Perşembe, Ağustos 31, 2006

Ustalara Saygı Kuşağı

Ustalara saygı kuşağımızda bu haftaki konuğumuz 3 Hürel :) Bu çok sevdiğim değerli şarkılarını burdan Erdem Bey' e gönderiyoruz, umarım hoşuna gider: Bahsi geçen şarkı.

Çarşamba, Ağustos 30, 2006

Blogger Buluşması (Karşı Hareket)

Süper süper! Güzel gündü. Tuhaffiye Hanım' la buluştuk evvela ve iskelenin yanındaki çay bahçesinde oturduk sessizce yanımızdaki eylemi izleyerek, ardından kalkalım vakit gelmiş bir bakalım dedik. Kalktık bir yandan da diyoruz nasıl bir tip acaba falan çaaat karşıda duruyor Erdem Bey. Evet evet içimizden biri :) Sandığımız kadar depresif değil tanışıyoruz ardından düşüyoruz yollara. Hafif, ufak tefek sohbetlerin ardından varıyoruz Kadife Sokak' a. Girip oturuyoruz Trip' e. Sohbet artıyor hafiften, ilk dakikalarda kanımız ısınmış zaten varsın kaynaşalım :) Ortam da bir garip olmuş içerde bir dj var cıp tıs cıp tıs. Neyse sohbet koyulaşırken bir yandan da daldan dala atlıyor. Konserler, kitaplar, lise, üniversite derken gittikçe ciddileşiyoruz. Yöneticilerle öyle lakayt konulardan konuşulmaz :) Giriyoruz bir yandan siyasete, sisteme, karşı harekete. Karşı lan bunların hepsi. Ben de çok fena karşıyım. En çok karşı olduğum noktalar mesela kırmızıda karşıya geçmek, karşıya geçerken koşmamak bir de trafik ışığını bir kaç metre geçip duran otobüs şoförlerinin yeşilin yandığını görmeyip ekstradan 30 saniye daha yeşilde durmaları. Pardon yine lakaytlaştım. -çeki düzen- Ardından hepimiz yaklaşık olarak kendi ütopyalarımızı hayalimizdeki yönetimleri sistemleri geleceğin insanlarını konuşuyoruz. Bu konular da bitmiyor tabi çat diye, gittikçe derinleşiyoruz. Arada hiç acımadan saçma noktalara da atlıyoruz. Mesela Tuhaffiye Hanım ile insanların neden otobüste tek elleriyle askıyı tutarken diğer elleriyle kitap okuduklarını çözdük Erdem Bey' in satır aralarından. Sanatsal cümleyi de çaaat diye kurarım acımam. Aslında Tuhaffiye Hanim olmasaydı muhtemelen Erdem Bey çok daha ciddi, beyefendi bir benle karşılaşacaktı tabi biraz da çekingen, ama böyle vıcır vıcır bir Tuhaffiye Hanım' la bunlar imkansıza yakın. Lakayt ve şımarık yüzümü acımadan seriyorum önlerine :) Sohbetimiz daha da uzuyor. J.R.R. Tolkien amcamıza burdan rahmet gönderiyor yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Lakin telif haklarını sinemacılara satan toruna değil de diğer yakınlara. Her neyse katakulliye gelip hesabı ödenmiş buluyoruz neticede. Kalkıp iniyoruz Kadıköy' e doğru. Amma erken tenhalaşıyor yahu buralar da. Tuhaffiye Hanım' ı bindiriyoruz. Neden ? Çünkü bizler birer beyefendiyiz, kendi çapımızda jön ve alicenap insanlarız. Ondan sonra en sevdiğim otobüslerden olan 500' e biniyoruz. Hemen bir fotoğraf, hiç acımam. Sohbet, keyif ve beklenileni vermenin gururu:) Ardından benim eve geliyoruz. Yol çalışması işçilerinin karşı hareketlerine rağmen :) Gecenin sonunda mutluyuz, huzurluyuz, gururluyuz. Biz olmuşuz blog kardeşi :) Vallahi daha depresif bir insan bekliyorduk. Daha neşelisini kafa dengini hatta ve hatta hemmeşrebini buluyoruz. Tanıştığımıza çok memnun olduk efendim. Yolunuz düşerse bekleriz.NOT : Aklıma bir ton başlık geldi, sade olanı seçtim parantezden kaçınmadım. Erdem Bey istek hakkınızı iyi değerlendirin :) Sağ taraftaki linkinizin de kıdemi arttı ister istemez :)

NOT 2 : Falım, dişine de bakar falına da. Son fotoğraftaki arkadaki amca da telefona bakar, 2. fotoğraf da sanatsaldır, en baştakinde ise Tuhaffiye Hanım acımaz yine sağ üşt köşesine bakar resmin, kendince sol üst.

Prenses' e Dair

NOT : Bu bir sevgi/aşk yazısı değildir, sadece aklıma gelenleri yazmak istedim.

NOT 2 : Beni tanıyanlar ne kast ettiğimi anlar, tanımayanlar için notu en başa koydum.

NOT 3 : Story of Blues varsa evinizde Gary Moore' dan yazının yanında güzel gidiyor denk geldi ama hoş oldu siz de denk getirin hatta.

