Cuma, Ağustos 23, 2013

Seni Yazdım Kalbime*


Bu aralar bir halt olmuyor efendim yazacak, yoksa biz yazmayı çok iyi biliriz, elimizde belgelerimiz de var hem, sadece göstermeyi sevmiyoruz ama belge demeyi çok seviyoruz ki ufacık beyinlerimizde belge, belge, belge, belge dedikçe, dememiş de gösterilmiş kadar somutlaşsın bunlar. Haha sakin gireyim derken sertleştim bir anda. İnsan insanı kandırır mı yoksa hiç? Tabi ki asla hayır.

Bir şeyler oluyor tabi olmaz olur mu hiç? Misal Diyanet İşleri daha dün sıcacık, ılık ılık açıklamalarda bulundu. Kadın konusuna değindi. Belki çirkin bir tabir olacak ama ülkemizde hemen hemen herkes kadın konusuna fordlarcasına değinebiliyor sadece, metrobüs kültürü ülke geneline sirayet etti demek. O kadar boş konuşuluyor ki, bunun da psikolojik ve kasıtlı bir taciz türü olduğuna inanıyorum. Açın okuyun.Ondan evvel geçtiğimiz günlerde Antalya'dan İstanbul'a yürüyen -Manyak oldukları için değil de bir şeylere dikkat çekmek için, bilin bakalım neye?- bir grup hatta bir kaç gence adam başı bir kaç ton polis saldırdı. Olay yerinde bulunan sözüne güvendiğimiz insanlardan duyduk ki öldü sanıp bırakmışlar neyse ki de ölmemiş birileri yine kurtulmuş. Ali İsmail Korkmaz cinayetiyle ilgili ifadeler gün yüzüne çıkıyor. Ben adını ağzıma almaya utanıyorum, dilim yanıyor üzüntüden, millet anlatıyor "ağabeylerine" nasıl yardım ettiğini ya da ayağı ağrıdığı için çok tekmelemediğini. O kadarcık tekmeden ölüyorsa zaten hiç yaşamasın. Derken gece ortaya Ali İsmail Korkmaz'ın ölümüne sebep olan dayağın görüntüleri çıkıyor. Kabus gibi geçiyor gece, çöp gibi uyanıyorum sabaha. Bu konudaki net fikirlerimi şuraya yazdım, tekrar yazmayacağım buraya, içimde bir şeyler kırılıyor her cümlede çünkü. Bir de televizyonlara çıkıp insan sanalım diye ağlayanlar var. O kadar iyi biliyorum ki artık insan olmadığınızı. Bugüne kadar tanıdığım tüm ustalardan ve usta lakaplı insanlardan utanıyorum şu an "ustalık" ithaf edileni görünce. Bağıracağım oturduğum yerden, insanlar çok korkacak diye çekiniyorum. Bilenler bilir bağırım gücüm fena değildir. Eylem arkadaşlarıma sorabilirsiniz, böyle bir arkadaşlık sınıfı doğdu ne güzel değil mi eylem arkadaşlarım var. X Hanım yürüyüşte iyi, Y Bey'le sloganda uyuşuyoruz gibi. Neyse, tam diyorum havadan sudan yazayım bu kez ama havamızı suyumuzu bile zehirledikleri için konu dönüp dolaşıp buralara geliyor.

Sakinleşelim, 10'a kadar sayalım, geçmedi 50'ye kadar, geçmedi 100'e kadar sayalım. Sanırım milyonları sayıyoruz kuşakça. Konuyu değiştiriyorum evet. Neler oldu diye bakıyorum geçirdiğimiz günlere. Instagram konusunda ufak adımlarla, ufak paylaşımlarla ilerliyorum, bugün misal twitter'la instagram'ı bir nevi senkronize ettim. Dışarıdan ufak görünse de bunlar bence büyük adımlar. Zaten takipçi ve takip ettiğim insan sayım sen, ben, karşı komşu kadar; yine de yeri geliyor güzel kalp grafiklerine ulaşıyoruz, hamdolsun.

Bir de bu aralar ev video'larına ivme kazandırma fikri edindim bir anda. Masama aldığım notlar buradan köye yol oldu. Toros Bey ve Nil İpek Hanım'la beraberdik dün, Kuğunun Şarkısı'nı çalmak üzere. Pek keyifli geçen saatlerin sonunda birleştirilecek nice video'yla ayrıldık oradan. Bu arada bu video'lara hız kazandırmak için gönüllü bir eli çabuk montajcı lazım bize. Hahah, esnaflaştım yine. Neyse önümüzdeki gün daha nice güzel video planım var, vakit buldukça. Oradan çıkıp eve mi gittik tabi ki hayır. Ilgın Hanım'a uğradık Nil İpek Hanım'la. Keza sevdiceğim Merve Hanım ve pek sevdiğim dostlar Hasan Bey, İpek Hanım ve Berkay Bey'i de görmüş olduk bu sayede. Bir kaç video, bir kaç tatlı kelâm, bir miktar da tıkınmanın ardından uykulu gözlerle metrobüse bindik ve döndük.


Bir de geçtiğimizden seneden gelen ancak bir şekilde hiç gün yüzüne çıkartamadığımız bir video var bugün youtube'a yüklediğim. Ünlü oyuncumuz Haki Biçici Bey'in pek güzel, pek samimi bir Müslüm Gürses yorumu var bu video'da. Seni Yazdım Kalbime* adlı "solmadan gel artık aşkımın gülü, olsa da konuşsa kalbimin dili" diye söze giren bir şarkı. Haki Bey'in şarkıyı severek söylediğini o kadar hissediyorum ki her izleyiş ve dinleyişte, bir tur dinleyip geçip gidemiyorum sırf bu yüzden. O geceden elimizde kalan en güzel hatıra sanırım. Buyurun buradan dinleyin ve izleyin sizler de.

Bu arada Evden Uzakta'nın mis gibi yeni bölümleri de oldu, izlemeyenler ve dinlemeyenler çok pişman oluyormuş öyle duyduk biz.


2 yorum:

Adsız dedi ki...

ali ismail korkmazın video linkini verdiğin noktadan sonra ben bu dünyadan geçtim. midem bulanıyor şu an, ofisteyim, videoyu izlemicem derken birden linkine tıkladım ve cidden midem bulanıyor. haykırmak istiyorum, birilerini yumruklamak, bağırarak ağlamak koşmak istiyorum içimden atabilmek için acıyı. sonrasında yazdıklarına bir iki kelime bakabildim, hayat anlamsızlaştı, sanki sen de şarkı markı dizi mizi yazarken, kızma ama sığlaştın, kanıksamışsın gibi geldi, sanki 10 şehit var şimdide düğün havaları programımıza bağlanalım der gibi... yapma lütfen yapma... daha çok canım yandı. bir gün ben de bu şekilde ölsem dedim, adım geçse bir blog da böyle bi kaç satır, ve ardından bunlar yazsa, boşa ölmüşüm derim dedim.

Emir Bey dedi ki...

Neden kızayım? Beklediğim bir eleştiri bu. Bu konuda o kadar uzun düşündüm ki. En sonunda eğer böyle yapmazsam ya sonsuza dek yazamayacağım ya da sinirden öfkeden kafayı yiyeceğim gibi geldi. Daha da düşündüm sonra zaten amaç üreten, düşünen, yazan, paylaşan insanları sistematik olarak delirtmek; diğerlerinin umrunda değil ki ne olduğu. Bunun üzerine bu yaşanılanları unutmadan, onlarla ilgili gelişmeleri takip ederek ve elimden geldiğince paylaşıp, anlatarak bir yandan da yaptığım diğer şeylere devam etmeliyim sonucuna vardım. Ne kadar doğrudur bilmiyorum. Bunlarla ilgili yazayım ve sonra da normal hayata döneyim gibi değil, bu süreç de zaten artık normal hayatımın bir parçası gibi. Daha doğrusu sırf bu Gezi süreci de değil, bilgim olan ve bilinmesi gerektiğine inandığım tüm acayipliklere değinmeye, ulaşabildiğim eşime dostuma duyurmaya çalışıyorum. Neticede yaşadığım günlerde üzerimde izi kalan her şeyi buraya yazmaya çalışıyorum çünkü bu en çok günlüğe benzeyen bir blog, aklımı yitirmemek için de ben bu yolu seçtim sanırım. Yaptığım şeyin doğruluğunu savunmak için değil nedenini anlatmak için yazdım bunları da, hepsi bu.