Pazar, Kasım 30, 2008

Bir Varsın Bioxcin



Eskiden yedi ve yirmi karışmasını çok yaşardım şimdi de dokuz ve otuz. Nedir bu sayılardan rakamlardan çektiğimiz ha? Aklım bu aralar yine dönüp dolaşıp bir kaç projede takılıyor. Bakalım bu aralık ayı da geçen senelerki kadar konser yüklü mü geçecek? Hoş sene başında iki prestijli (İş Kuleleri, Onor Bumbum) konserle başladık ki normalde ölü bir dönemdi o dönem benim için, umalım da gerisi de hoş gelsin. Hoş geldin yaaar yürreğimee adlı parçayı da tam bu platformdan en sevdiğim hanımefendiye gönderiyorum. Alt yazıda bahsettiğim milyon tane elime geçen albümden bir kaç şarkı seçip (herbirinden) bir pek hoşlar listesi yapmak istiyorum ama bakalım gücümüz vaktimiz yetecek mi? Ne çok soru sordum değil mi? Artı bir, arto bir, birsen, bir ben, bir de bebek kahvesi.

Cumartesi, Kasım 29, 2008

Müzik Tavsiyeleri Ediyorum

Son dönem dinlediğim albümlerden güzel olanları (kendime göre) sizlere de söyliyeyim de dinleyin dedim, iyi demişim değil mi, iyi demişim iyi. Misal ilk albümümüz Anathema'dan Hindsight isimli albüm, 2008 çıkışlı; akustik ve best of özellikleri taşıyor. Anathema da sonunda benim çizgime geldiğine göre artık gönül rahatlığıyla müzik yapabilirim demek. Blonde Redhead'in 23 isimli albümünü dinledim sonra, gayet de başarılı buldum. Tavsiye ederim ne çok sıradan ne çok sıradışı diyelim. Bir diğer tavsiyem ise Cat Power'ın 2008 çıkışlı Jukebox albümü. Hoş Cat Power ne yapsa beğenirim gibi bir his var içimde, kendisiyle ilk kez Tuhaffiye Hanım'dan gelen Fool ve Werewolf isimli iki naif parçayla tanışmıştım. Neyse bu albüm de pek güzel, bir de Greatest Hits çıkardılar sanırım bu yakında ama tam kestiremedim. Damien Rice'ın 2006 çıkışlı 9 isimli albümü de bence her şarkısıyla hoş bir albüm, kadın vokalleriyle de hoş. İlk dinlediğimde kılçıksı gelen bu ses de zamanla kendini sevdirdi alıştırdı, gayet beğeniyorum şu an. Dave Matthew's Band'in nerde nasıl bir albümünü bulursanız hemen düşünmeden alın dinleyin derim, iyi davulcu nasıl olur bakışıma yepyeni açılımlar getirmiştir, şarkıları da bazen sıkan country keman tınıları ve nadir, uç vokalleri dışında pek hoş. Keren Ann'ın kendi ismini taşıyan 2007 çıkışlı albümü de pek naif. Zaten hiç bir şey yapmasa daha bu kadın, sadece Where No Endings End ile gönlüme sonsuza dek taht kurmuştur. PJ Harvey'in Stories from the City, Stories from the Sea albümü de hoş bence. Sanırım saydıklarımın hepsinden bir nebze daha fazla keyif aldığım bir diğer albüm ise Portishead'ın Roseland isimli 98 çıkışlı konser kaydı. Çok çok çok başarılı bulundu tarafımca. Yine Sia'nın Lady Croissiant isimli 2007 çıkışlı albümü de keza her şarkısıyla gönüllerimizde yer edinmiştir. Bunlar yaklaşık 2 buçuk haftalık bir süre içerisinde dinlediğim 60 kadar albümden aklıma, kulağıma ilk takılanlar diyelim. Muhakkak dinledikçe tatlananlar da olacaktır. Bulduklarınızı dinleyin derim ama.

Not : Egecan Bey'den gelen Death Magnetic albümü de tükürdüklerimi yalatacak cinsten.

Bunların hepsinden daha güzeli punkreas açıldı !

Perşembe, Kasım 27, 2008

Kın Kın


Şimdi sınav mınav çok iş güç var ama bir ara yazacağım buralara, yine de bomboş bırakmak içime sinmedi. Ayrıca bana faşist veya ırkçı diyen tüm herkesi kökten kınıyorum, ayıplıyorum. Kendinize bakın bre zibidiler diyorum. Biz insan taşıyoruz. (iki hamile dostun üçüncü arkadaşlarına kurduğu cümle) Dandadadan'a da başlık fikri için teşekkürler ediyorum, çatal matal yok ama kimseye. Ayrıca kökten kınadığıma göre hafif bir kökten dincilik var bende, ama dur hemen yaftalamayalım.

Pazar, Kasım 23, 2008

Karaköy İskelesine Mersiye


En son Nil İpek Hanım'la binmiştik vapura oradan,
Hatıralarım vardı içinde şuradan buradan,
Dönüp baktım hele nice zaman geçti de aradan,
Elimizde kalan biraz liken, biraz denizanası imiş!

Geçerken Galatasaray'dan girmezsek Çaycı'ya şayet,
Salardık yokuştan İtalyan Lisesi'ne direkt,
Yol dostlarımızı da oradan toplardık elbet,
Bağlarbaşı'na giden en kısa yol Karaköy'den geçerdi hey hey!

Sultanahmet'ten bile gelsem gitmezdim hiç Eminönü'ne,
Haliç'ten Üsküdar'a gidenler bile bir dururdu önüne,
Sular üzerinde baya da uzundu boyuna, genişti enine,
Kaderde sular çekilene kadar kavuşmayı beklemek de var imiş.

Çekti gitti aramızdan lodoslu bir İstanbul gününde,
Kadıköy-Karaköy jetonum patladı mı elimde?
Nasıl gideceğiz o tarafa aklımda sorular var benim de,
Karaköy İskelesi'yle kalbimi de gömdüm ben o sulara hey hey !


Perşembe, Kasım 20, 2008

Bir Hadise Var



Gözlerimi kapadım, öncelikle III.Selim'in huzurunda, padişahın kendi eserlerini padişaha icra eden bir incesaz ekibiyle beraberdim, sonrasında yıllar geçti imparatorluk değişti, dil değişti, konular değişti, ama asalet hiç değişmedi, en son İstanbul'u sevmezsek aşkı anlamayacağımızı duyduk, gözlerimi açtığımda Münip Utandı'yı ve klasik sazlarını ayakta coşkuyla alkışlarken buldum kendimi, meğersem Albert Long Hall'daymışım, hepsi bir rüyaymış, hepsi böyle olsa rüyaların dedirtecek cinsten.

Çarşamba, Kasım 19, 2008

İş Kuleleri Konseri


İlk kez kocaman bir çiçeğimiz oldu, vay bize vaylar bize !
İş Kuleleri'nde gerçek anlamda ilk akustik konser veren bizdik herhalde.
5 şarkımızdan mikrofonlu olan son ikisi müthişti, ilk üçü ise biraz duyulmamış olabilir.
Böyle kulisimiz olsun, başka da bir şey istemiyorum.
Seray Hanım ve Çağlar Bey'e de nice teşekkürler, beraber çalmak/söylemek pek keyifliydi.

Pazar, Kasım 16, 2008

Enerji Bakanı mıyım?


Bu hafta yapılacaklar listesi :

* Pazartesi, Cafe ile konuş, Salı'ya çalış (hem ders/hem müzik), sınav quiz yoksa koroya katıl,
* Salı, sınava çalış, gir, çık, İş Bankası Kuleleri'ne git, dinleti yap,
* Çarşamba, koroya kal, şarkıları öğren,
* Perşembe, kulübün müthiş Münip Utandı konserine git,
* Cuma, pazartesi günkü konuşmaya göre program yap ya da yapma.

(ayrıca her gün okulum olduğunu saymaya gerek duymadım)


Demek bu hafta da en erken eve 21.00 gibi döneceğiz her gün. Bakalım biz de kısa zamanda çok işler başarabilecek miyiz?

Perşembe, Kasım 13, 2008

Bir Akşamın Daha Burda Sonuna Geldik


Etrafımda öyle naif dostlarım var ki uçurumdan atlasam aşağıda konser vericeğim deyip, peşimden gelirler, beni hiç yalnız bırakmamacasına. Bu dostlarıma yenilerini eklemek ama hâlâ o samimiyeti bozacak kadar kalabalıklaşmamak pek daha güzel. Bir de kendi yaptığım müziği herhangi bir ses sistemi olmadan bu dostlara aktarma şansım olsa ya da en azından basit bir sistem ile. Hani kafamı takmayacağım cinsten, gözlerimi kapattığımda, şarkıları söylerken aklımı kemirmeyecek bir sistem. Neyse çok şey istiyoruz herhalde. Elimizdekiyle yetinelim. İyi ki varsınız hepiniz. Hep sizlerin huzurunda şarkı söyleyebilmek dileğiyle!

Salı, Kasım 11, 2008

Emir ve Mete ile Sıcak Dakikalar (eheheheh)



Mete Bey'in bağlantısıyla canlı müzik sektörüne adım atıyoruz beraber, ilk sahnemiz ise bahsettiğim üzre bu perşembe saat 20.00 gibi sanırım. Üç bölüm yapmaya karar verdik, ilk bölümde Mete Bey tek çalıp söyliyecek yabancı parçalar çoğunluklu, orta bölümde beraber çalacağız söyleyeceğiz, son bölümde ise ben tek başımayım Türkçe ağırlıklı. Fena olmayacak gibi duruyor, bu perşembe hem bizim hem işletmecilerin açısında bir deneme olacak muhtemelen, belki sonrasında farklı konseptlerle, hatta tek başımıza ayrı günlerde bile sahne alabiliriz belki de ya biz beğenmeyiz bir şeyleri, ya da onlar bizi beğenmez ve sonraki sefer olmaz. Nasip ne diyelim.

13 Kasım Perşembe
Saat 20.00-22.00 (yaklaşık değerler)
Cafe Bu / Teras


Peki yedi düvelden gelen "dinleyenlerimiz?" Cafe Bu nerde bilmezler mi? Şöyle tarif edelim, bizim okula gelen bir araca binecekler ki okulun toplu taşıma araçları Rumeli Hisarüstü'dür yani R.Hisarüstü yazan otobüsler (43R / Kabataş, 559C / Taksim, 59R / Mecidiyeköy, 59RS / Sarıyer, 125 / Kadıköy, ...) ismi bizim okul olan bir duraktan geçerler, son duraklarından bir önce. Sonra okulun durağında inince ortada bir kavşak göreceksiniz, sırtınızı okulun kapısına doğru dönünce o kavşaktan karşınızda solda cami, -sağa doğru- yanında durak copy, yanında simitçi, yanında börekçi, yanında bakkal ve yanında eczane göreceksiniz, eczanenin yanında otopark gibi bir yer var oraya doğru yürüyüp, ordaki markete girmeden sola girerseniz doğru kapıdan girmiş oalcaksınız, keza kavşakta kafayı kaldırıp yukarı bakarsanız muhtemelen mekanın tabelasını da göreceksinizdir, en kolayı hemen ilk önünüze çıkana sorun siz sağ ben selamet.

Pazartesi, Kasım 10, 2008

Feist ... Çok Yaşa ... Sen de Gör

* Bu da mı gelecekti başımıza?

* Bugün okulda neredeyse tek Fenerbahçe formalı insan bendim, bu nasıl bir soğukluk, heycansızlıktır yarabbim, ne uyuz bir ortammış. Koskoca bölümde neden herkes "evet biz kültürlü insanlar asla futbol izlemeyiz" imajı çizer ki anlamadım. Hayır aynı insanlar yeri gelince "nasıl koyduk ama heeaa heaaa heaaa?" demesini de biliyor çok enteresan vallahi. Resmen tüm gün 3 kişi ya gördüm ya görmedim formalı, lisede olsa (ki 6 Kasım liseye denk gelir) her yer sarı-lacivert olurdu, okulu geç şehir bir hafta olurdu, derbi canım bu daha eğlenceli ne olabilir? Neyse azizim çürümüş millet, ya da şekil olmuş. Pek hoş bir hanım kızımız formayla gelmiş ama onu çok takdir ettim, selam verip vermeme arasında kaldığım bir insandır kendisi (tanışmışızdır ama nerden hissi var her daim) ama yarın görürsem gidip diyeceğim formanız pek yakışmıştı diye.

* Hasbel kader ile Hansel ve Gratel birbirine ne kadar benzerse, Elthon John ve Jo Dalton da birbirini o derece andırır.

* Bir kaç haftadır beyaz (ama bembayez) paketli Negro yiyorum, o nasıl oluyor demeyin, migrosa gittikçe dörtlü beşli paketlerde alıyorsunuz, içindeki bireysel paketler bembeyaz, ama nedendir bilinmez pek lezzetli geliyor bunlar bana. Nasıl bir ırkçılıksa artık içselleştirdiğim, hayırlısı, tabi Negro reklamını da yapan benim kafadan olsa gerek ki siyaha anlam kazandıran beyaz demiş. Ehehehe.

* Bugün derste yanımda oturan hanım efendiye çayımdan ikram edip, hâlâ sıcak çok uzağa gitmiş olaman demek istedim, çok kilitlemekten korktum, vazz geçtim.

* Ayrıca perşembe günü gerçekleşecek canlı müzik dinletimiz konusunda hâlâ bir müzakere yapamamamız konunun netleşmesini engelledi, halbuki rest çekecektik, nasip yine çekeriz.

* 373, 303, HTR


* Bir de bazen samimiyet ile kabalığın ayrımını iyi yapamıyorum, özellikle vurgu ve mimiklerin hakim olamadığı bu sanal ortamda. Bana mı dedi acaba diye aklının en ucundan geçebilecek olan herkesten bu yüzden özür dilerim. Çeki düzen.

Pazar, Kasım 09, 2008

Burası Kadıköy Burdan Çıkış Yok *

Bu slogandır şu takıma beni hayran eden, ne de güzel slogandır, 6 Kasım'dan beri böyle keyifli gs maçı izlememiştim, en çok da adamların senelerdir oynamadıkları bir futbolu oynadıkları hafta yine Kadıköy'e gelip, hüsranla dönmelerine üzüldüm (ben bile). Ama neyse çok keyif aldım, gsli dostlarımla da pek kardeşlik ruhu içinde izledik, tarafsızca yorumladık.


Rica ederiz yahu ne demek.

Cumartesi, Kasım 08, 2008

Format 874

Projeler, ufak tefek işler, daha büyük işler deryasında yine kendimi kaybettim gitti bu aralar. Yok yok kaybetmedim yahu ama her zamanki gibi upuzun bomboş bir dönemin ardından yetişemeyeceğim kadar çok fırsat çıkıyor karşıma, hangisi iyidir hangisi değildir kestiremediğim gibi hepsini tamamen deneyecek vaktim de yok, azar azar artık, tırtık tırtık ne yapalım.


* Bir de şu resimdeki gibi bir adam vardı n'oldu ona bilmem vallahi, ne güzel çekmiş Melis Hanımcığım da maşallah.

Neyse şimdi mühim olan konumuz bu haftalarda ders çalıştığım saatlerden en yüksek verimi alabilmek. Bir adet 303 (politikıl ikonomii) ve HTR sınavımız var bu hafta, sırasıyla çarşamba ve perşembe. Bakalım geçtiğimiz hafta girdiğim sınavım güzel geçti gibime geldi -şu okul hayatımda ilk kez- tabi sonuçları görmeden bir şey dememek gerektiğini acı deneyimlerle sabitlemiştim. Bu hafta perşembe akşamı ayrıca bir değişiklik daha var ki Mete Bey ile Cafe Bu'da canlı müzik yapacağız tahmin ediyorum 20.30'dan 22.30'a kadar. Sonrasında da müzakereler, bizim beğenimiz, onlarınki, bizim şartlarımız, onlarınki değil. Eehehe. Sonraki salı günü ise belki bana gitar çalmayı öğreten insanlardan birisiyle 3 sene sonra tekrar aynı sahneye çıkacağız. Dur bakalım hayırlısı. Çok uzun zaman sonra tekrar dinledim ki Camille'den Au Port! Müthiş hoş bir parça. Ayrıca Caliban'ın 2006'da çıkan The Undying Darkness albümünü de -isme koş be- dinledim ki tam sevdiğim Caliban yahu, özlemişiz. Pek cana yakın çalıyorlar. Mahsun Kırmızıgül'ün eski bir şarkı sözüyle bitiriyorum yazımı : "Ben seven kadın canlısıyım." Eeuaheuahueahuaea.

Not : Nil İpek Hanım'ın biloğunda kendimizi de görmek nasip olacakmış demek.

Salı, Kasım 04, 2008

Düşmanımın Başına



Efendiler dün şöyle dakikalar yaşadım ki Allah kimseye yaşatmasın çok zor durumda kaldım, tam uzunca ama tanıdıkla ve yeni tanıştıklarla keyifle geçen bir 125 yolculuğundan sonra evin bahçesine girmiştim; evin bahçesi dediğim yalıda oturmuyorum ne yazık, ufak sempatik apartmanımızın önünde bir o kadar sevimli bir bahçesi var 15x10 boyutlarında göz kararı ki bu aynı gözler 6 metrelik duvarı 9 diye de tahmin etti geçtiğimiz hafta hemen ardından da 9 buçuk12 mi 13 mü hadi en iyisi 11 buçuk (hesaplarımız hep metreyle) sandılar falan. Neyse apartmanın kapısına yürürken cebimden de anahtarlarımı çıkardım, sadece demir bir halkadan oluşan -belli ki vaktiyle bir şeyler sarkarmış ucundan- bir -sallandıracaksın bunların birisini bak bir daha yapıyorlar mı- anahtarlığım var, üç anahtara da ev sahipliği yapıyor kendisi. Bunların birisi işte bu apartman kapısı. Anahtarlardan birisi ise tutma yeri yüzünden tamamen ayrı bir karaktere sahip ama dün diğer ikisini karıştırdım. Anahtarı yuvarlak, tutma yeri ve düz, kilide giren kısım olarak ayırırsak bu birbirine benzeyen iki anahtarın tek ayrım yeri birinin bir kaç milimetre daha uzun bir kilide giren kısma sahip oluşuydu. Neyse anahtarlığı cebimden çıkarmak için anahtarların birisini işte bu kilide giren uzun kısmından tutmuşum -uzun kısım tamamen kapanacak sadece yuvarlak kısım görünecek şekilde- ve o karanlıkta şeklim kimeyse yiğtliğe de laf ettirmemek için bu benzer iki anahtarı işte o yuvarlak kısımlarının çaplarındaki farktan anlamaya (ayırt etmek manasında kullandım burda anlamayı) çalıştım. Boyları 2 milimetre farkederken artık o çaplarının milimetrenin kaçta kaçı fark ettiğini siz hesap edin. Karanlıkta bu tip uğraşlar içindeydim ve anahtarın ayırt edici kısmını ısrarla gizlemeye devam ettim parmaklarımla, sonra doğru olanı seçtim neticede ama ölüm gibiydi, çok stresli anlardı. İnsan saniyenin kaçta kaçında ne büyük hikayeler yaşıyor bazen.

Fotoğraf : Sırf suratımdaki ifade Allahı'm Yarabbi'm ne oluyor yahu hangi anahtarı seçsem ölmem ifadesi olduğu için bu fotoğrafı seçtim, aslında Onor Bumbum ile pek karizmatik çıkmışız tabi ki fotoğrafı çeken Yargı Bey'imizi de es geçmemek lazım.

Ekleme : Son iki saat içinde iki ayrı kişi şuna ulaşmam vardır numarasını bulabilir misin diye beni aradı, demek bağlantılar konusunda gün geçtikçe kilit bir isim oluyorum, çok esrarengiz vay be, bir de üstte anlatmak istediğimi anlatabildim mi hiç emin değilim.

Cumartesi, Kasım 01, 2008

Konserin Ardından

* ilk iki fotoğrafı çeken Ozan Bey'e teşekkürlerimizi borç biliriz...


Onor Bumbum'un müziği gerçek anlamda çok beğendiğim bir müzik, ilk kez canlı dinleme şansım oldu açıkçası (Roxy'yi saymazsak) ve ses düzeni ne kadar başarısız olursa olsun, müzik çok güzeldi. Demek neymiş ses problemi her ortamda yaşanırmış (oha Studyo Live'da da mı) bu sırf bana ve Taşodalara mahsus değilmiş. Konsere gelen gelmeyen herkesi bilokta sağ alt tarafa koyduğum Onor Bumbum resmine tıklayıp şarkılarını bir kez de güzel ses sistemiyle ev ortamında dinlmeye davet ediyorum, beğenmemenize ihtimal vermiyorum.


Ben de nacizane Onor Bey'in Kuğu isimli pek naif minik bir eserini seslendirdim, şarkıyı öyle seviyorum ki -söyleyince daha da arttı bu sevgi- albüm yapsam okurum o derece. Burda en sağdaki benim, boynumda da 27 derece 23 dakikalık hisli şarkıcıyım ben açısı var. Ortada sırtı dönük klavye çalan Onor Bey, en solda üzerine ışık vuran insan ise klasik kemençe sanatçımız Nağme Hanım. Bu arada sanırım ciddi anlamda ilk konuk olduğum konserdi bu konser, o yüzden yeri çok ayrı benim için. Sahnede söylerken kendi sesimiz gayet güzel geliyordu, seyircilerimiz inanılmaz güzeldi, çok vefalıydılar, ne denli teşekkür etsem az, umarım bir nebze olsun beğenmişlerdir yorumumu.


Tabi ki gecenenin bir diğer mühim ismi Emir Efendi'ydi ki kendisi Köpek şarkısını söyledi nedense Orhan da artık hikayede. Böyle bir Emir Bey kadrosu pozumuz olsun istedik, çektik. Gelen tüm dostlarımıza nice teşekkürler ve bizleri davet ettiği için Onur Bey'e de sonsuz teşekkürler ve tabi ki hep yanımda olan her notasıyla kalitemi arttıran Nağme Hanımcığ'a.


mesaj atmadın, belki yine onu rüyanda gördün
geri aramadın, belki bu sefer gerçekten döndün
beni yaraladın, aslında hiçbir şey yapmadın
kendini aradın tekrar sevebilmeye çalıştın

kuğuymuşsun sen kanadı kırık
iyileştiririm ben kendimi bırakıp

anlık susuyorsun, binbir şey geçiyor aklından belli
sonra duruyorsun, anladığımı anlayıp gülüp,
öyle bakıyorsun, beni burdan alıp götürüp,
öyle bırakıyorsun, bunların hiçbirini bilmeden

kuğuymuşsun sen kanadı kırık
iyileştiririm ben kendimi bırakıp