Cumartesi, Kasım 22, 2014

Bazı Müzikler Pek Güzel Pek Dinlenilesi


Bugünlerde müzik piyasasında bir yıl sonu heyecanı var herhalde, kafamı ne tarafa çevirsem yeni albümler, yeni şarkılar, yeni kliplere denk geliyorum ki çok da güzel çok da iyi oluyor.

Nefret dolu yazılar yazıp da "nefretinde boğul" tarzı yorumlar almak (bakınız bir alttaki yazı) ve ülkede bir gram değişen bir şey olmaması gerçekten de nefretimde boğulmamak için müziğe sarılmaya itti beni biraz. Bol bol müzik dinledim geçtiğimiz günlerde, şimdi sizlerle de payalaşacağım bu güzelliklerin bir kısmını.

Bir - Melik Şah (a.k.a. Kâmuran Kolçak)

Tek kelimeyle "şahane" iş. Zaten Melike Hanım'ın sesi bugüne dek dinlediğim kadın seslerinden en iyiler arasında her daim. Bu gerçekten şarkının adı gibi bir ilk. Emre Malikler şarkının vücut bulmasına vesile olmuş duyduğumuz kadarıyla. Melike Hanım'ın bu ilk işini acilen ikincisi, üçüncüsü ve diğerleri de takip eder dilerim ki. Kendisini şuralardan takip ediniz:


Kendisinin de içinde yer aldığı bir diğer güzel yenilik de Baba Zula'nın yeni albümü 34 Oto Sanayi. Onu da yeni aldım bir kaç tur hızlıca dinledim, pek güzel albüm, ayrıca bahsederim sonra detaylı.

Sadece - Kalben

Etrafımdaki Ankara lobisinin gün geçtikçe beni çembere almasından mı yoksa güzel müziklerin kendi dinleyicisine ulaşacakları yolları bulmasından mıdır bilinmez Kalben Hanım'ın bu şarkısına denk geldim geçen hafta. Aslında Sofar Istanbul performansı videosuna denk geldim evvela ki onu da mutlaka izleyin (bir kaç kelime evvelki "videosuna" kelimesine tıklamanız yeter) ayrıca bir etkileyici. Hemen soundcloud hesabında bir turladım, aynı hızladün gece de bir konserini kaçırdım ama anladığım kadarıyla artık yavaş yavaş kendisini sağda solda dinleyeceğiz. Neyse ki. Şuralardan takip edilebilir en azından ben öyle yapmayı planlıyorum:


d'ye b'ye dikkat. =)

Gökler - Nada


Gerçekten de sonunda dedirten bir klip geldi Nada'dan. Albüm çıkalı ne kadar oldu hatırlamıyorum ama çok oldu. Zaten yılda bir konser veriyorlar bari klip falan çekseler de yaşadıklarını bilsek dedirten, pek de göz önünde durmayan bir ekip Nada. Klibi Tan Tunçağ ve Sarp Karaer çekmiş. Bana kalırsa -en azından benim için- Nada'yı da, şarkıyı da tasfir edebilen bir klip olmuş. Kendilerini buradan takip ediyoruz:


Hırpalandı Mayıs - Ceyl'an Ertem

Yeni albüm Amansız Gücenik canavar gibi, albümün giriş şarkısı da ayrıca tokat gibi:

zalimler pusu kurdu zalimler kardeşlerimizi sokakta vurdu
zalimler pusu kurdu dün oldu bugün oldu onlar böyle hep puşttu

Kendisini buradan takip edebilirsiniz tabii hâlâ etmiyorsanız:


Geçtiğimiz günlerde aldığım 4 albümden aslında sadece Ceyl'an Ertem'in Amansız Gücenik'ini yazdım çünkü diğer üçünü daha çok dinledikten sonra yazacağım sanırım, belki de yazmam. Bu albümler de şöyle: İlki yukarıda da bahsi geçen Baba Zula'nu 34 Oto Sanayi'si, ikincisi Jehan Barbur'un Sizler Hiç Yokken'i, sonuncusu da Nilüfer'in 1987 tarihli Geceler'i. =)

Aman Doktor - Yaprak Sayar

Bir diğer çok zamandır beklediğim albüm de Alaturka Records'un Girizgâh adlı albümü. Albümün kapağında "Taşplakların Kaldığı Yerden" yazmışlar, ne de güzel yapmışlar, gerçekten de öyle. Projede yer alan dev isimlerin, zevkli şarkı seçimlerinin, tertemiz icrâ ve üslupların yanı sıra en ama en hoşuma giden şey albümün kayıt tekniği oldu. Tertemiz! Abartılı tek bir efekt, tek bir prodüksiyon hatta tek bir nota bile yok neredeyse! Türk Müziği severlerin 2 CD'lik bu albümle ciddi düşünmelerini tavsiye ediyorum. Alaturka Records'u takip etmek isteyenler de şöyle buyursun:


TRT İstanbul Radyosu Türk Sanat Müziği Gençlik Korosu'ndan arkadaşım olan Yaprak Hanım öyle bir okumuş ki Aman Doktor'u, her zamanki gibi dinleyene diyecek pek bir şey bırakmamış. Bir kısmınız kendisini Murat Bardakçı'nın Tarihin Arka Odası adlı programından hatırlarsınız belki.

Pürtelaş 3+1 cephesinde neler oluyor derseniz size sondan bir önceki bölümden bir video ile cevap vereceğim, Cenk Erdoğan sizlere Yağmurla Gelen'i çalsın:


Haftaya 20. bölümünü yayınlayacağımız Pürtelaş 3+1 sanıyorum ki bugüne kadar devam eden müzik programları içinde hem alteratif müzikleri konu alıp hem de bu kadar uzun süre devam etmesiyle bir ilk. Diliyorum ki daha nice güzel bölümlerimiz olur ve bir gün birileri acaba 2010'lu yıllarda Türkiye'de alternatif müzikler neye benziyormuş dediğinde ellerinde böyle muhteşem bir arşiv kalır. Pürtelaş 3+1'in tüm bölümlerine şuradan ulaşabilirsiniz, sosyal medya hesaplarımız da şöyle:


Yazıyı dünyanın en uzun yazısı olmadan evvel bitireceğim ancak 2 madde daha var bahsetmek istediğim:

Bunlardan ilki Deezer'ın Türkiye ofisinde bu mailing işini yapan kişi her kimse ona bir teşekkür mahiyetinde. Hatta patronunu tanısam zam yapın, ikramiye verin falan derdim. Keza mail kutuma gelen ve aylardır takdirle takip ettiğim tek bilgilendirme mail'i. Bir kere sistem benim zevklerime göre mi atıyor tam bilmiyorum (zannetmiyorum da) ama çok satandan ziyade farklı olan, güzel olan neyse onu öneriyorlar. Deezer'dan ilk mail aldığım zamandan bu yana bana önerdikleri isimlerden bazılarını yazıyorum: Emir Yargın, 123, Gevende, Imam Baildi, Dolunay Obruk, Melike, The Ringo Jets, Alaturka Records, Ceyl'an Ertem, Peyk... Derleme albümleri, çalma listelerini, o haftanın konserlerine göre yaptıkları paylaşıları saymıyorum bile. Gerçekten bravo, olması gerektiği gibi yapıyorlar bu işi ve belli ki müzikten anlayan birileri var işin başında.

Bir de buraya kadar okumakta ısrar ettiyseniz önümüzdeki ay, yaklaşık 1 ay sonra 25 Aralık'ta Peyote'de çalacağım. Daha etkinlik hazırlamadım ama bir ay önceden haber veriyorum, sonra duymadım bilmiyordum demeyin. Muhtemelen yine gitarımla tek başıma kovboy gibi sahne alacağım bu gecede benim ardımdan da pek sevdiğim Ars Longa sahne alacakmış, bunu da duydum iyice sevindim. Buyurun size Ars Longa'dan Bir Son:



Şimdilik diyeceklerim ya da diyeceklerim arasından aklımda kalanlar bunlar. (Yuh daha ne diyecektin!)

Geçtiğimiz günlerde ListeList'te yazdıklarımdan özellikle ilgimi çeken bir kaçını da şuraya bırakayım, vakti olanlar baksın:


Cumartesi, Kasım 08, 2014

O Nefreti İçimize Sizler Ektiniz


Ne kadar çok ah alıyor bu zalim insanlar. İnsan demeye de dilim varmıyor gerçi artık kendilerine. Pek çokları için Gezi'de düşen kimileri için en başından beri aşikâr olan bir insan maskeleri de yok artık çünkü yüzlerinde.

Binlerce ağacı kestiler yine, 6.000 zeytin ağacı artık öldürülmüş durumda, artık her kime nasıl teminatlarla verildiyse o Allah'ın belası santralin ihalesi, sadece o kişinin işleri bozulmasın diye karşısındaki binlerce kişinin hayatının yerle bir olması devlet gözünde bir önem teşkil etmiyor. Muhtar ağlayarak anlatıyor işte, diyor ki buradaki insanların ekmek kapısını kestiniz, bir kilometre ileri kuruverseydiniz santralinizi olmaz mıydı? Geriye kalan şeyler, dilencilik, şeytanların şirketlerinde amelelik ve madene inmek diyor. Neden madene inmeyi en son sayıyor peki ya da ölümden bir önce sayıyor diye düzeltelim? Çünkü aynı şerefsizlerin aynı kanunsuz düzeni, daha doğrusu kâr etme üzerine kurgulanmış yasalar ve göz yumuşlarla her gün minik minik Soma faciaları yaşıyor, üçer beşer ölüyoruz. Arada bir yüzer yüzer de ölünüyor tabii ama o esnada bakanlar o kadar çok uykusuz kalıyor ki onların meymenetsiz suratlarındaki kirli sakallarının altındaki sözde çalışkanlık bu ölümlerin önüne geçiveriyor hemen haberlerde. Bir bakmışsınız sizin temsil ettiğiniz devletin kanunları altında ölen yüzlerce işçi gündem dışı kalmış, sizin yoğunluktan üzerinizden çıkartamadığınız "ak" gömleğiniz gündeme oturmuş.

Neyse işte ağaçlar öldürülüyor, madenciler öldülürülüyor, işçiler öldürülüyor, sokaktaki daha iyi bir dünya hayalindeki vatandaşlar öldürülüyor, herkes teker teker öldürülüyor hasılı kelam. Kim öldürüyor ulan bunları diye hâlâ soruyorsanız şayet cevap çok basit: Ülkenin her noktasına sinmiş açgözlülük ve hırs. Devlete hakim olup ülkeye yönetenler de, ekonomiye hakim olup sermayeyi elinde tutanlar da, en acısı da hiçbir boku olmayıp yarın öbür gün kendi öldürüleceğinin farkında olmayan beyin fukuraları da bu cinayetlerin ortağı.


Bildiğim tüm bedduaları, tüm küfürleri, içimdeki tüm nefreti her gün sizler için kusuyorum dışarı bazen sesli bazen sessiz bir şekilde. Daha çabuk ve daha kötü biçimde yok olun diye, daha fazla insanın beynini zehirlemeyin, daha fazla insanın hayatını yok etmeyin diye, tesadüfen içinde doğup sevdiğimiz şu ülkenin daha çok ağzına sıçmayın diye, daha güzel bir hayat yaşanabilecekken bizi daha iğrencine mahkum edemeyin diye.

Her gün bu nefreti taşımak büyük yük geliyor aslında, unutmak uzaklaşmak istiyorum ama vatandaşlar metrobüse binerken birbirini ezip öldürdükçe siz vatandaşın "refahını" temsilen saraylar yapıyor, bir yandan demokrasi gelişmişlik yeni Türkiye yalanları savururken bir yandan şehir merkezinde TOMA'lar gezdiriyor, kafanızdaki sapkın ve neredeyse tamamı yanlış Osmanlı tasavuru ve kendinden olmayanı yok eden kimlik politikalarınızla her kanalda her radyoda her reklam panosunda gövde gösterisi yapıyorsunuz. Keşke hayatımdan bir tam gün defolup gitseniz de ben de bu nefret yükünden kurtulsam. Ama madem siz gitmiyorsunuz, nefret de bize tutunacak/savaşacak güç vermeye devam etsin.

Siz şu an güçlüsünüz ya, kendinizi ölümsüz sanıyor, dokunulmaz görüyorsunuz ya, yarın öbür gün defolup gittiğinizde toprak o pis bedenlerinizi almayacak, alacak henü zbeton dökülmemiş ya da özelleştirilmemiş bir toprak bulabilirseniz şayet. Diyelim ki aldı, insanlar ölüm günlerinizi kutlayacak, mezarınıza tükürmek için sırada bekleyecekler, sanmayın ki size şu an kanunsuz gücünüz için destek olan kabadayı yancıları güçten düşünce sizi korumaya devam etsin. İşte o zaman şu an size etrafınızdaki dalkavuklarca gösterilmeyen ama gerçekte hissedilen tüm nefreti yaşayacaksınız. Her söktüğünüz ağaç, aldığınız canın yerine o nefreti eken, verimli büyüsün diye elinden geleni ardına koymayan sizlersiniz efendiler, müstahak size!


dokunma asla
şehrime asla
dokunma asla
emeğime asla
dokunma asla
dereme asla
bir daha asla ki
burdayız hâlâ

Not: Bu şarkının da içinde yer aldığı Bandista'nın muhteşem albümünü buradan indirebilirsiniz.