Perşembe, Temmuz 31, 2008

Yol Hic Bitmez

A dostlar, yarin öglen aileden ayrilip kampa gececegiz Stefan Bey ile. Ayin dokuzuna kadar orada olacagiz sonra tekrar bir gecelik ailemizin yanina donecegiz ve ayin onunda yolculuk var insallah Istanbul'a, herkese sevgiler saygilar. Dönuste ayrintili bir yazi yazacagim insallah, her sey gayet guzel simdilik cok sukur.

Cuma, Temmuz 18, 2008

Yiğit İnsan


Yasemin Hanım koç gibi bir insan maşallah
Pek severim gençliğinden beri,
Görüştüğümüze de pek sevindim bu sebeple olsa gerek,
Ayrıca lokum aldım son hazırlıklar olarak,
Yarın akaşam da gidişat yazısı yazacağım.
Bir de bilenlere sorayım yine
Cep telefonunu nasıl halletmeli de çok pahalı olmamalı her şey?

Çarşamba, Temmuz 16, 2008

Perkele *

İlk Not : Dün annemin doğum günüydü, kendinisini en içten dileklerimle kutluyorum bilmiyorum bu satırları ne zaman okur ama tüm anneler federasyonunu da saygıyla selamlıyorum. Anneler olmasa biz bir hiçiz.

Her zaman çok içime oturmuş bir olayı paylaşmak istiyorum. Şimdi yağmurlu hava, hazırlıksız yakalandık, ne yapacağız hemen bir tente olsun, saçak olsun, çıkıntılı ön cephe olsun bir yerin altına sığınacağız. Sonra çıkmak gerekecek tabi tüm gün orda kalınmaz, tam yağmur bitmiş diyelim, o kuru kalmanın verdiği gurur ile adımımızı saçağın sınırından dışarı atacakken, tam o saçak, tente ya da cephenin kenarında birikmiş sular, armut büyüklüğünde bir damla oluşturup beyne taş atılmışçasına düşmez mi ya, işte ben o an hayattan soğurum, sersemlerim. O kadar kuru kal sonra el bombası kadar bir su damlası içinde boğul, bir de o damlanın parçacıkları alından, kulaktan, yer yer burundan, enseden süzülmez mi. Ah ah! İçim sıkıldı samimi diyorum.

Bir de az önce yaşadığımız bir şery girdiğimiz dükkanda yer arıyorduk üç kişi oturacak, yoktu da sonra bir adam vardı tek kişi oturuyordu 4 kişilik yerde, adam kalktı bize yer verdi sağolsun ama suratındaki ifade "tamam tamam hadi geç bu seferlik hadi tamam affetttim, ya geç tamam oooof" ifadesiydi bilmem analtabildim mi. Ensteresan oldu.

Pek değerli bir dostumuz var uzaklarda, duyduk ki oralarda biraz "gülmeyi unutmuş", yeni başlangıçlarının kahkahalarına vesile olmasını diliyorum. Bize okudukça bir tanıdıklık hissedip gülümsemek de yeter, saygılar sevgiler: ...yolboyu kadar...




* Perkele de Fince öğrendiğim ilk kelimelerden birisi dur bakalım şaşıracaklar mı.

Salı, Temmuz 15, 2008

İyi Doğduk Biz

Geçen gün birisine de bahsettim kimdi hatırlamıyordum ama ilk doksanlı yıllarda da çocuk doğuyormuş fikrini kabullendiğim günü daha dün gibi hatırlarım. Çiçekli bahçemizin yollarında koşar gibi hatırlarım. Düşünün ben doksandan sonra insan doğmaz diye düşünürken, o yıllarda doğan insanlar da biz de büyümüşüz de karşılıklı muhabbet ediyoruz. Lisede okuyor konuştuğum insan, ama çocuk lisesli değil de genç liseli olmuş az çok. Kaçlısın sen diyorum bir an, o da diyor doksanlıyım -ki bunun doksan bir, doksan ikisini de gördüm, yaşadım sonradan- ben de içimden ya da dışımdan hımmm ben en son 89'da doğar insan sonra doğmaz sanıyordum diye geçiriyorum. Hayır mantıklı düşününce insan gayet de diyor yahu benden 5 yıl sonra da 10 yıl sonra da 20 yıl sonra da insan doğdu, doğar ama bir an boş bulununca doğmaz da diyor insan. Neticede beynim hâlâ ufak çoğu zaman. Bugün az çok bavul hazırlamaya giriştim, kotlar, tişörtler, kazaklar ve hırkalar derken doldu sayılır bavul. Ben zaten kalın giyinen bir insanım bir de memleket iskandinav olunca yanıma palto falan mı alsam diye düşünmüyor değilim. Gönlümden geçen o ki tüm Fin pilotlarla tanışayım, her sektörde başarılılar ya adamlar formulasından tut ralisine dek. Dört tekerli olsun da ehehe. Mesela bir Fin ile aramda böyle bir diyalog geçse, her türlü motor sporlarında iyisiniz maşallah desem, o da dese dört tekerli oduktan sonra gerisi kolay yiğenim diye, alnından öperim ben o Fin'i. Neyse bizim yiğenler gelmiş onları görünce tekrar bu büyüme mevzusunu düşündüm. Ayça Hanımcık 5 yaşında olsa gerek pek prenses gibi maşallah, bir de konuşması pek düzgün pek kibar, onunla boyama yaptık azcık, biraz da yapboz. Bir de Arda Bey var o da yeni yeni ayaklanmış, poposundaki beziyle bir miktar ördeği andırıyor. Gözler pek mavi iki gencin de. Düşününce bak bu gençler ikibinli yıllarda doğdu. Bana sorsan doğmam ben doksandan sonra ama işte doğmuş bunlar da sokağa atamazsın ya bağrımıza basıyoruz ailecek. Ehehee. Neyse ne diyordum ben doksandan sonra doğsam iyice uyuz bir tip olurdum herhalde. Seksenden de önce doğsam o da garip olurmuş. Tam iyi doğmuşum yani. İnsan her şeyden önce nereye doğacağını bilmeli. Doğum bu en önemli organ. Bir de Doğuş vardı, çıplak ayakla klip çekti gözümden düştü, bir de kapuera falan yaptı gibi hatırlıyorum ama o kısmı kendim de eklemiş olabilirim beyaz keten bol eşofman falan, en kötüsü de Hilal Cebeci'yi tercih etmesi olabilir mi? Kim bilir burdan kötü görünen yakından iyi görünüyordur belki. Okuldaki gençleri bir göresim var gitmeden, göresim olan çok insan var ama gitmeden sığdıramayacağım kuvvetle muhtemel, ne demişler, nasip. Müzik konusunda da Nağme Hanım'la bir oturup konuşsak iyi olacak, bazı kararları tek başıma almamın hatta bazı işleri tek başıma yapmamın zamanı geldi de geçiyor bile. Şu Leman Sam'ın Bebeğim şarkısındaki davulcuyu da şarkının üçüncü dakikasının 48. saniyesinden sonraki kick vuruşları için bulur alnından öperim. Kısa ama en sevdiğim tipte hareketler bunlar. Bir de Tolay çok seviyorum, çok dinliyorum bu aralar, tavsiye de ederim çok!

Pazar, Temmuz 13, 2008

Last Fm'e Dair

Yahu bu Last Fm gerçekten pek güzel bir şey, iki gündür sadece bir kaç parçasını bildiğim ama pek sevdiğim iki isim yazdım Last Fm radyosuna, pek çok pek çok güzel şarkılar çaldı bana saatlerce. Kullananınız varsa sizlere de söyliyim Elysian Fields ve Oi Va Voi yazdım. Bir de üstüne üstlük dinlediğiniz gruplarla ilgili sürekli ekranda bilgi vermesi beni pek mutlu ediyor. Şimdi de Fantomas yazdım ya bakalım hayırlısı. Eskiden gün içinde notlar alırdım, biloğuma güzel güzel şeyler yazardım, artık almaz oldum (sen gelmez olduuun yariiim) ama yine karar değiştirdim, yine olsa yine alırım.

Cuma, Temmuz 11, 2008

Yoğunlaşıyor İnsan Bazen

Günlerden çarşambaydı sanırım pek değerli Uluslararası İlişkiler arkadaşlarım (eheheh) Ferhan Hanım ve Gözde Hanım Anadolu'ya geçmek suretiyle bizim sınırlarımıza girmiş oldular beni de arabalarıyla aldılar dedik ver elini Anadolu Hisarı. Orda püfür püfür esen bir yemeğin üzerine -altımızda araba var ya- dedik Moda'ya gitmeli, gittik de nitekim. Dondurma olsun çay olsun bu tip yaşanmışlıklarımız oldu, pek hoş sohbetler edildi. Sonuç cümlesi olarak, Ferhan Hanım yanlışlıkla tramvay yoluna girerek de olsa bizi Kadıköy'e bıraktı, son bir benim siyasi kimliğim nedir testinden sonra da Gözde Hanım da 500 numerolu -en büyük numara Kadıköy'den kalkan- otobüsüne bindi gitti. Bu iki hanım kızımızla tanıştığımız için pek berhudarım, pek sevimli, iyi niyetli, hatırşinas insanlar.

