Pazartesi, Şubat 29, 2016

29 Şubat Günlükleri Numara 1 - Yediden Sevgiler


Bugün 29 Şubat 2016. Tüm dünya adeta hayatında ilk kez "artık gün" görmüşçesine bunu hem sosyal medyada heşteklerle hem sokaklarda indirim ve kampanyalarla (bir şeyi de alışverişe bağlamasalardı şaşardım) kutluyor. Sen niye gaza geldin de bu konuda yazıyorsun arkadaş derseniz benim amacım bir basın açıklaması yapmak ve doğum günüme dair gerçekleri kamuoyuyla paylaşmak.

Ya orta okulun sonları ya lisenin başlarında Meltem'deki evde eski bir fotoğraf arama niyetiyle televizyonun altındaki pembe dolabı kurcalıyordum. Eski nesneler birbirini çekiyorsa demek fotoğrafı ararken nice başka şeye denk geliyordum ki bunlardan biri de doğum belgemdi. Daktilo ile A5 bir saman kağıda yazılmış doğum tarihi ve ismi elle doldurulmak üzere boş bırakılmış klasik bir dönem resmi belgesi. Buraya kadar her şey normal ancak belgedeki doğum tarihi hanesine önce 29/02 yazılmış, sonra resmi evrak usulü bu yazı tek bir yatay çizgiyle iptal edilmiş üzerine 01/03 sayıları iliştirilmişti. Anneme doğduğum günü sordum ve takvimden doğduğum yıla dek geriye gittiğimizde fark ettik ki aslında o güne dek bildiğim şekilde 1 Mart'ta değil de 29 Şubat'ta doğmuştum ve bu tarih ileride sorun çıkartmasın diye o an verilen sonra da unutulan bir kararla 1 Mart olarak değiştirilmişti.

Bu gerçeğin gün yüzüne çıkmasıyla kendimi nasıl özel hissettim anlatamam -sanki çok enteresan bir şeymiş gibi- ama ne yapalım insanoğlu da böyle bir yaratık, sürekli karşıma bir şey çıksa da "Allah'ım biliyorum ben diğerlerinden farklıyım!" diyebilse diye bekliyor bir ömür. Üzerinden geçen yıllar ve 1 Mart tarihli doğum günü kutlamalarım zamanla bu "çok özelim galiba" hissini normale çekti neyse ki. Şükür 29 Şubat da olsa 1 Mart da olsa balığım. Bir şükür daha Merve bu konuyu bana balık hafızalı olduğumu söyleyerek hatırlatıyor sık sık.

Bugün dedim ki her yıl her doğum gününde veya yılbaşında olduğu gibi beklentiler ve geçen yılın raporu şeklinde bir şeyler yazmayayım ama bugün tam olarak ne yaptığımı yazayım, eğer yaşamaya devam edersek bir sonraki 29 Şubat'ta bunu okumak daha keyifli olabilir. Eski yazılar (eskiden kastım minimum üzerinde 3-4 yıl geçmiş yazılar) inanılmaz enteresan oluyor çünkü, insan ne kadar değiştiğini görüyor, sırf insan değil dünya da değişiyor onca sürede.


Neyse bu kararım doğrultusunda "29 Şubat 2016 tarihinde Emir Aksoy nelerle uğraşmaktadır" temalı iz düşümüme başlıyorum:

- Yaklaşık bir buçuk yıldır Merve ile evliyiz. Beni çok seven benim de kendisini çok sevdiğim bir eşim var. Dün de "sen sürpriz yapamazsın ki" iddialarımı tokat gibi yüzüme çarparak nice dostumuzu etrafımıza toplamayı başarmış, kendisine buradan da öpücükler.
- Annem Yeldeğirmeni'ndeki şirin evinde oturuyor, ListeList başta olmak üzere bazı internet yayınlarına yazıyor, bir yandan da kendi kitabını hazırlamaya çok hızla olmasa da devam ediyor.
- Ağabeyim ise Cansu ile Şerifali'de oturuyor, ofisi Levent'te; Cansu da Akmerkez'in orada çalışıyor, hukuki olsun olmasın her konuda kendilerine sırtımı dayamaya devam ediyorum.
- Biz de Ağustos'tan bu yana Kozyatağı'nda oturuyoruz, Kasım ayında Clio kardeşimizin de ailemize dahil olması ile yakıt masrafımız azaldı, yollar gözümüzde büyümez oldu.
- Şu an Kolay İK adında bir personel yönetimi yazılımının pazarlama operasyonunu yönetiyorum. Yeni bir girişimde iyi insanlarla çalışıyor, güvendiğim ve inandığım bir iş yapıyor, haftada üç buçuk gün işe gidiyorum.
- 8-9 senedir bir parçası olduğum Beykoz Leo Kulübü'nün de Başkanlığını yürütüyorum bu dönem. Görevim sebebiyle Leo'nun hayatımda en çok vakit aldığı yılı yaşıyorum aynı zamanda.
- Müzik konusunda tek başıma ilerleme seçeneğinin dışına doğru düzgün çıkamadım. Albüm yapma isteğimi sanırım gitar vokal albümü olarak tamamlayacağım, hedefim bu seneyi bitirmeden bu işi aradan çıkartmak ya da bu yolun büyük kısmını tamamlamak.
- Gerek iş, gerek Leo, gerek aile hayatımızın dinamikleri dönem dönem ekonomik olarak belimizi büküyor ama bu denge sanırım şöyle: Ya paranız oluyor vaktiniz ve keyfiniz olmuyor ya da vaktiniz ve keyfiniz gönlünüze göre oluyor da paranız çok olmuyor. Hedefim bu yaza kadar hepsini oldurabileceğim bir formül bulmak.
- Çok belirgin olmamakla beraber bir müzik programı hayalim var yine, daha da silik "bir radyo programı yapabilir miyim" sorusu var kafamın bir köşesinde, bir de bu ay bitmeden kesin yayına gireriz dediğim Merve ile birlikte yaptığımız bir video serisi var Abur Cubur Center adında.

Böyle madde madde yazınca insan kendini daha net görüyormuş, şükür ki güzel bir hayatım var. Şu an hızla ileri sarıp 4 sene sonra bu yazdıklarımı okurken kendimi görmek istedim açıkçası. Şimdilik diyeceklerim böyle, herkese yediden sevgilerle! Ayrıca dünden başlayan, bugün coşan ve yarın da devam edecek tüm güzel sözleriniz, iyi dilekleriniz için minnettarım, iyi ki varsınız, sayenizde hayatım çok daha güzel!

Çarşamba, Şubat 17, 2016

Kalben Dinlerken Aklıma Gelenler


Güzel insan Kalben sonunda Kalben adındaki albümünü geçtiğimiz günlerde yayınladı. Adını albümü veren şarkı değil adını albüme veren bir kadın var bu kez ortada. Albümü henüz somut olarak elime alamasam da dijital platformlar sağ olsun günlerdir çevire çevire dinliyorum. Dinlerken de çok keyif alıyorum açıkçası ve bir yandan da tüm müzik piyasamız hakkında düşüncelere gark oluyorum mütemadiyen. Bu arada Kalben ve Berkant ile tanışmamıza vesile olan Pürtelaş 3+1 bölümünü de şuraya bırakayım bir yandan dinler bir yandan okursunuz.


Kalben'in şahane ve heyecan verici çıkışı yaklaşık 2 senedir devam ediyordu zaten, bu albüm de bu yolculuğun ilk etabının sonu için şahane bir iş oldu bence. Kalben'in şarkı yazımı, söyleyişi, çalışı, anlattıkları, inandıkları, peşinden gittikleri kısaca her şey güzel ve etkileyici, hatta ilham verici. Bu sebeple iki senedir geçtiği yollarda git gide daha fazla insanın ilgisini çekmeyi başarmış ve güzel bir kar topu etkisi yakalamıştı. Tahmin ediyorum bu etkinin sonucunda da normalde alternatif/bağımsız müzik piyasasında pek de görmediğimiz şekilde albümü büyük plak şirketlerinden birinden yayınlandı, en iyi stüdyolarda kaydedildi ve klibi Kral TV'de hemen Top 20 listesine girdi! Bu da demek oluyor ki çok daha büyük bir yolculuğun başında daha Kalben ve diliyorum ki onu tüm ülke tanıyıp sevecek çok yakında.

Bu güzel yolculukta Kalben'in güzel müzikleri, kişiliği ve inancı ne kadar önemliyse bu piyasanın devlerinin hatta tekellerinin de bir vesileyle dikkatlerini Kalben'e çevirebilmiş ve bu projeyi potansiyelli bulmuş olmalarının da payı büyük. Çünkü bu tekellerin gücü olmadan ne büyük sözleşmeler, ne ana akım televizyon kanalları, ne de diğer pazarlama/iletişim mecraları ve büyük konserler gelebiliyor.


Dilerim bu dinazor tekeller biraz olsun akıllanır ve saçma sapan sözde pazarlanabilir karakterler kurgulamak ve abuk sabuk müzikleri sırf insanlar buna alıştı diye basmaya devam etmek yerine biraz daha dikkatli bir şekilde alternatif/bağımsız müzik piyasasını gözler ve kendilerini orayı keşfe zorlarlar. Keza bu devlerin yaptıkları çıkarttıkları işlere bakıyorum da o kadar saçma sapan şeylere o kadar korkunç bütçeler gömüyorlar ki aklım almıyor. Onun yerine potansiyeli çok daha yüksek olan haliyle pazarlaması, tanıtması da çok daha kolay ve masrafsız onlarca yüzlerce müzisyeni keşfetmeye gayret etseler hem kendileri çağa ayak uydurup yıkılmaktan kurtulacak, hem güzel işler yapan müzisyenler gerçek kitlelerine ulaşacak, hem de ülke sonunda bir nebze de olsa doğru düzgün müzik dinleyebilecek. Herkesin kazanacağı bir durum kısacası.

Öbür türlü -ki daha gerçekçi olan ihtimal bu gibi- devler burnundan kıl aldırmayıp kendi bildiklerini okumaya devam eder ve über absürt single'lar yayınlayadururken bağımsız müzik kendi örgütlenme, dağıtım ve pazarlama kanallarını keşfedecek ve dinazorları yıkıp geçecek. Her iki durumda da bunca yıl maruz bırakıldığımız bu denli çöp içeriğe rağmen çok da uzak olmayan bir zamanda tekrar kaliteli, güzel, farklı müzikler dinleyeceğiz gibi görünüyor. Dilerim tüm kaliteli müzikler en kısa zamanda popülerleşir ve yaygınlaşır, yolu yöntemi çok da önemli değil, müziği üretenler doğru düzgün karşılığını alsın yeter.


Kalben'in güzel albümünü dinlerken işte kafamda sürekli bu konular dönüyordu, onları da yazmış oldum vesileyle. Diyeceksiniz ki ülkenin bir tarafında iç savaş sürerken, ülkeyi yönetenler ülkeyi 3. Dünya Savaşı'na sokmak konusunda tek vücut hareket ederken, Cerattepe on yıllardır ranta karşı sürdürdüğü savaşa her şeye rağmen devam etmeye gayret ederken, ev aramasına gitmişken keyfi adam öldüren polisin ve kar topu oynuyor diye adam bıçaklayan esnafın davası devam ederken, savunmasında "Otoriterleşen Erdoğan Rejimi" şeklinde bir ifade kullanması sebebiyle bir avukat tutuklanabilirken, hacker'lar ülkedeki 40 milyon insanın tüm bilgilerini açıkça yayınlamışken sen gelmiş bize müzik piyasasının sıkıntılarını anlatıyorsun. Haklısınız ama inanıyorum ki bu her yere sirayet eden sıkıntı aynı sıkıntı, yavaş yavaş aşacağız bir şekilde, müzik olmazsa, güzellik olmazsa hiç aşamayız, altında kalır ölür gideriz.