Cuma, Aralık 14, 2012

Şarkılar & Yazılar


Gerçek bir raksıtar (rock star) olduğum için tabi ki yine inanılmaz yoğundum bu aralar. Yazacak nice nice şey biriktirdim, masamın üstü not kağıtlarıyla doldu taştı tabi. Geçmişten gelen bir şarkıyla geleceğe ışık tutalım o zaman, bu bol bağlantılı yazının ilk bağlantısı için buradan buyurun: Aynı Yollar. Bu şarkıyı ne için dinlerseniz o konuda sizi üzebiliyor, enteresan. Tıpkı albümdeki diğer tüm şarkılar gibi. "Niye yine aynı yollara bile bile giriyoruz." by Onor Bumbum.

İkinci şarkımız ise yürekleri dağlayan sesiyle Yasmin Levy'den geliyor o zaman. Me Voy diyor, yani "benden bu kadar kankalar bana müsaade" diye Türkçe'ye çevirilebilir. Bana göre en güzel, en net, en temiz albümü olan 2005 çıkışlı La Juderia albümünden geliyor bu eserimiz. Gerçekten mükemmel bir albüm, her şarkı tokat gibi, elinizde yoksa edinin dinleyin.

Şimdi atarlı bir konumuz var. Üzerinden bir hafta vakit geçti herkesin heyecanı sönmüştür eminim ki, malum bizde gündem maksimum 3 gün aynı konuya ev sahipliği yapabiliyor. Geçtiğimiz hafta İnci Pastanesi'nin tahliye kararı çıkmıştı bildiğiniz üzere. Hepimiz gözlerimizin önünde "kültürel mirası koruma" temalı komisyonların onayıyla kültürel bir mirasın yok edilişini izledik. Hem de gerçekten vahşice bir yok ediliş. Kendini muhafazakâr olarak tanımlayan ve bu yönüyle gurur duyan hükümetimiz ve belediyemiz ise anlaşılan o ki yeni cami projeleri yapıp, eskileri de yenileyip muhafaza etmenin ötesine pek çıkartamadı vizyonunu. Böyle deyince eminim dinsiz etiketini yapıştırdınız bana ancak şunu da görmek lazım İstanbul gibi şehirleri oluşturan ve güzelleştiren tek bir öğe, tek bir bakış açısı ya da tek bir kültür grubu değildir. Birbirinin içine geçmiş, birbiriyle birlikte yaşamış ve kısmen hâlâ yaşamaya devam eden ya da gayret eden unsurlar böyle bir kozmopolit yapıyı oluşturabilir. Bu şehirleri özel kılan da budur, bu öğelerden çoğunluk olsun ya da azınlık olsun herhangi birini yüceltirken diğerinin üstünü karalamak gerçekten vahşiliktir, sığlıktır, vizyonsuzluktur. Cuma günü konsere giderken İnci'nin önünden geçtim, ufak tefek bir hareketlenme olduğu için hemen yığmışlar bir polis otobüsü ya da bir otobüs polisi. Bu da korkaklıktır, içim acıdı orada iki üç kişi sağa sola balyoz geçirirken bir avuç insan da dokunsan ağlayacak gözlerle olayı telefonlarına çekiyorlar, kanıt yaratıyorlar. Bu durum da ayrı bir enteresan da neyse onu atlayacağım, o konu bu paragrafın konusu değil. Ne yapmalı, nasıl karşısında durulmalı bu tip vahşetlerin onun da tam yöntemini bilmiyorum. Karşınızdaki kararı alanlar, uygulayanlar, karşı duranları cezalandıranlar o kadar dışa kapalı ve kendinden emin davranabiliyorlar ki! Herkesin kültürel ve doğayla ilgili konularda tüm öğeleri kapsayacak ve koruyacak şekilde muhafazakârlaşması dileklerimle. Konu organ isimlerine gelince utanıp hemen muhafazakârlaşıyoruz halbuki, kendi adımıza da değil toplum adına utanıyoruz, bel altı şakalarımızı ulu orta yapmaktan hiç çekinmesek de. İç sıkıntısı.

İnci'nin yıkılmasına şahit olmayı pek kaldıramadığım ve akşamki konser için ses düzenlemesi yapmam gerektiği için oradan ayrıldım. Ben 7-8 senelik bir İstanbullu olarak buna üzülüyorum, milletin umrunda değil, neyse üst paragrafta bırakalım bu konuyu daha sinirlenmeden. Geçtiğimiz Cuma 60 m2'de bir ilke imza attık. Nil İpek Hanım'la sadece ikimizden oluşan bir Emir Bey konseri verdik. Aldığımız geri dönüşler de bizim kendi fikrimiz de bunun pek hoş olduğunu gösterdi. Bundan sonra bir süre daha böyle devam ederiz sanırım. Çünkü hem seslerimizi bastırmadan rahatça söylüyoruz -sessiz ve dikkatli dinleyicilerimiz sağolsun- hem de şarkının en saf, en temel halini ortaya koyabiliyoruz. Bir süre böyle devam etmek hem şarkıların anlaşılması, hem de pişmesi için bir fırsat olabilir, uzun vadede kayıtlar yapılıp elektirikli bir kadroya geçebilirsek şayet Emir Bey akustik konserleri de (ev konserleri hariç) böyle ikili performanslar olarak kalabilir zannımca. Neyse zaman gösterecek. Önümüzdeki ay yine 60 m2'de buluşmak üzere diyelim şimdilik, sizleri de bu konseptte yaptığımız en güncel kayıt olan Buğulu Camlar ile başbaşa bırakalım. Bu arada konserde bizi hep olduğu gibi yine yalnız bırakmayan tüm dostlarımıza nice teşekkürler, özellikle Duygu Başkan'a yanında getirdiği ordu ve onlara verdiği "sessiz olmazsanız kalbinizi kırarım" temalı vaaz için ne desem az. Bir de peçeteye istek almış olduk yıllar sonra. Ahahahah. Zaten bis yapabilelim diye o şarkıyı sona saklamıştık biz, Merve Hanım'la ve Nil İpek Hanım'la yaptığımız mini çakallık planlarımız bu yöndeydi yani.


Şimdi gelelim eşimiz, dostumuz neler yazmış, insanlar neler yapmış paragrafına. Değerli Melis Hanım'ın pek beğendiğim fantastik bir mini öyküsü var tam şurada. Kendisi sevdiğimiz yazarlarımızdan, yazıyı okurken şu şarkı da dinlenebilir. Bir diğer iç parçalayan yazımız Meltem Hanım'dan geliyor, genel mutsuzluğunu (mutsuzluğumuzu) açıklıyor, buyurun buradan yakın. Ilgın Hanım sokak sanatını kanıtlamaya devam ediyor burada ufak ufak. Ayça Hanım hayat diye birisinden bahsediyor, en içten en gerçekçi şekliyle her yeni yazısında. Bir de böyle komik ufaklıklar var, evet uzaktalar ama bir vakit gelecek daha detaylı tanışacağız muhakkak. Finlandiya muhabirimiz de buraya uğramak için hazırlıklara başlamış anladığımız kadarıyla. Sonu yine üzücü biten bir diğer yazımız da Nil İpek Hanım'dan geliyor. Neden çözemiyoruz biz dertlerimiz acaba bir türlü? Bunlar okurken beni doğrudan etkileyen şeyler, paylaşmak istedim o yüzden.

Müzikal dünyada neler oluyor diye merak edince de aldığım notlardan şunlara ulaşıyorum. Hediye Güven Hanım çok sevdiğim Yengeç parçasının klibini yayınladı, şarkıyı da dinleyin bolca, klibi de izleyin. Mutrib'in Son Nefes adlı şarkısına denk geldim which is pek hoş. Bir de şu şarkıyı (Why This Kolaveri Di) bir yerlerde duymuştum ama bu sahnelerle ilk kez izledim. Ne kadar güzel bir şarkı, ne güzel sahneler, böyle bir klip yapmak lazım evet. 3 adet çılgın eser ise bizim yakın çevremizden geliyor doğrudan. Emir Yargın Efendi Adele Hanım'ın Antalyalı ajan filmi için yaptığı şarkıyı yeniden düzenlemiş (remix) ve ortaya gerçekten müthiş bir iş çıkartmış. Buradan dinleyip, buradan da sözlerini izleyebilirsiniz (şakalı hem). Nil İpek Hanım sonunda Durak adlı parçasının pek sevimli bir kaydını yayınladı, gerekli durağı kaçıranlara gelsin bu şarkı da! Bir de 2009'dan gelen bir kayıt var ki beni pek etkiliyor. Canberk Bey kardeşimize bu kayıtta Cihan Bey eşlik ediyor, dinleyin. Buraya tıklayarak da 24 Aralık tarihli BÜTMK konserinde solo olarak söylemem muhtemel olan esere ulaşabilirsiniz, pek hoş bir eser.

Dayanıp buraya kadar gelebildiyseniz -ki pek zannetmiyorum- endişe edecek bir şey kalmadı 2-3 kelâm daha edip yollayacağım hepinizi. Annemle sondan bir önceki gün Bienal'e gittik. Bu kentsel dönüşüm mefhumunun bir tek bizim içimize dert olmadığını görmek ve pek çok yaratıcı işle bunun ifade edilmeye çalışıldığını anlamak pek hoşumuza gitti. İçimiz daraldı ama amaçlanan da buydu zaar. Pelin Hanım bize rehberlik etti sağolsun ve bu sayede kısa bir sürede eserleri çok daha hızlı ve doğru bir şekilde görebildik. Tavsiye edeceğim ama bittiği için anlamsız olacak. Aynı akşam Merve Hanım'ın da katılımıyla "Annemin Cinayet Listesi" adlı oyunumuzun ilk gösterimine gittik Halep Pasajı'nda yer alan Maya Sahnesi'ne. Çok keyifliydi oyun, benim yaptığım parçaların oyunda tahminimden fazla yer tutması ise ayrıca bir keyifti benim için. Bir de oyun sonunda tüm ekiple birlikte sahneye davet edilmek çok tatlı oldu. 17'sinde bu yakada, 25'inde yine Beyoğlu'nda 2 gösterim daha olacak, kaçırmamanızı tavsiye ederim.

Yine fazlaca uzun çok bol bağlantılı bir yazı oldu. Her gün bir paragraf okusanız günü gününe haftaya bitirirsiniz hem siz de yorulmamış olursunuz. O bağlantılar da güzel yerlere açılıyor emin olun. Sevgiler!

Hiç yorum yok: