Cuma, Ocak 30, 2009

Cumartesi 21.00'de

Türkiye'de televizyon yayıncılığının 41. yılı görkemli bir gece ile kutlanıyor. Bu güzel gecede birbirinden değerli sanatçılar ekranlarınızı şenlendiriyor. Ajda Pekkan, Nükhet Duru, Emel Sayın, Candan Erçetin, Ayten Alkman, Tuluyhan Uğurlu ve Hadise.. Şef Zafer Gündoğdu yönetiminde TRT Türk Halk ve Türk Sanat Müziği Orkestraları, Gençlik Koroları ve Şaman Dans Grubu bu geceye renk katıyor. Müzik, dans ve nostalji dolu bir gece için TRT-1 ekranlarında saat 21.00'da buluşalım.


Biz de TRT İstanbul Radyosu Türk Sanat Müziği Gençlik Korosu üyesi olarak yarın akşam orda olacağız, izleyin derim keyifli bir program olacağa benzer. Ben yukardaki alıntıda gerekli yerlerin altını çizdim. Eheheh. Papyon da var işin ucunda.

Salı, Ocak 27, 2009

Geçtiğimiz Günlere Dair



Efendim bugünden başlayalım yazmaya ailecek tatili fırsat bilip şöyle bir arabalı gezme yapalım dedik urduk kendimizi yollara evet evet urduk eheh, önce Kilyos taraflarına gittik ama oradaki yerler o derece ıssızdı ki oturmaya çekindik sonrasında bildiğim ve sevdiğim mekanlardan olan Garipçe'ye doğru gittik, işte Koç Üniversitesi'ni geçince Garipçe'ye doğru devam eden o yol tam bir Finlandiya. Neyse Garipçe'de her zamanki bu yerde oturduk, denizin dibinde bir şeyler yedik içtik, dönüşte de Tarabya'da bir çay içtik bir de arabada üstüne uyudum, değmeyin keyfime yani. Değme keyiflere taş çıkarttım.


Bu fotoğraf bir önceki günümüzden. Can Bey ile bir ara beraber bir şeyler yapalım demiştik evvelden kendisi akordeyon çalıyor ben de bu kelimeyi yazarken elim ayağıma dolanıyor. Sağolsun bana pek güzel bir akordeyona giriş dersi verdi, özelliklerini, cinslerini, çalışını gösterdi. Üstelik arkadaşı Pelin Hanım ile de tanıştık, o da bestelerini bizle paylaştı keyifli bir buluşma oldu, bundan sonraki ilk Emir Bey Taşoda konserinde Can Bey'i de bir şarkılık konuk edesimiz var, bu güzel sesten sizleri mahrum etmek ayıptır.


Daha evvelki günlerimizin birinde Çağrı Bey ile Üsküdar buluşması yaptık, bu sene içinde aynı okulda okuduğum milyonlarca arkadaşımla olduğu gibi Çağrı Bey'le de adam gibi görüşecek neredeyse hiç vaktimiz olmadı, bir miktar bunu telafi ettik. Havadan, sudan, derslerden, müzikten, kulüpten konuştuk, iyi oldu vallahi, kendisine sevgilerimizi saygılarımızı iletiyoruz.


Bu da yazımızın en eski fotoğrafı bir önceki cumartesi akşamından, Çağlar Bey, Cihansert Bey, Dinçer Bey ve Efe Bey ile buluştuk, sohbet ettik, eğlendik. Pek keyifli insanlardır bu insanlar lakin senede bir görüşebilir olduk, zamanla bu da aşılır. Ayrıca fotoğraftan tamamen bağımsız olarak ekşi sözlüğe grubumla girmenin haklı gururunu yaşıyorum, benim için büyük bir kıstastı, paşa bir tanıdığımız kayıtları dinleyince yazıvermiş, sevindirdi bizi. Myspace sayfasını da Lilya Hanım'ın uğraşları sonucunda insana benzettik. Ordan da artık gönül rahatlığıyla dinleyebilirsiniz bizi.

Pazar, Ocak 25, 2009

Emir Bey - 2009



Bir aşağıdaki yazıda bahsettiğim kayıtları artık sizlerle paylaşma zamanı geldi, Last Fm'deki eski kayıtlarımızı kaldırdık, onun yerine bu yeni 3 parçayı ekledik. Myspace de açtım hatta müzikle uğraşan adamın şanındandır derler myspace açmak ama orda şarkıları yüklemek dışında pek bir ilerleme gösteremedim sitenin yapısı biraz karışık geldi, alışırız zamanla. Neticede bu el emeği göz nuru şarkıları bir zahmet dinler de yorumlarınızı eksik etmezseniz seviniriz. Sert yorum yapmayın çok; arkam güçlüdür adam toplarım eheahea. Saygılarımla beraber :






Last Fm'de dinlemek için ekranın sağ üst tarafındaki müzik çaların çal tuşuna basmanız gerekmektedir her parçada, myspace sanırım bu işi kendi kendine yapmayı öğrenmiş.

Cuma, Ocak 23, 2009

Kayıt İşleri

















Efendim bugün Emir Bey grubu olarak Tünel tarafındaydık, iki senedir beraber nerdeyse yirmi konser verdik elimizde hâlâ bir kaydımız yok diye yakınırdık hep; işte o kaydı bugün yaptık. Tolga Bey'in stüdyosunda 14.00 ile 19.00 arasında 3 şarkı kaydettik ama evet yorgunluktan ölüyoruz sanırım. Ne kadar meşakatli bir işmiş bu kayıt işi ki konserlerde yaşattığımız duyguları yaşatmak babında hücum kayıt yapmamıza rağmen. Bir de kanal yapsak verem olacakmışız demek ki Allah korusun. Tabi deneyim efendim bunların hepsi bir yandan, ama neticede elimize geçen kayıtlar, bizden tam olarak dinlemeyi beklediğiniz müzikler. Kaydını aldığımız şarkılar ise birinci Levent Sevi'nin şiiri üzerine benim bestem olan Cennet Bahçesi, ikincisi müthiş şarkı Nilüfer, üçüncüsü ise Anathema'dan Flying. Bu kayıtları gerek Last Fm gerek Myspace yoluyla sizlerle paylaşacağız bir hafta içinde, artık çekinmeden, sıkılmadan herkese gönderebileceğimiz stüdyo kayıtlarımız var ne de olsa. İlk Emir Bey EP'mizi de yayınlamış olacağız yani, ahahah. Yıl 2009 halbuki ne denli çağdan uzak müzik yapıyoruz. Bugünkü her türlü hareketlerinden ötürü Nağme Hanım ve Emir Efendilere pek çok teşekkür ederim ayrıca bizle 5 saat uğraşan Tolga Bey'e de saygılarımızı sevgilerimizi sunarım. En kısa zamanda kayıtlarla çıkacağız karşınıza. Görüşmek üzere.

Not : Bu aralar Last Fm'de sürekli Emir Bey dinliyor görünürsem, bunu kendini beğenmişlik değil de bir çeşit içselleştirme çabası olarak kabul edin emi.

Çarşamba, Ocak 21, 2009

4 Duvar


Fonda Ferda Anıl Yarkın'dan -acaba bizim Nağme Hanım'la ne alakası var- Sonuna Kadar isimli muazzam şarkı çalarken (o dönemki tüm müthiş klasik gitarcıların öldürüldüğünden şüpheleniyorum) ben de bugün yaptıklarımdan (sondaki gitar solosuna lütfen dikkat üstelik sigarayı serçe ve yüzük parmakları arasına alıp çalan gitaristin bu hareketine de dikkat) bahsetmek istiyorum. Bakmayın öyle makale gibi girdiğime, arada öyle girerim ben hele. Bugün Merve Hanım'ın Antalya'ya gitmesinin verdiği kederi dağıtmak üzere kendimi yollara vurdum, Gülnaz Hanımcığım bana eşlik etti öncelikle, hayatını değerlendirdik bir süre, bir çay içtik sonra da Musti olarak da tanınan Mustafa Bey ve arkadaşlarının yanına gittik. Pek keyifli müzik sohbeti ettik, arkadaşların hepsi pek şeker insanlarmış, şimdi isimlerini hatırlıyor muyum? Hayır, ama o tamamen benim şahsi dallamalığım. Neyse sonrasında da kalktık eve döndük, tatillerin en çok işte bu arkadaşlarla bol bol görüşebilme kısmını seviyorum, dün de mesela Doruk Bey ve Umur Bey ile Üsküdar semalarında gezinmiştik, pek iyi oluyor, pek hoş oluyor, gezintilerim yarın ve öbür gün de sürecek gibiler. Ayrıca bugün tanıştığım arkadaşların müzik gruplarının bağlantısını da vereyim ben beğendim siz de bir bakın bence: 



Gülnaz Hanımcığımın da en havalı resmini koyuyorum bir jest babında.

Pazartesi, Ocak 19, 2009

Ve Tatil Başlasın



Sabah 10.30 itibariyle akademik tatilime girdim, son makale tesliminin ardından. Hoş okula giderken aynı dersi aldığımız ters istikamete giden hanımefendiyi ne denli selamlamak istesem de o ya dalgındı görmedi ya da görmezden geldi, olsun olur bu tip şeyler, sonra da soluğu sevdiğimin yanında aldım, onun da akademik tatiline pek az kaldı. Pek rahatladık birbirimizi hayal meyal hatırlayabildik görüşmeyeli asırlar milenyumlar geçtiğinden herhal ehehe. Neyse şu tatilde bir iki planım var yani az plan ama yapmazsam da üzülürüm bunları. Bir de İtalyan Emre Bey ve Orçay Han da gelse başkaca ne isterim, Uraz Bey'i de isterim belki. Sırf reytinglerim düşmesin diye yazdım bunu ya süper bir iki konuya değineceğim çok yakında ahahaha ne kadar reklam kokan cümle varsa kurdum. Böyle işte hayat bana güzel.

Cuma, Ocak 16, 2009

Çıkartmalar Var


Finallerimizi bitirdik ama bir tane de makalemiz var final yerine geçen onu da yazar (kasa) yazmaz en mutlu insan olacağım. Bunun yanısıra üzerinde uğraştığım bir kısa film müziği projesi var ama enteresandır müzik baya uzun, şayet olursa ayrıntıları ondan sonra vereceğiz efendim. Olmazsa da unutmuş gibi yapacağız bu cümleyi. Ama içten içe çok saykedelik bir insanmışım, daha dinlemeden önce bile içimde bir pink floyd varmış. Otobüste dün şöyle bir şey vardı, mavi halk otobüsü, adam ikili çıkartma almış her yere yapıştırmış ama ufak, birinde telefonla konuşmak yasak işareti yanındakinde de sigara içmek yasak işareti var. Yani bu yasak işaretlerini de o tabelanın çemberini çapraz kesen doğru sağlıyor. Anlaşıldı değil mi? Neyse bunların yanında bir de tekli yapıştırma ile bu grup üçlüymüş imajı yaratılmış o yapıştırmada da koltuğa oturup emniyet kemeri bağlamış bir kadın var, ama durum şöyle enteresan ki kadın hamile değil, yani normal kadın, zaten orda vurgulanmak isteyen de emniyet kemerlerinizi takın ifadesi ama otobüsteyiz, üstelik işin en güzel yanı o emniyet kemeri kadını çapraz kesen bir doğru olduğu için ve diğer iki ifadenin yanında ister istemez otobüste kadınlar yasakmış ya da iyi niyetli yorumla otobüste kadınların oturması yasakmış diye anlaşılabilir. Fotoğraf çekmeye baya korktum çünkü kapının yanındaki camlara yapıştırılmıştı, o camı çekerken arkasında oturan yağızlar hüoyp ne çekiyon diye girişse kaçacak koridor yoktu, şoför bey orta kapıyı açar mısınız desem bir de şoför duymasa tam dayaklığım.

Salı, Ocak 13, 2009

Çok Dehşet



Rica ederim bu iki şarkıyı indirin! Lütfen indirin ama! Lütfen!


Bakınız bu çok dehşet sıfatını çok az (nadiren) kulanırım, bu Regina Spektor gerçekten çok dehşet bir kadın özellikle bu şarkısı muhteşemden de öte benim gözümde. Ha tiksine de bilirsiniz belki, "bence" çok dehşet zaten, ama kadın dengesiz her şarkısı dehşet. Bumblefoot'un yanında bir adet daha "favori şarkıcım" var artık demek.





Regina Spektor'un ses kontrolü ve gücü beni benden alıyor, Bumblefoot'un da ses genişliği ve gitar çalışı beni benden alıyor, en mühimi ikisinin de tam anlamıyla birer müzik ve kompozisyon dehası olması. Bir türe dahil edemezsiniz ikisini de belki Regina Spektor için piyano Bumblefoot içinse gitar birer etiket olabilir. Belki o da olmaz. Umarım Bumblefoot'un Guns 'n Roses solo gitaristliği ek işi, kendi müzik kalitesini törpülemez.

Pazartesi, Ocak 12, 2009

Beni Conk Bayırı'nda Bekle *


Evet çok verimli bir şekilde HTR çalıştık bugün efendim, HTR'den katım İnkilap Tarihi olarak da geçen bir şey. Neyse Nil İpek Hanım olsun, Tufan Bey ve Kürşat Bey olsun hatta bir ara Görkem Bey de olsun, konuştuk, anlattık, dinledik, eğlendik döndük. En son Genç Türkler yerine Genç Turkcell diyen -kaç paşa mezarında ters döndü kim bilir- dostumuz Kürşat Bey'e ve adamlar hayvan gibi gelişmiş diye not alan Tufan Bey'e sevgilerimi iletirken, Nil İpek Hanım'a ise perdesiz bas gitarı ile hayatta başarılar diliyorum. Bugünlük diyeceklerim bunlar. Bu günlüğe de diyeceklerim bu kadar ayrıca.


* Sevdiğim bana başlıkta yazdığım cümleyi kurdu telefonda hayra mı yorsam bilemedim. Ehehe.

Not : Telefonum daha iyi. Ayrıca fotoğrafı sırf yazı kuru kalmasın diye koymadıysam ne olayım?

Cumartesi, Ocak 10, 2009

Telefonumun Başı


'na gelenler, düşmanımın başına gelmesin diyorum azizim. Bundan bir ay belki bir kaç ay evvel bir arama geldi, okuldan çıkmış durağa doğru ilerlerken, hava da yağmurlu ama böyle çiseleme şiddetinde, ben de açtım. Herhalde ilk o zaman üzüldü telefon çok; beni neden ıslatıyorsun diye, halbuki benim de eski telefonum nokia'nın kapsüllerinden, su geçirmeyen darbeye dayanıklı falan bir telefon ki hakkaten de havuza atıp dalıp çıkartmışlığımız var, neticede şimdiki telefonum öyle değil, normal telefon. Bir yandan da üç yaşını doldurdu artık yaşı da ilerledi, neyse o günden sonra çok arada bir de olsa ekranına bir seğirme geldi bunun üzerinize afiyet, hani gözümüz seğirir ya -ki bu durumda hemen bir seğir defteri tutmalıyız gözümüze- onun gibi böyle ekran titrer oldu falan, tabi kış sezonu olunca rüzgarda iki üç kez daha konuşunca telefonun ekran titremesi hat safhaya ulaştı, öyle ki gelen mesajları okuyamaz oldum, sürekli sıcak tutuyorum cebime koyuyorum ısıtıyorum, okşuyorum ama olmuyor ne yazık. Neticede bu sabahki titremesi beni o kadar ürküttü ki kendisini altına bir selpak koymak suretiyle peteğe koydum, zaten o peteği daha yeni yeni kullanmaya başladım gerçekten, ayaklarımı ısıtıyorum, terliklerimi ısıtıyorum falan. Ayağı sıcak bir insandan daha tasasız ve daha idrarsız ne olabilir ki şu dünyada. 


Neyse hasılı kelam telefonu tekrar elime aldım konuşurken, ekran tekrar gençliğindeki gibi, çakı gibi, ama biraz soğukta durdu yine titredi, yine koydum peteğe şimdi yine mis gibi oldu ama çok sıcağa da alıştırmamak lazım işte, yarın öbür gün sokağa yine çıkacağız ne de olsa, sokaklar bir telefon için hiç tekin değil çok çetin, iki oğlan ismi gibi neredeyse hatta birleştirince ünlü bir oyuncu ismi bile olur bir de kapı eklersen sonuna ecnebice. Neyse işte böyle dertlere gark oldum bugünde sormayın halim nicedir, bir de yine bugün Noir Désir'in One Trip One Noise isimli albümünü dinledim ki bazı parçalarının elektronik düzenlenmesi ile yapılmış bir derleme, müthiş diyorum, dinleyin muhakkak diyorum. Muhakkak derken de her heceyi vurgulayınca çok eğleniyorum. Saygılarımla !

Cuma, Ocak 09, 2009

Korcan Bey Durakta Görüldü



Korcan Bey bizdeydi bugün, öyle senede bir buluşuyoruz, konuşuyoruz, gitar çalıyoruz, dertleşiyoruz, müzik dinliyoruz, bir dahaki buluşmayla ilgili sözleşip ayrılıyoruz. Özlemiştik vallahi kendilerini, iyi oldu, mutlu etti bizi. Sağ olsun var olsun, ne olsun işte oturuyoruz. Eh.. ah.. ovv.. yutub diye bir cümle kurdum, sonra çok güldük, aslında tüm amacım Korcan Bey'e youtube'dan Ron Thal'lı bir Guns'n Roses videosu izletmekti. Bir anda bilgisayarı 3 kez formatladığım ve youtube'a girme yollarına çok uzak olduğum, yakın olsam bile chrom'un beni engelleyebileceği fikri gelince başladığım cümle böyle bitti, nasip.

Kolaj yapayım dedim ama diğerleri çok kötü çıkmış, titrek ve tipsiz,
ama buyrun burdan geçen seneki halimize bakın.

Çarşamba, Ocak 07, 2009

Kahramanımız Bu Bölümde...


...

Bir yandan 1900'lü yılların ekonomik politikalarını öğrenen kahramanımız öbür yandan da her daim olduğu gibi müzik dinliyordu. Şimdi bu giriş cümlemizi açarak yazımıza başlayalım. Öncelikle 1900'lü yıllar deyip geçmeyin, bugün bildiğimiz düzenin, bilmediğimiz bir düzenden evrildiği bir dönem diyebiliriz bahsi geçen 10-15 yıla. Ekonomik politika deyip geçmeyin, keza Tarih hocası ekonomiyle pek ilgili biri, bu vesileyle enteresan şeyler de öğreniyoruz. Kahraman deyip geçmeyin, çok kahraman bir insanım bir sefer hiç unutmam iki yol arasındaki yol çalışması stabilizesinde arabayı durdurup yerdeki araba kırar cinsten dev bir taşı alıp yol kenarına atmıştım, o günden kelli süper kahraman olduğumu düşünüyorum, yakın hısım akrabam ise mutant olduğumu. İnsanlığımdan mutantım desem yeridir. Müzik deyip geçmeyin, kahramanımızın geçen yazısında bahsettiği kalın yazılmış grubun gitar tonları Need For Speed Porsche müziği ile James Bond film müzikleri gitar tonu arasında gidip geliyor. Giriş cümlesini açan kahramanımız bunun verdiği cesaret, azim, istikrar, disiplin ve iradeyle bir de gelişme cümlesi yazmaya karar verir.

Gelişme her toplumun kaderidir. Hehehe yok bu tip bir gelişme cümlesi değil de daha ziyade, hatta ziyadesiyle gerçek hayattan bir gelişme cümlesi. Yarın akşam, öbür akşam ve sonraki akşam planlarımın olması beni zorlayorre. Şimdi bu cümleyi açalım, kahramanımız yarın akşam liseden pek değerli bir dostunu evinde ağarlayacaktır, bu hususta ağırlayan sıfatını annesine yakıştırsak yeridir, eğleyecek sıfatını kendine yakıştırsak daha kahramanca olur. Öbür akşam ise kulüp yönetim kurulu olarak, çalıştırıcı ve şeflerini (aynı kişi) yemeğe çıkaracaklardır, cümlenin son kısmını da açalım. Sonraki akşam deyip geçmeyin sevdiği ve merak ettiği isimlerin birleşimi olan bi konsere gitmek istemektedir kahramanımız, sizin az daha sonraki deyip geçeceğiniz o akşamda. Ayrıca bugün de en sevdiği kahramanla beraber, süper kahraman bir şekilde Avusturalya'ya gidip gelmişlerdir. Cümle içinde vestörnü kullanmıştır. Dallas, teksas, düello diyerek sonuç bölümü yazmaya karar verir kahramanımız. Bir kompozisyonmuşçasına başladığı bu salvadorvari yazısını bir sonuç bölümüyle taçlandırmak, saçlandırmak onun en büyük isteğidir şu an.



12, 13, 16 ve 17'sinde olmak üzer dört final vardır geriye kalan, biraz kül biraz da duman. Hani adettendir, ilk paragrafta verilen fikir son paragrafta güçlenmiş bir şekilde tekrarlanır ya işte o ilk paragrafta verilen 1900'lü yılların başındaki ekonomik gelişmeler fikri bu 12'sindeki sınavla güçlendirilecektir. 13'ü Hitler'le, 16'sı Plato'yla, 17'si ise toplumların kültürleriyle. 11 ile 18 arasında seçilmiş gelişi güzel 4 sayı deyip geçmeyin, gelişi güzel deyin onun yerine bir daha bir daha, endamın yeter deyin, deyim yerindeyse deyin kaybolmuş olmalı demin. Çay için, çay için.

Fotoğraf ise okulda çekim yaptığımız bir günden, havanın güneşliliği, pantolonumun belini sokuşturmam ve kareye dahil olmuş Egecan Bey ise bu fotoğrafı pek sevme nedenlerimden yalnızca bir kaçı. Bir kaçı zaten iyi adam gerisi boş (luktan ne yaptığımı biliyor muyum ben?).

Salı, Ocak 06, 2009

Finaller Arasında Müzik



Pazartesi günü ile birlikte geçen iki finalimden sonra -ki birisi 203/istatistik ve benim ikinci alışım, diğeri ise 303 ki bölüm hayatımızın en zor dersi- biraz müzik dinleyelim yahu dedik. Gezinirken tesadüfen Last Fm'de 2008'in en iyileri şeklinde bir istatistik gördük. Tabi bu iyilik kavramı en çok dinleme oranına göre düzenlenmişti, haliyle içlerinde en popüler olanı Coldplay'in son albümü idi. Bunun yanısıra I Kissed A Girl'den Beirut'a kadar -elmayla armutu topladım ehehe- değişik bir yelpazesi vardı. Ağırlıklı olarak indie diye geçen özünde ne olduğu belirsiz ve her şeyi kapsayan hatta ne yazık ki indie kelimesi üretilmeden önceki gruplara bile yapıştırılan tarzın popülerleşen ya da yaygınlaşan diyelim grupları oluşturuyordu listeyi. Bu bile beni üzdü, sonra bulabildiklerimi dinledim bu listeden, evet fena değilmiş dediklerimin yanısıra öf dedirten bıktıran da çok şey geçti. The Kills güzelmiş ki kendilerini Punkreas'tan tanımıştık evvelden, Santagold fena değilmiş dedik, ama bunların yanısıra müthiş bir albüme de denk geldik ki o da The Last Shadow Puppets isimli grubun albümü olan The Age of Understatement. Tek kelimeyle müthiş. Grubu oluşturan ikilinin birisi Arctic Monkeys'ten diğeri ise The Rascals'danmış. İkinci gruba dair bir fikrim yok henüz. Kendi grup arkadaşlarına kızıp bir turnede bir vesileyle tanışmış oldukları birbirleriyle -cümle müthiş- altmışlara benzer bir şeyler yapalım diyerek bu albümü yapmışlar. Bence müthiş. Bulun edinin dinleyin diyerek sözlerimi bitiriyorum. Müzik de olmasa nasıl uyuşacağız, yatışacağız yahu?

Cuma, Ocak 02, 2009

Kanuni Baha Efendi *



Benim de sahnede olduğum konserlerin en sevmediğim yanı inanılmaz derece müzik dinleme zevkimi kısıtlaması ya da elimden alması, ezberlemek gereken yepyeni repertuarlar varken ne hakla onun dışında şarkı dinleyebilirsiniz ki? Neyse hepsi geçti. Eheh.

* Başlık sadece resmi açıklıyor, konuyla başkaca alakası yok.

Perşembe, Ocak 01, 2009

İstanbul'a Dair *



İstanbul 2009'a pek güzel başladı, kar olsun, fırtına olsun, yağmur olsun bugünlük ara vermişler sağolsunlar biz de öğleden sonra bir turlayalım bari dedik, manzaramız Kuleli önünden.


Beykoz'da bir lokanta keşfettik annecik ve ağabeycik ile beraber, balık ekmek yedik üzerinize afiyet, demek tüm sene balık ekmek yiyeceğiz artık, kulağa hoş geliyor.


Ortak Aralık Ayı Toplantısı'nda Tolay Bey ve Güray Bey sağolsunlar beni yalnız bırakmadılar, Tolay Bey'in sesine bir kez daha hayran kaldım hatta hayran hayran baktım desem yeridir.


Senenin son konseri olan Boğaziçi Üniversitesi Türk Müziği Kulübü Korosu konserini başarıyla atlattık, düet halindeki solomdan daha da heyecanlısı iki eserde zilli daire vurmam oldu.


Finaller bana doğru koşuyore,
yandım Allah yandım yandırma beni.

* İncesaz'ın tıpkı diğerleri gibi pek naif
olan üçüncü albümü, enstürmantel albümlerinden.