Cuma, Nisan 19, 2013

Kep veya Bone


O kadar çok ufak ufak not almışım ki son bir haftada şimdi hepsini bir yazıya yazsam, linklerin içinde boğulup okumaktan vazgeçeceksiniz, ben de diyorum ki bir kısmını bugün yazayım, vakit olursa diğer kısmını da yarın öbür gün yazarım. Geçtiğimiz iki gün Anadolu'daydım. Fabrikacılık yaptık, etrafa baktık iyice zengin bir fabrikatör var mı diye, fabrikada tütün saranları gözlemledik, yol arkadaşlığından normal arkadaşlığa terfi ettik, şarkı ruleti yaptık sıradan falan derken, keyifle bitirdik bu iki günü. Enteresan şeyler gördüm, bilmediğim şeyler öğrendim, farklı yorumlar duydum. Her hareketin bir faydası oluyor insana vesselam. Bu arada şehir dışındayken misal böyle oturup düzenli yazı yazamayacağımı bildiğim anlarda twitter işe yarıyor hakikaten, anlık tespitleri paylaşmada faydalı oluyor, hoş gerçi o kadar akıcı bir ortam ki yazılanlar boşa gidiyor gibi geliyor çoğu zaman ama olsun.

Neyse yazı daha fazla uzamasın diye hemen tavsiyelerime geçiyorum. Öncelikle bir kaç gün geriden takip edebildiğim gündemimize değineceğim. Kendi yardımına muhtaç insanların eline 3-5 kuruş para sıkıştırıp başından savmaya alışkın insanların yönettiği bir ülkedeyiz ya da her işini cebindeki parayı evrakların arasına sıkıştırarak çözmeye alışmış kişilerin mi demeliydim. Yazık yahu, insanlığın bittiği noktalarla ne çok karşılaşıyoruz değil mi, cehaletin, çirkinliğin ve de pişkinliğin en saf haline tanık oluyoruz senelerdir. Senelerdir derken sırf bu son 10 seneyi kapsarsam haksızlık etmiş olacağım keza bu tip çirkinlikler insanın olduğu her coğrafyada az ya da çok görülen şeylerdir, siyasi tercihten ziyade toplumsal alışkanlıkların sonucu normal ya da anormal karşılanır bu tip şeyler. Üzlüdüğüm ise son senelerde bu tip vahşiliklerin gitgide normalleşmesi, bizim de buna alışmamız. Bir diğer tüyleri diken diken eden gündem maddemiz ise Fazıl Say'a verilen cezaya dair. Gerçekten yazıklar olsun, bu kadar aleni bir şekilde kendinden olmayanla savaşanlar, kendi güttükleri mağdur edebiyatının temelindeki konuyla bile karşıdakine saldırıp üste çıkabiliyorlar, artık ne yazık ki doğruyu söyleyen değil çok bağıran kazanıyor. Rasim Ozan Kütahyalı kafası, o adamdan vücut bulmuş bir ülke gibiyiz, salyalar saça saça, nefret kusa kusa ve karşıdakini asla dinlemeden, bilmediğimiz şeylerin doğruluğunu savunuyoruz. Yazık! Müstakbel ülke başkanımız değil miydi senelerce kendi yazmadığı bir şiirden hapis yattığına ağlayan, gördük hepimiz düşünce özgürlüğünü, hep görüyorduk gerçi de bir tur daha gördük, daha da göreceğimizi de öngördük böylece.


Derin nefesler mi alıyorsunuz, bir tur atıp mı geliyorsunuz ne yapacaksanız yapın daha güzel şeylerden bahsedeceğim artık. Cânım dostumuz Nil İpek Hanım'ın röportajını gördük geçtiğimiz hafta. "Mıy mıy pop"un kraliçesi başlığıyla. Okuyun ve anlayın ki bir insan samimi ve güzelse yaptığı her işe de bu özelliklerini yansıtabilir. Ayrıca ilkini kaçıranların kahrından öldüğünü bildiğim bir konser haberim var bu konuyla ilgili. Nil İpek Hanım ve Ozan Bey ikilisi ayın 24'ünde yani haftaya Çarşamba akşamı tekrar 60 m2'de olacaklar. Geçen konserleri hakkında bir fikrim olsun diyenlerinizi şuraya çağırıyoruz, burayı okuyan herkesi de konsere.

Bu yazıda değineceğim son iki şeyden biri de şu ki Finlandiyalı dostum Emil Bey ile mailleştik geçtiğimiz günlerde. Kendisi de bana yeni grubundan ve kendi solo işlerinden örnekler gönderdi. Sizle de paylaşayım şöyle azıcık sıkı durun, sert durun, delikanlı desinler, metalci sansınlar. Grubunun klibine buradan ulaşabilirsiniz ki uzun saçlı yiğit de bizim Emil Bey, kendi solo projesinden bir kupleye ise buradan ulaşabilirsiniz. Soğuğun verdiği bir sertlik var tabi bölgede, canavar adamlar bunlar hep.

"Hayattan zevk almıyorum, işyerinde de mutlu değilim, başarılı olduğumu düşünmüyorum." Bu cümleler beni derinden etkiledi iki gündür, sadece benim değil neredeyse sevdiğim ve üç aşağı beş yukarı aynı yaş grubunda olduğum arkadaşlarımın %95'inin her gün kurduğumuz cümleler bunlar, sonumuz hayır olsun, diyene değil dedirtene bakalım lütfen, evet.

Hiç yorum yok: