Cuma, Ağustos 02, 2013

Bugünlerde Bir Şeyler Kafamı Kurcalıyor *


Son yazdığımdan bu yana sinsice iki hafta geçmiş, Temmuz bitmiş, Ağustos girmiş devreye. Ağustos değişik bir aydır, yazın en sıcak en güzel ve en son ayı olması dolayısıyla en hüzünlü ayıdır. Hayatımın ilk tamamen çalışarak geçen yazı da böylece geçiyor heyhat. Çok zor gerçekten de bazı şeyler. Ben de "bazı kızlar çok güzel" cümlesi gibi bu cümleyi duvarlara yazacağım. Bazı şeyler çok zor. Neyse ilk cümleme geri dönersem son yazdığımdan bu yana 2 hafta geçmiş, bu rakam Türkiye gibi ülkelerde 786 tane korkunç gündem maddesine denk. Bizi sistematik olarak delirtmeye devam ediyorlar. Büyük rahatlayacaklar biz delirince eminim. Bu arada geçen gün birinin Facebook'ta sözlerini paylaşmasıyla yeniden hatırladığım tam da günümüze uyan dev bir Mavi Sakal parçası koyuyorum buraya, dinlemeden geçmeyin: Balta.


* bugünlerde bir şeyler kafamı kurcalıyor
yeni araban yıldızlarımdan parlak mı?
böyle soruları soran benim

bugünlerde bir şeyler kafamı kurcalıyor
meclisler biz kara koyunları düşünür mü?
benim seçtiğim, seçimim seçimim seçimimdir

bu baltaya sakın sakın sap olma

bugünlerde bir şeyler kafamı kurcalıyor
vatan kurtaranlar arkamızdan ne söylerler
biz ölünce ne ne ne diyorlar

bu baltaya sakın sakın sap olma


O zaman sorulan bu soruların cevaplarını biz bugünlerde görebiliyoruz ancak yaşımız gereği. Meclislerin asla ve asla kara koyunları düşünmediğini, sözde vatan kurtaranların arkamızdan neler neler söyleyebildiğini ve cinayetleriyle gurur duyduklarını. Bizim de bugünlerde nice şey kafamızı kurcalıyor, vardığımız sonuç ise aynı, bu baltaya sap olmayacağız.

Berkin'in ailesinin basın açıklamasına polisin verdiği tepkiyi gördük. Polis dediğim aynı zamanda, emniyet teşkilatı, aynı zamanda yerel yönetim, aynı zamanda hükümet, aynı zamanda devlet. Yani orada gördüğünüz tepki sadece nefretle insanlara saldıran üniformalı adamların tepkisi değil, tüm bu sıralı otoritenin size tepkisi. Hepsi aynı canilikle saldırıyor. Hep diyorum hep de diyeceğim korkarım duvara konuşsak daha etkili olurdu. Bir yandan emniyet birimleri toplanıyor diyorlar ki TOMA sayısını arttırmak lazım başka türlü olmayacak, bir yandan her gün mesleğini gereğince yapmaya çalışan bir başka medya mensubu daha ağzına vurularak susturuluyor, bir yandan sadece medya üzerinde değil tüm gençler, parti, dernek ve kurumlar üzerinde (yani 2-3 kişiden fazlasının bir arada olduğu her alanda) bir cadı avı sürdürülüyor. Bunu üstelik -eskiden olduğu gibi- kibarca ya da çaktırmadan değil, tüm kabalığıyla gözümüze soka soka yapıyorlar, göz dağı verecekler ya! Bundan kısa süre önce tecavüze uğramış kadınların doğumuna kadar karışan adamların benzer versiyonları bugün de çıkıp statta söylenecek sloganlara, hangi öğrencilerin burs alacağına, hangi şirketlerin hangi ihaleleri alacağına, hangi hak arayışlarının kanuni olduğuna falan karar veriyor. Diyeceksiniz bugüne kadar hangi iktidar farklıydı. Vereceğim cevaplar şu şekilde, beni yaşım gereği önceki hükümetler pek de bağlamıyordu ama 10 senedir hayatım kararıyor, ciğerim sıkışıyor. Bir diğer konu ise bu kadar despotça bir yönetimin hâlâ kendini mağduriyet üzerinden yüceltmesi; çok çektiklerine inananlar şimdi de çok çektireceklerine yemin etmişler belli ki. O kadar çok sürreal saçmalık var ki etrafta, kafamı toplayıp birine odaklanıp yazamıyorum bile, diyelim bunu başardım, ben bunu başarırken 56 tane sürreal saçmalık daha çıkıyor karşımıza.

Şu maddelere bir göz atın, bunlar eskiden bizi kaçıp gitmeye iterken artık buraya daha çok bağlıyor, savaşmaya, güzelleştirmeye, mutlu bir ülkede yaşama inancıyla. İşte sanırım en çok bu korkudan öldürüyor bu sakat sistemden beslenenleri. Bu korkuyu da nasıl oya çeviririz diye düşününce her zamanki gibi gerilimi yüksek tutup tepki oylarıyla kendi oylarını birleştirmekte buluyorlar çözümü. Kendi bin türlü çakallıkla pamuk ipliğine bağlı tuttuğu, teşviklerle, özelleştirmelerle, kredilerle şişirdiği ekonomisinin patlaklarını da müebbetlik bulduğu hakkını arayan gençlere fatura ediyor. Oh ne âlâ arkadaş! İstihbarat almışlarmış Eylül falan sıkıntıymış hep. Şu saatten sonra, sizin vahşetinizi, baskınızı, adaletsizliğinizi gördükten sonra size her ay sıkıntı. Yokuş aşağı gidiyorsunuz efendiler, bunu görmemek için kör olmak lazım. Ben giderken yanımda seni de götüreyim zihniyeti ise tam da sizlere yakışanı. Neyse bir kaç link vereyim bu iç şişirip patlatan konularla ilgili, vaktiniz olunca göz atın:

- Hoşuma giden bir entry.
- Ece Hanım'dan bire yirmi beş vuran bir yazı.
- Can Bey'in bölüm sonu canavarlarıyla karşılaşması.
- Daha okuyamadığım ancak süreçle ilgili başarılı bir eser olduğunu bildiğim bir kitap.

Ciğerimize karabasan gibi oturan memleket gündemi bir yanda kalsın, ben size 20 dakikalık bir mola fırsatı sunayım. Emir Yargın Efendi'nin Evden Uzakta bölümü sonunda yayında. Öyle eğlenmişiz ki program bir müzik programı olduğu kadar bir komedi programına da dönüşmüş. Dikkatle ve detaylara da odaklanarak izleyin lütfen baştan sona, gerçekten güleceksiniz söz veriyorum:




"Bilmem hatırlar mısın Özdemir ne renkti?"


Gitar yüklü günler güzel günlerdir.
Şahsi rekorum budur 4 gitar + 1 anfi.

Hiç yorum yok: