Pazartesi, Ağustos 12, 2013

Bayram Tatili Notları


Bu yazımın girişini sokağımızdaki ağaçlara ayıracağım. Oturduğumuz apartmanın hemen önünden tren yolu geçiyor, Haydarpaşa'dan başlayıp Anadolu'nun derinliklerine doğru giden trenleri ve banliyö hatlarını ağırlayan bir yol bu yol, daha doğrusu yoldu. Bir süredir hızlı tren güncellemesi sebebiyle seferler iptal edildi, 2015'in ortalarına kadar. Evet medeniyet, çağdaş uygarlık, hizmet, hız, güç, kontrolsüz güç gibi güçlü imgeler gelip geçiyor aklımdan sürekli. Neyse eminim ki her zaman olduğu gibi uzmanlara danışılmış, gerekli onaylar, tetkikler eksiksiz ve tarafsızca yapılmıştır, bilirsiniz tarihimiz bu tip titizliklerle doludur. Bu Haydarpaşa-Bostancı hattında oturanlar bilir -tıpkı benim gibi- işte bu bahsi geçen tren yolunun iki yanındaki sokaklarda tren yolu duvarına bitişik ağaçlar vardır bir kaç metre aralıklarla. Tabi modern hayatta ağacın yeri -ya da önemi diyeyim- pek olmadığı için bu tren yolunu genişletirken bu ağaçların hepsi kesilecekmiş. Bakmayın ben Bostancı diye bitirdim bu hattı ama İstanbul'un çıkışına kadar eminim ki bu tren yolu kenarı ağaçları devam ediyordur. Kaç ağaç eder sırf İstanbul'dan çıkana kadar 500, 1000, 5000, 10000? Bir kaç ağacın ne önemi var bunca hizmetin arasında, demir ağlarla örülen bir ülke mevzu bahisse gerisi tabi ki de teferruat olacaktır. Bu ağaçların genç olanları benle yaşıt, bir kısmı ise benden yaklaşık iki kat uzun zamandır bu dünyada. Üzerlerine numaralar yazılmış ağaçların, biliyorsunuz bu topraklarda gelenektir öldürmeden önce kapısına işaret koymak. Sırf bu topraklarda da değil dünya genelinde sanırım işkence edeceğine, öldüreceğine damga vuranlar bahsettiriyorlar adlarından yıllarca. O kadar eminim ki bu ağaçları kesmeyin dersem karşılaşacağım tepkilerle. Ne gericiliğim kalacak, ne yersiz muhalefetim, ne modernleşme karşıtlığım, ne hizmet düşmanlığım, ne vatan hainliğim, ne statükoculuğum. Tabi ki bu etiketler alıştığımız şeyler olduğu için beni bir şeyler demekten alıkoyamayacak. Bakalım günler bize ne gösterecek. Dilerim o ağaçlara artan ekmeğini asarak karnı aç olanlarla paylaşan naiflik aynı ağaçların kesilmesine de mani olur.


Bayramı da atlatmış olduk bu arada. Bayram namazı vaazıyla ilgili yazdığım üzücü satırlara şuradan göz atabilirsiniz. Genel olarak çok geniş bir ailemiz olmadığı ve bu ailenin de az bir kısmı İstanbul'da ikamet ettiği için bayram merasimimiz pek uzun sürmüyor. 2-3 yere gidiyoruz bazen, 2-3 dost da bize geliyor, hepsi bu. Yine de gidilebilecek ve size gelebilecek birilerinin olması güzel bir his. Nerede o eski bayramlar klişelerine girmeyeceğim, sadece harçlık alandan harçlık verene evrilmek beni biraz üzüyor eski bayramları düşününce.

Bir de okuyunca beni çok korkutan bir yazı var geçenlerde twitter'dan da paylaştığım. Profesyonel olarak siyaset yapan bir adamın ağzından çıkan siyasete bulaşırsanız yakarım temalı cümleler görüyoruz. Haberin verilişi ise ayrı bir güzel, "sağduyu çağrısı" görmesek inanacağız, benim için önemli yerleri aşağıya da not düştüm, bir gün bunlara bakıp hatırlayalım diye, altlarını da çizeceğim.

“Stadyumları şiddetin, siyasi gösterilerin merkezi haline getirenler hukuki bedelini öder.”

Can yanabilir, radar var.”

“40 gün sussunlar, sporda polemik kalmaz.”

“Taraftar gruplarının arasına birileri sızmak isterlerse burası muz cumhuriyeti değil. 30 senedir terörle mücadele eden bir devletiz. Bir-iki, yaşanır. Üçüncüde kontrol altına alınır. Olayların arkasında kim var, tahrik eden kim, kulüpler nereye kadar içinde? Devlet, 24 saat içinde lamba gibi (ampül diyememek ahahah) ortaya koyar. Polisle, yargıyla kimseyi korkutmuyorum ama bir eylem için senelerce men cezası almak, kulübü ve kendini ateşe atmak kimseye bir şey kazandırmaz. İnsanlar çocuklarını maça, cepheye mi korkusuyla gönderir hale gelirse bu durum Türkiye’de futbolu, kulüpleri, yöneticilerini bitirir.”

“Tahrikkâr konuşan kulüp başkanı bir yaptırıma maruz kalmayacak mı? Yayınlar, yazılar, kışkırtılan kitleler. Bir sorumluluk oraya çıkmayacak mı?”

“Kanunun uygulanacağını herkes bilecek. Temennim can yanmaması ama yanabilir. Uyarıyorum, radar var.”

“Spor savcıları, müsabakaları yerinde izleyecek. Doğrudan görecek. Raporlar, görüntüler önüne gelecek. Kimin hangi koltukta oturduğunun tespiti için elektronik bilet uygulamasına geçiyoruz. Burada bir fişleme yok. Elektronik bilet tribünlerde yaşanan olaylardan çıktı. Olaysız bir sezon geçirebilirsek zannediyorum bir daha konuşulabilir. Elektronik bilet güvenlik, suç işleyeni bulmak ve bir daha stadyuma girmesini engellemek amaçlı.”

"Gezi eylemlerini üniversitelerde de deneyebilirler. İstediğimiz, öğrencilerin karşı karşıya gelmemesi. Birisi eğitim almama hakkını kullanmak istiyorsa bahçede oturur, boykot hakkını kullanır. Ama, amfide ders yapan öğrencinin hakkını kısıtlamaya kalkarsa devlet gereğini yapar. Eylemciler, eyleme katılmayanların bu hakkını kısıtlayamaz. Çağrım şu: Kimse hayatını karartmasın, geçmişine sabıka kaydı düşürmesin."

Benim alıntılarım bu şekilde ama sizden ricam yazının tamamını da okumanız yönünde. Tehdit etmek sağduyu çağrısı olmuş, dayatmacılık ise doğru yola sevk etmek herhalde, savcı eşittir radar, üniversite yaklaşık eşit terör yuvası, neyse bu sene lig benim gibi futboldan soğumuş bir insan için bile sırf şu sebeple keyifli geçecek

Gelelim diğer gelişmelere. Tatilimin büyük kısmını açılmasını heyecanla beklediğimiz çay diyarı Dem için müzikal hazırlıklar yaparak geçirdim. Güzel bir müzikal seçkiyle karşılaşacaksınız Dem'de. Repertuvarı da geniş tuttum ki bir kere duyduğunuz şarkıya bir daha yıllarca denk gelmeyin. Hahah. Bir diğer müzikli konumuz ise geçtiğimiz günlerde Yasemin Hanım sayesinde tanıştığım Hazal Hanım. Sevdiğim renkteki kadın seslerinden, geçmişten bir video'sunu paylaşıyor, kendisine hayatta başarılar diliyorum, yollarımızın tekrar kesişmesi dileklerimle, hahahah. Bir diğer önemli mevzu ise Instagram konusuna eğilme kararım. Levent Bey'in bunda payı büyüktür. Bilen bilir filler tepişirken çimleri ezildiği için ben ve Türkiye'deki diğer 8 Nokia Lumia kullanıcısı Instagram'a erişemiyoruz resmi yollarla. Biz de ne yapıyoruz, tünel olarak Instance kullanıp, başarılı filtreleme için de Fotor kullanıyoruz. Fotor'un da ismini Emir Yargın Efendi ya da ben koymuşuz sanırım farkında olmadan, belki de Orçun Bey. Neyse, sizi de vesileyle bu modern fotoblog sayfama beklerim.

Egecan Bey'le de konuştuk geçtiğimiz günlerde, öyle bir kaydırıyorlar ki tartışmaların zeminini; kendinizi bir anda siyaset üstü konuları bile tartışmaya zorlanmış buluyorsunuz. İnsan hakları gibi, adil yargılanma isteği gibi, ifade özgürlüğü gibi, çocuk hakları gibi, doğa ve çevre gibi, gibi gibi gibi... Neyse zaten yeterince üzgün girdim yazıya, arada azıcık müzikle ruhu yükseltmişken tekrar düşürmeyelim modumuzu. Kafayı yememek için tek sığınağımız mizah olsun. Tekrar görüşünceye dek, esen kalın.

Hiç yorum yok: