Cuma, Kasım 26, 2010

Büyük Göçler


Her şeyden önce buraya bir tıklayın ve azıcık gülün.

Yakında pek güzel videolar paylaşacağım sizle, Levent Bey'in projesi olan "Long Way From Home" videoları olacak bunlar. Emir Bey grubunun performans videoları, akustik ve açık alan çekimi hem de. Üstelik iki videoda da benim bestelerimi çalıyoruz, Tanışma ve Kuğunun Şarkısı. Bir de bonus video var ki o da değerli dostumuz büyük müzisyen Emir Yargın Efendi'nin şarkısı Kemik Abi'nin çekimleri.

Favori grubum Mispis'in şarkılarını da buradan indirebilirmişsiniz.

Salı, Kasım 23, 2010

One Guard


İstanbul underground sahnesi bir Parisli müzisyene daha kapılarını kapattı. Her duygusal karar aynı duygusallıkta bir başka kararı meşrulaştırır. Ben de bu aldığım kararı en samimi duygularımla meşru kılıyorum.

Pazar, Kasım 21, 2010

Sarı Dolmuş


Dün prova dönüşü Kadıköy'e varıp Barış Bey'le ayrıldıktan sonra, durağa geldim, otobüs geçer mi diye düşünmeye başladım, tam o anda, tramvay yolundan giden iki kişi taşıyan bir motorsiklet, raylardan ötürü kaydı ve devrildi, Allah'tan yavaş gidiyorlardı ve üzerleri kalındı, ayrıca kask takmasalardı kafaları bir miktar yere sürtülmüş olacaktı ama bir şey olmadı. Yolun karşısından olayı görüp müdahale eden sarhoşça bir adam sürekli inşallah Beşiktaşlı değilsiniz deyip durdu, ne anlatmaya çalışıyordu bir fikrim olmayacak sanırım hiç bir zaman.


Sonra olay çözüldü ve motorsikletli ikili uzaklaştı, derken dolmuş yaklaştı bir tane ve bir anda altı kişi dolmuşa bindik, üç genç vardı arkaya oturdu, benim yol verdiğim iki adam vardı yaşlıca, onlarla ben de öne oturduk, genç bir dolmuş şoförü ve ön koltukta da arkadaşı vardı. Yanımdaki adamın elinde klarnet üzerinde takım elbise vardı, Migros'tan geçer mi dedi, şoför Caddebostan mı dedi, evet dedi adam, geçer dedi, klarnetçi de yalnız bu kadar var be abicim diyerek bir lira falan uzattı ama istersen çala çala gideriz dedi, sonra herkes paralarını verdi etti ve adam gerçekten etrafı kolaçan edip rahatsız olacak uyuzlukta birini görmeyince çalmaya başladı, ben inene kadar iki oynak türkü, bir de Sezen Aksu çaldı, her şarkının sonunda da büyük alkış topladı, hatta gaza gelip genç şoföre, abim, sen şimdi millet inince bana bir bira ısmarlarsın di mi valla ısmarlarsın ha dedi, emrivaki yaptı falan, evin orada inesim gelmedi pek, gecenin 23.45'inde böyle radikal bir dolmuşa denk gelmek beni mutlu etti.


Bir de pek değerli dostların yaptığı böyle havalı bir moda takip platformu var -moda takip platformu vay maşşallah- ismi de Celebrity Fashion Directory. Ben aşırı derecede modayla ilgili bir insan olmasam bile, ne zaman sayfaya girsem bir yarım saat gezinmiş buluyorum kendimi, size de tavsiye ederim yani, ilginizi çekeceği kanısındayım. Sağda da linki var zaten ileriki zamanlar için.

Cumartesi, Kasım 20, 2010

Bayramlıklı


Bir bayramı daha geride bıraktık diye bir amca cümlesi ile başlıyorum bu yazıya. Görüşmeler, buluşmalar, konserler derken zaten çok çabuk geçti yine her şey. Hava da o kadar güzeldi ki insan tatil hiç bitmesin istiyor. Perşembe gecesi Peyote'deydik Sakareller olarak. Ben konsere çağırdığım herkesi bayramlaşalım diye çağırdığım için, bayramlıklarımla oradaydım. Hohoyt. Pek keyifli geçti konser, dostlarımız bizi bayram seyran demeden yalnız bırakmadı ve gelip dinlediler, bizden sonraki müthiş performanslarından evvel pek değerli Mispis grubu da bizi en önden izledi, maddi manevi desteklerini esirgemediler bizden. Ahahah. Maddiden kastım fiziksel destek ve pedalsal destek, sağolsun Zafer Bey beni garip distorşın tonumdan bir nebze olsun kurtardı bu pedalsal desteğiyle. Ben de bizim konser sonrası ufak iki molayı saymazsak Mispis'in tüm konserini dinledim. Baya baya keyifliydi, pırlanta gibi adamlar. Ahah. Emre Bey (Malikler) konsere gelmekle kalmadı -İpeknaz Hanım'cığım ile tabi ki- sonraki gün de bize gelip beni müzik programlarına boğdu, hoş ben onları çözene kadar 67 yıl geçebilir ama bir yerden başlamak lazım. Biraz da salı günkü sınav için mesaimi arttırmaya karar verdim bu güzel günde. Umarım vatana millete faydalı olur. Bu aralar yine garip bağlantılar, garip işler peşindeyim. Bir de elim değmişken Emir Bey'in myspace sayfasını yeni profile geçirdim, hoş gerçi oradaki kayıtlar çok eski ve güncellikten uzak ama en azından bir ev konseri videosu koydum falan filan. Bu tip şeyler şekerim. İki gündür boyna Finlandiya ile konuşuyorum, Susa Hanım (oradaki ailemin annesi) Finlandiya günlerim ile ilgili bir yazı istedi, bunların bir dergilerinde falan yayınlamak üzere, o da bir şeyler yazacakmış. Ben de yazdım gönderdim başlığı da "there and back again..." koydum tırnaklar içinde. Yakında Finlandiya'da kitabım falan çıkarsa şaşırmayın, ismini de Göllerin İçinden Canım koyabilirim misal.

Perşembe, Kasım 18, 2010

Angus


Bayram tüm hızıyla devam ederken, ben de ciddi tavrımı korumak adına iki gündür her an bayramlaşılabilir düşüncesiyle kravatımı boynumdan eksiltmedim, öyle de bir kurumsallık var bu aralar üzerümde sormayın gitsin. Neyse her eski tüfek "bugün bunu yaptım, sonra da şunu bilogırı" gibi ben de şu geçtiğimiz günleri bir özet geçeyim malum seksen milyon merak eder. Bayramın ilk günü teyzemlere gittik her zamanki gibi, sabah erken kalkmaktan olsa gerek, gün boyunca farklı noktalarda uyukladım; gecesinde de Korcan Bey ile buluşmaya karar verdim. Sonra Canan Hanım'ı da ayartayım dedim. O gece ağabey, Elvan Hanım, Canan Hanım, Zeynep Hanım, Korcan Bey ve Nadir Bey'den oluşan pek güzel bir grup olduk, bir kaç saat sohbet ettik Caddebostan'da. Ne zamandır denk geldiğim en karışık gruptuk ve keyifli bir organizasyon oldu. Bayram görüşmelerine gündüz ailecek devam ederken, geceleri de "bireysel olarak elimden geleni yapma" başlığı altında bu gece de İpeknaz Hanım ve Emre (Malikler) Bey'le görüştük, yine Caddebostan'da. O kadar değerli insanlar ki bunlar yazmakla bitmez, bir de ne yazık ki az görüşür olduk bu aralar, malum hayat koşturmacası ahahah. Dönüşte de ağabeyi almak üzere uğradığım yerde Duygu Hanım, Ahmet Bey, Elvan Hanım ve Okan Bey'i görmüş ve kendileriyle de bayramlaşmış oldum. Bu arada Tina Hanım celebrity olduğundan bu yana benimle buluşmayı reddeder oldu, halbuki hatırlatırım ki onu ilk biz klibimizde oynatmıştık ama burayı okuyacağını zannetmediğim için nafile bir sitemden öteye geçmez bu satırlar kuvvetle muhtemel.


Yarın (perşembe yani) yine koca bir gün Beyoğlu taraflarında geçecek. Son kez uyarımı yapıyorum. Saat 23.00'te Sakareller & Mispis grupları olarak sizleri Peyote'de görmekten mutluluk duyacağız, bizi yalnız bırakmayın emi. Öyleyken böyle nokta bılogsıpot nokta kom.

Pazartesi, Kasım 15, 2010

Fasitet



En sonunda ben de fasidik bir insan oldum. Siz de buyrun bir göz atın, hoş bir sergimsi. Bu vesileyle Ozan Bey ile de görüşmüş olduk hem. Ayrıca beni yalnız bırakmayan Katia Hanım'a da sevgiler. Hem vesikalık çektirmiyordum ne zamandır o da aradan çıkmış oldu. Ahahaha yüzeysel bilogır. Ozan Bey'i perşembe konsere davet ettim ama yine işi varmış yine işi varmış, neyse tanıdık iş olunca bozulmadım çok. Hahah. Jehan Barbur'un yeni albümünü de edindim Ozan Bey vesilesiyle hem, ilk dikkatsiz dinleyişte bile kulağa gayet hoş geldi, bakalım detaylı dinleyişler bize ne gösterecek. Sonunda bilgisayara oyun da kurabildik -Eylül Hanım'ın yadsınamaz psikolojik desteğiyle- bunun verdiği haklı gururu yaşıyoruz. NFS Shift oyunumuz. Her zamanki saçma NFS sürüşü ve gerçekdışılığı bu versiyonda da mevcut ama olsun diyoruz, pist yarışı diyoruz, ne yapalım diyoruz falan filan. Hayat zor ama tatil güzel, ne kadar klişe gelirse gelsin, İstanbul uzun tatillerde bomboş ve pek güzel oluyor, trafik falan yok. Hep böyle olsun. Amin. Bakın perşembeye iş güç koymayın gece; hem Sakareller hem Mispis her zamanki gibi Peyote'de olacağız.

Cumartesi, Kasım 13, 2010

Kısacık


Staj, okul, müzik üçgeninde koşturarak geçti bir hafta. Gert Bey isminde (giğırt diye okunuyor hafif romanvari bir şive) bir İsviçreli arkadaş edindim ben de. Dünya küçük, Finlandiya'daki Müzik Kampı'ndaki pek sevdiğim Fransız dostum Camille'nin kız kardeşinin sevgilisiymiş bu bey, biz de Tünel'de buluştuk. Akşam da Umut Bey'de kaldık hatta Değer Deniz dinledik, tavsiye ediyorum, ilk uygun vakitte biz de çalarız hatta belki. Perşembe gecesi Sakareller konseri var, şimdiden boş tutun orayı.

Perşembe, Kasım 11, 2010

Aruz



Bugün yine yürüdük okuldan Ilgın Hanım ile. Metroya kadar hiç fena değil ve otobüsle aynı hızda geldik sanırım, hava da çok güzeldi Antalya ılıklığında esiyordu rüzgar falan. Çok zaman sonra Hazal Hanım'ı gördüm, kısa da olsa sohbet ettik, dertliydi biraz, sonra da Sakareller provası vardı. Neden bilmem bugün baya yoruldum ama ben, okulda da ödevimi yaptım ayrıca boşluğumda. Bence çok iyi, bak kimse yapmaz bunu. Önceki gün de okuldaki başbakan ziyareti ve polis işgalini protesto ettik, gönül çok daha kalabalığını isterdi ama hiç yoktan iyiydik. Yazacak bir şey bulamayıp da laf olsun diye bilok yazmak da böyle bir şey olup, eski bilogırlarda bazen gelenekselleşir. Bir de birisiyle tanışacağınız varsa kesinlikle tanışıyorsunuz bence. Bir de alttaki yazıya attığım başlığa yazıda değinmeyi unuttum, şöyle ki beni Finlandiya camiası selebriti sayıyormuş. Herhalde oradaki engin performansımı unutmayan Fin san'at camiası, oradaki aileme baskı yapmış olacak ki geçen pazar sabahı kadıncağız (anne) aradı ve benim pek çok grupta çalan ünlü bir müzisyen olduğumu ve benle röportaj yapıp yapamayacağını sordu. Hohoyt derdim ama işte İngilizce o kadar güzel efektler barındırmıyor. Bir de stajımın keyifli olmasını çok istiyorum umarım olur da.

Pazar, Kasım 07, 2010

Finalndiya'da Ünlü Olmak


Geçtiğimiz cuma gününden başlayalım olayları anlatmaya. O gün boş günümdü, okula gitmedim, okula gitmediğime en pişman olduğum günlerden biri oldu keza. Herkes bu konuda yazdı çizdi de bilmiyorum. Düşünün ki evinize sizin sevmediğiniz bir adam geliyor, 15 tane de korumasıyla, siz ise ailecek 3 kişisiniz. Bu korumaların bir kısmı sizin mahalleli gibi davranıyor ama düşman gözlerle sizi kesiyorlar bir yandan, mutfağa gideceğim deyince gitme diyebiliyorlar, tuvalet deyince yapma diyorlar, çekil de koridordan geçeyim diyorsun, sizi olmayan öbür koridora yönlendiriyorlar. Sonra siz de ev sahibi olarak zaten sevmeyerek ağırladığınız bu misafiri çok da kırmayayım diyerek, laflarınızla rahatsız etmeye çalışıyorsunuz, sonra da kendi evinizde bu yüzden dayak yiyorsunuz. Okula duyduğum güven şu altıncı senemde ilk kez bu denli sarsıldı, okul dışındaki diğer mecralara zaten güvenim hiç yoktu. Bu yazıyı da okumanızı isterim.


Neyse bu lağım konuları bırakıp güzel şeylerden bahsedelim azıcık da. Cuma gün içindeki aktivitelerimiz ailecek pide yemek oldu. Sonrasında da Emir Yargın efendiyi Anadolu Yakası'nda ağırladık. Bu ikisi arasında da rock star imajımı tamamlamak için deri ceket edindim. Neyse sonra Suadiye yönünde park edip, iyi bir yürüyüşe başladık. Enteresandır çok uzun zamandır Cadde'yi bir cuma gecesi bu denli boş görmemiştim, hızımızı alamayıp Caddebostan Sahili'ne indik, o kadar boş o kadar sisliydi ki korktuk. Etrafta eksi beş (-5) kişi vardı. Sonra geri döndük, Şaşkınbakkal'da bir kahve içtik falan filan. Hepsi bir yana Emir Yargın Efendi ile böyle ikili görüşmelerimiz nadir olur -bu aralar çok nadir oluyor özellikle- ama çok da verimli ve keyifli olur. Neyse sonra metrobüste ayrıldık. Gün o kadar erken kararmıştı ki, saatlerce görüştük yine de daha eve gidince saatlerce oturacak zamanımız kaldı.


Cumartesi uzun zamandır denk gelmediğim denli yoğun bir günceğizdi. Sabahtan Levent Bey'in yeni program taslağının deneme çekimlerini yaptık Emir Bey olarak. Nağme Hanım yoktu ama Uluç Bey vardı, garip bir denge kurduk. Cennet Bahçesi, Tanışma ve Kuğunun Şarkısı isimli bestelerimi icra ettik ve kaydettik açık alanlarda akustik olarak. Bu üç şarkının ortak özelliğini bilene çikolata alacağım. Neyse çekimler Kennedy Lodge'un bahçesinde ve İB'nin arkasında gerçekleşti, tahmini süremizi de aşmadık, umarım çıkan ürünler de güzel olur. Çok güçlü bir kadromuz vardı bizi çeken ve kaydedenler olarak, bizden çok daha fazla yoruldular üstelik. Oradan sonra yanıma yoldaş olarak Emir Yargın Efendi'yi de alarak karşıya geri geçtim ki arabay bırakalım. Yeni bilgisayarı ilk kez o an gördüm, bu yazı da ondan ilk yazım. Neyse bir şeyler atıştırdık çıktık, son saniyede vapuru yakaladık ve Karaköy üzerinden Tünel'e vardık. Tünel'de gerçekten ticket 2.50 TL yazıyor, insaf! Her neyse Ceren Hanım ve Ilgın Hanım'la görüştük ardından Sakareller'in toplanması ile, klibi görmek üzere yönetmene gittik.


Gece tüm işler, görüşmeler ve konuşmalar bitince, Barış Bey ile eve dönmeye karar verdik. Sis öyle kuvvetliydi ki sokaklar gerilim filmi gibi, vapurlar ise iptaldi. Biz de metro + metrobüs formülünü uygulayalım dedik. Metroya bindik, Mecidiyeköy'de değil Gayrettepe'de inelim, oradan Zincirlikuyu'ya yürürüz dedik. Gayrettepe'de metrodan indik, yukarı çıktık sonra yola çıkınca dedik karşıya geçip yürüyelim, sis hâlâ korkutucu derecede çoktu. Yürüdük ve fark ettik ki Mecidiyeköy yönüne yürümüşüz, artık sisin gücünü anlayın, geri yürüdük tüm yolu. Sonra neyse binbir macera metrobüse bindik derken, halk metrobüsün önünü kesip metrobüsü yürütmeme eylemi yaptı zamlardan dolayı sanırım. Bu arada saat 23.45 ve Cumartesi gecesi. Neyse eve vardık ama yaşlandık.

Bugünkü aksiyonumuz ise toplantı ile sınırlı kaldı neyse ki. Oh evet. Setimizi fotoğraflayan Ilgın Hanım'a teşekkürler!

Perşembe, Kasım 04, 2010

Dışavurumcu Saçmalama

Şimdi iki tip saçmalma var gibime geldi bugün dönüşte vapurda Barış Bey ve Dicle Hanım'la konuşurken. Birinci tip saçmalama, bir talep karşısında gerçekleşen saçmalama. Misal biri bir şey sorar, saçmalarsınız gibi ya da bir olaya beklenmeyen bir tepki verirsiniz ve saçmalamış olursunuz. Lakin buradaki olay, saçmalamanın bir şeylerin sonucunda olmasıdır, yani bir olaya cevap niteliğinde. İkinci tip saçmalama ise, hiç bir sebep yokken saçmalayarak bir olay yaratmaktır. Bu ikincisinin bir türü işte bu benim tarzım olan dışavurumcu saçmalama oluyor. Yıllardır böyle büyük çaplı dışavurumcu saçmalamamıştım, en son işte iki yıl kadar evvel olaylar gelişmişti.

Neyse okulda bir insan var, bu insanın dikkatimi çekme sebebi, nev-i şahsına münhasır bir tarzı olması. Okuldaki tarzı olan çok insan yok malumunuz. Olan tek tük insan da dikkat çekiyor, görsel hafızada yer ediyor. Bu insanı senelerdir görürüm okulda sonuçta küçük yer okul, bir de saç rengi de akılda kalıcı bir renk. Şimdi bu insana A hanım diyelim. A hanım ile ben okul hayatım boyunca ilk kez bu dönem ortak bir ders de alıyoruz ama, tanışacak hatta selamlaşacak bile bir durum olmadı, malumunuz hepimiz cool insanlarız. Neyse bu A hanımın bir de arkadaşı var ona da B hanım diyelim. A hanım ile B hanım birbirine başarılı giyim tarzları konusunda çok benziyorlar, bir de saç rengi olarak, suratlarında da iyi arkadaş olduklarını hissettirecek bir benzerlik var bence. Neyse bu B hanımı ise, A hanımdan çok daha az gördüm okul hayatımca ama işte dediğim üzere bir sefer görseniz ikincide hatırlayacağınız özelliklere sahipler. Neyse bu A ve B hanımları yanyana görmüşlüğüm de var bir kaç kez.


Hasılı kelam bugün çimlerde yürürken A hanımı gördüm, birilerini arar gibi bir hali vardı ya da ben öyle yordum, sonra manzara yönüne doğru ilerledi. Ben de steplere doğru devam ettim ki orda da B hanımı gördüm, o da shuttle'a binmedi steplere oturdu, elinde cep telefonu vardı, birini bekler ya da birinin gelmesini umar gibi bir haldeydi. O yönde işim bitti tekrar manzara yönüne gittim. Egecan Bey'e manzaranın sonuna kadar eşlik ettim, o sırada A hanımı tekrar gördüm, duvara yalnız başına oturmuş bir şey yapmazken, sonra Egecan Bey'i manzaranın sonuna bırakıp geri dönerken dışavurumcu saçmalığımı da yapmış bulundum.

A hanıma önce "merhaba" -bilen bilir gerçekten merhaba derim, meraba değil- dedim, sonra da biliyorum saçma gelecek bu söylediklerim çünkü tamamen varsayıma dayanıyor ama, sizin size benzeyen bir arkadaşınız var (B hanım) az önce onu da steplerde otururken gördüm yalnız, sizi de burda görünce şarjınız falan bitmiştir, haberleşememişsinizdir diye bir haber vereyim dedim. Teşekkür ederim, iyi oldu gibi bir cevap aldım. Arkama bakmadan oradan uzaklaştım sonra. Artık sapık damgası mı yedim, deli mi bilemiyorum ama böyle gözüme çarpan bir olayı, açıklığa kavuşturmak istedim ve denedim. Umarım topluma bir faydam olmuştur. Bu da böyle bir hikaye.

Pazartesi, Kasım 01, 2010

Çeşme



Haftasonu Melis Hanım ile görüştük, bir anda pek güzel bir kadroya dönüştük, Emir Efendi, Ilgın Hanım, İrem Hanım, Levent Bey. Yine binlerce proje ve yenilik var şu an önümüzde, bu enerjimiz azalmasın dua edelim de, her zaman aynı anda 45 tane iş yapacak ve onları güzelce yapacak güç bulmak zor. Havalar da güzel bir iki gündür çok büyük bir mutluluk duyuyorum bu yüzden. İkinci bir gerilla konser videomuz da hazırlanmak üzere, şimdilik buradan buyrun: Kuğu.