Perşembe, Mart 28, 2013

Kıh kıh!


"Konseri bitirdik ancak diyeceklerim henüz bitmedi, şimdi sürpriz bir düet girişimim olacak. Konserlerin sonunda senelerdir 'olmuyor, olmuyor istesem de' diyorum ya, işte bu konserde güzel bir şeyleri oldurmaya çalışacağım elimden geldiğince. Hepinizin huzurunda hayatımın neredeyse yarısını varlığıyla güzelleştiren Merve Hanımcığım'a bir soru sormak istiyorum. Ama önce senelerdir bu birlikteliğe şahitlik eden dostlarımdan her zaman yaptıkları gibi bu gece de yolumu aydınlatmalarını rica edeceğim. (Merve ile aramda ellerinde ışıklar tutan dostlar bir yol oluşturur.) Sevgilim, Merve Hanımcığım (Merve'nin önünde diz çökerek) benimle beraber sonsuza dek şarkılar söylemek ister misiniz ya da hayatımın geri kalanını da güzelleştirir misiniz ya da kısa ve net bir şekilde benimle evlenir misin?"


Dün akşam konserin sonu için hazırladığım cümleler bunlardı, sanırım %95'ini söyledim, gerekli olup da unuttuğum bir kısım olmadı, eksiği değil fazlası oldu hatta. Ellerinde ışık tutanlar kadar ellerde ışık saçan telefonlar tutan ve bu anı çeken bizim kadar heyecanlı, bizim kadar sevgi dolu dostlar da vardı mesela, konfetiler vardı, elleriyle yüzüne örtüp arada inanmayan gözlerle bakan (ki bu %100 başarı demek bence) bir adet Merve Hanımcığım vardı karşımda. Hangi ele takılacağını bilmediğimiz bir yüzük vardı. Sonrasında sarılmak vardı uzun uzun ve biraz daha konfeti.


Benimle Merve Hanımcığım arasındaki sevgi, heyecan ve mutluluğun haricinde, dün oradaki tüm güzel insanların oluşturduğu bir atmosfer vardı. Gerçekten havada mutluluk, heyecan ve sevgiyi hissedebiliyordunuz somut olarak! Beni böyle önemli bir gecede yalnız bırakmayan dostlarıma gerçekten minnettarım, iyi ki varsınız, iyi ki yolumu aydınlatıyorsunuz ve en çok da tabi Merve Hanımcığım'a minnettarım onca insanın içinde bana "Evet!" dediği için. Sizi seviyorum efendim.

Çarşamba, Mart 27, 2013

Yeniden İnşa


Bu akşam saat 21:00'de Kadıköy'de Kadife Sokak'taki (Barlar Sokağı) Dunia'da sahne alacağız. Bakın 21:00'in altını çiziyorum, hatta gerçekten çizdim. Hafta içi zaten, erken başlayalım erken bitirelim. 23:00 gibi işimiz bitse 00:00'da yataklarımızda oluruz. Hem her şey konser mi canım, gelin görüşmüş olalım, başka güzellikleri paylaşalım. Emir Bey çok uzun zamandır olmadığı üzere 6 kişi sahnede olacak bu gece. Nağme Hanım, Nil İpek Hanım, Umut Bey, Kerem Bey ve Enis Ağabey bana eşlik edecekler, beraber çalıp söyleyeceğiz şarkılarımızı.

Günlerdir kafamda kurgular dolanıp duruyor. Ne kurguları diyeceksiniz? Şöyle ki çoğu insan bu kurgulara ya da gözlemlere "komplo teorisi" diyor ama bari ben bu kadar önyargılı bir kelime kullanmayayım değil mi aldığım eğitime yazık. Neyse günlerdir farklı farklı şeyler okuyorum, farklı kanıtları araştırıyorum, farklı kaynaklara dalıp çıkıyorum. Çok da bilmediğimiz şeyler değil bunlar işte, Amerika'yı yeniden keşfetmiyorum yani ya da belki de Amerika'yı yeninden keşfediyorum aslında. Hepimizin yaptığı şeyler bunlar. Matrix izlemek, 1984 okumak, Zeitgeist'ı görmek, Sikkofield'in yazıların göz atmak vb... Hep denildiği gibi internet dipsiz bir kuyu ve hâlâ tam anlamıyla sansürlenemiyor ve takip edilemiyor şükürler olsun ki.  Bu yüzden de arayan mevlasını da buluyor belasını da. Yani doğru bilgilere ulaşabileceğiniz gibi en çok yanlış bilgilendirmeye de maruz kalacağınız mecra yine burası. Ama çoğumuzun "komplo teorisi" olarak hiç düşünmeden adlandırdığı araştırmalara bana kalırsa göz atın bol bol, hiçbir şey olmazsa zihniniz açılır, bir farklı düşünce daha öğrenirsiniz. Neyse bu kurgucu ve gözlemcilerin arasında iki ayrı cephe var, biri daha Tanrı ve Şeytan ikilemiyle gidenler, diğeriyse bu ikilemi dinden bağımsız iyi ve kötü olarak tanımlayanlar. Her halükarda hepsinin sonucu aynı. Dünyayı ruh hastası adamlar yönetiyor. İster şeytan deyin, ister kötü ya da ahlaksız. Bu konuda hem fikir olmayanımız da sanırım yok. Öyle olmasa yaptığımız işlerden memnun olur, düşünüp, sorgulayıp, gözlemleyip melonkoli içinde yok olmazdık. Neyse yine de umudu kaybettirmeyen bir şey var bu korkunç derecede güçlü sistemde. Sistemi oluşturan parçaların bir kısmı mesela ben, mesela sen, sistemden hoşnut değilsin ve bir şekilde içinde bir huzursuzluk var. Kimi bunu mizahla, kimi sizi sarsmaya çalışarak, kimi kabullenerek, kimi de tüm gücüyle bağırarak anlatmaya ya da anlatmamaya çalışıyor. Bu huzursuzlukların bütünü, ümit ediyorum ki, bir gün bu sistemi çökertecek en beklemediği anda. Neyse ama düşünmeye gayret edin her bulduğunuz boş vakitte 3-5 dakika da olsa herhangi bir şeyi düşünün, beyniniz standby moduna alışmasın. Kullanmak gerekir sonra ararsınız da bulamazsınız.


Bir de bir şey demeyeyim diyorum diyorum ama olmuyor arkadaş. Hükümetin yaptığı hiçbir işe güvenmiyorum ve samimiyetine inanmıyorum ancak şu barış sürecine karşı içimde oluşan ya da kafama vura vura zorla oluşturulan "bir dur bakalım" hevesi vardı, "bir şeyler iyiye mi gidiyor acaba" hissi. Hani hepimizin bazen bir şeylere inanmak istememizden kaynaklı yarattığımız illüzyonlar var ya Obama'nın seçim konuşmasını izleyip ya da başbakanın konuşmasını izleyip heyecanlanmak gibi, işte o nevruz kutlamasında da benzer şeyler hisseder gibi oldum. Umudu olanlara hitaben yazılmış bir metindi bu çünkü ta ki Ciwan Haco ve Abdullah Öcalan o gün içinde ya da sonraki günlerde hoca efendiyle selamlaşıncaya kadar. Ah be arkadaş, bana da yazık, o meydanlarda toplanan insanların %95'ine de yazık, o meydanda toplanan insanlara küfreden insanların %95'ine de. Bir şey demeyeyim diyorum ama tutamıyorum kendimi. İşte kimisi zamanı tutamaz kimisi de kendini der Kenan Bey'in de gözlerinden öperim. Yeniden yapılandırmak lazım araya "-t" koyup edilgen etmeden.

Bir de şöyle iki güzellik var, ilki yukarıda bahsettiğim şeyle alakalı biraz aslında, bu sistemi "farkındalık" yıkacak gibime geliyor demiştim ya, kimisi mizahla dışa vuruyor bu durumu cümlesinin en güzel örneği işte: Plaza Kaşarı'nın röportajı. Diğeri de adeta geçmişten yüzümüze vurulan tokat mahiyetinde bir müzik yazısı.

Cumartesi, Mart 23, 2013

No:3 Emir Bey


Şimdi yapılacak işler ve yazılacak şeyler birikti. Hemen haftalık programımızla başlayalım. Bu hafta pek yoğun bir hafta, pazartesiye provayla başlayacağız, çarşamba konser, cuma da seyahat var. Şimdi konser demişken buradan da güzelce duyurusunu yapalım. 27 Mart Çarşamba akşamı ikinci kez meşru olarak Kadıköy'deyiz. Dunia'da sahne alacağız, hem de bayadır çalmadığımız kadar geniş bir kadroyla. Nağme Hanım, Nil İpek Hanım, Umut Bey, Kerem Bey ve Enis Ağabey'le beraber olacağız. Etkinliğin detaylarına ulaşabilirsiniz buradan, hep dediğim gibi Kadıköy bizim cânımız. Hafta içinde bir anımsatma daha yaparım diye tahmin ediyorum.

Konser demişken geçtiğimiz Peyote konserinden kayıtlarımızı ufak ufak yayınlıyoruz bir yandan. Buraya koymayı unutmuşum, hemen koyalım. İlk olarak Tanışma'yı ardından Saray'ı yayınladım. Nil İpek Hanım'la beraber söylüyoruz, olabilecek en sade, en samimi halleriye.


Gelelim haftanın şaşırtanlarına. Vecihi Hürkuş ismini ilk kez duydum ben geçtiğimiz hafta, tesadüfen bir arkadaşımın yaptığı paylaşımlar üzerine. Sanırım Kızıltoprak'ta heykeli dikilmiş bu zâtın. O kadar enteresan ki hayat hikayesi böyle bir karakter gerçek mi değil mi diye düşündürdü beni uzun uzun. Aldığım istihbaratlar sonucunda böyle bir kişinin gerçek olduğunu ve yaşadıklarının da doğru olduğunu öğrenip iyice şaşırdım. Ne efsanevi figürler var hiç ruhumuzun duymadığı. Vaktiniz varsa şuraya tıklayın ve yaşam öyküsünü bir okuyun lütfen.



Geçtiğimiz hafta nevruz kutlamaları vardı ülkenin her yerinde, çoşkuyu, heyecanı, umudu, tepkiyi, nefreti de beraberinde getiren. Bu konuda diyecek pek bir şeyim yok, yani uzun uzun analiz yapmaya üşeniyorum. Bir paylaşım sonucu şunu gördüm sadece, siz de bir göz atın. Bir de Nihat Doğan diye bir gerçek var bu ülkede, ne diyeyim? Adını gündemde tutma konusunda dünya devi, bakın benim blog'da bile kendine sıkça yer buluyor.

Cuma seyahatim ise çok zamanın ardından Antalya'ya. Gerçi şehre inecek vakit olmayacak otel ve toplantı üzerine bir seyahat -Ulusal Forum'umuz var- ama yine de Antalya'yı görmek heyecan verici olacak bunca zamanın ardından. Bir de profil fotoğrafım olarak yüklediğim bir Korcan Bey çalışması var ki dillere destan. Kendisi ve Emir Yargın Efendi için yaptığı çalışmaların ardından bana vakit ayırdığı için ayrıca teşekkür ederim.

Salı, Mart 19, 2013

Zümrüt Küpeler


Varsın bu yazımız da müzikli olsun. Bu sefer kendi müzikli cümlelerimi sona saklamayacağım, baştan söyleyeceğim. Dün bir ses kaydı yayınlamıştım, Peyote konserinden. En eski şarkılarımdan biri, Tanışma, yeri ayrıdır bu sebeple. Bugün de bir video yayınlayalım dedim Peyote konserinden. Şiiri yazmakla yetinmeyen şair dostumuz Levent Bey konserde bu video'yu da çekmiş bulundu, bize de sesi ekleyip paylaşmak kaldı, huzurlarınızda Kuğunun Şarkısı. Yine Nil İpek Hanım'la başbaşa, sakinlikler içindeyiz.


Gelelim diğer iki müzikli gelişmeye. Bunlardan ilki okuldan arkadaşım olan Bade Hanım'a dair. Kendisini ilk tanıdığımdan bu yana müzisyen bir insan olduğunu biliyordum ama bir süre önce soundcloud'dan yavaş yavaş bir şeyler yayınlayana kadar elimde bu konuya dair pek bir somut kanıt yoktu. İlk olarak Fallik Güzelleme'ye vurulmuştum, en son olarak da yaklaşık 1 gün önce yayınlanan Çorbacı/28'e. Üzerine tıklayın dinleyin sizler de, güzel şarkıları kaçırmamak lazım zaten az sayıdalar dünya üzerinde.

Bir diğer güzel haber ise Ceylân Ertem cephesinden geliyor. Kaçıncı Yarın adlı parçaya klip gelmiş. Birine benzeteceğim Ceylân Ertem'i klipte ama benzeteceğim kişinin adını bilmediğim için benzetemiyorum. Yine iddialı şarkılar, iddialı kafalar, video altı über yorumlar. Gerçi bir önceki yazıda bahsettiğim Melis Danişmend'in Masa klibinin altındaki yorum kadar güldürmedi bunlar ama değişik yine. Youtube yaşamak için güzel bir yer, kafalar hep iyi dedirten cinsten.

Kısa ve öz yazımı burada sonlandırıyorum. Dinleyin bu şarkıları emi.

Pazartesi, Mart 18, 2013

"Bir şey unuttun mu?"


Hayatımda ilk kez Sezen Aksu konserine gittim! Bu cümleyi caps lock açık yazmam lazımdı aslında sesimdeki bağırmayı hissettirmek için. Şimdi bunu bir hikaye örgüsü içinde anlatayım. Cumartesi günüydü sanırım, işten çıkıp eve gittim, ardından da Merve Hanımcığım'a gittim kendisine Superonline'dan ustalar gelecekti fiber optik bağlamaya. Ne güzel yahu insanlar fiber hızda internete ulaşıyorlar, bizimkinde hâlâ telefon meşgul çalacak utanmasa internete girince. Neyse gün içinde Korcan Bey arayıp beni çok heyecanlandıran teklifini yapmıştı, akşamki konsere son bir davetiyesi kaldığını ve Merve Hanım'ı da alıp gelebileceğimi belirtmişti. Merve Hanımcığım da benim kadar heyecanlandı bu teklife. Neyse ustaların işi uzun sürdü, sonra bir bize uğradık, trafiğe bir baktık felç! Yaklaşık bir saatimiz vardı İstanbul Kongre Merkezi'ne (Harbiye) gitmek için. Tüm öğrendiğim yeni yolları kullanarak kendimizi konsere yetiştirdim. Annem de sağolsun geç kalacağımızı fark edip bize yolluk hazırlamış, tost, kek ve çaydan oluşan. Böyle de hizmette sınır tanımayan bir insandır kendisi. Vardık Harbiye'ye. Hava klasik hafta sonu iğrençliğindeydi ve üstelik soğuktu. Hafta içi bildiğiniz gibi 20-25, haftasonu 0-5 derece arasında gezindi sevgili havacığımız.

Konser Sezen Aksu, Fahir Atakoğlu ve Ara Dinkjian konseriydi! Bir kere değil 3 kere çığlık attıran cinsten. Sezen Aksu mikrofonu diye bir şey var! %150 reverb! Hayalimdeki mikrofon! Gerçekten o 86, 88, 89 albümlerinin sesini yaşatıyor size. Bir de piyano diye bir gerçek var, Fahir Atakoğlu diye bir gerçekten bahsetmeyeceğim bile! Bakınız konserdeki orkestra bir piyano ve uddan müteşekkildi. Tabi bunları çalan insanların dünyanın sayılı icrâcılarından olduğu gerçeğini yadsımıyorum ama tek bir piyano çok fazla şeye yetiyor. Çaldıkları bestelerin ciddi bir kısmı Ara Dinkjian'ın besteleriydi. Sezen Aksu'nun "o eski sesi yok" gibi klişe cümleler kuran kalabalığa tokat gibi bir cevap geldi Geçer'le. Bir diğer sürpriz ise konserin sonunda geldi. Konser bitti, gittiler, tabi ki deliler gibi alkışlamalıydık ki geri gelsinler. Yaptık da! Geldiler ve Kavaklar'ı çaldılar. Daha mutlu olamazdım herhalde. Çok mutlu oldum böyle bir konsere gidebilmiş olmaktan ötürü, Korcan Bey'e ne desem az, ikidir bizi mesut ediyor. Ancak hayatımda gördüğüm en kalitesiz dinleyici kitlesiyle karşı karşıya geldim bu konserde. Salonun yaklaşık onda biri sürekli hareket halinde! Böyle bir şey olabilir mi yahu, sürekli giren çıkan var, zaman zaman konsere odaklanamadım resmen, çok ayıp çok! Salonun büyüklüğünü düşününce sanırım 5000 kişiden fazlasını alıyordur bu onda birlik oranın büyüklüğünü anlayacaksınız. Son olarak Sezen Aksu'nun zekasına ve komikliğine de vurulduğumu belirteyim, sadece şarkıcı değil adeta bir komedyen sahnede! Hem çok güzel, önemli sözler söylüyor, sonra bir anda dünyanın en komik laflarını ediyor. Neyse kaptı götürdü bizi rüzgarıyla.


Hafta sonu onun dışında çok hızlı geçti zaten yine hep olduğu gibi. Araya bir waffle ancak sıkıştırabildik, ahahah. Böyle bir ölçü birimi de güzel oldu ha. Kaç haftadır da albüm alamıyorum, halbuki birikmiş bir ton albüm var kenarda. Neyse geçelim müzikli haberlere. Öncelikle Merve Hanımcığım'ın da benim de pek sevdiğimiz Melis Danişmend cephesinden gelen güzel haberi paylaşayım. Yeni albümü Biraz Gülmek İstiyordum'dan (2012) rengarenk bir klip yayınladı. İzlerken insanın içi cıvıldıyor, buyurun sizler de izleyin, parçamız ise Masa. Gelelim yakın çevremizde dönen müzikal üretimlere. Cânımız, dostumuz Nil İpek Hanım, gün geçmiyor ki Nilipek. sayfasından yeni ve güzel bir paylaşımda bulunmasın. Bu seferki güzel paylaşımın adı Akordiyon. Ben de bu şarkıyı sanırım ilk kez 60 m2'deki ilk Nilipek konserinde duydum ve çok hoşuma gitti. Tavsiyem odur ki sizler de dinleyin, beğeneceksiniz bence. Son olarak gelelim içinde benim de olduğum paylaşıma. Şubat ayındaki Peyote konserimiz vardı ya hani Nil İpek Hanım'la ikili olarak çıktığımız, bir kaç şarkıda da Kâmuran Kolçak Hanımefendi'yi ağırladığımız. İşte onun kayıtlarını yavaş yavaş yayınlamaya başladım, sonunda belki ufak bir albüme de dönüştürürüz. Konserin açılış şarkısını yayınladım bugün, buyurun buradan dinleyin: Tanışma. En eski şarkılarımızdan, iki kişi çalıp söylemek (hele yanınızdaki Nil İpek Hanım'sa) öyle güzel öyle huzurlu ki. Yukarıdaki fotoğraf geçen haftaki 60 m2 konserinden bu arada.

Gelelim görsel haberlere. Uzun bir süredir yaklaşık olarak askerden döndüğümden bu yana her telden fotoğrafımı biriktirdiğim "Ebem Kuşağının Altında" albümüne artık bir son verdim, yeni bir albüme başlayacağım çok yakında. Yine aynı şekilde Emir Bey sayfasındaki senelerdir tüm konser fotoğraflarımızı içine attığımız "İcrâ" albümü de artık bence doldu. Yeni albümlerle yolumuza devam edeceğiz. "Havada Durdum // Oradaydım" projemize halkın ilgisi büyük, elimizden geldiğince talebi karşılamaya gayret ediyoruz Emir Yargın Efendi'yle beraber. Bir de elimde bir film var ne zamandır banyoyu bekleyen ama daha bekleyecek gibi. 

Gelelim gündeme, hafta sonu nevruz kutlamaları yapıldı ülkenin pek çok şehrinde, Kürt hareketinin örgütlü bir şekilde gerçekleştirdiği bu kutlamalar bir kaç gün daha farklı şehirlerde devam edecek ve sanırım finali Diyarbakır'da olacak. Bu kutlamaların sloganı ise: "Öcalan'a özgürlük, Kürtlere statü." Bir bambaşka olay ise hafta sonu gerçekleşen Baro'nun güven tazelemesi. "Biat etmedik etmeyeceğiz. Boyun eğmedik eğmeyeceğiz. Zulmün önünde eğilmeyeceğiz. Adalet talebimizden asla vazgeçmeyeceğiz." temalı bir toplantıydı bu, sadece İstanbul Baro'su değil Türkiye'nin her yerinden gelen oranı da sayısı da azımsanmayacak insanın hem fikir olarak orada bulunduğu bir olaydı bu da. Neyse neden bu iki olaydan kısaca bahsettim, tarihi değeri çok yüksek ve sıradan olmayan olaylar bunlar, farklı kategorilerde olsalar da. Tabi ki asla bu olaylarla ilgili doğru düzgün bir habere rastlamadık değil mi televizyon ve gazetelerimizde? Ufak tefek "değişik" noktaları gündeme geldi sadece bu dev olayların o da bir iki kanalda bir iki saniye kadar. 10 tane gazetenin 9'u, 10 tane kanalın yine 9'u sadece görmemizi istedikleri şeyleri görünür kılıyor. Bu yüzde onluk oranı da pollyannasal verdim. İnternetiniz varsa diyeceğim o ki düzgün kullanın, orada da kirlilik hat safhada ama gerçekler de bir yerlerde sizi bekliyor. Misal şu an Hacettepe Üniversitesi'ni basan polisler var bunu son dakika olarak nerelerde görüyoruz ya da akşam haberlerinde ne kadar ve ne şekilde duyacağız?

Cuma, Mart 15, 2013

Bavul *


Ben arada yazmayı unutuyorum, siz de hatırlatmıyorsunuz ki arkadaş bir hâl hatır sormuyorsunuz öldük mü kaldık mı ne oldu. Neyse haydi affettim yine sizi, şanslı gününüzdesiniz. "Evet, bu havayla mı şanslı günümüzdeyiz?" dediğinizi duyar gibiyim. Duymakla kalmıyorum, katılıyorum ve arttırıyorum. Hafta içi günlük güneşlik olup cumadan pazara kapalı olan havaya karşıyız!

Geçen gün ne oldu hiç sormuyorsunuz. Kalktım alarmım çalınca "Hava da amma karanlık, yağmurlu zaar." dedim, duşa girdim, tıraş oldum çıktım, hava hâlâ kapkaranlık. Yani ne kadar yağmur olursa olsun saat olarak aydınlanması gerekiyordu artık. Gidip saate bir baktım 05:10, üzerinize afiyet mal ben 05:45'te çalması gereken alarmı 04:45'e kurmuşum. Gecenin bir yarısı kalkıp duş yapıp, tıraş olup bir saatlik uyku için tekrar yatmış oldum. Sonrasında annem de paniklemiş banyoyu kullanılmış ama beni uyuyor görünce, ahahah! Neyse, dün de 06:45'e kurulmuş yakaladım telefonu, neyse ki annem 06:15 gibi uyandırdı da işlerimi halledip, kahvaltıyı pas geçip ucu ucuna yetiştim servise.


Kadromuza yeni kattığımız ve akustik türü performanslarda bize vakitleri oldukça destek olacak olan Enis Ağabey (bendir) ve Kerem Bey (gitar) geçtiğimiz çarşamba görücüye çıktılar. Keyifli bir konser geçirdik. İlk kez bir Emir Bey konserinde hiç enstürman çalmadan şarkı söyledim, güzel bir his bu. Konserde Emir Yargın Efendi'den müthiş bir kemik performansı dinledik. Ben bendir çaldım, Umut Bey bas çaldı, Nil İpek Hanım da vokalleriye destek oldu Emir Efendi'ye. Bir de arada Nil İpek Hanım'la ben ufak bir Nilipek. bölümü yaptık. 4 tane güzel bestesini çaldık Nil İpek Hanım'ın. İlk yarıda besteler ağır basarken, ikinci yarıda yorumlar çoğunluktaydı sayı olarak. Gül Hanım'ın çektiği fotoğrafları da yayınladım hatta Emir Bey sayfasında. Sıradaki hedefimiz Kadıköy. 27 Mart Çarşamba akşamınızı şimdiden boş tutun, geçen ay olduğu gibi bu ay da Dunia'da yanımızda olun, beraber söyleyelim şarkılarımızı. Yaklaşınca Facebook üzerinden de duyururuz tekrar.

* Yoruldukça şu satırları düşünüyorum: "Seçtiğim yoldur bu seve seve yorulduğum." Nada dinleme haftasındayım bu hafta.

Çarşamba, Mart 13, 2013

Çarşamba Konserleri vol.89


Öncelikle bu akşamki güzel konserimizin duyurusuyla başlayalım. Efendim Emir Bey olarak bu akşam saat tam 21:30'da her zamanki yerimizde 60 m2'de çalmaya başlayacağız. Tekrar söylememe gerek var mı bilmiyorum ama sakin / huzurlu bir müzik yapıyoruz. Dinlerken aynı sessizliği ve sakinliği sizlerden de bekliyoruz. Bu akşam Enis Ağabey ve Kerem Bey de ilk kez resmi bir Emir Bey konserinde sahne alacaklar. Bence onları bile görmeye gelebilirsiniz sırf, pek keyifli oldu son provamız. Son provamızdan Nil İpek Hanım'ın gözünden bir kare paylaşmadan geçmeyelim, bir de Nil İpek Hanım'ın yine mükemmel tasarladığı etkinlik afişimizi de şuradan görmeden geçmeyin. Hasılı kelâm bekliyoruz efendim. Bir de fotoğraf ve video çekmeyi sevenleriniz varsa, bu konser tam sevdiğiniz işi yapma yeriniz!


Düşünüyorum başkaca yazacak bir şey var mı diye, pek yok sanırım. Başı kapalı penguen var ama o konuyu mizahçılara devrediyorum, beni aştı. Yakınlarda Nil İpek Hanım'da ben de sanal alemi kayıtlara boğacak gibiyiz. İkimiz de konser kayıtlarımızı yayınlayabiliriz her an, sıkı tutunun. Görüşmek üzere.

Pazartesi, Mart 11, 2013

Kedi Out, Fare In


Geçtiğimiz günün anlam ve önemiyle ilgili bir şarkı ile başlayalım öncelikle. Nada'dan geliyor şarkımız: Ha! Hem de çok güzel bir canlı performans video'su ile. Girişinden yeterince belli anlatmak istediği: "Doğduğumda eksik etek, büyürken kaltak." Şimdi bu şarkıyı dinlerken bir yandan da iktidar partimizin bilmem nere il başkanı sıfatındaki bir adam bir açıklama yapıyor, kadınların korkutma amaçlı dövülebileceğini anlatan. Ben bu açıklamaya şaşırmıyorum çünkü ayetsel ya da hadissel bir dayanağı var bu cümlenin, hangisi olduğunu net hatırlamıyorum. Beni daha çok şaşırtan bu haberi yayınlayan (hem de 8 Mart'ta) ana akım medyacıklarımızın, haberi sunarken kullandıkları en sert ifadelerin "ilginç açıklama", "sıra dışı açıklama"dan öteye geçmemesi. Utanın kendinizden! Daha da yazmayacağım ben!

Gelelim geçtiğimiz günlerde yazarım dediğim ancak yazamadığım konulara. Ayça Hanım'ı tutabilene aşk olsun! Şu fotoğraf mutluluğun fotoğrafı işte! Buradan bu hikayeyi takip edin, dediğini yapacak bir insan olmasa takip etmeyin derdim, bana güvenin. Şu bağımsız müzisyenlerin para kazanması konulu video'yu da izleyemedim gitti, burada da karşıma çıktı bir kez daha, bir türlü evdeyken karşıma çıkmıyor, hep işte hep işte!


Bir diğer güzel haberimiz ise Mehmet Bey cephesinden geliyor, daha doğrusu bizim Mehmet Bey sayesinde haberdar olduğumuz bir proje olan Fareler Oyunda'dan. Şuraya hemen tıklayın ve bu güzel oluşuma merhaba deyin, eğer önceden merhaba dediyseniz de yeni makyajlı halini bir görmüş olun, 2013 kasa mis. Yazının içinde dergiye ulaşmak için kullanabileceğiniz 3 seçeneği de (flash, pdf, web) göreceksiniz. Tavsiyem flash kullanın, gerçek dergi okuyormuş deneyimi yaşayın. Ahahah.

Bu arada Çarşamba akşamki konsere yetişmek için elimizden geleni yapıyoruz, sizin yerinizde olsam merak edip gelirdim. Etkinliğimizin detayları şurada, Nil İpek Hanım'ın her zamanki gibi yine müthiş bir güzellikte yaptığı afiş ise burada. Görüşmek üzere!

Not: Şu yazıyı okudum, pek hoşuma gitti, tüm "Ne cd'si?" şakası yapanlara gelsin. Bir de fareler oyunda demişken, annemin benden sonra ağabeyime de aldığı benzer komiklikteki fareli pastanın fotoğrafını paylaşmadan edemedim. Dünyanın en komik insanı olabilir annem, nereden buluyorsa ahahah.

Perşembe, Mart 07, 2013

Griye Varmadan Önce


Geçtiğimiz hafta sonu yaşadığım yoğunluğu bölüm bölüm yazmaya gayret ederken bu haftayı da yemiş bulunduk farkındayım ama bana göre değinilmesi gereken noktalara da değinmeden geçmedim. Yazımın üçüncü bölümünü fuar ağırlıklı olmak üzere sektörel deneyimlerime ayıracağım, önden buyurun lütfen:


Bölüm 3

Beylikdüzü

Senelerce Beylikdüzü taraflarında oturan arkadaşlarımla gevrek gevrek dalga geçmemin sonunca allah da beni çarpmış olacak ki geçen haftamın -hafta sonunu da içine alan- 5 gününü bu güzide semtte geçirdim. Şimdi toplumu aydınlatmak istediğim bir nokta var yazının hemen başında. Tüyap sadece kitap fuarı demek değildir! Bunda bir anlaşalım. Tüyap bir fuar alanıdır, orada envai çeşit fuar olur, tıpkı muadillerinde olduğu gibi. Kitap fuarı nasıl bir tanıtım yapmışsa artık Selpakvari bir markalaşma yaşanmış, Tüyap'ı duyan "yayın evlerini iyi gez"i çakıveriyor. Bu konuda anlaştıysak yeni bir maddeye geçelim. Arkadaş sen İstanbul'un en önemli fuar alanını niye İstanbul'a kurmuyorsun ki? Bana alan genişliği, trafik, kalabalık, risk gibi cümlelerle gelmeyin. Şehrin göbeğini kurulmuş ve hâlâ kurulan milyon tane AVM gösterebilirim size. Çok şehir dışında bu Tüyap, olacak gibi değil, Kumburgaz'da neredeyse, gidip gelirken yolda çürüyor zaten insanı. Buna bir de kapalı alan koşullarını ekleyin, dışarıdan bağımsız bir hava(landırma) döngüsü ve zemine yakın geçen kablolar bütünü. İnsan bir kaç saat sonunda dayak yemiş gibi oluyor içeride. Neyse Tüyap yetkilileri eminim ki bu satırları okuyacaklar ve çok da ciddiye alacaklardır, malum benim kadar önemli ve çok okunan bir insanı göz ardı etmek korkunç sonuçlar doğurabilir. Hahahm, ehm, evet.


Sektör zor ama canlı bir sektör. Ahahahaha. Bu cümleyi herhangi bir sektör için herhangi bir zamanda kullanabilirsiniz, not alın. Şu an fuarla da ilgili sektörle de ilgili çok bir şey yazmak istemedim, hevesim kaçtı. Sumru Hanım'la denk geldik, ilk olarak. Merve Hanım ve Mehtap Hanım da karşılaştığımız diğer sektörel dostlarımızdı. Yeni insanlarla tanıştık, tanıştıklarımızın büyük kısmının o an ismini unuttuk. Bu tip şeyler. Yine de rabbim kimseyi 5 gün bir yere çakılı koymasın. İki gündür de bayi ziyaretlerine başladım. En az sürede en fazla çayı içme konusunda yeni rekorlar kıracak gibiyim ilerleyen günlerde, onun dışındaki kısım berber ya da taksi muhabbetinden çok da farklı değil, biraz daha sektörel soslu sadece. Ben de muhabbete öyle noktalarda öyle az ama öz cümlele katılıyorum ki sanırsınız bu sektörden emekli olmuşum.


Neyse dediğim gibi, Tüyap'tan uzak durun, hayalini kurmadığınız ya da alakanız olmayan sektörlere de çok bulaşmayın, insanlara dikkat edin, büyük kısmı update'leri indirmiş, yüklemiş ama sistem yeniden başlatılmadığı için doğduğundan bu yana, v.0.1'de kalmışlar uygulamada. Siz kendinizi arada açın kapayın, birileri sizi yeniden başlamaya zorlamadan. Böylelikle bu tırt üçüncü bölümle, hafta sonu ne yaptık serimi sonlandırıyorum. Bir daha bu derece yoğunlaşmamak dileklerimle!

3. Bölümün Sonu
Hikayenin de Sonu


Çok tırt oldu değil mi? Halbuki serilerin sonuncu olanı genelde en havalı olanıdır, tüm düğümler çözülür, meraklar giderilir, macera zirveye çıkar, dramların hası yaşanır. Benim serimin sonunda ise yeni bir kitap daha gelecekmişçesine bir boşluk ve havada kalmışlık var. Umarım yeni bir cilt gelmez. Neyse ben bu yazının tırtlığını başka başka konulara değinerek yok edeceğim şimdi. Yazı buradan itibaren bol müzikli olacak. İlk müzik eserimiz Nil İpek Hanım'dan geliyor: Gömülür. Kendisinden daha çok bu tip garaj kaydı bekliyoruz, kendi başına düzenlediği, daha sınırsız şeyler. Bu arada ben de Emir Bey altyapısından yeni yetenekleri konsere hazırlamak için elimden geleni yapıyorum. Daha etkinliğini oluşturmamış olsak da önümüzdeki hafta Çarşamba günü yani 13 Mart'ta 60 m2'de olacağız.  Bir aksilik olmazsa sıra dışı bir kadroyla hem de. Ben ve Nil İpek Hanım şarkılarımızı söylerken, Kerem Bey gitar, Enis Ağabey bendir ve Umut Bey bas çalacak. Akustiğe yakın bir kurulum için 2 yeni ismimiz var, gönlüm hâlâ olabilecek en kısa zamanda elektiriğe dönmemiz gerektiğini bana hatırlatsa da.

Bu arada fark ettim ki geçen haftanın albümlerinden örnek parça sunmamışım sizlere. Melis Danişmend'in Biraz Gülmek İstiyordum (2013) albümünden gelen parçamız Karşılıksız. Ne güzel hatta ne kadar da güzel işler bu işler! Albümün tamamı güzel, doğru albümler seçiyorum hep! Diğer albümümüz de Yasemin Mori'nin Deli Bando'su (2012), buradan da gaz bir şarkı seçelim Gerenimo! Tıpkı ilki gibi baştan sona müthiş bir albüm bu da! İlk albümüne oranla biraz daha özgür bir müzik yapmış Yasemin Mori bana kalırsa, böyle piyasayı umursamayan insanları ayrı bir seviyorum! Bir de haydi gönlümden koptu Replikas'ın Zerre (2008) albümünden albüme ismini veren parçayı dinleyin: Zerre. Bizim iltifatlarımızın üstündeler ağabeylerimiz.

Gelelim iki ay öncesinden çıkartıp ilk kez yayınladığım 2 konser video'suna. Ocak ayındaki 60 m2 konserinden. Bir adet yorum bir adet beste video'su yükledim youtube'a. Emir Efendi kameraya almıştı, Nil İpek Hanım'la ikimiz sahnedeydik sadece o gece. Şarkılarımızdan ilki Yas, bir Sezen Aksu şarkısı, bizim Levent Yüksel'den duymaya alıştığımız, dün de bahsetmiştim sanırım ama sözleri de müziği de çok güzel olan şarkılardan. Düşlerim var benim, hayallerim var, fikrim derya deniz, fikrim geri getirir seni denmiş! Dualarım var duvarlarım var denmiş! Daha ne densin, buyurun buradan:


İkinci şarkımız ise 7 Beyaz adında bir eser, muhakkak vaktiyle bahsetmişimdir Siyah Beyaz ve Renkli topluluğunun bu sezon oynadıkları Annemin Cinayet Listesi adlı oyun için yaptığım şarkılardan bir tanesi bu. Yine aynı konserde video'ya alınmış. Oyundaki -diğer şarkılara oranla- en duygusal çalışma bu. Sözleri falan da sonradan bir güzel gelmeye başladı içime sindi. Ahahaha. Buyurun buradan:


Bol müzikle bu yazının da sonunu getirdik. Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle!

Çarşamba, Mart 06, 2013

Fikrim Derya Deniz


Bugün dün başladığım hafta sonu neler yaşandı yazımın 2. bölümünü yazacağım. Kutlamalar temalı bir bölüm olacak bu bölüm. Beklenmedik anlarda karşımıza çıkan pastaları konu alacak misal. Hemen başlayalım:


Bölüm 2

Balık Bayramları

İstanbul'daki balık lobimiz güçlü bir lobi olduğu için geçtiğimiz senelerde doğum günlerimizi bir aylık bir süreçte toplu olarak bol bol kutlama kararı almıştık. Yani şöyle ki balık burcunun başlangıcından sonuna kadar geçen bir aylık süreç bizim için balık bayramıydı. Neyse bu sene bu kritik dönemin ortasına benim çalıştığım sektörün fuarlarından biri darbe vurdu. En azından benim açımdan. Eşim dostum bilir öyle doğum günü organizasyonlarına meraklı bir insan değilim pek. Yine de doğum günümde 4 saati trafikte sıkışmış olmak üzere 8 saat araba sürmek, 8 saat ayakta dikilmek ve pek de tanımadığım insanların ağırlıklı olduğu bir grupla saat gece 01:00'e kadar Kumburgaz'da takılmak çok tercih edeceğim bir günlük plan değildi. Hayat işte, her sene değişik bir kutlama. Geçen sene de benim Antalyalılarla kola içip, çekirdek yeyip, televizyon izleyerek kutlamıştık Polatlı'da askerde. Yine de Kumburgaz'da yemeğin en beklenmedik anında önüme mumları yanan bir pasta gelmesi, o korkunç günün üzerine yüzümü güldürmedi değil. İçimden bir ses bu hareketin altında iş arkadaşım Nuri Bey'in parmağının olduğunu söylüyor. Bu ilk pastamdı. Tarihlerimiz 1 Mart Cuma'ydı. Eve geldiğimde annem masamın üzerine hayatımda gördüğüm en sevimli pastayı bıraktı! Bu da 2. pastam oldu. Yoğunluktan ötürü 2 gün sonra ancak yiyebildim.


Ardından cumartesi günü -ki fuarın 4.günüydü ve enerjimiz yerle yeksan olmuştu- metrobüsleri aşıp da gelen yârim sağolsun 3. ve 4. pastamla tanıştım. Bu pastaları da Merve Hanımcığım ve Başak Hanım'la beraber Tüyap'ın yanındaki bir McDonald's'ta yedik. Hayatımdaki ilk McDonald's doğum günü kutlamam için biraz yaşça büyük olabilirdim ama olsun. Her şey çok keyifliydi. Binilebilecek tüm metrobüslere binip de buralara kadar gelen sevdiğime ne desem az. Düşünsenize Söğütlüçeşme'den Zincirlikuyu'ya bir, Zincirlikuyu'dan Avcılar'a iki, Avcılar'dan Tüyap'a üç! Üç metrobüs yahu, hepsinin ilk durağında binilip son durağında inilen! Kendisine buradan koca bir kalp gönderiyoruz.


Ancak esas kutlamaları dün akşama bırakmıştık. Ağabeyimle ortak tarih olarak 5 Mart'ı belirlemiştik. Hem ortak hem tam orta tarih. Annem, Fatma Teyze, Merve Hanımcığım, Cansu Hanım, Bahattin Bey şeklinde güçlü bir kadromuz vardı ve annem elinden geleni ardına koymamıştı! Pişiyle ve kısırla başlayan mutluluk turumuz 5. doğrum günü pastamız ve mozaik pasta ile son buldu. Diyeceğim o ki üzerinize afiyet dün gece sert geçti. Yani doğum günü kutlamayla pek ilgisi olmayan bir insan olarak 5 pasta kesmiş bulundum! Bu noktada ailemin (Merve Hanımcığım da bu kategoride) müthişliğinden bahsetmiyorum bile! Geriye bir uygun fırsat bulup bizim balık lobisiyle de bir kutlama yapmak kaldı. Onu da yaparsak tüm yoğunluğuna rağmen bereketli bir bayram geçirmiş olacağız.


2. Bölümün Sonu


Gelelim dünyadaki diğer gelişmelere. Öncelikle bir kaç gün geriden gelen ama yazmadan geçemem diyeceğim bir konu var. Müslüm Gürses'i kaybettik. Binlerce şey yazıldı, söylendi bu konuda. Ben sadece çok üzgünüm diyeceğim. Levent Bey'le hep hayalimizdi onun yazdığı, benim bestelediğim bir şarkının Müslüm Gürses tarafından okunması. Ulaşılmaz bir hayal oldu artık. Bir de bizim Emir Bey olarak grupça ilk çaldığımız şarkılardandır Nilüfer. Başka yere başka zaman kaldı hayallerimiz.

Bir diğer vahim gelişme Chavez'in ölümü oldu. Denecek bir söz yok, dileğim Latin Amerika rüzgarının hiç dinmemesi, bayrağı devralacaklar var, umarım yere düşürmeden, kana bulamadan taşırlar o bayrağı. Kendisini bizim ülkemizdeki siyasetçilerle kıyaslayanlar icraat yönünden de bir karşılaştırma yapsınlar bir zahmet, popülizm yönünden değil sadece. Bir de bilgi kaynaklarına dikkat etmek lazım gerçekten bir konuda bilgi edinmeye çalışırken, "aptal Fox insanları"ndan olmamak lazım. Daha çok yazmayacağım, biraz da siz araştırın, okuyun, öğrenin. Tesadüfen dün bir video yükledim: Yas. Ocak ayında Nil İpek Hanım'la beraber çıktığımız 60 m2 konserinden. Sezen Aksu'nun Uzay Heparı için yazdığı, bizim de Levent Yüksel'den dinlediğim bir şarkı. Zamansız ölümü daha iyi anlatmak zor, yeri doldurulamayacak bir kaybı da. Chavez'le bu şarkıyı birbirine bağlamak biraz saçma da gelse kulağa şu satırlar bugün çok manidar değil mi?


"yarıda kaldı şarkılar aman, bu yaraya deva değil zaman,
ateş düştüğü yeri yakar, bu düzeni bozuk dünya yalan"

Salı, Mart 05, 2013

3 Ciltlik Dev Eser: Şubat'ın Mart'tan Çektikleri


Evet değerli okurlarım. Püf moda girdim yine bir anda haydi eller havaya. Geçtiğimiz bir hafta öyle yoğun geçmiş ki yazı yazamamışım. Olacak iş mi? 2 günde 1 ortalamaya ulaşmışken, bir hafta yazmamak! Bu makalemde geçtiğimiz hafta yazı yazamayışımın detaylarını, bu yazamayış ortamını hazırlayan olay ve nedenleri detaylı şekilde inceleyeceğiz. Bu irdeleme esnasında hatıra defteri, gözlem, deneme-yanılma, tespit, abartma ve sallama metotlarından faydalanacağız. Varacağımız sonuçların zaman yönetimi konusunda akranlarıma ve gelecek nesillere örnek teşkil etmesi dileklerimle...

3 bölüm halinde yazmayı planladığım bu yazının ilk bölümünü ağırlıklı olarak geçtiğimiz Çarşamba gecesine ve Nil İpek Hanım'ın ilk solo konserine ayıracağım, devam bölümleri bir aksilik olmadığı takdirde yarın ve ertesi gün gelecekler. Beraber okuyalım:


Bölüm 1

Reçel Yapan Kız

Geçtiğimiz Çarşamba akşamı yani 27 Şubat tarihini "pek güzeller" klasörüme taşıdım hafızamda. En baştan başlayalım. Dikkatli okuyucular (okurken not alın, görüşünce sorarım) hatırlayacaklardır, Şubat ayı başladığında 3 konserimiz olacağını duyurmuştum Emir Bey olarak. İlk ikisini yaptık, sonuncusu yaklaşınca ben fark ettim ki konser tarihi ile çalıştığım sektörün önemli fuarlarından birinin ilk günü çakışıyor. Fuara gitmeme gibi bir şansım yok, işin çılgın yanı fuar bitince bizim işimiz bitmeyebiliyor. Bayilerimiz fuara geldiği için, onlarla beraber yemeğe çıkıp gece yarıları ancak eve dönebiliyoruz. Yani öyle oluyormuş. Neyse ben bunu öğrenir öğrenmez hemen kurmaylarımı topladım. Kurmaylarım Nil Hanım ve İpek Hanım zaten çok kalabalık değiller. Dedim ki: "Şartlar vahim, ay sonu konseri riskli, ancak bu riski bir güzelliğe çevirebiliriz. Artık tek başınıza savaşacak güce ve bilgeliğe ulaştınız. Neyi bekliyorsunuz? Düşman tam zayıf kaldığımızı düşündüğü anda onu bu sürpriz ve yepyeni saldırıyla şaşırtıp mağlup edebiliriz." Böylelikle Nil İpek Hanım'ın içindeki cesaret kıvılcımını bir ateşe dönüştürdüm ve kendisi de meşale elinde sağa sola koşturmaya başladı. Sanmayın ki bu olayda elzem bir rolüm var, sadece tetiklemede hızlandırıcı ufak bir rol oynadım. Yoksa er ya da geç bu silah patlayacak, içinde barut yerine barındırdığı güzellik, mutluluk ve huzur tohumları etrafa saçılacaktı. Neyse konserden önce yapılacak bazı hazırlıklar vardı ki Nil İpek Hanım bunları en güzel şekilde halletti. Bknz: Nilipek.


Gözler yorulmasın paragrafı. Ozan Bey'le zaten bir süredir besteleri üzerinde çalışıyorlardı. Böyle bir bahane ortaya çıkınca biraz da sahne için hazırlanmaları gerekti ve neticede bize yaklaşık 15 şarkılık çok güzel bir repertuvar hazırlandı. Nil İpek Hanım'ın birbirinden güzel bestelerinin yanı sıra yanılmıyorsam bir Duman, bir Sakin bir iki de Ortaçgil şarkısı dinledik bu zarif ikiliden. Sakin özellikle beni çok etkiledi, önceden bilmediğim, bilmediğime de gerçekten üzüldüğüm bir parça çaldılar Sakin'den: Hamur İşleri. Nil İpek Hanım'ın üretim gücünden belki defalarca bahsetmişimdir ama bir kez daha yazıyorum tekrar. Kendisi çevremdeki en üretken insanlardan hatta sanırım en üretkeni, çünkü aynı anda farklı alanlarda yüksek kalitede üretim yapabiliyor. Gelelim Ozan Bey'e, kendisini tanıyanlar zaten bilir, hem müthiş bir müzik adamıdır, hem de çok değerli bir insandır. Onun eşlikleri şarkıları o kadar güzel doldurdu ki! Neyse kısacası iç güzelliklerini yaptıkları işe tamamen yansıtabilen insanlar bu iki insan. O yüzden görsel, işitsel bir şölen vardı o akşam 60 m2'de ve saf samimiyet. Yani kimi konserlerde böyle görsel ve işitsel şölenler büyük prodüksiyonların sonucunda oluşur ama bu konserdeki bu güzelliği sağlayan şey samimiyetti, onlar tamamen kendileri gibiydi ve zaten kendileri çok güzeldi, bize bu güzelliğe tanık olmak düştü sadece.


Yukarıda da belirttiğim üzere o gün fuarın ilk günüydü, fuar demek Tüyap demekti, Tüyap demek neredeyse Romanya demekti, onu da geçtim ilk fuarımdı ve günün gidişatını öngöremiyordum. Neyse yaklaşık 19:30 gibi oralardan çıkabildik, iş arkadaşımla beraber E5'ten tam gaz geldik. Kendisini de davet ettim bu güzide etkinliğe ancak dinlenmek istediğini söyledi, ben de dinlenme isteğimi tüm irademle bastırıp evimin yan sokağına kadar giden bu arabadan Çağlayan'da indim, metrobüs ve metro yaparak Taksim'e vardım. Nicedir görüşmediğim birbirinden güzel insanları da gördüm konser sayesinde, güzellikler birbirini çekiyor herhalde, onlar da bu güzel konseri izlemeye gelmişler bu çekimden etkilenip. Konser başladı ve su gibi akıp gitti. Kendilerine de ilettim son bir kaç senedir dinlediğim en güzel konserlerden biriydi. Ozan Bey bir kaç şarkıda gitar çaldı, ağırlıklı olarak klavye, Nil İpek Hanım da vurmalı ve telli çalgılarla kimi şarkıda Ozan Bey'e eşlik etti. Konser canlı olarak internetten yayınlandı ve şurada depolandı ki merak edenler dinleyebilsinler, 19. dakikadan başlamak üzere. Önceden binlerce kez dediğim gibi beni çok etkileyen bir müzik Nil İpek Hanım'ın müziği. Kendimi çok şanslı hissettiriyor bana böyle bir insanla beraber çalışmak, tanışmak, tıpkı beraber müzik yaptığımız diğer dostlarım gibi.


Neyse oradaki insanların da benimle aynı şeyleri düşündüğünden eminim. Müzik piyasalarının bundan haberi olmayabilir henüz ama bu konser hem İstanbul, hem Türkiye, hem dünya müziği için önemli bir adımdı. Ben buraya yazıyorum, sonra demiştim derim.

1. Bölümün Sonu


Bunun haricinde şöyle güzel haberlere denk geliyoruz bazen, bir de şöyle gözümüzü kapattığımız konulara... Geçtiğimiz haftadan bu gelişmeler hep. Bir de geçtiğimiz haftadan bir anmamız daha var. Vaktiyle kaydettiğimiz bir düet, yorumladığımız bir Vera şarkısı ile gerçekleştirelim anmamızı: Kürk Mantolu Madonna. Doğması zor, ölmesi kolay insanların anısına, iyi ki doğdunuz diyerek. Bir de servis hayatımız başladı dün, servisçi bizlere karanfil verdi. Ne kafalar yaşıyoruz belli değil. Neyse ki Başak Hanım'la aynı servisteyiz. Servis demişken bugün şunu yaşadım, üzüldüm. Yarın ve öbür gün vakit buldukça geçtiğimiz günleri anlatmaya devam edeceğim 2. ve 3. bölümleri de yazacağım. Pek çok olay yaşanıyor kaşla göz arasında tabi. Sevgiler!