NOT 4 : Prensesim değil sadece Prenses.
İki akşamdır yatıyorum, lakin uyuyamıyorum eskiden olduğu kadar seri bir şekilde, benim uykum pek hafif değildir, yattığım zaman da oyalanmadan uyurum genelde. 2 gecedir kafamda envai çeşit düşünce dolaşıyor yattığımda, sağ kulağımda volkmenimin kulaklığı hafiften bir Çengelköy müzikleri, kafam geçmişte. Hayatımdaki bir çok şeyi gözden geçiriyorum bu vakitte ama ısrarla uyuyup kalmıyorum bir türlü, gözüm kapalı da olsa müziği sonuna kadar hissediyorum gözüm açıkmış gibi bilincim berrak. Ece' yi düşündüm o vakitte düşündüğüm diğer şeyler gibi. Ece Hanım demiyeceğim ama saygısızlıktan değil ne bileyim daha belki farklı olduğu için ilişkimiz eskiden kendisiyle. Geçen sene geldi sonra aklıma herşeysiyle, hala dediğim ve düşündüğüm gibi hayatımın en güzel senesi. Son sınıfın başlaması, arkadaşlarım, dershane, Ece, müzik, sınav herşey dolu doluydu iç içeydi ama hiç birşeyden şikayet etmeyecek kadar da mutluydum. Yani hayatım normalden çok daha hızlı ve karmaşık akıyordu ama bu benim hoşuma gidiyordu. Üstelik önceden hiç olmadığı gibi bir insan da vardı hayatımda tamamen aşık olduğum, kendimi kaptırdığım, her gördüğümde elim ayağıma dolaşan.. Dershanede aynı sınıftaydık ve ilk gördüğüm andan itibaren etkilenmiştim kendisinden hem de etkilenme standartlarımın çok üstünde. Neyse zaten herşey çok hızlı olup bitiyordu, kolay değil ama çok hızlı ve bir bakmıştım, sene bitmek üzere ama bitmesini hiç istemediğim bir hale gelmiş. Beni eskiden beri tanıyanlar şaşırıyorlardı bu halime tavrıma, bir insanı bu kadar sevebileceğime, yanındayken gözlerimin bu kadar parlamasına, keyfimin bu derece yerinde olmasına. Sınav da geçti ve hayatımın en eğlenceli yazlarından biri başladı, dertsiz tasasız, rahat, kendine güvenim hat safhada, ekmeğim elden suyum gölden şekilde. Antalya' da geçirdiğim son vakitlerde herşey nasıl güzel geçtiyse, İstanbul' un ilk günleri de bir o kadar yıpratıcı ve zordu. Çünkü ben kendimi aşacak kadar mutlu bir şekilde doyuma ulaşmanın hat safhasındaydım İstanbul' a geldiğimde. Şöyle ki bahçesi en güzel olan okulun en karizmatik isimli bölümünü kazanmıştım, ailem yanımdaydı, keyfim yerindeydi ve hayatımın merkezinde benimle aynı şehre gelen bir sevdiğim vardı. Ama burada işler o kadar rast gitmedi daha doğrusu ilişkimiz doğru düzgün yürümedi hatalarımdan ötürü muhtemelen ve o ilişki benim güç kaynağım olduğu için çok güç yitirdim. Ayrıldığımızda da, Ece bana hayatında bir başkası olduğunu söylediğinde de. Ama bazen ne kadar için dolu da olsa konuşmanın işe yaramayacağını görüyorsun ve içinden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Ben de yapamadım uzun bir süre hiçbir şey. Bu dönemde yeni tanıştığım insanların hepsi inanılmaz yardımcı oldular bana, ama hepsinden öte Ilgın Hanım' ın yanımda olması bana inanılmaz güç verdi. Bu sene Ilgın Hanım' la beraber okumasaydık ben ne yapardım bilemiyorum. Ben bir de pek öyle ağlayamıyorum yanımda birileri varken en fazla kederli görüyorlar beni, bir tek Barış Kardeşimin yanında bir sefer gözlerim dolmuştu, o da çaresizlikten yapacağım hiçbir şey olmamasından. Neyse insanların hep dediği gibi zaman her şeye çare oluyor bir şekilde, insanın tamir olduğu bir gerçek zamanla. Hele yanınızda sizi olduğu gibi kabul eden arkadaşlarınız, kardeşleriniz, aileniz, dostlarınız varsa. Herkes bana inanılmaz anlayışlı davrandı sağolsun. İnsanlar diyor hep sen çok değişmişsin diye özellikle bir süre görüşmediklerimiz. Böyle laflar edildiği zaman, Ece' nin bana kattıklarını,ilişkinin bana kazandırdıklarını da düşünmeden edemiyorum. Bir insanı herşeyden çok sevmek, ona karşı kendini sorumlu hissetmek, karşıdakine hissettirmesen de manyak gibi kıskanmak, onu gördüğün zaman derdini tasanı unutmak, sevdiğin bir eli tutmak, saçlarını okşamak... Bunlar hep güzel şeyler.. Özlenilesi şeyler, belki bu kadar çok değer verdiğim için vaktiyle; şu an görmek, konuşmak zor geliyor. Ama kim bilir belki bir gün o olgunluğa da ulaşırız, izlediğimiz filmlerdeki gibi. Yine de teşekkür etmek lazım saygı duymak lazım karşımızdaki insana her daim. Çünkü karşınızdakini mükemmel bulduğunuz sürece kendinizi de onun yanında mükemmel hissedebilirsiniz ancak. Ben kendimi Ece' nin yanında hemen hemen her an mükemmel hissedebilirdim. Şebnem Ferah' ın şarkısının sözleri geldi aklıma yine: "Aşk şarkısı değil bu geldi içimden." Kimse yanlış anlamasın herkes kandi hayatına kendi çizdiği yoldan devam ediyor artık olması gerektiği gibi. Sadece içimden geldi anlatmak istedim kısaca, hikayenin tamamını çok az insan bilir zaten, gerçekten tamamını ise gözlemi güçlü olanlar anlar ancak. İşte böyle bir şey :)

Salı, Ağustos 29, 2006

Yeleme

Oh havalar serinledi vallahi bizim Yeleme gibi oldu. Camı açıyoruz esiyor üşüyoruz falan daha ne olsun, hem hava da tertemiz mavisi falan yerli yerinde.

Pazartesi, Ağustos 28, 2006

Tanışma Organizasyonu

Evvelden takip edenler hatırlayacaklardır Yalnızlık Okulu ile aramda kapanmamış bir hesap süre gelmektedir aylardır. Çok esrarengiz giriş yaparım ki okumaya devam edesiniz. İşte bu hesap nasipse Çarşamba akşamı 19.30' da Kadıköy' de çözülecek. Kendisi ile tavla konusunda bir iddiamız vardı bakalım göreceğiz sonuçları ne olacak. Tavla falan bahane de asıl mevzu yorum kutucuklarından bir süredir bir miktar tanışıyorduk zaten, o bir miktarı "benim tanıdık o" diyebilecek kıvama taşımak. Yani gerçek hayatta tanışmak, karşındaki insanın soyut mu somut mu olduğunu anlayabilmek :)) Gönlümüz istedi ki bu yazıyı buluşmadan evvel yazalım ki isteyen herkes de o gün bizle gelsin her isteyenle tanışalım, sohbet edelim, eğlenelim, bir şeyler içelim -mesela birer kallavi Türk Kahvesi-, tavla maçımızı yapalım falan filan.. Bize her katılan insan gelişiyle bizi onurlandıracaktır ve sevindirecektir. O yüzden ikimiz de hepiniz gelsin istiyoruz. Hem yeterli miktarda kalabalık olursa iskeleden iç kısıma yürürken "Plüton' a uzanan eller kırılsın!" sloganı da atarız :)) Gerçekten çok fena bekliyoruz bakın gelin de ayıp etmeyin. İnternet sapığı değiliz gözünüz korkmasın :))) Yani tamam biraz sapık bir karakterim var ama... Evet ne diyorduk, ayrıntılar şöyle:

Buluşma Yeri : Kadıköy' deki Eminönü-Karaköy iskelesi.
Buluşma Saati : 19.30
Gidilecek Yer : Süper :)
Kesin Katılımcılar : Yalnızlık Okulu Bey ve Ben bir de Tuhaffiye:))

Kalbimizde Yaşayan Gezegen

Şimdi senelerdir bizim sevdiğimiz saydığımız güneş sisteminin en uç köşesindeki bir nevi muhafız görevi üstlenmiş sisteme girişi çıkışı kontrol eden bilet kesen Plüton' u azcık küçük, azcık hareketlerinde serbest -cool- azcık da yörüngesinde toz toprak var diye dışlamak, bu kadar senedir sen de güneş sisteminin bir parçasısın abi deyip onu güneş etrafında dönmeye zorladıktan sonra hele çok ayıp değil mi? Hem de kim bilir ne kadar kocaman bir yörüngede dönüyordu o mesafeden güneş etrafında. 24 Ağustos 2006 astronomi birliğinde yapılan oylamada gezegeni bulan bey -Clyde Tombaugh- ile onun yakın arkadaşı olan Robin Catchpole Bey dışındaki herkes Plüton' u hiçe sayarak onu cüce gezegen yapmışlar. İnsanlığa sığar mı bu herşeyden önce? Bugün Plüton' a yapılanı yarın birinin gelip size yapmayacağından hangimiz emin olabiliriz ki? Peşine 15-20 bilim adamı takan herhangibiri ya gelip de "Abi sen insan değilsin biz oy birliği ile karar aldık, insanlıktan çıkardık seni." derse ne olacak? Biz o adamlara bilim adamı ya da astronom olamazlar demedik, insan olamazlar dedik, şayet orda insanı duyguları yerinde bir kaç temsilci olsaydı, bunca senenin hürmetine fahri gezegen ünvanı verirlerdi en azından Plüton'a. Konuyla ilgili daha teknik detaylar için Orçun Bey' in sitesindeki gerekli kısımlara buraya tıklayıp ulaşın. Kendisi de çok duyarlı, dolu ve bilgilidir bu konuda. Msn' den hatta birbirimizi teselli etmiştik ilk gün. Ama bu hareketi asla unutmayız biz.

Pazar, Ağustos 27, 2006

Anathema

How I needed you
How I bleed when you' re gone
In my dreams I can see you
But I awake so alone

I know you didn' t want to leave
Your heart yearned to stay
But the strenght I always loved in you
Finally gave way

Somehow I knew you would leave me this way
Somehow I knew you could never stay
And in the early morning light
After a silent peaceful night
You took my heart away

In my dreams I can see you
I can tell you how I feel
In my dreams I can hold you
It feels so real

And I still feel the pain
I still feel your love
I still feel the pain
I still feel your love

Somehow I knew you could never stay
Somehow I knew you would leave me
And in the early morning light
After a peaceful night
You took my heart away
I wish you could have stayed

NOT : Ne kadar güzel bir şarkı olursa olsun hüzünlü zamanlarda dinlememek gerekir.NOT 2 : Bir de şu vardır ki yine aynı derecede etkiler adamı :
And it feels like I' m flying above you
Dream that I' m dying to find the truth
Seems like you' re trying to bring me down
Back down to earth back down to earth

Gezmezsem Çatlarım

Eyüp' e gittik bugün Üsküdar' dan vapurla, uzun ama güzel bir yolculuk özellikle dönüşte güneş batıp hava serinleyince daha da güzel, Eyüp' te güzel bayağı olmuştu gitmeyeli, ama bu vapura evvelden bir kez daha binmiştim Emir Efendi' nin geldiği gün Emre Bey' in karikatür yarışmasının ödül töreni için Feshane' ye giderken. Teleferik var bir de güzel bir şey. Bir de Eyüp Sultan Camisi' nin bahçesinde 2 tane dev çınar var. Lakin her daim uyuz olmuşumdur yine de olurum. Uyuz olduğum konu ise, dini kitaplar ve malzemeler satan dükkanlarda -ki burada çok vardı haliyle- iğrenç sesli çocuk ve gençlerin iğrenç burnu tıkalı sesleriyle ve arap şivesiyle söyledikleri ilahilerdir. Bir de teyplerin sesini sonuna kadar açarlar bir halt var gibi. Tövbe estağfurullah insanı günaha sokacak denyolar :)) Neyse Pier Lotti' de yer yoktu onun bir üstündeki bir yerde oturduk azcık, ailem Enis Ağabey ve annesi Züriye Teyze ile. Enis ağabey de dehşet komik bir insandır. Neyse dönüş vapuru çok keyifliydi ya da vapur demeyelim de motor irisi :) Serin serin şık bir Haliç manzarasında döndük. Koku da yoktu şaşırtıcı şekilde. Eve çıkarken bir kaç akşamdır apartmanın bahçesinde toplaşıp gitar çalan ve dikkatimi çeken gençleri gördüm yine, yemek yiyeyim de ineyim olmazsa yanlarına dedim. İndim tanıştım hepsiyle ve o saniyede isimlerini unuttum :) Apartmandaki kimseyi tanımıyordum altı üstü 8 daire var ama artık tanışmanın vakti gelmişti. Bunlar civar apartmanların gençleriydi, iyi çocuklardı bir tane de bizim apartmandan Ömer Bey vardı. Neyse gitar çaldılar, bana da teklif ettiler biraz da ben çaldım, ama daha ziyade sohbet ettik. Gençler death metalci baktım klasik gitarla taleplerini karşılayamayacağım :) Ama hoş sohbetler maşallah :) Grup kuracaklarmış. Yolları açık olsun. Bir yerden başlamak lazım. Şimdi de çıktım eve dedim millet gezmedim sanacak halbuki gezdim :)))) Bu arada yarın 11.00 ile 14.30 arası Galatasaray Lisesi' nin önünde Beyaz Günler standında olacağım bir aksilik çıkmazsa, beklerim yolu düşeni, imza atmasanız da sohbet ederiz. Saygılar sevgiler :)

Cumartesi, Ağustos 26, 2006

Yeni

Şimdi dün bahsettim ya yeni gitardan falan filan, şimdi gitar yeni olunca içimden şöyle bir şey yapmak geldi ki Aşk Yeniden parçası vardır Yeni Türkü' nün onu çalayım resimlerle beraber servis edeyim. Neyse şarkıyı tam bilmiyordum lakin sözlerini bulduktan sonra 5 dakika çıkarma ve 3-5 kez pratik amaçlı çalmaktan sonra onu halledebilirdim. Ama sonra düşündüm yeniden aşk teması gerçekten hayatıma yeni biri girince ancak yakışır, sonra bu düşünce ile beraber bugünlerde birçok yerde okuduğum aşk konusu geldi aklıma. Bir sefer aşık olmuştum kelimenin tam anlamıyla, delikanlı adammışım o zamanlar ya da çok fena aşık olmuşum, aylarca hayatımın merkezine koymuştum o insanı, benim için hayat oydu, ben demezdim gerçi ama eşine falan hayatım diyen insanları o zaman anlamıştım mesela, gençlik bir de işte hiç bitmez sanmıştım, görüşememek sevgiyi arttırır sanmıştım, birşeylerden fedakarlık ederek ilişkimi yolunda tutabilirim sanmıştım, ama bir an geliyor ki karşıdaki insanın sevgisi bitiyor. Benim bitmezdi, yani zorlamasam kendimi sonradan.. Ki zorlasam bile herşey olup bittikten çok çok zaman sonra ancak kafamdan -en azından her an- çıkarabilmiştim. Ama işte sırf bahsettiğim insan da değil bir çok tanıdığım insanın sevgiye, ilişkiye bakışı farklı, sevgin biticekse zaten bir insanla sevgili olmamalısın.. Ne bileyim böyle olması gerekiyormuş olmuş bitmiş artık zaten her daim depresyonda olan bir insan değilim çok şükür, hayatım akıyor, gelişiyor, arakdaşlarım beni mutlu ediyor, ben onları.. Yuvarlanıp gidiyoruz. Ama aklımda hep aynı soru var, hoşlanmak değil konu ya da etkilenmek değil çünkü insan bir çok insandan hoşlanır ve etkilenir belki ömrü boyunca ama acaba yeniden birine aşık olabilecek miyim bir gün? Karşıma benim standartlarıma göre mükemmel bir insan daha çıkacak mı ve şayet çıkarsa ya o beni sevecek mi? Ve ya kısa bir süre sonra sıkılacak mı yine benden? Dün ve evvelki akşam düşündüm bunları hep, hayatımın merkezine koyabileceğim, mutluluk kaynağım olabilecek bir insan olsaydı kötü mü olurdu diye, ama ben de bunun için bir çaba harcamadım, daha doğrusu bir anda olmalı belki de herşey, ben birini görüp etkilenmeliyim o da beni görüp.. Kim bilir hala bazen imkansız gibi geliyor öyle bir denk gelme olayı. Daha genciz ama belli de olmaz.

NOT : "Aşk şarkısı değil bu, geldi içimden..."

NOT : Denk geldi playlistimde Annihilator' den "Phoenix Rising" dinlemelisiniz kesinlikle.

Cuma, Ağustos 25, 2006

Annem ile Şoktan Şoka

Annem ile dışarı çıkacaktık akşam üzeri bugün, daha doğrusu o okuldan çıkınca Kadıköy' de buluşup Moda' ya gidecektik. Buluştuk önce bir elbise işi vardı annemin onu hallettik bir de yanlışlıkla evdeki bir kitaptan almış onu değiştirdik Bahariye' de sonrasında yürüyerek Moda' ya gittik, orda da baya yürüdükten sonra oturduk çay bahçesinde 2 şer çay içtik biraz da simit yedik, sonra kalktık yürüyerek yine Kadıköy' e doğru yola çıktık, Kadıköy' de ev sahibemizin dükkanı varmış onu arayıp tesadüfen bulduk, antika eşya dükkanı. İnanılmaz tarz bir hanım ev sahibemiz sohbet ettik bir miktar kadın bir de Nejat Yavaşoğulları' yla akrabaymış, telefonunu vereyim istersen dedi :) Neyse sonra kalkarken ben müzik market nerde vardır burda dedim, hemen yan sokakta yeni bir tane açıldığını söyledi, biz de oraya doğru yollandık annemle, öylesine bir klasik gitar bakacaktım kendime. Annem önceden demişti sınıfını geç ben sana alacağım yeni gitar diye, lakin ben yaz okuluna kalınca bunu hak etmediğimi düşünüp üstüne varmamıştım pek. Neyse dükkana girdik sevimli bir genç vardı kendisine bahsettim elektro klasik bir gitar aradığımı, o da bir tane çıkarıp verdi deneyebilirsin istersen dedi. Oscar Schmidt marka bir gitardı, bayağı da güzeldi açıkçası. Oscar Schmidt, Washburn markasının yan fabrikasıdır, Squier ile Fender gibi. Neyse denedim amfiye falan bağladık, o sırada dükkan sahibi olan bey geldi, biraz gitardan bahsetti ve direkt olarak mixerden hoperlöre bağladı gitarı daha kalite ses almak için. Sesi pek güzeldi gitarın neyse azcık çaldım sonra anneme baktım, beğendiysen alalım gibi beni şoka sokan bir cümle söyledi! Beğendim beğenmem mi hiç dedim :) Fiyatı da uyguncaydı bir de ayak ve cak lazımdı tabi artık koltuğa yatırmak olmazdı gitarı. Onları da araya sıkıştırdım ve annem beni şoka sokarak itiraz etmedi ve aldık. Dükkan sahibi olan Vecdi Bey' de bana dükkanı gösterdi, Objektif adından bir grupları varmış o da solistmiş, 5. albümleri çıkmış, alt katta çok güzel ve geniş bir stüdyo var bizimkileri buraya getirmeliyim, üst katta da bir sergi katı daha var ve en üstte ise büro ve kayıt stüdyosu var. Annem de biz buraları gezerken aşağıda duran bayanla sohbet etmiş biraz, Antalyalıymış. Bir miktar da hep beraber sohbet ettik, şen şakrak insanlar. Sonra ben hala şoktayken çıktık dükkandan elimde gitar ve bir kutu içinde gitar ayaklığı ve cak ile. Bambi' de yemek yedik ve eve geldik, otobüste bir deli bir anda aç ulan kapıyı deyip birine küfrederek aşağı atladı. Neyse sağ salim geldik eve, Gitarın Tınısı pek güzel hemen denedim bir miktar, sonra kendisiyle sexy bir poz da verdim. Nazar deydirmeyin bak kavga çıkar, Allah kazadan beladan korusun kendisini. Bundan evvelki kayıtlarımda katkısı büyük olan Lopez marka Emre Beyler' den aşırdığım emektar gitarı da geri verme zamanı geldi artık. Bundan sonraki ilk konserde yeni gitarcığı da çalabilirim umarım yumuşacık şarkıalr da olur. Annem böyledir bir eyrdeki insanları samimi bulursa çat diye ilk gördüğümüz ve ilk beğendiğimiz şeyi sorgusuz sualsiz alır bize, tıpkı elektro gitarda ve ilk klasik gitarımda olduğu gibi. Allah razı olsun, başımızdan eksik etmesin. Amin!NOT : Tını şarkısındaki katkılarından ötürü Caner ve Mete Beylere teşekkürler, onlardan dinlemiştim vaktiyle o tınıyı :)

NOT 2 : Şekil ikideki dondurmalar Moda' da yenmiş olup inanılmaz güzel oldukları için tavsiye edilmiştir.

Ninnim

Ben yatarken 7 gecenin 5' inde müzik dinleyerek uyurum, yine müzik dinlediğim 7 gecenin 5' inde aynı albümü dinlerim, bu durumda ortak payda olarak 35 gün alırsanız ki yaklaşık bir aya tekabül eder hesaplamalarda zorlanmazsınız. Ne diyordum evet bir düzeneğim vardır ilk resimde göreceğiniz üzere, esas yastığımın yanında bir de pembe ve dalmaçyalı desenli küçük yastık vardır. İşte o yastığın görevi duvar ile volkmenimin arasına set çekmek ve volkmeni zararlardan korurken beni de gürültüden korumaktır. Araya sıkıştırırım volkmeni içine de en sevdiğim kasedimi koyarım hatta o zaten hep içerdedir ben de ellemem, çıkarmam. Bu kaset Yeni Türkü' nün Süper Baba dizisinin müziklerinden oluşan kasedidir. Her gün hemen hemen bir miktar dinlerim ki huzur bulayım, zaten o diziyi de çok severdim duygulanırdım izlerken hep, müziklerini dinlerken de aynı güzel duygular dolar hala içime. Özellikle bir kaç ay önce yine sık sık olduğu gibi -şu ara pek yok çok şükür- bazen yatarım, tam uyumak üzereyken kafamda bir uğultu başlar, kontrol edemediğim birşeydir bu, gözlerimi açarım ama hareket edemem ve hissederim ki eğer çabalayıp uğultuyu durdurmazsam öleceğim, ben de tüm enerjimi harcar yatakta dikelirim uğultu kesilir. Bunun en güzel tedavisi müzik dinlemektir artık zaten kafam daha sakin olduğu için ne zamandır olmadı bu iğrenç olay ama olursa şayet hemen müziğimi dinlerim volkmenimi takıp ve huzurla uyurum. Çift kulaklık dinlemem çünkü bu durumda kendimi dışardaki sesleri duyamadığım için korumasız hissederim. En güzeli sağ kulaklığı takmaktır zaten gece bir ara uyandığımda kulaklık boynuma dolanmış volkmen duvara tırmanmış olur genelde, ben de kendisini kibarca alıp yatağın yanına yere koyarım. İşte böylece uyku maceram devam eder, hele bir de güzel bir rüya varsa değmeyin keyfime.

Çekmeceden Çıkan

Yüzüklerin Efendisi

Dün akşam üzeri belki 9. ya da 10. kez bitirdim tekrar kitabı.. İçinden teker teker ve tekrar tekrar okuduğum bölümleri saymazsak tabi. Kim ne derse desin benim gözümde dünyanın en mükemmel kitabıdır bu. İlk okuduğum zaman orta okulun başlarındaydım ve o zaman bile inanılmaz etkilenmiştim, lakin ondan sonraki her okuyuşumda da aynı şekilde etkilendim, etkileniyorum. Bir çuval kitap okumuşumdur hayatımda ve hemen hemen hepsi de bana çok keyif vermiştir, yani çok sıkılıp bıraktığım kitap olmamıştır herhalde. Hepsi de farklı türlerdedir, gençlikte çok Stephen King okurdum mesela, sonra tek tip okumamam gerektiğini düşünüp her tür okumaya başladım, macera, polisiye, tarih, biyografi, aşk, kurgu... Ama bir tek kitap vardır ki gözümde tüm bu türlerden üstün hatta kitap olarak bile değerlendirilemeyecek birşey. Her okuyuşumda o kadar hayranlık duyarım o kadar etkilenirim ki tüylerim diken diken olur çoğu yerde. Pelenor Çayırları' na Anduin üzerinden gelen korsan gemilerinin Numenor Bayrağı açması ve ya Rohan' ın hem Miğferdibi' ndeki başarısı, hem de Gondor Kuşatması' ne yetişmesini anlatan bölümlerde olduğu gibi ve ya Gandalf' ın kendine tek tük rakip olacak bir yaratık olan Balrog' la Moria' da karşılaşması ya da elf beyi Glorfindel' in Ayrıkvadi girişinde Yüzüktayflarına karşı koyması, yahut tam ihtiyaç anında Dunedain' in bir haber duymuşçasına yardıma gelmesi bölümlerinde olduğu gibi. Tek kelimeyle nefes kesici, ianılmaz olaylarla dolu, gerçek olmasa da benim gerçeğim diyebileceğim bir kitap. Her zor anımda okuduğumda bana tekrar güç veren bir kitap. Hayatımdaki en anlamlı kitap. Heyhat çoğu tavsiye ettiğim insan bu kitaptan etkilenemiyor o da ayrı mevzu ama Halilcan Bey vardı, o etkilenmişti ve o hissiyatı benim gibi yaşatmıştı, kitabı okuyup etkisinde kalanlar ne demek istediğimi anlayacaktır, lakin bu kitaba en ufak bir önyargı ve ya saçma düşünceyle bakanlar sonsuza kadar bu müthiş esere sırt çevireceklerdir, okusalar bile anlayamayacaklardır.NOT : Melis Hanım' a doğum günümde aldığı tek ciltlik kırmızı kitap için tekrar teşekkür ederim.

NOT 2 :
"Altın olan herşey parlamaz,
Her gezgin yitirmemiştir yolunu."

NOT 3 : Şayet kitaptan alıntılar yapmaya başlarsam sonsuza kadar alıntı yapabilirim beğendiğim kısımları ve bir bakarım ki tüm kitabı yazmışım. O yüzden tadında bırakıyorum.

NOT 4 : Filminden haz etmem ben, daha çok tutsun diye gerçeğine sadık kalınmayan hiçbir filmden etmediğim gibi!

NOT 5 : Orta Dünya haritam vardı duvarımda sonra bir arkadaşa hediye etmiştim çok zaman önce, bakar bakar hayallere dalardım gençken.

Perşembe, Ağustos 24, 2006

Tap-Inn

Biz gençken daha bizim babalar gibi grubumuz vardı. Antalya' nın en iyi lise grubuyduk övünmek gibi olmasın. Dünyalar güzeli sesli bir solistimiz vardı Gözde Hanım, dehşet bir de bascımız vardı ki Egemen Bey, bir petruccimiz vardı Caner Bey -kendisi hala elimizde mevcut-, bir de korkunç yetenekli -ki umarım bu sene aramızda olacak o da- bir bateristimiz vardı Emir Efendi, bir de ben vardım işte, kendi çapında elektrikli gitarımı çalan ekstra yetenekli olmayan insan olarak. Bu gençlerle verdiğimiz bir konser vardı bizim -bir milyon tane vardı belki de şimdi birinden bahsedeceğim- . AKM' nin önündeki parkta 'Altın Portakal Film Festivali' nin açılışı için. Ee tabi büyük grup olmak zor iş, her işte sizi çağırıyorlar falan filan. Yok abarttım Selma Hocamız ayarlamıştı onu bize, neyse konser verdiğimiz yer çok güzel ve kalabalık bir yerdi. Bir yaz önce de aynı yerde bir konser verip çok eğlenmiştik. Neyse bu konserimiz süprizlerle doluydu. En saçmalarından biri benim de şarkı söylememdi. Zaten son sene bu konuyu aşmıştık şöyle ki grupta Caner Bey dışında herkes bir iki şarkı söylüyordu sahnede. Benim bu konserki şarkılarım da Mor ve Ötesi' nden 'Sevda Çiceği' ya da daha doğrusu şöyle diyelim 'Sevda Çiçeği' nin Mor ve Ötesi versiyonu ve İbrahim Tatlıses' ten 'Yalnızım' şarkısıydı. Bu ikinci bahsi geçen şarkıyı Firuze' nin film müziklerinden duymuş ve çok etkilenmiştim, sağolsun Mustafa Bey' im de bana taa orjinal kasedinden bir kopya çekip getirmişti. Efsane bir albümdür o içinde Yallah Şoför, Mavi Mavi falan vardır. Neyse ben ısrar ettim listemize bir de bunu koydurdum. Konser günü geldi çattı gittik konser alanına, kendime en güvendiğim anlardan biridir konsere çıkmadan önceki saatler, inanılmaz mutlu, eğlenceli, yakışıklı falan hissederim kendimi:)) Neyse üstelik o gün benim için çok ehemmiyetli başka hususlar da vuku buluyordu. Çıktık sahneye, rock' n roll, blues, heavy metal, rock, pop, soul falan gibi envayi çeşit alakasız ve süper parça çaldık. Sırada arabesk parçamız vardı. Seyirciler muhteşemdi, daha ilk anda 'Çekmediğim dertler, çile kalmadı...' derken yığıldılar sahne önüne başta Mustafa ve Barış Beyler olmak üzere. Hayatımın en eğlenceli dakikalarıydı herhalde o dakikalar, arkamda güvendiğim müzisyenler, mikrofonda ben, solist nerelerde kim bilir:)) Hey gidi hey, o gecenin hatırasına bu şarkıyı da sizinle paylaşayım istedim : Yalnızım.NOT : Hey gidi günler hey be, özledim bu hemmeşreb gençlerin alayını.

NOT2 : Fotoğraflardan karakter tahlili yapabilesiniz diye, özenle seçtim hepsini :)

Keyif

Bir şarkı var ki ne zaman duysam -ilk duyduğumda olduğum gibi- çok etkilenirim, konuşulanları dinlemeyi bırakır, kafamı boşaltır sadece o şarkıyı dinlerim. Kendi çapımda hayaller kurarım şarkıyla ilgili. Halbuki şarkının adında ne bir tanıdığım vardır, ne de bir sevdiğim.. Yine de çok apayrı hissettirir bu şarkı kendimi, mutlu değil, üzgün de değil de tam arası böyle. İşte benim keyif aldığım anlardan birisidir her daim bu şarkıyı da söylemek bu yüzden, çünkü o zaman duygularımı ben yönetirim ve eğer keyfim yerindeyse cidden dinleyicilerim de duygulanabilir, şarkıyı ilk kez de dinleseler. Umarım beğenirsiniz : Açelya.

Barış İçin İmza Atar mısınız?

Bugün başlıktaki cümleyi 300 civarında söyledim sanırım belki 400 de olabilir. Sabahın erken vakitlerinde gelen bir telefon ve haliyle titreşim beni uyandıramadı doğru düzgün, daha doğrusu sonunda uyandım, telefon da kapandı, sonra biraz daha uyudum ve bir daha çaldı telefon bu sefer açtım. Rahmet Hanım arıyordu. Hadi kalk Taksim' e git. Şeklinde özetleyebileceğim bir konuşma yaptı. Gerisini uyku sersemi anlamadım. Kalktım apar topar kahvaltı yaptık ağabey ile sordu o da nereye diye, Taksim' e dedim, niye dedi, anlamadım vallahi dedim. Lakin çıktım evden yine de. Buluştuk Galatasaray Lisesi' nin önünde. Gittik tünel tarafında bir yere standı almaya, sonra getirdik tam kurarken Emre Bey de geldi, okulundan sınavdan çıkmış. O da el attı kurduk standımızı. Beyaz Günler adlı bir imza kampanyası için, insanlardan barış için imza atmalarını istedik gün boyunca. Beyaz Günler kampanyasını Türk Kadınları Kültür derneği düzenlemiş, bizim de bir aile dotumuz o dernekte olduğu için ve o derneğin iyi ve yararlı işler yapan bir dernek olduğunu bildiğim için ben de ufak bir rol oynadım kendi çapımda. Çığırtkanlık yaptım, herkesden imza istedim, Rahmet Hanım' la sohbet ettik, sonra Emre Bey bir ara gidip 5 arkadaşıyla döndü, onlar da imza attı, sonra benim arkadaşım olan Damla Hanım' ı görük, geçiyormuş, o da bizle durdu uzun bir vakit sohbet ettik falan derken vakit 14.30' u geçti, biz de yavaştan toplanmaya başladık, Emre Bey o sırada yine arkadaşlarıyla gitmişti basketbol maçına bakmaya, biz de bir yemek yiyelim diye onu da çağırdık, Damla Hanım, Rahmet Hanım, Emre Bey ve ben yedik yemeğimizi, Emre Bey maçın sonu için tekrar gitti, sonra Damla Hanım' ın da buluşacağı arkadaşlarından biri geldi, onlar da gitti, sonra biz de Emre Bey' i bulmaya gittik. Sonra Emre Bey' in arkadaşlarıyla ( yanlış hatırlamıyorsam Canberk ve Utku Beyler ) tanıştık. Sonra pasaj gezdik biraz tişört aldı Emre Bey, sonra Pi' de oturamadık, bir daha oturmam orda herhalde çok kızdım çünkü bugün yaptıkları saçmalığa, biz de evimize döndük, Rahmet Hanım' dan ayrıldık evvela, sonra Emre Bey' le Kabataş' tan Üsküdar' a yollandık. Sinemaya gidesimiz vardı ama seansı taaa 19.20' deymiş. Vaz geçtik sonra gideriz artık.

NOT : Çok değişik insanlarla tanıştık standda. Eğlenceli bir iş gerçekten :) Üstelik 127 imza topladık ki hiç de fena bir sayı değil diye düşünüyorum.

NOT 2 : Kampanya ile ilgili bilgi için buraya tıklayınız. Orada Beyaz Günler Çağrısı başlığında gerekli bilgileri bulabilirsiniz.

NOT 3 : Yarın, öbür gün de olacak sanırım stand, ama öğleden sonra toplanıyor geçerken bir imza atıverin denk gelirseniz, atarken de beni hatırlayın :)

Çarşamba, Ağustos 23, 2006

Bugüne Dair Notlar

Hanife Hanım' a hep sınavı atlatalım da gerisi kolay diyordum bu müze fikrini ortaya attığından beri, hakkaten gerisi kolaymış, bu fikri aklıma soktuğu için kendisine teşekür ediyoum:)Ezgi Hanımcağızımı da belki 2 aydır görmüyordum nasıl özlemişim keratayı bizi kırmayıp geldiği için ve bize hoşça vakit geçirttiği için kendisine teşekkürler.
İananılmaz ama gerçek 2 gündür arabayla yaşıyorum nerdeyse :) Üstelik genç bayanlarla müzenin ardından Fenerbahçe' ye gittik, orda Fener Cafe' de oturup bir şeyler içtik dönmeden evvel. Güzel günde yahu. Değişik aktiviteler lazım hep taksim hep taksim nereye kadar? :))

NOT : Bu bayanlar aslında böyle bu kadar kırmızı değillerdir lakin üzerimizde kırmızı bir şemsiye vardı gölge yapmasından başka ihsanları da olan :)

Oyuncak Müzesi

Bugün efendime söyleyeyim, Hanife Hanım ve Ezgi Hanım ( deli olan ) ile Oyuncak Müzesi' ne gittik. Televizyonlarda gazatelerede duyup okumuşsunuzdur, Sunay Akın' ın açtığı; dünyanın değişik dönemlerinden değişik köşelerinden oyuncakların sergilendiği bir müze olduğunu. Ama klasik bir müze havası değil de apayrı bir hava var içerde, yani zaten köşk çok güzel bir köşk hem yeri de güzel bir de içine girdiniz mi sanki farklı bir yere bir film setine bir masala ya da bir fantezi dünyasına girmiş gibi hissediyorsunuz kendinizi. Sonra okuma fişlerinden tut -ki benim hiç okuma fişim olmadı hayatımda tıpkı Ezgi Hanım gibi- kovboy oyuncaklarına, arabalara, trenlere, uzaylılara, sirklere, kuklalara, oyuncak hayvanlara kadar tonlarca müthiş oyuncak var içeride. Hem içerisi göründüğünden de büyük lakin insanı şaşırtan sadece bu tip oyuncaklar ve çaşitlilik değil de müzenin dizaynı. Her oda her koridor o kadar güzel dizayn edilmiş ki, kendinizi o oyuncaklarla aynı dünyadan gibi hissediyorsunuz mesela trenlerin olduğu odadaki tüm eşyaların tren eşyaları olması gibi ( tren koltuğu, tren camı, kompratman kapısı) ve ya uzay oyuncaklarıyla ilgili odanın tavanında yıldızların parlaması gibi. En üst kata kadar çıktık hatta bir de çatı katı vardı ve tüm vitrinleri dikkatle inceledik kendimize oyuncaklar beğendik, ardından acaba aşağıda da kat var mıdır düşüncesiyle bir de aşağıya indik. Varmış! Cafe tarzında bir alt kat var lakin burda da oyuncakların sergilendiği vitrinler var, hatta ortada çok şık bir "beş çayı takımı" bile var. Bir de bahçesi var bu cafenin serin serin esiyor, masalar var yine ağaçların altında oturuyorsunuz, hoş biz oturmasak da çok hoşumuza gittiği bir gerçek. Peki "siz hiç denizaltı gördünüz mü?" vallahi biz onu da gördük ister inanın ister inanmayın :) Alt katta (cafe nin de altında) bir sinema salonu tarzında oda var ve onun yanı bir denizaltıya açılıyor. Gerçekten hem denizaltına girmeden merdivenden hemen inişte sağda da bir formula bir arabası var hem de 60-70 model. Neyse denizaltının herşeysi var basınca dayanıklı çift camları, göstergeleri, vanaları, kapakları, telefonları. Gerçekten etkileyici. Yani insan olan etkilenir. Şayet benim nacizane tavsiyeme kulak verirseniz bir gün kesinlikle uğramalısınız. Bir saatlik bir vakitte kesinlikle mutlu olup beklediğinizden daha değişik bir yolculuk yapıyorsunuz. Yeri de çok kolay hem Bağdat Caddesi üzerinden Kadıköy istikametine devam ederken sağda Ziraat Bankası Caddebostan Şubesi var köşede, ordan sağa dönüp dümdüz gidiyorsunuz, soldaki 5. ya da 6. sokağın köşesinde zaten tabelası var. Açana, açtırana, tasarımını yapana çok çok teşekkürler gerçekten. Sanıldığından daha büyük bir hizmet bence böyle bir güzelliği halka sunmak:))NOT : Ben en çok ufak adamları severim oyuncak olarak zaten en çok onların resmini çektim gördüğünüz üzere, lakin karizmatik ayıcığı en başa koymadan edemedim ve müzik ruhun gıdasıdır ilkesinden yola çıkarak o güzel kemanı da hemen ardında koydum :)

Salı, Ağustos 22, 2006

Foto Foto Foto Foto

Düne dair ne varsa. (Yasin Bey' in katkılarıyla)
Kafa dengi.
Yok artık daha neler!

Keyif eşşekte olur.
Yaso Ko pilot.
Rock the house baby!

Şen Gençler.

Tuhaffiye.

Arka koltuktakiler.
Ev stüdyosu.
Sere serpe.
Kafa kafaya vermek
Ev sahibinin krosu.
Ev sahibinin daha da krosu.

NOT : Bir miktar bugün de var.

NOT2 : Başlık tanıdık bir blogtan çalıntıdır :)

NOT3 : Yazılar, üstündeki fotoğrafa ışık tutar :)

NOT4 : Sadece aklıma geldi, şu an blogumu okuyan biri aradan bir sene vakit geçince bana "Geçen yaz ne yaptığını biliyorum." diyebilecek. Kafam neden hep boş işlere çalışıyor Ya Rabbim!!