Cumartesi, Mayıs 19, 2018

1919'dan 99 Yıl Sonra: Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız Üzerine Bir Deneme


Güne 14-15 kilometrelik bisiklet ve ardından 25-30 dakikalık bir yüzme seansı ile başladım. Neden? Çünkü bugün 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız. Hepimize kutlu olsun. Öncelikle gençlik ve spor bayramına dair birkaç şey demek isterim, ardından Atatürk'ü anma ve 19 Mayıs ruhuna dair başka şeyler de diyeceğim.

Gençlerin ve daha da mühimi çocukların spora ve sanata yönlendirilmesine dair güncel bir devlet politikasına sahip değiliz ne yazık ki. Şansımız yaver giderse bizi bu alanlara teşvik eden veya en azından bu alanlarda ilerlememize mâni olmayan ailelerde dünyaya geliyoruz. Bu aileler de toplumun geneline oranladığımızda yüzde olarak çok küçük bir grubu oluşturuyor. Hâl böyle olunca da sporun verdiği sağlık ve kendini geliştirme/aşma algısı ile sanatın verdiği estetik/beceri algısından yoksun kitleler oluşuyor ve oluşmaya devam edecek. Bu kitlelerin daha ileri yaşlarda bilinçlenip de kendi için spora veya sanata yönelenleri yine olacak tabii ki ama bu da genele oranlarsak çok düşük bir yüzde. Üstelik 7-8 yaşından beri sporun veya sanatın içinde olan birinin beyin ve vücut gelişimiyle 27-28 yaşında buna eğilen birininki arasında ister istemez dağlar kadar fark olacaktır. Geleceğimizi kurarken üzerinde hep düşündüğümüz eğitim yatırımları ve ülkenin girişmek zorunda kalacağı eğitim atılımının en önemli parçası tam da bu sebeplerle spor ve sanat alanlarında olmalıdır. Ancak böyle yaparak kendine güvenen, zevk ve beceri sahibi insanlar yetiştirilir, onlar da ülkeyi kendilerine benzetirler. Gördüğüm o ki günümüz iktidarı abuk sabuk şirketleriyle ortak "ecdad" temalı etnopor başlıklı "cirit" gibi sporlara yatırım yapıp, sanat olarak da yalnızca semazen döndürmeyi ve ilahi okumayı kabul ediyor, ah bir de mehter! Durum buyken bunu beğenmeyen veya yeterli bulmayan kurumlar ile bizim gibi bireylere bu açığı kapatmak için çok daha fazla çalışma zorunluluğu doğuyor. Cumhuriyet Devrimi üşenen, beceriksiz, estetikten yoksun gençlere değil; kendini her anlamda geliştirmeyi bilen ve bunu bir hayat felsefesi hâline getiren, çağın gerektirdiği tüm donanımlarla kendini donatmış, kendine güvenen, her yönüyle etrafına örnek olup ışık saçan gençlere emanet edilmiştir ve ancak bu kafa yapısındaki insanların çok çalışmasıyla daha ileriye gider, nihai hedefine varır.

Spor ve sanatla ilgili diyeceklerim bu kadar. Gelelim bayramımızın adındaki ikinci kısma yani "Atatürk'ü Anma" kısmına. 19 Mayıs 1919, Osmanlı Devleti'nin yüksek rütbeli bir subayının Anadolu'ya ayak basarak, buradaki potansiyeli bir direnişe ve ardından yepyeni bir devlete dönüştürmesinin başlangıcıdır. 1. Dünya Savaşı'ndan çıkan hiçbir yenilmiş devletin yapmaya kalkışmadığı, dünyanın o dönemki lider güçlerine kafa tutan bir "biz kendi ayaklarımız üstünde duracağız ve buna karışamayacaksınız" meydan okumasıdır. Ancak Mustafa Kemal Paşa gibi bir özel harpçi ve teşkilatçının başarabileceği kadar iyi bir örgütlenmeyle kısa sürede ülke bu yeni ideale sarılmış, kaybolmuş kimlikler yepyeni bir ulus algısıyla inşa edilip bütünleştirilmiştir. Bu ülkünün tamamı birkaç yıl içinde ete kemiğe bürünüp yeni bir devlete dönüşmüş ve böylece Türkiye Cumhuriyeti sadece bu askeri başarıyla değil, onun üzerine kurduğu ülkeyi kalkındırma ve çağı yakalama hamlesiyle de hiçlikten varlığa evrilmiştir. Önümüzdeki yıl 100. yılını kutlayacağımız bu ilk adımın büyüklüğü ve idealistliği, tıpkı Atatürk'ün kimliği, yaptıkları ve Türk Devrimi'nin önemi gibi tam olarak idrak edilebilmiş değil bana kalırsa. Son 15 yıla baktığımız zaman kolaylıkla görebiliriz ki iktidar ve onun korkunç kutuplaştırma politikaları, bu ülkenin gençlerinin ciddi bir kısmını yıldırdı, siyasetten de toplumdan da kendi devletinden de uzaklaştırdı. Kaçabilenler ülke dışına kaçtı, burada kalanlar ümidini yitirip elini eteğini gündelik meşkaleleri dışında her şeyden çekti. Bu noktada ben ümitsizliğe kapılmak, yorulmak ve geri çekilmek gibi lükslerimizin olduğunu pek düşünmüyorum; tabii şayet bu ülkeyi gurur duyacağımız ve içinde mutlu mesut yaşayacağımız bir ülke yapmak istiyorsak.


Şunu net bir şekilde söyleyebilirim, kaybettiğiniz ümit ve heyecan bu ülkenin kuruluş hikâyesinde gizli. Eğitim adı altında hepimize okutulan belli ülkelerin belli dünya politikalarına hizmet amacıyla oluşturulmuş felsefeleri ve onların yarattığı şüphe ve boşlukları yenmek ve hayatın anlamını bulmak için ihtiyacınız olan şey antik bir uzak doğu felsefesi falan değil. Aksine yine eğitim adı altında bu kez bize öğretilmeyen yönleriyle bu ülkenin kuruluş mücadelesinde atılan her adımı, konulan her hedefi, yaratılan mucizeleri öğrenmeye çok az bir efor harcasanız zaten ümitsizliğiniz kendiliğinden yok olacak. Kaç seçimdir korkuyla, hileyle, eşitsizlikle ve bilumum hukuksuz yöntemle sizin istediğiniz kimseler iktidara gelemiyor olabilir, belki bundan sonra da bir süre daha gelemeyecekler veya gelecekler ama sizler yani bizler bu savaşı bırakır yenilgiyi kabul edersek, bu topraklarda doğmuş ve serpilmiş ve bizim de bir ürünü olduğumuz en büyük mucizeye yani Cumhuriyet idealine sırt dönmüş olacağız. Yenilgiler alıyor, gündelik hayatımızda her geçen an daha sert koşullarda yaşamak zorunda kalıyor olabiliriz ama bundan 100 sene önce yaşanan imkansızlıklara kıyasla hâlâ binlerce kat şanslıyız. Bu yüzden Paşam bize hitap ediyor, bizden yana ümit besliyor. Samimi olarak söylüyorum, Nutuk'u, Gençliğe Hitabe'yi dayatmalardan, ödevlerden uzak bir kez daha okuyun; o dönemin yerli ve yabancı tarihçilerinin, siyaset adamlarının, askerlerinin onlarca günlüğü, eseri var yayınlanmış, bunları okuyun, kurumların kuruluş hikâyelerini ve geçmişlerini anlatan nice anı formatında eser var, bunlara bir göz atın; kast ettiğim mucizeyi ve buna sebep olan azmi, yorulmamayı, iradeyi, inancı, ideali anlayacak ve kendinizi biraz suçlu hissedeceksiniz eminim. Bunların size okutulmaması, onun yerine not tehdidiyle belli metinlerin hiç anlamı üzerinde düşünülmeden ezberletilmesi boşuna değil. Soğuma, inancını yitirme, anlam kaybı, ümitsizlik, bırakıp gitme, lanet etme... Tüm bu amaç ve sonuçlar tek bir mucizeyi örtme çabasıdır, yine de o mucize ve yarattığı nesiller çok güçlü ve çok kalabalık.

Sistemler ele geçirilebilir, bozulabilir, işlemez hâle getirilebilir ama biz var oldukça devlet asla ele geçirilemeyecek; çünkü devlet her şeyden çok tüm vatandaşlarının toplamından oluşur. Medyanın ve iktidarın şu anki sahipleri ne kadar bağırırlarsa ve ne algı yaratmaya çalışırlarsa çalışsınlar, değiştiremedikleri ve korktukları gerçek bu. Yeter ki biz umudumuzu kaybetmeyelim, kendimizi geliştirmeye ve çalışmaya devam edelim, yapılan tüm haksızlıklara rağmen eğilmeden dik durabilelim. İşte o zaman bu ülkenin kuruluş felsefesine, bugününe ve yarınına hakim olabilir, kendimizi de, ülkemizi de 100 yıl önce buna inanan o Deha'nın idealine dönüştürebiliriz. Tekrar ve en samimi duygularımla 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun diyorum! Bugün her nerede bir kutlama, etkinlik varsa lütfen oraya gidin, hem bayramı bayram gibi yaşayın, hem de yalnız ve güçsüz olmadığınızı hatırlayın. İyi bayramlar!

Hiç yorum yok: