Perşembe, Şubat 21, 2013

Elinde Solmuş Bir Resim


Bir saattir neredeyse nasıl başlasam yazıya, nereden alıp da konuya gelsem diye düşünüp duruyorum. Yazdıklarımı siliyorum, tekrar yazıyorum, olmuyor. Kısaca ağırlıklı olarak anahtar kelimeler vererek gideceğim. Latin Amerika ilk kelimemiz, hemen ardından Arjantin geliyor, hani futbol ve tango ile kodladığımız ülke. Aslında Türkiye'ye (pek çok diğer Latin komşusu gibi) ne kadar çok benzediğini bilsek şaşıracağımız ancak ne kendi ülkemizin ne de diğer dünya ülkelerinin yakın siyasi tarihini bilmediğimiz için bir türlü şaşıramadığımız bir ülke bu Arjantin. Bizim için Türkiye tarihi, cumhuriyeti kurup, devrimleri yapıp, bir kaç isyan bastırıp biter. Latin Amerika tarihimiz ise daha içler acısı. Aklımızdakiler Yeni Dünya'ya yerleşen İspanyol ve Portekizlilerden ibaret. Arjantin'de yaşanan askeri darbe ve ardından gelen askeri yönetim döneminde pek çok insan hayatını kaybetmiş, bir çok insan da yok olmuştur. Yok olmuştur derken bildiğiniz yok olmak bahsettiğim. Bir gün ortadan kayboluyorlar, bir daha kimse onlardan haber alamıyor, öldüler mi yaşıyorlar mı kimse bilmiyor. Neyse bu kayıp insanların anneleri Arjantin'in başkenti Buenos Aires'te Plaza de Mayo denilen bir meydanda toplanıp senelerce kaybolan, işkence gören, öldürülen, her zaman olduğu gibi faili belli olmasına rağmen "faili meçhul" olarak etiketlenen çocuklarının hesaplarını sordular hâlâ da soruyorlar. Ne kadar etkileyici bir hareket değil mi? Bir yerden tanıdık geliyor mu peki bu arayış yani bir benzeri geliyor mu aklınıza? Misal Türkiye'nin en büyük şehrinin en önemli meydanında sürekli toplanan ve askeri yönetim süresince ortadan kaybolan çocuklarının izini süren insanlar var mı? Cevap veriyorum var: Cumartesi Anneleri. Peki Arjantin'de olduğunda demokrasi, insaniyet, vicdan diye severek sahip çıkabileceğimiz bu Plaza de Mayo Anneleri'nin Türkiye'deki acıdaşlarına olan tepkimiz ne? En iyi haliyle duyarsızlık. Peki ben bunları neden yazıyorum? Çünkü o annelerden bir tanesi öldü bugün, gözü açık gitmek neymiş herkese de göstererek öldü. 33 yıldır oğlunu arayan birisi, 80 darbesi öncesi göz altına alındıktan sonra bir daha ulaşamadığı oğlunu arayan, 105 yaşında bir kadın. Bir laf vardır "Allah kimseye evlat acısı göstermesin." diye. Çünkü olabilecek en derin acılardan bir tanesidir bu şüphesiz, işte bu acıyı 33 yıl boyunca yaşayan birinden bahsediyoruz. Öyle çok insan var ki aynı acıyı yaşamaya devam eden, seslerini duyurmak için yırtınan, önünden geçip gittiğimiz, hem de 412 seferdir, "arkadaşlar ben bir anayım, benim sesimi duymak zorundasınız, beni dinlemek zorundasınız" diyen. Askeri yönetim geçti, sonrasında hep demokrasiden uzak kimselerden demokrasi umduk, askeri yönetim daha net bir şey en azından, demokratik bir iddiaları pek yok, varsa bile komik geliyor kulağa; ancak adaleti, demokrasiyi dillerden düşürmeyenlerin sahip olduğu bu vurdumduymazlık hem daha alıştığımız hem de daha canımızı yakan bir şey sanırım. Bknz. ikiyüzlülük. Vaktiniz olursa bir göz atın bu konuya, bir iki yazı okuyun mesela bu olaylarla ilgili. Arjantin'de olduğu zaman etkilendiğiniz bir hareket Türkiye'de yaşanınca sırtınızı dönmeyin, takdir edin, böyle böyle değişimler oluyor, böylelikle değişimlere önayak olabiliyor insanlar. Tabuları, klişeleri bir kenara bırakın. Diyecek söz kalmayınca, sözü bir şeyler diyebilenlere bırakmak lazım. Dikkatle dinleyin bu şarkıyı lütfen ve eğlenceli bir şarkıymışçasına dururken anlattığı acı dolu hikayeyi: Benim Annem Cumartesi. Bandista'nın Paşanın Başucu Şarkıları (2009) albümünden. Belki başka şarkılara, başka bağlantılara yönlendirir sizi, kim bilir. Deryik Hanım da koymuş virgülü.


Bu canlar yakan, "analar ağlatan" konuyu geçelim ve müsaade ederseniz beni sarsan bir başka olayı paylaşayım sizle. İstanbul'daki ilk dostum olan Emre Bey'in ve onun vesilesiyle tanıştığım nice güzel dostumun okulu olan İtalyan Lisesi, İtalyan hükümeti tarafından satışa çıkartılmış. Al bir hükümeti vur ötekine dediğimiz durumlardan birine daha hoş geldiniz. İstanbul gibi bir şehrin İstanbul gibi bir şehir olabilmesi için içinde gizli milyonlarca unsur vardır, işte sinsi sinsi bunlar kayboluyor, siliniyor, unutuluyor, sonunda ortada hiçbir şey kalmayacak diye korkuyorum. Hoş gerçi iz bırakanlar unutulmaz, Vega'nın da dediği gibi ancak sadece izi değil, izi bırakanın da kalması taraftarıyım. Emre Bey, Canberk Bey, İpeknaz Hanım, Hazal Hanım, Defne Hanım ve daha nicesi gibi birbirinden değerli dostları saymıyorum bile ama bir Cinuçen Tanrıkorur o okuldan mezun olduysa, İtalyan hükümetini oturup bir düşünmeye davet ediyorum. Onlar düşünedursun, sizler de lütfen içinde #italyanlisesisatılamaz yazan twit'ler atıp bir de şuraya bir imza atın. Zor bir şey değil, satılacak olan kendi liseniz gibi düşünseniz her şey olur zaten kendiliğinden.

Gelelim diğer konulara, öncelikle müzik. Bu haftanın albümleri olan İkinci Cihan ve Avaz'a kendimi kaptırmış durumdayım, gayet de halimden memnunum. Güzel haberlerimiz Nil İpek Hanım cephesinden geliyor. Kendi sayfasını açmakla kalmadı, ilk konserinin de davetini yapmış bulundu! 27 Şubat Çarşamba akşamı adreslerimiz 60 m2 olacak. Nil İpek Hanım ve Ozan Bey ikilisinden besteler ve yorumlar dinleyeceğiz. Ben şimdiden çok heyecanlıyım, sizler de orada olun ve heyecan paylaşımı yapalım! Onun dışında sabahtan beri paylaşılıyordu merak ettim ve izledim, etkilendim hakikaten. Efes'e yapılan sürprizi izlemek isterseniz siz de buradan buyurun. Bir de bizim okul da Harlem Shake mevzusuna güzelinden bir katkı yapmış, ona da buradan ulaşabilirsiniz. O kadar sinirli ve üzgün girdim ki yazıya, böyle bitirerek sizi tekrar güldürmeye çalışmaktan başka elimden bir şey gelmiyor ne yazık. Bir de unutmadan çay anketimiz var, çayla ilgili bir konuda bir anket yapmak ister misiniz? Ben yaparken çok eğlendim, emin olun bu anketin güzel geri dönüşleri de olacaktır bir gün hepimize, haydi yapın yapın: Çaylı anket. Bir de Emir Efendi'yle ortak giriştiğimiz yeni albüm çalışmamız çok güzel gidiyor, sizleri de sergimize bekleriz.

* Şu fotoğraftaki gibi olsa ya her şey, ipi çekip gölgeliği indirsek ve görmesek istemediklerimizi.

3 yorum:

operadaki fantom dedi ki...

İçimi çok fena sıktın ama çok da haklısın be Emir.

Bir de konsere gelemezsen dayak yersin.

Emir Bey dedi ki...

Gördüğün üzere gelebilecek gibi yazıyorum. İyi düşünüyorum ki iyi olsun. =)

Adsız dedi ki...

'Cumartesi anneleri' hassas bir konu.Zira bu hassasiyete ragmen geri kalanlar tarafindan bu olaya bakis acisi ve yaklasimi da bir o kadar vurdumduymaz.Bir ben mi boyle dusunuyorum diye soruyordum kendime,degilmisim.Ne demisti Che:'Dunyanin herhangi bir yerinde olan haksizligi iliklerinize kadar hissedin.' ya da bunun gibi birsey.Cok emin degilim su an.Anne,Arjantin'de de olsa anne.Lise,Italyan Lisesi'de olsa ve benim lisem olmasa da lise.Onca yasanmislik,tonla ani,birsuru guzel seyler birikmis.Duyarsiz kaliyoruz.Duyarsiz kaldikca daha da dibe vuruyoruz.Klavyenize saglik Emir Bey.