Cuma, Temmuz 11, 2008

Yoğunlaşıyor İnsan Bazen

Günlerden çarşambaydı sanırım pek değerli Uluslararası İlişkiler arkadaşlarım (eheheh) Ferhan Hanım ve Gözde Hanım Anadolu'ya geçmek suretiyle bizim sınırlarımıza girmiş oldular beni de arabalarıyla aldılar dedik ver elini Anadolu Hisarı. Orda püfür püfür esen bir yemeğin üzerine -altımızda araba var ya- dedik Moda'ya gitmeli, gittik de nitekim. Dondurma olsun çay olsun bu tip yaşanmışlıklarımız oldu, pek hoş sohbetler edildi. Sonuç cümlesi olarak, Ferhan Hanım yanlışlıkla tramvay yoluna girerek de olsa bizi Kadıköy'e bıraktı, son bir benim siyasi kimliğim nedir testinden sonra da Gözde Hanım da 500 numerolu -en büyük numara Kadıköy'den kalkan- otobüsüne bindi gitti. Bu iki hanım kızımızla tanıştığımız için pek berhudarım, pek sevimli, iyi niyetli, hatırşinas insanlar.

Ardından Karaköy İskele'sinin önünde Hüseyin Bey ve kuzeni Fatih Bey ile buluştuk. Hüseyin Bey gerek ilkokuldan (4. sınıf itibariyle) gerek liseden dostumuzdur, Akdeniz Tıp'ta ne yazık ki Orçun Bey ile beraber okumaktadır. Kendisi bu buluşmamız anısına 1999 yılında kaydettiğimiz ilk kasetimiz olan Zebani adlı grubumuzun albümünü bana getirdi. Davullarda Orçay Han, gitar ve solist ben ve klavyede Hüseyin Yıldıran'ın olduğu bu albüm gerçekten benim gözümde en efsane müzikal kayıtlarımızdan oluşur.

Sonrasında bölümden değerli dostum Sezi Hanım'ın telefonu üzerine kalkıp Boğa'ya doğru gittik kendisi orda bizi bekliyordu. Dedim ki bu Sezi; bu da Hüseyin ve Mustafa Ağabey, lakin gelin görün ki benim ne akla hizmet bilinmeden Musatafa diye tanıttığım insan Hüseyin Bey'in kuzeni Fatih Bey'den başkası değildi. Çok güldük, rezil oldum, olsun varsın. Güneşin batışını çok gördük biz. Ardından Dunia adlı yere gittik Kadife Sokak'ta ki burası en sevdiğim Kadife Sokak mekanıydı ama ya el değiştirmiş ya bir şeyler olmuş, tüm içindeki güzelim dekorasyon değişmiş, sadeleştirilmiş ve müzik tarzı dahil komple bir farklılaşma yaşanmış. Hoş gerçi sohbetimiz güzel olduktan sonra bize pek fark etmedi. Bir kaç saat oturup Antalya, İstanbul, Yalova, Bucak, Bilecik Yolu gibi konu başlıklarında dolaştıktan sonra kalktık Kadıköy'de ayrıldık.

Hüseyin Bey çok esaslı adamdır, çok da uzun zamandır görüşmediydik çok iyi oldu bol bol sohbet etmiş, hasret gidermiş olduk. Sezi Hanım ise bölümdeki en değerli hanım efendilerimizdendir. Birinci sınıftan beri kendisini pek severim, yeri ayrıdır, sohbeti pek keyiflidir.

Sonrasında perşembe oldu günlerden, akşamki kulüp toplantısını düşünüyordum ki Deryik Hanım'ın dürtmesi ile şalımı ondan almam gerektiğini hatırladım. Geçen sefer otobüsle dönerken şalımı bıraktığım koltuktan alıp ona sahip çıkmış, başkente götürmüş ve geri getirmiş büyük bir insandır kendisi. Bana verilen talimattaki buluşma saatinde kendisiyle buluşup şalımı aldım, bir müddet çay içip hoşbeş eyledik. Yemek fişleri ve aylık akbilin önemiydi o günkü konumuz. Hayat zor vesselam, ama Deryik Hanım pek güzel insan. Bu "güzel insan" kalıbını içine alabilecek her anlamda kullanıyorum bu noktada, Merve Hanım hariç isteyen istediğini anlayabilir, Merve Hanım ise benim ne niyetle söylediğimi doğru şekilde anlamak zorunda ne yazık ki.

Sonrasında eve döndüm, Emir Efendi de gelmişti benle aynı saatlerde, giyindik takımlarımızı ağabeyle beraber çıktık kulüp toplantısının yoluna. Fenerbahçe Yelken Kulübü'nde yapıldı toplantı, pek de güzel bir yer, heyecan doluydu, devir teslim gerçekleşti, yeni yönetim kurulu kulübü devraldı derken benim hazırladığım 07-08 slayt gösterisi yayınlandı. Fotoğraflara fon müziği olarak seçtiğim Buram adlı eser özellikle büyük ilgi topladı. Medeni en cesur ödülü almış olabilirim. Ardından terasta birer kahve içtik, burda çalmalıyız diye düşündük ve eve döndük. Hayırdır inşallah dedirtecek şekilde bir uyku tutmaması ile sabah altıya doğru uyuyabildim, dokuzda da tekrar yeni güne başladım.

Emir Efendi'yi de kaldırıp çıktık evden, Bağlarbaşı'ndan bindiğimiz 2 numerolu otobüs Aslı Hanım gibi günün değerli konuklarını da ağırlıyordu. Sonra Üsküdar'da Emir Efendi'den ayrıldık, Özge Hanım, Eylül Hanım, Batu Bey ve Doruk Bey ile buluştuk. Atladık otobüse vardık Çengelköy'e, simitimizi, böreğimizi, domates salatalığımızı aldık Çınaraltı'na kurulduk. Bir yandan yelken yarışını izledik bir yandan pek güzel sohbet ettik, Sema Hanım, Umur Bey de katıldı bize daha sonra da Esen Hanım ve Ulaş Bey, en son olarak da Alican Bey ve Özge Hanım.

Sonra saat baya ilerlemişken çıktık Çengelköy'den baya bir yürüdük, Kuleli'nin önünden geçtik sonra yorulup otobüse bindik, Küçüksu'da indik, ufak bir grup kasrı gezdi biz de oturduk çay içtik, sonra grubumuz en sonda ben, Umur Bey, Özge Hanımlar (2) ve Eylül Hanım kalacak şekilde dağıldı. Biz de tekrar Kandilli'ye yürüdük, iskelenin yanında bir şeyler yedik sohbet ettik güzelce. Enikleri izledik neticede vapurları geldi hanımefendilerimizi uğurladık. Umur Bey de beni otobüse bindirdi. Dolu dolu geçen bu üç günün sonunu 15F' de getidik.

Bölümdeki en çok görüştüğümüz, konuştuğumuz arkadaşlarımızı bu tarafta ağarlayabilmenin gururunu yaşadım, sevindim,eğlendim. Alttaki yazının akabinde böyle 3 gün geçirmeyi ben de istemezdim ama nasip, hayat böyle bir şey işte.

7 yorum:

Hanife dedi ki...

vallahi okurken yoruldum be Emir:))

gülş dedi ki...

hayyyatt maksimummmdaaaaaa olmuşsunuz emir bey.

Emir Bey dedi ki...

hanife : ben de yahu

gülş : öyle diyorlar ehehe :D

merve dedi ki...

ne diyorsun sen yaa, ne laf atıyorsun bana?!!

Emir Bey dedi ki...

akıllı ol diyorum

petunya-egzotica(candies) dedi ki...

vet hakikaten hayat maksimumda olmuş...

Emir Bey dedi ki...

biraz öyle olmuş hakkaten =)