Salı, Aralık 18, 2012

Zehir


Arkadaş! Havada bulutu görür görmez "Bu Sabah Yağmur Var İstanbul'da" klibini paylaşıyorsun da hava güneşliyken neden "Kış Güneşi" paylaşmıyorsun? Hayır Tarkan'ı mı sevmiyorsun nedir derdin söyle de biz de bilelim. Biz de biliyoruz MFÖ'nün ne kadar müthiş bir grup olduğunu ama hatırlatırım ki kışın daha az bulunan şey güneştir, klasik değer teorimize göre az bulunan şeyler değerlidir, o zaman kış güneşi yağmurdan daha değerli oluyor. Neyse diyeceğim odur ki güneşi görünce hemen sokağa fırlamayı biliyorsunuz ama evden çıkmadan bir Tarkan dinleyin önce. Paylaşımına karışmayacağım ama dinle en azından. Ne demiş sanatçı: "Yürekli olmadan meydan okunmadan yaşanmaz aşk." Bunu dedikten sonra ikinci paragrafa bağlıyorum konuyu.

ODTÜ'de çıkan olayları bir kısmımız duydu bugün ancak. Neden? Çünkü dünyanın en önemli olayı da olsa medya iktidarın istemediği olayları gündeme getirmiyor, getirirse de çarpıtıyor. Bize de takip edebildiğimiz kadar bağımsız kaynakları takip etmek kalıyor. Ne görüyoruz, artık alıştığımız üzere bir vahşilik ardından da bunu yorumlarıyla yeren ve taçlandıranlar. Ben konuşmayacağım daha, içim acıyor böyle şeyleri gördükçe, okudukça, konuştukça. Siz okuyun şuradaki 10-15 sayfalık yorumları kendi puanlamanızı yapın. Bir de ben dün başbakanın bir konuşmasını dinledim, nerede olduğunu unuttum ancak hayatımda gördüğüm en kışkırtıcı en bölücü konuşmalardan biriydi. Bir insan kendini seven, kendine güvenen insanlara ancak bu denli güzel içindeki zehri aktarabilirdi.

Bir fotoğraf blog'u açayım dedim, tasarımını beğenemedim bir türlü, geri kapattım; bir de arada sırada hâlâ güzel şeyler oluyor neyse ki!


Konuyla zerre kadar alakası olmasa da güzel bir WePlay gecesi hatırası, buraya koymadan geçmek istemedim. Bir de annemin Murathan Mungan'a yazdığı ve ardından facebook'ta da paylaştığı şu mektup var ki çok etkileyici gerçekten de:

Bu aralar geçmişe fena kaptırdım kendimi, fotoğraflardan sonra şimdi de bir mektup... Aslında bu mektubu 3 ay önce kaleme almıştım, bugün çok sevdiğim değerli şair ve yazarımız Murathan Mungan'ın resmi sitesinde yayınlandığını görünce burada da paylaşmak istedim. :)

Çocukluk Arkadaşım


Mardin'de iki katlı bir ev, alt katta biz oturuyoruz; annem, hasta babam ve kardeşlerim… Dört ya da beş yaşlarındayım, çoğu zaman kendi kendime oynuyorum evde, bazen de yakında oturan Sıddık amcamlara gidiyorum. Babam hep yatıyor, baş ağrılarından muzdarip, yarı felçli… Annem hastanede çalıştığı için evde yalnızken en büyük eğlencem pencerenin içindeki geniş cumbada oyuncaklarımla oynamak. Pencerenin önünden, üst kattan inen elektirik telleri geçiyor… Birgün belki bilerek, belki de farkında olmadan o tellere dokunuyorum ve ceryana kapılıyorum, ağabeyim de beni kurtarmak için bana sarılınca ikimiz de çarpılıyoruz. Durumun kötüye gittiğini fark eden babacığım yattığı yerden bastonuyla telleri kopararak bizi kurtarıyor. Tabii çığlıklara ilk koşan üst kat komşumuz avukat amcanın karısı Habibe teyze oluyor. Hastane faslından sonra eve geliyoruz ve çocukluğumun en tatlı (!) anılarından biri; bir kucak dolusu şeker kalıyor o günlerden aklımda… Habibe Teyzenin bir oğlu var benim yaşlarımda: Muro. Ona üstü açık spor bir oyuncak araba alıyorlar içine binilebilen türden, rengi kıpkırmızı… Muro bazen beni de arabasına bindiriyor ve evin önündeki kaldırımda geziyoruz etrafa caka satarak. O sanki benim "Beyaz atlı prens"im… Ben de ona, karşılık olarak türkü söylüyorum:


Muratgil'in damından atlayamadım 
Liralarım döküldü toplayamadım 
Mardin kapısında vurdular beni 
Hevsel bahçesine koydular beni 
Gözüm kapanmadan görseydim seni 
Vurmayın arkadaşlar ben yaralıyam

El alem al giymiş ben karalıyam 

Bu türküyü ne zaman duysam gözlerim dolar ve hep o kırmızı arabayı, beni arabasıyla gezdiren Murat'ı hatırlarım. Sene 1959 belki de 1960. Babamın hastalığının ağırlaşması üzerine onu İstanbul'a götürmek için trene biniyoruz. Günlerce süren tren yolculuğu ve korkudan gözlerimi kapayarak ağladığım bitmez tükenmez tüneller. Mardin'den belleğime kazınmış en güzel (belki de en acı) anılar… Sene 2012, artık tam 58 yaşındayım, emekli bir edebiyat öğretmeniyim. 3-4 ay önce Hürriyet Gazetesi'nde sevdiğim yazar Murathan Mungan'la yapılmış bir söyleşiyi okuyorum. Yazar çocukluğunun Mardin'de geçtiğini söylüyor, "acaba?" diyorum ve o güne kadar dikkat etmediğim bazı ayrıntıları araştırarak öğreniyorum: Murathan Mungan Mardinli, babası avukat, 1955 doğumlu vs. vs. Tekrar "acaba?" diyorum, "Bu Murat benim çocukluk arkadaşım olabilir mi?" Hemen ablama ve ağabeyime soruyorum, Habibe teyzelerin soyadının Mungan olduğunu teyit ediyorum. Severek okuduğum ünlü yazarın çocukluk arkadaşım olduğunu yıllar sonra da olsa fark etmek beni çok sevindirdi. 53 yıl öncesinin anıları yeniden resm-i geçit yaptı gözlerimin önünde ve ben bunu sizinle de paylaşmak istedim. Eğer siz de o günlerden bir şeyler hatırlarsanız ve çok eski bir dosta "Merhaba" demek isterseniz çok sevinirim. Selam ve sevgilerimle... 

Nurten (Bengi) Aksoy (04.09.2012)


Hiç yorum yok: