Salı, Ekim 22, 2013

17 Kaplanla Savaş Sanatı


Bugün 10 kaplan gücünde bir pazartesi atlattık, hatta 15, benim için öğleden sonra 17'ye çıktı çünkü 2 kaplanlık bir grip illetiyle daha uğraştım. Aman canım 2 kaplan da neymiş demeyin, insan aynı anda 2 kaplanla birden başaçıkamayıveriyor hele 15 tanesi de en ufak bir zayıf anını kolluyorsa pusuda. Neyse şu an ağzı burnu dağıtmış durumdayım, yarın rapor alma planları içindeyim, doktora gitmeliyim, yaklaşık 2 aydır önleyici müdahalelerle (pre-emptive strike) engel olduğum soğuk algınlığı türevi hastalık şu an kabus gibi üzerime çöktü. İş yerinde 6 milyon kez hapşurup 15 kez falan sümkürünce anlamalıydım işlerin bu noktaya varacağını. Bir de kırçıllı boğaz ve %75 tıkalı burun var ki hiç sevmem, düşman başına.

Çok keyifli bir tatili geride bıraktım ve belki de hayatımda ilk kez bir bayramı bayram olarak değil de tatil olarak geçirdim yarım gün hariç. Benim için şehirleri, mekanları, evleri önemli ve özel kılan tek şey içindeki insanlardır, bu sebepten ki Merve Hanımcığım'la gittiğim için güzeldi mesela Antalya, orada Orçun Bey ve Uraz Bey olduğu için, Uraz Bey'in kardeşi ve erasmûsî dostlarıyla birlikte Emir Yargın Efendi'yi ziyaret ettiğimiz için, 24 saatten kısa sürede maksimum Alanyasal verimi alabildiğimiz, Murat Bey'e denk geldiğimiz, Fadime Abla'yı gördüğümüz, kafa dengi yeni dostlar edindiğimiz için, Cansu Hanım'la havaalanında da karşılaşabildiğim için misal. Bildiğim bir şehirde olmak güzel tabi yine de, havasını tanımak, suyunu tanımak, insanını tanımak, semtlerini tanımak, yollarını tanımak önemli hep. Gerisi huzur, mutluluk, heyecan, şımarıklık, eğlence, keyif, sevgi.


Güzel şeylerden bahsettim tam kalbim yumuşuyordu ki yine vahşiler girdi aklıma, baltayla, vinçle, taşla, yumrukla. Kötülüğün egemenliği altında yaşadığımızı bilmek ne acı, tüm savaşımız da buna karşı ama tüm iyi niyetimizi yok edecek kadar acımasız hamleler geliyor sürekli, gerçekten kötü bu adamlar, şeytan bunlar şeytan ve hatta deccal dedirtecek, insanı bir anda Erbakan Hoca'ya bağlatan cümleler kurdurtacak. Yüzlerce binlerce ağacı kesmek, kanunsuzca, yangından mal kaçırır gibi, sinsice, kalleşçe. Başçakalın haleti ruhiyesi şehri yöneten belediye çakalına sirayet ediyor (hangisi daha iğrenç bilemedim) sonra bir bakıyorsunuz belediyeye çalışan onlarca minik çakal yeri gelince belediye çalışanlarının da haklarını canıyla başıyla savunan gençlere, çocuklara saldırıyor. Aaah ah! Gerçekten sürekli of çekiyorum kendi kendime ooof'lar çekiyorum, ülkeyi yönetenler ciğerime oturmuş da kalkmıyorlar gibi. Birileri dedi de yayıldı bir anda; fidanları asmayı, kesmeyi, yakmayı sevenlerin soyundan ya da soysuzluğundan geliyor hep iktidar, ne kadar mağdur görünmeye çabalasa da elindeki gücü zulmederek kullandığı her an geçmiştekilerden daha da zalim daha da vahşi olarak beliriyor karşımızda.

Duygu Hanım şöyle yazmış: "İnsanın doğayla mücadelesine çok tanık oldu dünya ama doğanın bir hükümetle bu kadar mücadelesine ilk kez tanık oluyor bence." Kötülükle iyiliğin savaşına bir kanıt daha, taraf seçme lüksünüz yok, gücünüz yettiğince direnmek ve gücünüz dahilinde savaşmak zorundasınız hepsi bu. Burayı lütfen okuyun, üniversitenin kendi sayfasından. Aaaah ah, ülkenin en zeki adamlarının, en sağlam akademisyenlerinin düşürüldüğü şu çaresiz duruma bak, karşılarında savaşamayacakları kadar yüzsüz bir bayağılık var sadece, muhatap bile almak dert.

Son olarak bir güzel haberle bitireyim yazıyı, içimiz şişik kalmasın, Karga'nın albümü artık yayında, tam buradan indirebilir ve dinleyebilirsiniz, çok şahane bir albüm, vaktim olursa detaylı bir albüm yazısı yazmak da isterim. Sayfaya tıklayınca açılan müzik sizi korkutmasın, durdurmak, kapatmak ya da kısmak isterseniz sağ üstte ufak bir müzik çalar var, sistem ondan ibaret.

Bugün de ölmedik ya bir süre daha ölmeyebiliriz bence. Diyeceklerim bu kadar.

Çarşamba, Ekim 09, 2013

Gümüş


Hafta sonu Merve Hanımcığım ile beraber Anish Kapoor sergisine gitmeye karar verdik, Atlı Köşk'e. Konuyla ilgili instagram'dan gerekli paylaşımları yaptım ve beklediğim yorumları da aldım. Adamın belli uzuvlara bir zaafı olduğunu düşünüyoruz, konuyla ilgili görsellere denk geldiğinizde bu fikri paylaşırsınız ya da paylaşmazsınız tabi ama bu bizim yorumumuz. Çok zamandır yapamadığımız bir şekilde bir kültür/sanat gezisi de yapabilmiş olduk böylece. Darısı nice konsere, sergiye ve benzeri etkinliğe. Bir de geçen günlerde annem, Züriye Teyze ve Enis Ağabey'le Kubbealtı Cemiyeti'nin Gençlik Korosu konserine gittik, ne uzak kalmışım farkında olmadan Türk Müziği'nden, ne özlemişim bir de onu anladım.


Gelelim müzikal gelişmelere. Üzerimden Tanışma'nın mutluluğunu hâlâ atabilmiş değilken bir diğer güzel haber de Karga cephesinden geldi. Kadıköy'ün en sağlam kalelerinden biri olan Karga bu hafta sonu söz temalı 4. derleme albümünü yayınlıyor. Yanlış hatırlamıyorsam  2. derleme albümde (Kompile Karga 2) Sakareller'in Sandık'ı açılış parçası olmuştu. Sandık'ın benim için önemli yanı Yarı Ömür EP'siyle beraber sadece performans anlamında değil kaydında da yer aldığım nadir Sakareller eserlerindendir. Çok severim Sandık'ı da. Neyse bu albümde de benim Toz şarkıma yer vermişler. Hani Yiğit Bey'le kaydettiğimiz, Canberk Bey ve Nil İpek Hanım'ın zarif icralarıyla güzelleştirdikleri, sözleri Berat Hanım'a ait olan parça. Daha da güzeli pek çok sevdiğim müzisyenle ve çok takdir ettiğim şarkılarla aynı albümde olmak. Orkun Tüzel, Selim Saraçoğlu, Şirin Soysal, Mabel Matiz, Ceyl'an Ertem, Can Güngör, Cihan Mürtezaoğlu ve daha niceleri. Sanırım Cuma akşamı albüm online olarak ulaşılabilir olacak Karga'nın sitesinden, Cumartesi akşamı da Karga'da güzel bir etkinlikle albümün lansmanı yapılacak, ben Antalya'ya doğru yola çıkıyor olduğum için o saatlerde katılamayacağım ama nice güzel insan ve pek güzel müzikler olacaktır o gece, katılın derim. Tayfun Bey bu albümdeki parçaların bir kısmını geçtiğimiz programda çaldı sanırım Açık Radyo'da Yerli'de, komik bir şekilde o gün de programı kaçırdım ama olsun, nasip değilmiş.


