Cumartesi, Aralık 31, 2011

Topçu Onbaşı (Polatlı Günlükleri I)


Geçen yazımı bitirdiğim Pazar gecesi Ataşehir'den bindiğim Kamil Koç otobüsü ile başlamıştı yolculuğum. Otogar'daki asker uğurlama merasimleri biraz daha aklımı başıma getirdi, annem, ağabeyim ve teyzemden ayrılıp, otobüse bindim yollara koyuldum. Biraz koltuğa monte radyoyu kurcaladıktan sonra uyumaya karar verdim ve Ankara girişine kadar aralık vermeden uyudum. AŞTİ adlı (tahminimce Ankara Şehirlerarası Terminal İşletmeleri şeklinde açılan) saçma isimli otogarda indik. Kaan Bey'i aradım. Kendisi sağolsun beni Polatlı'ya bırakacaktı. Geldi beni aldı ve birlikte askerlik üzerine konuşarak bir kahvaltı ettik. Sonrasında Polatlı'ya doğru yola çıktık, yaklaşık bir saatlik bir yolculuktu, ben yine uyuya kalmışım. Polatlı girişindeki "Topçularımızla Gurur Duyuyoruz" tabelasını gördüm. Sonra ilk trafik ışıklarından sağa saptık ve yolun sonunda nizamiyeyi gördük: Topçu ve Füze Okulu. İçeri girdik, Kaan Bey de benimle birlikte oturdu, zaten Kısa Dönem Er olarak gelen ikinci kişiydim, yanlış hatırlamıyorsam birinci kişi de Okan Bey'di. Neyse bir 5-10 kişi olana kadar bekledik, sonra bizi Er Erbaş Gazinosu'na taşıdılar, orada kayıt işlemlerimiz yapıldı, valizlerimiz arandı. İlk gün biraz stresli bir gündü, elimde bir valiz, bir de sırt çantasıyla başlayan yolculuk, ikinci bir valizle zedelenecekti. Bizi toplayıp giydirmek üzere askeri eşyalarımızı verdiler. Buradan askere gidecek herkese duyurumu yapıyorum: Sakın ama sakın yanınıza fazla bir eşya almayın, gerekli olan her şeyi ama her şeyi veriyorlar size, elinizdekilerden bir kısmı bitene kadar da (misal çorap ve iç çamaşırı) zaten yenilerini alabileceğiniz kantinleri öğreniyorsunuz ve dışarıdan aldığınız fiyattan çok daha ucuza ihtiyacınız olan her şeyi buralardan alabiliyorsunuz. Neyse giyinme faslının sonunda elimde artık iki dev valiz vardı, planlara göre bu gece burada kalacak, sonrasında Sakarya Kışlası'na geçecektik acemiliği bitirmek için. Bir şekil, gece oldu uyuduk uyandık. O gece karışık sıra girdiğimiz yatakhanede ilk buddy'm Atilla Bey'di, kendisi Elazığ'dan katılan bir ağebeyimizdi, evli ve çocukluydu. Sonraki gün bir şeyler değişti ve biz öğrendik ki acemiliğimiz Topçu ve Füze Okulu'nda yapacağız. O yüzden bize yeniden koğuşlar ayarlandı, valizlerimizi yeniden taşıdık, kayıt sıramıza göre takımlara ayrıldık. Yeni ve acemilik boyunca buddy'm olan Serkan Bey'le o gün tanıştık. Sonrasında bir üst katta acemilik boyu kalacağımız koğuşumuza yerleştik. Öncelikle o koğuştaki diğer 19 kişiyle, sonrasında da takımımızdaki ben hariç 37 kişiyle kısa sürede can ciğer olduk. Birbirinden en uzak en ayrı insanları bir araya koyup, karşılarına belli zorluklar çıkartınca, sonuç mükemmel bir kenetlenme oluyor, herkes birbiriyle kardeş oluyor, en ilginç ve güzel yanı da bu askerliğin bence. Diğer noktaları zaten herkes biliyordur, temeli disipline dayalı kurallar silsilesi.

Kardeşim Yetkin Bey ile Nizamiye'de aile ziyaretinden bir kare.

Askere gidecek herkese tavsiyem, olabildiğince kısa sürede kendilerini suyun akışına bırakıp ortama adapte olsunlar, ne kadar hızlı adapte olursanız, o kadar rahat eder, askerliği o kadar kolay geçirirsiniz. Alacağınız eğitim, verilen komutlar, yapacağınız işler çok basit şeyler, sadece üzerinde çok düşünmeksizin itaat etmek gerek. Bunu yapmak sizi hem ruhen hem beynen rahatlatır. Eğlenecek çok şey ve birlikte gülecek çok insan olacak. Kısa dönem askerlik yapacaksanız zaten acemiliğiniz çok rahat geçecektir, sadece yemin törenine hazırlanacaksınız. Gerçekten göz açıp kapayana kadar 3 hafta geçti, 12'sinden 29'u Perşembe'ye yani tören gününe geldik. Ben dizimi sakatladığım için törene katılamadım, yemekhanede yemin ettim, ama güzel geçtiğini duydum törenin. Sonrasında da dostlarla vedalaştım, aileme kavuştum ve ilk evci iznime çıktım. Böylelikle Topçu ve Füze Okulu'ndaki günlerim de bitmiş oldu. Cuma günü 58. Topçu Tugayı'na yani diğer adıyla Şehit Yüzbaşı Nazmi Elmas Kışlası'na gittim ve ikinci evci iznimi aldım, burası daha derli toplu bir yere benziyor ilk izlenim olarak. Evet biraz dağ başı ama şayet şehirden kasıt Polatlı'ysa, dağ başının bir mahsuru yok. Oradan da ikinci iznimi aldım. Pazar günü akşamüzeri 16.00'da Topçu ve Füze Okulu'ndan kalkan servisle tekrar oraya dönüp kalan askerliğimi geçireceğim bu yere teslim olacağım. Açık adresim tam olarak şu şekilde:

"58. Topçu Tugayı 1. Topçu Taburu 4. Batarya Komutanlığı, Şehit Yüzbaşı Nazmi Elmas Kışlası, Acıkır / Polatlı / Ankara"

Şayet bir şeyler yazmak isterseniz mektuplarınızı beklerim. Eğer yolu Polatlı'ya düşen olursa da Polatlı'dan Eskişehir'e doğru bir 15-20 km daha devam ediyorsunuz, organize sanayi bölgesi sağınızda kalıyor, yine sağda Nazmi Elmas Kışlası ve Sakarya Kışlası diye tabelaları göreceksiniz, oradan sağa girip azıcık ilerleyince zaten gelmiş oluyorsunuz. Eskişehir yolunun tam karşı tarafında da Sakarya kışlası varmış. Acemilikteki dostlarımın yarısı 58'de, çeyreği Sakarya'da kalan çeyreği de Topçu ve Füze Okulu'nda. Dua edelim de askerliğin kalan 5 ayı da aynen bu hızla hatta çok daha hızlı bir şekilde, sorunsuz, sağlıklı, sabırlı ve başarılı bir şekilde geçer gider. Şimdiden günlerce anlatacak kadar çok anı biriktirdim, daha da eğlencelilerini biriktirmek üzere! Kendinize iyi bakın, bir kaç hafta daha yazamam, ilk çarşı iznime kadar. Ayrıca bir yılı daha devirmiş bulunduk, herkese güzel bir yeni yıl diliyorum, bakalım Marduk çarpacak mı?

Son olarak Topçu (Zafer) Marşı ve kendi karaladığım bir iki satırla yazımı bitireyim:

Topçu (Zafer) Marşı

Gürler zaferin teranesiyle
Coşkun sesi bir topun derinden derine

Bir hükmün gazanferanesiyle
Şimşekler çakar şarapnelinden

Binler yaşa Topçu heybetinle
Arslan kesilir cidâl içinde

Milli savaşın bilin ki bizler
Tarihini güllemizle yazdık göklere

Tufanlar kudursa hep denizler
Sinmez bu vatanda düşman asla

Binler yaşa Topçu heybetinle
Arslan kesilir cidâl içinde

Açtıkça ateş bataryalardan
Afâkı boğar köpüklü bir kan bir duman

Duysun bunu kainatta herkes
Topçu sesidir bu gürleyen ses

Binler yaşa Topçu heybetinle
Arslan kesilir cidâl içinde

Bu güzel marşın kalitesi düşük de olsa bir kaydını şuradan dinleyebiliriniz.

Ayrıca en sevdiğim askeri marş olan Harbiye Marşı'nı biz yürürken çaldılar ya, daha da gam yemem. Topçu'nun asker arasında forsu baya yüksekmiş bunu anladım bir de. Ayrıca ek bilgi olarak vereyim, Sakarya Meydan Savaşı yani Kurtulu Savaşı'nın dönüm noktası işte bizim askerlik yaptığımız bu Polatlı Garnizonu'nda cereyan etmiş. Başka bilgiler de vereceğim vaktim oldukça sizlere. Karnımız tok, sırtımız pek diyebiliriz, tek derdimiz sabah karanlıkta kalkıp hazırlanmak. Kendi yazdığım bir iki şeyi de buraya not alayım, belki zamanı gelince üzerlerine müzik de biner kim bilir.


bir kaç damla yaş içine
çekilen bir kaç nefesle siner
ciğerime özlemin,
özlerim, özlerler, özlersin

duyunca zarif sesini hayalimde
beliren gözlerin,
özlerim, özlerler, özlersin

değiştiremese de hiç bir ses
en küçük balıklığımı asırlardır
bu çatlağa biriken okyanusta
en derin,
özlerim, özlerler, özlersin

12.11 / Polatlı


yer beyaz, gök gri, biri
çıkarmaya çalışıyor kendini
arasından grilerin, iri
taş çatlasa beyaz rengi,
ısıtabilecek gibi beni,
ısınabilecek miyim sanki

12.11 / Polatlı


çıtırdar bastığın yerler
tutsan ucundan hilali
kırılacak yer yer
serpilecek yıldızlar misali

12.11 / Polatlı

Yazdıklarımın üçte ikisi soğukla ilgili artık düşünün siz havaların güzelliğini, bir de birbirinden enteresan rüyalar var ki onları da biriktirip aktarırım belki.

Pazar, Aralık 11, 2011

Topçu Er



TSK beklenen açıklamayı dün gece yaptı, artık nasıl bir sörvır varsa adamlarda 00.00'de girdim bam diye öğrendim, darısı bizim recistireyşın'ın başına. Açıklanan belgeyi ekte sunuyorum, artık belgelerle geliyorum, gazetelerden, hükümetten etkilendim ben de tabi. Yarın gece yarısı yola çıkacağım Ankara'ya doğru, tahminen en geç öğlen sularında Polatlı'ya Topçu ve Füze Okulu Komutanlığı'na teslim olmuş olurum. Çok havalı bir isim füze falan, bakalım yeni maceralarımız nasıl olacak. Ağabey baya fikir verdi göreceklerim hakkında, adaptasyon problemi yaşayacağımı sanmıyorum ve yaşamamayı umuyorum. Bir çırpıda göz açıp kapayıncaya kadar geçer umarım Polatlı günlerim, birbirinden keyifli, komik anılarla dönmeyi planlıyorum. Acemilik sonrası haftasonları internet kafelerden blog yazar, facebook'tan kim ne yapmış takip etmeye gayret ederim. Ankara'da yaşayan dostların ufak bir listesini yaptım, sağ olsunlar daha Ankara der demez, buyur gel bekleriz dediler. Nükleer askeri çamaşırları görünce de öyle derler mi bilemeyeceğim gerçi. Ayrıca facebook'a yazdığım Polatlı Ankara iletisi (ki acemiliği yazacağıma uzmanlığı yazmışım, demek tam bir acemiyim, hoş gerçi ikisi de Polatlı) 200'ün üzerinde like alınca şunu düşündüm: Şayet bugüne kadar paylaştığım herhangi bir şarkı 200+ beğeni 70+ yorum alsaydı, şu an Zaz Hanım'la beraber dünya turundaydım. Şaka bir yana bir kez daha iyi ki varsınız dedirtti bana dostlarım. Gözlerim yaşarmadı ama içim bir garip oldu, hep yaşlılık belirtisi bunlar.Yarın yani Pazar günü, ev ve civarında konukları ağırlıyor olacağım, uğramak isteyen olursa buyursun başımın üstünde yeri var. Minimum bir ay yazamam diye tahmin yürütüyorum bu yazıdan kelli. Bir aylık yazmışım farz edin, arşivden saçma yazılara bakabilirsiniz, müzikal bir özleminiz olursa -ki pek sanmam- Mavi Büyücüler'e tıklayın, orada ne yaptıysak mevcut hemen hemen. Biraz saçma bir bitiriş olacak ama sizleri çok seviyorum, kendinize iyi bakın şimdilik!

Cuma, Aralık 09, 2011

Asker Traşı


Dün akşam 60m2'ye kaç kişi sığar adlı ufak çaplı bir deney yaptık, biraz sıkıntılı oldu tabi bu süreç ama olsun. Sevdiğim o kadar çok insanı bir arada gördüm ki mutluluktan ne yapacağımı ne konuşacağımı şaşırdım. Tüm gelen dostlara, sevdiklerime ne kadar teşekkür etsem az olacak gerçekten. Bundan kalabalığı olsa olsa lansman konseri falan olur diye düşündük hatta. Neyse öncelikle Volkan Bey'e teşekkür edelim, tek kelime etmeden yine bize mekanını açtığı için. Sonrasında benle sahneyi paylaşan değerli dostlarım Emir Yargın'a, Umut Bey'e, Uluç Bey'e, Aslı Hanım'a, Mert Bey'e, Günsu Hanım'a, Tufan Bey'e, Canberk Bey'e, Emre Bey'e nice teşekkür etsem azdır. Konser standart bir Emir Bey konseri gibi başladı, daha çok konuğumuz vardı bize eşlik eden. Sanırım ilk kırılma noktası ilk yarının sonuna doğru oldu Nilüfer parçasında. Herkes o kadar güzel o kadar içten bağıra bağıra eşlik etti ki benim söylememe ihtiyaç kalmadı. İkinci yarı daha sevdiğim şarkılar vardı ve geldik son parçaya, Yani'ye. Tıpkı Nilüfer'de olduğu gibi tam destek çaldık, söyledik. Etkinliği duyururken demiştim ki hep beraber şarkılar söyleyelim ve gerçekten böyle oldu. Sonrasında ne oldu ne bitti tam hatırlamıyorum bir anda kendimi Tarkan söylerken buldum, bir kaç sonraki karede sehpanın üstünde göbek attırılıyordum, daha sonra da kapının önünde havaya atılıp tutuldum. En çığrından çıkan Emir Bey konseriydi, son şarkı dedikten sonra bir saat daha çaldık sanırım, 23 kez falan Yani çalmış olabiliriz. Emir Yargın hem konuşmaları hem performansıyla tam bir pop-star'dı. Umut Bey'in kafası güzeller güzeliydi, Uluç Bey her enstürmanı çalabildiğini gösterdi müzik severlere. Hayallerimdeki oturulup sessizce dinlenilen konseri verememiş olsak da çok apayrı bir havası oldu bu konserin. Ne güzel dostlar edinmişim, ailemi nasıl da genişletmişim diye şükrettim akşam eve dönünce. Sevgi dolu sarılmalar depoladım. Ve ilk kez kulaklarımdaki uğultu beni rahatsız etmedi. Şu günlerde sağ olsun hep yanımda olan Merve Hanımcığım'dan gerekli kritikleri de aldım bugün. Kendi kafamda notlar aldım, grafikler çıkarttım, stratejiler belirledim. Neyse daha duygusallaşmadan başka konulara da geçeyim.



Günlerdir gündemde olan bir konu var ki o da okuldaki Starbucks işgali. Denilecek milyonlarca söz var bu konuda, sinirlenecek pek çok şey var. Ben yine de olayı düzgünce sakince açıklayan bir yazıya yönlendireceğim sizi, sakinliğimi muhafaza edeceğim. Ebru Hanım gayet güzel anlatmış, buyurun buradan. Sinir olduğum konu ne biliyor musunuz başkalarının yaptığı "değerli" hareketleri, eylemleri Boğaziçililer yapınca "ah canım bunlar da tatlı su bık bıkı" damgası yemek. Olayın iç yüzünü bilmeden, ölümüne ahkâm kesmek. Emin olun ki oradaki insanlar, bu ve benzer eylemleri yapan insanlar, en az dışarıdaki eleştiriye aç sizler kadar ideolojiler, sistem, protestolar, hedefler hakkında bilinçliler ve sizin sandığınızın aksine çok da doğru yerinde kararlar alıyorlar. Okulun ortamını bilmeyen pek çokları ise ya "ah canım çocuklar da eğlence arıyor kendine" deyip geçiyorlar ya da hayallerinde bile göremeyecekleri -neredeyse ütopik derecede- başarılı siyasi, birbirine saygılı ve aktivist bu ortamı kendi eski kafalı ve sert devrim(cilik)lerine yakıştıramıyorlar. İdeolojisini, hedeflerini, hareket şeklini her şeyini geçtim, orada 5 kişi sadece Starbucks'ın yazı karakterini beğenmediği için bile eylem yapabilir ve olması gereken de budur, içeriden kimse bunu yadırgamazken dışarıdan bık bık edenlere de "laissez faire" demek hem beni eğlendirir hem de onları umarım. Bir de bu ortamın içinde büyüyüp de kabuğunu beğenmemeyi havalı sanan gençlerimiz var ki onlara ne denir hiç bilemiyorum. Anlamadığın işe bulaşmayacaksın adamım. Neyse siyaset yapıp eşi dostu kırmanın bir alemi yok daha fazla.


Bir diğer mühim konu ise şu "Bir Çocuk Sevdim" dizisindeki -ismi böyle miydi dizinin- kız büyüyünce bir güzel oldu iyi oldu. Büyüyen kız dediğim zengin adamın küçük kızı değil, öyle çocuk takipçisi bir imaj çizmeyelim, esas kızdan bahsediyorum, bir anda iki sene sonraya attı dizi de rahatladık. Hoş gerçi Harry Potter'ın daha ilk filminden -pek çok Türk genci gibi- Hermione'deki potansiyeli fark edip bu kız adam olur demiştik, gerçekten de oldu. Neyse daha saçmalamadan bu yazıyı bitirelim. Bu gece yarısı gideceğim yer ve uzunluk kısalık belli olacak, isteyenler dua etsin, isteyen enerji yollasın, isteyen gülsün eğlensin. Hepinizi öperim. Sevgiler. Bir de bildiğiniz keltoş oldum hahahahahah. Neyse ki Merve Hanım o kadar güzel ki fotoğrafı kurtarıyor.

Çarşamba, Aralık 07, 2011

Yeni Albüm ve Veda Konseri


Dostlar gün geçmiyor ki yeni bir olay olmasın, olsun tabi olaysız hayat olmaz. Koşturmaca içinde sadece belli başlı olanları yazabiliyorum. İkinci Emir Bey albümümüzü yayınladık. Elinin değdiği her işi güzelleştiren Nil İpek Hanım'ın büyük desteğiyle oldu bu iş. Albüme buradan ya da sağdaki Emir Bey logosuna tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sırf güzel kapak tasarımı için bile tıklayın bakın derim.




Ayrıca çok yakında askere gideceğim ve gitmeden önce herkesi ayrı ayrı göremeyeceğim için bir veda konseri organize ettik Volkan Bey'in de desteğiyle. 8 Aralık Perşembe akşamı 60m2'de olacak konser, 21.00'den itibaren orada olacağız, eşimizle dostumuzla söyleyeceğiz, sohbet edeceğiz, bekleriz. Detaylar burada.

Şimdilik sevgiler.

Pazar, Aralık 04, 2011

Olaylar Olaylar


Kıbrıs çok güzel bir yer. Kıbrıs yazısı yazamayacağım uzun uzun üzerinden vakit geçti, not da almamıştım detaylar kayboldu ama bir kaç madde yazayım.

Kıbrıs güzel bir yer,
İnsanları çok sıcak kanlı,
Şiveleri müthiş eğlenceli, insanı mutlu ediyor,
Leo olmak gerçekten güzel bir şey,
Yani güçlü ve dünya çapında aktif bir STK'da aktif rol almak,
Kumarhane çok garip bir yer,
Kıbrıs Antalya'ya benziyor,
Lefkoşa'nın merkezi de Kaleiçi'ne.



Geçtiğimiz perşembe, Tuzla'ya gitmem gerekiyordu, askerlik sınavına. Bu konuyla da ilgili bir kaç madde yazacağım.

Bu sınav günü bir nevi askerlik stajı,
Gece Emir Yargın efendiyle 01.00'de sıra almaya gittik,
522'yi aldık, eve döndük,
Hayatımda ilk kez sabah ilk trene bindim 05.08,
Yüzlerce erkekle dolu bir ortam,
Gerilim filmi tadında,
İçeride sağlam bir düzen var,
Korkunun ayakta tuttuğu bir düzen bu ama
İyi ki var o düzen yoksa 3 saatlik iş 3 gün sürerdi,
Neticede artık resmen askerim,
10'unda gideceğim yer ve uzunluk belli olacak,
12'sinde de teslim olacağım,
Dua edin bol bol.

Dün de Emir Yargın efendi, Orkun Bey ve Müge Hanım'la Balcony TV çekimine gittik. Emir Yargın efendi'nin Tokat albümünden, Eylül, Bu Gece ve Kemik isimli şarkıları akustik olarak yorumladık. Gayet keyifli geçti. Kafa dengi insanlarla tanıştık. Yakında yayınlanır, izlersiniz.


Bir de Nil İpek Hanım'la bir süredir ikinci bir Emir Bey albümü üzerinde çalışıyoruz. Konser kayıtlarından oluşan bir LP. Bakalım yarın öbür gün onu da tamamlayacak gibiyiz. Beklemede kalın.

Başka pek çok olaylar da oluyor ama kafadan çıkıyor işte, her beyin bedava değil demek.

Salı, Kasım 29, 2011

Askerlik Mevzusu



Geçtiğimiz aydı sanırım, baktım bir baltaya sap olacağım yok dedim ben de şu arada askere gider gelirim, dönüşte yeni baltalarla karşılaşırım hem. Tecilimi bozdurdum, o sırada daha ağabey askerdeydi Adapazarı'nda, onun yanına gidip işlerimi halletmiştim. Neyse sonarsında bedelli, vicdani ret derken ortalık karıştı, ancak bana mı karıştı hayır. Dün ağabeyle tekrar Adapazarı'na gittik, zarfımı almaya. Artık tek yapmam gereken 1, 2 ya da 3 Aralık'ta Tuzla'ya gidip mülakata girmek. Programım biraz yoğun olduğundan ilk gün gitmeye karar verdim Perşembe günü, gece yarısından gidip sıra alınıyormuş falan filan, yanıma da ayartacak birilerini buldum sayılır, bakalım sonrasında 12 Aralık günü teslim olacağım. Olaya bu yönden bakınca bir vakit kalmadı aslında elimizde, tam olarak 2 hafta kadar vaktim var. Kısa işaretledim ama bakalım kısa mı çıkacak uzun mu? Bedelli sebebiyle eğitimli personel açığı olacağını söylüyorlar, ne demişler we'll sea yani yüzmeye gidiyorum. Hahah. Neyse nereye gideceğim belli olunca zaten haberiniz olur bir şekilde. Aslında bu yazının bir Kıbrıs yazısı olması gerekiyordu ama bir miktar daha fotoğraf bekleyeceğim, sonrasında yazacağım Kıbrıs'ı. Pek güzel bir yer ama bir kez de gezmeye gitmek isterim çok. Hem Kıbrıslı arkadaşlarımız da var artık bize gezdirme sözü veren daha ne! Neyse dediğim gibi hatta kalın, yakında bu konuya ilgili yazacağım. Bu arada şöyle komik iki olay oldu. Öncelikle İsveçli dostum Erik Bey bana bir video gönderdi ki buradan görebilirsiniz. Sonra ben de ona bu video ile cevap verdim. "Ergen misiniz? Emo musunuz?" diye soranlara cevabımız net evet, hatta biraz da romantiş hareketler bunlar ama, geçen yaz bu iki şarkıyı da çokça çalıp çokça eğlenmiştik, hâlâ hatırlayınca gülümsettiğini bilmek güzel. Şimdilik askerlik konusundaki yardımlarından ötürü ağabey Emre Başkan ve benim Kıbrıs'tan bir fotoğrafımı koydum, devamı sonra.

Salı, Kasım 22, 2011

Karşılaştırmalı Bursa ve Eskişehir Turu



Bir alttaki yazımda belirttiğim üzere Cuma sabahtan kelli yollardaydık. Kısaca BÜTMK ya da uzunca Boğaziçi Üniversitesi Türk Müziği Kulübü (korosu) olarak ilkin Eskişehir yoluna çıktık. Kadıköy Evlendirme Dairesi'ne servis gelir mi gelmez mi tartışması lehime sonuçlanmıştı, biz de Zehra Hanım ve Zeynep Hanım'la orada buluşup servise binebilmiştik. Kurtköy tarafında farklı bir rotadan gelen diğer servisle buluştuk sonra da yola devam ettik. Yol uzundu ancak sazlı sözlü geçti, en azından bizim serviste. Akşamki konsere sesimiz kalmayacak kadar çok şarkı söyledik. Eskişehir'e vardığımızda her şeyden evvel açtık. Lakin prova beklemez. Yunus Emre Kültür Merkezi'ne girdik, provamızı yaptık. Ses sistemcisinden tutun da sokaktan geçenlere kadar herkes bir samimiydi Eskişehir'de. Bize çok misafirperver davrandılar, prova biter bitmez otele geçtik, yemek yedik, üstümüzü değiştik, 25 dakika rötarla sahne aldık. Salon doluydu! Deplasmanda yüzümüz gülüyordu. Konser de gayet keyifli geçti, benimki de dahil tüm solo eserler sorunsuz atlatıldı. Monitörümüz olmasının dayanılmaz hafifliği sazendelere de solistlere de yansıdı desek yanlış olmaz sanırım. Sonrasında önce otele dönüldü kıyafet değişikliği için, ardından da şehre inildi. Ben bu esnada liseden müzisyen dostum Egemen Bey'i kandırıp kendimle görüşmeye ikna etmiştim. Onun da tavsiyesiyle, grupça nargile, çay ve kahve içmeye uygun bir yere oturduk. Masanın bizim bölümünü Zehra Hanım, Mustafa Bey, Ozan Bey, Egemen Bey ve ben oluşturuyorduk, pek eğlendik o gece maşallah. "Semazenler yine elleri boş döndü." adlı o gece Egemen Bey'den öğrendiğim Zaytung imzalı cümleye hâlâ gülüyorum. Neyse gece oradan kalktık otele yürüdük. Bu arada Eskişehir'le ilgili tek kötü nokta otelin yemeğiydi, o da geçti gitti. Gece bir miktar ya da bir kaç miktar odada müzik yaptık eşle dostla. Sonraki sabah kalktık, neyse ki otelin kahvaltısı akşam yemeğine oranla çok daha normaldi. Akşam izlediğimiz haberleri tekrar izleyerek -serumunu ağaca asan amca hariç- kahvaltımızı ettik.


Sonra Bursa yoluna koyulduk. Yediğimiz cezayı saymazsak gayet keyifli bir yolculuk geçirdik.Yediğimiz cezanın hemen ardından verdiğimiz molada Sertab Erener cd'si almak üzere benzinciye girdik. Albümü bulamayınca kalan alternatifler arasından insiyatif kullanarak Kibariye albümü aldım. Her şey bu andan sonra daha hızlı gelişti, bizim servis açık ara en çok eğlendiren servise dönüştü. Vardık Bursa'ya. Bursa'da erkeklerin çoğunun kalacağı yer, bizim kalacağımız yer ve konser yeri ben yanlış anlamadıysam birbirinden uzak yerlerdi. Neyse kalınacak iki ayrı yere de uğradıktan sonra yine açlıkla sınanmış bir şekilde yemek yiyeceğimiz yere vardık. Buraya varmadan evvel de Bursalı dostlarımız Dilan Hanım ve İrem Hanım bize katıldılar. Beşyol Kebabçısı mıydı neydi oturduğumuz yerin adı. Lezzetli bir iskender yedik ancak Bursa'da İskender yenmeyebilir. Gereksiz bir pahalıymış, aldığımız duyumlara göre her yerinde böyleymiş hem de. Neyse üzerine yakın bir başka yerde tatlımızı yedik, çayımızı içtik ve konser alanına doğru yola çıktık. İsmini hatırlayamadığım bir AVM'nin içindeydi konser vereceğimiz sahne. Eskişehir'deki müsamahayı burada pek göremedik ne yazık ki. Kendine çok güvenen sesçi mi arasın, it kopuk çaycı çocuklar mı, hazırlanmamış bir sahne mi, üst katta verilecek Sıla konseri mi. Her şey adeta bizim için hazırlanmıştı. Neyse beklediğimin üstünde bir seyirciye çalmaya başladık. Konser de gayet güzel ilerledi. Sololarıyla, koro eserleriyle her şey yolunda gitti denilebilir. Hocanın eserlerinde azıcık sallandık onun dışında pek bir zayiat vermeden atlattık konseri. Gülşen Hanım da bize eşlik etti üstelik bu konserde. İki konserin de ses kaydı mevcut belki yayınlanır bir zaman. Çıkışta AVM'de bir şeyler yedik -ki gayet güzel oldu- sonrasında bir yerler arayarak servislerle bir buçuk saat kadar dolandıktan sonra, dev bir kıraathaneye oturduk. İsteyenler nargilesini içti, isteyenler çayını kahvesini. Mekan sahibi imajı çizen bir ağabey bize İstanbul'dan geldiğimizi öğrenince birer çay daha ikram etti. Sonra o gece aramızdan ayrılacakları terminale uğurladık ve kalınacak yerlere dağıldık. O gece karanlık odada Mustafa Bey, Ozan Bey ve Alper Bey'le Lionistik konular hakkında konuştuk, elimden geldiğince meraklarını gidermeye sorularını cevaplamaya gayret ettim. Leo nedir derseniz buradan buyrun. Daha iki yönlü görmek isterseniz de Ekşi Sözlüğe girip vakit ayırıp okuyun Leo başlığı altındaki 8 sayfa yazıyı.


Sonrasında sabah zor da olsa kalktık, toparlandık, yola koyulduk. Eker firmasının mekanında kahvaltı ettik, sonrasında da Neyzen Rıdvan Efendi'nin şoförlüğünde bir grup korist garip bir döndürme makinesine binip dönüşe başladılar. Binmeden izleyerek keyiflendik resmen o dönüş makinesini. Parkta biraz daha vakit geçirdikten sonra şehir merkezine doğru araçlarla yola çıktık. Ulu Cami'nin önünde inip gezimize buradan başladık. Bugüne dek gördüğüm en güzel camiler listesine çok üst sıralardan girdi bu cami. Kaleye benzer mimarisi, çok kubbeli dikdörtgen yapısı, ortasında bulunan çeşmesi ve onun camsı kubbesi, mükemmel bir ahşap işçiliğine sahip minberi ve farklı üsluplardaki çok sayıdaki görkemli hat eseriyle gerçekten havalı ve zarif bir yerdi. Caminin ardından, caminin külliyesi gibi duran bir çarşıda biraz gezindik, sonrasında ismini şu an unuttuğum eski bir hamama gittik. Tesadüfen korodaki dostlarımızdan İrem Hanım'ın babasının o gün orada resim sergisi vardı. Bursa resimleri ağırlıklı olmak üzere birbirinden güzel eserleri gördük inceledik, ardından bize farklı baharatlardan oluşan Osmanlı Çayı adında bir çay ikram edildi, balla tatlandırılan. Çayı içtik keyfimiz yerine geldi, yüksek kubbeli bu güzel akustikli yerde başladık şarkı söylemeye. Münir Nurettin'den Kalamış'ı okuyorduk ki, genç ve eğlenceli tanburi dostumuz Muhammed eseri sağlam bir gazelle taçlandırdı. Ya da eserin kendiliğinden sağlam gazelini hakkını vererek okudu diyelim. Sonrasında oradan kalkıp Pideli köfte yemeye gittik, şehrin daha eski duran bir kısmına. İşte Bursa'nın en güzel anlarından birisi buydu. Pek lezzetli bir yemek, pek güzel bir hizmet ve uygun fiyatlarla karşılaştık. Üzerine çayımızı kahvemizi içtik. Kafkas'a doğru yollandık. Biz o sırada Dilan Hanım ve Mustafa Bey'le cd alabileceğimiz bir yer bulmak ümidiyle gruptan ayrıldık. Şehir merkezinde uzunca bir süre aramamıza rağmen "Cd İbo" adında bir korsancı dükkanından başka bir yere denk gelmedik. Sonra otobüslerimize binip yola koyulduk. İki benzincide durmamıza rağmen Sertab Erener albümüne denk gelemedik vardır bir hayır deyip devam ettik. Kemençevi Gizem Hanım'ın udla başı çektiği pek keyifli bir yolculuk yaptık, feribota bindik indik, şehre döndük. Sonra yolda yavaş yavaş dökülerek okula vardık. Orada herkes gitti, birbirinden süper servisçi ağabeylerimizden biri bana komşuymuş, beni eve kadar bıraktı, yolda da bizim grubun ne kadar keyifli ne kadar pırlanta gibi gençlerden oluştuğunu vurguladı.


Hakikaten hak veriyorum, bu turne bu kadar keyifli geçtiyse her şeyden evvel birbirinden güzel insanlarla olduğu içindir. Başımızda bugüne dek tanıdığım en nevi şahsına münhasır insanlardan biri olan Gönül Hocamız olduğu için bir de. Bursa'da daha çok vakit geçirsek ve daha çok aktiviteye bulaşsak da Eskişehir'deki o el üstünde tutulma havasını daha çok sevdim sanırım. Ama Bursa'nın da hiçbir şehirle yarışamayacak bir yanı var ki o da Şebnem Hanım, Dilan Hanım ve İrem Hanım gibi değerleri bize kazandırmasıdır. Üzerinden 2 tam gün geçti turnenin ama hâlâ tadı damağımdan gitmedi. Tüm BÜTMK ailesine en samimi teşekkürlerimi sunuyorum bu güzel turneye katılma fırsatını bize de tanıdıkları için. Geziyi mükemmelleştiren tüm dostlara da en derin sevgi ve saygılarımı...


Not: En üstte belirtmemişim ama oraya müdahale edersem yazının ahengi bozulur diye öylece bırakıyorum, aslında her şey Perşembe akşamı okulda verilen Tenhâ konseriyle başlamıştı. Neyse.

Cuma, Kasım 18, 2011

Turneler


Efendim yarın sabahtan kelli bir kaç gün şehir dışında olacağız. Türk Müziği Kulübü (BÜTMK) ile Eskişehir ve Bursa yolcusuyuz, bu şehirleri Şehnaz, Şehnazbuselik ve Buselik makamında eserlere boyamayı düşünüyoruz. Oralarda denk geleni bekleriz, Yavuz Bingöl Bey'in de şarkısında belirttiği gibi "turneeeleeeer, sevdiğim oooy". Boşa giden şakalar komiklikler vol.1 vers.8. Dönüşte araşırız.

Cuma, Kasım 11, 2011

Acıların Kralıyım



Yaklaşık bir aydır beklediğimiz son video'muzu evvelki gün yayınladık. Bunu kendi yüzüne de söylüyorum, başka insanlara da söylüyorum çekinmeden, o yüzden buraya yazmakta bir sakınca görmüyorum. Bugüne kadar en beğendiğim, en etkilendiğim 3-4 sesten biri olan Günsu Hanım şarkı söyledi bu video'da. Sade'den bir şarkı söyledi, biz de eşlik ettik, Lovers Rock albümünün gizli silahlarından biri olan King of Sorrow parçasına. Hepimiz pek severiz zaten Sade'yi ki bence sevmeyen utansın. Ayrıca herkese bir kez daha duyuruyoruz ki "seyd" diye değil "şade" diye okunuyor bu isim. Yapacak bir şey yok, kabul edin artık bunu. Neyse Günsu Hanım'ın beklendiği üzere karizmatik icrâsı, Umut Bey'in de bir o kadar havalı eşliğiyle taçlandı. Ben de elimden geldiğince bir iki yere gitar bir iki yere vokal serpiştirdim. Ortaya böyle bir şey çıktı. Bizi tüm gün sıkılmadan yorulmadan görüntüleyen dostumuz Asena Hanım da, sadece çekimde değil, düzenlemede de büyük işler başardı. Ayrıca geçen yazıların birinde bahsettiğim Dilruba Hanım imzalı yeni Emir Bey logomuz da ilk kez bu video'da gün yüzüne çıktı. Youtube'dan atar yedim bir de; aynı başlıkta bir video var hakları Sony'ye ait olan, yapacak bir şey yok ama ayağını denk al gibi bir mail geldi. Heheheh. Video'ya ister buradan, ister sağ taraftaki yeni Emir Bey logomuza tıklayarak açılan Mavi Büyücüler biloğundan ulaşabilirsiniz. O gün varlıklarıyla bize katkı sağlayan, Yeliz Hanım, Melih Bey, Ilgın Hanım ve Yiğit Bey'e de ayrıca teşekkürler. İsterseniz basın HD'ye tam ekran cayır cayır izleyin. Ahaha.

Pazar, Kasım 06, 2011

Bir Takım Adresler Sayfalar


Geçen yazıda bahsetmiştim, internet üzerinde bir kalkınma planı yaptım ağırlıklı olarak Emir Bey odaklı. Bunun çalışmalarına devam ediyorum, bir yandan da önceki yazıda bahsettiğim üzere daha sandıktan çıkacak videolar, konser kayıtları, EP'ler olacak, umarım sandığa hiç girmeden gün yüzüne çıkacak başka şeyler de. Neyse. Evvelden edindiğim şu flavors.me sayfasını düzenledim. Böylece facebook olsun twitter olsun bu tip yerlerde internet siteniz nedir gibi bir boşluk çıkınca kilitlenmiyorum ya da bir ton şeyi nasıl yazacağım diye paniklemiyorum. Bu adresi veriyorum, kafam rahat, beyin bedava. Hahah. Diyeceğim o ki benzer sıkıntılarınız varsa size de bu ücretsiz platformu tavsiye ederim, muadilleri de var.




Bir diğer sıkıntım  da şu ki bu aralar inanılmaz yazım yanlışları yapar oldum, sırf yazım yanlışı olsa yine iyi, anlamsal hatalar yanlış kullanımlar hırla gürle. Demek neymiş biraz oturup kitap okumak gerekiyormuş. Size de diyeceğim odur ki bu tip saçmalamalarımı görürseniz, bir zahmet bir yorum bırakın düzelteyim. Ben yazdıklarımı tekrar okusam da gözden kaçırıyorum. İnsana kendi yazdığı, bir şey yavrusu gibi gelirmiş, neydi atasözü de hatırlayamadım, komik olacaktı olamadı. Böyle bir saçmalama durumu karşısında siz bilinçli okuyuculardan ricam bir yorum bırakın da ben orayı en azından sonradan düzelteyim. Benim gibi yıllardır blogger camiasında olanlar bilirler eskiden ruh hastası blogger'lar vardı. Didaktik teyzeler gibi adeta TDK'nın akıncılarıydı onlar, herkesi azarlıyorlar, ateş saçan yorumlar bırakıyorlardı. Neyse tükendi onlar zamanla, kendi öfkelerinde boğulduklarından şüpheliyim. Sizden bu denli saldırgan bir şey istemiyorum, zaten ben hali hazırda düzgün yazmaya gayret eden bir insanım canım. Hatalıysam uyar.

Önceden de söylediğim gibi iyi bayrams. Ayrıca bu kazanç kaybını yaşayacağıma yemin ederim 4 aylık profesyonel çalışma hayatı deneyimimi yaşamamış olmayı tercih ederdim. Sırf "sen daha öğrencisin" temalı harçlığa yandaş cümleyi duymak için yüksek lisans yapılırmış arkadaş.

Cuma, Kasım 04, 2011

Logo



Yeni/eski albümümüzü yayınlamanın verdiği mutlulukla zaman geçirmeye devam ederken iki güzel haber daha aldım. Dilruba Hanım logo çalışmalarını bitirmişti. Şimdi baştan başlayalım anlatmaya. Asena Hanım bizim Günsu Hanım ve Umut Bey'le olan videomuzu -hâlâ yayınlanmadı, ama çok yakında geliyor- çekerken demişti ki senin niye bir logon yok, içinde olduğun işlerin kenarına üstüne basarsın, videolara koyarsın demişti. Ben de hak vermiştim de kim uğraşsın bana logo yapsın diye de düşünmüştüm bir yandan. Meğer Asena Hanım, Dilruba Hanım'dan bir Emir Bey logosu yapmasını rica etmiş. Dilruba hanımla karşılıklı gidip gelen mailler sonucu biloğun sağ üst köşesinde bulunan zarif logo'ya ulaştık. Oraya tıklayınca adeta bir Emir Bey sitesi gibi görev yapan Mavi Büyücüler biloğuyla karşılaşacaksınız. Yazı karakteri ve daireye oturuş olarak yani genel hatlarıyla logo sabit olsa da, farklı bir kaç versiyonunu da kullanabiliriz. Neyse Dilruba Hanım'a hem benim bitmek bilmeyen ricalarıma sabrettiği için, hem de bu zarif logoyu ortaya çıkarttığı için çok müteşekkirim. Kendisine bir konser borçlandık bence grupça. Yakında facebook olsun, soundcloud olsun bu tip sayfalarımızda da bu logoyu kullanmaya başlayacağım. Bunu haber vereyim dedim sevgiler, saygılar, nerede o eski bayrams.

Perşembe, Kasım 03, 2011

EP


Merhabalar efendiler, Merve Hanım'ın şehri terk etmesinin ardından kendimi bilgisayara verdim yine. Her şey koro çalışmasında sonra Umut Bey'in bize gelmesiyle başladı. Bilgisayarda 8-9 aydır çözemediğim, bir alttaki yazıda değindiğim upload problemimi çözdü sağolsun, hani kimsenin bir el atmadığı problem var ya. Bir de müzik çalarıma yapışan görseli temizledi. Haha. Her neyse bir de bir kaç önceki gün Egecan Bey ve Ayça Hanım'la görüştük Moda'da ki bu Merve Hanım'ı da beni de çok mutlu etti. Bir de Behzat Ç.'ye gittik, o da bizi mutlu etti falan bu tip şeyler. Neyse Umut Bey de upload problemimi çözünce dedim neden albüm yayınlamıyorum ve yaklaşık üç yıllık bir gecikmeyle Emir Bey'in ilk albümünü yayınladım.


Albüme ve albüme dair tüm bilgilere buradan ulaşabilirsiniz, ister indirir, ister dinlersiniz. Benim için değeri yüksek kayıtlar, sizin de arşivinizde bulunsun tabi. Ne zaman neyin lazım olacağı belli olmaz. Ahahah. Bu yeni ergen gülüşü nereden çıktı bilmiyorum, utanmasam her yere hahaha yazacağım dizilerdeki gereksiz gülme efektleri gibi, ben eğleniyorum diye siz de eğlenecek değilsiniz ya. Hahayt! Yoğun bir Kasım ayı var önümde. Aralık'ta askere gitmeye karar verdiğim için yapabileceğim her şeyi yapmaya çalışacağım. Bir iki video, bir iki EP daha, biraz yolculuk, bir turne, görülecek yerleri yapılacak işler, tanışılacak insanlar, Bursa, Eskişehir, Kıbrıs rotaları. Ayrıca Merve Hanım gitmeden evvel Sertab Erener albümünü bana bağışladı çok mutluydum bugün yolda dinledim durdum. 

Bir de bu konuya önceden bahsettim mi bilmiyorum ama tam böyle yağmurlu bir günde yağmur yağmadığı bir an sokağa çıkarsınız, ıslanmadığınız için mutlusunuzdur, sonra tam bir ağacın, saçağın, direğin altından geçerken orada birikmiş armut büyüklüğüne ulaşmış bir su damlası bam diye tokat gibi kafanıza düşer de sizi yağmur yemiş kadar ıslatır üstüne üstlük bir de ürkütür ve irite eder ya, işte ben bu duruma çok uyuz oluyorum, bunu da bilin istedim.


Cuma, Ekim 28, 2011

Konser


Dün gece Müzik Kulübü'nün (BÜMK) düzenlediği Van'a Yardım Konseri vardı. Sağolsunlar bizi de davet ettiler biz de 2 şarkı seslendirdik. Ben gibi pek çok Müzik Kulübü'nden yolu geçmiş dostumuz, arkadaşımız, tanıdığımız ve tanımadığımız müziksever de vardı sahnede. Korolar vardı sonra. Emine Hoca bir arkadaşıyla birlikte programın açılışında çaldı hatta. Geç başlayıp geç bitse de çok keyifliydi her şey. Bu kadar çok grup ve bu kadar acele bir organizasyon olduğunu düşünürsek buna da şükür demek lazım tabi ki! Dediğim gibi yakınacak bir şey yok her şey çok güzeldi. Dememişim ya neyse.



Az önce yazıya ara verip Dyna Blaster adlı güzide oyunu bitirdim geldim. Özlemişim iyi oldu.

Neyse ilk bölüm klasik müzik ağırlıklı bir bölümdü kastım klasik batı müziği. Biz de Emir Bey olarak ikinci bölümün başında çıkacaktık, tabi ki saat sebebiyle pek çok dinleyiciyi kaybettik ama en azından ses ayarlamamızı bir nebze olsun yapabildik Ozan Bey'in de katkılarıyla. Ben ilk kez sahnede gitar çalmaksızın şarkı söyledim ki bu baya da hoşuma gitti bundan sonra yapasım geldi. Uluç Bey, Tufan Bey ve Umut Bey bana eşlik ettiler sahnede ve son anda sürpriz bir konuğumuz oldu; pek değerli Emir Ağabey de bize saksafonuyla katıldı. Umut Bey'le ikimiz çıkmayı planlarken (vokal ve bas gitar) bir anda böyle güzel bir beşli olmak ayrıca güzeldi. Değirmenler ve Yani çaldık. Bence hoş oldular, uzun soloları oldu ikisinin de, umarım dinleyenler de keyif almıştır. Bundan sonra elektrikli enstrümanlara biraz daha sıcak bakacağım sanırım.


Bizden sonra önce Tufan Bey, Uluç Bey, Masis Bey ve Fırat Bey vardı tabi Emir Ağabey'le birlikte, biri Eyfel Kola adlı Uluç Bey bestesi olmak üzere 3 şarkı çaldılar. Ardından Yora sahne aldı. Onlar da 3 şarkı çaldılar sanırım başta bir tane çaldılarsa ben yokken 4 de olabilir. Son şarkı olarak favori şarkılarımdan Bugün'ü çaldılar, pek güzel şarkı bağıra çağıra eşlik edesi geliyor insanın, sesime dik gelse de. Hahah. Ne güzel grup! Ayrıca Funda Gül Hanım'ı sahnede gördükçe Nil İpek Hanım'ı daha da çok özledim. Daha da sonra gecenin sonunda ki saat sanırım gece yarısını geçmişti Boğaziçi Caz Korosu sahne aldı. Hani şu dünya şampiyonu olan, ödüllere doymayan, Masis Bey'in yönetimindeki güzel insanlar topluluğu. Dinlemesi zaten inanılmaz keyifli bunun yanı sıra izlemesi de bir o kadar keyifli bu koroyu!



Sonrasında gece bitti evli evine köylü köyüne. Müzik Kulübü'nü takdir ettim kısa sürede güzel bir iş hazırlayabildikleri için. Konser yapmayalı da baya zaman olmuştu 2 şarkı da olsa pek keyif aldım ben. Bunun dışında tam bir haftadır Merve Hanım'la geziyoruz ve vakit geçiriyoruz, malum görüşecek az zamanımız var, o az zamanı verimli kullanmak gerek. Yarın akşam da Cadde'de Fener Alayı'na katılacağız hep birlikte, işi gücü olmayanları bekleriz, gerçekten keyifli oluyor. Hükümetin tören, resepsiyon ve kutlamaları iptal etmesine gelince, kim ne kadar sinirlenirse sinirlensin, buna sinirlenen kesimle hükümetin oy aldığı kesim kesişmiyor, neticede değişen bir şey olmaz, milyarlarca diğer olay gibi 2-3 gün sonra unutulur gider, sinirlenen sinirlendiğiyle kalır. Yine de sinirlenmek de iyidir. Bu konuyla ilgili basın açıklamamı da tamamladıktan sonra son ve önemli bir soru soracağım.


Buradan itibaren yazının en önemli bölümündesiniz, lütfen yardımcı olun bana!

Ne olur bilgisayardan anlayan insanlar bana yardım etsin. Şimdi masaüstü bilgisayarım yaklaşık 1 senedir upload özelliğini kaybetti. Şöyle ki internetimde bir problem yok, download ile ilgili bir sorun yok, aynı modemden internet kullandığımız laptop'un upload sorunu da yok, virüs programıyla alakası yok, problem nerede olabilir? Her yöntemi denedim ama bulamadım, siz de azıcık yardım edin de upload problemimi aşıp yeniden "benim için mükemmel şarkılar" serisine (misal) devam edeyim gönül rahatlığıyla. Gmail, Youtube, Vimeo, Facebook, Mediafire tüm bu saydığım sitemlerde eğer yükleyeceğim dosya 1MB'nin üzerindeyse bir anda yükleme ibaresi %90'a kadar gelip sonra orada kalıyor ve hata veriyor. N'olur yardım edin, zor durumdayım gençler. Bir şarkı göndermek için bile bilgisayar değişmez, usp taşınmaz, aynı ev içinde böyle zulüm olmamalı.

Not: Azıcık vaktiniz varsa verdiğim tüm bağlantılara tıklamanızı tavsiye ederim.

Perşembe, Ekim 20, 2011

Hayli


Nerede bir kalabalık görsem düşünüyorum, hiç bir kalabalık var mıdır ki karşısına bir zıt görüşlü çıktığı zaman parçalamaya, linç etmeye kalkmasın? Eskiden de böyle miydi kalabalıklar? Kitlesel (burada kast ettiğim bireysel olmayan) eylemleri kendi kendime çok düşündüğüm, sorguladığım bugünlerde, bu nefret dolu kalabalıkları gördükçe eksi puan veriyorum kitlesel pek çok şeye. Tek kişi dövemediğin adamı iki kişi ya da iki milyon kişi toplanıp dövmek olmamalı mevzu. Kitleler değişse de gözlerde aynı nefret, aynı ötekileştirme. Gözleri umut dolu o kadar az kalabalığa denk geldim ki bugüne denk.


Öpüşüp barışalım diyorum ve "popsıtar öptüm" adlı fotoğrafı paylaşarak konuyu değiştiriyorum keza düşündüklerimi yazsam blog nehir olur akar. Hem kış geldi hem sonunda hava açtı. O zaman ne yapıyoruz deri ceket artı güneş gözlüğü artı şal üçlüsünü nadiren bir arada kullanabildiğimiz bu sayılı günü çok çok iyi değerlendirip kendi içimizde bir raksıtar havası yakalıyor sonra da bunu topluma sunuyoruz. Siz de yapın çok havalı hissedeceksiniz.

Son olarak hayli kelimesi vardır ya Türkçe'de, hayli olası bir durum bu diye yazı içinde örnekleyeyim. Bunun İngilizce'si de highly ya, (okunuş: hayli) işte bu beni hep mutlu eder. A highly probable situation misal, gerçi bu cümleyi kuvvetle muhtemel diye çevirmek daha akıl kârı ama olsun.

Salı, Ekim 18, 2011

Dominant



Hava durumunda sıkıcı olarak sunulabilir bu tip havalar. Günlerdir hiç mi güneş görünmez arkadaş? İskandinav mıyız İngiliz miyiz neyin peşindeyiz? Bir de tesadüfen Başar Bey'in tavsiyesi ile edinilen Smog albümleri bu günlere eşlik edince kasvetler içerisinde taklalar atıyoruz adeta. Yine eski oyunlar indirip kuracağım bilgisayarıma sanırım. Asena Hanım ufak bir sürpriz video yayınladı geçtiğimiz geceden. Bahsettim mi bilmiyorum. Günsu Hanım'a gitmiştik, Sade'den King of Sorrow parçasını çalalım ve video çekelim, hatıra olsun elimizde diye. O gecenin sonunda artık her şey bittikten sonra takılıp eğlenirken Asena Hanım kamerasında kalan boşlukları bunu çekerek değerlendirmiş. Gayri ciddi bir video olduğunu izlerken zaten anlayacaksınız tavırlarımızdan. Esas video daha piyasaya çıkmadı ayrıca, endişelenmeyin. Havalar hakikaten soğuk ve sıkıcı ama bunu demiştim sanırım başta. Bari bu güzel fotoğrafa bakalım da içimiz mutluluk dolsun, hoş bunları da şimdiden özledik gerçi ya neyse. Herkes çay içiyor bense samsung.

Cumartesi, Ekim 15, 2011

Videolu Müzikler


Bu berbat havalı cumartesi gününden herkese merhaba. Malum havalar bir kaç gündür çok çirkin, görünen o ki daha günlerce de aynı çirkinlikte devam edecek. Ne yapmıyoruz, depresyona girmiyoruz. Hop! Hep birlikte tekrar edelim, depresyona girmiyoruz. Ahahah. Şayet dışarı çıkacak bahanemiz yoksa -hepimiz biliyoruz ki bu tip havalarda zorunlu olmadıkça dışarı çıkmak yürek ister- o zaman evde geçirdiğimiz vakti daha keyifli hale getiriyoruz. Ne gibi? Misal bilgisayar oyunlarıyla. Hahahahah. Bilgisayarıma dün bir oyun daha kurdum. Need for Speed serisinin 2008 oyunu olan Undercover. Klasik bir NFS. Ama grafikleri ve efektleri sona dayayınca -neyse ki bilgisayar kaldırıyor bu tip hareketleri- oyun görsel açıdan keyifli bir hale geldi. NFS'nin olayı nedir. Gerçeklikten uzak saçma ve aksiyon tipi araba yarışı. Oyunun %56'sına falan gelince sürüş ve yarış kalitesi zirve yapar bu tip oyunlarda. Başta kötüdür, sonda da saçma ya da imkansızdır çünkü. Bakalım yine yarışlara devam ediyorum artık evim gibi bellediğim Amerikan yollarında ve şehirlerinde. Crack konusundaki cehaletimi yanlışlıkla EA hesabı oluşturarak perçinledi. Kendi ellerimle teslim olmanın direğinden döndüm, yine ne biliniyorsa google tarafından biliniyor onu anladım.

Neyse bugün program yoğun, Sakareller'le bu hafta ve haftaya cumartesi işim var. Bir prova artı bir eksik kayıt tamamlanması. Bakalım nasıl olacak. Akşama doğru da değerli dostlar ağarlayacağız Anadolu yakasında. TRT'ye bir türlü gidemedim bu 3 haftadır, haftaya da kayıt dolayısıyla gidemeyeceğim, bir ara uğrayıp bunu izah etsem hocaya baya iyi olacak, hoş belki de çoktan atılmışımdır da gözümle görmek ve ortamı koklamak (hahaha) istiyorum. Önümüzdeki hafta Antalya'dan en sevdiğim ziyaretçi geliyormuş ayrıca. Başlasın şenlikler demek lazım! Son olarak da Mavi Büyücüler ismindeki ikinci blogum sonunda tam olarak güncellendi ve açıldı. Şu sağdaki siyah beyaz kare geyiğe tıklarsanız da orya ulaşırsınız. Blogger daha duyurusunu yapmadan tesadüfen keşfettiğim dinamik görünümleri de denemiş oldum. Kaşla göz arasında bu sayfanın da template'ini değiştirmiş oldum çaktırmadan. Gerçekten -bazı eksiklerini görmezden gelirsek- güzel bir template. Okuyucuya, blogu zevkine göre şekillendirme ve hatta kategorilendirme şansı sunuyor. Mavi Büyücüler'i alıp bir kenara koyduğum zaman niyetim, adeta bir müzik defteri gibi oraya yaptığım müzikal işleri not etmekti. Neticede fikrim biraz değişti ve blog şu an gördüğünüz hali aldı. Şu an bir Emir Bey portfolyosu şeklinde. Emir Bey olarak ve dostlarımızla kaydettiğimiz videolu müziklerden oluşuyor. Bu videoların içinde besteler de var yorumlar da. Tür olarak da sadece Emir Bey videolarını şimdilik bu bloga koymayı uygun gördüm. Belki zamanla bir şeyler değişir gelişir ama şu hali gayet içime sindi. Vaktiniz oldukça gezer, tüm şarkıları dinlersiniz. Sevgiler!


Günsu Hanım ve Umut Bey'le çaldığımız Asena Hanım tarafından çekilen bir video var ki beni çok heyecanlandıran, yakında onu da paylaşacağız. Müzikal anlamda yine fikirsel olarak yoğun bir dönemden geçiyorum, umarım sonu da güzel gelir, düşünüp kafa yorulduğuna değer. Ayrıca bu sene Nil İpek Hanım gittiğinden beri ciddi anlamda konser vermek fikri çok cazip gelmediğinden eşle dostla videolar çekeriz hatıralarımız olur diye bir yol planı yapmıştım kafamda, şimdilik de fena gitmiyor gibiyiz bakalım hayırlısı.

Pazartesi, Ekim 10, 2011

MM - MB - KB


Yoğun geçen günler yaşıyorum, bir yandan über bir boşluk içindeyken hem de. Aylar sonra yaşadığım en korkunç pazarı yaşadım bugün, hep havanın yüzünden, 2-3 ayrı programı iptal ettirdi resmen. Pazar dediğin akşam Kadıköy'e falan gidilir en basitinden. Püf tüm gün evde uyuz uyuz oturdum. Bulaşık makinesine küstüm bir de, çünkü içindekiler üçte birini temizlememiş. Onları da elde yıkadım artık. Evde otururken, Mavi Büyücüler'i yavaş yavaş güncellemeye devam ediyorum, düzenliyorum bir yandan.

Dün Mabel Matiz konserine gittim. Televizyonda bir programda denk gelmiştim geçen haftalarda, ondan çok daha evveline dayanıyor ismini duymam, akılda kalıcı isim ne de olsa. Televizyonda itici gelmişti açıkçası ama konserde tam anlamıyla fikrim değişti. Hem müzik, besteler, hem Mabel Matiz çok sempatikti. Salon da ayrıca konser vermek için güzel bir yer, zihnime not ettim lansman yaparsam orada yapabilirim. Neyse size de tavsiye ederim bu müziği, "Rumeli Türküleri" diye bir etiket belirdi kafamda şarkıları dinlerken. Ayrıca bir de konserde sahne arkasına yansıtılan ve canlı olarak çizilen dillere destan görseller vardı. İlk klibi de pek güzel geldi renkler, insanlar. O klipteki kıvırcık saçlı hanımefendiydi görselleri yapan. Ayrıca sahnede çalan kadro da baya iddialı. Canberk Bey vesilesiyle haberdar olmadık mı biz de bu olaylardan zaten.


Canberk Bey demişken, en son videomuzu henüz izlememiş olanlar buradan buyursunlar hemen. Çok sevdiğim bir şarkı olan Kimse Bilmez'i yorumladık, Canberk Bey ve Melis Hanım'la birlikte. Haluk Can Bey ve Mert Bey'in katkılarıyla bir videomuz daha olmuş oldu, emeği geçen herkese nice teşekkürler. Kimse Bilmez de neymiş diyenler de buradan buyursun.

Pazar, Ekim 02, 2011

Voleybol


Dünyada oynamaktan en çok keyif aldığım oyun sanırım. Keza izlemekten de -diğer sporlara oranla çok daha fazla- keyif alıyorum. Yarı final maçı da müthiş keyifli ve sürükleyici geçti az önce. İçimde büyüyen kedere, önce iğrenç bir hava, sonra irili ufaklı gerginlikler, sonra trafik eklenmişti dün, bugün bir de üzerine hastalık geldi, aman sabahlar olmasın dedim. Maç iyi geldi üzerine. O zaman en zor anlarda bile keyif veren bu video tüm içi daralanlara gelsin. Buyurun.

Bugün düşündüm ki bazı sayıların bazı sayılara bölünmemesi pek de gerçekçi bir hikaye değil. Misal 14 cm uzunluğundaki bir tel var elimizde, bunu eşit olarak üçe bölmemiz 14'ü 3'e bölemeyeceğimiz için zor görünüyor. Ancak bizim birimimiz cm değil de x olsaydı, belki 14cm = 18x gibi bir denklemimiz olacaktı ve biz tabi ki o teli üçe kolayca bölecektik. Bir diğer aklıma gelen temiz yöntem de 14cm'lik teli bir çember haline getirip 120 derecelik dilimler kesmek. İşte tam eşit kesiyorsunuz arkadaş böyle yapınca da; yani devreden 6 yalanı bir yere kadar. Hahayt. Buradan ben ne çıkarttım, şu buna bölünür, bu buna tam bölünmez, sayı devreder falan hikayeleri çok da inandırıcı değil, elinde somut bir şey varsa, üzerinde yeteri kadar düşünürsen onu istediğin kadar eşit parçaya bölersin, yani ben bölerim sanki. 

Bugünlük matematik dersimizin sonuna geldik. Sevgilers. Niye böyle oldu hiç bilmiyorum.

Perşembe, Eylül 29, 2011

Okul



Nasıl özleniyor okul denilen şey bugün fark ettim. Çimlerde, manzarada sonsuza dek oturup dostlarla sohbet edebilirim, boş boş kampüste gezebilirim, koroya gidip saatlerce meşk edebilirim, derse girebilir miyim ondan pek emin değilim. Hâlâ kampüste pek çok tanıdık yüzle karşılaşmak çok güzel! Master'a başlayanlar, alt dönemler, tembeller, çapçılar, erasmusçular falan derken, güzel bir kitleye denk geldim bugün. Mutlu oldum çok, Defne Hanım'la sonunda görüşebildik, ona da ayrıca mutlu oldum. Egecan Bey'in gününü mahvettim ama birbirimizin hayatlarına müdahale etmeyi seviyoruz. Bir de müthiş saçma bir şekilde Emir Efendi'yle karşılaşıp sevinçten karnına kafa attım. Kurşunları belki de kafadan içeri döktürmek lazımdır İbo tarzı. Ayrıca fotoğraf yazdan kalma ama olsun. Bir de yakında çok iyi bir "Kuzey Güney" yazısı yazacağım, unutmayalım buraya not düşelim.

Çarşamba, Eylül 28, 2011

Saat


Levent Bey'in bir şiirini kurcalıyordum geçtiğimiz günlerde. Daha doğrusu yine bir melodi çıkmıştı da, çekiştirip ona oturtacak bir şeyler lazım olmuştu. Derken olaylar gelişti şarkı ve sözler oturdu, ben bir taslak kayıt yaptım, ilk çembere servis ettim. Sonrasında -bir ara konuştuğumuz üzere- Yiğit Bey'e gidip üzerinde çalıştık şarkının. Güzel bir şey çıkacak gibi ortaya! Baya keyifli vakit geçirdik, şimdi de heyecanlıyım açıkçası.

Ayrıca çok zamandır beklediğim bu video sonunda facebook'a düştü. Orçun Bey'le birlikte bu yaz yaptığımız çalışma, Az Değilsin. Buraya tıklayıp, izleyin.

Mavi Büyücüler'i yavaş yavaş oturtuyorum. Sanırım kafamdaki gibi bir yer olacak sonunda. Aldığım bir diğer duyuma göre ne zamandır çektiğimiz tek cover videomuz bugün yarın piyasaya çıkacakmış. Bakalım tabi hakkımızda hayırlısı. Bir de bu aralar açık ara favori resmimi sizle paylaşıyorum. İmre Hanım'ın çektiği bu fotoğrafın bana kalırsa adı "urban yörüks" olmalı. Ahahaha.


Her neyse evet. Müzikle alakalı geçen herhangi bir insanı mutlu etmeye yetiyor.

Salı, Eylül 27, 2011

Mavi Büyücüler


Bir vakit önce, bir başka blog daha açmıştım. Müzik defteri gibi kullanmak için. Yaptığımız kayıtları tek bir sayfa altında toplamak bu blogun amacıydı. Sonra baktım ki bir şeyler kaydedince, onla ilgili yazmak da geliyor içimden, oraya ayrı buraya ayrı yazmak bana samimi gelmiyor, neticede o blogu devreden çıkarttım. Sonra düşündüm ki o blog devrede dursun. Videoların kayıtların altında sadece künyeleri yazsın, ben yine o videoyla ilgili bir şey yazmak istersem buraya yazayım dedim. Neticede "Mavi Büyücüler" isimli blogumu tekrar çalışır hale getirdim. Tüm videolarımızı yavaş yavaş oradan paylaşacağım, belki zaman içinde tarihleri, görünümleri, sıralanışlarıyla ilgili değişiklikler de yaparım. Şimdilik paylaştıklarımda eser ve künyesi mevcut. Buyrun siz de göz atın, bu portfolyovari girişimde gözünüze çarpan bir eksik, eğretilik varsa bunları söyleyin. Huzurlarınızda:


Pazar, Eylül 25, 2011

Yara


Belki tüm bu hayaller, birden bir gün biter demiş söz yazarı ve besteci dostumuz Nil İpek Hanım. Hatta kanıtı da burada. Neyse öğrenci akbilinin tam akbile dönüştüğü o an var ya hani, işte o anki burukluk ve çaresizlik var içimde şu an. Hayatımın bu dönemi böylece özetlensin hatta. Ekranda çıkan akbiliniz normal akbile dönüşmüştür tadındaki yazı gibiyim. Bu gece de başlığa adını veren şarkı gelsin tüm dinleyenlere:


Perşembe, Eylül 22, 2011

1825

5 senede neler olur insan hayatında değil mi? İnsan büyür, değişir, olgunlaşır, şımarır, tanışır, tanıştırır, arkadaş olur, dost olur, sever, küser, alışır, barışır, karışır, mezun olur, iş bulur, işsiz olur, yüksek lisans yapar, konser verir, ayrı kalır, birlik olur, hasta olur, stres olur, ameliyat olur, kelleşir, elleşir*...

Bunları 5 senedir paylaştığın biri varsa, çok sevdiğin, çok özel, çok güzel biri, buna yapılacak tek şey şükretmektir. 5 sene iki kişi birbirine katlanıyorsa, bir sebebi vardır bunun ve o sebeptir ki beşlerce yıl daha bu birlikteliğin teminatı olan, güzel olan, özel olan!

İyi ki kelimesine katılabilecek en büyük anlamı kattığınız için size minnettarım Merve Hanım'cığım! İyi ki varsınız, iyi ki benimlesiniz, iyi ki bana katlanıyorsunuz! Sizi çok seviyorum!


Uzun zamandır romantik blogger'lık yapmamıştım, mesafeler buna sebebiyet verdi zaar, halk da özlemiştir hem böyle çıkışları. 1825 x 25'lerde de** beraber olmak, bir olmak dileklerimle.

Sizi çok seven sevgiliniz Emir.


* elleşmek: el ele tutuşmak (ahahaha)
** 1825 x 25 = ölümsüzlük (yaklaşık)

Pazartesi, Eylül 19, 2011

Gökyüzü Uzak



Adeta Antalya günleri kadar yoğun geçen bir 10 günü de İstanbul'da geçirdik Orçun Bey'in gelişiyle. Bu süre zarfına, bir Emir Bey, bir Sakareller konseri, 3 Umut Bey'de kalma gecesi, defalarca kıta değiştirme, bir adet yeni şarkı ve pek çok klip malzemesi, eş dost görüşmeleri ve sayısız Scrabble maçı sığdırdık. Ben pek çok yönden zorlamama rağmen hâlâ işsizim. Kendimi zevklerim ve bazı noktalarda yeteneklerim var diye avutuyorum en azından. Öyle sanıyor da olabilirim. Günlük ufak tefek de olsa para kazandıracak iş tavsiyelerinizi veya uzun vadeli çok güzel iş tavsiyelerinizi zevkle kabul ederim. Uzun vadeli gönlüme göre (misal  bol kültür sanatlı) bir iş bulamazsam bakarsınız Aralık'ta askere giderim. Her an kafayı yiyebilirim. Bazı şeyler kabak tadı veriyor artık, hem de cevizsiz, tahinsiz.

Böylece video'nun altında ona emek verenlerin ismini de okumuş olursunuz hem.

Pazartesi, Eylül 05, 2011

Tahini Cevizi Bol Olsun


Pek çok diğer yaz da yaşadığımız gibi, bu yazın da keyifli geçmesinin en kritik sebeplerinden biri Emre Bey'dir. Kendisi İtalya'dan gelmiştir yaklaşık bir ay evvel. İstanbul görüşmeleri sonucunda kendisi de benimle aşağı yukarı aynı tarihlerde Antalya'da olmak üzere ikna edilmiştir. Antalya'da en yoğun tempolara ayak uydurmuş, en zorlu maratonlara bizimle birlikte çıkmıştır. Buna rağmen çok minimal (az) oflayıp puflayarak gönülleri bir kere daha fethetmiştir. İstanbul'a dönünce de yakası bırakılmamış, kendisi her fırsatta ölesiye yorulmuş, az uyutulmuş, hatta erken kaldırılmıştır. Bu durumlarda bile dediğim üzere nadiren çemkirmiş, "erken kalkan yol alır" felsefesine karşı gelen kendi arkadaşlarına karşı bizi hep savunmuştur. "Uyuyup nabacan?" diye sormuştur bu insanlara. Bazı yönleriyle kendime benzettiğim bir insandır Emre Bey.  Kendimi beğendiğimden olsa gerek onu da bu yüzden baya sever, beğenirim. İnsanlar -daha doğrusu arkadaşları dostları- üzerinde, bir araya getirici, bağdaştırıcı, bağlayıcı ve etkileyici bir gücü vardır misal. Üstelik bunca vakittir tanışıyoruz -ki kendisi İstanbul'daki ilk arkadaşım- hâlâ beni tanıştırdığı bir kişiden dahi memnuniyetsizlik duymadım. Neticede Türkiye'de olduğu süre boyunca o bizle, ben onlarla elimden geldiğince vakit geçirdik. Pişman değilim!


Bir fotoğraf koyayım evvela, anlamsız olduğu kadar beni bakınca mutlu eden bir kare. Canberk Bey'in evinin önünde, arabasının üzerindeyiz. Fotoğrafı çeken Asena Hanım, soldan sağa Emre Bey, ben ve Dilruba Hanım. Hani biri dese ki arabanın üzerinde ne işiniz var verilecek pek cevap da yok ama hepimiz çok mutluyuz bu noktada. Önemli olan, önemli de değil de güzel olan bu. İşte Emre Bey böyle adamlardan, durduk yere çok mantıklı bir açıklaması olmaksızın sizi mutlu eden bir insan. Neyse biz de arabayla Ferrara'ya gitme planı yaptık, altından kalkabilirsek şu 3-4 sene içerisinde mükemmel olur. Bu da her yaz yazılanlar gibi bir Emre Bey'e veda yazısı olsun, önümüzdeki sene görüşmek üzere diyelim şimdilik. Tanıştırdığın tüm güzel insanlar, bize ayırdığın tüm zamanlar ve süper bir adam olduğun için de ayrıca bir teşekkürümü edeyim yazımı bitirirken. Bu da Emre Bey ve tüm dostlarına gelsin. Hâlâ en çok bu parçayı seviyorlar:


Cumartesi, Ağustos 27, 2011

Olmuyor


Bazı günler güzel geçiyor, Antalya günleri gibi, bazı günler sakin geçiyor, kimisi daha hareketli, kimisi evde, kimi sokakta, bazen aileyle dolu bazen dostlarla. Kafamda bir yerde bu günler boyunca bir türlü olmayan oturmayan bir şeyler var. Tam ne olduğunu da tarif etmesi kestirmesi zor. Bazı günler bunu unutuyorum bazı günler sırf bu olmazlıkla kalıyorum. İşle ilgili konular, sorular ve bilinmezlikle bunun en büyük sebeplerinden biri. Küçük sebepler ise düşünmek, çok düşünmek. Her neyse no beyin no pain diyelim madem. Nil İpek Hanım gitti gidiyor bugünlerde. En azından İstanbul'dan gitti bir süreliğine. Sanırım benim dilimin ve elimin döndüğünden çok daha fazlasını anlatan bir şarkı var bu konuyla ilgili. O yüzden bu şarkıyı dinleyin. Şu dünyada en keyif veren şeylerden biridir Nil İpek Hanım'la birlikte şarkı söylemek, onun sesini duymak, dinlemek, arkadaşı dostu olup sevgisine sohbetine ortak olabilmek. Daha da demem bir şey. Genel ruh halim için gelsin sıradaki parça. Nil İpek Hanım'ın ve Emir Bey'i oluşturan tüm dostlarımın -kolaylıkla anlayacağınız gibi- gerçekten yürekten yaptıkları bir icrâ:


Biri çıkıp yüzüme olmayınca olmuyor arkadaş desin diye bekliyorum belki de.

Perşembe, Ağustos 25, 2011

Öncü


Hayri Bey'le evvelden farklı şehirlerde kayıtlar yapıp bunları birleştirmiştik. Pek çoklarına göre "değişik" bir müzik yapıyorduk. İlk kez dün bir arada müzik yaptık. Bir kaç saat geçmiş çalışmaların üzerinden geçtik, bir kaç tane de yeni bir şeyler ürettik. Tarzımız için bir etiket daha ürettim şu an: Akışına bırakmak / free flow. Her neyse bir arada müzik yapmanın, ayrı ayrı yapıp birleştirmekten farkı inanılmaz boyutlarda değildi benim için lakin bunu 3 kişilik de olsa bir dinleyici / izleyiciyle paylaşmak gerçekten farklı hissettirdi. Gün içindeki icralardan ziyade o anki icranın bir kaydı olsun isterdim açıkçası. Değişik bir duygu ve deneyim yaşamış oldum böylece, artık müzikal anlamda çok farklı bir şey yaşamam diye düşündüğüm şu günlerde hem de. Yazılacak olayların ve değinilecek konuların çokluğu beni yazmaktan uzaklaştırıyor bu aralar (traji)komik bir şekilde.

Cumartesi, Ağustos 20, 2011

Konser Var


Bu gece Nil İpek Hanım, ben ve Uluç Bey sahnede olacağız. Nil İpek Hanım'ın Hollanda'ya gitmesinden evvel -kısa süreli bir veda da olsa bu- kendisine bir veda konseri tertipledik. Benim dünya üzerinde en sevdiğim kadın seslerinden biridir Nil İpek Hanım sesi. Ağırlıklı olarak kadın solistleri dinlemeyi sevdiğim için bu önemli bir derece. Bunun dostlukla, arkadaşlıkla falan da ilgisi yok, sesi baya müthiş hepsi bu. Bugüne kadar söylediğimiz bizim için önemli şarkıları koyduk repertuvara, ilk kez söyleyeceğimiz bir kaç şarkı da koyduk. Hepsinden güzeliyse, repertuvarımız ağırlıklı olarak benim ve Nil İpek Hanım'ın bestelerinden oluşuyor. Dinleyiciler açısından ne denli iyi bir şeydir bu bilmiyorum ama benim açımdan baya mühim. Neyse bu güzel Cumartesi gecesinin 1-2 saatini vaktiniz varsa bize ayırabilirsiniz. Ayrıca konser etkinliğine çok komik bir isim koydum ama ya fazla ciddiye alındım ya kimse TRT izlememiş/dinlememiş hayatında. Buyrun etlinlik burada.


Konser Yeri: 60m2
Saat: 21.30

60m2'ye nasıl gelirim dediğini duyar gibiyim bazılarınızı. Taksim Meydanı'ndan İstiklal Caddesi'ne girdiğinizde (Galatasaray yönüne doğru yürürken) sanırım sağdan ikinci sokakta. Sokağın köşesinden dev bir Benetton mağazası var zaten. Sokağa girince hemen sağda bakkal gibi bir yer var, oranın yanındaki girişten girip birinci kata çıktığınızda geldiğiniz yer 60m2. Sokakta tabelası da var zaten.

Perşembe, Ağustos 18, 2011

Paris Combo - Berceuse Insomniaque (8)


Bu şarkıyla ilk kez nasıl tanıştığımı hatırlamıyorum. Her şey Pink Martini ile başlamıştı ama oradan nasıl Paris Combo'ya geldim bilemiyorum, belki de Paris Combo sadece Jazzamor'dan sonraki adımdı. Her neyse bir vesileyle tanıştığım bu grubun tıpkı diğerleri gibi kendini dinleten ve keyif veren bir tavrı tarzı vardı. İlk dinlediğim gün de bugün de beni hâlâ diğerlerinden biraz daha fazla etkileyen bir şarkıyı paylaşacağım şimdi sizlerle:


Şarkımızın adı Berceuse Insomniaque ve kim bilir nasıl telaffuz ediliyor. Bazen düşünüyorum İngilizce değil de Fransızca bilmek vardı diye. Attraction isimli 2002 çıkışlı pek naif Paris Combo albümünden. Dil bilmediğim için sözlerinden zerre anlamıyorum fark etmişsinizdir, ama pek çok iyi şarkıda olduğu gibi anlamasam da olur dedirtiyor. Keyifli dinlemeler!

Pazartesi, Ağustos 15, 2011

Antalya Ağustos'ta Ilık Olur


Çok dolu dolu geçen bir 10 gün ardından bugün öğlen tekrar evimdeydim. 4-14 Ağustos tarihleri arasındaki Antalya'ya yazın gitmek konulu gezimin sonuna gelmiştim. Programlama ve organizasyon yeteneğimin en yüksek olduğu günler bu günler olabilir tüm sene içerisinde. Bu 10 günlük sürecin her günü, minimum 3-4 programla geçti, biraz yorucu olsa da hızlı yaşamak güzeldir diye düşünüyorum. Her şeyden evvel Merve Hanım'ı görmek, ardından kadim dost Orçun Bey'le senelik istişaremizi yapmak gezinin can alıcı yanlarıydı. Bir de bunların üzerine İtalyan dost Emre Bey'in de benle aynı tarihlerini Antalya'ya denk getirmesi tek kelimeyle mükemmel oldu. Antalyalı dostlar ise adete tüm vakitlerini bize ayırdılar ve geçen her dakikanın keyifli geçmesini sağladılar. Uraz Bey, Ilgın Hanım, Cansu Hanım, Musti Bey, Hüseyin Bey özellikle tebriği teşekkürü hak edenler.



Kısaca neler yaptığımızdan bahsetmek gerekirse -ki bence gerekmeyebilir- pek çok şey yaptık diye gireyim paragrafa. Daha ilk gün, Orçun Bey beni havaalanından alırken maceralarımıza başladık. O gece, sabah 06.30'da denize girerek sona erdi. Böyle hızlı başladı her şey. Sonraki gün Antalya - Korkuteli - Yeleme - Korkuteli - Elmalı - Antalya gibi bir rota izledik toplam 300 km yol kat ettik diye tahmin ediyorum. Yeleme benim köyüm, daha doğrusu baba tarafımın köyü. Amcam ve yengeme sürpriz yaptık. Elmalı'da da Orçun Bey'in ağabeysinin eşinin aile evine gittik. Çok iyi tamlama yaparım bu arada. İşin güzel yanı bunca işi halledip şehre dönüp programlara devam ettik. Pek çok tabelalı fotoğraf çektirdik. Diğer günlerde de yine günübirlik olmak üzere Tefenni ve Alanya'ya gittik. Gezimizin ilk günü çok tatsız bir olayla başladı, sonrasında biraz daha normal devam ettik. Daha sonra astım olduğumu öğrendim, aynı akşam astımdan ölen bir adama denk geldik. Çok yedik, az uyuduk, iyi yanamadım falan derken vakit çok hızlı geçti ve geri döndük. Değinilmesi gereken notlar arasında 4 kez yediğim, tahini ve cevizi bol kabak tatlıları, Hüseyin Bey ve yeğenlerinden Tefenni kırsalında gördüğümüz muazzam ev sahipliği ve Orçun Bey'in son gün bile bizden bıkmadan bizi havaalanına bırakması başlıkları ön plana çıkıyor. Emre Bey'le de dönüş yolu çekilebilir oldu neyse ki, tek olsam çok kötü geçerdi. İyi ki Merve Hanım'ı gördüm, iyi ki Orçun Bey'de kaldım, iyi ki Emre Bey'le Antalya'da denk geldim, iyi ki Antalyalı dostlar ne zaman arasam açıp, nereye çağırsam geldiler! Şimdilik denilecekler bundan ibaret.

Pazartesi, Ağustos 01, 2011

Cennet Bahçesi



Bugün neden bilmiyorum bu şarkıyı dinliyorum. Üzerine bir de Levent Bey, Tuhaffiye Hanım ve Gün Bey'le de vakit geçirdik, geçmişe gittim birden. Yıl 2008 -nostaljik olamayan girişler- ilk kez içime sinen bir beste üzerinde çalışıyorum, taslağını çıkartıp kaydedip şaire yolluyorum bakalım beğenecek mi diye. Tesadüfün böylesi ki şiiri yazdığı tarihin yıldönümüymüş, tam bir yıl önce o bu satırları yazmış, ben de tam bir yol sonra bestelemişim, tarihe bakmaksızın. Konserlerde hep başlangıç olarak çaldım bu şarkıyı, benim için bir başlangıçtı çünkü, pek çok şarkıda yaptığım anonsu tekrar ederek: "Şimdi çalacağımız şarkının sözleri Levent Sevi'nin bir şiirinden..." Ne güzel böyle insanlar var, ne güzel dostlar var, hayatımızı daha güzel yapan ne çok şey... Neden böyle bir ruh halindeyim bilmiyorum ama, şairin ve şarkıcının da dediği gibi: "Boğazımdaki elmanın giderek acılaşan tadıyla..." Siz de bu ruh haline girmek için buradan buyrun, bu şarkıyı bu şarkı yapan herkese Levent Bey'e, Nağme Hanım'a, Nil İpek Hanım'a ve diğer tüm dostlarıma sonsuz teşekkürler.


Perşembe, Temmuz 28, 2011

Yorgunluk, Hüzün ve Hastalık


Geçtiğimiz 8 gün boyunca Yeditepe Üniversitesi'nin çok afedersiniz lağım gibi kampüsünde ikamet ettik. Neden mi? Çünkü gençler arası değişim programı vardı ve ben tıpkı geçen sene olduğu gibi bu sene de staff'lık yapmak üzere gönüllü olmuştum. Yeditepe Üniversite'sinden neden bu kadar nefret ediyorum diye sorarsanız, bu kadar güvenlik paranoyası, anlayışsızlık ve fevrilik olan bir başka ortam görmedim. Bir de yokuşlar! Tek güzel yanı güvenliklere havlayan köpekleri. Neyse farklı milletlere mensup 21 gencimiz vardı kampımızda. Hepsi birbirinden güzel, keyifli, eğlenceli pırıl pırıl insanlar. En sağlam iz bırakanları saymaya kalkarsam eminim birilerini atlarım ama ilk aklıma gelen Erik Bey oluyor. Hayatımda tanıdığım en güzel sesli, en hoş gitar çalımlı, en muhabbet insanlardan biri. Kendisiyle sanırım kışın tekrar görüşeceğiz ve hatta çalacağız. Birlikte tonlarca emo şarkı çalıp bundan keyif aldığım tek insan olabilir. Ayrıca birbirinden güzel besteleri var! Neyse tekrar gelince tanışırsınız. Sonrasında Josefine Hanım ve Paola Hanım var, ilki Norveç ikincisi İtalya'dan katılan. Bu iki gencimizin de enerjisi ve eğlencesi hiç bitmedi desem yeridir. Pek çok Türk'ten daha başarılı ve iddialı küfürler öğrendiler. Kalbimizde çok sağlam bir yer kazandılar bu kamp sürecinde. Camilla Hanım bir diğer eğlenceli simasıydı kampın, beyaza yakın sarılıkta kısa saçları ve kocaman mavi gözleriyle tipinde bir zibidilik zaten vardı. Kızlarımızın tamamı sorunsuzdu, erkeklere gelince adete ufaklıktan mahalle arkadaşı gibiydik hepsiyle. Gece 2'de yurda dönüyor, koridora oturuyor, gitar çalıp cips yiyip muhabbet ederek 3-4 saat daha takılıyorduk. Her neyse müthiş geçen bir haftaydı. İstanbul'u gezdik, gezdirdik, bol bol müzik yaptık. Umut Bey ve Tufan Bey'in konserdeki katkılarınaysa diyecek tek bir kelime yok, nereden nereye kalkıp geldiler. Her neyse son gece herkes hüzünlüydü. Bizler de...


Sanırım yaşlanıyorum. Bu tip şeylere bu kadar üzülmezdim eskiden. Kim bilir ya dostlukların değeri artıyor ya da ayrılıkların acısı. Neyse ayrılık faslı gözyaşı ve sarılmalarla geçti. Bir kaç görüşme ve tekrar gelme sözü de aldık umarım gerçekleşir. Neticede bu 8 günde 15-20 saat gibi bir toplam uyku vaktim oldu, pişman mıyım hayır, ama dün bedenim iflas etti, bugüne azıcık toparladım gibi. Facebook sağolsun iletişimimiz biraz daha aynı tempoda devam eder ama bir yerden sonra azalacak. Yine de dünyanın her yerinden böyle güzel dostlar edinmek müthiş bir şey. Oda arkadaşım Ahmet Bey ve kadim dostum Duygu Hanım öncülüğünde tüm staff ekibine de ne kadar teşekkür etsem azdır, keza alınan keyfin %50'si onlara ait. Bir haftayı daha böyle güzel atlattık. Şu hayatta en çok istediğim şey zamanımı kontrol etme lüksü evet bunun için her şeyi yapabilirim sanırım.

Cumartesi, Temmuz 16, 2011

Toz


Ne güzel ki kısa zaman içinde sunacağım üçüncü parça bu. Bu geceki parçamızın adı Toz. Çok değerli dostum Berat Hanım'ın iki dörtlüğü, bu parçamın sözlerini oluşturuyor. Nil İpek Hanım'ı yakalamışken tek bir şarkıyla bırakmak olmazdı, o da parçanın bir kısmında naif sesiyle bana eşlik etti. Mert Bey hem çekim aşamasında, hem montaj aşamasında çok emek harcadı, tren ve çöp kamyonunu hiç saymıyorum bile. Emir Bey'le ilgili gelişmeleri takip etmek için buraya buyurun. Tam kadro olur mu bilmem ama teker teker videolara devam ederiz gibime geliyor. Gibime gelmek de komik bir kalıp.




Toz

ellerimiz inanılmaz uzuyor
mavi bir yağmurun altında
sonsuz bir yaşam imkanı gibi sesin
bir bakıyorum
çizgilerin yerli yersiz gülüyor
ve ansızın kaybolmak istesek
sarılıyoruz toz toprak

Şiir: Berat Örnek Chavez
Müzik: Emir Aksoy

Görüntü ve ses: Mert Dikmen
05.07.2011 // Feneryolu

Perşembe, Temmuz 14, 2011

Template


Kaç zamandır yapmam gereken bir şeyi yaptım ve sayfamın template'ini güncelleştirdim, eskisine göre çok mu şey değişti, yo hayır, sadece kullanımı daha rahat ve güncel oldu. Reader'larınızdan bir adım olsun uzaklaşın, normal adres çubuğu üzerinden sayfaya girin, bir bakın sağına soluna, çok bir değişiklik yok gerçi, orjinaline sadık bir restorasyon diyelim. Misal artık benim de +1 butonum var, "emeğe saygı +1 beyler" demek isteyen olursa çekinmeden basabileceği... Geçtiğimiz günlerden Salı olan günde Pelin Hanım'la görüştük, kendisiyle Cadde'de buluştuk bir sağa bir sola yürüdük, iki üç kez oturduk, bol sohbet ettik. Güzelce vakit geçirdik. En son Suadiye tarafında oturmuşken bir de ne göreyim, karşı kaldırımdan annem geçiyor, hemen aradım umarım telefonunu duyar diye, neyse ki telefonu baya güzel titremiş ve duydu, onu da yanımıza davet ettik bir kahve içmeye. Pelin Hanım'la tanıştılar, hoş beş ettik, sonra dağıldık. Ben Bostancı'ya yürüdüm LID komitesi toplantısına. Tuğçe Hanım ve Özlem Hanım'ı görmüş oldum kulüpten, sonrasında da Kerem Bey ve Serkan Bey'i. Ardından daha yoğun geçecek bir çarşamba günü için, eve döndüm ve enerji toplamak üzere dinlenme moduna geçtim.



Çarşamba günü ofistekilerin öğle yemeği arasına yetişme programıyla başladı. Kendimi birden Nişantaşı'nda buldum. Eylül Hanım'ı görmüş oldum her şeyden önce, Özkan Bey, Mehmet Kıvanç Bey, Nihan Hanım, Aslı Hanım, Sait Bey, Seçkin Bey, Bülent Bey, Şahika Hanım, gördüğüm diğer güzel insanlardı öğle yemeği süresince. Sonrasında ofise de bir uğrayıp çıktım. Saat 4'te Barış Hoca'yla buluşacaktım ve arada iki buçuk saatim vardı, civardaki arkadaşları arayayım da birini ziyarete gidiyim bari zaman geçmez başka türlü diye düşündüm. Aradım eşi dostu, kimse duymadı telefonlarını. En sonunda duymaz diye umduğum Hazal Hanım'ı aradım, enteresandır bu kez de o duydu. Ona uğradım ben de. Sohbet ettik, dizilerden, sinemadan, müzikten konuştuk bol bol. Kendisi yola çıkıyormuş sonraki gün, ben de daha fazla oyalanmadan çıktım. Barış Hoca'yla buluşmak üzere Galatasaray'a ilerledim. Mispis cemaatinden Zafer Bey'le denk geldik, Mustafa Amca'ya geçtik bir çay içmek üzere, orada da kadim dostum Caner Bey ve arkadaşı Dicle Hanım'a denk geldik. Sonra Barış Hoca da geldi, enteresan bir grubumuz oldu, sohbet ettik. Sonra Zafer Bey gitti, biz sohbet etmeye devam ettik, sonra Caner Bey de gitti, daha sonra Uğur Bey bize katıldı, doktora kokan bir ortam oldu. Biz de prova öncesi Tünel'e geçtik sonrasında. Sakareller'in tanımında ayzan "teorik fizik doktorası"yla ilgili cümleyi konuştuk biraz. Ben o cümleye bakınca her daim şu vurguyu anlardım, siz de o anlamda mı yazdınız diye sordum ve onayladılar. Uğur Bey'in fiziğe olan aşkını vurgulamak hatta müziğe baskın olduğunu göstermek üzere belirtilmiş bir cümle, tabi Uğur Bey'i tanımak ve tanımamak ya da Sakareller mensuplarını tanıyıp tanımamak farklı algılamalar yaratmış. Nasip. Bir konsere gelseniz halbuki kırılacak tüm bu artiz imajımız ama işte, nasip. Sözüm size Evren Bey, buyurun Cumartesi gecesi, hatta Deryik Hanım'ı da kandırın.

Prova keyifli geçti, yeni bir şarkı çalacağız konsere! Bakalım nasıl olacak. Bu aralar sağa sola koşturmaktan yoruluyorum, ama bu koşturmaları yapabileceğim en verimli ve en boş vaktimdeyim, o açıdan zamanımı iyi değerlendirdiğimi düşünüyorum. Saygılar sevgiler.