Perşembe, Mayıs 02, 2013

Korkunç Bir Mayıs Günü


Dün 1 Mayıs'la ilgili yazmamamın bir kaç sebebi vardı. Bunlardan ilki ve en önemlisi olayların tamamını ve gelen tepkileri açıkça görmek için günün bitmesini beklemem, ikincisi ve en önemsizi ise çizmekten korktuğum "oturduğu yerden cesurlaşan klavye liberali" imajı. Neyse şimdi yazmaya başlıyorum. Öncelikle kime daha fazla acıyayım bilemiyorum. Kendi dediğinin kanun olmasını isteyen ve olduğunu zanneden başbakana mı? Onun emirlerine kayıtsız şartsız itaat eden yerel yöneticilere ve o emirler doğrultusunda zulmetmekten keyif alan kolluk güçlerine mi? Ağabeysinin sözünden hiç çıkmayan, verilen emirlere harfiyen uyan sonra da "ama doğru bulmuyoruz" diye prim yapmaya çalışan pek sevimli sözde sendikacılara mı? Bu günün tatil olduğuna bozulan bakana mı? Barzoluğu yücelterek para kazanan sahte komedyenlerin direnenleri eleştirmesine mi? Üzerinden insanlar geçemesin diye açılan ya da yerinden sökülen köprülere mi? Felç edilen toplu taşıma ağına mı? "İnat etmeselerdi Taksim diye efendim." şeklinde cümleye başlayan her yaştan insana mı? Tüm olanlara rağmen o gün şantiyelerde, fabrikalarda patronunun emriyle zorla çalıştırılan ya da alıkonan işçilere mi? Bu günde bile çalışmak zorunda bırakılan işçilerin emeklerini yüceltip, meydanlara çıkanlara çapulcu gözüyle bakanlara mı? Olanları doğru düzgün göstermeye çekinen ana akım medyaya mı? Gaz maskesiyle haber sunan spikerlere mi? Polisin şahane müdahalesi sonucunda yaralanan hatta yaşam savaşı veren insanlara mı? Her ortamda karşımıza çıkan "Ee ne işi vardı orada?" diye cümleler kuran ağzına biber gazı dolası insanlara mı? Biber gazından sise boğulan o gazı soluyan ve solumayan vicdanlı tüm insanlarıyla beraber gözleri dolan İstanbul'a mı? Türkiye'ye mi? Dünyaya mı? Vaktiyle insani çalışma hakları için var güçleriyle direnen ve bu hakları tırnaklarıyla sökerek kazanan işçilere mi? Her gün ihmaller yüzünden ölen emekçilere mi? X şirkette bilgisayar başında oturup bunları yazan sisteme entegre kendime mi? Acınacak şeyler o kadar çok ki daha da yazmaya gerek yok. Ben elimden geldiğince, dilim döndüğünce yazıyorum, konuşuyorum gözlemlediklerimi anlatmaya çalışıyorum. Bunları yapmaya da devam edeceğim gücüm yettiğince. Tabi bir de belki bir kişinin bile fikrini değiştirsem kârdır şeklinde bir umut beslemeye devam ettikçe içimde. Kiminin bu sabrını, direncini vura vura, cezalandıra cezalandıra kırmaya çalışıyorlar ya, o direnç öyle kırılmaz bunu da biliyorlardır umarım. OHAL görmedik de demeyiz artık bu arada dünkü tablodan sonra. Şuraya tıklayın ve bilançoyu bir gözden geçirin, vicdanı olan hiç kimse gülüp geçemez böyle bir şeye. Annem de şöyle yazmış konuyla ilgili ve bir şiir eklemiş yazdıklarına Tevfik Fikret'ten, buyurun buradan okuyun. Sizin hâlâ içiniz acımıyorsa tüm bu olanlara, gözleriniz dolmuyorsa, bir durup düşünme ihtiyacı hissetmiyorsanız, bravo diyoruz, siz de olmuşsunuz. Benim yazdıklarım taraflı yazılmış satırlar, kendi tarafımdan, kendi bakış açımdan yazıyorum ama beğenmiyorsanız bile siz de kendi araştırmanızı yapın konuyla ilgili ve arada bir de olsa size dayatılan kaynakların dışından da bilgi edinin.


Yazacak milyarlarca şey var, neredeyse 2 haftadır yazmamışım. Ama önce yakın gelecekten haberler vereyim, misal yarından bahsedelim. Aslında bugünden de bahsedebiliriz. Okulun gelenekselleşen müzik festivali Taşoda bugün itibariyle başlıyor. Fırsatı ve vakti olan herkes bu akşamdan itibaren Güney Kampüs'te yerini alsın ve pazar gecesine kadar oldukları yerden ayrılmasınlar. Etkinliğin detayları burada. Gelelim bu olayın Emir Bey'le kesiştiği noktaya. Yarın yani 3 Mart Cuma akşamı saat 20:00 - 21:00 aralığında biz de Taşoda sahnesinde yerimizi alacağız. Cuma gününü akustik gruplara ayırmışlar, kulağa gayet hoş gelen bu uygulama sanırım ilk kez bu sene yapılıyor. Biz emekli de olsak okulun akustik grupları arasında anılmaktan mutlu olduk. Uluç Bey ve Nil İpek Hanım'la beraber sahne alacağız, hatta bizden sonra da pek güzel bir Nilipek konseri sizleri bekliyor olacak. Sonrasında okulda mı olacağım yoksa Kandilli'de mi orasını henüz bilemiyorum, zaman gösterecek. Bu akşam çok vakit sonra Uluç Bey'le bir prova yapacağız, bakalım heyecan var, heyecan güzeldir.

Gelelim geçtiğimiz günlerde yaşanan olaylara ve beni buraya yazmaktan alıkoyan tempoya. Öncelikle fuardan bahsetmeden geçemeyeceğim, geçtiğimiz 5 günüme damgasını vuran Yapı Fuarı! Beylikdüzü'nü İstanbul'da sananlar utansın diyelim. İnsan her gün aynı şehirde 200-250 km yol yapar mı? Fuarda dikilmek yetmiyor tabi akşamları da bayilerle sıra dışı muhabbetlerin edildiği yemek turlarımız oluyor. Çatalca mı dersiniz, Florya mı dersiniz, Büyükçekmece mi, her gece başka bir yerlerdeydik. Şurada belirttiğim gibi bir insan oldum tam olarak. Ayrıca yollarda bazen de şöyle hissettim. Hahahah nasıl da güzel Twitter'a yönlendirdim değil mi sizi? Neyse devam ediyoruz tam gaz, bakınız Sıla Hanım bu konuda ne demiş?


Gelelim bir diğer müzikal konuya. Geçtiğimiz aylarda -sanırım Mart'tı- Nil İpek Hanım'la başbaşa bir Peyote konseri vermiştik. O konserde de hatırlayacaksınız Kâmuran Kolçak Hanımefendi'yi konuk etmiştik 3 şarkılık. İşte geçtiğimiz günlerde bu şarkılardan biri olan Gül Güzeli'nin kaydını yayınladık. Siz de buradan dinleyince göreceksiniz ki her zamanki gibi pek güzel söylemiş Kâmuran Hanım. Biz de Nil İpek Hanım'la usul usul, büyüsünü bozmadan eşlik ediyoruz bazı yerlerde. Şarkı mı çok damardan geldi, insanlar bıktı mı artık benim müziklerden bilmem Emir Bey sayfasından yaptığım bu paylaşım neredeyse -9 beğeni falan aldı. Hahahahah, işimiz gücümüz yok bir de artık böyle istatistiki değerlendirmeler yapıyoruz. Sırf Nil İpek Hanım okuyunca gülsün diye yazdım bunu.

Son olarak iki tane daha pek güzel müzikli bağlantı tavsiye edeceğim size. Bir tanesi canavar grup Six Pack'ten geliyor. Sakın Gelme cover'ı. Çok müthiş olmuş, tıpkı Mecbursun gibi, sanırım yakında bunun da video'sunu izleyeceğiz. Bir diğer güzide eser ise beynelmilel projelerden Hypnotic School'dan geliyor, ne yoksa solist tanıdık mı? Evet buradan dinliyoruz. Tekrar görüşünceye dek, sevgiler, saygılar, insanlıklar.

Vapura binince tüm olumsuzlukları unutur mu insan? Yemin ederim, bir maçta değişen ülke gündemi gibiyim.

1 yorum:

operadaki fantom dedi ki...

AHAHAHA
güldüm:)