Cumartesi, Kasım 22, 2014

Bazı Müzikler Pek Güzel Pek Dinlenilesi


Bugünlerde müzik piyasasında bir yıl sonu heyecanı var herhalde, kafamı ne tarafa çevirsem yeni albümler, yeni şarkılar, yeni kliplere denk geliyorum ki çok da güzel çok da iyi oluyor.

Nefret dolu yazılar yazıp da "nefretinde boğul" tarzı yorumlar almak (bakınız bir alttaki yazı) ve ülkede bir gram değişen bir şey olmaması gerçekten de nefretimde boğulmamak için müziğe sarılmaya itti beni biraz. Bol bol müzik dinledim geçtiğimiz günlerde, şimdi sizlerle de payalaşacağım bu güzelliklerin bir kısmını.

Bir - Melik Şah (a.k.a. Kâmuran Kolçak)

Tek kelimeyle "şahane" iş. Zaten Melike Hanım'ın sesi bugüne dek dinlediğim kadın seslerinden en iyiler arasında her daim. Bu gerçekten şarkının adı gibi bir ilk. Emre Malikler şarkının vücut bulmasına vesile olmuş duyduğumuz kadarıyla. Melike Hanım'ın bu ilk işini acilen ikincisi, üçüncüsü ve diğerleri de takip eder dilerim ki. Kendisini şuralardan takip ediniz:


Kendisinin de içinde yer aldığı bir diğer güzel yenilik de Baba Zula'nın yeni albümü 34 Oto Sanayi. Onu da yeni aldım bir kaç tur hızlıca dinledim, pek güzel albüm, ayrıca bahsederim sonra detaylı.

Sadece - Kalben

Etrafımdaki Ankara lobisinin gün geçtikçe beni çembere almasından mı yoksa güzel müziklerin kendi dinleyicisine ulaşacakları yolları bulmasından mıdır bilinmez Kalben Hanım'ın bu şarkısına denk geldim geçen hafta. Aslında Sofar Istanbul performansı videosuna denk geldim evvela ki onu da mutlaka izleyin (bir kaç kelime evvelki "videosuna" kelimesine tıklamanız yeter) ayrıca bir etkileyici. Hemen soundcloud hesabında bir turladım, aynı hızladün gece de bir konserini kaçırdım ama anladığım kadarıyla artık yavaş yavaş kendisini sağda solda dinleyeceğiz. Neyse ki. Şuralardan takip edilebilir en azından ben öyle yapmayı planlıyorum:


d'ye b'ye dikkat. =)

Gökler - Nada


Gerçekten de sonunda dedirten bir klip geldi Nada'dan. Albüm çıkalı ne kadar oldu hatırlamıyorum ama çok oldu. Zaten yılda bir konser veriyorlar bari klip falan çekseler de yaşadıklarını bilsek dedirten, pek de göz önünde durmayan bir ekip Nada. Klibi Tan Tunçağ ve Sarp Karaer çekmiş. Bana kalırsa -en azından benim için- Nada'yı da, şarkıyı da tasfir edebilen bir klip olmuş. Kendilerini buradan takip ediyoruz:


Hırpalandı Mayıs - Ceyl'an Ertem

Yeni albüm Amansız Gücenik canavar gibi, albümün giriş şarkısı da ayrıca tokat gibi:

zalimler pusu kurdu zalimler kardeşlerimizi sokakta vurdu
zalimler pusu kurdu dün oldu bugün oldu onlar böyle hep puşttu

Kendisini buradan takip edebilirsiniz tabii hâlâ etmiyorsanız:


Geçtiğimiz günlerde aldığım 4 albümden aslında sadece Ceyl'an Ertem'in Amansız Gücenik'ini yazdım çünkü diğer üçünü daha çok dinledikten sonra yazacağım sanırım, belki de yazmam. Bu albümler de şöyle: İlki yukarıda da bahsi geçen Baba Zula'nu 34 Oto Sanayi'si, ikincisi Jehan Barbur'un Sizler Hiç Yokken'i, sonuncusu da Nilüfer'in 1987 tarihli Geceler'i. =)

Aman Doktor - Yaprak Sayar

Bir diğer çok zamandır beklediğim albüm de Alaturka Records'un Girizgâh adlı albümü. Albümün kapağında "Taşplakların Kaldığı Yerden" yazmışlar, ne de güzel yapmışlar, gerçekten de öyle. Projede yer alan dev isimlerin, zevkli şarkı seçimlerinin, tertemiz icrâ ve üslupların yanı sıra en ama en hoşuma giden şey albümün kayıt tekniği oldu. Tertemiz! Abartılı tek bir efekt, tek bir prodüksiyon hatta tek bir nota bile yok neredeyse! Türk Müziği severlerin 2 CD'lik bu albümle ciddi düşünmelerini tavsiye ediyorum. Alaturka Records'u takip etmek isteyenler de şöyle buyursun:


TRT İstanbul Radyosu Türk Sanat Müziği Gençlik Korosu'ndan arkadaşım olan Yaprak Hanım öyle bir okumuş ki Aman Doktor'u, her zamanki gibi dinleyene diyecek pek bir şey bırakmamış. Bir kısmınız kendisini Murat Bardakçı'nın Tarihin Arka Odası adlı programından hatırlarsınız belki.

Pürtelaş 3+1 cephesinde neler oluyor derseniz size sondan bir önceki bölümden bir video ile cevap vereceğim, Cenk Erdoğan sizlere Yağmurla Gelen'i çalsın:


Haftaya 20. bölümünü yayınlayacağımız Pürtelaş 3+1 sanıyorum ki bugüne kadar devam eden müzik programları içinde hem alteratif müzikleri konu alıp hem de bu kadar uzun süre devam etmesiyle bir ilk. Diliyorum ki daha nice güzel bölümlerimiz olur ve bir gün birileri acaba 2010'lu yıllarda Türkiye'de alternatif müzikler neye benziyormuş dediğinde ellerinde böyle muhteşem bir arşiv kalır. Pürtelaş 3+1'in tüm bölümlerine şuradan ulaşabilirsiniz, sosyal medya hesaplarımız da şöyle:


Yazıyı dünyanın en uzun yazısı olmadan evvel bitireceğim ancak 2 madde daha var bahsetmek istediğim:

Bunlardan ilki Deezer'ın Türkiye ofisinde bu mailing işini yapan kişi her kimse ona bir teşekkür mahiyetinde. Hatta patronunu tanısam zam yapın, ikramiye verin falan derdim. Keza mail kutuma gelen ve aylardır takdirle takip ettiğim tek bilgilendirme mail'i. Bir kere sistem benim zevklerime göre mi atıyor tam bilmiyorum (zannetmiyorum da) ama çok satandan ziyade farklı olan, güzel olan neyse onu öneriyorlar. Deezer'dan ilk mail aldığım zamandan bu yana bana önerdikleri isimlerden bazılarını yazıyorum: Emir Yargın, 123, Gevende, Imam Baildi, Dolunay Obruk, Melike, The Ringo Jets, Alaturka Records, Ceyl'an Ertem, Peyk... Derleme albümleri, çalma listelerini, o haftanın konserlerine göre yaptıkları paylaşıları saymıyorum bile. Gerçekten bravo, olması gerektiği gibi yapıyorlar bu işi ve belli ki müzikten anlayan birileri var işin başında.

Bir de buraya kadar okumakta ısrar ettiyseniz önümüzdeki ay, yaklaşık 1 ay sonra 25 Aralık'ta Peyote'de çalacağım. Daha etkinlik hazırlamadım ama bir ay önceden haber veriyorum, sonra duymadım bilmiyordum demeyin. Muhtemelen yine gitarımla tek başıma kovboy gibi sahne alacağım bu gecede benim ardımdan da pek sevdiğim Ars Longa sahne alacakmış, bunu da duydum iyice sevindim. Buyurun size Ars Longa'dan Bir Son:



Şimdilik diyeceklerim ya da diyeceklerim arasından aklımda kalanlar bunlar. (Yuh daha ne diyecektin!)

Geçtiğimiz günlerde ListeList'te yazdıklarımdan özellikle ilgimi çeken bir kaçını da şuraya bırakayım, vakti olanlar baksın:


Cumartesi, Kasım 08, 2014

O Nefreti İçimize Sizler Ektiniz


Ne kadar çok ah alıyor bu zalim insanlar. İnsan demeye de dilim varmıyor gerçi artık kendilerine. Pek çokları için Gezi'de düşen kimileri için en başından beri aşikâr olan bir insan maskeleri de yok artık çünkü yüzlerinde.

Binlerce ağacı kestiler yine, 6.000 zeytin ağacı artık öldürülmüş durumda, artık her kime nasıl teminatlarla verildiyse o Allah'ın belası santralin ihalesi, sadece o kişinin işleri bozulmasın diye karşısındaki binlerce kişinin hayatının yerle bir olması devlet gözünde bir önem teşkil etmiyor. Muhtar ağlayarak anlatıyor işte, diyor ki buradaki insanların ekmek kapısını kestiniz, bir kilometre ileri kuruverseydiniz santralinizi olmaz mıydı? Geriye kalan şeyler, dilencilik, şeytanların şirketlerinde amelelik ve madene inmek diyor. Neden madene inmeyi en son sayıyor peki ya da ölümden bir önce sayıyor diye düzeltelim? Çünkü aynı şerefsizlerin aynı kanunsuz düzeni, daha doğrusu kâr etme üzerine kurgulanmış yasalar ve göz yumuşlarla her gün minik minik Soma faciaları yaşıyor, üçer beşer ölüyoruz. Arada bir yüzer yüzer de ölünüyor tabii ama o esnada bakanlar o kadar çok uykusuz kalıyor ki onların meymenetsiz suratlarındaki kirli sakallarının altındaki sözde çalışkanlık bu ölümlerin önüne geçiveriyor hemen haberlerde. Bir bakmışsınız sizin temsil ettiğiniz devletin kanunları altında ölen yüzlerce işçi gündem dışı kalmış, sizin yoğunluktan üzerinizden çıkartamadığınız "ak" gömleğiniz gündeme oturmuş.

Neyse işte ağaçlar öldürülüyor, madenciler öldülürülüyor, işçiler öldürülüyor, sokaktaki daha iyi bir dünya hayalindeki vatandaşlar öldürülüyor, herkes teker teker öldürülüyor hasılı kelam. Kim öldürüyor ulan bunları diye hâlâ soruyorsanız şayet cevap çok basit: Ülkenin her noktasına sinmiş açgözlülük ve hırs. Devlete hakim olup ülkeye yönetenler de, ekonomiye hakim olup sermayeyi elinde tutanlar da, en acısı da hiçbir boku olmayıp yarın öbür gün kendi öldürüleceğinin farkında olmayan beyin fukuraları da bu cinayetlerin ortağı.


Bildiğim tüm bedduaları, tüm küfürleri, içimdeki tüm nefreti her gün sizler için kusuyorum dışarı bazen sesli bazen sessiz bir şekilde. Daha çabuk ve daha kötü biçimde yok olun diye, daha fazla insanın beynini zehirlemeyin, daha fazla insanın hayatını yok etmeyin diye, tesadüfen içinde doğup sevdiğimiz şu ülkenin daha çok ağzına sıçmayın diye, daha güzel bir hayat yaşanabilecekken bizi daha iğrencine mahkum edemeyin diye.

Her gün bu nefreti taşımak büyük yük geliyor aslında, unutmak uzaklaşmak istiyorum ama vatandaşlar metrobüse binerken birbirini ezip öldürdükçe siz vatandaşın "refahını" temsilen saraylar yapıyor, bir yandan demokrasi gelişmişlik yeni Türkiye yalanları savururken bir yandan şehir merkezinde TOMA'lar gezdiriyor, kafanızdaki sapkın ve neredeyse tamamı yanlış Osmanlı tasavuru ve kendinden olmayanı yok eden kimlik politikalarınızla her kanalda her radyoda her reklam panosunda gövde gösterisi yapıyorsunuz. Keşke hayatımdan bir tam gün defolup gitseniz de ben de bu nefret yükünden kurtulsam. Ama madem siz gitmiyorsunuz, nefret de bize tutunacak/savaşacak güç vermeye devam etsin.

Siz şu an güçlüsünüz ya, kendinizi ölümsüz sanıyor, dokunulmaz görüyorsunuz ya, yarın öbür gün defolup gittiğinizde toprak o pis bedenlerinizi almayacak, alacak henü zbeton dökülmemiş ya da özelleştirilmemiş bir toprak bulabilirseniz şayet. Diyelim ki aldı, insanlar ölüm günlerinizi kutlayacak, mezarınıza tükürmek için sırada bekleyecekler, sanmayın ki size şu an kanunsuz gücünüz için destek olan kabadayı yancıları güçten düşünce sizi korumaya devam etsin. İşte o zaman şu an size etrafınızdaki dalkavuklarca gösterilmeyen ama gerçekte hissedilen tüm nefreti yaşayacaksınız. Her söktüğünüz ağaç, aldığınız canın yerine o nefreti eken, verimli büyüsün diye elinden geleni ardına koymayan sizlersiniz efendiler, müstahak size!


dokunma asla
şehrime asla
dokunma asla
emeğime asla
dokunma asla
dereme asla
bir daha asla ki
burdayız hâlâ

Not: Bu şarkının da içinde yer aldığı Bandista'nın muhteşem albümünü buradan indirebilirsiniz.

Çarşamba, Eylül 24, 2014

Enteresan İşler Güzel Evrimler


Ne değişik değil mi 8 sene önce bir gün elini tutup, o günü "birlikte olmaya başladığımız gün" olarak kabul ettiğimiz Merve Hanımcığım, şu an yan odada bir yandan televizyon izlerken bir yandan da bilgisayarında işlerine bakıyor.

Yani demem o ki birlikte buluşup bir şeyler yemek, yürümek, el ele olmak -ki el ele olmak çok önemlidir *- konsere gitmek, film izlemek gibi etkinliklerden evrile evrile en son dün birlikte dolap monte ettik. Hem de ayakkabılık olarak satılsa da bizim banyo dolabı olarak kullanacağımız bir dolabı.


Neyse işte çok güzel evrimler oluyor bazen ve geri dönüp bakınca "insan gerçekten de hayret ediyor". Su yolunu buluyor demek, yaklaşık 12 senedir tanıdığım, bu sürenin de dörtte üçünde sevgilim olan Merve Hanım artık eşim.

Karım değil "karı" çirkin bir tâbir, eşim çok güzel halbuki, eş işte, diğer teki yani, benzeri ama tam da aynısı değil ya da bazı durumlarda tamı tamına aynısı, eş güzel kelime dedim ya işte.

* El ele olmanın önemi: Kaç kişi var ki rahatlıkla utanıp çekinmeden mutlulukla elini tutabildiğiniz? Bir düşünün bakalım tek elinizin parmak sayısını geçiyor mu bu kişilerin sayısı?

Perşembe, Ağustos 28, 2014

"Oysa daha dün gökyüzü sendin bendim..."


Ya o kadar çok zaman ara veriyorum ki bloğa yazmaya, dönüp baktığımda neyi yazsam karar bile veremiyorum. O da seçememekten değil, hatırlayamamaktan.

Neyse bahsi geçmiştir belki bir ara, Berkay Bey ile el emeği göz nuru programımız Pürtelaş 3+1'e konuk olmuştuk bir vakit evvel. İşte o bölüm yayınlandı, yine nereden baksanız bir ay evvel.


Çok da güzel bölüm oldu, 1 tanesi yepyeni olmak üzere 4 tane şarkımın çok güzel sesli ve hatta görüntülü kayıtları olmuş oldu. Kayıt konusunda müthiş kötü geçen bir 2014 senesinde bu tip ufak tefek mutluluklara ve motivasyonlara ihtiyaç oluyor.

Yeni şarkı demişken bu arada geçtiğimiz günlerde Kamayor'da ikinci konserimi de gerçekleştirdim, bu konserin de en son şarkısı iş bu bahsi geçen yeni şarkıydı: Bahar Şarkısı. Tatlı bir hikayesi var şarkının, yıllar evvel Korcan Bey'le beraber bir konserime gelen Büşra Hanım, aradan geçen onca vaktin ardından bir gün bana mesaj atıp "evde şöyle bir şeyler buldum belki işine yarar" diyerek kendi yazdığı satırlardan gönderdi bana. Bu gelen satırlardan bir kısmı da benim çok hoşuma gidince o kısmı ayırıp bu nakarat olmalı diye belirledim. Sonra da bence bu kez hareketli bir şarkı yapabilirim diye uğraşırken, şarkı yapım sürecinden dem vuran "şapşal" sözler yazarak şarkının girişini oluşturdum. Bence sevimli oldu ama kimi şair lobileri her zamanki gibi bu güzide giriş cümlelerimi de eleştirdi. Onlar kendini biliyor. İşte bu şarkıyı son iki konserdir son parça yapmakla kalmadığım gibi yukarıya tıklayıp izleyebileceğiniz Pürtelaş'ta da +1 olarak çalmıştım. Bu da böyle bir anımdır.


Son konserin afişi yine Gizem Hanım'ın elinden çıktı, bana sadece fotoğrafı çekmek kaldı. Bu arada 26 Eylül Cuma gecesi 3. Kamayor konserimi vereceğim, şimdiden aklınızda olsun.

Son olarak hepinizin bildiği üzere, almayı aklıma koyduğum bir Merve Hanım vardı, burayı okuyanların yaklaşık 8 yıldır bir şekilde şahidi olduğu bir hikâye... İşte bu hafta sonu değil bir sonraki hafta sonu, Antalya'da kendisini almayı deneyeceğim bakalım, o da beni almayı kabul ederse tabii. Bu ana tanık olmak isteyenleri de yanımızda görmek isteriz!


Bu efsane iş de Korcan Bey'e ait, çok havalıyız etrafımız tasarımcılarla dolu falan.

Daha anlatacak çok şey var da bu koşturmacalı günler içinde aklımı toplayıp da yazamıyorum şimdi. Bir de sahte cumhurbaşkanı lafım sana, bugün şanslısın, seni ağzıma almayacak kadar keyifli ve meşgulüm ama yakında tepene çökeceğim, ülkenin üstüne oturmaya kalkarsan, oturduğun yerlerine de bir şeyler saplanacak artık kusura bakma.

Çarşamba, Temmuz 23, 2014

Biz Bu Kadar Gündemi Hak Edecek Ne Yaptık?


Diyorum kaç gündür gündem yazmayayım diye ama gerçekten kafayı yedirtiyor güzel ülkem yine çok az da olsa kafası çalışan biz garip kullarına. Gaza gelip metrobüste yazdım bu satırlar, kısa bir twitter turunun ardından.

Misal şu PKK şehit etti denilen 3 askerin (Suriye sınırında...) IŞİD tarafından öldürülmüş olma ihtimali bir benim mi aklıma geliyor? Tabii seçim döneminde güçlü bir Kürt aday varken durumu bu şekilde yansıtmak muktedirin ve tabanının işine gelecek bu durum muhakkak ki daha kârlı olacaktır.

TSK ise "Siz ne yapıyorsunuz hacı IŞİD falan cirit atıyor sınırda, ülkede?" gibi sorularla muhatap olmaktansa senelerin yarı hayali düşmanını itham etmeyi tercih edecekti (etti) şüphesiz. Çok komik değil mi dibimizde bizim siyasetçilerin teşviği ve halen süren (bitmek bilmeyen) desteğiyle kurulmuş hasta ruhlu bir örgüt-devlet var ve bu kimseyi rahatsız etmiyor, adamlar ülkeleri fethederek, insanları katlederek kariyerlerine devam ediyor. O tırları durdurmaya çalışan asker bir anda karşısında başbakanı bulunca işler kopmuştu zaten.


Bir diğer aklıma takılan mevzu ise şu: Bir Selam Tevhid vardı ne oldu o iş? Yine ucu hepimizin tanıdığı insanlara ve onların uluslararası dolandırıcılıklarına dokununca tüm operasyon onu yürütenlerle birlikte "fade out" oldu zaar...

Operasyon demişken, bir de dün gelen intikam operasyonu var tabii. Bir önceki operasyonu yürütenlerin ülkenin en üst makamlarınca defalarca alenen tehdit edilmesinin ardından operasyon sonunda alenen başladı. Malum hukuk değil intikam devleti bizimkisi. Hoş gerçi nice güzel insanı aynı insanlık dışı yöntemlerle karalaya karalaya sabahın köründe taciz edenler de kendileriydi zamanında. Şayet bir hukuk devletinde olsak, vatandaş olarak buna da üzülürdük ama neyse ki intikam devletinedeyiz çok şükür. Herkes halinden bir şekilde mutlu. Bir kesim mağdur ve mutlu bir kesim de mağrur ve mutlu.

İBDA-C lideri Mirzabeyoğlu dün hapisten çıkmış. Yeni IQ yoksunu adamlarla tabii ki bir yere varamayan derin devlet eski deneyimli kadrolarını sahaya sürmeye devam ediyorsa demek... Sadece hatırlatmak istiyorum ki anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye kalkışmak suçundan tutukluydu kendisi, hapishane çıkışında Bolu Belediye Başkan Yardımcısı tarafından karşılandı ve bu zatın makam arabasıyla birlikte İstanbul'a doğru yola çıktılar dün. Heyecanla bekliyoruz.

Ve gelelim İsrail Devleti'ne. Malum herkesin Filistin'i en iyi ben savunurum, onların yanında benden iyi kimse duramaz, oraları kimse benden iyi anlayamaz dediği şu günlerde, ben de konuyla ilgili konuşmasam/yazmasam çatlardım. Sokaktaki üç insanın ikisindeki gibi katıksız bir Yahudi düşmanlığı değil benimkisi. Sorsak herkes böyle diyor tabii orası ayrı, faşizm ise 3-4 cümle sonra ortaya çıkıyor yavaşça. İsrail Devleti ve onun vahşi politikalarına destek olanlara karşı nefretim. Tüm uluslararası kanunları ve insan haklarını şımarıkça, göz göre göre, en vahşi şekilde çiğneyen zalimlere. Köşeye sıkıştırdıkları ve yediği yumruklardan ötürü nafesi kesilmiş bir dövüşçüyü "ölsun it" diye tekmelemeye devam eden kana susamış dövüşçüye...

700'e yakın insan öldü, şu an ölümler devam ediyor muhakkak, İsrail ne şekilde tüm uluslararası ve uluslarüstü yapıları kilitleyebiliyor anlamak güç değil. Doğru arkadaşları seçersen kurduğun bu sahte sistemi de kilitleyebilir, sözde demokrasini keyfine göre askıya alabilirsin. İşte tüm bu uluslarüstü yapılar da tam bu sebepten en doğru sistemle çalışır. Aktif olarak ülkeler arası bir diplomasi trafiği yürütmek ve taraflar arasında yılmadan koşturmak çözüm getirebilir ama çözümsüzlük bu topraklarda oy toplamak isteyenleri daha mutlu etmiştir hep, nasıl de olsa birileri böğürür birileri inanır. Bize de burada cesetleri saymak düşer. Hem de daha kamu malı diye ağlamayı yeni kesmiş sultanın ordusuna konudan süper alakasız bir heykeli neden kırdıklarını gönül rahatlığıyla soramazken. Görsele yazdığım gibi: "İsrail Devleti (temsili)"...


Konsolosluğa giderken yolda spreyle "Pisrail" yazan adamın naifliğiyle beş adım sonra elinden spreyi alıp "kahpe çocukları" yazan adamın naifsizliği işte ülkenin hali. Bir de tabii Kadıköy'de Taksim'de duvardaki boardmarker'la yazılmış "ayakkabı" kelimesini silmek için TOMA seferber eden devletin, Barbaros Bulvarı üzerinde Kanyon'un karşısındaki reklam panolarının aşırı kolay silinebilir yüzeyindeki yazılarla ilgilenmemesi durumu var ki o apayrı bir yazının konusu, pire yavruları ordusu!

Ama umut hâlâ var, dünyanın her yerinde, bu topraklarda ve en çok da İsraildeki o protestoda...

Pazartesi, Temmuz 21, 2014

Bir Karşılaşma ve Bir Rüyaya Dair


Yine birikti buraya yazasım olan konular.

Ama en başta yazmak istediğim şey, buraya tekrar 2006-2007 havası estirecek, eski ekol bir Gözümün Seyir Defteri (herhangi bir yerinde yazmasa da bu blogun bir adı var, evet) yazısı. Eski okuyucular -hâlâ yaşayan varsa- neyi kast ettiğimi anlayacaklardır.


Geçtiğimiz hafta ya da bir öncekiydi. Merve Hanım'la evle alakalı bir işimizi halletmiştik, akşamüzerine doğru ben de bir eve uğrayıp sonrasında hiçbir plan yapmadan Kadıköy'e doğru yola çıkmıştım. Daha doğrusu annemle Yoğurtçu Parkı'na gidip orada bir çay içip ardından da Mitte'ye uğramıştık evvela. Annem ve Ayça Hanım tanışmalıydılar çünkü bence, Mitte kesinlikle annemin lezzetleriyle tanışmalıydı bir de. Her neyse oradan çıkınca annem eve ben de Bahariye'ye doğru yöneldim. Yolda birilerini arasam da program yapsam diye aklımdan geçirmeme rağmen bir türlü elim telefona gitmedi ve avare avare yürürken tam kilise civarlarında karşıdan Dilara Hanım'ın geldiğini gördüm.

Merhabalaşıp hal hatır sormanın akabinde kendisinde bir huzursuzluk fark edip "bir şey diyecek gibisin ama söylemiyorsun, söylesene" dedim. O da şöyle enteresan bir itirafta bulundu. Barlar Sokağı'nın Moda yönündeki çıkışına yakın bir menemenci (adamadamacı) varmış. Dilara Hanım da burayı Vedat Bey'in programında bir vakit görüp gözüne kestirmiş, ancak sabahları o işe gitmek için oradan geçerken dükkan bir türlü açık olmuyormuş. Neyse kendisi de azmetmiş ve bugün o menemen yenecek diyerek hafta sonu varmış dükkana söylemiş menemeni. Ancak kötü kader ağlarını örmüş meğersem. Çantasına bakmış ki bir de ne görsün (ya da ne görmesin) cüzdanını evde unutmuş! Menemencinin "sonra verirsin" ısrarlarına kulak asmayan gururlu Dilara Hanım, kendini sokağa atmış ve bir tanıdık arar halde yürümeye başlamış.

İşte tam bu noktada kader bir kez daha ağlarını ördü ve karşısına beni çıkarttı. Bu hikaye bana çok dokundu ve "gel haydi yavrum, o menemeni yemek senin hakkın" diyerek kendisini dükkana geri götürdüm. O menemenini yerken ben de çayımı yudumladım ve Gerçek Kesit tarzı bu buluşmamızın böylece sonuna gelmiş olduk. Kendisine o gün demiştim ki "eskiden olsa tam bloga yazmalık hikaye çıktı", o da "yaz yaz" demişti, ancak yazabildim.


Gelelim aynı olayın civarında yaşadığım bir başka bloga yazılmalık mevzuya.

Rüyamda Ekmeleddin Bey'i gördüm. Türkiye'den Alternatif Sesler'in güzide yazısıyla beni çatı adayı olmaya teşvik etmesinin hemen akabindeydi sanırım bu rüya. Ben, Merve Hanım ve Ekmel Bey (kısaca böyle bahsedeceğim kendisinden) bir kafeteryada oturuyoruz. Kahvehane ya da cafe değil ama bayağı kafeterya. Biz Merve Hanım'la birlikte gitmişiz, içeride üçümüzden başka kimse yok. Merve Hanım bir masaya oturuyor, ben bir diğerine, Ekmel Bey de bizim ilerimizde bir başka masada oturuyor. Köşede televizyon açık, kumanda Ekmel Bey'de. Dönüp Merve Hanım'a soruyor, "kanalı değiştireyim mi istediğin bir şey varsa açayım" diye. Merve Hanım de "şunu açarsanız iyi olur aslında" diye bir kanal ya da program adı söylüyor. Bunun üzerine Ekmel Bey de "açmayacaktım ki laf olsun diye sordum" deyip kafayı çeviriyor.

İşte olaylar da buradan sonra başlıyor. Ben oturduğum yerden çok afedersiniz "birader neden yavşaklık yapıyorsun ki şimdi" diye atarlanıyorum kendisine. O anda kapıdan içeri 3 tane izbandut beden koruma girip etrafımı sarıyor, Ekmel Bey de karşıma gelip dikiliyor "sana mı soracaktım" der gibi bakan gözlerle "şimdi de bağırsana delikanlı" gibi bir şeyler diyor. Ben de bir yandan ulan adam da bayağı düzgün bir herife benziyordu neden böyle itlik yapıyor diye içten içe düşünürken bir diğer yandan delikanlılığı elden bırakmayıp mağdur ama gururlu bir cümle kuruyorum: "Biz çok dayak yedik birader, senin korumalarından mı korkacam" diye. Normalde olsa sonra gözümü hastanede açmışım diye devam ederdi bu öykü ancak rüya bu ya, tam bu cümleyle beraber içeri 5 tane izbandutest boy dev giriyor ve merkezinde benim olduğum, etrafımda Ekmel Bey ve adamlarının olduğu çemberi bir çembere daha alıyorlar. Meğer benim de arkam sağlammış. Onların ekip bayağı bir tırsıyor, ben de Ekmel Bey'in omzuna vurup, "bu seferlik sana bir şey yapmayacağım" diyorum ve hayat dersimi verdikten sonra koşarak mekandan uzaklaşıyorum. Merve Hanım'ı niye orada bıraktığımı inanın ben de bilmiyorum.


Neyse rüyaya sebep olduğundan şüphelendiğim şu Alternatif Sesler yazısını bir okuyun, Melike Hanım yazmış, beni de hem çok mutlu etti hem çok utandırdı, dostlarla Yora yorumlarken çektiğimiz bir de videomuz iliştirilmiş yazıya.

Onun dışında Şirin Hanım'ın yeni klibi çıkmış. Vedat Bey ve Şirin Hanım son dönem hayatıma giren favori insanlar. Kara Kabare'nin klibini de Özgür Bey çekmiş, gerçekten efsane bir şeyler çıkartmış ortaya, Selim Bey de kurgulamış falan, çok dehşet ekip çok dehşet iş çıkartmış hasılı kelam. NetD'de bile olsa izlenir kısacası, 6 dakika verdiğinize değecek, şuradan buyurun lütfen, "değmedi" diyenlere süresini iade edeceğim.

Bir de şu emiraksoy.flavors.me sayfasını aylar yıllar oldu düzenleyeceğim diye düşüneli. Sonunda yaptım. Çok güzel bir mantık aslında. Sadece bir yönlendirme arayüzü ama gayet derli toplu, gayet amaca yönelik. "Site açmış gibi şeklim olsun ama sadece gerekli yerlere yönlendirme yapsın" diyenlere tavsiye ederim.

Bu arada Erkan Oğur Bey bir albüm yapmış ki adı Dokunmak. Derya Türkan Bey de kendine bir eşlik etmiş ki albümün insan olana dokunmaması namümkün. İsteyenler buradan buyurup albüme dokunabilir biraz.


Bir de iş cephesinden geçen yazıdan bu yana neler olmuş hangi listeler beni heyecanlandırmış paylaşayım hemen, Pürtelaş 3+1'i hariç tutuyorum, ona her 6 bölümde bir liste yapacağım ayrıca.

+ Ben hemen hepsini şahsen çok severim.
+ Bu konuyla ilgili her gördüğümü okurum sanırım, taş olmuş adamların açıklamasını merak edenlere.
+ İsrail'i protesto etmek bambaşka bir şey, konuyla alakasız bir heykeli tahrip etmek bambaşka.
+ Ne zarif adammış, ne güzel yazmış
+ Neyse ki biz Huysuz Virjin'i tanıyoruz.
+ The Beatles gibi deney gerçekten de.
+ Süper insanlık artı süper yazarlık kombosu.
+ Paranormal aktivite ve maneviyat kuşağımızda bu hafta.
+ Bizim ayıp olur diye demediğimizi çok net diyebilen adam.
+ Merih Hanım'dan efsane liste.

Salı, Temmuz 01, 2014

Kamayor'un Ardından Konsere Dair Notlar


Geçtiğimiz Cuma kimi dostların "ilk kez bu denli sakin bir Cuma geçirdim" şeklinde yorumladığı bir geceye imza attım. Bir alttaki yazıda da bahsettiğim üzere Kamayor'da (uzun adı: Kamayor Sanat Atölyesi) mekanımızın adına layık oma çabasıyla naçizane sanat yapmaya gayret ettim. (Bülent Ersoy gibi "san'at" diye telaffuz edin lütfen, düşüp bayılıyor sonra.) Tek başıma bir şeyler yapmalıyım ya da yalnızlık özgürleştirir gibi fikirler konusunda çevremde en geç "olgunlaşan" kişi olduğum için ve kimi adımı atarken zerre düşünmeyip kimisini atarken ışık yıllarınca düşündüğüm için kararı vermemle uygulamam arasında 2 mevsim geçti. Olsun, geç olsun güç olmasın.


Gelelim konsere, öncelikle çok V.I.P. (they were really very very important people, mark my word) konuklarım oldu, hem aile eşrafından, hem ofisimden, hem okyanus ötesinden paraleller diyarından, hem Anadolu'dan hem Rumeli'den. İş dünyası, sanat dünyası ve ev dünyasının tanınan simaları bu gecede buluştu yani. Tek başına çalıp söylemeyi -hem de Kamayor gibi herkesin pürdikkat dinlediği bir yerde- özlemişim öncelikle. Bu konsere özel olarak Kanatları Gümüş, Kan Kokusu (ve az Balta), Cenaze ve adını henüz koyamadığım yeni parçamı ilk kez sahnede çalmış oldum. Aralarda biraz daha fazla konuşmaya özen gösterdim, sahneyi hep derdimi anlatma aracı olarak görmemden kaynaklanıyor bunlar. Nil İpek Hanım ile Umut'u, Emir Yargın Efendi ile Eylül'ü söyledik, onlarla yapılan her iş güzel olur zaten, keyfini tekrar belirtmeye gerek yok. İcrâ esnasında ufak tefek çalım hataları olmuşsa da konserde de belirttiğim üzere benim değil Merve Hanımcığımın hediye ettiği gitarın kabahati hep bunlar. İlk akustik gitarlı konserim olarak da buraya not düşelim bu konseri.


Şirin Hanım ve Vedat Bey (abi mi desem soruları kafamda dönmeye devam ediyor ama şarkıda Vedat Bey diye geçiyor diyorum kendime) ikinci yarıya yetiştiler. Ev sahibi olup geç kalarak da buraya bu satırları not düşmeme vesile oldular. Şirin Hanım sezonu benle kapattıklarına sevindiğini belirtti, Vedat Bey de "İpek Yolu gibi sesin var" dedi, ikisine de ayrıca sevindim. Eve dönüş yolunda annem ve Merve Hanımcığımla yapılan değerlendirmelerde 10 üzerinden 8 aldım. Merve Hanım 7 verecekmiş ama aralarda komik konuşmuşum ondan 1 puan yükseltmiş notumu. Nil İpek Hanım'ın aynı geceye dair gülümseten notlarına şuradan bakabilirsiniz ayrıca. Neyse güzel konserdi hasılı kelâm. Ağustos'ta bir tane daha olacak inşallah. Arada başka olur mu bilmem.


Bunlar da bu ay ofisten gözüme çarpan ListeList listeleri, eve iş getirmiş gibi oldum:

* Dünyanın Eksiklerini Belirleyen Anket: Benim Dünyam (My World) - Çok etkileyici ve pek çok çalışmaya ilham verecek bir bilgi havuzu oluşuyor, üstelik o havuzu da doğrudan paylaşıyorlar, keyfe göre filtrelenebiliyor.
14 Maddeyle Yeni Havalimanımız ve Talih-siz Kuşlarımız - Engin Bey'in listesini okurken yürekten bir oooof çekmemek namümkün.
17 Zarif Şiiriyle Bir Güzel Şair Özdemir Asaf - Bir başka güzel insan daha.
Balık Burcunun Aslında Hiç de Ezik Olmadığına Dair 18 Kanıt - Evet ben ve yıllardır içimde birikenler.
* 'Fazla Şiirden Ölen Şair' Edip Cansever ve 15 Eseri - Fazla şiirden ölmesin şairler.
13 Unutulmaz Şarkıyla Efsane Müzisyen Uzay Heparı - Ustalara saygı ve bitmeyen sevgi kuşağı.

Ve Pürtelaş 3+1 özel:

7. Bölüm: Ortalığı havaya uçuran, akustik müzik programı duvarlarını yıkan bölüm, Ah! Kosmos.
8. Bölüm: Siyah zürafa şekline bürünmüş Tanrı'yı Instagram'a koymayı amaçlayan bölüm, Şirin Soysal.
9. Bölüm: Şarkı yazımının en güzide örnekleriyle dolu bölüm, Orkun Tüzel.

Cuma, Haziran 27, 2014

Kamayor Konseri No. 1 // Yeni Başlangıçlar


Merhabalar efendiler, gerçekten blog yazmayalı kendimden utanacak kadar çok zaman oldu. Bahane olmadığını bilmekle beraber türlü koşturmacalar birincil, meslek olarak da tüm gün yazı yazıyor olmak ikincil alıkoyucu sebep olarak tarihe not düşülsün yine de. Öncelikle en sondan başlayayım. Yarın akşam (yani saat itibariyle bu akşam oldu artık) uzun bir aradan sonra bir konserim olacak. Şu yarın bugün çelişkisini ortadan kaldırmak için net konuşuyorum 27 Haziran Cuma. Etkinliğin detaylarına buradan ulaşabilirsiniz. Çektiğim bir fotoğraftan harika bir afiş yaratan Gizem Hanım'ın tasarımını ise yazıya iliştiriyorum, hatıra kalsın blog'da.


"Nerede peki bu konser?", "Beni ve seni bu konserde neler bekleyecek?" gibi sorulara yanıt arayalım şimdi de. Konser Kamayor Sanat Atölyesi'nde olacak. Burası güzel insanlar vesilesiyle çok tesadüfi bir şekilde öğrendiğim pek enteresan bir yer. Konsere gelecek olanlar görecektir, içerisi gerçekten de sanatla dolu. Heykeller, resimler, enstrümanlar, mezar taşları, Şirin Hanım, Vedat Bey, Çağdaş Bey ve onlardan çok daha az denk geldiğim nice güzel insanla dolu bir yer burası. Mekanın hikayesi bambaşka bir yazı konusu.


"Kamayor Sanat Atölyesi'ne nasıl giderim?" diye soranları ise şöyle yanıtlayacağım. Galata Kulesi'nin önüne gelin (İstanbul'da kime sorsanız gösterir) Kule solunuzda Kiva ve diğer restoranlardan oluşan sıra sağınızda, Doğan Apartmanı'na doğru giden yol ile Tünel'den Karaköy'e inen yokuş arkanızda kalacak şekilde durduğunuzda tam karşınızda (belki hafif saat 1 yönünde bir sokak göreceksiniz dümdüz giden. İşte o sokağa giriyorsunuz çok değil biraz ileride solda bir market var, o marketin hemen yanından aşağıya inen merdivenler göreceksiniz, onlardan inin ve karşınızda Kamayor'un havalı kapısını görün. Şu aşağıdaki fotoğraf dediğim merdivenlerin üstünden çekildi misal. Fotoğrafı çekenin sağında kalıyor merdivenler. Neyse yer yön mevhumu olanlar şu ana dek defalarca anladı, daha tekrar edersem bu mevhuma sahip olmayanların beyinleri iyice yanacak.


Konsere tek başıma çıkacağım ve çalıp söyleyeceğim. Kendi şarkılarımın neredeyse tamamını çalıp bir o kadar sevdiğim şarkıyı da aralara serpiştireceğim. Baştan net söylüyorum, benim şarkılarım fazlaca sakin ve dingin şarkılar. Yani genelleme yapabileceğim kadar çoğu öyle. Çaldığım bana ait olmayan parçalar da bu genellemeye uyuyor. Bu tip müzikleri seven daha doğrusu sakin müziğe tahammülü ve saygısı olan dostları bekliyorum konsere. Etkinliğin içine ve paylaşırken üzerine yazdığım gibi sadece görüşmüş olalım diye gelenler samimi söylüyorum gelmesin, hususi görüşürüz. Kendinize de benim şarkılara da yazık olmasın. Tek başına çalıyor olmanın verdiği dayanılmaz patavatsızlık gücü.


Bir diğer mühim konu ise bu konserin etkinliği vesilesiyle yayına aldığım Emir Aksoy sayfası. Burada vaktiyle şu yazıda da belirttiğim üzere Emir Bey hikayesi artık sona erdi ancak bu müziği bıraktım gibi bir anlam içermiyor, sadece daha kendi başıma ve kendi bildiğim şekilde bir şeyler yapmaya devam edeceğim, bu bir şeyler yapma sürecinde de muhakkak ki bildik, sevdik ve yepyeni insanlarla ortak şeylere imza atacağız ama konumuz tam da bu değil. Gizem Hanım çok güzel bir illüstrasyon çizmekle kalmadı, daha yukarıdaki güzelim afişi ve yeni logomu da tasarlayarak bu sayfanın yayına alınması sürecini fazlasıyla hızlandırdı ve güzelleştirdi, kendisine burada da bir kere daha teşekkür etmek istiyorum.


Neyse yarın bu bireysel yolculuğun da ilk adımlarından biri olacak benim için, bir nevi açılan yeni bir sayfa gibi. Ha çalacağım şeyler yeni şeyler mi hayır ama kafamda durum böyle. Bir de Merve Hanımcığımın hediyesi yeni gitarcığımla çalacak olmak da başlı başına bir yeni dünya düzeni habercisi. İyi çalarsam benim becerim, kötü çalarsam Merve Hanım'ın kabahati olacak yani. Hasılı kelâm müzik dinlemek isteyen herkesin bu etkinlikte ve gelecek diğer olası etkinliklerde başımın üstünde yeri olacaktır.

Pazartesi, Mayıs 26, 2014

ListeList Pürtelaş 3+1 (1. - 6. Bölümler)



Güzel şeyler de oluyor evet, olmuyor değil. Umutlara, hayallere ve güzelliklere ipotek koyanlara inat. Size şu ana dek yayınladığımız bu güzel şeylerden bir seçki yapayım isterseniz, belki merak eder tamamını dinlersiniz, takip edersiniz.



Hiçbir Sebep Yok
Can Güngör söylüyor, bölümün tamamı ise burada. Güzel insan, efsanevi müzisyen.



Şapka
Nilipek. söylüyor, bu bölümün tamamı da şurada. Yakın dost kontenjanından değil, dev üreten müzisyen kontenjanından, Can Aydınoğlu da eşlik ediyor kendisine alenen.



L.O.D.
Selim Saraçoğlu söylüyor, o Selim Saraçoğlu, bu da yaptığı müzik. Daha ne desin adam.



Kraldım Ben
Utkan la deniz'in gönlümüzdeki kurdukları krallığa kanıt bir eser. Utkan Çınar ve Deniz Koloğlu ikilisinin bölümünün tamamı ise şurada efendiler.



Adam
Yüzyüzeyken Konuşuruz'dan favori şarkım Adam. Kaan Boşnak ve Engin Sevik'in diğer performansları da şuracıkta duruyor.



Kâni
Sen Yağmur Dök yani Ezgi Altıner ve Cihan Mürtezaoğlu başka bir diyardan bildiriyor adeta. Bildirinin tam metnine şuradan ulaşabilirsiniz.

Bunlar henüz yayınlanan bölümler, bir yandan yenilerini çekiyoruz, bir yandan daha yenilerini hayal ediyoruz. Eğer Pürtelaş 3+1'i daha yakından takip etmek isterseniz -ki etmeyeni hırpalarım- bugüne dek yayınlanmış tüm bölümlere tam da şuradan ulaşabilirsiniz.

Facebook, Twitter, Instagram da olmazsa olmaz mecralar tabii ki. Derseniz ki zaten ListeList okuyorum, o zaman kendiliğinden 2 haftada bir genelde Çarşamba günleri yeni bölüme denk geliyorsunuzdur, bravolar.

Perşembe, Mayıs 08, 2014

Pazar, Nisan 27, 2014

Kesilen Ağaçların Kökleri


Bizim mahallenin en sevdiğim beni en mutlu ve huzurlu hissettiren yanı yeşillik olmasıdır. Bizim mahalle derken hatta Kadıköy semtinin çok büyük bir kısmını da bunun içine katıyorum, sadece Feneryolu değil, Kızıltoprak'tan Bostancı'ya kadar E5'in deniz tarafında kalan hemen hemen her yol ağaçlıktır, yeşildir, serindir, gölgedir, çiçeklidir, güzeldir, hoştur. Bu yeşilin insana verdiği huzur bir başkadır, bu huzuru bilmeyen, deneyimlemeyen biri varsa hemen ilk fırsatta ağaçlık ya da çimlik bir alan bulup atsın kendini bir kaç saat, ne demek istediğimi anlayacak.

Neyse geçtiğimiz seneydi herhalde tren seferleri durdu çünkü Haydarpaşa'dan başlayan tren yolunun tamamında yenileme ve yol genişletme çalışması başlayacaktı. Bunun sonucunda da hızlı trene geçiş yapacaktık 2015 sonunda sanırım. Yine bizim taraflarda oturanlar bilirler Haydarpaşa'dan başlayan bu tren yolu Bostancı'ya kadar bizim mahallelerin içinden hatta ortasından geçe geçe ilerler. Bizim apartman da bu hatta tam tren yolunun önünde ilk sırada olan yüzlerce apartmandan biri.


Neyse yine geçtiğimiz aylarda tam ne zamandı hatırlamıyorum tren yolunun bizim apartman tarafındaki duvarının yanında bulunan ağaçların hepsine numaralar yazılmıştı da bir yumru gelip boğazımıza oturmuştu. Üstüne numara yazılmış ağacın, kapısına çarpı atılmış evden/dükkandan farkı yoktu çünkü, bu topraklarda bu dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi ölümü işaret ediyordu. O zamanlar şu yazıyı yazmıştım. Ancak işte o yazıdaki naiflik bu ağaçların bir kısmını kurtaramadı.

Dün öğlen annemin "evin önündeki ağacı kesmişler" diyen ağlamaklı sesiyle içimde bir öfke yükseldi. Balkona çıktım ve gerçekten de apartmanın önündeki benden en azından 20-30 yaş büyük ağacın (gayet yemyeşil ve sağlıklı neredeyse bizim apartman kadar boylu poslu bir dev) elektrikli testerelerle tren yoluna devrildiğini gördüm. Artık iş işten geçmiş, görevliler dev cesedi taşıyabilmek için ufak parçalara bölüyorlardı. O an hissettiğim nefret ve çaresizliği bir kere de bundan yıllar evvel Antalya'daki evin balkonunda aşağıda bir kedi yavrusunu taşla ezen çocukları görüp de kedileri kurtaracak vaktim olmadığında yaşamıştım. Ne zaman kestiler, nasıl bu kadar rahatça kıyabildiler hiç anlayabilmiş değilim. Hele bir de 40-50 metre ilerideki taksi durağının (ki o durağı da karşı köşeye taşıdılar aynı sebeple) üstünde bir ağaç vardı ki abartmıyorum hayatımda gördüğüm en güzel çiçekleri açardı, pembe beyaz tül tül, sokağa indiğimde tabii ki onu da devirmiş olduklarını gördüm.


Bu yukarıda link verdiğim eski yazıda da bahsetmiştim, bu demek oluyor ki şehrin göbeğinde hepimizin mahallelerinden yüzlerce ağaç kesilmeye başlandı ve kesilecek. Sorsan saatlerce anlatırlar "biz onları kesmiyoruz, yaşayan ağaç kesilir mi, sadece taşıyoruz" falan diye. Ancak her şey ortada. Kesilen kesildi, kesilecek olanlar kıyıma hazır bekliyor. Lan insan utanır anası babası yaşında ağacı kesmeye. Saf kötülük böyle bir şey işte "ölsün lan n'olacak" deyip geçivermek.

Bir de yanlışım varsa düzelteceklerdir, apartmanda üst komşumuz Aynur Teyze var, aileden biri gibi geçmişe dayanan bağlarımız var kendisiyle, onun eşi Osman Amca vardı kendisi öleli biraz vakit geçti hatırlamıyorum ne kadar. Oğulları ve pek değerli aile dostumuz Ömer Ağabey anlatmıştı bir gün, vaktiyle belediye bu ağaçlar öldü diye onları kesmeye gelmiş -bahsettiğim belki 30-40 senelik hikaye- Osman Amca da "yahu hiç kesilir mi onlar, ben onları tekrar canlandırırım" demiş ve günlerce altlarındaki toprağı tekrar eşelemiş, düzeltmiş, onlara su vermiş ve sonunda bahar geldiğinde ağaçlar tekrar yeşermiş gerçekten de. Biz hep yeşil halini gördük o ağaçların sayesinde. Bilmiyorum kendisi yaşasaydı da bu olayı görse tekrar durdurabilir miydi onları, yoksa iyiliğin tarafında olan herkes gibi vatana ihanet ve gelişmeye engel olmakla mı suçlanırdı ya da görevliler "çekil başımdan ihtiyar" deyip adamın gözleri önünde devirirler miydi yine o ağacı?


Yazmak istediğim, söylemek istediğim küfürler ve içimdeki kin öyle büyük ki iki gündür anlatamam. O ağacın hatırasına güzel notlar yazacağım gerçi önümüzdeki günlerde oraya ama tüm kalbimle ve tüm samimiyetimle diliyorum ki inşallah bunun sorumlusu olan insanların Allah belasını verir ve o ağaçların kökleri gibi uzun ve saçaklı belalardan bellerini doğrultamazlar. Amin.

Not: Resimlerin çözünürlükleri yüksek ve kolaj yaptım, tıklayıp bir inceleyin, ceset fotoğraflarına bakmak heyecan vericidir ne de olsa.

Canberk Bey'den alıntı: "Her şeyin hızlı olması lazım ya, o yüzden herhangi bir şeyi gerçekten sevmeye daha var galiba."

Cumartesi, Nisan 19, 2014

İşleyen Demir Işıldayamadı


Belli aralıklarla kendi yoğunluğumdan yakındığım yazılar yazmıştım buraya, her seferinde bir kez daha şaşırıyorum, herhalde bundan yoğun olamam derken ondan da yoğun olabildiğimi görüyorum çünkü. Ancak çok fena yorulmuş durumdayım, kısa devre yapmamaya gayret ediyorum.

Bir yandan ListeList, bir diğer yandan -ki en güzel yan burası- Pürtelaş 3+1, bir diğer yandan Leo işleri, bir diğer yandan yapmam gereken ama bir türlü yapamadığım düğünüme hazırlanma süreci, yine yapmam gereken ama yapamadığım tarihimdeki en büyük fetret devrine girmiş kendi müziğimle ilgili hareketler.


Bir de bizim gerçek dışılığından sıkılıp takibi kestiğimiz gündem var ki içinde MİT yasası gibi korkunç olaylar vuku buluyor. Bunca yoğunluğun, yorgunluğun içinde bir sen eksiktin dedirten bazen beyinsizce bazen de ürkütücü açıklamalar ve gelişmeler silsilesi. Hep beynen ya da fiziken ölelim diye bunlar.

Tamam hepsiyle uğraşacak, hepsiyle savaşacak gücüm var çok şükür -ya da çoğu zaman var gibi hissediyorum- ama bu ölesiye yorulduğum gerçeğini değiştirmiyor. Yosun tutmayalım diye uçurumdan aşağı yuvarlandığımız bir ömür işte.

Yeni albümleri Medusa'yı çevire çevire dinlediğim şu günlerde konuyla ilgili alıntımız ve şarkımız tabii ki Nada'dan gelecekti, Bavul'u dinliyoruz:



bavulumu topladım
içime bastım bir taş
çamur olsa toprağım
yürürüm yavaş yavaş
derinlerde bir yerde
boğulsam bile bile
seçtiğim yoldur bu
seve seve yorulduğum

Bir programın daha burada sonuna geldik, yapımda ve yayında emeği geçen herkesin emeği sömürülüyor o yüzden sıkıntı yok, şen ve esen kalın.

Cumartesi, Mart 29, 2014

Sandıkta Ruhu Kilitli Kalmış Kaybolmuş Anahtarı


Sandığın hiçbir şekilde çözüm yolu olduğuna ve benim ideolojimi temsil etme potansiyeli olduğuna inanmıyorum. İnanmıyorum demeyeyim, sandığın bu ülkede yaşayan vatandaşların çok büyük bir kısmının fikirlerini asla yansıtamayacak güçte bir yol olduğunu çok iyi biliyorum. Seçim bir kurnazlıktır, çoktan seçmeli bir sistem gibi görünür ve mutlak bir doğru olmadığı için diğerlerinden bir adım daha çok oylanan ya da oy alan taraf, diğer seçeneklerle taban tabana zıt dahi olsa oy kullanan ve kullanmayanların tamamının adına ilçeyi, ili, ülkeyi yönetme ve temsil etme hakkına sahip olur.


Özellikle yerel seçimlerde koalisyon gibi ihtimaller olmadığı için bu zafer çok daha kesin ve acımasız olur. Şöyle örnekleyelim. Yaşadığınız şehirde AKP yüzde 25.01, CHP yüzde 25, MHP yüzde 25 ve BDP yüzde 24.9 oy almış olsun. Bu durumda AKP, aldığı yüzde 25.1'lik oy ile ona oy vermeyen yüzde 74.99'luk kesimin yönetim ve temsil hakkını ele geçiriyor.

Kulağa güzel geliyor değil mi? İşte sandık (özellikle yerel seçimlerde) bu yüzden temsil gücü neredeyse hiç olmayan bir çözüm yöntemi olarak karşımıza çıkıyor. Bu durumda ben de diyorum ki ideolojinize göre verdiğiniz oy ne yazık ki bir işe yaramaz, matematiğe göre verdiğiniz oy bir işe yarar ya da yarayabilir. Zaten sistem sizin ideolojinizi korumak için değil, kendi güçlü ideolojisini sürdürmek üzerine kurulu.

Eğer mutlak değişmesi gereken bir taraf varsa, onu değiştirmek için ihtiyacınız olan şey ideolojinize göre verdiğiniz bir oy olmayacak ne yazık ki. Matematiğe göre verdiğiniz oy olacaktır. Zaten hepimiz yaşayarak deneyimlemedik mi demokrasi, hak, hukuk, özgürlük gibi şeyleri kazanmak için uğrunda savaşmak gerekir. Bunları kazanabileceğin yer sandık değil sokaktır, bunu aklından çıkartma!

Oy vermemek değil övdüğüm şey, oy ver ki hiç istemediğin insanların işine yaramasın senin seçme hakkın. Ama verdiğin oyun ideolojik temsiline çok inanma, birilerini değiştirmek istiyorsan karşısındaki en güçlü rakibe, potansiyeli en yüksek olana ver oyunu ki sonrasında ideolojin her neyse onu savunmak için ihtiyaç duyduğun nefesi alabilecek vaktin olsun. Neden böyle oldu diye düşünemeden seni ezip yok edip geçmesinler.



Parçamız sandıkta ruhu kilitli kalanlara gelsin: Sakareller - Sandık.

Pazar, Mart 02, 2014

İlk Çeyrek Büyüme Raporu


Değerli dostlar, ilk çeyreği doldurduğum şu günlerde kısacık bir ilk çeyrek raporu yayınlamaya karar verdim. İlk çeyrek güzel geçti, çeyreğin başlarında sahip olduğum büyüme ivmesini son yıllarda kaybetsem de yine de fena büyümedim diye düşünüyorum. Boy olarak en azından ülke standartlarının üstüne vardım. İkinci çeyreğe saçlar hafif dökük, biraz da sakal-bıyıkla giriyorum. Bu arada tüm merak eden halkımızı bilgilendireyim buradan, şayet Şubat 29 çekmiyorsa -ki genelde çekmiyor- tebrikleri Mart'ın 1'inde kabul ediyorum. Neyse paşalar, leydiler, diyeceğim şudur ki bu yaşıma dek yanımda olan aileme, eşime ve dostlarıma nice teşekkür ederim. Bundan sonra da hayatımda olun. Bugün bir 25 yıl kolay geride bırakılamıyor. Gerçekten de dedikleri kadar varmış, bu yaşlar sanırım en kritik yaşlar, keza hayatınızla ilgili nice önemli kararı veriyorsunuz ya da vermeye gayret ediyorsunuz tam da bu yaşlarda. Ben de nice kararlar veriyorum, hepsi de beni heyecanlandırıyor aslında, umarım hepsi de daha güzel sonuçlara ve gelişmelere sebep olur. Neyse bu anlamsız açıklamalarıma burada son veriyor ve bir sonraki paragrafıma geçiyorum.

Merve Hanımcığımın aldığı hediyeyle birlikte gitar ailemi tamamladık. Her türlü ortama uygun bir gitarım var artık. Akustik gitarım da olduğuna göre rock star olmam için hiçbir engelim kalmadı. Belediye'ye başvurumu yapabilirim. Yine de öncesinde şu gitarlara pahalı bir kılıf alayım da adam sansınlar, böyle orta okulda gitar kursuna gidiyorum şeklindeki gitar kılıflarıyla benden ne rock olur ne star. Tüm heyecanıma rağmen yeni gitarımı elime alacak çok çılgın vaktim olmadı ama o dar vakitlerde de patlatıverdim Mavi Sakal'dan bir Balta geçmişe gittim geldim kendimce, bugünün sorularıyla. Karşılıklı bir alışalım bakalım birbirimize. Sonra kamuoyu yoklamalarına başlarız.

Kendi kendime söz vermiştim geçtiğimiz ayın başında, en azından her hafta bir yazı yazacağım blog'uma diye ancak son yazıdan bu yana yine bir ay geçmiş bulundu neredeyse. Bundan sonra dilerim böyle olmaz. Böyle oldukça neler yazacağımı da unutuyorum çünkü. Bakalım geçtiğimiz günlerde neler yaptığımın ne kadarını hatırlayabileceğim. Öncelikle unutmadan paylaşayım. Size Sessions için efsanevi bir Emir Yargın performansı sergiledik. Emir Efendi ve Nil İpek Hanım'ın dans ve vokal performanslarına Kzu Bey klavyesi ve bölüm sonu sürpriziyle, ben ise gitarım ve yardımcı vokallerimle eşlik ettim. Bahsi geçen destansı Çorap performansımızı buraya tıklayarak izleyebilirsiniz. Bugün bir lirik dans kolay edilmiyor malum.


Emir Efendi'den konu açılmışken kendisiyle birlikte bir de Karga'da konser verdik. Pek keyifli geceydi, kendi şarkılarının ardından birbirinden çılgın cover'lar (Şeytan Azapta, Yaşandı Bitti, Pokémon) da çaldık. Sahnede pek eğlendik, konserden sonra Tayfun Bey ve Rammy Bey'le sohbet ederken de çok eğlendik falan filan, güzel geceydi vesselam. Tek sıkıntı seyircimizin biraz yaşlanmış olması, kimse kalkıp kıpırdamadı ya arkadaş! Ben çalsam anlayacağım da Emir Yargın çalıyor yahu! Aynı hafta bir diğer güzel konser ise Serap Mutlu Akbulut Hoca'mın korosuyla Kadıköy Evlendirme'de verdiğimiz Türk Müziği konseriydi, annemle aynı sahneyi paylaşmanın güzelliği de ayrı oluyormuş vallahi, bir de cânımız Gülnaz Hanım var tabii.

Bunlar dışında değinmek istediğim 2 de konser var. İlki geçtiğimiz hafta Peyote'de gerçekleşen Selim Saraçoğlu konseri. Tıpkı arka arkaya sahne aldığımız Karga'daki konser gibi büyüleyiciydi o da, 2 davul işi daha da keyifli yapmış bazı şarkıları. Güzel insanlar, güzel müzikler. Sonraki gece de Karga'da Seha Can'ı dinlemeye gittim. Yıllar evvel ağzımıza bir parmak bal çalıp ortalardan yok olan bu adam da tek başına sahnede devleşti. Eski şarkılar, yeni şarkılar, cover'lar derken saat ilerlemiş.

Sonraki gün bir başka heyecanlı işe giriştik. Sürprizi kaçmasın diye şimdi çok açıklamayayım ama Salı ve Çarşamba günü zaten Listelist'te göreceksiniz bir aksilik olmazsa bu yeni heyecanlı işi. Bir ipucu daha vereyim ki iyice heyecanlanın: Can Güngör. Şimdi bir kaç gün daha hep beraber bekleyeceğiz. =)

Bir de Listelist'te yazdıklarım arasından bir göz atmanızı tavsiye ettiklerimi sıralayayım yine, zaten siteyi hep okuyun da ben şunları buraya da bir not almış olayım:

- 20 Dev Şiiriyle Bir Usta Şair: Murathan Mungan (Annem en devlerden birini listeledi.)

Pazartesi, Şubat 10, 2014

Emir Bey'e Dair Bir Basın Açıklaması


Bu senenin başında kendimce dedim ki ilk kez müzikal anlamda bazı şeyleri planlayıp programlayacağım ve artık bunlar doğrultusunda daha verimli adımlar atacağım. O yüzden genelde birlikte çaldığım dostlara rica edip bir toparlanalım ve neye ne kadar vakit ayırabiliriz bunları konuşalım istedim. Dostlarla yapılan konuşmanın ardından ben de kendimce inzivaya çekilip bir süre bu konuşmayı neredeyse cümle cümle değerlendirdim ve şu sonuca vardım: Emir Bey artık bildiğiniz şekilde pek de konser verebilecek bir oluşum değil. Daha açık konuşayım, benim şarkılarımı bunca zamandır birlikte çaldığım insanların artık hemen hemen hiçbirinin buna vakti kalmadı. Çoğu ya başka müzikal projelere yoğunlaştı ya da müzik dışı işleri sebebiyle genel olarak herhangi bir şeye vakit bulamaz oldu. Netice itibariyle ortaya çıkan tabloda hayat karşıma farklı insanlar çıkartmadıkça toplu olarak bir performans ihtimalim kalmadı. Toplu performans olmayınca da bence Emir Bey olmuyor, keza belki bir kısmınız okumuştur Emir Bey'i yıllar önce şu şekilde tanımlamıştım:

"Emir Bey, Emir Aksoy tarafından kurulmuş bir hafif müzik topluluğudur. 2007'de kurulmuş olan grup bugüne dek pek çok farklı ortamda konserler vermiş, pek çok farklı müzisyeni sahnesinde konuk etmiştir. Emir Aksoy'un bestelerinin yanı sıra, sevdikleri ve çalmaktan keyif aldıkları eserleri de yorumlamaktan geri durmazlar. Kısacası Emir Bey, farklı müzikal yolları olan dostların beraber huzur bulma ve dinleyenlere huzur verme çabasıdır."


Gördüğünüz üzere tanımdan da net bir şekilde anlaşılacağı üzere ben tek başıma bence Emir Bey olmuyorum aslında, birlikte müzik yaparak huzur bulduğum dostlarla birleşince Emir Bey'e dönüşüyorum. Görünen o ki farklı müzikal yolları olan bahsi geçen dostların artık yolları Emir Bey'den geçmiyor. Emir Bey'den geçen yollar da eskisi kadar huzurlu olamıyor. Bana da bu tespiti yaptıktan sonra başka şeyler yapmaya gayret etmekten başka seçenek kalmıyor.

Üzerinde düşününce fark ettim ki Emir Yargın Efendi'den, Alper Bey'den başlayıp, Nağme Hanım'la, Nil İpek Hanım'la, Can Bey'le, Umut Bey'le, Uluç Bey'le, Tufan Bey'le, Kerem Bey'le, Emir Ağabey'le, Enis Ağabey'le, Berkay Bey'le bu 7 yıl içerisinde Emir Bey adı altında birlikte çaldık, söyledik, konserler verdik; bu güzel insanların yanı sıra Canberk Bey, Günsu Hanım, Aslı Hanım, Gülnaz Hanım, Ceren Hanım, Toros Bey, Emre Bey, Baturay Bey, Mert Bey, Melis Hanım, Tolay Bey, Tuğçe Hanım, Ozan Bey, Tümer Bey, Melike Hanım, Şevket Bey, Yiğit Bey, Asena Hanım, Haluk Can Bey, Can Bey, Melis Hanım, Bekir Bey gibi ilk düşündüğümde aklıma gelen nice dostla da Emir Bey etiketi altında birlikte şarkılar, kayıtlar, video'lar, kısacası müzikli bir şeyler yaptık.

Tek demek istediğim, bugüne kadar benimle birlikte müzik yaptığınız, müziğime katkı sağladığınız ve oluşan müziği -şayet kulağa güzel geliyorsa- daha da güzelleştirip yükselttiğiniz için hepinize nice teşekkürler. Ellerinize sağlık.


Yaklaşık 7 senedir hayalini kurup bir türlü deneyemediğimiz sesi daha 2 ay önceki Aralık konserlerinde anca çıkarabilmiş olmak ve daha da çıkartamayacak olmak biraz üzücü ama şarkıda ve şarkıyı oluşturan dev sözlerde de denildiği üzere: "Dün ile beraber gitti cancağızım, şimdi yeni şeyler söylemek lazım." Üzülecek, ağlanacak, acınacak bir durum varmış gibi yansıtmanın da alemi yok. Hali hazırda bugüne dek biriken besteleri bir şekilde kaydetmeye (Toz ve Tanışma gibi) gayret edebilirim, DemSessions gibi seriler üzerinde yoğunlaşabilirim, müzikli projeler üretmekle ilgili elimden her ne gelirse ona odaklanabilirim, Emir Yargın Efendi'yle çalmaya devam edebilir, müzik danışmanlığı ve müzik yazarlığı konusuna daha sıkı sarılabilirim, karşıma çıkan ve her seferinde deneyim kazandıran bir şeylere müzik üretme projelerine daha çok vakit ayırabilirim, yeni şarkılara yoğunlaşabilirim, eski günlerde olduğu gibi Levent Bey'in, Berat Hanım'ın yazdıklarına ya da kendi notlarıma odaklanabilirim falan filan. Umarım hepsini aynı anda yapmayı başarabilirim. Bunları yapmaya gayret ederken de hem yukarıda ismi geçen nice dostla hem de yepyeni insanlarla yolumun zaman zaman kesişeceğinden de eminim. Ne diyeyim çizmeye çalıştığımız yollarda Allah utandırmasın.

Sarıgül tarzı bu popülist bitirişle basın açıklamama son verirken; müzikle ilgili attığım, atmaya çalıştığım ve atamadığım her adımda yanımda olan, bu son satırlara kadar sabırla okuyan tüm dostlarımın, tanıdıklarımın ve tanımadıklarımın da alınlarından öpüyorum. Eee ne demişler: "Hayat siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir." Ehehe hehe şaka şaka böyle klişe biter mi yazı hiç? Hayat biz planlar yaparken akıp gidenlerdir bence. Daha iyi oldu, şimdi bitebilir.

Pazar, Şubat 02, 2014

Güneşli Hava Bizim Canımız


Sabah bir kaç saatimi şu Mavi Büyücüler'i düzenlemeye verdim, içindeki bağlantıları onardım, bir iki hatayı temizledim, yönlendirmeleri falan oturttum, bir de Nil İpek Hanım'ın hatırlatması üzerine Kuğunun Şarkısı'na gereken özeni gösterdim falan filan. Şu hemen sağdaki Emir Bey logosuna tıklarsanız oraya varırsınız. Bir ara da buraya el atmam lazım ancak malum çağımızın en büyük problemi zamansızlık. Bakalım bu problemin de üstesinden geliriz.

Klişe olacak ama hafta sonunun size de yetmediği oluyor mu? Bana çok sık oluyor da bu aralar. Neyse geçen hafta neler olmuş hızlıca bir göz atalım. Öncelikle en güzel haberlerden biri Evden Uzakta cephesinden geldi, kendileri heyecanla beklediğimiz Replikas bölümüyle yeni sezona bomba gibi girdiler çok af edersiniz. Bizim reis-i cumhur şöyle bir cümle yazdı Roma gezisinde, yemin ediyorum aklımızı oynatalım diye uğraşıyorlar! Sonrasında şöyle bir habere denk gelip gülümsedim, derken alttaki yorumu görüp bağırarak güldüm falan. Duyduk ki Can Güngör yeni bir tango yayınlamış adeta 40-50 yıl önceden gelen bir tınıda. Yüzyüzeyken Konuşuruz da Ölmemişiz'in klibini yayınlamış. İyi oluyor böyle olayları twitter'a not alıyorum sonra dönüp bu hafta ne olmuş diye rahatça görebiliyorum. Bir de hiç üzerinde durulmayan şu tip normal haberler çıktı geçen hafta ama dediğimiz gibi bunlar normal.

Yunus kardeşlerle ilgili şöyle bir video'ya denk geldim, sizler de lütfen izleyin, bu konuda bir kişiyi bile bilinçlendirsek kârdır gerçekten de! Boğaz'da her denk geldiğimde dünyanın en mutlu insanı oluyorum, bırakın onlara Boğaz'da denk gelebilme ihtimaliyle yaşayalım.


Kendi kendime dinlerken not düştüğüm bir kaç parçayı da sizlerle paylaşmadan geçmeyeyim, malum güzel şarkı olmasa not düşülmezdi, kime göre tabii ki bana göre. Eheheh.

* Okay Temiz - Denialtı Rüzgarları (esas bunun da içinde yer aldığı bir albüm var Bosporus Bridges diye bir derleme, henüz dinlemediyseniz dinleyin, efsane çünkü)
* Barış Manço - Cacık (yorumların ötesinde)
* Downliners Sekt - Weather Underground (yıllar evvelden vay babamlar)

Son olarak da Listelist'te benim dikkatimi çekenleri bir not düşeyim belki sizin de ilginizi çekerler, bundan böyle her hafta böyle bir uygulama yapacağım (sanırım ve umarım):

King Crimson’ın Efsaneliğine Kanıt 18 Zihin Açıcı Şarkı (mübalağa ve aşırı saygı sevgi içerir)
- Çağdaş Kürt Müziğinin Akışına Yön Veren 20 Ses (ansiklopedik bilgi ve ırkçı atışmalar)

Bugün hava güneşliydi ya ondan daha keyifli yazdım sinirli yazmak yerine.

Pazar, Ocak 26, 2014

Gidin Arkadaşım Artık Buradan


Vay arkadaş, hani geçen yıl değerlendirmesi yazacaktım, hani yeni yıl hedefleri yazacaktım, hani o saçlarına taç yaptığım çiçekler, hani o güzel gözlü ceylanların pınarı...

Klasik saçma sapan yazı girişimin ardından gelişme bölümüne geçiyorum, bakarsınız bu bölümde elle tutulur, avuçla okşanır, beyinle idrak edilir bir iki kelâm ederim. İlk mevzumuzu unutmadan yazmak isterim ki yeni bir video çektik ve bu sabah itibariyle yayınlamış bulundum kendisini. Ben pek keyif aldım, sizler de izleyince bence keyif alırsınız, merak edenleri şu taraftan alalım:




Şarkıda denileni dinlemeyin siz ama yani vazgeçmeyin. Şarkıcıyı dinleyin, şarkıcıya uymayın demiş atalarımız.


Bu arada blogspot'a ne ara ".tr" uzantısı da eklendi, Soundcloud ne için kapandı, kaç milyar polisin yeri değişti de kimi şehzadeler ifadeye hazır hale geldi, Ukrayna'da olan nedir ne değildir, bebeklere çip mi takılıyor ne oluyor, merkez bankası neyin peşinde, "dolarımız bereketlendi" ne demek, bizim şehri niye yok etmeye çalışıyor herkes,  insanlara neden "büf" deniyor, Twitter'dan özerklik ilan edilebiliyor mu, beddualarımız ne zaman tutacak, Manisa'da radyason ne arıyor, izinsiz ilk yardım yapan doktor neden manyakça cezalar alıyor, peki ya Bozcaada, Phaselis, İztuzu Plajı ne karşılığında feda ediliyor? Bunların cevaplarını tam net bilmiyoruz. O kadar rayından çıkmış bir gündemimiz, çılgınlık üzerine çılgınlık yapan siyasilerimiz ve her türlü ahlaksızlığı alışkanlık edinmiş iş adamlarımız var ki, kısaca bu hafta ne oldu diye hızlıca bir düşününce bile onlarca olay çıkıyor karşımıza. Toplumca bekliyoruz bakalım.

Pek çok olay için benim de denk geldiğim üzere nice laf edildi, Soundcloud konusunda da edilmiştir muhakkak ki, ama bir iki cümle de ben kurayım. Bre akılsız adamlar, zaten herkesin elinden geldiğince ezdiği ufacık bir bağımsız müzik camiası var ülkede, bu insanların da birbirleriyle ve dinleyicileriyle iletişim kurabildiği tek düzgün platform burası, neden onu da elinden alırsın, illa ki herkese interneti yasaksız kullanma yöntemlerini mi anlatalım bağıra bağıra. Myspace'i de böyle saçma sapan yasaklarla kullanılmaz hale getirmiştiniz, unutmuş değiliz. Yahu bırakın saçma sapan işleri, tamam anladık bırakamıyorsunuz defolun gidin bari artık buralardan. Etrafınızdaki boynuna kadar çamura batmış ve kafasını da batırmamak için size muhtaç olan 3-5 yalakadan, zoraki stadyumlara doldurulan 3 tane yeni kelimeyi yanyana getirip slogan atamayan beyin fukaralarından ve kendini size bir şekilde borçlu hissettiği için yanınızdan ayrılamayan ama hâlâ onurlu ya da bir miktar akıllı olduğuna inandığım insanlardan müteşekkil bir hayal dünyasında, bir kurgunun içinde yaşıyorsunuz. Aklı başında hemen herkes sizden nefret ediyor ve sizler kibir ve nefretinizle her geçen gün bir adım daha çirkin, bir adım daha seviyesiz bir hareket yapmayı başarıyorsunuz. Gidin arkadaşım artık buradan. Of yine sinirlendirdiniz beni pazar gecesi.

Son olarak geçen gün yaptığım King Crimson listesine dair 2-3 kelamım var, ben de biliyorum "dünyanın en iyi grubu", "yapılmış ve yapılabilecek en iyi müziği yapan adamlar" gibi cümlelerin iddialı, saçma ve tamamen öznel olduğunu da arkadaş o kadar yazı yazıyoruz, yazarlık yapıyoruz kendi çapımızda, bırakın da bizim de bir mübalağa kotamız olsun, sevdiğimiz konularda kullanalım kotamızı, tıpkı The X-Files'ta olduğu gibi ya da tıpkı neredeyse tanıdığım insanların yarısından çoğundan çok süper bir insan, aşırı komik ya da dünyanın en iyi insanı diye bahsetmem gibi. Öyle değiller belki de ama bana öyle geliyorlar ya da ben abartmayı seviyorum, hepsi bu. Ben rahatladım, sizler de rahat olun. Haydi Allah'a emanet, buraya kadar okuyanlardan da ARO. Ehuaehuehauheah. En az giriş kadar berbat bir çıkış.


Şunları da dinleyin bence bir ara:


Not: Rabb'im utandırmasın, en azından haftada bir yazayım istiyorum buraya da, bakalım her şeyin hayırlısı internetin wireless'ı.