Cumartesi, Nisan 20, 2013

Irizottoing


Bugüne bıraktığım ve detaylı incelemenizi istediğim 3 tane çok güzel çok umut verici proje var. Bu projelerin site bağlantılarını vereceğim, girin bir göz atın, takdir edin, ilham alın, en önemli kısım bu "ilham alma" kısmı bence.

İlk projemiz Bahadır Ağabey cephesinden geliyor, birbirinden güzel insanların el emekleri göz nurları işte tam burada: Gibi Design'a hoş geldiniz diyelim! Fikir, konsept her şey pek güzel! Evlerimiz neşeli olsun, biz de neşeli evlerin neşeli insanları olalım. Resmi siteleri burası, facebook sayfası burası, twitter hesabı ise bu. Siteyi bir turlarsanız neden, nasıl, kim gibi ana sorularınız layıkıyla cevaplanacaktır.

Bir diğer can projemiz ise Canan Hanım ve Zeynep Hanım'ın yepyeni giyim markaları Tug Fling! Siteleri henüz yapım aşamasında ancak aktif olarak kullandıkları bir facebook sayfaları mevcut. Girmişken röportajlarını da okuyun. Aynı zamanda güzel şeyler paylaştıkları bir adet tumblr, bir adet twitter, bir adet de soundcloud hesapları mevcut hatta! Neredeyse tüm oluşum sürecine aralıklarla da olsa şahit olduğumdan ve projeyi üreten insanları pek sevdiğimden olsa gerek, kendi girişimim kadar heyecanlıyım bu konuda da!

Bir tane de müzik paylaşımı yapalım ki hafta sonumuz güzel geçsin. Bir diğer güzel insanlardan müteşekkil güzel proje de Bade Hanım cephesinden geliyor. Saly Angoz. Çok resmi facebook sayfalarına buradan ulaşabilirsiniz, özellikle o sayfadaki kamera arkası videosunu izlemeden geçmeyin. Buradan da soundcloud üzerinden doğrudan dinleme yapılabilir.


Umut ve ilham çok uzağımızda değil, hep güzel insanlara denk gelmek dileğiyle. Bu arada dün geceki irizotto akşamı için Ilgın Hanım'a ve düne akşama dek çok zamandır adam gibi görüşemediğim dostlara bir sevgi göndermek boynumun borcudur, sevgiler. Bu linkler boşuna konulmadı, okuyun, tıklayın emi.

Cuma, Nisan 19, 2013

Kep veya Bone


O kadar çok ufak ufak not almışım ki son bir haftada şimdi hepsini bir yazıya yazsam, linklerin içinde boğulup okumaktan vazgeçeceksiniz, ben de diyorum ki bir kısmını bugün yazayım, vakit olursa diğer kısmını da yarın öbür gün yazarım. Geçtiğimiz iki gün Anadolu'daydım. Fabrikacılık yaptık, etrafa baktık iyice zengin bir fabrikatör var mı diye, fabrikada tütün saranları gözlemledik, yol arkadaşlığından normal arkadaşlığa terfi ettik, şarkı ruleti yaptık sıradan falan derken, keyifle bitirdik bu iki günü. Enteresan şeyler gördüm, bilmediğim şeyler öğrendim, farklı yorumlar duydum. Her hareketin bir faydası oluyor insana vesselam. Bu arada şehir dışındayken misal böyle oturup düzenli yazı yazamayacağımı bildiğim anlarda twitter işe yarıyor hakikaten, anlık tespitleri paylaşmada faydalı oluyor, hoş gerçi o kadar akıcı bir ortam ki yazılanlar boşa gidiyor gibi geliyor çoğu zaman ama olsun.

Neyse yazı daha fazla uzamasın diye hemen tavsiyelerime geçiyorum. Öncelikle bir kaç gün geriden takip edebildiğim gündemimize değineceğim. Kendi yardımına muhtaç insanların eline 3-5 kuruş para sıkıştırıp başından savmaya alışkın insanların yönettiği bir ülkedeyiz ya da her işini cebindeki parayı evrakların arasına sıkıştırarak çözmeye alışmış kişilerin mi demeliydim. Yazık yahu, insanlığın bittiği noktalarla ne çok karşılaşıyoruz değil mi, cehaletin, çirkinliğin ve de pişkinliğin en saf haline tanık oluyoruz senelerdir. Senelerdir derken sırf bu son 10 seneyi kapsarsam haksızlık etmiş olacağım keza bu tip çirkinlikler insanın olduğu her coğrafyada az ya da çok görülen şeylerdir, siyasi tercihten ziyade toplumsal alışkanlıkların sonucu normal ya da anormal karşılanır bu tip şeyler. Üzlüdüğüm ise son senelerde bu tip vahşiliklerin gitgide normalleşmesi, bizim de buna alışmamız. Bir diğer tüyleri diken diken eden gündem maddemiz ise Fazıl Say'a verilen cezaya dair. Gerçekten yazıklar olsun, bu kadar aleni bir şekilde kendinden olmayanla savaşanlar, kendi güttükleri mağdur edebiyatının temelindeki konuyla bile karşıdakine saldırıp üste çıkabiliyorlar, artık ne yazık ki doğruyu söyleyen değil çok bağıran kazanıyor. Rasim Ozan Kütahyalı kafası, o adamdan vücut bulmuş bir ülke gibiyiz, salyalar saça saça, nefret kusa kusa ve karşıdakini asla dinlemeden, bilmediğimiz şeylerin doğruluğunu savunuyoruz. Yazık! Müstakbel ülke başkanımız değil miydi senelerce kendi yazmadığı bir şiirden hapis yattığına ağlayan, gördük hepimiz düşünce özgürlüğünü, hep görüyorduk gerçi de bir tur daha gördük, daha da göreceğimizi de öngördük böylece.


Derin nefesler mi alıyorsunuz, bir tur atıp mı geliyorsunuz ne yapacaksanız yapın daha güzel şeylerden bahsedeceğim artık. Cânım dostumuz Nil İpek Hanım'ın röportajını gördük geçtiğimiz hafta. "Mıy mıy pop"un kraliçesi başlığıyla. Okuyun ve anlayın ki bir insan samimi ve güzelse yaptığı her işe de bu özelliklerini yansıtabilir. Ayrıca ilkini kaçıranların kahrından öldüğünü bildiğim bir konser haberim var bu konuyla ilgili. Nil İpek Hanım ve Ozan Bey ikilisi ayın 24'ünde yani haftaya Çarşamba akşamı tekrar 60 m2'de olacaklar. Geçen konserleri hakkında bir fikrim olsun diyenlerinizi şuraya çağırıyoruz, burayı okuyan herkesi de konsere.

Bu yazıda değineceğim son iki şeyden biri de şu ki Finlandiyalı dostum Emil Bey ile mailleştik geçtiğimiz günlerde. Kendisi de bana yeni grubundan ve kendi solo işlerinden örnekler gönderdi. Sizle de paylaşayım şöyle azıcık sıkı durun, sert durun, delikanlı desinler, metalci sansınlar. Grubunun klibine buradan ulaşabilirsiniz ki uzun saçlı yiğit de bizim Emil Bey, kendi solo projesinden bir kupleye ise buradan ulaşabilirsiniz. Soğuğun verdiği bir sertlik var tabi bölgede, canavar adamlar bunlar hep.

"Hayattan zevk almıyorum, işyerinde de mutlu değilim, başarılı olduğumu düşünmüyorum." Bu cümleler beni derinden etkiledi iki gündür, sadece benim değil neredeyse sevdiğim ve üç aşağı beş yukarı aynı yaş grubunda olduğum arkadaşlarımın %95'inin her gün kurduğumuz cümleler bunlar, sonumuz hayır olsun, diyene değil dedirtene bakalım lütfen, evet.

Cuma, Nisan 12, 2013

Panoramik


Tabi ki dün de yoğun tempomdan ödün vermedim. İşten çıkınca Yiğit Bey'le randevulaşmıştık. Artık yeni bir kaydın zamanı gelmişti ve Toz'un kaydı sürecinde aldığımız keyif ve tatmin birlikte bir şeyler yapma isteğimizi sonsuz eylemişti. Gün içinde de tesadüfen Nil İpek Hanım'la konuşunca Yiğit Bey'e beraber gitmeye karar verdik. Tünel'de buluştuk bir lokma bir şeyler atıştıralım diye Mustafa Amca'ya giderken yan dükkanda Katia Hanım'la karşılaştık. Oturduk, onunla ve arkadaşıyla tostumuzu yedik, sohbetimizi ettik, dondurmacılardan konuştuk. Bu güzel karşılaşmayı ardımızda bırakıp Yiğit Bey'e devam ettik sonrasında, biraz sohbet muhabbet, biraz kurulum derken başladık gitar kaydına. Bir yandan da birbirimize şarkılar dinletiyoruz, neyse vakit güzel ve hızlı geçti, umarım kayıtsal anlamda da verimli geçmiştir. Sıradaki adımlar davul, bas, vokaller ve nüanslar şeklinde olacak herhalde. Neyse ben şimdiden heyecanlandım Saray için, bence siz de heyecanımı paylaşabilirsiniz. Kayıt gelene kadar buradan iki kişilik canlı ses kaydına, buradan da geniş kadrolu konser video'suna ulaşabilirsiniz. #saraylaryanmasın heçtegiyle bu ay boyunca ahahhaha şaka şaka. Tam hakimiyetim yok zaten twitter'a. Bizim kuşakla bizden 4-5 sene sonraki kuşağın en büyük farkı da bu, twitter hakimiyeti. Allah daha büyük dert vermesin diyor diğer paragrafa geçiyorum.


Gelelim diğer güzel gelişmeye. Hatırlarsanız belki geçtiğimiz yaz Can Bey ve Duygu Hanım'la bir film projesine soyunmuştuk. Öbür Taraf adında. Ben de bu projenin müzik direktörlüğünü üstlenmiştim. Yani film boyunca kullanılacak müziklerin tespiti ve yerleştirilmesi. Can Bey bu esnada bir sahnede Cennet Bahçesi'ni kullanmak istediğini söylemişti ilerleyen günlerde, ben de sevinerek "Neden olmasın?" demiştim. Neyse araya yoğunluklar girince filmin çekim süreci biraz askıda kaldı, kış kıyamet geçti o esnada, bakalım havalar güzelleşince filmi bitirir miyiz bilmem, ancak Can Bey Cennet Bahçesi'ni kullandığı sahneyi elindeki görüntülerle tamamlayıp Cennet Bahçesi'ne bir klip oluşturdu. Ses olarak bizim evde kaydettiğimiz video'nun sesini kullandık ve ortaya bence çok hoş bir şey çıktı. Şaka maka Emir Bey'in de ilk klibi böylece ortaya çıkmış oldu. Ölümden kaçamayışı anlatan bir sahnede kullanılan şarkının adının da Cennet Bahçesi olması ayrıca iç rahatlatıcı. Yönetmenliğinden ve emeklerinden ötürü Can Başkan'a, güzel oyunculuğu için de Duygu Başkan'a sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Buyurun buradan hep beraber izleyelim:


İzlediysek kaldığımız yerden devam ediyoruz, hayat bu, rakıyla rakılmıyor. Çağımızın en alkolsüz insanlarından biri olarak "Yeni Rakı" reklamı tadında bir klibim olması da medeniyetler beşiği bir insan olmamdan kelli herhalde. Neyse ne diyorduk, dün akşam Yiğit Bey ve Nil İpek Hanım'dan ayrıldıktan sonra hatta çok kısa bir süre de olsa Levent Bey ve Asena Hanım'a da "merhaba" dedikten sonra, Karaköy'e indim hızla yürüyerek ve vapura bindim. Aylardır fark etmemişim hayatımdaki eksiği! Ne güzel şeydir vapur, İstanbul'u deli gibi sevme sebeplerinden en delirteni belki de. Tıpkı Saray'ın sözlerini yazdığım gece gibiydi, vapurda, arka açıkta, Topkapı'nın önünden süzülürken! Güzel bir tesadüf, benzer başlangıçlar.

Son olarak değinmeden geçemeyeceğim bir konu da şu boynumun ağrısı. Ensemin sağ arka tarafında hafta başından beri peydah olan bu ağrıya "uyuyup uyanalım geçer" mantığıyla yaklaştım, beraber 4. günümüze girdik sanırım. Sanırım ruhani ağrılar, fiziksele dönüyor zamanla. Neden mi ruhumuz ağrıyor? Bundan ve şundan mesela, en çok da bunlardan! Her yeni saat yeni bir ruh ağrısı kazanıyoruz, neyse ağrıtmayalım daha fazla. Hemen iki, üç müthiş şarkı koyalım da ruhumuzun ağrısı dinsin. İlki King Crimson'dan geliyor -ki önceden buraya koymuşum bu parçayı bir ara- Three of a Perfect Pair, ikincisi Emerson, Lake & Palmer'dan geliyor From the Beginning ve sonuncusu Infected Mushroom'dan geliyor Converting Vegetarians. Sondan ikinciyi -ki baştan da ikinci oluyor- dinlettiği, sonuncuyu da hatırlattığı için Yiğit Bey'e sevgiler. Sevgiyle kalın.

Perşembe, Nisan 11, 2013

Göztepe


Yazacaklarımızı ufak ufak not almıştık, şimdi o notları birleştirme ve buraya aktarma günüdür, dünyanın tüm notları birleşin! Forum'dan bu yana az uyku adetimi gelenekselleştirdim, artık neredeyse hiç uyumuyorum, nasıl? Bence çok iyi. Haftada 1-2 gün 7 saat uyuyorum, kalan günlerde 4-5. Neyse uyuyup büyüyecek yaşı geçtik. Geçen gün bir yerde doğum yılımı söyleyince "Neler yaşadın da bu kadar yaşlandın?" diye sordular. Ahahah. "Nerem yaşlı artiz?" de diyemedim tabi ki. Neyse böyle teyze deyince fenalaşan "abla" tribine girmeyelim şimdi. Ne diyorduk notlar diyorduk.

İlk notumuz cânımız dostumuz Nil İpek Hanım'la ilgili, hatta ilk iki notumuz. Önce şuraya tıklıyoruz ve blog'una varıyoruz, karşımıza çok güzel bir ejderha çizimi ve öyküsü çıkıyor, aylar evvelden gelen. Ben okuyalı çok olmuştu, bugün bir tur daha keyifle okudum, siz de okuyun buyurun ve çizimi de detaylı inceleyin lütfen. Bir de bu yetmiyormuş gibi -önceden de bahsetmişimdir ama tekrar ediyorum çevremizdeki en "çok yönlü üreten" insandır kendisi- müthiş bir kayıt paylaştı kendileri geçtiğimiz günlerde. Sakin'in Hamur İşleri diye bir şarkısı var en azından bir kez paylaşmıştım burada diye hatırlıyorum, çok güzel bir şarkı. Çok geç fark ettim bu güzel şarkıyı ben, bu şarkıya öyle bir dokunmuşlar ki Nil İpek Hanım ve Ozan Bey, şarkı en güzel olmuş. Bu "en güzel" deyişimde muhakkak ki benim melankolik müziklere olan zaafımın payı büyük ama çok çok güzel gerçekten de. Hiç bir yere gitmemek için kör taklidi yapıyoruz ya hepimiz, belki de bu yüzdendir beni bu kadar etkilemesi, cesaretim olsa filmi de izleyeceğim dün dediğim gibi ama yok. Buraya tıklayın ve bu şarkıyı en az bir kaç defa dinleyin, ben 2 gündür aralıksız tekrarlardayım misal, beni örnek alın bu konuda. Dinleyince gerçi hiç gerek kalmayacak bunca söze ya neyse.


Bir diğer mevzumuz ise can sıkan konulara dair. Polis'e itaat edin ki, her fırsatta ağzınıza yüzünüze biber gazını sıçratsınlar. Her zaman "doğrunun" yanında biliyorsunuz bizim polisimiz. Parası olanın, "yenilikçi" olanın, hırlayıp gürleyenin savunuculuğunu üstleniyorlar. Dicle Üniversitesi'nde Hizbullah'ı koruyan bir polis gördük en son. 2 kez şaşıralım tabi bu konuya, bilmiyorum bilir misiniz Hizbullah bizim devletin en sevdiği el yapımı terör örgütlerimizden, hani insanları öldüren betona gömen adamlar bunlar hatırladınız mı? Üzerinden biraz vakit geçince de affedilen ve yurt dışına çıkmasına müsaade edilen bir lider kadrosu vardı bu örgütün. İlk etapta "Aaaa devlet hiç terör örgütünü destekler mi?" diye şaşıralım, nedenlerini araştıralım, her yerde yazıyor çünkü herkes biliyor ben detaylı yazmayacağım tekrar. Sonra da bir olay çıkıyor, olayı çözmekten ziyade tabi ki taraf oluyor bu sefer devletin pırlanta gibi kolluk kuvvetleri ve bilin bakalım kimin tarafını tutuyorlar? Ne Hizbullah mu? Olur mu canım hiç! Bin tane sinir bozucu gündem varken ben bunu seçeyim istedim bugünlük, bu Allah'ın Partisi mevzusu canımı fazlaca sıktığı için. Neyse yazın sağa sola Dicle Üniversitesi diye okuyun, hatta daha meraklıysanız Hizbullah yazın onu da okuyun. Neyse daha fazla hararet yapmadan geçiyorum bu konuları. Polis gününü hâlâ kutlayanlar var yahu bir de, yapmayın etmeyin!

Geriye son bir müzikli paylaşım kaldı, Tayfun Bey, Yerli'de (Açık Radyo) yine pek güzel bir program yapmış, biraz geç takip ediyorum ancak sağolsun o da yayınlıyor. Buradan buyurun bu güzel listeyi ister dinleyin, ister indirin. Hem içinde tanıdık tınılar da var! Sinir bozucu olaylarla değil müzikle kalın diye müzikli sonlandırmaya gayret ediyorum yazımı, böyle havalar da olmaz olsun! İyi günler.

Salı, Nisan 09, 2013

Tıpkı Ağaçlar Gibi


Dün akşam pek güzel seçim ve sonuçlara vesile olan bir başkanlar konseyi sebebiyle bugün güne uykusuz başladık. Olsun, Leo dediğin uykusuzluğa ve tempoya alışık insandır, hem de böyle güzel insanların seçimi için, onları desteklemek için mesai harcamak pek de güzel! Neyse kendilerine klasik cümlemiz olan "çıktıkları yolda başarılar diliyoruz" diyor konuyu değiştiriyoruz.

Dün gece pek güzel bir mail gelmiş Nil İpek Hanım'dan heyecanla onu toplumla paylaşmasını bekliyorum, çok çok güzel bir şarkıyı Ozan Bey'le tabi ki çok çok çok çok güzel bir şekilde kaydetmişler. Ben şanslıyım loop'lara alıp alıp dinliyorum şu an, dilerim sizler de alabilirsiniz en kısa zamanda. O en kısa zaman geçene dek sizler buradan bu güzel şarkının esasını öğrenin: Hamur İşleri. Vallahi korkuyorum üzücü bir film diye izlemeye. Takatim kalmadı artık hüzne kedere boğulduk.

Thatcher ölmüş. Kimisi demiş ki: "Ne olursa olsun ölenin ardından sevinilmez, kutlama, parti yapılmaz." Ben de diyorum ki birinin ölümüne bunca insan bu kadar seviniyorsa bir inceleyin neden öyle olmuş diye. Bu kadın, bir kaç devirdaşıyla beraber neoliberalizm denilen mevzunun vücut bulmuş haliydi. Şimdi arkasından sözlükte, sağda solda, gazetelerde, bloglarda yazanlar var ya, "öyle demeyin çok önemli işler yapmış, ekonomiyi dinçleştirmiş, İngiltere'yi onurlu bir yere taşımış" diyenler, işte özellikle onlar hiç mıymıylık yapmasınlar, "ay çok çalışıyoruz, mesaimizi ödemiyorlar, hafta sonu işe gidiyoruz, maaşımız kuş kadar, eğitime para döküyoruz, sağlığa da, yıllık iznimizden çaldılar" falan filan diye. İşte neoliberalizm budur. GGŞ'nin ta kendisidir, bir de yavaşça açılanıdır. Hayatta sizi mutsuz eden 10 şeyden 8'inin asil, diğer ikisinin de ikincil sebebidir neoliberalizm. Thatcher = Neoliberalizm. Her şey açık mı şimdi? Demiyorum gidip biz de partiler yapalım ama yapanları da zerre kadar yadırgamıyorum. Sanki bizim ülkemizde durum farklı, şu an herhangi bir görüşten herhangi bir lider ölse, arkasından halay çekecek milyonlar var yahu, ikiyüzlülük etmeyelim.


Britanya'dan konu açılmışken, sözlük'te gezerken J. R. R. Tolkien başlığını gördüm, enteresan bir şekilde popüler başlıklar arasında, neler oluyor diye girdim bir tur baktım, bilirsiniz şu hayatta en çok zaafım olan konulardan biridir bu insan. Birileri yazmış: "Hakkında bu kadar entry yazılınca dirildi sandım." diye. Hahahahah çok takdir ettim, eminim yeni bir geyik değildir ama takdire şayan.


Gelelim bir diğer mevzuya, Hayri Efendi, yıllar sonra eski albümlerimizi yayınlamış soundcloud üzerinden. Khazad-Dûm ve Noro lim Asfaloth! adlı iki tane çok sevdiğim eser vardır, ilk albümümüzde, benim bestelerin üzerine Hayri Efendi'nin akışına icrâsıyla oluşmuş eserler. Buyurun buradan kulak kabartın.



Son olarak soruyorum: Peki bu havalarla ne yapacağız seni İstanbul?

Pazartesi, Nisan 08, 2013

Liboş



Vallahi kaç gündür kaçıncı açışım kapayışım burayı, ergenlik yapmak istemiyorum ama yazasım gelmiyor pek bu aralar, aksiyonu azalattım herhalde hayatımda o yüzden. Hafta sonu daha dinlenmeli geçti, bakalım önümüzdeki günler neler gösterecek. Sırf yazmış olmak için yazdım ha çok net! Ahahah, kusuruma bakmayın bari bir şarkı hediye edeyim size bir saniye. Sıradaki şarkımız Zi Punt'tan geliyor, albüme isminin yarısını veren parça: Nudge. 2008'de bu albümü çıkartan grup şu an öyle bir kaybolmuş durumda ki izini bulamadım. Dinleyin bakalım sonra da temposuna, güzelliğine hayran kalın bence.

Böyle de liberal yazar pozu veririm, bıyıkla ve kemik gözlükle, rabbim kimseyi liberal yazar yapmasın, amin.

Çarşamba, Nisan 03, 2013

Üzerimde Kehanetin *


Yoğun bir hafta sonu geçirdim. Yine havalı bir giriş yaptım blog yazıma evet. Çarşamba gecesi -hemen altta da bahsettiğim üzere- Merve Hanım'a açılarak kafamdaki tüm stresi attıktan sonra, Cuma sabahı kendimi Antalya yollarına vurdum. Forum Tema için Antalya'da Side'deydik. En kalabalık kulüp ve en kalabalık yönetim çevresi tabi ki bizimkiydi adet olduğu üzere. Seçimler ve toplantılar önem arz ediyordu, bizim için değerli isimler önemli görevlere geldiler. Forum'un en keyifli yanı Gala'ydı sanırım, Gala'nın da tek eksiği -valsi saymazsak- çift olarak dans edebileceğimiz bir müzik çalınmamasıydı. Nice genç kadın nice genç erkek dansa kaldırma ya da kaldırılma hayallerini yutup kendini halaya verdi bilemezsiniz. Neyse Tolay Bey'lerden, devraldığımız gitarist/solist geleneğini de elimden geldiğince sürdürmeye gayret ettim bu forumda. Boşa taşımamalıydık o gitarı tabi. Bir yandan eski kadroların hemen hepsiyle tanıştığımı bir yandan da yenilenen kadrolara normal olarak yetişemediğimi hissettim. Neticede dostlarla İstanbul dışında bir kaç gün geçirmek her zaman müthiş keyifli oluyor. Üzerinden 2-3 gün geçti ancak normale dönmeye başladım. Bir de bize ulaşım sponsoru olan; ablamı, eniştemi ve yeğenlerimi görmeme vesile olan, Belek üzerinden Side'ye gelen Orçun Bey'e nice teşekkür etsek azdır. Kendisini İstanbul'da da görmek dileklerimizle.


Havaların, hafta sonunun, kafa dengi insanların, güzel vakitlerin, hayallerin, amaçların etkisiyle de olsa gerek, yine pek çok şeyi sorguluyorum, anlatmaya, yazmaya, konuşmaya çekiniyorum. İçimi döktüğüm herkesi üzüyorum çünkü bir şekilde, içimdekileri yutmaya, unutmaya ve susturmaya çalışıyorum ve belki alışmam lazım diyorum. Bildiğiniz üzre neşe gibi keder de paylaştıkça çoğalabiliyor keza. Neyse geride bırakalım şu an dertleri tasaları. Dünyanın başında bu kadar büyük dertler, bu kadar büyük kötüler varken benim dertlerim çok çok ufacık kalıyor.

Neyse geçelim müzikli konulara ki kafamız dağılsın, kafamız açılsın. Yasemin Mori'nin yeni albümü Deli Bando'dan Üzerimde Kehanetin * adlı pek güzel bir şarkının video'su gelecek şimdi. Video işinin içinde Levent Bey'in ve Asena Hanım'ın parmakları da var hem. Neyse izleyin pek keyifli bir video zaten, projenin içinde güzel isimler var hep ve güzel oluşmlar Hafif Müzik, Kanyon, Nokia Lumia ve House Cafe gibi. Bak öyle kolay kolay da reklam yapmam ama bu konserleri çok beğeniyorum. Neyse video'da izleyeceğiniz konseri -şansımız yaver gitti- biz orada dinledik/izledik. Bir de Mabel Matiz'in video'su var benzer şekilde, pek güzel bir performans o da, Yaşım Çocuk şarkısını çalıp söylüyorlar. Bir de Selim Saraçoğlu sonunda bir soundcloud hesabı oluşturmuş, ben kendisini canlı dinleyip çok beğenip buraya da yazmıştım, aldığım duyumlara göre ben dinlediğimden bu yana çok değişmiş dış görünüşsel olarak ama kendi gözümle görmeden o konuda yazmak istemiyorum, şimdilik güzel müzik var dediler, paylaştık deyip geçiyorum.