konuşmaya ihtiyacı var, sokaktaki insanlarla ilgili yorumlar yapıyor, otobüse binip ayakta durmayı tercih edenlerle ilgili yorumlar yapıyor ister istemez bir hı hı nızı da bekliyor. Sonra aynı adam at yarışlarıyla ilgili konuşmuştu baya. Tavrındaki benim bildiğimden başka doğru yoktur inancı ve herşeyle ilgili bir yorumu olması beni o kadar rahatsız etmişti ki bugün aynı adamı otobüste görünce çığlık atmamak için zor tuttum kendimi. Allahıma bin şükür yanıma oturmadı. Bu adamı al yerine teyze ver 7-8 tane, asla üzülmem yani, istedikleri kadar camları kapattırsınlar.


Bir de ne zamandan sonra ilk kez Tuhaffiye Hanım ile Kadıköy'de görüşebildik yine, Ilgın Hanımcık'a karşıya geldiği için, Doruk Bey'e davetimi kırmadığı için teşekkürler. Birde yaşasın Pilavcıoğlu !

Not : Senelerin ardından konulan sola bitişik fotoğrafın verdiği mutlulukla bitiyor bu yazı.

Pazar, Haziran 29, 2008

Yok Artık

Geçtiğimiz yaz verdiğimiz Alternatif Enerji Festivali konserinden sonra ...

-ki o konser halk konseriydi
-ve uçsuz bucaksız bir otopark alanındaydı
-Feridun Düzağaç'ın alt grubuyduk
-ve bizden sonraki konserin tüm seyircisini biz topladık
-yine de bazı çevreler ismimizi karalamak için LPG konseri dediler
-olsun =)

... bu yaza damgasını vuracak bir diğer şaşırtıcı Emir Bey grubu olayımız ise 1 Temmuz Salı akşamı 22.00 ile 24.00 arasında gerçekleşek olan bir olay. Enstürmantel olarak gerçekleştireceğimiz Capitol dinletimiz. Capitol Alışveriş Merkezi efendime söyliyeyim temmuz ayında her salı gece 24.00'e kadar açık olacakmış, türünün ilk örneğiymiş, bunu da cazip kılmak için böyle canlı müzik dinletileri, hediyeler falan bir şeyler olacak herhalde. Gelin görün ki Capitol'ün tam göbeğinde herkesin nerdeyse görebileceği bir yerde çalacağız, pek eğlenceli olacağa benzer ya hayırlısı.

Anadolu tarafının alışveriş tutkunlarını bekliyoruz. Ehaheaha. Avrupalıları da çağırırdım keza gece 02.00'ye dek hatta daha geç saatlere dek Taksim otobüsleri mevcut ama eminim saçma sapan "ay çok uzaaaağğğğk falan" derler, çağırmıyorum o yüzden.

Cuma, Haziran 27, 2008

Hurma Gibi Yâr Olmaz

Yine ne tesadüftür ki Scorpions çalıyor bilok yazmaya başlarken ben, Still Loving You diyorlar. Gelin görün ki başlıktan da anlayacağınız üzere an itibariyle yediğim hurmaların verdiği hazzın yanında Malmştin gelse yanımda gitar çalsa dönüp de bakmam. Sergen ya da Rıdvan demişti Çek Cumhuriyeti'nin kötü bir maçından sonra, o takım bizim mahallede maç yapsa izlemem diye. Her neyse, hurmadan güzel şey çok az yaşadım şu hayatta. Başıma gelen en güzel ilk 3 şeyden biri hep hurma oldu bu yaşıma dek. Annem ile beraber hediyelik fikri edinmek üzere Kapalı Çarşı'ya gittik bugün, sahafları da gezdik, Mahmut Paşa'yı gezdik en son da Mısır Çarşısı'na girdik ki orda Malatya Pazarı varmış. "Eeeaaaaööööh burda hurma var" diyerek hurma leğeninin içine meylettim, kulaç eyledim. Annem de beni sakinleştirmek için aldı sağolsun. Medine Hurması deniyormuş benim sevdiğim cinse, koyu renkli, teni buruşukça, kıvamı serte yakın, tahminen ağızda 6. ya da taş çatlasa 7. çiğnenişini yaşayan ama evvelinde bakkal dükkanında 2 ay beklemiş bir Falım marka sakız kıvamında. Ağızda eriyen şeyleri pek sevmem keza. Neyse sonra eve döndük, akşamüzeri de Ikea'ya gittik. Tasarımcılarına dedim bravo, dükkanı yapana da tasarımcılara bu serbestliği verdiği için bravo dedim. Bahadır Ağabey bence oraya tasarım yap arada bir. Sonra oranın çok meşhur İsveç Köftesi'ni tattık. (Bakmayın aslında Ikea Ümraniye' de değil İsveç'te) Hasılı kelam benden pek yüksek oy alamadı, ama Sultanahmet Köftesi'ni de sevmem ben, artık kendi hesabınızı yapın. Namık Kemal'deyken (ilköğretim okulum) öğlen araları TRT Caddesi'nin üzerindeki köfteciden aldığımız ekmek arası İnegöl Köftesi'nin tadı demek ta o zamanlardan çitamızı çok yükseltmiş. Hey gidi vay. Çitalar da çok iyi koşar. Neyse Ikea da bitti, Çengelköy'e gittik, Çınaraltı'nda oturduk aile dostumuz Osman Nuri Ağabey ve annesiyle. Dedim Osman Ağabey'e Radyo'da spikerlik sınavı açılırsa ben geliyorum diye, bir de önümüzdeki seneler yanına gelip staj yapabilirim belki diye. Neyse az önce geldik eve. "Ay em furom Malatya, ay eme purofeyşınıl dırayvır" diyen hurmalarımı koydum önüme, kırıyorum soylarını acımaksızın. Düşünürken şunu buldum, annem de onayladı. Medeni kelimesi Medine'den geliyor. Medine de muhtemelen şehir demektir. Yani medeni kelimesinin anlamı şehirlidir ilk çıktığı zaman. Bir de çok abartılı bir balık kelimesi teorisi ürettim. Bal eski Türkçe'de şehirle alakalı bir anlam taşıyor sanırım, ama bu anlamın oluşmasının sebebini suya bağladım. Suyun bol olduğu yerlerde hep şehir oluyor, ama bunlar tatlı su tabi, içilebilir su. Balık da işte öyle bir yerden geliyor. Demek Türkler bu yüzden alabalığı çok seviyorlar. Eski şehirleri hep tatlı su kenarında olduğundan. Bir de Balıkesir tartışmamız vardı annemle. Kendisi balı bol olan yer anlamında olabilir demişti, ben de esirlerin tutulduğu şehir demek olabilir demiştim. Çok mantıklı olmama rağmen ilki doğruymuş nasip.

Bir de cana can katan şu hurma olmasa.

Perşembe, Haziran 26, 2008

Fly People Fly *

Şimdi efendim bir tatlı bir şey yiyorum -ki eskiden az yerdim bu aralar çok çok yiyiyorum- sonra akabinde tuzlu bir şey istiyor canım, ama ağzımdaki tatlı tadını yok etmek için ya da bastırsın diye yediğim tuzluya abanıyorum bu sefer. Sonra ne oluyor derseniz ah tatlı bir şey olsa da yesem hissi. Sonra yine başa dönüyoruz böyle bir kısır döngü içerisindeyim ki sormayın halim nicedir. Misal (üzerinize afiyet) dondurma, patates cipsi, meyveli yoğurt, kabak çekirdeği, negrito, peynir, topkek, bir kaşık pilav...

Not : Sanmayın ki iki dakika evde oturdum diye biloğa sardım, yok öyle bir şey.

* Scorpions ne de güzel şarkılar yapmış.

Bilok Başlığı

Eskiden biloğun başlığında resim yoktu, yani konulurdu da html olarak ayarlamak gerekirdi sanırım, sadece biloğun ismi ve mevcutsa tanım cümlesi yazardı. O zamanlar ben de html ilmine resim koyacak kadar hakim değildim açıkçası, sonradan bilogır önce beta oldu sonra da bu kavramı yok etti yani yenilendi kısaca. Artık başlıklarına altına resim koyabilmek çok kolaydı, ben de bunun üzerine konser zamanları müzikle ilgili onun dışındaki zamanlarda keyfi fotoğraflar koydum. Sonra geçen gün bakarken farkettim ki biloğun başlığı asırlar önce Fatih Ağabeyimin hediye ettiği başlık; ama ne konser var ne bir şey ve çok uzun zamandır kendi ritüelimi bozmuşum. Ben de bugün dedim ki yine bir müzikal aktiviteye kadar başlığımız normal kalsın, bu da başlığa bir işlev kazandırsın.

Çarşamba, Haziran 25, 2008

Hay !

Yahu buraya kadar gelip de kaybetmek olmadı! Hem de kazanabileceğimiz bir maçı. Hoş gerçi ben böyle hakemlerin -neyse ağır konuşmayacağım- Bizim oyuncularda hata aramanın alemi yok, buraya kadarmış, buna da şükür gayet keyifli kaç maç izledik neticede.

Pazartesi, Haziran 23, 2008

Kapı Ağası

Efendim geçen Orçay Han ile otobüse binmiştik Kadıköy'den eve doğru dönüyoruz ama yolun başından beri daha ağzımızda çevirdiğimiz bir konu var : Türkçe ve güzel kelime bulup bunla ilgili bir şarkı yazmak. Güzel kelimeden kastımız rüya gibi bahar gibi sevgi gibi kelimeler değil, daha ziyade ağzı dolduracak, çok kullanılmamış ama kullanılınca da "ah ne güzel kelimedir bu lakin hiç kullanamdım senelerdir" dedirtecek cinsten kelime. Bulduğumuzun biriyle hemen o akşam daha bir adet seksenler hard rock şarkısı yaptık. Koful'du eserimizin adı. Müziği bana sözleri Orçun Bey'e aitti. Neticede uğraştık şarkıyı yaptık ama kayıtlarında gerek gitar kısımlarında gerek vokal kısımlarında içimize sinmeyen dengesizlikler oldu yayınlayamadık henüz. Ama işte kelime dediğin Koful gibi olacaktı. Böyle üç dört kelime daha konuşuyorduk birbirimizle otobüste gelirken -ki bulduk da güzel kelimeler ama sizle paylaşıp şarkı yapmanıza göz yumamam bizden evvel- derken yanımızda oturan hanımefendi "Kapı Ağası hakkında ne düşünüyorsunuz peki?" dedi. En sevdiğim sohbete giriş tarzıdır, sohbet edenleri kilitler önce. Kapı Ağası, o anda önünde durduğumuz Karacaahmet mezarlığına komuşu otobüs durağıydı. Ehehe hımmm o da ilginç dedik. Sonra sohbet ettik hanımefendiyle inene dek. Böyle hoş sohbet insanlarla sohbet etmek pek keyifli, ben de ilerde öye bir insan olmak istiyorum. Bunu niye anlattım diye soracak olursanız, Kapı Ağası kelimesini -durağın üzerindeki yazıya dikkat etmeden evvel- yaklaşık 2 sene Kapı Ağzı olarak anlardım, sarı dolmuşlarda olsun esnafla sohbet sırasında olsun. Hani kapının ağzında durma ceyran yapar dercesine. Neticeden öğreniyor insan yavaş yavaş.



Not : Fırında ekmek alırken ekmeği veren kızın bu iyi mi deyip, biz soruyu anlamadan tüm dükkandaki ekmekleri kontrol edip, birini seçip sonra da hem susamlı hem taze diye uzatmasını kendi yahşi cazibeme mi annemin otoriter karizmasına mı bağlasam bilemedim. Nasip.

Pazar, Haziran 22, 2008

Güle Güle Orçay Han Lüle Lüle Orçay Han

Bugün ise değerli bir arkadaşımın kıramayacağım bir daveti üzerine Piyer Loti'deydim. Gönül isterdi pazar olmasa yollar bu denli uzak olmasa ama görüşmek yetiyor. (solumdan sağıma doğru) Amirime, sanayicime, nargilecime, devlet memuruma, fabrikatör kızıma ve metalci kardeşe saygılar sevgiler tekrardan.
Güzel geçen her vaktin bir sonu oluyor efendiler, Orçay Han'ı da yolladık memlekete artık ne yapalım, şikayet edeceğiz. Bakın gider ayak gece yarısı Rıhtım şubesinden bir poz.
O günün (yolculuk günü) evvelinde Caddebostan sahiline gittik ağabeyin "it kopuk musunuz bira da için bari" serzenişlerine aldırmadan, basket oynayanları izledik tıptan konuştuk.
Yakışıklı yiğit olan Orçay Han.
Orçay Han'dan başbakan pozu.
Çok egzantrik olmuş bu fotoğraf ama o kelime ne demek tam bilmiyorum.
Trafiğin ve toplu taşımanın içinden bir Orçay Han pozu.
Delikanlı adamı Sıtarbaksa götürmemek ayıp olurdu.
Biz de en güzelinden Caddebostan Sahil şubesine girdik.
Adalara sırtını veren Orçay Han pozu bu da.

Cumartesi, Haziran 21, 2008

Reşit Kızım

Gün batımında bir kez daha Kadıköy'den dönerken, muhtemelen bugün de gitmeyeceğimiz için Kadıköy'e, Orçay Han'la son Kadıköy gezimiz diyebiliriz buna.
Bakırköy'den bir pozumuz, 2 kez evinde kaldığımız arkadaşın evinden çıkmış metrofürse doğru yol almak üzereyken.
Sarıyer'den hatta nerdeyse Garipçe'ye yakın mevzilerden bir batan gün pozu, orda niye yaşanır diye sorguluyorum hâlâ şayet Koç'ta okunmuyorsa.
Kadıköy'den Moda'ya giderken Emir Efendi dedi ki hadi bu sefer ben götüreyim sizi nostaljik ile, biz de tamam dedik kaptan izin verirse neden olmasın, o da gösterdi TCDD kartını geçti direksiyona.
Moda çay bahçesi gerçekten güzel olduğu kadar engin bir yer her seferinde şaşırıyorum ne kadar büyük yahu burası diye.
Yiğitler aslanlardan samimi bir fotoğraf koymazsak olmaz, en doğal en karizmatik halleriyle çektim bunu ben, Arka Oda'dan.
Emir Efendi'nin bol aksesuarlı, burna olmasa da göze hitab eden hoş evinin salonundan bir kare, güne yeni başlamışken daha.
Bu da önceden hırsız giren eve cam önü hırsız tuzağı. İlk etap vantilatör, sonra birbirine geçmiş iki su şişesi, ardından iki gitar ve en sonunda açık bırakılmış bir org, burdan geçen ne isterse çalsın zaten.
Alkol karşıtı olmanın güzelliğini anlatan bu çizim ise Emir Efendi'nin salonundan yine, etin yanında bir kadeh şaraba bile "Het!" diyebilmeli insan.
Siyah giyince ne Sinan Çetin'e benzemediğim kaldı ne de Cem Yılmaz'a. Ağız tadıyla bir metalci olamıyoruz yahu şu son günlerde.
Çıkmaz merdiven niye yaparlar acaba? Umudunuzu yitirmeyin diye düşünerek mi, motivasyon amaçlı mı, yoksa spor mu?
Kilisenin girişindeki bu kısmı seviyorum en çok, Orçay Han ve Doruk Bey ile girdiğimiz dev İstiklal katedralinde en çok bu avluyu çeviren balkon hoşuma gider hep. İçerisi de baya görkemli hakkını yemeyelim şimdi.
Elimizde birilerinin sınav tarihleri var. Dedektif gibi adamız işimiz gücümüz yok nelerle uğraştık, bu tarihlerin sahibi olan arkadaşımıza sesleniyorum, tedirgin olma canımız sıkılmıştı sadece.
En karizmatik arkadaşım olan Melis Hanım'dan yine asil olduğu kadar havalı da bir poz, canım benim yahu geldi görüştük o gün iyi ki çaycıda, yoksa kim bilir ne zaman.
Orçay Han ben çekerim dedi, siz bir kişi daha ekleyin yani bu gruba, bir de arkadaki sahaf amca da bizden, sanmayın ki yanlışlıkla girmiş kareye.
Ah yutub açılsa da şu feysbuka eklediğimiz çok keyifli vidyomuzu oraya da koysak bir herkese izlettirebilsek ne de güzel olurdu. Reşit kızım.

Yarı Final

Lay la la lay lay lay lay lay lay laaaaaaaaaaaa
Aaaaaaaaaaaaaa Türkiyeeeeeeeeeem

Çarşamba, Haziran 18, 2008

Devamı da Gelecek

Yukardan bakınca görünen Kadıköy manzaramız bu olsa gerek, balonuyla, Haydarpaşa'sıyla hatta eminim bir yerden Siyami Ersek de görünüyordur.
Orçay Han bu pozda ne yapmaktadır diye sormayın, değişik fikirlerim var. Poz ver dedim artık ne yaptı ne ara yaptı bilemiyorum bir garip poz vermiş.
Her zamanki gibi Mustafa Amca Jean's. Kahvelerimiz içiyoruz, fala bakıyoruz. Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi mi derler onu tartışıyoruz.
Orçay Han'ın direkt sorularıyla sıkıştırdığımız genç dostumuz Hazal Hanım, sağolsun kırmadı bizi kalktı çaycıya geldi, biz de onu kırmadık okula gittik, bu işler böyle.
Bakınız ünlü oyuncu Orçay Han ve onunla bir fotoğraf çektirmek için tutuşan hayranı Hazal Hanımcık, işte bu adam da böyle bir adam.
Evelki günün parçalı bulutlu havasından bir Çınaraltı pozu, aslında soldaki kirpikli karaltı Orçay Han olsa gerek, ya da bilmiyorum masada kim oturuyorsa gayri.
Çengel'den bir fotoğraf daha alalım derseniz şayet bunu veririm ben size. Bu fotoğrafı çekmek uğruna Kadıköy otobüsünü de kaçırmadık değil, kaçırdık, sonra bir daha geldi.
Moda'daki çay bahçesinin işletmesini alırsak ne kadar zengin olabiliriz acaba diye hesaplamak üzere oraya gittik, olay mahalinde gözlem yaptık, azıcık akıllı işlerle en zengin olabiliriz.
Neymiş efendim resim çekerken ekranı 3x3 kutulara bölersek, vurgulayacağımız kısımlar ortadaki karenin soldaki kenarlarına falan gelecekmiş, ya da böyle bir şeyler.
Bilogırlığın şanındandır ayakkabıları çekmek değil mi ama? Bence öyledir, hem Orçay Han'ın kahverengi ayakkabıları çok cana yakın.


Sıradışı bir kayıt daha :

Buram




Pazar, Haziran 15, 2008

Kalede Tunkaaaayy

Redd grubu güzel bir grup imiş Orçay Han ile buna karar verdik, ayrıca bugüne değin dinlediğim en güzel (ki 27 çeşit dinlemişimdir) Pink Floyd kavırını Redd yaptı, bir de solistle gitarist çok aynı kardeşler mi acep?
Bu sanatsal pozlar için değerli fotoğrafçımız Yargı Bey'e teşekkürler, çiçekleri de aldı kompozisyon yaptı, yerimiz ise müzik kulübü önündeki yükseltinin üzeri.
Gayda İstanbul adlı çok başarılı bulduğumuz bir grup dinledik, ilk kez içimden tüm gücümle keşke azcık oynamayı bilseydim çekinmeden en ortada oynardım diye geçirdim, ağırlıklı olarak Roman Müziği yaptılar, çok da başarılı yaptılar, solist abla da süper söyledi, darbukatör şoka soktu!
Rock Korosu'nun konseri esnasında Mert Bey'in solosundan bir kesit, koronun sağ taraftaki üçte birini çekemesem de az çok anlaşılıyor. Soloda da etkili gençler maşallah, hem korist hem solist karakterli gençler, pırıl pırıl, bir de değinmeden geçmeyelim ki Caz Korosu'da yüksek kalite akapella müzik yaptı çok büyüledi bizi.
Orçay Han bu pozu ile benim gözümde İstanbullu oldu, keza Köprülü Kavşak'tan aktarma yaptı iki kez, toplu taşımaya aşina oldu iyice, çok geziyoruz ya hayırlısı.
Ayrıca benim amcaoğlu ve eşi de İstanbul'a gelmişler, annemler de sabahtan onlarla buluşmuştu sonra bizim okula da geldiler sağolsunlar, okulda da üzerinize afiyet mezunlar günü var bıcır bıcır her yer.
Buranın da manzarası fena değildir diye çıkardım Fatih Ağabey ile eşi Beyhan Abla'yı, yandaki binayı almadan pozlarını da çektim ya bakalım hayırlısı.
Bu pozumuz da üşenmeyip çıktığımız yokuşun sonunda çektiğimiz Petek pozu, bir nevi aile pozu zaten Orçay Han'ı almadık kareye eheheheh. Yok yok onu da aileden sayarız biz hep.
Rock Korosu (kısaca rokko) şarkıya başladı başlayacak durumda, güzeldi gayet, en çok tanıdığımız rokkoda keza.
Bir gün önce de gezmeye doymayan insanlar olarak günümüzün son durağı olarak İlker Bey'in yanına uğradık. Kendisi kısa sürede çok eğlendirdi bizi, sohbet ettik, mutlu olduk, döndük.
Orçay Han da çok sevdi İlker Bey'i bakınız mutlu poz verdi, elini da attı sandalyeye oh mis.
Bir de Cezayir Sokağı'nı gördük İlker Bey'den ayrılınca, rengârenk bıcır bıcır orası da hasılı kelam. Karaköy'e indik ama sonra Kabataş'tan geçtik Üsküdar'a.
Bakınız Kabataş'tan Üsküdar'a geçen Orçay Han pozu, deniz güzel, hava serin pozu, karakollar mı kuruldu pozu.
Aynı günün erken saatlerinde gezdiğimiz Ayasofya'nın iç yüzeyinin en görkemli kısmı bence, okuması kolay levhalar ve görmesi kolay bir resim.
Orçay Han Sultanahmet Camii'nin kapılarını ziyarete kaparken. Orçay Han böyle de yetkilidir, sıkılınca kapatır ziyarete, olur biter.
İstanbul Modern'in kırmızı halımsı girişi, hoş çıkarken verdik pozu. İçerde bir Türk Ressamları ve cumhuriyetten bugüne akımlar konulu bir resim sergisi, Pinhole (İğne Deliği) adında bir fotoğraf, bir de Tasarım Şehirleri Sergisi vardı. Ordaki ekranda bir taş, kağıt, makas görürseniz bilin ki ordaydık.
Ayaküstü Şenay Hanım'ı da gördük, çaycıya davet ettik, sonra biz ayrıldık ama hoşsohbet ettik kaşla göz arasında, fondaki çaycı da ışınlanıyor.
Biz de bir üst basamaktayız, çaylarımız içer pozlarımız veririz, sonra da kalkar gideriz. Şol bu resimler de dün ve bugünden efendiler!

Not : Çek Cumhuriyeti maçı turnuvanın en efsane maçıydı galiba.