Pazartesi, Kasım 12, 2012

Tatmin


Arkadaş neredeyse 2 hafta olacak bir şeyler yazmayalı, hiç de demiyorsunuz ki: "Nerelerdesin mübarek adam sesin soluğun çıkmaz oldu." Her neyse bu seferlik affettim ilgisizliğinizi, keza mutlu mesut günler geçirdim geçen hafta.

Öncelikle mükemmel bir preforumu, Preforum Kuzey'i geride bıraktık. Preforum nedir diyenleriniz olacaktır biliyorum. Benim de içinde bulunduğum sivil toplum hareketi olan Leo'ların senede 2 kez gerçekleşen ulusal bazdaki toplantılarının ilkidir. Korkacak bir şey yok, daha etkili merak edenler olursa buradan yakabilirler. Neyse T Yönetim Çevresi'nin ev sahipliğinde gerçekleşen organizasyon her anıyla mükemmeldi. Gerek forum başkanına, kafa masasına ve staff ekibine, gerek yönetim çevresi başkanlarına bu beğenilerimizi elimizden, dilimizden geldiğince yansıtmaya gayret ettik. Bu müthiş Trabzon çıkartmamızın ardından tekrar İstanbul'a döndük.



Yine bir iş görüşmesi yolunda bıyıklar feda edildi, değse içim yanmayacak! Neyse sinirlenmek yok. Yiğit Bey'le Toz isimli şarkımın kaydı konusunu ele aldık ve hatta gitarlarını kaydettik. Bunun verdiği bir "evet iş yapıyorum" motivasyonu ve mutluluğu oldu ki sormayın gitsin, sanırsınız single çıkarttım da milyon sattı. Neyse en azından düşünüp yorulmaktansa işleyip ışıldamayı deneyeceğim bir süre. Levent Bey'in de bize yaptığı güzel kahvenin ve makarnanın adını anmadan geçmeyeceğim. Aynı akşam annemle İstanbul Radyosu'na gittik, Mesut Cemil Stüdyosu'ndaki Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu'nun Ayrılığımızın 74. Yılında Atatürk'ün Musikisi adlı konserine. Koroyu Cumhurbaşkanlığı'na bağlandıktan sonraki ilk dinleyişimizdi, yaramış vallahi. İlk bölümlerde yer alan bizim de okulda BÜTMK olarak bu dönem daha taze geçtiğimiz iki eserle beni tavladılar zaten. İkisi de mâhûr makamındaki eserlerin ilkinin yürük semâî formundaki bestesi Dede Efendi'ye ait. "Yine zevrak-î derûnum kırılıp kenâre düştü" diye başladığı sözleri "kimi terk-i nâm ü şâne kimi i'tibâre düştü" diye bitirmiş Mevlevilik yolundaki Şeyh Galib. İkincisi ise Hacı Ârif Bey'in müsemmen şarkısı: "Gösterip ağyâre lûtfun bizlere bîgânesin." Programa göre son şarkı olan -ki kendisi en sevdiği şarkılardandır- "Bakmıyor çeşm-i siyâh feryâde"nin ardından 2 adet de bis şarkısı söylediler hatta. Bis'in açılımı "bir daha isteriz" olabilir mi bu arada? Neyse tadı damakta bırakan konserlerdendi. Bu arada Taksim Meydanı'ndaki vahşetten haberdarız değil mi? Gezi parkındaki ağaçların kesilmesi mi, trafiğin yer altına indirilmesi mi yoksa yeni projedeki meydandaki olası lale bahçeleri mi daha mide bulandırıcı bilemiyorum gerçekten. Az da olsa bir şans varken sizler de ses çıkartın, online bir imza mı atarsınız, dilekçe mi yazarsınız, sokağa mı çıkarsınız orası size kalmış. Haberdar olun da!

Cumartesi günü de akşam evvela kulüpçe Duygu Hanım'a ev gezmesine ve hayırlı olsuna gittik, oradan da Merve Hanım'la Ömer Bey'in Bunny Mansion'ına uğradık böylece koca bir akşam ve gece boyunca dostlarla güzel vakit geçirmiş olduk. Bu geçtiğimiz pazar gününü ise ağırlıklı olarak Merve Hanım'la kısa bir yürüyüş ve uzunca film izlemeye ayırdık.


Neyse ilk paragrafın son cümlesindeki mutlu günler geçirmemin bu yukarıda yazdıklarım dışında çok daha önemli bir sebebi daha var. Hafta boyunca birbiriyle çok alakasız yerlerde, hiç tanımadığım ya da az tanıdığım insanlar tarafından durduk yere müziğimle ilgili o kadar hoş, beklenmedik ve cesaretlendirici tepkiler aldım ki, bugüne dek bir şekil yaptığımız işlere bir kez daha inandım. Demek ki gerçekten de her müzik kendi dinleyicisini buluyor aheste aheste de olsa. Ne güzel!

2 yorum:

Özge dedi ki...

en kötü günlerimiz böyle olsun :P

Emir Bey dedi ki...

kesinlikle