Pazar, Nisan 27, 2014

Kesilen Ağaçların Kökleri


Bizim mahallenin en sevdiğim beni en mutlu ve huzurlu hissettiren yanı yeşillik olmasıdır. Bizim mahalle derken hatta Kadıköy semtinin çok büyük bir kısmını da bunun içine katıyorum, sadece Feneryolu değil, Kızıltoprak'tan Bostancı'ya kadar E5'in deniz tarafında kalan hemen hemen her yol ağaçlıktır, yeşildir, serindir, gölgedir, çiçeklidir, güzeldir, hoştur. Bu yeşilin insana verdiği huzur bir başkadır, bu huzuru bilmeyen, deneyimlemeyen biri varsa hemen ilk fırsatta ağaçlık ya da çimlik bir alan bulup atsın kendini bir kaç saat, ne demek istediğimi anlayacak.

Neyse geçtiğimiz seneydi herhalde tren seferleri durdu çünkü Haydarpaşa'dan başlayan tren yolunun tamamında yenileme ve yol genişletme çalışması başlayacaktı. Bunun sonucunda da hızlı trene geçiş yapacaktık 2015 sonunda sanırım. Yine bizim taraflarda oturanlar bilirler Haydarpaşa'dan başlayan bu tren yolu Bostancı'ya kadar bizim mahallelerin içinden hatta ortasından geçe geçe ilerler. Bizim apartman da bu hatta tam tren yolunun önünde ilk sırada olan yüzlerce apartmandan biri.


Neyse yine geçtiğimiz aylarda tam ne zamandı hatırlamıyorum tren yolunun bizim apartman tarafındaki duvarının yanında bulunan ağaçların hepsine numaralar yazılmıştı da bir yumru gelip boğazımıza oturmuştu. Üstüne numara yazılmış ağacın, kapısına çarpı atılmış evden/dükkandan farkı yoktu çünkü, bu topraklarda bu dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi ölümü işaret ediyordu. O zamanlar şu yazıyı yazmıştım. Ancak işte o yazıdaki naiflik bu ağaçların bir kısmını kurtaramadı.

Dün öğlen annemin "evin önündeki ağacı kesmişler" diyen ağlamaklı sesiyle içimde bir öfke yükseldi. Balkona çıktım ve gerçekten de apartmanın önündeki benden en azından 20-30 yaş büyük ağacın (gayet yemyeşil ve sağlıklı neredeyse bizim apartman kadar boylu poslu bir dev) elektrikli testerelerle tren yoluna devrildiğini gördüm. Artık iş işten geçmiş, görevliler dev cesedi taşıyabilmek için ufak parçalara bölüyorlardı. O an hissettiğim nefret ve çaresizliği bir kere de bundan yıllar evvel Antalya'daki evin balkonunda aşağıda bir kedi yavrusunu taşla ezen çocukları görüp de kedileri kurtaracak vaktim olmadığında yaşamıştım. Ne zaman kestiler, nasıl bu kadar rahatça kıyabildiler hiç anlayabilmiş değilim. Hele bir de 40-50 metre ilerideki taksi durağının (ki o durağı da karşı köşeye taşıdılar aynı sebeple) üstünde bir ağaç vardı ki abartmıyorum hayatımda gördüğüm en güzel çiçekleri açardı, pembe beyaz tül tül, sokağa indiğimde tabii ki onu da devirmiş olduklarını gördüm.


Bu yukarıda link verdiğim eski yazıda da bahsetmiştim, bu demek oluyor ki şehrin göbeğinde hepimizin mahallelerinden yüzlerce ağaç kesilmeye başlandı ve kesilecek. Sorsan saatlerce anlatırlar "biz onları kesmiyoruz, yaşayan ağaç kesilir mi, sadece taşıyoruz" falan diye. Ancak her şey ortada. Kesilen kesildi, kesilecek olanlar kıyıma hazır bekliyor. Lan insan utanır anası babası yaşında ağacı kesmeye. Saf kötülük böyle bir şey işte "ölsün lan n'olacak" deyip geçivermek.

Bir de yanlışım varsa düzelteceklerdir, apartmanda üst komşumuz Aynur Teyze var, aileden biri gibi geçmişe dayanan bağlarımız var kendisiyle, onun eşi Osman Amca vardı kendisi öleli biraz vakit geçti hatırlamıyorum ne kadar. Oğulları ve pek değerli aile dostumuz Ömer Ağabey anlatmıştı bir gün, vaktiyle belediye bu ağaçlar öldü diye onları kesmeye gelmiş -bahsettiğim belki 30-40 senelik hikaye- Osman Amca da "yahu hiç kesilir mi onlar, ben onları tekrar canlandırırım" demiş ve günlerce altlarındaki toprağı tekrar eşelemiş, düzeltmiş, onlara su vermiş ve sonunda bahar geldiğinde ağaçlar tekrar yeşermiş gerçekten de. Biz hep yeşil halini gördük o ağaçların sayesinde. Bilmiyorum kendisi yaşasaydı da bu olayı görse tekrar durdurabilir miydi onları, yoksa iyiliğin tarafında olan herkes gibi vatana ihanet ve gelişmeye engel olmakla mı suçlanırdı ya da görevliler "çekil başımdan ihtiyar" deyip adamın gözleri önünde devirirler miydi yine o ağacı?


Yazmak istediğim, söylemek istediğim küfürler ve içimdeki kin öyle büyük ki iki gündür anlatamam. O ağacın hatırasına güzel notlar yazacağım gerçi önümüzdeki günlerde oraya ama tüm kalbimle ve tüm samimiyetimle diliyorum ki inşallah bunun sorumlusu olan insanların Allah belasını verir ve o ağaçların kökleri gibi uzun ve saçaklı belalardan bellerini doğrultamazlar. Amin.

Not: Resimlerin çözünürlükleri yüksek ve kolaj yaptım, tıklayıp bir inceleyin, ceset fotoğraflarına bakmak heyecan vericidir ne de olsa.

Canberk Bey'den alıntı: "Her şeyin hızlı olması lazım ya, o yüzden herhangi bir şeyi gerçekten sevmeye daha var galiba."

Cumartesi, Nisan 19, 2014

İşleyen Demir Işıldayamadı


Belli aralıklarla kendi yoğunluğumdan yakındığım yazılar yazmıştım buraya, her seferinde bir kez daha şaşırıyorum, herhalde bundan yoğun olamam derken ondan da yoğun olabildiğimi görüyorum çünkü. Ancak çok fena yorulmuş durumdayım, kısa devre yapmamaya gayret ediyorum.

Bir yandan ListeList, bir diğer yandan -ki en güzel yan burası- Pürtelaş 3+1, bir diğer yandan Leo işleri, bir diğer yandan yapmam gereken ama bir türlü yapamadığım düğünüme hazırlanma süreci, yine yapmam gereken ama yapamadığım tarihimdeki en büyük fetret devrine girmiş kendi müziğimle ilgili hareketler.


Bir de bizim gerçek dışılığından sıkılıp takibi kestiğimiz gündem var ki içinde MİT yasası gibi korkunç olaylar vuku buluyor. Bunca yoğunluğun, yorgunluğun içinde bir sen eksiktin dedirten bazen beyinsizce bazen de ürkütücü açıklamalar ve gelişmeler silsilesi. Hep beynen ya da fiziken ölelim diye bunlar.

Tamam hepsiyle uğraşacak, hepsiyle savaşacak gücüm var çok şükür -ya da çoğu zaman var gibi hissediyorum- ama bu ölesiye yorulduğum gerçeğini değiştirmiyor. Yosun tutmayalım diye uçurumdan aşağı yuvarlandığımız bir ömür işte.

Yeni albümleri Medusa'yı çevire çevire dinlediğim şu günlerde konuyla ilgili alıntımız ve şarkımız tabii ki Nada'dan gelecekti, Bavul'u dinliyoruz:



bavulumu topladım
içime bastım bir taş
çamur olsa toprağım
yürürüm yavaş yavaş
derinlerde bir yerde
boğulsam bile bile
seçtiğim yoldur bu
seve seve yorulduğum

Bir programın daha burada sonuna geldik, yapımda ve yayında emeği geçen herkesin emeği sömürülüyor o yüzden sıkıntı yok, şen ve esen kalın.