Ardından Karaköy İskele'sinin önünde Hüseyin Bey ve kuzeni Fatih Bey ile buluştuk. Hüseyin Bey gerek ilkokuldan (4. sınıf itibariyle) gerek liseden dostumuzdur, Akdeniz Tıp'ta ne yazık ki Orçun Bey ile beraber okumaktadır. Kendisi bu buluşmamız anısına 1999 yılında kaydettiğimiz ilk kasetimiz olan Zebani adlı grubumuzun albümünü bana getirdi. Davullarda Orçay Han, gitar ve solist ben ve klavyede Hüseyin Yıldıran'ın olduğu bu albüm gerçekten benim gözümde en efsane müzikal kayıtlarımızdan oluşur.

Sonrasında bölümden değerli dostum Sezi Hanım'ın telefonu üzerine kalkıp Boğa'ya doğru gittik kendisi orda bizi bekliyordu. Dedim ki bu Sezi; bu da Hüseyin ve Mustafa Ağabey, lakin gelin görün ki benim ne akla hizmet bilinmeden Musatafa diye tanıttığım insan Hüseyin Bey'in kuzeni Fatih Bey'den başkası değildi. Çok güldük, rezil oldum, olsun varsın. Güneşin batışını çok gördük biz. Ardından Dunia adlı yere gittik Kadife Sokak'ta ki burası en sevdiğim Kadife Sokak mekanıydı ama ya el değiştirmiş ya bir şeyler olmuş, tüm içindeki güzelim dekorasyon değişmiş, sadeleştirilmiş ve müzik tarzı dahil komple bir farklılaşma yaşanmış. Hoş gerçi sohbetimiz güzel olduktan sonra bize pek fark etmedi. Bir kaç saat oturup Antalya, İstanbul, Yalova, Bucak, Bilecik Yolu gibi konu başlıklarında dolaştıktan sonra kalktık Kadıköy'de ayrıldık.

Hüseyin Bey çok esaslı adamdır, çok da uzun zamandır görüşmediydik çok iyi oldu bol bol sohbet etmiş, hasret gidermiş olduk. Sezi Hanım ise bölümdeki en değerli hanım efendilerimizdendir. Birinci sınıftan beri kendisini pek severim, yeri ayrıdır, sohbeti pek keyiflidir.

Sonrasında perşembe oldu günlerden, akşamki kulüp toplantısını düşünüyordum ki Deryik Hanım'ın dürtmesi ile şalımı ondan almam gerektiğini hatırladım. Geçen sefer otobüsle dönerken şalımı bıraktığım koltuktan alıp ona sahip çıkmış, başkente götürmüş ve geri getirmiş büyük bir insandır kendisi. Bana verilen talimattaki buluşma saatinde kendisiyle buluşup şalımı aldım, bir müddet çay içip hoşbeş eyledik. Yemek fişleri ve aylık akbilin önemiydi o günkü konumuz. Hayat zor vesselam, ama Deryik Hanım pek güzel insan. Bu "güzel insan" kalıbını içine alabilecek her anlamda kullanıyorum bu noktada, Merve Hanım hariç isteyen istediğini anlayabilir, Merve Hanım ise benim ne niyetle söylediğimi doğru şekilde anlamak zorunda ne yazık ki.

Sonrasında eve döndüm, Emir Efendi de gelmişti benle aynı saatlerde, giyindik takımlarımızı ağabeyle beraber çıktık kulüp toplantısının yoluna. Fenerbahçe Yelken Kulübü'nde yapıldı toplantı, pek de güzel bir yer, heyecan doluydu, devir teslim gerçekleşti, yeni yönetim kurulu kulübü devraldı derken benim hazırladığım 07-08 slayt gösterisi yayınlandı. Fotoğraflara fon müziği olarak seçtiğim Buram adlı eser özellikle büyük ilgi topladı. Medeni en cesur ödülü almış olabilirim. Ardından terasta birer kahve içtik, burda çalmalıyız diye düşündük ve eve döndük. Hayırdır inşallah dedirtecek şekilde bir uyku tutmaması ile sabah altıya doğru uyuyabildim, dokuzda da tekrar yeni güne başladım.

Emir Efendi'yi de kaldırıp çıktık evden, Bağlarbaşı'ndan bindiğimiz 2 numerolu otobüs Aslı Hanım gibi günün değerli konuklarını da ağırlıyordu. Sonra Üsküdar'da Emir Efendi'den ayrıldık, Özge Hanım, Eylül Hanım, Batu Bey ve Doruk Bey ile buluştuk. Atladık otobüse vardık Çengelköy'e, simitimizi, böreğimizi, domates salatalığımızı aldık Çınaraltı'na kurulduk. Bir yandan yelken yarışını izledik bir yandan pek güzel sohbet ettik, Sema Hanım, Umur Bey de katıldı bize daha sonra da Esen Hanım ve Ulaş Bey, en son olarak da Alican Bey ve Özge Hanım.

Sonra saat baya ilerlemişken çıktık Çengelköy'den baya bir yürüdük, Kuleli'nin önünden geçtik sonra yorulup otobüse bindik, Küçüksu'da indik, ufak bir grup kasrı gezdi biz de oturduk çay içtik, sonra grubumuz en sonda ben, Umur Bey, Özge Hanımlar (2) ve Eylül Hanım kalacak şekilde dağıldı. Biz de tekrar Kandilli'ye yürüdük, iskelenin yanında bir şeyler yedik sohbet ettik güzelce. Enikleri izledik neticede vapurları geldi hanımefendilerimizi uğurladık. Umur Bey de beni otobüse bindirdi. Dolu dolu geçen bu üç günün sonunu 15F' de getidik.

Bölümdeki en çok görüştüğümüz, konuştuğumuz arkadaşlarımızı bu tarafta ağarlayabilmenin gururunu yaşadım, sevindim,eğlendim. Alttaki yazının akabinde böyle 3 gün geçirmeyi ben de istemezdim ama nasip, hayat böyle bir şey işte.

Salı, Temmuz 08, 2008

Nitelikli Arkadaş

Gözlemlerime göre okuldaki üçüncü senenin sonunda bir yere giderken haydi sen de gel diyeceğim ya da benzer tepkiyi bana gösterecek, canı sıkılınca arayıp bir şeyler yapalım mı diyecek arkadaşımın toplam sayısı bir elin parmaklarını geçmese gerek, bunların beşte biri zaten Antalya'dan, beşte üçü de hazırlık senesinden. Ilgın Hanım'la -ki kendisi Antalya'lı beşte bir- bu konuyu derinlemesine tartışmak ve sonuçlar çıkarmak üzere tekrar buluşmaya karar verdik.

Pazar, Temmuz 06, 2008

Huuuuylll

Çağrı Bey, İrem Hanım ve Emir Efendi'yle Moda'ya gittik, sağolsun Emir Efendi ben tek başıma olduğum zaman muhabbetimden keyif almıyor, o yüzden baya sıkıldı, Çağrı Bey'le görüştük bu vesileyle.
Melis Hanımcığım ve Kıvılcım Hanımlar günümüzün güzide konuklarıydılar, inşaat sektörünün yükselen yıldızlarıydılar, sıkıldıkça görüşülesi iki insan zaten, Melis Hanım'ın gençliğini biliriz tabi ama Kıvılcım Hanım da öyleye benzer keza.
Roni Bey'in Moda'nın göbeğinde huuuuylll diye bağırmasının etkisi geçtikten sonra çektik bu fotoğrafı, hayatımda bu denli güzel bağıran insan görmedim, bu yolda çalışmalar yapacağım, bu seslerimi kuvvetlendireceğim ileride.

Pek değerli konuğumuz Jale Abla (ki kendisi nişanlım olur) İstanbul'dalar, kendileriyle gezme turlarımız devam etmektedir.

Cuma, Temmuz 04, 2008

Deneyimlerinizi Paylaşma Zamanı

Yahu aklımda bir kaç soru var bunlara da birer cevap lazım, yurtdışı konusunda biraz deneyimsiz (biraz değil hiç) birisi olarak bu sorularıma cevap arıyorum, beni sabahın köründeki sedasayanımsı programlara çıkmak zorunda bırakmadan cevaplarsanız sevinirim.

Şimdi efendim benim valizimden ziyade bir de gitarımı götürmem gerek gittiğim kampın amacı gereği, bu durumda gitarı bagaja vermek istemiyorum, yanıma almak istiyorum, THY'ye telefon edip sorduğumda biz bilmeyiz kapıdaki görevliler bilirler dediler, ben şimdi bir sert kılıf bulup bagaja mı versem, yoksa yumuşak bez gitar kılıfına koyarak yanıma almaya mı kassam, yanıma alsam çok iyi olacak yahu.

Bir de gideceğim ailenin babasına ve oğluna ne alsam bilemiyorum, şöyle ki iki ipucum var, sigara içilen bir aile bol bol, oğlan benden bir yaş küçük ve gitar çalıyor ama ben yine de Türkiye'ye has bir şeyler olsa diye düşünüyorum, erkeklere hediye almak gerçekten çok zor.lıma sorular geldikçe tekrar soracağım, cevaplar arıyorum, bana laflar hazırlayın. Eehehe.

Beden Ve Ruh

Fikrinden, cisminden geçtim bari ismini hatıramda yaşatabileyim
Korkularımı yendim anladım geç de kaldım ama bir tesadüf yarat, seni görebileyim

Esaret zor biliyor musun, dört duvar da değil seninkisi
Zamanı, mekanı, dermanı da yok, yüreğimdeki prangasın, bunu bilesin

Seslensem duyar mısın? Sesime bir ses de sen yakar mısın?
Düşlerinde bana da yer verir misin? Bana koşut koşar mısın?
Alevi sarsa da dört bir yanımı, inan ki söndürmem, yakarım sana karşı duran yanımı Maksadım seni incitmek değil niçin beni anlamazsın
İşim küllerle değil korla benim, bana karşı neden bu denli soğuk ve yabancısın?

Duymak istemesen de hayalin tek elimde, söyleyeyim
Kimselere verme niyetinde de değilim
Bitap düştü bedenim lâkin ruhum hâlâ ilk günkü gibi
Sabrımı sınıyorsan şayet engel değil bu ayrılık o vakit
Günler kavuşturur yeniden bizi elbet
Bir sahil kahvesi veya yer de önemli değil, orayı sen seç

Nedensiz değil bu haykırış, ne de olsa çaresize olmaz çözüm hiç bir yakarış
Ürkme, sakınma sevgiden, beni sevmekten; biz bir çift bedeniz dünya üzerinde
Ama tek bir ruhuz kavuşacağımız ebediyette






Güfte : Egecan Erdoğan
Beste : Emir Aksoy






Not : 2006 yılında yaptığımız bu eseri bu sabah tekrar kaydetmek geldi içimden, bu vesileyle de biloktan sizlere sunmuş oluyorum en oturmuş bestelerimden birisini, saygılarımız sevgilerimiz Egecan Bey'e. Bir de bu fotoğrafı pek çok severim. Dinlemek için aşağıdaki bağlantıya tıklayıp indirmeniz yeterli olacaktır.




Perşembe, Temmuz 03, 2008

Format

Bilgisayara artık bir kısayol tuşu atayabileceğim sıklıkta format atar oldum. Virüs programı yüklemeyi sevmiyorum çok yavaşlatıyor diyerek baktım bilgisayar teklemeye başladı hemen çaaaat diye formatı vuruyorum kafasına. (cümle çok kötü olmuş da neresinden düzelteceğimi şaşırdım vaz geçtim) Mesela Shift + F bir tehdit kısayolu olabilir bilgisayara, şayet takılmaya devam edersen tepkim sert olacak kısayolu. Eğer değişen bir şey olmasa da F + Del tuşlamasıyla bilgisayara format atılmalı. Format atmanın süresine (yaklaşık 45 dakika) hiç üzülmüyorum da çoğu programı her seferinde tekrar kurmak çok ağır geliyor bana genelde. Öyle bir paket olsa, tıklayınca tüm programlarım tekrardan yüklense etse nasıl da güzel olur aslında değil mi. Bilgisayardan anlayanlara sesleniyorum bana böyle bir güzellik yapın, tek tuşla tüm updateler efendim setuplar falan olsun bitsin. Bir de ne yaparsam yapayım medya pıleyır takılmasın istiyorum, şarkının en gaz yerinde kesilip tekrar geri gelmesi kadar üzücü ve ritm kaçırtıcı bir şey yok! Hayat ne kadar zor bazen değil mi.




çok güzel şarkıdır
dinleyin mutlaka

Çarşamba, Temmuz 02, 2008

Dün Akşama Dair

Olumlu yönleri olumsuz yönlerinden fazla olan, bu açıdan hoş geçen bir konserdi bizim için, dinleyenler, önümüzden geçenler en kötü ihtimalle gülümseyip başlarıyla selam verdiler. Mağazanın en merkezi yerindeydik ne de olsa.
Emir Efendi'nin de Nağme Hanım'ın da bence çok uykusu vardı, öğlenden beri bizde oldukları için de olabilir. Bıraksak uyuyacaklardı nerdeyse, değişik konserler serimize bir halka daha eklemiş olduk böylece.
Emir Efendi ile bir örnek giyinmek hobimizdir, bakın yine giyindik, çok sevdiğimiz ünlülerden Ayna ile beraber de poz vermeyi ihmal etmedik. Bu; Saat 10.00 isimli pozumuzu sık sık veririz biz, Saat 10.00 severiz biz.