Pazartesi, Şubat 04, 2013

Yazış


Hafta sonu koşturmacaları tabi ki yine yazmama mani oldu ancak hafta içleri bolca yazdığımdan toplamda hâlâ dengeli bir profil çizdiğimi düşünüyorum. Öncelikle bu haftanın önemli olaylarından bahsedelim. Çarşamba akşamı (6 Şubat) tahminen 21:30'da Kadıköy'de Dunia'da sahne alacağız. Bir süredir Nil İpek Hanım'la ikili çıkıyorduk ancak bu konserde 3 kişiden fazla olacak gibiyiz. Sizler de gelin. Artık besteler, yorumlar allah ne verdiyse hep beraber çalalım, söyleyelim. (Bıyık uzadıkça jargon sakatlanmaya başladı dikkat.) Dunia deyince -önceden paylaşmışımdır ama- aklıma şu güzel video geliyor: Ars Longa'dan Bir Son. Bu arada bu konserin afişini ben çizdim, biliyorum gözleriniz Nil İpek Hanım'ın çizdiği güzel afişlere alışmıştı ancak bu ay yoğun olacağız zaten diye iş yükünü hafifletmeye çalıştım kendilerinin. Yazı ve logo yerleşiminde de Merve Hanımcığım'dan yardım aldım, böylece afişte 5. köşeyi bulma derdim ortadan kalktı. Neyse tekrar ediyorum, buyurun gelin, Kadıköy canımız.

Gelelim hafta sonu etkinliklerimize. Cuma gecesinden başlayalım, iş çıkışı önce Merve Hanımcığım'la bir yemek yedik onların ofis semtinde, çünkü City's'e uğramam lazımdı. Kulaklık kampanyası bulmuştum da üzerinize afiyet Can Bey'in de katkılarıyla. Neyse gönlüme göre bir kulaklığım oldu böylelikle, güvendiğimiz, sayıp sevdiğimiz markalardan Sennheiser. Sadece benim aldığım modellerinde değil pek çok modelinde iyi fiyatları var, benim aldığım model HD-201. Sesi yükseltmiyor ancak ses kalitesi gayet güzel, kulağı da sıcak tutuyor, dışarıdaki hayattan bağlantımı çok da kopartmıyor hem tam aradığım gibi. Aklınızda olsun. Neyse yemeğimizin ardından Kabataş vapuruna yetiştik (Karaköy hariç vapurların bu kadar erken bitmesini senelerdir anlayamıyorum) ve Kadıköy'e geçtik. Evde kulübümüzün YK toplantısı vardı, hazır herkes oradayken etkinlik afişiyle ilgili son ufak tefek düzeltmeleri de yaptım. Etkinliğimizin sayfasına buradan ulaşabilirsiniz. Lösemi konusu toplumca -neyse ki biraz daha- duyarlı olduğumuz bir konu ancak bizim amacımız bu duyarlılığı biraz daha organik, duygusal bir şekilde göstermek. Oradaki çocuklara ve gençlere sadece nakit yardımı yapıp ya da kullanılmayan kitapları, ansiklopedileri bağışlayıp içimizi rahatlatmayı değil; oraya gidip oradan dışarı çıkamayan arkadaşlarımızla birlikte güzel vakit geçirmeyi amaçlıyoruz. İlgisini çekenleri de bekleriz, şu ana kadar olan ziyaretlerimiz gayet keyifli geçti.


Evde işlerimi halleder halletmez çıkıp Taksim dolmuşuna da denk gelerek hızla karşıya geri geçebildim. Levent Bey ve Asena Hanım'ın Avam Kahvesi'nde oturduğuna dair duyumlar almıştım. Korcan Bey, Selen Hanım ve Yiğit Bey'ler de oradaydı. Güzel sohbetler edildi, bolca fotoğraflar çekildi ki bunda Levent Bey'in ve benim fotoğraf heyecanımızın payı büyüktü. Bu arada Yiğit Bey'den Toz ile ilgili güzel haberler geldi, gerçekten heyecanla bekliyorum artık bu kaydın son hale gelmesini ve paylaşılmasını. Hemen akabinde de biraz daha kafa yorduğum kadrosal ve ekipmansal düzenlemeleri ve yeni kayıtları hayata geçirme isteğim mevcut. Sonrasında Yiğit Bey'ler ayrıldı, biz de aynı sokaktaki karmakarışık ama güzel şarkılar çalan kıraathaneye geçtik. Hazal Hanım da bize katıldı, yine çok açmıştık arayı iyi oldu uzun uzun görüşebildiğimiz. Avam Kahvesi'nde Asena Hanım'la başladığımız tavla turnuvamıza burada da devam ettik. Ancak 5'e gelemeden 4'te bırakmak zorunda kaldık oyunu, kısmet. Böyle riskli oynayan insanlar olsun canımı yesinler, vaktiyle Orçun Bey'in de dediği gibi: "Riski severim, viski sevdiğim gibi." Oturduğumuz yerler hep bizden dayanıksız çıkıyor ki bizden evvel kapanıyorlar, biz de kalkıp bir Kiki'ye uğradık. Tabi ki über cuma gecesi kalabalığı vardı, müzikler ve kitle fena değildi ama twit olarak da bahsettiğim üzre çok sıkışık bir ortam mevcuttu.