Tanışma demişken, şarkıyla ilgili müthiş bir analiz yazısı yazmış Esrim Körfez! Vay arkadaş dedim, bu denli dikkatle dinlenmek bile inanılmaz bir heyecan kaynağı bence! Yeni kayıtlara yelken açmanın vakti geldi, devam ettiğimiz bir Saray süreci var, ardından da belki Basit gelir, kim bilir? Zaman gösterecek. Bunun yanı sıra DemSessions'la ilgili ufak tefek gelişmeler var ama heyecanımızı saklı tutup anlatımını zamana bırakıyoruz. Amaçlarımız doğrultusunda fazlaca çaba harcayıp çırpınsak da sonuçlarını ufak ufak almak öyle güzel ki, umuda giden yolda "aslında umut yok" cümlesini duymazdan gelerek atacağımız daha nice adımlara.

Cuma, Ekim 04, 2013

"Kulaklarımda dans eder hâlâ sesinin tonu."


Tanışma sonunda yayında! Çok mutluyum bu konuda, Toz'u yayınladığımızdan bu yana bu kadar mutlu olmamıştım. Yine Toz'dan sonra gelen tek yüksek kaliteli kaydımız da bu zaten, yani ikinci single'ım diyebilirim. Şu aşağıya tıklayın, açılan sayfadaki soundcloud oynatıcısından şarkıyı dinleyebilirsiniz ama bence siz beni dinleyin, o orada çaladururken aşağıdaki indir yazan yere basın ve Nil İpek Hanım'ın tasarladığı zarif kartonetiyle beraber albümü bilgisayarınıza, telefonunuza indirin, arşivlerinize katın, yolda, belde dinleyin beni hatırlayın. 




Bu kaydın bunca güzel olmasının sebebi tabi ki öncelikle bu şarkının da sözlerinin bir kaç diğer şarkım gibi Levent Sevi Bey'in bir şiirden oluşması. Öyle güzel anlatmış ki zaten o anları, bana da bu sahneyi müziklileştirmek kaldı sadece. Elimden geleni yaptım, bu bahsettiğim 3-4 sene öncesi. Sonra, yine 3-4 sene öncesinden bahsetmeye devam ediyorum, Emre Malikler Bey'le bunu kaydetmeye karar verdik, bu kendisiyle yaptığımız ikinci kayıt olacaktı. Böylece Tanışma'nın ilk kaydını yapmış olduk, o gün elimizden gelenlerle yapabileceğimizin en iyisini yapmıştık, aradan geçen zaman, köprülerin altından akan sular bizi daha iyisini, daha çağa ayak uyduranını yapmaya zorlayınca da şol yukarıda dinlediğiniz kayıt ortaya çıktı. Eski kaydın trafiğine ve düzenlemelerine genel olarak sadık kalıp, ortaya çıkan şeyi nasıl daha da güzelleştiririz dedik. Bu noktada Emre Bey yine yıllar evvel olduğu gibi ve yıllardır yaptığı gibi şova gitti. Ortaya böyle bir şey çıktı. Yine bu şarkıyı da bir başka zarif soloyla taçlandırmayı da ihmal etmedi. Güzeller güzeli dostumuz Nil İpek Hanım da gerek zarif sesi gerek -eskisine sadık kalarak yenilediği- çizimleriyle kayda ve kartonete her zaman olduğu gibi müthiş katkılar sağladı. Neyse ilk single'ım olan Toz'dan onun ve yapım sürecinden nasıl memnunsam bundan da aynı derecede memnunum! Böyle böyle elimizden geldikçe, vaktimizden arttıkça biriktirmeye devam edeceğiz, biriktirmek zorundayız da yaşayabilmek için zaten.


Levent Bey dedik, şiir dedik, Toz dedik, Yiğit Bey dedik, hemen konuyu bağlayıp Evden Uzakta'ya geçeyim. Dostlardan oluşan bir ekibin ortaya çıkarttığı muhteşem bir müzik programı olduğundan haberdar olmayan yoktur sanırım Evden Uzakta'nın. Cümle de zorlandı ama devrilmedi. Son bölümde konukları Jehan Barbur. Ben kendisinin müziğini çok sevdiğimden midir bilmem aşırı güzel geldi bu bölüm bana, ada müthiş, sesler müthiş, müzisyenler müthiş, şarkılar müthiş, daha ne olsun. Vakit ayırın 3-4 şarkı dinleyin sizler de, bir önceki bölüm konukları da Yok Öyle Kararlı Şeyler, o bölümü detaylı izleyemedim ama yakında izleyeceğim, buyurun sizler de göz atın.


Biraz daha müzikten gidelim. Bu aralar öyle çok müzik dinlemeye vaktim olmuyor ama şu Nokia Music olayı gerçekten de başarılı bir olay, daha doğrusu diğer listeleri çok kurcalamadım ama editörün seçimleri listesinde hakikaten birbirinden sıra dışı iyilikte şarkılar var, tür sınırlaması olmaksızın. Buradan o editör her kimse kendisini tebrik ediyorum, beni de işe alsınlar ben de liste yapayım diyorum Sizlerden bir bu EP'yi (Angel Haze - New York EP), bir de bu şarkıyı (The Weeknd - Wicked Games) dinlemenizi rica ediyorum.

Yazıyı önce müziğe boğdum ki havalarla iğrençlikte yarışan ülke gündemimiz sona kalsın, hatta bu konuları yazmaya takatim kalmasın. Uyuşturucu çeteleri şehrin göbeğinde çocukları öldürüyor, polisler suçun gizlenmesine ortak oluyorlar, bir cenaze inat yüzünden 3-4 gün kaldırılamıyor, ülkece paket be paket demokratikleşiyoruz yine, her yapılan eleştiri karşısında "ağzımızla kuş tutsak yine beğenmeyecektiniz" yüzsüzlüğüyle karşılaşıyoruz, "ya sabır" diyoruz. Birileri andımız diyor, diğeri başı kapalı insan nasıl kamu alanında olur falan diyor, yani neticede muhalefetin seviyesi tam da iktidarın hayal ettiği ve kafasında evvelden kurguladığı şapşallıkta, bravo. Bir yandan devlet eliyle, teşviğiyle yapılan tecavüz, taciz, şiddet, cinayet gitgide ayyuka çıkıyor, daha üzüldüğüm şaşırdığım şey ise olanlardan hiç haberi olmayanların yanı sıra görüp de inkar edenlerin olması. Derece derece bence bu durum, görmeme en altta, bir üstü görüp görmezden gelme, bir üstü görüp yorum yapmama, bir üstü görüp haklı bulma ve destek olma, en üstü de böyle yapılması konusunda emir verme ve uygulatmak için her türlü teşviği buyurma. Canavarlık basamakları bunlar işte. Tırmanmayın bu basamakları, en saygı duyduğunuz insanların bile bazı şeyleri çarpıtarak söyleyebileceğine inanın, farklı kaynakları da araştırın, doğruların peşini bırakmayın," belgeler var", "bilgiler mevcut" gibi söylemler duyunca varmış deyip geçmeyin, "neymiş", "hani bakalım" diye sorun, lütfen lütfen lütfen. Başka türlü olmayacak, vicdansızlığınıza inanmak inanın çok daha zor çünkü!

Not: "Gel bir hele bir şey diyeceğim." ismini verdiğim fotoğrafı Nil İpek Hanım'ın blog'undan çaldım ama çok beğendim yapacak bir şey yok. Adidas All Originals partisi, Emir Yargın Efendi konseri hatırası.