Cuma, Aralık 09, 2011

Asker Traşı


Dün akşam 60m2'ye kaç kişi sığar adlı ufak çaplı bir deney yaptık, biraz sıkıntılı oldu tabi bu süreç ama olsun. Sevdiğim o kadar çok insanı bir arada gördüm ki mutluluktan ne yapacağımı ne konuşacağımı şaşırdım. Tüm gelen dostlara, sevdiklerime ne kadar teşekkür etsem az olacak gerçekten. Bundan kalabalığı olsa olsa lansman konseri falan olur diye düşündük hatta. Neyse öncelikle Volkan Bey'e teşekkür edelim, tek kelime etmeden yine bize mekanını açtığı için. Sonrasında benle sahneyi paylaşan değerli dostlarım Emir Yargın'a, Umut Bey'e, Uluç Bey'e, Aslı Hanım'a, Mert Bey'e, Günsu Hanım'a, Tufan Bey'e, Canberk Bey'e, Emre Bey'e nice teşekkür etsem azdır. Konser standart bir Emir Bey konseri gibi başladı, daha çok konuğumuz vardı bize eşlik eden. Sanırım ilk kırılma noktası ilk yarının sonuna doğru oldu Nilüfer parçasında. Herkes o kadar güzel o kadar içten bağıra bağıra eşlik etti ki benim söylememe ihtiyaç kalmadı. İkinci yarı daha sevdiğim şarkılar vardı ve geldik son parçaya, Yani'ye. Tıpkı Nilüfer'de olduğu gibi tam destek çaldık, söyledik. Etkinliği duyururken demiştim ki hep beraber şarkılar söyleyelim ve gerçekten böyle oldu. Sonrasında ne oldu ne bitti tam hatırlamıyorum bir anda kendimi Tarkan söylerken buldum, bir kaç sonraki karede sehpanın üstünde göbek attırılıyordum, daha sonra da kapının önünde havaya atılıp tutuldum. En çığrından çıkan Emir Bey konseriydi, son şarkı dedikten sonra bir saat daha çaldık sanırım, 23 kez falan Yani çalmış olabiliriz. Emir Yargın hem konuşmaları hem performansıyla tam bir pop-star'dı. Umut Bey'in kafası güzeller güzeliydi, Uluç Bey her enstürmanı çalabildiğini gösterdi müzik severlere. Hayallerimdeki oturulup sessizce dinlenilen konseri verememiş olsak da çok apayrı bir havası oldu bu konserin. Ne güzel dostlar edinmişim, ailemi nasıl da genişletmişim diye şükrettim akşam eve dönünce. Sevgi dolu sarılmalar depoladım. Ve ilk kez kulaklarımdaki uğultu beni rahatsız etmedi. Şu günlerde sağ olsun hep yanımda olan Merve Hanımcığım'dan gerekli kritikleri de aldım bugün. Kendi kafamda notlar aldım, grafikler çıkarttım, stratejiler belirledim. Neyse daha duygusallaşmadan başka konulara da geçeyim.



Günlerdir gündemde olan bir konu var ki o da okuldaki Starbucks işgali. Denilecek milyonlarca söz var bu konuda, sinirlenecek pek çok şey var. Ben yine de olayı düzgünce sakince açıklayan bir yazıya yönlendireceğim sizi, sakinliğimi muhafaza edeceğim. Ebru Hanım gayet güzel anlatmış, buyurun buradan. Sinir olduğum konu ne biliyor musunuz başkalarının yaptığı "değerli" hareketleri, eylemleri Boğaziçililer yapınca "ah canım bunlar da tatlı su bık bıkı" damgası yemek. Olayın iç yüzünü bilmeden, ölümüne ahkâm kesmek. Emin olun ki oradaki insanlar, bu ve benzer eylemleri yapan insanlar, en az dışarıdaki eleştiriye aç sizler kadar ideolojiler, sistem, protestolar, hedefler hakkında bilinçliler ve sizin sandığınızın aksine çok da doğru yerinde kararlar alıyorlar. Okulun ortamını bilmeyen pek çokları ise ya "ah canım çocuklar da eğlence arıyor kendine" deyip geçiyorlar ya da hayallerinde bile göremeyecekleri -neredeyse ütopik derecede- başarılı siyasi, birbirine saygılı ve aktivist bu ortamı kendi eski kafalı ve sert devrim(cilik)lerine yakıştıramıyorlar. İdeolojisini, hedeflerini, hareket şeklini her şeyini geçtim, orada 5 kişi sadece Starbucks'ın yazı karakterini beğenmediği için bile eylem yapabilir ve olması gereken de budur, içeriden kimse bunu yadırgamazken dışarıdan bık bık edenlere de "laissez faire" demek hem beni eğlendirir hem de onları umarım. Bir de bu ortamın içinde büyüyüp de kabuğunu beğenmemeyi havalı sanan gençlerimiz var ki onlara ne denir hiç bilemiyorum. Anlamadığın işe bulaşmayacaksın adamım. Neyse siyaset yapıp eşi dostu kırmanın bir alemi yok daha fazla.


Bir diğer mühim konu ise şu "Bir Çocuk Sevdim" dizisindeki -ismi böyle miydi dizinin- kız büyüyünce bir güzel oldu iyi oldu. Büyüyen kız dediğim zengin adamın küçük kızı değil, öyle çocuk takipçisi bir imaj çizmeyelim, esas kızdan bahsediyorum, bir anda iki sene sonraya attı dizi de rahatladık. Hoş gerçi Harry Potter'ın daha ilk filminden -pek çok Türk genci gibi- Hermione'deki potansiyeli fark edip bu kız adam olur demiştik, gerçekten de oldu. Neyse daha saçmalamadan bu yazıyı bitirelim. Bu gece yarısı gideceğim yer ve uzunluk kısalık belli olacak, isteyenler dua etsin, isteyen enerji yollasın, isteyen gülsün eğlensin. Hepinizi öperim. Sevgiler. Bir de bildiğiniz keltoş oldum hahahahahah. Neyse ki Merve Hanım o kadar güzel ki fotoğrafı kurtarıyor.

1 yorum:

scarlet dedi ki...

dün düşündüm, ve dedim ki: `evet gördüğüm en güzel asker vedası -açık ara- kesinlikle bu.`

sonra da şunu geçirdim icimden: nolur nolur nolur carsi izinlerinde blog yazsin.

mesaj alinmistir saniyorum, tekrardan hayirli tezkereler :))