Pazartesi, Ağustos 05, 2013

Sadece Şu Üç Gün


Hafta sonu her zaman olduğu gibi yine ana gündemimiz polis şiddetiydi. Öncelikle olmayan bir gösteriye müdehale etmeye kalktı polis, bu müdehale kısmını öyle başarılı yapıyorlar ki zaten insanların aklından öyle bir fikir geçmiyorsa bile bu vahşeti protesto etmeye başlıyorlar. Bunu sürekli söylüyorum, cuma ve cumartesi Taksim'de İstiklal Caddesi gibi bir yerde insanlara saldırmanın tek açıklaması yaşam tarzına karışma dürtüsüdür, benim gibi yaşamayan varsın yaşamasın fikridir, toplum mühendisliğidir. Yine etrafta hafta sonu çekilen video'ları görüyorsunuz. Ramazan ramazan diye insanları gerçekten gayet keyfi şekilde darp etmeye kalkan polisler mi ararsınız, kenarda masasında otururken sandalyesi dağıtılıp yere yatırılıp elleri arkasından kelepçelenenleri mi, her zaman alıştığımız gibi kadınlara tekme tokat dalan polisleri mi, sıkma kardeşim diye polise bağıran adamın plastik mermiyle vuruluşunu mu, nerede o direnenler diye kudurmuşçasına parçalayacak birilerini arayan polis birliklerini mi?

Şu an ben bunları yazarken bu şehrin bir ucunda Ergenekon davasının kararları açıklanıyor. Derin devletle hesaplaşılacak galiba diye toplumsal bir heyecan dalgası yaratarak başlayan bu davanın bugün nasıl bir dişe diş kana kana mantığıyla yürüdüğünü görmemek için kör olmak lazım. Gerçekten suçları göz önünde apaçık insanlar çok komik denilecek cezalar aldı ya da hiç ceza almadılar, bunun yanı sıra pek çok insan yine kurma olduğu kanıtlanmış uydurma bulgularla sıra dışı cezalar aldı. Suçsuzların cezalandırıldığı bir ülkede yaşadığımız aşikar zaten ama suçluların bile gerçek suçlarıyla cezalandırılmadığı bir ülke gerçekten düşünebilen herkesi yoruyor, üzüyor, hevesini kırıyor. Hiç günahsız hüküm giyenler, pek çok suça bulaşmış ama dalga geçer gibi bambaşka suçlardan hüküm giyenler ve tüm günahlarını gururla sergileyip ortada gezinenler. Sizin de içinize bir şeyler oturmuyor mu? Silivri'deki ortam ise apayrı bir yazının konusu olur zaten. Gezi sürecini takip edenlerin gözüne sokulan şiddet ve despotluk, bir tık daha korkuyla yükselmiş şekilde insanların karşısına çıktı. İçeri alınmayan aileler, avukatlar, tarlaları savaş alanına çeviren kolluk güçleri, otoyolları ve daha da komiği hava sahasını kapatan devlet, etrafta keskin nişancılar, ayakkabılarına kadar aranan insanlar, avukatlar...

6-7 sene evveldi Bağlarbaşı'nda oturuyduk, bayram namazı için ağabeyle şimdi yıkılmış ve yenisi yapılmakta olan Capitol'ün yanındaki İlahiyat Camisi'ne gitmiştik. Bayram namazının ve cuma namazlarının ötesinde bir kalabalık ve kaos vardı. Meğersem başbakan gelmiş camiye, içeri girene kadar defalarca üstümüz aranmıştı, yolda onlarca polis aracı, Capitol'ün ve caminin tepesi keskin nişancılarla dolu. İnsanlar rükûya eğiliyor, namazın şartından tabi, caminin içinde güneş gözlüklü takım elbiseli, kulaklıklı ve kol mikrofonlu adamlar eğilmeyip etrafı kolaçan ediyor. Benim o gün o namazda hissettiğim duyguları bugün umarım tüm ülke hissediyordur, basit bir his bu: Olmaması gereken şeyler oluyor.

Neyse konu konuyu açtı ama benim bugünkü mahkemelerde, tıpkı senelerdir gördüğümüz nice mahkeme kararı gibi görüp üzüldüğüm nice şey vardı. Gerçek suçlular, gerçek suçsuzlar, suçlu olup yapmadıkları şeylerden yargılananlar... Olması gerektiği gibi kendi suçuyla yargılanan insan var mıydı bir tek ondan şüpheliyim. Senelerdir görüyoruz adaletin nasıl bir hale geldiğini, herkesin ve hepimizin adalete ihtiyacı olduğunu unutmayın lütfen. Suçlu olmasını istediğiniz insanlar suçlu olmayabiliyor, suçsuz olduğuna inandıklarınız da suçlu olabiliyor ama bunun tarafsızca ölçülmediğini bilmek sizin de canınızı yakar bir gün emin olun. Görüyoruz sapıkların, katillerin, tecavüzcülerin al(ma)dığı cezaları. Fikriyle, yazısıyla, karakteriyle yargılanıp suçlu bulunanları bunun yanı sıra tüm pislikleri ve kokuşmuşluklarıyla elini kolunu sallayarak canavarlığa, hırsızlığa devam edenleri. Derin devlet yargılandı mı? Hayır. Faili meçhullerin ruhları hâlâ geziniyor o mahkemelerin üzerinde, adaletin terazisine oturanları kaldırmak için uğraşımız. Yapılan tüm orantısızlıkların hesabı sorulur bir gün elbet, dua edin de sizi yargılayanlar sizin kadar kindar olmasın.

Adalet herkese lazım olacak bunu tekrar tekrar söylüyorum, unutmayın. Haksızlığa, zulme, şiddete karşı sesinizi çıkartın, dilsiz şeytanlardan olmayın, vicdanınıza kulak verin, o sizi doğru yola sevk edecektir.



"Ne biçim ülke burası ne biçim insanlarla yaşıyoruz! Gezi Parkı için yürürsün, vatan haini, darbeci olursun, Lice'de kullanılan orantısız gücü protesto etmek için yürürsün, Rojava'daki katliamı kınarsın, PKK'lı olursun, Silivri'deki hukuksuzluk için sesini çıkarırsın ulusalcı olursun! Hâlâ anlamıyor musunuz? İnanmanız gereken tek bir ideoloji var o da vicdanınız." demiş Pınar Balcı. Böyle bitsin bu yazı. Zaten her gün sözün bittiği yerdeyiz bu ülkede.

Hiç yorum yok: