Çarşamba, Aralık 29, 2010

Mehter


Hava soğuk olduğu zaman yolda bir araç içinde giderken camınız yeterince buğulanmamışsa yanınızdan geçen servis araçlarına bakın, iş yerlerinin servisleri olabilir bunlar mesela, o servislerde her zaman size el sallayan bir adam ya da kadın bulacaksınız. Bir süre mutlu olup heyecanlandıktan sonra da fark edeceksiniz ki o insanlar da camlarındaki buğuyu siliyorlar. Bugün aynı servisten üç kişi bana el sallıyor sandım nasıl heyecanlandım bir bilseniz.

Bir de Akmerkez bir ışıklandırılmış (bu sefer gecekondu gövdesi değil kuleleri) sanırsınız 24'lü Monami kuru boya seti. Görünce anlarsınız ne dediğimi, dediydi dersiniz. Emir Bey ve Sakareller konserlerinin, İrem Hanım, Nil İpek Hanım ve Ozan Bey tarafından çekilmiş pek değerli fotoğrafları var, çok mutluyum o yüzden ara ara koyarım buralara. Yarın akşam da okulda Münir Nurettin Selçuk eserlerinden oluşan bir BÜTMK konserimiz olacak, vakti olanlar eşini, dostunu, ailesini, kapıp gelsin.

Pazartesi, Aralık 27, 2010

Taşoda Aralık 2010



Bana öyle geldi ki tarihimizin en güzel konserini verdik geçen perşembe Emir Bey olarak. Dinleyici dostlardan da aldığım geri dönüşlerin bir kısmı doğrultusunda dışarı da istediğimiz sesi verebildiğimizi öğrendim. Diyeceğim odur ki beğenmeyen olabilir, lakin benim (hatta bizim) yapmak ve yansıtmak istediğimiz müzik ve ses buydu, ben çok mutluyum bu sebebten. Nağme Hanım'a, Nil İpek Hanım'a, Umut Bey'e, Uluç Bey'e, Tufan Bey'e ne kadar teşekkür etsem azdır, hepsinin yaptığımızın işin güzelleşmesine katkısı çok büyük! İsterdim ki bugüne kadar tanıdığım, sevdiğim, örnek aldığım herkes bu konseri dinleseydi, kendimizi bu kadar iyi ifade etmişken dinlemek gerekirdi bu konseri diye düşünüyorum.


Neyse şimdilik elimizde İrem Hanım'ın çektiği bir kaç pek güzel kare var, yenileri geldikçe alakasız yazılara eklerim. Emir Bey konserinin ardından Lemur vardı sahnede. Nil İpek Hanım hiç inmeden devam etti yani. Lemur sevgimiz sonsuz, artık kendilerini myspace sayfalarından dinleyebilir, facebook sayfalarından da takip edebilirsiniz. İnternetin güzellikleri. Sonrasında da Sakareller olarak çıktık sahneye. Beni tanıyan ve yaşça büyük olan kitlenin dışında insanlarda "bu ne olum" gibi bir genel ifade vardı. Ahahah. Ben çok eğlendim konserde, bir hareketlilik geldi sürekli sağa sola gittim, Bahadır Ağabey uyardı "bir dur" dedi sonra daha az dolandım. Ahahah. Bunun da çok güzel fotoğrafları var Nil İpek Hanım imzalı, başkaları da gelecek yakında. Hasılı kelam bir Taşoda'yı daha atlattık, her şey gayet güzel geçti üstelik!

Pazar, Aralık 19, 2010

23 Aralık Emir Bey Konseri Neden Önemli?


Merhabalar efendiler, şimdi çok zamandır benim beklediğim bir konser geliyor bu hafta Perşembe günü. Taşoda Konserleri dahilinde GKM'de Emir Bey olarak sahne alacağız. Biliyorsunuz ki geçen bahar da ondan önceki kış da Emir Bey grubuyla Taşoda sahnesine çıkmadık. Bunun farklı sebepleri vardı muhakkak, Sade grubuyla sahne almak gibi, ses sisteminden tedirgin olmak gibi. Aynı sahnede en son 2008 Aralık ayında konsere çıkmıştık ki bana kalırsa Emir Bey tarihinin ses ve repertuvar açısından en keyifli konserlerinden biriydi, çünkü ilk gruptuk ve uzun uzun ses ayarları yapacak vaktimiz olduğu için, istediğimiz sesi dışarı da yansıtabilmiştik. O zamanlar üç kişiydik, Emir Yargın Efendi, Nağme Hanım ve ben olmak üzere ve ilk şarkıda Nil İpek Hanım'ı konuk etmiştik, onla birlikte söylemiştik Yeni Türkü'nün Resim şarkısını burdan dinleyebilirsiniz.


O zamandan bu zamana ne değişti. En basitinden o zaman Nil İpek Hanım konuktu, artık bizim bir parçamız. O zamanlar daha göz önündeydik, şimdi biraz daha yer altındayız (underground) ov yeah man. Bu mevzuyu da şöyle açıklayayım, bu geçen zamanda hem grup kadro olarak genişledi, hem de üç tane "gerilla konser" olarak adlandırdığımız tipte konser verdi. Bunlar da tamamen ses sistemsiz olarak çaldığımız, grupça bir eşin dostun evine gidip eve sığabilecek denli konuk davet ettiğimiz pek naif ve mutluluk kaynağı konserlerdi. Kadro genişlemesi ilk Nil İpek Hanım'ı ses desteği olarak gruba dahil etmekle başladı, sonrasında Umut Bey'i kontrbasıyla gruba davet etmekle. Son bir kaç birliktelikte gitarıyla bize eşlik eden Uluç Bey'i de kadromuzdan sayarsak, hayalimdeki ideal kadroya bu geçen süreçte ulaştık diyebiliriz. Bu kadro sabit mi tabi ki değil, hepimizin farklı zamanlarda farklı işleri çıktığı için her bir araya gelebildiğimizde şaşırıyorum ben, ama buna da şükretmek lazım, bu kadar yetenekli insanı bir arada görmek, bu kadar yetenekli insanla kendi üstünkörü bestelerimi çalmak benim için bir şeref.


Katılımları ve yaptığımız işleri böylece özetledikten sonra bu konserin bir diğer önemine gelelim. Şimdi bir aksilik çıkmazsa bu dönem okulu bitiriyorum hatta geçen gün Gönül Hoca Türk Müziği konserinde sahnede bunu vurgulayarak benle eğlendi, hoş çok abartılı bir uzatma yok ama bir dönem uzamıştı işte okul. Bu da Emir Bey grubunun son öğrencilik konserini yaptığımız anlamına geliyor, bu grup benim için okulla biraz özdeşleşti, çünkü üniversitede hayalim böyle bir gruptu ve çok şükür onu kurmayı başardım, büyütüp bir yerlere de getirdik hep birlikte ve şimdi okul bitiyor. Umarım önümüzdeki senelerde devam ederiz bu müziğe ve vaktimiz olur da yine Taşoda Konserleri'ne çıkarız ama bu konser sembolik de olsa bir son anlamına geliyor benim için. Okulun en sevdiğim sahnesinde, en sevdiğim müzisyenlerle, en sevdiğim şarkıları çalmak, gerçekten heyecan verici olacak.


Bir diğer detay ise bu konserde pek değerli dostum Emir Yargın Efendi bize eşlik edemeyecek, kendisi snowboard turnavası için doğuya gitti, sonrasında da haber alamadık, biz de bir başka değerli müzisyen dostumuz Tufan Bey'den rica ettik, o bizle cajon çalacak, ritim vuracak. İtiraf etmek gerekirse okulda, hep birlikte bir şeyler yapmak istediğim müzisyenler vardı, bu konserde Tufan Bey'le de birlikte çalarak bu müzisyenler listemi tamamlamış olacağım. Bu listemdeki diğer isimler Ozan Bey'di ki kendisiyle Sade konserinde çalmıştık, bir diğeri olan Uluç Bey de sahnede olacak o gece zaten; Nil İpek Hanım'ı hiç saymıyorum artık.


Konserin son önemli noktası da Taşoda konserinde çıkacak diğer gruplar. Perşembe günü 17.00'de Emir Bey sahne alacak, ardından 18.00'de Tümer Bey'den bildiğimiz The F.I.P., sonrasında 19.00'da Nil İpek Hanım'ın (aynı zamanda Deniz Hanım ve Ergin Bey'in de) canı gibi sevdiği grubu Lemur, sonrasında da saat 20.00'yi gösterdiğinde delikanlı rock müziğin en güçlü temsilcisi Sakareller sahnede olacak tabi benimle birlikte. Saat 21.00'de de Crimson Blue sahneye çıkacak. Bu saydığım grupların hepsini önceden dinlediğim ve tanıdığım için tavsiye etmekte hiç bir sakınca görmüyorum, benim tanıdığım gruplar Perşembe günü için bu kadar, ama sonrasında da iki grup var, onları dinlemediğim için bir şey diyemeyeceğim ama Taşoda Konserleri'nin en güzel yanı da zaten yeni grupları yeni müzikleri keşfetmek oluyor hep. Cuma günü de tavsiye etmekten çekinmeyeceğim grup saat 20.00'de sahne alan Vera grubu, onlardan da bir şarkı çalacağız Perşembe günü. Tüm konserlerin detaylı programına buradan ulaşabilirsiniz.


Şimdi diyeceksiniz deli mi dürttü (poke) de bunca yazı yazdın bir konser için, yok hayır, misal Sakareller için de bu kadar yazı yazabilirim ama Emir Bey'e oranla çok daha sık konser verdiğimiz bir grup Sakareller. Albümdür, konserlerdir, internet sayflarıdır çeşitli kaynaklardan ilgilenen insanların sürekli bilgiye ulaşabileceği, performans takip edebileceği, kendini güncel tutabileceği ve değişimleri gözleyebileceği bir grup Sakareller. Emir Bey'de ise durum farklı, biraz daha içine kapalı bir cemaat gibiyiz, en son herkese açık konserimizin üzerinden aylar geçti hatta yıl bile geçti sanırım. O yüzden sevdiğimiz sahne, sevdiğimiz kadro, sevdiğimiz repertuvar olunca, her şeyi birden yazayım, arada neler değişti merak eden olursa da okusun istedim. Bu yazıyı sonuna kadar okuyan insanları zaten ben bizzat ellerini öperek kutlayacağım. Konserin event'i burada, bu konser benim için şu veya bu sebeplerden ötürü çok önemli, umarım güzel geçer de gelen insanlar için de önemli olur. Herkesi bekliyorum perşembe günü:




* Fotoğraflar sonuncu hariç,
geçmiş Taşoda Konserleri'nin
belgeleri, hey gidi hey!

Perşembe, Aralık 16, 2010

Sık

Çok sıkılıp, bunalıp, memnuniyetsiz olduğum bir dönemdeyim, yaptığım hiç bir şey iyi olmuyor, olanlar da değer görmüyor gibime geliyor, durduk yere mutsuz oluyorum bu aralar. Ilgın Hanım'ın da dediği gibi balık burcu ezik bir burç ondan herhalde. Esen kalın.

Salı, Aralık 14, 2010

Karga


Geçtiğimiz Cuma Sakareller olarak Kadıköy Karga'daydık. Ben Karga'yı eskiden beri severdim, bir daha sevdim o gün. Ha konser sahnesi, ya da konser katı çok müthiş, ses sistemi inanılmaz ondan mı sevdim? Yok efendim değil ama yine de çok güzel bir yer. En üst katı performans sahnesi yapmışlar ama böyle bir miktar "evi yeni tuttuk hadi parti yapalım" gibi bir dekorasyonu var, yani bomboş, sahne zaten yok yani yükselti falan, duvarlar da boş, içerisi de; ama ses sistemi bizim için yeterliydi, eş dost da bizi yalnız bırakmadı, geldi. Keyifli bir konser verdik, "Eyfel" ve "Galip Dede"yi de ekledik repertuvarımıza bu konserle. Bizim konser bitti, aşağıya indik Karga daha yeni yeni güzelleşmiş. Bizi yalnız bırakmayan, gerek Anadolu'nun gerek Avrupa'nın farklı bölgelerinden kalkıp gelen tüm dostlara minnettarım gerçekten.


Bugün de Batu Bey ve Lâle Hanım ile Erkan Oğur & Derya Türkan konserine gittik, beni davet ettikleri için minnettarım, çok keyifli bir geceydi beklendiği üzere. Müthiş insanlar gerçekten bu insanlar, sadece iyi müzisyen değiller bana kalırsa. Çıkışta Baturay Bey'e de denk geldik sohbet ede ede yürüdük meydana iyi oldu. Bakalım şu konserler ne zaman kesinleşecek, bu ay neden bu kadar yoğun diye merak etmeden duramıyorum. Haftasonu da Gert Bey ve Charlotte Hanım ile görüştüm, hayat çok garip diye düşündüm bir kez daha vallahi. Bir de Emir Bey'e youtube sayfası açtım, inanmazsanız buraya tıklayın, kendi gözlerinizle görün!

Cumartesi, Aralık 11, 2010

Zümrüt



Geçen gün okuldaki koro çalışmasından çıkmış, metroyla Tünel yönüne Sakareller provasına giderken, gençten bir adam dikildi önümde, ben oturuyordum, "Emir Bey değil mi dedi?", "Evet." dedim, sonra "Ben sizin bir hayranınızım, imzalı fotoğrafınızı istiyorum." dedi, tamam o an anladım şakacı bir insan olduğunu lakin ilk tanışmada insanın karşıdakini çözmesi biraz vakit alıyor hak verirsiniz ki, ya ben cidden çıkartıp imzalı bir fotoğraf versem adama, düşünebiliyor musunuz halimiz nice olurdu? Ahahah. Sonra sohbet ettik azıcık, vallahi kalifiye blog takipçilerinden, tam da böyle insanların kalmadığını düşündüğüm bir anda hem de, müzik konusunda da dikkatli bir dinleyici, Ayça Hanım'ın arkadaşıymış, oradan biliyormuş blogu, müziği. Yıllar olmuştu böyle bir blog takipçisi tarafından celebrity moduna sokulmadığım. Bir de tabi olayın şu durumu var, "Uzaktan bakıp emin olamadım, bu kadar kel miydin?" gibi bir cümle var ki, göz yaşlarımı içime akıttım o cümleden sonra. Ahahah. Ne yapalım hayat da böyle bir şey işte, bir yandan güldürürken bir yandan düşündürüyore. Bir alttaki yazıdakileri bana en çok hissettiren anların videosu:




* Fotoğraf: Soldan sağa ben,
dünyanın en müthiş insanlarından Gönül Hoca
ve pek zarif sesli dostumuz Zehra Hanım.


Cuma, Aralık 10, 2010

Cinuçen Tanrıkorur



Yâkut, mine, zümrüt bana birdir kayalarla,
Bir gül dikeninden örülen taç neme yetmez?
Kâşâne, sedir, sırma, ışık onların olsun,
Bir köhne kitap, bir sarı kandil neme yetmez?

Bir çölde biten dal gibi ıssızsa bu gönlüm,
Dost âleminin ettiği kem söz neme yetmez?
Vardır anacak bir gün olup ismimi elbet,
Bir servinin altında dolan göz neme yetmez?

Dün Zehra Hanım'la bu dizeleri seslendirdik, konser boyunca da düşündüm hayat ne kadar değişik tesadüflerle dolu diye. Ben beş yaşında onun kucağındayken birlikte fotoğrafımız olan bir adam, on sene evvel kaybettiğimiz bir adam, benim yaşımda çok az insanın tanıdığı bir adam, yüzlerce gece, yatarken kasedini dinlediğim bir adam, dün sahnede çok sevdiğim bir eserini söylediğim bir adam, hayat gerçekten enteresan tesadüflerle dolu.

Pazar, Aralık 05, 2010

Kız Kardeş


Hep bir kızım olsun isterdim , ahahahah yok yahu öyle deneysel bir giriş yapmayacağım. Bu sister kelimesi var ya İngilizcede kız kardeş anlamına gelen, bana nedense hep daha ufak olanı anlatmak için kullanılır gibi geliyor. Mesela Jane Hanım (15) ve Jesica Hanım (17) yaşlarında iki kız kardeş olsun, konu İngilizce ya o yüzden örnekler de anadili İngilizce olan dostlarımız. Misal bu Jane Hanım "I have a sister named Jesica" dedi mi benim aklıma maksimum 14 yaşında bir Jesica geliyor, halbuki dese ki "I am the sister of Jes" (samimiyet kısaltması) o zaman her şey tamam. Böyle iki anlama gelen kelimeleri sevmiyorum, kafam çok karışıyor.


Ayrıca ya bilogır ölmüş, ya benim bilog, ya da yaptığımız işler artık kimseye keyif vermiyor hatta ilgi dahi çekmiyor. Şu aşağıda paylaştığım iki videoyu iki sene önce paylaşsam en az 40-60 yorum gelirdi herhalde, haliyle izlenirdi de; şu an 10-20 kez ancak izlenmişler. Yorum ise nadiren karşılaşılan bir şey oldu artık camiada. Çok enteresan. Ben bilogırım diye böbürlenerek gezinen yeni nesil bilogır dostlar izle ve paylaş butonları dışında pek çözememişler olayı herhalde. Böyle de atarımı yaparım.

Türk Müziği Kulübü (BÜTMK) ile önümüzdeki Perşembe (9 Aralık) günü Cinuçen Tanrıkorur'u anma programı yapacağız. Koro olarak da 4 eserini söyleyeceğiz Cinuçen Bey'in. Ben bazı şahsi sebepler ve bağlantılardan ötürü eskiden beri sever dinlerdim ama toplasan, bu değerli ismi bilenlerin sayısı kaça ulaşır bugün okulda merak ediyorum. Neyse bu değerli müzik adamı kimmiş, neden anılırmış diye düşünen olursa Perşembe akşamı okula bekleriz. Zehra Hanım'la az daha, yaklaşık on dakikalık bir düet yapacaktık ama kısmet değilmiş, çok içimizde kaldı.


Bu ay konser programı çok yoğun, hatta bu hafta da çok yoğundu birini iptal ettik, az yoğun oldu. Sabancı Üniversitesi'nin Akustik Konseri'ni listeden çıkartmak durumunda kaldık. Yine de beş konser var önümüzde, üç Sakareller, bir Emir Bey bir de yukarıda belirttiğim koro konseri. Detayları için buraya tıklamanız yeterli. Ayrıca şu politka öğrencilerinin bu salak vikiliks'ten çektiği nedir, biz bunu hak edecek ne yaptık, ekstra sınavlar, paper'lar, bize de yazık yahu, insaf. Şu yazıdaki şarkıyı n'olur bir dinleyin, Nil İpek Hanım ne efsaneler yaratmış bir kendi kulaklarınızla duyun, şahit olun.

* Yazıdaki fotoğraflar da birbirinden garip, Nil İpek Hanım'ın arşivinden.

Cuma, Kasım 26, 2010

Büyük Göçler


Her şeyden önce buraya bir tıklayın ve azıcık gülün.

Yakında pek güzel videolar paylaşacağım sizle, Levent Bey'in projesi olan "Long Way From Home" videoları olacak bunlar. Emir Bey grubunun performans videoları, akustik ve açık alan çekimi hem de. Üstelik iki videoda da benim bestelerimi çalıyoruz, Tanışma ve Kuğunun Şarkısı. Bir de bonus video var ki o da değerli dostumuz büyük müzisyen Emir Yargın Efendi'nin şarkısı Kemik Abi'nin çekimleri.

Favori grubum Mispis'in şarkılarını da buradan indirebilirmişsiniz.

Salı, Kasım 23, 2010

One Guard


İstanbul underground sahnesi bir Parisli müzisyene daha kapılarını kapattı. Her duygusal karar aynı duygusallıkta bir başka kararı meşrulaştırır. Ben de bu aldığım kararı en samimi duygularımla meşru kılıyorum.

Pazar, Kasım 21, 2010

Sarı Dolmuş


Dün prova dönüşü Kadıköy'e varıp Barış Bey'le ayrıldıktan sonra, durağa geldim, otobüs geçer mi diye düşünmeye başladım, tam o anda, tramvay yolundan giden iki kişi taşıyan bir motorsiklet, raylardan ötürü kaydı ve devrildi, Allah'tan yavaş gidiyorlardı ve üzerleri kalındı, ayrıca kask takmasalardı kafaları bir miktar yere sürtülmüş olacaktı ama bir şey olmadı. Yolun karşısından olayı görüp müdahale eden sarhoşça bir adam sürekli inşallah Beşiktaşlı değilsiniz deyip durdu, ne anlatmaya çalışıyordu bir fikrim olmayacak sanırım hiç bir zaman.


Sonra olay çözüldü ve motorsikletli ikili uzaklaştı, derken dolmuş yaklaştı bir tane ve bir anda altı kişi dolmuşa bindik, üç genç vardı arkaya oturdu, benim yol verdiğim iki adam vardı yaşlıca, onlarla ben de öne oturduk, genç bir dolmuş şoförü ve ön koltukta da arkadaşı vardı. Yanımdaki adamın elinde klarnet üzerinde takım elbise vardı, Migros'tan geçer mi dedi, şoför Caddebostan mı dedi, evet dedi adam, geçer dedi, klarnetçi de yalnız bu kadar var be abicim diyerek bir lira falan uzattı ama istersen çala çala gideriz dedi, sonra herkes paralarını verdi etti ve adam gerçekten etrafı kolaçan edip rahatsız olacak uyuzlukta birini görmeyince çalmaya başladı, ben inene kadar iki oynak türkü, bir de Sezen Aksu çaldı, her şarkının sonunda da büyük alkış topladı, hatta gaza gelip genç şoföre, abim, sen şimdi millet inince bana bir bira ısmarlarsın di mi valla ısmarlarsın ha dedi, emrivaki yaptı falan, evin orada inesim gelmedi pek, gecenin 23.45'inde böyle radikal bir dolmuşa denk gelmek beni mutlu etti.


Bir de pek değerli dostların yaptığı böyle havalı bir moda takip platformu var -moda takip platformu vay maşşallah- ismi de Celebrity Fashion Directory. Ben aşırı derecede modayla ilgili bir insan olmasam bile, ne zaman sayfaya girsem bir yarım saat gezinmiş buluyorum kendimi, size de tavsiye ederim yani, ilginizi çekeceği kanısındayım. Sağda da linki var zaten ileriki zamanlar için.

Cumartesi, Kasım 20, 2010

Bayramlıklı


Bir bayramı daha geride bıraktık diye bir amca cümlesi ile başlıyorum bu yazıya. Görüşmeler, buluşmalar, konserler derken zaten çok çabuk geçti yine her şey. Hava da o kadar güzeldi ki insan tatil hiç bitmesin istiyor. Perşembe gecesi Peyote'deydik Sakareller olarak. Ben konsere çağırdığım herkesi bayramlaşalım diye çağırdığım için, bayramlıklarımla oradaydım. Hohoyt. Pek keyifli geçti konser, dostlarımız bizi bayram seyran demeden yalnız bırakmadı ve gelip dinlediler, bizden sonraki müthiş performanslarından evvel pek değerli Mispis grubu da bizi en önden izledi, maddi manevi desteklerini esirgemediler bizden. Ahahah. Maddiden kastım fiziksel destek ve pedalsal destek, sağolsun Zafer Bey beni garip distorşın tonumdan bir nebze olsun kurtardı bu pedalsal desteğiyle. Ben de bizim konser sonrası ufak iki molayı saymazsak Mispis'in tüm konserini dinledim. Baya baya keyifliydi, pırlanta gibi adamlar. Ahah. Emre Bey (Malikler) konsere gelmekle kalmadı -İpeknaz Hanım'cığım ile tabi ki- sonraki gün de bize gelip beni müzik programlarına boğdu, hoş ben onları çözene kadar 67 yıl geçebilir ama bir yerden başlamak lazım. Biraz da salı günkü sınav için mesaimi arttırmaya karar verdim bu güzel günde. Umarım vatana millete faydalı olur. Bu aralar yine garip bağlantılar, garip işler peşindeyim. Bir de elim değmişken Emir Bey'in myspace sayfasını yeni profile geçirdim, hoş gerçi oradaki kayıtlar çok eski ve güncellikten uzak ama en azından bir ev konseri videosu koydum falan filan. Bu tip şeyler şekerim. İki gündür boyna Finlandiya ile konuşuyorum, Susa Hanım (oradaki ailemin annesi) Finlandiya günlerim ile ilgili bir yazı istedi, bunların bir dergilerinde falan yayınlamak üzere, o da bir şeyler yazacakmış. Ben de yazdım gönderdim başlığı da "there and back again..." koydum tırnaklar içinde. Yakında Finlandiya'da kitabım falan çıkarsa şaşırmayın, ismini de Göllerin İçinden Canım koyabilirim misal.

Perşembe, Kasım 18, 2010

Angus


Bayram tüm hızıyla devam ederken, ben de ciddi tavrımı korumak adına iki gündür her an bayramlaşılabilir düşüncesiyle kravatımı boynumdan eksiltmedim, öyle de bir kurumsallık var bu aralar üzerümde sormayın gitsin. Neyse her eski tüfek "bugün bunu yaptım, sonra da şunu bilogırı" gibi ben de şu geçtiğimiz günleri bir özet geçeyim malum seksen milyon merak eder. Bayramın ilk günü teyzemlere gittik her zamanki gibi, sabah erken kalkmaktan olsa gerek, gün boyunca farklı noktalarda uyukladım; gecesinde de Korcan Bey ile buluşmaya karar verdim. Sonra Canan Hanım'ı da ayartayım dedim. O gece ağabey, Elvan Hanım, Canan Hanım, Zeynep Hanım, Korcan Bey ve Nadir Bey'den oluşan pek güzel bir grup olduk, bir kaç saat sohbet ettik Caddebostan'da. Ne zamandır denk geldiğim en karışık gruptuk ve keyifli bir organizasyon oldu. Bayram görüşmelerine gündüz ailecek devam ederken, geceleri de "bireysel olarak elimden geleni yapma" başlığı altında bu gece de İpeknaz Hanım ve Emre (Malikler) Bey'le görüştük, yine Caddebostan'da. O kadar değerli insanlar ki bunlar yazmakla bitmez, bir de ne yazık ki az görüşür olduk bu aralar, malum hayat koşturmacası ahahah. Dönüşte de ağabeyi almak üzere uğradığım yerde Duygu Hanım, Ahmet Bey, Elvan Hanım ve Okan Bey'i görmüş ve kendileriyle de bayramlaşmış oldum. Bu arada Tina Hanım celebrity olduğundan bu yana benimle buluşmayı reddeder oldu, halbuki hatırlatırım ki onu ilk biz klibimizde oynatmıştık ama burayı okuyacağını zannetmediğim için nafile bir sitemden öteye geçmez bu satırlar kuvvetle muhtemel.


Yarın (perşembe yani) yine koca bir gün Beyoğlu taraflarında geçecek. Son kez uyarımı yapıyorum. Saat 23.00'te Sakareller & Mispis grupları olarak sizleri Peyote'de görmekten mutluluk duyacağız, bizi yalnız bırakmayın emi. Öyleyken böyle nokta bılogsıpot nokta kom.

Pazartesi, Kasım 15, 2010

Fasitet



En sonunda ben de fasidik bir insan oldum. Siz de buyrun bir göz atın, hoş bir sergimsi. Bu vesileyle Ozan Bey ile de görüşmüş olduk hem. Ayrıca beni yalnız bırakmayan Katia Hanım'a da sevgiler. Hem vesikalık çektirmiyordum ne zamandır o da aradan çıkmış oldu. Ahahaha yüzeysel bilogır. Ozan Bey'i perşembe konsere davet ettim ama yine işi varmış yine işi varmış, neyse tanıdık iş olunca bozulmadım çok. Hahah. Jehan Barbur'un yeni albümünü de edindim Ozan Bey vesilesiyle hem, ilk dikkatsiz dinleyişte bile kulağa gayet hoş geldi, bakalım detaylı dinleyişler bize ne gösterecek. Sonunda bilgisayara oyun da kurabildik -Eylül Hanım'ın yadsınamaz psikolojik desteğiyle- bunun verdiği haklı gururu yaşıyoruz. NFS Shift oyunumuz. Her zamanki saçma NFS sürüşü ve gerçekdışılığı bu versiyonda da mevcut ama olsun diyoruz, pist yarışı diyoruz, ne yapalım diyoruz falan filan. Hayat zor ama tatil güzel, ne kadar klişe gelirse gelsin, İstanbul uzun tatillerde bomboş ve pek güzel oluyor, trafik falan yok. Hep böyle olsun. Amin. Bakın perşembeye iş güç koymayın gece; hem Sakareller hem Mispis her zamanki gibi Peyote'de olacağız.

Cumartesi, Kasım 13, 2010

Kısacık


Staj, okul, müzik üçgeninde koşturarak geçti bir hafta. Gert Bey isminde (giğırt diye okunuyor hafif romanvari bir şive) bir İsviçreli arkadaş edindim ben de. Dünya küçük, Finlandiya'daki Müzik Kampı'ndaki pek sevdiğim Fransız dostum Camille'nin kız kardeşinin sevgilisiymiş bu bey, biz de Tünel'de buluştuk. Akşam da Umut Bey'de kaldık hatta Değer Deniz dinledik, tavsiye ediyorum, ilk uygun vakitte biz de çalarız hatta belki. Perşembe gecesi Sakareller konseri var, şimdiden boş tutun orayı.

Perşembe, Kasım 11, 2010

Aruz



Bugün yine yürüdük okuldan Ilgın Hanım ile. Metroya kadar hiç fena değil ve otobüsle aynı hızda geldik sanırım, hava da çok güzeldi Antalya ılıklığında esiyordu rüzgar falan. Çok zaman sonra Hazal Hanım'ı gördüm, kısa da olsa sohbet ettik, dertliydi biraz, sonra da Sakareller provası vardı. Neden bilmem bugün baya yoruldum ama ben, okulda da ödevimi yaptım ayrıca boşluğumda. Bence çok iyi, bak kimse yapmaz bunu. Önceki gün de okuldaki başbakan ziyareti ve polis işgalini protesto ettik, gönül çok daha kalabalığını isterdi ama hiç yoktan iyiydik. Yazacak bir şey bulamayıp da laf olsun diye bilok yazmak da böyle bir şey olup, eski bilogırlarda bazen gelenekselleşir. Bir de birisiyle tanışacağınız varsa kesinlikle tanışıyorsunuz bence. Bir de alttaki yazıya attığım başlığa yazıda değinmeyi unuttum, şöyle ki beni Finlandiya camiası selebriti sayıyormuş. Herhalde oradaki engin performansımı unutmayan Fin san'at camiası, oradaki aileme baskı yapmış olacak ki geçen pazar sabahı kadıncağız (anne) aradı ve benim pek çok grupta çalan ünlü bir müzisyen olduğumu ve benle röportaj yapıp yapamayacağını sordu. Hohoyt derdim ama işte İngilizce o kadar güzel efektler barındırmıyor. Bir de stajımın keyifli olmasını çok istiyorum umarım olur da.

Pazar, Kasım 07, 2010

Finalndiya'da Ünlü Olmak


Geçtiğimiz cuma gününden başlayalım olayları anlatmaya. O gün boş günümdü, okula gitmedim, okula gitmediğime en pişman olduğum günlerden biri oldu keza. Herkes bu konuda yazdı çizdi de bilmiyorum. Düşünün ki evinize sizin sevmediğiniz bir adam geliyor, 15 tane de korumasıyla, siz ise ailecek 3 kişisiniz. Bu korumaların bir kısmı sizin mahalleli gibi davranıyor ama düşman gözlerle sizi kesiyorlar bir yandan, mutfağa gideceğim deyince gitme diyebiliyorlar, tuvalet deyince yapma diyorlar, çekil de koridordan geçeyim diyorsun, sizi olmayan öbür koridora yönlendiriyorlar. Sonra siz de ev sahibi olarak zaten sevmeyerek ağırladığınız bu misafiri çok da kırmayayım diyerek, laflarınızla rahatsız etmeye çalışıyorsunuz, sonra da kendi evinizde bu yüzden dayak yiyorsunuz. Okula duyduğum güven şu altıncı senemde ilk kez bu denli sarsıldı, okul dışındaki diğer mecralara zaten güvenim hiç yoktu. Bu yazıyı da okumanızı isterim.


Neyse bu lağım konuları bırakıp güzel şeylerden bahsedelim azıcık da. Cuma gün içindeki aktivitelerimiz ailecek pide yemek oldu. Sonrasında da Emir Yargın efendiyi Anadolu Yakası'nda ağırladık. Bu ikisi arasında da rock star imajımı tamamlamak için deri ceket edindim. Neyse sonra Suadiye yönünde park edip, iyi bir yürüyüşe başladık. Enteresandır çok uzun zamandır Cadde'yi bir cuma gecesi bu denli boş görmemiştim, hızımızı alamayıp Caddebostan Sahili'ne indik, o kadar boş o kadar sisliydi ki korktuk. Etrafta eksi beş (-5) kişi vardı. Sonra geri döndük, Şaşkınbakkal'da bir kahve içtik falan filan. Hepsi bir yana Emir Yargın Efendi ile böyle ikili görüşmelerimiz nadir olur -bu aralar çok nadir oluyor özellikle- ama çok da verimli ve keyifli olur. Neyse sonra metrobüste ayrıldık. Gün o kadar erken kararmıştı ki, saatlerce görüştük yine de daha eve gidince saatlerce oturacak zamanımız kaldı.


Cumartesi uzun zamandır denk gelmediğim denli yoğun bir günceğizdi. Sabahtan Levent Bey'in yeni program taslağının deneme çekimlerini yaptık Emir Bey olarak. Nağme Hanım yoktu ama Uluç Bey vardı, garip bir denge kurduk. Cennet Bahçesi, Tanışma ve Kuğunun Şarkısı isimli bestelerimi icra ettik ve kaydettik açık alanlarda akustik olarak. Bu üç şarkının ortak özelliğini bilene çikolata alacağım. Neyse çekimler Kennedy Lodge'un bahçesinde ve İB'nin arkasında gerçekleşti, tahmini süremizi de aşmadık, umarım çıkan ürünler de güzel olur. Çok güçlü bir kadromuz vardı bizi çeken ve kaydedenler olarak, bizden çok daha fazla yoruldular üstelik. Oradan sonra yanıma yoldaş olarak Emir Yargın Efendi'yi de alarak karşıya geri geçtim ki arabay bırakalım. Yeni bilgisayarı ilk kez o an gördüm, bu yazı da ondan ilk yazım. Neyse bir şeyler atıştırdık çıktık, son saniyede vapuru yakaladık ve Karaköy üzerinden Tünel'e vardık. Tünel'de gerçekten ticket 2.50 TL yazıyor, insaf! Her neyse Ceren Hanım ve Ilgın Hanım'la görüştük ardından Sakareller'in toplanması ile, klibi görmek üzere yönetmene gittik.


Gece tüm işler, görüşmeler ve konuşmalar bitince, Barış Bey ile eve dönmeye karar verdik. Sis öyle kuvvetliydi ki sokaklar gerilim filmi gibi, vapurlar ise iptaldi. Biz de metro + metrobüs formülünü uygulayalım dedik. Metroya bindik, Mecidiyeköy'de değil Gayrettepe'de inelim, oradan Zincirlikuyu'ya yürürüz dedik. Gayrettepe'de metrodan indik, yukarı çıktık sonra yola çıkınca dedik karşıya geçip yürüyelim, sis hâlâ korkutucu derecede çoktu. Yürüdük ve fark ettik ki Mecidiyeköy yönüne yürümüşüz, artık sisin gücünü anlayın, geri yürüdük tüm yolu. Sonra neyse binbir macera metrobüse bindik derken, halk metrobüsün önünü kesip metrobüsü yürütmeme eylemi yaptı zamlardan dolayı sanırım. Bu arada saat 23.45 ve Cumartesi gecesi. Neyse eve vardık ama yaşlandık.

Bugünkü aksiyonumuz ise toplantı ile sınırlı kaldı neyse ki. Oh evet. Setimizi fotoğraflayan Ilgın Hanım'a teşekkürler!

Perşembe, Kasım 04, 2010

Dışavurumcu Saçmalama

Şimdi iki tip saçmalma var gibime geldi bugün dönüşte vapurda Barış Bey ve Dicle Hanım'la konuşurken. Birinci tip saçmalama, bir talep karşısında gerçekleşen saçmalama. Misal biri bir şey sorar, saçmalarsınız gibi ya da bir olaya beklenmeyen bir tepki verirsiniz ve saçmalamış olursunuz. Lakin buradaki olay, saçmalamanın bir şeylerin sonucunda olmasıdır, yani bir olaya cevap niteliğinde. İkinci tip saçmalama ise, hiç bir sebep yokken saçmalayarak bir olay yaratmaktır. Bu ikincisinin bir türü işte bu benim tarzım olan dışavurumcu saçmalama oluyor. Yıllardır böyle büyük çaplı dışavurumcu saçmalamamıştım, en son işte iki yıl kadar evvel olaylar gelişmişti.

Neyse okulda bir insan var, bu insanın dikkatimi çekme sebebi, nev-i şahsına münhasır bir tarzı olması. Okuldaki tarzı olan çok insan yok malumunuz. Olan tek tük insan da dikkat çekiyor, görsel hafızada yer ediyor. Bu insanı senelerdir görürüm okulda sonuçta küçük yer okul, bir de saç rengi de akılda kalıcı bir renk. Şimdi bu insana A hanım diyelim. A hanım ile ben okul hayatım boyunca ilk kez bu dönem ortak bir ders de alıyoruz ama, tanışacak hatta selamlaşacak bile bir durum olmadı, malumunuz hepimiz cool insanlarız. Neyse bu A hanımın bir de arkadaşı var ona da B hanım diyelim. A hanım ile B hanım birbirine başarılı giyim tarzları konusunda çok benziyorlar, bir de saç rengi olarak, suratlarında da iyi arkadaş olduklarını hissettirecek bir benzerlik var bence. Neyse bu B hanımı ise, A hanımdan çok daha az gördüm okul hayatımca ama işte dediğim üzere bir sefer görseniz ikincide hatırlayacağınız özelliklere sahipler. Neyse bu A ve B hanımları yanyana görmüşlüğüm de var bir kaç kez.


Hasılı kelam bugün çimlerde yürürken A hanımı gördüm, birilerini arar gibi bir hali vardı ya da ben öyle yordum, sonra manzara yönüne doğru ilerledi. Ben de steplere doğru devam ettim ki orda da B hanımı gördüm, o da shuttle'a binmedi steplere oturdu, elinde cep telefonu vardı, birini bekler ya da birinin gelmesini umar gibi bir haldeydi. O yönde işim bitti tekrar manzara yönüne gittim. Egecan Bey'e manzaranın sonuna kadar eşlik ettim, o sırada A hanımı tekrar gördüm, duvara yalnız başına oturmuş bir şey yapmazken, sonra Egecan Bey'i manzaranın sonuna bırakıp geri dönerken dışavurumcu saçmalığımı da yapmış bulundum.

A hanıma önce "merhaba" -bilen bilir gerçekten merhaba derim, meraba değil- dedim, sonra da biliyorum saçma gelecek bu söylediklerim çünkü tamamen varsayıma dayanıyor ama, sizin size benzeyen bir arkadaşınız var (B hanım) az önce onu da steplerde otururken gördüm yalnız, sizi de burda görünce şarjınız falan bitmiştir, haberleşememişsinizdir diye bir haber vereyim dedim. Teşekkür ederim, iyi oldu gibi bir cevap aldım. Arkama bakmadan oradan uzaklaştım sonra. Artık sapık damgası mı yedim, deli mi bilemiyorum ama böyle gözüme çarpan bir olayı, açıklığa kavuşturmak istedim ve denedim. Umarım topluma bir faydam olmuştur. Bu da böyle bir hikaye.

Pazartesi, Kasım 01, 2010

Çeşme



Haftasonu Melis Hanım ile görüştük, bir anda pek güzel bir kadroya dönüştük, Emir Efendi, Ilgın Hanım, İrem Hanım, Levent Bey. Yine binlerce proje ve yenilik var şu an önümüzde, bu enerjimiz azalmasın dua edelim de, her zaman aynı anda 45 tane iş yapacak ve onları güzelce yapacak güç bulmak zor. Havalar da güzel bir iki gündür çok büyük bir mutluluk duyuyorum bu yüzden. İkinci bir gerilla konser videomuz da hazırlanmak üzere, şimdilik buradan buyrun: Kuğu.

Cuma, Ekim 29, 2010

Hep Birlikte


Geçtiğimiz günlerden birinde -sanırım çarşambaydı o geçtiğim gün- Beyoğlu'nda ufak bir görüşme yaptım, ardından eve dönmek üzere durağa doğru yürüdüm, baktım 112'nin yeri boş. Vay bana vaylar bana diyerek tam dolmuşlara yönelmiştim ki 112 çıktı ufuktan. Oh neyse ki diyerek bindim otobüse, arkaya doğru ilerleyip genç bir hanımefendinin yanına oturdum. Yol muazzam sıkıcıydı, daha İnönü Stadı'nın orda pek değerli onar dakikalar kaybedildi falan derken neyse Barbaros Bulvarı'na çıktık. Yanımda kitabını okuyan hanımefendi hapşurdu ben de "çok yaşayın" dedim, o da refleks olarak gülümseyip "hep birlikte" dedi. Bu vesileyle bana yol boyu düşünecek malzeme çıktı. Birincisi çok yaşa kalıbı baya baya emir cümlesi, yani fiilin sonu a harfi ile bittiği için yat, kalk, otur kadar kulağa sert gelmese de baya baya bir hüküm sözcüğü bu da. Bunun emir kipi olduğunu kibarlaştırmaya çalışıp yaşayın deyince farkettim. Bu tip hükümler pek kibarlaşmaya gelemiyor çünkü. Her neyse bu kısımdaki düşüncelerimden çok karşıdan aldığım cevabı düşündüm. Eminim ki yanımda oturan bu genç hanımefendi ömrünün sonuna dek benimle bir yaşam hayal ettiği için hep birlikte çok yaşayalım demedi bana. Bu da bir çeşit refleks ve düşünülmeden söylenmiş bir laf. Mesela hiç tanımadığınız ve yolda sadece bir şey sormak üzere muhabbete girdiğiniz birisine ayrılırken görüşmek üzere demek gibi. Bir miktar anlamsız ama bir miktar da eğlenceli. Ben böyle durumlarda tekrar denk gelmek üzere denilebileceğini düşünüyorum. Ben tüm bunları düşünürken yol bitmiş diye bu yazıyı bitirmek isterdim ama o kadar trafik vardı ve kafam o kadar hızlı çalışıyordu ki, bunları düşündüğüm sürenin belki altı katı kadar daha yol gittik.


Dün Sakareller olarak Taşoda'da prova yaptık, konsere yeni şarkı geliyor gibi haydi bakalım! Dünkü hava kadar yorucusunu da yıllardır görmemiştim. Sabah da ağabey geldi, dağıtım öncesi. Bakalım keyifler yerinde bu aralar, haftaya da sıtaja başlarım belli mi olur. Üç numaralı gerilla konserin ilk videosu feysbuka düştü merak eden olursu buyursun tam buraya tıklasın. Yakında buraya da koyarım belki.

Salı, Ekim 26, 2010

Beyaz Yuvarlak Köşeli Duvar


Sakareller ile klip çekimi vardı geçtiğimiz pazar. Daha doğrusu klibin içindeki performans kısımlarının çekimi vardı. 4. Levent'teki bu hep stüdyoların olduğu sokağa gittik. Neyse en sevdiğim köşesiz olmayan yuvarlak hatlı duvar vardı, oranın önüne geçince insan kendini bir roksıtar gibi hissetmiyor değil gerçekten. Hoş ben bu denli garip bir duruşla nasıl roksıtar olacağım onu da bilmiyorum ama neyse. Bizimle ilgili kısımları çektik bitirdik, Melike Hanım da bol bol fotoğrafımızı çekti hem. Sonra çıktık bir çay içip dağıldık, ben metrobüse geçtim.


Metrobüs durağında Seni Görmem İmkansız ikilisinden Gaye Su Hanım ile karşılaştım. Karşılaştık demiyorum çünkü bireysel bir durumdu bu, gerçek hayatta tanışmadığımız için ben kendilerini konserlerinden ve facebook'taki gruplarından biliyordum. Her neyse, metrobüse bindik, sıkış tepiş gittik bir süre, sonrasında azıcık tenhalaştı, Gaye Su Hanım'ın yanındaki yer boşaldı ben de oraya oturdum. Sonrasında da cesaretimi toparlaryıp "siz Gaye Su musunuz" dedim. "Hayır" cevabını aldım. Kendimden nasıl bir eminlikse artık; bence o ama konuşmak istemiyor herhalde dedim kendi kendime, önüme çevirdim kafamı. Sonra Tuğçe Hanım olduğunu söyledi kendisinin. Benim o anda kafamda ampüller yandı, ben tamamen kendi yakıştırmamla %50 bir tutturma oranı ile gördüğüm insanın Gaye Su Hanım olduğunu tahmin etmiştim ama hiç bir somut veri de yoktu elimde. Meğersem Tuğçe Hanım'mış işte. Neyse kendisiyle metrobüs ve kısa bir minibüs yolculuğu süresince sohbet ettik. Pek memnun oldum tanıştığıma keza müziklerini pek beğenmiştim iki önceki Sakareller konserinden önce, onlar sahnedeydi. Bir gün yine denk geliriz muhakkak.


Ayrıca bugün de metrobüste Pelin Hanım'la karşılaştım -metrobüs de olmasa sosyal hhayatım yokmuş bunu anladım- kendisi bana metrobüs şarkısı projemi hatırlattı, hep unutuyorum böyle güzel fikirleri, bir ara üzerine düşünmek lazım. Bugün artık nasıl uykusuzsam okulda 4-5 kez uyuma tehlikesi geçirdim derste. Bir de çok garip bir şekilde vimeo sayfasındaki Nilüfer videosu iki gün önce 300-400 arası bir sayıda izlenmiş durduk yere. Hakkımızda hayırlısı artık. Keza Değirmenler videosu da onun çeyreği kadar izlenmiş aynı gün. Bir de ne diyeceğim Mispis canavar gibi grup, böyle grup da zor bulunur piyasada bu lafıma mim koyun.

Two Guards' Uproar




indirin ve dinlemeyi deneyin

Birlikteliklerine bu albümle tamamen yeni temalar yeni deneyişler katan ikili, yaptıkları işlerden çekinmemeyi bu albüm ile birlikte bir hayat tarzı haline dönüştürüyor. Avantgarde albümünün aksine bu albümdeki eserler hem müzikal hem temasal olarak Hayri Gökşin Özkoray imzalıdır. Bu sefer hazıra konan taraf ise albümdeki çoğu şarkıda doğaçlama üslûbuyla kendisini göreceğiniz Emir Aksoy’dur. Karanlık ve pek çoklarına göre “gerçekdışı” temalardan, “gerçek” ve anlık uygulamalara bir geçiştir bu albüm. Endişeden, korkudan ve hatta panikten; sinir, nefret ve bilinmeze bir geçiştir belki de. Karanlık ile körlük arasındaki ince çizgidesiniz.

Feneryolu // 20.10.2010 // Le Kremlin-Bicêtre

Pazar, Ekim 24, 2010

Gerilla Konser No.3 (22 Ekim 2010)


Emir Bey ile gerilla konserler serimize uzunca bir aradan sonra geçtiğimiz cuma bir konser daha ekledik. Böylelikle üçüncü gerilla konserimizi de gerçekleştirmiş olduk. İlk ikisi ile ilgili yazıları bu bağlantılarda bulabilirsiniz:


Üç sayısını ben çok severim, hatta en sevdiğim sayıdır, bu konser de üç sayısını hak edecek güzellikte geçti. Öncelikle bize kendiliğinden evini açan Merve Hanım'cığıma ne kadar teşekkür etsek azdır. Kocaman salonuyla ve 13. kattaki eviyle bize tarihimizin en yüksek konserini yaşattı. Kadromuz bu sefer 6+1 kişiden oluşuyordu. Ben her zamanki gibi klasik gitarımı çaldım şarkıları söyledim, Emir Yargın cajon'a vurdu, Nağme Hanım klasik kemençesiyle duygunun dozunu arttırdı, Nil İpek Hanım kadifeden öte sesiyle hem bana destek oldu hem dinleyenleri büyüledi, Umut Bey "en karizmatik enstürman" ile altyapılarımızı sağlamlaştırdı ve bu konserde ilk kez büyük müzisyen Uluç Bey de bize akustik gitarıyla eşlik etti ve müziğimizi zenginleştirdi. Artı birimize gelince Nağme Hanım'ın kardeşi Baturay Bey de iki şarkımızda bize melodikasıyla eşlik ederek melodika hakkındaki tüm basit düşüncelerimi değiştirdi.


Konuklarımız ise ev sahibi Merve Hanım'cığımın dışında, Melis Hanım, Ilgın Hanım, Aslıhan Hanım, Mehtap Hanım, Merve Hanım, Sertan Bey, Nihan Hanım, Ceren Hanım, Pınar Hanım, Tuhaffiye Hanım, Zeynep Hanım, Levent Bey, Gün Bey, Ali Bey, Ece Hanım, Pelin Hanım, Pelin Hanım, Tufan Bey, Ecem Hanım, İrem Hanım'dılar. Bugüne kadar çaldığımız en geniş kadroyla çaldık ve karşımızdaki en geniş ev seyircisine ulaştık diyebilirim. Her iki kadronun da genişliği konserin güzelliğini arttıran şeylere dönüşüyor bana kalırsa. Diğer bestelerimin yanısıra yine bir Levent Bey şiirinden şarkıya dönüştürdüğüm Kuğunun Şarkısı isimli eseri ilk kez çaldık. Bunun dışında repertuvarımızdaki diğer yenilikler de Sertab Erener'den Yara parçası ve ritimcimiz Emir Yargın'ın pek yakında çıkacak olan albümünden Yaz isimli (belki adı albümde Eylül olabilirmiş şarkının) parçasıydı. Toplamda 13 şarkı çaldık, 4-5 söz unuttuk, 1-2 hata yaptık falan derken yıllardır yaşamadığım kadar güzel bir Cuma gecesini geride bırakmış olduk.


Emir Bey grubuyla her çalışta böyle çocuğum olmuş da büyümüş büyümüş ne hallere gelmiş gibi garip ve komik duygulara gark oluyorum, bu duygusallık da herhalde hep yaşlanmanın getirisi, eee insan bunca sene yaşlı müziği yaparsa erken yaşlanır tabi ki. O Cuma gecesi orada olan ve bana eşlik eden tüm müzisyen dostlarıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum ki onların sayesinde müziğimize güzel deniyorsa deniyor, ayrıca bizi yalnız bırakmayan davetimize kulak asan tüm dostlarımıza da pek çok teşekkürler, umarım onların da bu Cuma akşamları bizimki kadar güzel geçmiştir.


Not1: Bu yazıdaki tüm fotoğraflar için İrem Hanım'a çok teşekkürler!
Not2: Bugün Sakareller'le klip çekimine gidiyorum, umarım her şey güzel geçer.
Not3: Hayri Gökşin Bey ile albümümüz çıkmak üzere, her an çıkabilir.

Pazar, Ekim 17, 2010

Arazi


Ülker'in mi Eti'nin mi bir bisküvisi var Sultanbeyli mi Sultançiftliği mi ne öyle bir şey, içinde sanırım 97 parça falan bisküvi var yedikçe bitmiyor. Bir paketiyle günde üç öğün doyabiliyor insan. Aklınızda olsun. Dün Emir Yargın Efendi ile konuşacak vaktimiz oldu yıllar sonra, konuşulacaklar birikmiş dağ kadar olmuş. Neyse konuşabilmenin mutluluğuyla konuştuk erittik derken tam onu andığımız sırada Ediz Bey ile karşılaştık sokakta. Gece Sakareller konseri vardı, ikinci resmi Sakareller konserim. Kendi gitarımla çaldım, performansımdan baya memnundum bir şarkıda biraz ton dışı oldum gibi vokal olarak ama Allah'a emanet öyle oluverdi, monitörden gelen ses azdı keza. Onun dışında her şey iyiydi, bis bile yaptık. Baha Efendi'den tutun da Selen Hanım'a kadar geniş bir seyirci yelpazemiz de vardı. Bakalım teker teker denk geldikçe yorumlarını alacağım. Bu haftanın da müzikli geçeceği belli oldu gibi şimdiden. Haydi bakalım. Bir de şu "Omuz" reklamı beni derinden etkiledi.

Perşembe, Ekim 14, 2010

Herkes Bağlama Çalamaz


Düzeltme: Konser büyük ihtimal 00.30 gibi başlayacak çünkü ikinci grup çıkacağız, sizler 00.00 gibi gelmeye gayret edin derim ben.

Sakareller konseri belirttiğim üzere 16 Ekim Cumartesi gecesi Peyote'de olacak. Neyse ki bu sefer önce çıkabilecekmişiz. Bu da demek oluyor ki en geç 23.30 gibi orada olunmalı. Pek değerli albüm şarkılarının yanısıra iki tane de aranjman ile karşılaşacaksınız. Geçen konser öncesinde içine düştüğüm hafif panikvari hava bu sefer yerini kendine güvene ve gaza bıraktı. Çok keyifli geçecek gibi duruyor konser, muhakkak gelin, dinleyin. Benim deneyimlerim, ilk kez dinleyecek olsanız bile Sakareller'i seveceğinizi söylüyor.


Geçtiğimiz hafta -ki benim için haftalar perşembe bitiyor artık- heyecan doluydu. Türk Dış Politikası (Turkish Foreign Policy) dersinde soyadım sebebiyle ilk gruba düşmüştüm ve ne tarz yapmamız gerektiğini tam kestiremediğimiz bir Türkiye - Amerika ilişkileri sunumu yapmamız gerekiyordu üç kişi. Senaryoya göre, yeni atanmış ve konusu hakkında pek bilgi sahibi olmayan dışişleri bakanımıza, birer dışişleri çalışanı olarak 45 dakika içerisinde konumuz olan ülke ile ilişkilerimiz ve planlarımızla ilgili bilgi vermeliydik. Biz de biraz risk alarak da olsa Amerika ilişkilerini Orta Doğu'ya indirdik ve en kritik başlıklar olan Irak, İran ve İsrail'i Batu Bey ve Mate Bey ile paylaştık anlattık. Önce çarşamba sanıyorduk sunumu, sonra perşembe çıktı falan derken tüm hafta bunun hazırlıkları ve stresiyle geçti. İlk grup olmanın da avantajlarını kullanmadık değil.


Kısa vade hedeflerim arasında 20-24'ü arası bir gerilla ev konseri daha ayarlamak var Emir Bey olarak. Aklınızda konserlik ev olursa çekinmeden söyleyin. Bir de yeni bir besteye kayıt projesi var bakalım. Tabi bir diğer heyecanlı gelişme de Hayri Gökşin Efendi ile ikinci albümümüzün elinin kulağında olması gelişmesi. Bir şeyler sınırlarını zorladık bu sefer bakalım nelermiş o bir şeyler hep birlikte göreceğiz bir kaç gün içerisinde. Bir de değerli şair dostum Levent Bey ne zamandan sonra yine bir şiir yazmış ki ben tarif dahi edemem güzelliğini.

Cuma, Ekim 08, 2010

Dokuzuncu Dönem


Okulda her gün denk geldiğim ve her gün de sıkılmadan denk gelmek istediğim bir kadro oturdu artık son dönemindeki bir öğrenci olarak. Bu kemik kadronun en kritik isimleri Ilgın Hanım, Egecan Bey, Ceren Hanım, Umut Bey ve Defne Hanım. Bir bu kadar insan daha saysam çıkar belki, ki onlarla da en azından iki günde bir görüşüyoruzdur okulda. Geçen Jazz dersinde hocaya da belirttiğim ve kendisini kilitlediğim üzere artık bir "post-senior political science student"ım. Neyse okul paldır küldür geçti bu hafta ama neyse ki ders programım gönlüme göre oturdu. Türk Dış Politikası, Caz, Müzik ve Heykel derslerinden oluşan bir programım var. Umarım her şey yolunda gider. Bu aralar yine her şey gereksiz yoğunlaşıverdi.


Stüdyodaki gruplar ve günler belirlendi her şeyden önce, Mispis ve Replikas ile tanışıldı. Stüdyo böylece güçlendi, klip fikri gelişti, umarım çok arayı açmadan yürürlüğe koyarız bunu da. Sakareller olarak çıkacağım ikinci konser yaklaştı bu arada şimdiden söyliyeyim yine, programlar ona göre ayarlansın. 16 Ekim Cumartesi gecesi yine geceyarısından bir miktar sonra Peyote'de olacak konser.


Ondan evvel yarın provasını yapcağımız bir başka konser var bu konuyla alakasız. Leo Orkestrası olarak bu pazar, 10 Ekim Dünya Lions Günü programı dahilinde Caddebostan sahilinde sahneye çıkacağız saat öğlen 12.00'de. 8-10 şarkılık bir dinleti olacak keyifli şarkılardan oluşmuş. Buna da isteyenleri, merak edenleri bekleriz hem Gençler Arası Değişim programı ile ilgili bir standımız da olacak ki bu program benim iki sene evvel Finlandiya'ya gitmeme vesile olmuştur. Gençleri de bekleriz yani bilgilenirler. Hayri Gökşin Bey ile ikinci albümümüzün ise eli kulağında, bu önümüzdeki hafta çıkabilir piyasaya, biraz kulaklarınızı delelim değil mi, bu kadar sükût yeter.

* Fotoğraflar geçtiğimiz Sakareller konserinden, Ilgın Hanım tarafından çekilmişlerdi.


Pazartesi, Ekim 04, 2010

Çakal Karlosçuluk



Defne Hanım'la ortak planlar içersinde bana sürprizlerin en kralını yapan Emre Bey'e adıyorum bu yazıyı yine. Gönül ister ki hep buralarda el altında olsun ama böyle arada bir görüşmekle de yetinmeye alıştık artık ne yapalım. Su gibi gitsin su gibi gelsin, haha. İyisin iyisin.

Kahverengi hırka = Siyah kazak

* Fotoğraf Nil İpek Hanım'dan çalıntıdır.

Pazar, Ekim 03, 2010

The Sun Ra Arkestra


Geçtiğimiz cuma günü Merve Hanım'la yoğun bir program yaşadık. Öncelikle Ortaköy'e Haluk Can Bey'le görüşmeye gittik, Grafi2000'deki arkadaşları da görmüş olduk bu vesileyle, yahu her görüşümde özeniyorum ne güzel bir iş ortamıdır orası diye, nazar değmesin. Merve Hanım ve Can Bey görüşmelerini tamamladılar, sonrasında biz de oradan ayrıldık. Eminönü istikametine doğru yola çıktık hedefimiz Mısır Çarşısı'ydı. Bu Kapalı Çarşı ve Mısır Çarşısı ikilisini hiç sevemeyeceğim sanırım, vakit kısıtlıyken daha da az sevimliydiler gözüme. Bir de düşünüp düşünüp şu şehir efsanesinin içinden çıkamıyorum, nasıl olur da Kapalı Çarşı ve Mısır Çarşısı'nın birer kapıları birbirine bakar. Her neyse Merve Hanım bir iki şey aldı ve ardından Taksim'e hareket ettik. Bir şeyler atıştırdık ve Cemal Reşit Rey'e doğru yola koyulduk. Radyoevi'nin önünden geçip vardık konser alanına. Ben gözlerimel sağı solu kesip tıpkı Masada konserindeki gibi avantgarde insanlar aradım bir süre ve sonra ümidimi yitirdim, Kerem Bey de yoktu keza. Neyse konser başlamadan evvel Zeynep Hoca'ya çok benzeyen birisini gördüm ama o değildi, Seda Hoca'yı da gördüm ki kendisine sonrasında bu davetiye için hususi teşekkür edeceğim.

Konser başladı, şef Marshall Allen -ki kendisi çok çok yaşında- yönetiminde orkestra neredeyse tüm gücüyle girdi söze, şefin yönlendirdiği doğrultuda girdiler, çıktılar; yükseldiler, alçaldılar ve beklediğim girişi aşağı yukarı verdiler. Sadece müzikle değil kostümleriyle de avantgarde'dılar. Başka gözüme takılan şeyler ayağa kalkıp oturdukça mikrofon açılarını kendi elleriyle değiştirmeleriydi ki konserin en avantgarde yanı bu olabilir hahah. Yine Marshall Allen'in çaldığı elektronik flüt de çok enteresan ve bir o kadar güzel bir aletti. Konserin bir yerinden sonra daha düzenli bir çizgiye doğru kaydılar ve sözlü eserlere de geçtiler, vokal mikrofonlarının seslerini çok dengesiz buldum bilmiyorum bu da kasıtlı olarak mı bu şekilde yapılmıştı ama neredeyse herkes şarkı söylüyordu ve mikrofon seslerinin yükseklikleri dengesizlikten çatlayacaktı. Elson Nascimento isimli perküsyonist ise işte bu anlarda kalbimizi iyice fethetti. Keza şarkı söylerken ve enstürman çalarken içinde bulunduğu ruh hali, tavırları ve mimikleri o kadar güzeldi ki. Konserin sonlarına doğru bu adam bir de akrobasi şovu gerçekleştirdi ki vay'dan başka bir şey diyemedim. Dave Hotep adlı gitaristleri de fazlaca tarz bir adamcıktı. Bir de bu şef Marshall Allen sürekli tatlı tatlı danslar etti, dolandı falan sahnede, o kadar güzeldi ki. Konserin sonunda seyircilerin arasında turladılar ve sondan çok az önce beklediğim şarkı Nuclear War'u da söylediler. Enteresan ve güzel bir konserdi hem benim için hem Merve Hanım için. Akbank Caz gerçekten takdire şayan.

Cuma, Ekim 01, 2010

Kış Güneşi



Dün sabahın köründen gecenin körüne kadar keyifli bir gün geçirdim, sabah manzarada hafif atarlanmalarla başlayan bu güzellik, öğleden sonra yerini bol kahkahaya ve sohbete bıraktı. Yok sohbet sabahtandır vardı her neyse. Okuldaki kadromuz daralsa da o kadroyla giderek daha güçleniyoruz gibi hissettim bu ilk haftanın sonunda. Dün milyonlarca fotoğraf çekildik okulda, bu da Ilgın Hanım'ın makinalı oluşunu sevmem için bir sebep daha bence. Ayrıca Türk Dış Politikası dersinde en önemli konu olan Amerika ilişkileri brifinginin ilk grup olarak bize çıkması da baya iyi oldu, Batuhan Bey ve bir franko da grup arkadaşları. Akşam da Sakareller ile toplaştık, hatta Mispis ile de. Ben çok zamandır -Uğur Bey bahsettiğinden beri- tanışmak istiyordum. Düne kısmetmiş. Keyifli ve bir sonuca varan konuşmalar yaptık ettik. Neticede sohbetler, konular bitti, dağıldık. Bir politika dostlarıyala görüştük kısacık. Baya öalüyor insan demek ki. Her neyse duygusallaşmayacağım, kısa zamanda çok konuştuk, sonra biz Ayça Hanım ile ayrıldık ordan. Niyetimiz Karaköy'e inip 23.30 vapuruna binmekti. Karaköy ne güzel bir yerdi ki 24.00'e kadar hep vapur vardı orda. Derken indik ettik, bir baktık iskele kapatılmış. Vay vay vay diye panikledik bir an ve anladık ki kış tarifesine geçilmiş. Yol hiç bu kadar gözümde büyümemişti. Ayça Hanım'ın tavsiyesi üzerine Beşiktaş'a taksi, ordan Üsküdar'a motor, ordan Kadıköy'e sarı dolmuş yapacaktık ve muhtemelen yollarda çürüyecektik. Tam Galata Köprüsü'ne geldik, iki taksi vardı birine binmeye yeltenirken, iki ecnebi genç geldi yanımıza. Kadıköye' gidiyor olma ihtimalimizi sordular ve son vapuru kaçırdıklarını söylediler, şayet Kadıköy'e gidiyorsanız taksi yapalım da bölüşelim mi dediler, Ayça Hanım da ben de maybe dedik, ahahaha. Sonra sohbet ede ede hızlı, az yorucu ve çok maliyetli olmayan bir yöntemle evlere dağıldık. Bizim de onların da şanslı bir gecesiymiş demek ki birbirimize bu derece denk geldik. Bu da Ayça Hanım'la bir serüvenimiz olarak buraya not düşüldü.

* Fotoğrafta makinaya baktığıma inanmıştım ama makinayı bulamamıştım, o biraz sıkıntılı olmuş.

Pazartesi, Eylül 27, 2010

4+


Bir haftadan fazlaca gündür yoğunluklar içersindeydim. Bunları bir maddeleyelim:

* Merve Hanım'ın ablası Ayşe Hanım'ın Yiğit Bey'le evlenmesi
* Sakareller ile stüdyoya eşyaların taşınması
* Online kayıt sistemi ve ders seçimi
* Tuhaffiye Hanım ve dostlarla buluşma
* Aylin Hoca ve dostlarla buluşma
* Emre Bey'in sürprizi
* Merve Hanım ile yıl dönümümüz
* İstanbul Radyosu'nda koro toplantısı
* Emir Yargın Efendi ve dostlarla görüşme
* Hazal Hanım'ın vedası
* Kubbealtı Musîki Cemiyeti 40.yıl toplantısı
* Sakareller provası
* Kulüp toplantısı
* Orkestra provası
* Okulun açılması ve dostlar ve depresyona giriş

Hepsinden detaylı bahsetmeye kalkarsam şayet yıllar sürecek zaten en bahsedeğer iki olay var ki biri Emre Bey'in sürprizi -ki bundan bir başka yazıda bahsedeyim- diğeri de Merve Hanım'ın hayatıma girişinin dördüncü yılını geride bırakmam. Diyecek çok bir şey yok, ne denir ki? İyi ki varsın, iyi ki benimle birliktesin, iyi ki çok süperto birisin!


Pazar, Eylül 19, 2010

Yaban Gülü*



Dünü anlatan bir şeyler yazmalı diye düşünüyorum, giriş bulamıyorum yazıya. Gördüğünüz gibi yine bulamadım. Tünel'de buluşup Barış Bey ve Başar Bey'le eşyaları aldık stüdyodan. Bu arada Sakareller çıkartmalarından da sağa sola yapıştırmaya başladık. Siz de yapın, ben isteyene çıkartma veririm. Neyse sonra ses denemesi falan yaptık. Tabi ki kendi vokalimi duymakta sıkıntı yaşadım falan ama olsun bunlar tatlı sıkıntılar, yalan tatsız. Sonra yemeğe gittik, sonra da Başar Bey ile Mustafa Amca'da oturduk birer kahve içtik. Peyote'ye geri döndük. Teras her zamanki gibi izdiham halindeydi. Barış Hoca'yı gördüm sağolsun bizi hiç yalnız bırakmıyor konserlerde, onla oturduk sohbet ettik bir miktar. Sonra diğer grubun sahneye çıkmasına yakın tekrar aşağıya indik Başar Bey ve ben merak ediyorduk keza. Bizim eş dost da erken gelmiş baya, diğer *Seni Görmem İmkansız ikilisinin de çok güzel bir seyirci kitlesi vardı ve bana kalırsa müzikleri müthiş etkileyiciydi. Altyapılar, sesler, üflemeli ve dijital süslemeler, eserler, her şey benim açımdan çok keyif verici ve güzeldi. Çevremdeki kimi insana asla keyif veremeyecek bir müzik olmasına rağmen. Neticede ikilinin konseri bitti, bizim eşimiz dostumuz da tamamen gelmiş bulundu. Biz de çalmaya başladık hasılı kelam. Bir Metrekare ile girdik konsere, üçüncü şarkı falan ya da dördüncü YK2 olabilir, en son söylemeye karar verdiğim ve bu yüzden en tedirgin olduğum, ama onda da bir sorun olmadı pek, ya da kendimi duymadığım için monitörden bana öyle geldi oh mis. Sonra yine güzel güzel devam ettik. Albümdeki şarkılardan Anı Hırsızı ve Delinin Defteri'ni de ben söyledim. En son da Yazısız ve Yörünge ile konseri bitirdik. Konser genel olarak bana çok keyif verdi, dinleyenler ve izleyenler de aynı şeyi düşünmüşlerdir umarım. Sahnedeyken aşağıdaki kadar net duyulmuyor sesler keza. Sonrasında indik eşle dostla sarıldık. Başar Bey'le ayaküstü konuştuk ben sonra vedalaştım biraz erken. Çünkü saat 03.00'ü geçiyordu. Böylece resmi olarak Sakareller'e girdim. Dün akşam beni yalnız bırakmayan, her zaman her yaptığım işte yanımda olan çok değerli dostlarıma da nice teşekkür etsem azdır. Onların desteğiyle ve onları görerek sakin ve keyifli çaldım. Bu sınavı da böylece atlatmış olduk, şimdi sıra kritiklerde. Dönüşte minibüs yolu sarı dolmuşu kapattık ahahah. Her an bir yerden Uğur Bey çıkacak gibiydi bir de dün, ama çıkmadı, umarım yerini azcık da olsa doldurabilmişizdir. Ilgın Hanım'ın çektiği çok enteresan bir fotoğrafla bu yazıyı süslüyorum ki kendisi de beni en hiç yalnız bırakmayan insandır. Sevgiler!

Cumartesi, Eylül 18, 2010

YK2*


Konser yaklaştı yaklaşıyor derken bir anda geldi, hazırlıklar tamamlandı artık benim için ufak çaplı bir sahne sınavı kaldı geriye. Sakareller'e girişimi görünür kılacağız yarın gece. Bunun dışında önümüzdeki dönem az ders alacağım, az kredim kaldı lakin adam gibi ders o kadar az ki seçme şansım dahi yok gibi. Bakalım umarım consent ıvır zıvır çok uğraşmam gerekmez. "Modern" bir insan olarak ben de dün Fashion Night Out'un Cadde ayağına uğradım, müzik dinledim, arkadaşlarla görüştüm, yürüdüm, gözlemledim. Güzel, en azından senede bir Cadde'de bu tip karnavalvari bir şeyler olmalı diye düşünüyorum. Okul güzel olsa, arkadaşlar güzel olsa, müzik güzel olsa, ileriki hayatım da hep güzel olsa gibi düşünceler, düşünceler.

* Sakareller'in Beş Dakika Daha albümünün 10. şarkısı.

Salı, Eylül 14, 2010

Up on the Stage*


Geçtiğimiz günler boyunca pek çok değer verdiğim ama ne zamandır bir türlü görüşemediğim dostlarla görüştüm. Bunların ilk sırasında İpeknaz Hanım var. Referandumun olduğu gün görüştük kendisiyle. Oturduk uzun uzun sohbet ettik, önce birbirimizi güncelledik bu yaza dair. Sonrasında da müzikten, siyasetten, eş dosttan, havadan sudan konuştuk. Sudan konuşmasa da havadan kesin konuşuyor insan bakın bu lafımın altını çizin. Sonra azıcık da yürüdük. Bir sonraki gün Mert Bey ile buluştuk. Enteresandır yine müzikten, siyasetten, eş dosttan konuştuk, havadan da konuştuk tabi. Bir ara bize gelmesi konusunda söz aldım kendisinden. Birbirimizi baya anlayabiliyoruz, enteresan. İnsanların aynı şeyi düşünmesi, benzer şekilde hareket etmesi, birbirlerini anlayabilmesi falan. Neyse bugün de Cansu Hanım ve Mısra Hanım'la görüştük. Ben Umut Bey de gelecek sanıyordum, işleri mi uzamış ne. Onlar da dertlilermiş, azıcık kafa dağıttık sohbet ettik. Bu sefer öbür günküler kadar ne müzik konuştuk ne siyaset, bir tek konsere davet ettim gençleri, bir tek dileğim var mutlu ol yeter.

Konser demişken şimdi bu cumartesi yani Eylül ayının 18'i Sakareller konseri var Peyote'de. Tüm resmi kaynaklardan aldığım duyumlara göre artık yasal olarak Sakareller gitaristiyim. Yer yer vokalisti bile olabilirim. Düşününce hem enteresan hem heyecan verici, seneler sonra sahnede elektro gitar çalmak, "düzgün rock" icra etmek. Bakalım çok eğlenecek gibiyiz, herkesi bu tarihi ana tanıklık etmek üzere konsere davet ediyorum. Sakareller'in müziği zaten çalmayı geçtim dinlemesi bile muazzam keyif verici bir müzik, siz de gelin bakın bakalım çok hata yapacak mıyım, iyi çalacak mıyım, kontrol edin. Bundan sonra Sakareller'den biz ya da bizim grup diye bahsedeceğim sanırım. En çok mesaiyi de Sakareller'le yapacağım gibi gözüküyor, haydi bakalım hayırlısı. Siz de resmi kaynaklara bir göz atın: 1 / 2. Bir de resmi kaynaklarda da denk geleceksiniz, aynı gün sahne alacak diğer grubun müziğini de bir dinleyin çok enteresan, ismi ise müthiş: Seni Görmem İmkansız.

* Turn the page şarkısının bana denk gelmesi nedir bu aralar.

Pazar, Eylül 12, 2010

Kıyaslama


Hadi basketbolculara diyeceğiz ki şampiyon olamadınız ama şu ana kadar mükemmeldiniz, ellerinize ayaklarınıza sağlık, bizi berhudar ettiniz, geleceğe dair de umutlandırdınız. Peki siyasi muhalefete ne diyeceğiz? Kazanamadınız ama bugüne kadar da elle tutulur bir halt etmediniz, gelecek için de umut vermiyorsunuz, bravo.

Sandığa Gitmek



Bugün ilk kez bu "sandığa gitmek" kalıbını gerçekten kullandım. Zehra Hanım'la denk gelmiştik; gmail'den konuşurken, ben bir sandığa gidip geleyim dedim. Şimdi haberlerde halk pazar günü sandığa gitti cümlesini duyduğum zaman kendimi halktan hissedebileceğim. Bizim oy verdiğimiz okuldan %97 falan hayır çıkacak gibi duruyor. Dün 78 kişiyi aramış olabilirim bir çıkıp çay kahve içmek için kandırmak üzere, kimseden olumlu yanıt alamadım, bunun sonucunda arkadaş çevremi genişletme kararı aldım. Dün akşamki maçta son bir kaç dakika içinde 14 sene yaşlandığım görüşündeyim. Mükemmeldi, iki kere böğürerek sevindim, ama herkes anlayışla karşılamıştır bu durumu diye düşünüyorum. Sağ tarafta da yeni grubum Sakareller ve eski projem Emir Bey'in bağlantılarını oluşturdum. Arada bir bakın göz atın. Sakareller konseri bu arada 17'sinde değil 18'inde yani cumartesi gecesi Peyote'de olacak. Hazırlanın. Hep diyorum yine derim ki Ilgın Hanım fotoğraf sektöründe olduğu için çok mutluyum.

Çarşamba, Eylül 08, 2010

Feribot


Feribotumuz Recep Tayyip Erdoğan, Yalova'ya doğru süzülürken aklımdan RTE kodlu tramvaylarımız da deçti. Ben de bunun üzerine geçtiğimiz günlerden güzel fotoğraflar serpiştireyim dedim biloğuma. Böyle de bağlantı kuramam.


En sevdiğim insanlardan Egecan Bey de bizi yalnız bırakmamıştı Ilgın Hanım'ın evini ziyarete gittiğimiz o gün. Ilgın Hanım'ı da 45 yıldır görmemiş gibi özlemiştim. Evi de pek güzeldi, referandum konuştuk uzun uzun, Egecan Bey'le benzer düşünmemiz beni çok sevindirdi.


Merve Hanımcığım bir süre bizden koptu bilgisayar başında kritik işler halletti, biz de o esnada kendimizi fotoğrafa sanata verdik, Ilgın Hanım fotoğraf makinası olmasına en çok en çok sevindiğim insan olabilir. Merve Hanım o günden sonra ülkeyi terk etti.


Kaşla göz arasında okuldaki Türk Müziği Kulübü'nün (BÜTMK) korosuyla bir konser verdik, Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'nde. Çok apar topar gelişti her şey ama yine de çok keyifliydi. Özlediğimiz insanları görmüş, sevdiğimiz tarz müzik yapmış olduk. Kanuni Baha Efendi ile böyle doğaçlama bir pozumuz oldu.


Bu da Tümer Bey'in bayağı tabiriyle: "In this photo: Me & Bunch of Poor Musicians." Ağır konuşurdum ama yakışık almaz dedim ahahah. Emre Bey ile görüştüğümüz zamanlar paha biçilemez zaten bir de üzerine böyle güzel insanları bir araya getiriyor daha da müthiş oluyor.


Bu da Ilgın Hanım'la geçen kıştan herhalde, Nil İpek Hanım'ın elinden çıkmış bir kare. Ayrıca Yetmez ama evetçiler konusunda fikrilerim net değil demiştim. Netleştirdim. Bir kaç istisnai insanı meclis dışına iterek kalanlarına ne diyeceğimi bilemiyorum. İyi ki diyorum herkesi tanımıyorum, tanıdığım insanlarda sevgi saygı unsurları önplana geçiyor çünkü, sinirim yok oluyor bu iki unsur devreye girince de. Dediğim gibi iyi ki herkesi tanımıyorum.

Salı, Eylül 07, 2010

On the road again*


Geçtiğimiz iki günün toplamda bir gününde yollardaydım denilebilir mi? Bence denilemez ama iki günün üçte birinde yollardaydım yani basit bir matematik hesabı ile 15-16 saat yollarda geçirmişimdir. Bu sürenin de üçte ikisini yani tahminen 10-10,66... saatini araba sürerek geçirdim. Bu esnada yaptıklarımız, İzmir'e gitmek, bir gece ablamda kalmak, enişte ve yeğenlerle görüşmüş olmak, sonraki sabah Gaziemir'e -birleşik mi ayrı mı yazılır İzmirliler yardım edin- gitmek, orada askerliğini yapan ağabeyin yemin törenini izlemek, onu da alıp İstanbul'a geri dönmek gibi aktivitelerdi. Bu yolculuktan edinilen deneyimler nelerdir derseniz. İzmir'le ilgili dostlarla asla İzmir'de denk gelinmiyor bu bir. İkincisi Gaziemir isminin köklerinde Gazi Umur Bey diye birileri olabilir. Üçüncüsü çok yıllardır dinlemediğim güzellikte bir sabah ezanını İzmir'de bir yerlerde dinlemiş oldum. Dördüncüsü arabanın hız sabitleme özelliği baya kullanışlı bir şeymiş, ona alıştım. Bir de şöyle güzel bir laf gördüm, beni uyardı: Barış zamanı muharebedeymiş gibi talim yapan, savaş zamanı talimdeymiş gibi muharebe eder. Şimdi aklıma gelen bir diğeri de şu: Talimde ter dökmeyen savaşta kan döker. Geçtiğimiz haftaya başka pek çok şey de sığdırdım ama bunlar başka bir yazıya kalsınlar.

* Turn The Page şarkısı geldi aklıma, bir sefer de Bob Seger'dan dinleyin derim.

Çarşamba, Eylül 01, 2010

Tespitler İçinde


Annem ve Merve Hanım'la konuşurken aklıma geldi bir anda. Şimdi ufak çocuklar vardır bunlar büyür ve okul yaşına gelir ya. İşte bu çocuklara okul yaşına geldiler diye bir anda alınan hediyeler değişir. Ufak çocuklara hep hediye alan bir grup vardır, işte yakın akrabalar, yakın aile dostları falan. Bugüne kadar bu çocuklara hep oyuncak, çikolata benzeri muzır şeyler alan bu yakın çevredeki insanlar, sırf çocuklar okula başladılar diye onlara artık kitap, defter, kalem gibi çok daha göreceli olarak sıkıcı şeyler almaya başlarlar. İşte o çocuklar böyle hareketler yüzünden depresyona girmeyi öğrenirler, kalpleri kırılır, yazık onlara. Siz siz olun böyle yapmayın yine çikolata alın. Merve Hanım çikolatalı kitap alınması gerektiğini buyurdu...