Cumartesi işten çıkar çıkmaz karşıya geçerek başladım programıma, eve uğrayıp azıcık etrafa çeki düzen verdim ve Merve Hanım'larla buluşmak üzere atladım trene vardım Suadiye'ye. Merve Hanım'lar diyorum çünkü Duygu Hanım misafirliğe gelmişti! Kendisini biraz sahilde biraz Cadde'de yürüttük ve iyice yorduk, arada ufak tefek molalar vermedik değil tabi, sonrasında da bir şeyler yemek üzre Kadıköy'e geçtik, oradan da Moda'ya devam ettik. Gerçekten çılgınca yemek yediğimiz ve çılgınca yürüdüğümüz bir gündü. Güzel vakitler geçirdik, Duygu Hanım'ın maceralarını dinledik, yer yer şaşırdık, yer yer güldük. Hatta kâh güldük, kâh ağladık. Pazar günü ise gündüzden Mehmet Kıvanç Bey bize geldiler. Kendisi Kıyı Müzik isimli radyoda çarşambaları Progressive Saati adlı güzel bir müzik programı yapıyor, ben de yakaladıkça canlı, yakalayamadıkça banttan takip ediyordum. Bir gün beraber de yapalım demiştik, kısmet bu pazaraymış. Ağırlıklı olarak benim seçtiğim şarkıların arasına da gerçekten eğlendiğim bir muhabbet serpiştirdik, bir aksilik olmazsa çarşamba akşamı biz konser telaşındayken yayınlanacak, dinlemenizi tavsiye ederim, tutarsız müzik zevkim hakkında da fikirleriniz olur böylelikle. Hem görüşmüş olduk, hem de keyifli bir şey çıkarttık ortaya diye düşünüyorum. Mehmet Kıvanç Bey'den ayrıldıktan sonra Merve Hanım ve Duygu Hanım'ı ziyarete gittim Cadde'ye. Lezzetsiz ve pahalı bir Zamana Kahvesi oturumunun ardından kısa bir yürüyüş ve D&R gezinimi gerçekleştirdik. Albümler konusunda kendimi tutuyordum ama Birsen Tezer'i görünce az daha tutamayacaktım. 2 gün daha sabret deyip çıktım dışarı. O kadar albüm birikti ki alınacak! Bu arada albümde çalan isimler arasında Derin Bayhan ve Gürol Ağırbaş'ı görmek albümü almadan "vay arkadaş" dedirtti, şimdiden kefil olabilirim bu albüme. İlk albümü Cihan'ı yüzlerce kez çevirip dinlemişimdir hiç sıkılmadan. Bir diğer görünce kendimi tutmamı zorlaştıran albümse Ajda Pekkan'ın Süperstar '83 albümüydü. Neyse bugünden sonraki ilk görüşümde bu albümleri alacağım, evet. Şimdilik sizi şu şarkıyla başbaşa bırakıyorum. Bir de pazar gecesi Nil İpek Hanım ve Ali Bey'le sohbet etmek pek güzel oluyormuş Kadıköy'de Moda'da.


Bir kaç habere değinmeden geçemeyeceğim, geçtiğimiz bir kaç günden:

1- Propaganda bakanlığı 3. Reich'ten bu yana hiç olmadığı kadar heyecanla çalışıyor. Buyrun.
2- Ayrıca basının yalnızca istenileni bastığı zaman el üstünde tutulduğu aşikâr. Buyrun.
3- Bir de kanlar donduran şöyle olaylar var, yukarıdakilerle dirsek temasında. Buyrun.
4- Diyecek bir şey yok, öldü. Buyrun.
5- Biraz da eğlenelim, Castro dedikleri bir garip Saruman çıktı. Buyrun.

Gelelim müzikli kısma. Cuma günü not almışım Gökhan Türkmen diye. Bu adamın bu denli güzel düzenlemelerini, icrâlarını kim yapıyor? Hayır madem böyle işler yapılabiliyor, tutabiliyor; bizi niye leş gibi işlere boğuyorsunuz ey yapımcılar? İnsaf yahu. Şu şarkıyı bir dinleyin, anlayacaksınız neyi kast ettiğimi. Bir de Barış Manço'yu anıyoruz bu hafta, az bilindiğine şaşırdığım için onlarca güzel şarkı arasından bunu paylaşmayı seçiyorum. Ne güzel bir insandı Barış Manço, herhalde en çok da benim gibi o dönemin çocukları için, yok yok sanırım herkes için! Son bir müzikal haber de geçenlerde hani bahsetmiştim Tayfun Polat, Açık Radyo'daki Yerli programında benim de bir bestemi çaldı, çok mutlu oldum diye, işte o programın kaydına artık online olarak ulaşılabiliyor: Burdan buyrun. Geçtiğimiz aylarda nasıl tiyatrodan yana şansım açıksa, bu ay da radyodan yana açık herhalde.

Şu havadaki "akşam yemeklerinde ızgara pişirilen yazlık tesis kokusu ılıklığı" yok mu! İşte bu beni sonsuza dek mutlu edebilir. Tekrar yazışana dek şen ve esen kalın.

2 yorum:

ruyadanolmali dedi ki...

Hangi ılıklık Emir Bey ayazdan neticemiz donuyor :)

Yine de şen ve esen kalıyoruz.

Az uğraşsam şuradan bir haiku çıkardı ama yapmayacağım :)

Emir Bey dedi ki...

Yüze vuran rüzgar ılıklığı kast ettiğim, yoksa ben de kat kat giyiniktim. =) Nerede o eski haiku'lar.