Salı, Temmuz 21, 2015

Altın Bir Madalyon Gibi Taşınmalı Vicdan *


Urfa Suruç'ta olan olaydan herkes eşit derecede haberdar mı emin değilim. Keza kimse bu vahşetin nasıl olduğunu ve kurbanlarının kim olduğunu bile bile canavar gibi konuşamaz diye düşünüyorum. Ancak bitmek bilmez bir şekilde canavarca, aptalca, aşağılıkça konuşan, yazan, uyduran birileri var. Ben de bu sebeple olan olayları bir kere daha hızlıca ve çok kısaca özetleyeyim istedim, belki mal mal konuşan bir vahşiye "haaaa" dedirtebilirim diye.

Türkiye'nin farklı şehirlerinden bir grup genç Kobani'nin yeniden inşasına katkı sağlamak amacıyla topladıkları oyuncakları ve ihtiyaç malzemelerini bölgeye taşımak üzere Suruç'ta buluştu. SGDF (yani Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu) mensubu bu gençler Suruç'tan Kobani'ye doğru yola çıkmadan hemen önce yaptıkları basın açıklaması esnasında aralarına sızan bir IŞİD militanının kendini patlatmasıyla telef oldular. 30'dan fazlası öldü, bu sayının 3-4 misli kadarı da yaralandı. Şimdi basit bir dille anlatmak gerekirse bu gençler silahlı bir örgüt değil, isminden de gayet net anlaşılacağı gibi bir fikir derneğine üyeler, yapmaya niyetlendikleri yardım ise bizim devletin göz göre göre yaptığı gibi silah yardımı değil onlarca fotoğrafının paylaşıldığı üzere oyuncak yardımı, seçtikleri yer ise Türkiye sınırında, IŞİD barbarlarına karşı pek sevgili komşusu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm aleni kötülük ve kösteklerine karşı direnmeyi başarmış bir Kürt şehri. Yardımın yapıldığı zaman ise sıcak çatışmaların sürdüğü ve gerginliğin yüksek olduğu bir zaman değil aksine suların biraz daha -en azından o bölge için- durulduğu ve bölgenin yeniden inşasına başlandığı bir dönem. Her şey bu kadar açık ve net kusura bakmayın ama kurunun yanında yaş da yanar mantığıyla tüm okuyucularımı Bilal seviyesindeymiş gibi kabul ederek durumu tekrar anlatmaya çalıştım.

Peki her şey bu kadar netken pislikten, yalandan başka bir halt üretmeyen o ağızlarınız ve beyinleriniz (varsa tabii) neden hâlâ bu çocuklara "töröröst" der ya da nasıl kalkıp da "iyi oldu, oraya giderlerse olacağı buydu" şeklinde açıklamalar yapar. Bunlar gibi daha milyon tane cümle duydu bu garip kulaklar ama en çok duyduklarım bu ikisi olduğu için bunları yazdım buraya. Terörist denilecek birileri varsa buyurun IŞİD'in kana susamış psikopatları tüm silahları, bombaları, palalarıyla içimizde yaşıyor, bence bu ülkede şu an için başka terörist aramaya da ihtiyaç yok keza IŞİD pek çok ülkenin terörist kotasını dolduracak kadar çok militanını Türkiye'ye rahat rahat sokup istediği zaman çıkartıyor. Gelelim ikinci sık duyulan cümleye, hani "oraya giderlerse olacağı buydu" cümlesi. Ulan senin burada trafik ışığında, metrobüs durağında, restoran önünde görüp de köpek muamelesi yaptığın o çocukların da bir evi var ve "o evleri savaş yıksa da onlar da mutluluğa muhtaç" diyerek yola çıkan bu gençler mi daha cesur daha doğru  ya da daha iyiler yoksa yalandan kurgulanmış 2-3 hayır işi yapıp gönlünü ferahlatan sen mi? Oraya gidebilselerdi şayet yanlarında götürecekleri şey oyuncaklardan çok daha fazlaydı. Mutluluktu, umuttu, barış hayaliydi, güzel bir geleceğin inşasının başlangıcıydı...

Kısacası diyeceğim o ki böyle hassas konularda aptal aptal konuşmayın, ölümleri kıyaslamayın, ortada tabak gibi açık tablolar varken kıçınızdan senaryolar uydurmayın, içinizdeki elit zarar görür diye doğruların arkasında durmaktan, toplumun batasıca hassasiyetler yüzünden gerçekleri söylemekten korkmayın. Baktınız yine de böyle şeyleri yapmaya meylediyorsunuz, şu çocukların yüzlerine bir bakın, hâlâ devam ediyorsanız Allah belanızı versin zaten. "Bela okuma kendine döner" dediğinizi duyuyorum, bizim zaten Allah her gün belamızı veriyor bu tip insanlarla, bu tip yöneticilerle, bu tip vahşetlerle...

Bu arada bir şey dikkatimi çekiyor, dikkatimi çekme sebebi de benim bu konudaki fikirlerimin toplumun genelinden farklı olması sanırım. Mevzu şu: Ne zaman acı bir olay yaşansa ilk iptal edilen şeyler konserler oluyor. Arkadaş bir düşünün müzikten daha büyük bir onarıcı var mıdır şu hayatta ve bir de şunu düşünün, onca leş politikacının, sözde uzmanın, ağzı torba olup büzülesice mahlukatın serbestçe fikirlerini kustuğu bir ortamda belki de en muhtaç olduğumuz şey olan empati yeteneğine sahip sanatçıların ses çıkartabildikleri tek yer olan sahnelerini ellerinden almak sizce iyi bir şey mi? Bence değil. Bırakın böyle vahşetlerin açtığı yaraları ağzından kan saçan yaratıklar değil sanat ve müzik iyileştirsin.

Üç tane şarkı önerim olacak size:

İlki Peyk'in Yürüyor Sokak (Sobe II) adlı parçası, ikincisi Adamlar'ın "Utan, utan, utanmayan insan olur mu lan? Altın bir madalyon gibi taşınmalı vicdan!" dediği Utanmazsan Unutmam * adlı parçaları. Üçüncüsü de on yıllardır yaşadıklarımıza sessiz sitemsiz şahitliğimizi anlatan, içinde Zülfü Livaneli, Yağmur Atsız ve Tülay German'ın parmağı olan bir eserin benim tarafımdan geçtiğimiz konserlerden birinde yorumlanışı: Günlerimiz.

#SuruçtaKatliamVar #Suruç

Hiç yorum yok: