Pazar, Temmuz 07, 2013

Hafta Sonu Bülteni


Sadece dün Taksim'de yaşananlar pek çok korkunçluğu içinde barındırıyor. Öncelikle bir giriş yapalım. İnsanlar neden Taksim'deydi şeklinde kafalarda oluşabilecek olası soruyu cevaplayalım. Her şey şu açıklamayla başladı: Parkımıza Gidiyoruz! Bunda anlaşılmayacak çok bir şey yok. Ortada yasal bir karar var, bu karara ısrarla uymayan bir sözde hukuk devleti var. Bunun sonucunda da haklı olarak olanları protesto etme hakkımız var. Binlerce insanın binlerce kez paylaştığı anayasa maddemizi bir kere de ben yazayım. Herkesin önceden kimseden izin almadan, silahsız ve demokratik şekilde gösteri yapmaya hakkı vardır. Neymiş? Anayasal hakkımızmış doğru mu? Neticede böyle bir hak elimizdeyken ben açıkçası "ben olsam gitmezdim arkadaş, ne gerek var adamın ekmeğine yağ sürmeye" gibi tezlere çok sıcak bakamıyorum. Bu tip bakış açıları sadece karşıdakinin yaptığı kanunsuzluğa ne kadar alıştığımız ve bu durumu normalleştirdiğimizi kanıtlar. Bu arada benim şahsi fikrim şu noktada Taksim'e gidip eylem yapmamak doğrultusundaydı, sonuçları belli bir sosyal deney bu artık ve ben oradaki her bir insanın beden ve ruh sağlığının mücadelenin başarısı için daha önemli olduğuna inanıyorum yakın vadede, gidip vahşet görmeye ve naif ruhlarla vahşete karşı direnmeye gerek yok diyorum ancak bu düşüncem oradaki insanların orada oluşunu haksız çıkartmaz, en az benim kadar belki de benden daha haklılar, anlamamız gereken bu!

Dün yine çok değerli basınımız Mısır aşağı Mısır yukarı gezer, oradaki özgürlüklerin hesabını en cevval şekilde sorar sorgularken, dünyanın bir diğer merkezi, Türkiye'nin ve İstanbul'un kalbi Taksim'de yaşananlardan bir kaç görüntü paylaşmak yine bana, bize düştü. Mısır göz ardı edilsin diye demiyorum kesinlikle, yine de bir gariplik yok mu sizce de ortada? Neyse medya biziz malum, bir elinde akıllı telefon, bir elinde solüsyon, gündüz çalışıp, gece direnen süper kahramanlara dönüştük. Ben size ilk gözüme çarpan (tekrar ediyorum sadece dün çekilen görüntülerden) bir kaç video'yu sunuyorum. Bu arada bir Kadıköylü olarak şunu tüm samimiyetimle söyleyebilirim ki polisin olmadığı yerde tatsız hiçbir olay olmuyor. Halk için emniyet, adalet için hizmet diyen polislerin halkı yakın mesafeden tanıyamaması ve adaleti iktidar partisinin ilk harfi olarak algılamasının bir sonucu olsa gerek bu. Lütfen ama lütfen izleyin:


Eve atılan gaz bombasıhttp://youtu.be/2qgeggZh1g8 Bakın evladım hâlâ anlamadınız sizin ağzınızda hayvan gibi gaz maskesi var ama bu kapsüller kapalı ortamda insanı doğrudan öldürebiliyor. Hem de turp gibi sağlıklı bir insanı bile. Üstelik ben yapsam en aşırı radikal terörist ilan edileceğim şekilde, silahını arkadaşına verip bombayı sallayıp sallayıp bir evin camını kırarak içine atmak gerçekten ruh hastası bir davranış. Bu kadar vahşetle, kinle, kanla, nefretle beslenmeyin diyeceğim, beslenmişsiniz, beslemişler.


Hızlı tomahttps://www.facebook.com/photo.php?v=10201016532049116 Bakın arkadaşım İstanbul'un en işlek en sosyal caddesinde terör estirdiğiniz yetmiyor gibi, elinizdeki gücünü tam olarak kavrayamadığınız -en azından ben buna inanmak istiyorum- ekipmanı da kontrolsüz kullanıyorsunuz. O tazyikli suyla insanları sakat bıraktınız, o gaz kapsülleriyle adam öldürdünüz, gözler çıkarttınız, kemikler kırdınız, o Toma'larla insan ezmeye çalışıyorsunuz -ki bir kere daha denemiştiniz kanıtı burada- yapmayın! Ne olur insan olun!

Gelelim direnişin ilk gününden beri vahşetin, zulmün ciddiyetini bize öğreten, içimizde bir yara olan isme: Lobna! Şu yazıyı bir okuyun, lütfen vakit ayırın, benim sinirden başım ağrıyor artık: http://www.hurriyet.com.tr/pazar/23669267.asp

Palalı vahşihttp://youtu.be/RmhEysq2g7o Polis'in kontrolsüz şiddetine maruz kaldığımız yetmiyor gibi karşımıza bir de şu model yaratıklar çıkıyor. Birileri yazmış o tekmeyi yiyen kadın başörtülü olsaydı ne olurdu bir düşünün diye. Empati yapmak bu kadar basit. (Carla Bruni dinlerken Emine Erdoğan'ın albümünü düşlemek kadar kolay.) Neyse konuyu dağıtmayalım, adam kendinden emin tabi, savuruyor palayı, basıyor tekmeyi, kim bilir ağzından ne nefret kusuyor o sırada. Polis de 5 adım ileride bu arada merak ederseniz, yoksa onca insan o kadar can havliyle kaçmaz.

Eli sopalı adamhttps://www.facebook.com/photo.php?v=157260337795553 Yukarıdaki palalının bir diğer versiyonu da bu yavru ceylan. O kadar kolay ki yanında onlarca tam techizatlı polis varken, onlarla muhabbet eder iyi anlaşırken, kimse sana en ufak bir şey yapmazken, elinde sopa sallayıp ana avrat küfretmek! Duyacaksınız dediklerini video'da. Keşke bir tık daha delikanlı olsaymış da o sokağa bir dalsaymış cengaverimiz, polis ağabeylerini beklemeden. Gerçekten bu palalı da sopalı da dua etsinler yatıp kalkıp bu eylemin sağ duyulu ve barışçı yanına.

Eylemcinin annesihttps://www.facebook.com/photo.php?v=157322211122699 Şu kadını şöyle bağırtmaya, saçma sapan sorularınıza cevap vermeye, göz göre göre delirtmeye ve göz altına almaya vicdanınız el veriyorsa, biz hâlâ boş yere vicdan arama derdindeyiz demek.

Bu arada tüm bu yapılanları haklı bulanlar, yapılanlara ortak olanlar, ses çıkartmayanlar, kafasını başka yöne çevirenler sözüm size! Artık gerçekten korkun çünkü bu ülkede düğünlerde, mezuniyet törenlerinde, konserlerde, çay bahçelerinde, belediye otobüslerinde, metrolarda, vapurlarda insanlar bağırıyorlar: "Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!" diye. Bilmem anlatabildim mi? Çünkü gözünü sımsıkı yummayan herkes için gerçekler çok ortada, hem de tüm tarafsızlığıyla, tüm kanıtlarıyla, tüm vahşeti, hukuksuzluğu ve demokrasi dışılığıyla! Geçenlerde Göztepe Parkı forumunda bir kaç kelam etmiştim onları yazacaktım aslında ama yine gündemimizi kanla böldüler sağolsunlar. Başka yazıya artık, pazar yazısı yazmayalı çok olmuştu, iyi pazarlar! 

Hiç yorum yok: