Pazar, Kasım 24, 2013

Yeni İş ve Klasik Aralık Temposu


"Gerek müzikal, gerek finansal, gerek macerasal, gerek hayatsal kararların arifesindeyim, bir kısmının içindeyim, çok çılgın geçiyor anlayacağınız bu dönemler, kafamdaki tilkileri dizsem buradan İran'a yol olur, yolda bir kısmı vurulur." şeklinde başlamışım bir önceki yazının paragraflarından birine. Diyarbakır'da vurulan kediciğin de anısına göz kırparak. O yazıdan bu yana geçen iki haftadan bir miktar fazla sürede gerçekten de hayatımın rutinini ciddi anlamda değiştiren bir karar aldım. Bir kısmınızın bildiği, bir kısmınızın da şu an öğreneceği üzere iş değiştirdim. Şansımın ve dostlarımın yardımıyla çok uzun zaman sonra keyifle yaptığım, hemen her gün yeni bir şeyler öğrendiğim, kendimi istediğim yönlerde geliştirdiğim ve güvendiğim yönlerimden birini kullandığım bir iş buldum! Açıklıyorum: Sektörel bir haber ve bilgi kaynağı olan Eticaret Mag ve keyifli siteler arasındaki yükselen trend ListeList'te yazar ve düzenler olarak işe başladım ve hatta ilk haftamı bitirdim. Rabb'im nazarlardan korusun ama anlayacağınız bu aralar hayat bana güzel. Hatta sizle bu hafta içinde yazdığım biri iki şeyi paylaşayım, ilki Eticaret Mag'den gelsin, beni de şaşırtan bir konu olduğu için paylaşıyorum bu haberi. Dijital dünyada neler oluyor arkadaş dedirtti. İki tane de ilgi alanlarımdan seçerek el emeği göz nuru yaptığım liste var Listelist'te. Müzikli olan için buraya, İlluminatili olan için buraya tıklıyoruz.

Aralık yaklaşıyor ve yoğunluk da artıyor haliyle. Aralık ve mayıs ayları biraz lanetli aylardır, tüm dünyanın hızı bir kaç kat artar bu iki ayda, yapılacak tüm işler, gidilecek tüm etkinlikler, görülecek tüm arkadaşlar bu aya yığılır sanki. Aralık başı bizim de arka arkaya iki konserimiz olacak Emir Bey olarak. İlki 5 Aralık Perşembe akşamı Boğaziçi Üniversitesi'nde olacak, Müzik Kulübü'nün Akustik Sahne etkinliğinin bu dönem konuğu biz olacağız, Müzik Kulübü'nün piyano odasında yaratılan samimi atmosferin bir parçası olacağız biz de. Bu konser kaçıranlar ve Anadolu yakasında tekrar izlemek/dinlemek isteyenler için 6 Aralık Cuma akşamı da Kadıköy'de Karga'da sahne alacağız. Hem de Selim Saraçoğlu'nun da konseri olacak aynı gece! Dinlemediyseniz bu sizin ayıbınız, Karga'nın son albümünde (Kompile Karga 4: "Söz") kendisinin de pek güzel bir şarkısı var. Bu konserler için provalar yapar olduk çünkü Nil İpek Hanım'ı saymazsak kadromuz yepyeni olacak bu konserlerde. Tufan Bey bize bas çalacak, Berkay Bey de davul. Yeni kadrodan yana hem hepimiz bayağı heyecanlıyız, hem de umutluyuz! Her şey güzel olacak. Ajandalarınıza notlar alınsın.


Daha yazsam çok fazla şey çıkar ancak şimdilik yazımı burada kesiyorum. Sizle bu sabahımı güzel geçirmemi sağlayan 3 adet Evden Uzakta bölümü paylaşıyorum. Boş vaktinizde kesinlikle izleyin ve dinleyin:

Elif Çağlar'ı ne özlemişiz!
Kardeş Türküler tabi ki canavar gibi!

İki tane de atladığımız bölüm var evvelden ki bir tanesi Biz'in bölümü, tek kelimeyle çok güzel her şey. Bir diğeri ise The Secret Trio! İzleyin, pişman olursanız kaybettiğiniz vakti iade edeceğim.

Çarşamba, Ekim 09, 2013

Gümüş


Hafta sonu Merve Hanımcığım ile beraber Anish Kapoor sergisine gitmeye karar verdik, Atlı Köşk'e. Konuyla ilgili instagram'dan gerekli paylaşımları yaptım ve beklediğim yorumları da aldım. Adamın belli uzuvlara bir zaafı olduğunu düşünüyoruz, konuyla ilgili görsellere denk geldiğinizde bu fikri paylaşırsınız ya da paylaşmazsınız tabi ama bu bizim yorumumuz. Çok zamandır yapamadığımız bir şekilde bir kültür/sanat gezisi de yapabilmiş olduk böylece. Darısı nice konsere, sergiye ve benzeri etkinliğe. Bir de geçen günlerde annem, Züriye Teyze ve Enis Ağabey'le Kubbealtı Cemiyeti'nin Gençlik Korosu konserine gittik, ne uzak kalmışım farkında olmadan Türk Müziği'nden, ne özlemişim bir de onu anladım.


Gelelim müzikal gelişmelere. Üzerimden Tanışma'nın mutluluğunu hâlâ atabilmiş değilken bir diğer güzel haber de Karga cephesinden geldi. Kadıköy'ün en sağlam kalelerinden biri olan Karga bu hafta sonu söz temalı 4. derleme albümünü yayınlıyor. Yanlış hatırlamıyorsam  2. derleme albümde (Kompile Karga 2) Sakareller'in Sandık'ı açılış parçası olmuştu. Sandık'ın benim için önemli yanı Yarı Ömür EP'siyle beraber sadece performans anlamında değil kaydında da yer aldığım nadir Sakareller eserlerindendir. Çok severim Sandık'ı da. Neyse bu albümde de benim Toz şarkıma yer vermişler. Hani Yiğit Bey'le kaydettiğimiz, Canberk Bey ve Nil İpek Hanım'ın zarif icralarıyla güzelleştirdikleri, sözleri Berat Hanım'a ait olan parça. Daha da güzeli pek çok sevdiğim müzisyenle ve çok takdir ettiğim şarkılarla aynı albümde olmak. Orkun Tüzel, Selim Saraçoğlu, Şirin Soysal, Mabel Matiz, Ceyl'an Ertem, Can Güngör, Cihan Mürtezaoğlu ve daha niceleri. Sanırım Cuma akşamı albüm online olarak ulaşılabilir olacak Karga'nın sitesinden, Cumartesi akşamı da Karga'da güzel bir etkinlikle albümün lansmanı yapılacak, ben Antalya'ya doğru yola çıkıyor olduğum için o saatlerde katılamayacağım ama nice güzel insan ve pek güzel müzikler olacaktır o gece, katılın derim. Tayfun Bey bu albümdeki parçaların bir kısmını geçtiğimiz programda çaldı sanırım Açık Radyo'da Yerli'de, komik bir şekilde o gün de programı kaçırdım ama olsun, nasip değilmiş.


Tanışma demişken, şarkıyla ilgili müthiş bir analiz yazısı yazmış Esrim Körfez! Vay arkadaş dedim, bu denli dikkatle dinlenmek bile inanılmaz bir heyecan kaynağı bence! Yeni kayıtlara yelken açmanın vakti geldi, devam ettiğimiz bir Saray süreci var, ardından da belki Basit gelir, kim bilir? Zaman gösterecek. Bunun yanı sıra DemSessions'la ilgili ufak tefek gelişmeler var ama heyecanımızı saklı tutup anlatımını zamana bırakıyoruz. Amaçlarımız doğrultusunda fazlaca çaba harcayıp çırpınsak da sonuçlarını ufak ufak almak öyle güzel ki, umuda giden yolda "aslında umut yok" cümlesini duymazdan gelerek atacağımız daha nice adımlara.

Perşembe, Mayıs 23, 2013

Koşmak & Yüzmek


O kadar vaktim olmadı ki yazacak ve o kadar vakit oldu ki yazmayalı, ben de yıllar yıllar önce yaptığım gibi bir blog yazacağım, fotoğraflar koyup altına notlar düşerek. Buraya detaylıca geçmek istediğim nice olay oldu halbuki ama "zaman sadece birazcık zaman" problemim var bu aralar. Ecnebilerin time management dedikleri, bizimse aman sabahlar olmasın ya da hızlı yaşadı genç öldü dediğimiz bir kavram bu. Neyse başlayalım bakalım:


Taşoda Konserleri'nin provasını yapmıştık Uluç Bey'de, lokumlu ve çaylı. Güzel oluyor bu tip provalar, yakında bir tekrarını yapmak lazım. Hoş, konser yokken prova yapamama konusunda Emir Bey'den daha hünerli grup yoktur zannımca piyasada ama ne yapalım, deneyeceğiz.


"Hoş gelişler ola, Mustafa Kemal Paşa" diye bir marş/şarkı vardı küçükken öğrendiğimiz. Hatta ben sadece büyük harflerle yazabildiğim yaşlarda bir deftere yazmışım bunu, biraz hatalarım var tabi ama olsun ne yapalım. Ancak 4-5 yaşında hoş görebilirim yazım yanlışlarını. İşte Ege turnesindeki bu Mustafakemalpaşa tabelası bana tam da bunu hatırlattı, hoş gelen insanların tabelası da demek büyük oluyormuş.


Şimdi azıcık aklı ve deneyimi olan, daha doğrusu gözü gören bir insanın böyle bir dinlenme tesisine girmemesi lazım ama yolculuk belimizi bükmüştü, uzun yol çalışmalarının ardından ilk gördüğümüz yerde durmak istemiştik ve işte bu "urant"ta durduk. Hayatımın kesinlikle en kötü 5 yemeğinden birini yedim, Nuri Bey'le beraber hızla oradan uzaklaştık, karnımız doysa da hayalimizde bunu telafi edecek bir akşam yemeğiyle.


Denizli'de Şiir Otel bana böyle havalı, cibinlikli falan bir odayı uygun görmüştü. Bunu fotoğraflamasam olmazdı, bu arada yeni açılan bu otel hakikaten güzel, beklemediğiniz anda karşınıza çok güzel şiirler çıkartıyor ki çok şiir insanı değilimdir, yine de bravo dedirtiyor. Cemal Süreya'lar, Metin Altıok'lar...


Bu da İzmir'in merkezindeki otelcilere sinirlenip kalmaya karar verdiğimiz Kuşadası'ndaki buram buram 80'ler kokan otelimizin önündeki otopark. Nedense çok sevdim bu fotoğrafı. Paylaşayım dedim. Otel balkonundan deniz manzarasını herkes paylaşır hem efendim, mühim olan otoparkı çekebilmek.


Level Up açıldı! Biz daha resmi açılıştan bir kaç gün önce orada provalara başlamıştık gerçi. Çok güzel bir stüdyo burası, Ortaköy'de. Provadır, kayıttır, takılmacadır bu gibi konularda bundan sonra sizi Murat Bey'e nam-ı diğer Kzu'ya yönlendireceğiz. Siz de böylelikle başınız, beyniniz ağrımadan kulaklığınızı takıp steril steril müziğinize bakacaksınız.


Hızlıca hazırlanan güzel atıştırmalıklar adlı bu fotoğrafımı da tüm gençliğe armağan ediyorum. Karnım acıkıyor bu fotoğrafı görünce bir anda. Tıpkı Ilgın Hanım'ın bir dönem kullandığı profil fotoğrafının insanı susatması gibi.


Ve evet sonunda Korhan Futacı ve Kara Orkestra'yı canlı dinlemiş de bulundum, gayet keyifliydi, bir kez de Ghettovari bir yerde dinlemeden son kararımı vermeyeceğim ama hakikaten güzel müzik, güzel performans dedirttiler, bir de Tamburada ve Dandadadan çalarak gönüllerimizi iyice fethettiler. O zaman sıradaki parçamız Kara Orkestra'dan gelsin: Sapkın gücün sihirbazları gibi Abra Kadabra.


Geçen gün ofise bir yarım saat geç geldiğimde masamın üzerinde böyle bir çizim buldum, düşünün demek bir kaç gün gelmesem neler bulacağım, pek eğlenceli. Hohoyt.


Müthiş işler yapan müthiş insanlar var çevremizde, geçenlerde Elsa Hanım da bahsetmiş etrafınızda ilham verici insanların olmasının güzelliğinden. Öyle güzel eserler dinledik ki Gizem Hanım'ın sesinden! Neyse zamanla daha da dinlemeye devam edeceğiz umuyorum ki.


Burası da Level Up'ın camından görünen güzelim kilise. Hiç sormuyorsunuz ne yapıyorsunuz stüdyoda diye, Emir Yargın Efendi'nin Ghetto'da konseri var haftaya. Lansman'dan sonra ilk kez tam kadro sahne alacak, ben de gitaristliğini yapacağım tabi. Size kendi dahil olduğum konserlerde nadiren sunabildiğim üzere müthiş bir eğlence vaat ediyorum, 29 Mayıs Çarşamba Ghetto'da görüşelim.


Demiştim ya müthiş işler yapan müthiş insanlar var diye, bunu tekrar ediyorum. Uzunca seneler BÜTMK (Boğaziçi Üniversitesi Türk Müziği Kulübü) korosunun bir parçası olmaktan bir kez daha gurur duydum, şu metroyu hızlıca yaparlarsa sonraki dönemlerde yine bir parçası olmaya çalışacağım bu nadide koronun.


Gökyüzü bazen en beklemediğiniz yerlerde karşınıza çıkıyor ya işte o zamanlarda umudumu hiç kaybetmemem gerektiğine bir kere daha inanıyorum. Reelpolitik dünyasında bir romantik adlı yeni şiir kitabım da çok yakında tüm seçkin kitapçılarda.


Hayatımda ilk kez dönme dolaba bindim desem? O zaman sıradaki şarkı size gelsin: Lunapark. Tıklarsanız pişman olmayacaksınız, gizli efsane şarkılardandır. Fotoğrafta da gördüğünüz üzre heyecan ve mutluluk gözlerimizden okunuyor.


Atlıkarınca konusuna gelirsek, bence binilmekten ziyade fotoğraflanmak için icat edilmiş bir oyuncak, ne güzel değil mi hem renkli hem dönüyor. Gündemle ilgili yazıp bu güzel fotoğrafları kirletmek istemiyorum, iyice bok götürüyor gündemi. Aaa Emir Bey bok dedi. Evet, ancak siz utanmayın; bok içinde yüzdürenler utansın bizi.

Cumartesi, Nisan 20, 2013

Irizottoing


Bugüne bıraktığım ve detaylı incelemenizi istediğim 3 tane çok güzel çok umut verici proje var. Bu projelerin site bağlantılarını vereceğim, girin bir göz atın, takdir edin, ilham alın, en önemli kısım bu "ilham alma" kısmı bence.

İlk projemiz Bahadır Ağabey cephesinden geliyor, birbirinden güzel insanların el emekleri göz nurları işte tam burada: Gibi Design'a hoş geldiniz diyelim! Fikir, konsept her şey pek güzel! Evlerimiz neşeli olsun, biz de neşeli evlerin neşeli insanları olalım. Resmi siteleri burası, facebook sayfası burası, twitter hesabı ise bu. Siteyi bir turlarsanız neden, nasıl, kim gibi ana sorularınız layıkıyla cevaplanacaktır.

Bir diğer can projemiz ise Canan Hanım ve Zeynep Hanım'ın yepyeni giyim markaları Tug Fling! Siteleri henüz yapım aşamasında ancak aktif olarak kullandıkları bir facebook sayfaları mevcut. Girmişken röportajlarını da okuyun. Aynı zamanda güzel şeyler paylaştıkları bir adet tumblr, bir adet twitter, bir adet de soundcloud hesapları mevcut hatta! Neredeyse tüm oluşum sürecine aralıklarla da olsa şahit olduğumdan ve projeyi üreten insanları pek sevdiğimden olsa gerek, kendi girişimim kadar heyecanlıyım bu konuda da!

Bir tane de müzik paylaşımı yapalım ki hafta sonumuz güzel geçsin. Bir diğer güzel insanlardan müteşekkil güzel proje de Bade Hanım cephesinden geliyor. Saly Angoz. Çok resmi facebook sayfalarına buradan ulaşabilirsiniz, özellikle o sayfadaki kamera arkası videosunu izlemeden geçmeyin. Buradan da soundcloud üzerinden doğrudan dinleme yapılabilir.


Umut ve ilham çok uzağımızda değil, hep güzel insanlara denk gelmek dileğiyle. Bu arada dün geceki irizotto akşamı için Ilgın Hanım'a ve düne akşama dek çok zamandır adam gibi görüşemediğim dostlara bir sevgi göndermek boynumun borcudur, sevgiler. Bu linkler boşuna konulmadı, okuyun, tıklayın emi.

Salı, Nisan 09, 2013

Tıpkı Ağaçlar Gibi


Dün akşam pek güzel seçim ve sonuçlara vesile olan bir başkanlar konseyi sebebiyle bugün güne uykusuz başladık. Olsun, Leo dediğin uykusuzluğa ve tempoya alışık insandır, hem de böyle güzel insanların seçimi için, onları desteklemek için mesai harcamak pek de güzel! Neyse kendilerine klasik cümlemiz olan "çıktıkları yolda başarılar diliyoruz" diyor konuyu değiştiriyoruz.

Dün gece pek güzel bir mail gelmiş Nil İpek Hanım'dan heyecanla onu toplumla paylaşmasını bekliyorum, çok çok güzel bir şarkıyı Ozan Bey'le tabi ki çok çok çok çok güzel bir şekilde kaydetmişler. Ben şanslıyım loop'lara alıp alıp dinliyorum şu an, dilerim sizler de alabilirsiniz en kısa zamanda. O en kısa zaman geçene dek sizler buradan bu güzel şarkının esasını öğrenin: Hamur İşleri. Vallahi korkuyorum üzücü bir film diye izlemeye. Takatim kalmadı artık hüzne kedere boğulduk.

Thatcher ölmüş. Kimisi demiş ki: "Ne olursa olsun ölenin ardından sevinilmez, kutlama, parti yapılmaz." Ben de diyorum ki birinin ölümüne bunca insan bu kadar seviniyorsa bir inceleyin neden öyle olmuş diye. Bu kadın, bir kaç devirdaşıyla beraber neoliberalizm denilen mevzunun vücut bulmuş haliydi. Şimdi arkasından sözlükte, sağda solda, gazetelerde, bloglarda yazanlar var ya, "öyle demeyin çok önemli işler yapmış, ekonomiyi dinçleştirmiş, İngiltere'yi onurlu bir yere taşımış" diyenler, işte özellikle onlar hiç mıymıylık yapmasınlar, "ay çok çalışıyoruz, mesaimizi ödemiyorlar, hafta sonu işe gidiyoruz, maaşımız kuş kadar, eğitime para döküyoruz, sağlığa da, yıllık iznimizden çaldılar" falan filan diye. İşte neoliberalizm budur. GGŞ'nin ta kendisidir, bir de yavaşça açılanıdır. Hayatta sizi mutsuz eden 10 şeyden 8'inin asil, diğer ikisinin de ikincil sebebidir neoliberalizm. Thatcher = Neoliberalizm. Her şey açık mı şimdi? Demiyorum gidip biz de partiler yapalım ama yapanları da zerre kadar yadırgamıyorum. Sanki bizim ülkemizde durum farklı, şu an herhangi bir görüşten herhangi bir lider ölse, arkasından halay çekecek milyonlar var yahu, ikiyüzlülük etmeyelim.


Britanya'dan konu açılmışken, sözlük'te gezerken J. R. R. Tolkien başlığını gördüm, enteresan bir şekilde popüler başlıklar arasında, neler oluyor diye girdim bir tur baktım, bilirsiniz şu hayatta en çok zaafım olan konulardan biridir bu insan. Birileri yazmış: "Hakkında bu kadar entry yazılınca dirildi sandım." diye. Hahahahah çok takdir ettim, eminim yeni bir geyik değildir ama takdire şayan.


Gelelim bir diğer mevzuya, Hayri Efendi, yıllar sonra eski albümlerimizi yayınlamış soundcloud üzerinden. Khazad-Dûm ve Noro lim Asfaloth! adlı iki tane çok sevdiğim eser vardır, ilk albümümüzde, benim bestelerin üzerine Hayri Efendi'nin akışına icrâsıyla oluşmuş eserler. Buyurun buradan kulak kabartın.



Son olarak soruyorum: Peki bu havalarla ne yapacağız seni İstanbul?

Pazartesi, Nisan 08, 2013

Liboş



Vallahi kaç gündür kaçıncı açışım kapayışım burayı, ergenlik yapmak istemiyorum ama yazasım gelmiyor pek bu aralar, aksiyonu azalattım herhalde hayatımda o yüzden. Hafta sonu daha dinlenmeli geçti, bakalım önümüzdeki günler neler gösterecek. Sırf yazmış olmak için yazdım ha çok net! Ahahah, kusuruma bakmayın bari bir şarkı hediye edeyim size bir saniye. Sıradaki şarkımız Zi Punt'tan geliyor, albüme isminin yarısını veren parça: Nudge. 2008'de bu albümü çıkartan grup şu an öyle bir kaybolmuş durumda ki izini bulamadım. Dinleyin bakalım sonra da temposuna, güzelliğine hayran kalın bence.

Böyle de liberal yazar pozu veririm, bıyıkla ve kemik gözlükle, rabbim kimseyi liberal yazar yapmasın, amin.

Çarşamba, Nisan 03, 2013

Üzerimde Kehanetin *


Yoğun bir hafta sonu geçirdim. Yine havalı bir giriş yaptım blog yazıma evet. Çarşamba gecesi -hemen altta da bahsettiğim üzere- Merve Hanım'a açılarak kafamdaki tüm stresi attıktan sonra, Cuma sabahı kendimi Antalya yollarına vurdum. Forum Tema için Antalya'da Side'deydik. En kalabalık kulüp ve en kalabalık yönetim çevresi tabi ki bizimkiydi adet olduğu üzere. Seçimler ve toplantılar önem arz ediyordu, bizim için değerli isimler önemli görevlere geldiler. Forum'un en keyifli yanı Gala'ydı sanırım, Gala'nın da tek eksiği -valsi saymazsak- çift olarak dans edebileceğimiz bir müzik çalınmamasıydı. Nice genç kadın nice genç erkek dansa kaldırma ya da kaldırılma hayallerini yutup kendini halaya verdi bilemezsiniz. Neyse Tolay Bey'lerden, devraldığımız gitarist/solist geleneğini de elimden geldiğince sürdürmeye gayret ettim bu forumda. Boşa taşımamalıydık o gitarı tabi. Bir yandan eski kadroların hemen hepsiyle tanıştığımı bir yandan da yenilenen kadrolara normal olarak yetişemediğimi hissettim. Neticede dostlarla İstanbul dışında bir kaç gün geçirmek her zaman müthiş keyifli oluyor. Üzerinden 2-3 gün geçti ancak normale dönmeye başladım. Bir de bize ulaşım sponsoru olan; ablamı, eniştemi ve yeğenlerimi görmeme vesile olan, Belek üzerinden Side'ye gelen Orçun Bey'e nice teşekkür etsek azdır. Kendisini İstanbul'da da görmek dileklerimizle.


Havaların, hafta sonunun, kafa dengi insanların, güzel vakitlerin, hayallerin, amaçların etkisiyle de olsa gerek, yine pek çok şeyi sorguluyorum, anlatmaya, yazmaya, konuşmaya çekiniyorum. İçimi döktüğüm herkesi üzüyorum çünkü bir şekilde, içimdekileri yutmaya, unutmaya ve susturmaya çalışıyorum ve belki alışmam lazım diyorum. Bildiğiniz üzre neşe gibi keder de paylaştıkça çoğalabiliyor keza. Neyse geride bırakalım şu an dertleri tasaları. Dünyanın başında bu kadar büyük dertler, bu kadar büyük kötüler varken benim dertlerim çok çok ufacık kalıyor.

Neyse geçelim müzikli konulara ki kafamız dağılsın, kafamız açılsın. Yasemin Mori'nin yeni albümü Deli Bando'dan Üzerimde Kehanetin * adlı pek güzel bir şarkının video'su gelecek şimdi. Video işinin içinde Levent Bey'in ve Asena Hanım'ın parmakları da var hem. Neyse izleyin pek keyifli bir video zaten, projenin içinde güzel isimler var hep ve güzel oluşmlar Hafif Müzik, Kanyon, Nokia Lumia ve House Cafe gibi. Bak öyle kolay kolay da reklam yapmam ama bu konserleri çok beğeniyorum. Neyse video'da izleyeceğiniz konseri -şansımız yaver gitti- biz orada dinledik/izledik. Bir de Mabel Matiz'in video'su var benzer şekilde, pek güzel bir performans o da, Yaşım Çocuk şarkısını çalıp söylüyorlar. Bir de Selim Saraçoğlu sonunda bir soundcloud hesabı oluşturmuş, ben kendisini canlı dinleyip çok beğenip buraya da yazmıştım, aldığım duyumlara göre ben dinlediğimden bu yana çok değişmiş dış görünüşsel olarak ama kendi gözümle görmeden o konuda yazmak istemiyorum, şimdilik güzel müzik var dediler, paylaştık deyip geçiyorum.

Perşembe, Mart 28, 2013

Kıh kıh!


"Konseri bitirdik ancak diyeceklerim henüz bitmedi, şimdi sürpriz bir düet girişimim olacak. Konserlerin sonunda senelerdir 'olmuyor, olmuyor istesem de' diyorum ya, işte bu konserde güzel bir şeyleri oldurmaya çalışacağım elimden geldiğince. Hepinizin huzurunda hayatımın neredeyse yarısını varlığıyla güzelleştiren Merve Hanımcığım'a bir soru sormak istiyorum. Ama önce senelerdir bu birlikteliğe şahitlik eden dostlarımdan her zaman yaptıkları gibi bu gece de yolumu aydınlatmalarını rica edeceğim. (Merve ile aramda ellerinde ışıklar tutan dostlar bir yol oluşturur.) Sevgilim, Merve Hanımcığım (Merve'nin önünde diz çökerek) benimle beraber sonsuza dek şarkılar söylemek ister misiniz ya da hayatımın geri kalanını da güzelleştirir misiniz ya da kısa ve net bir şekilde benimle evlenir misin?"


Dün akşam konserin sonu için hazırladığım cümleler bunlardı, sanırım %95'ini söyledim, gerekli olup da unuttuğum bir kısım olmadı, eksiği değil fazlası oldu hatta. Ellerinde ışık tutanlar kadar ellerde ışık saçan telefonlar tutan ve bu anı çeken bizim kadar heyecanlı, bizim kadar sevgi dolu dostlar da vardı mesela, konfetiler vardı, elleriyle yüzüne örtüp arada inanmayan gözlerle bakan (ki bu %100 başarı demek bence) bir adet Merve Hanımcığım vardı karşımda. Hangi ele takılacağını bilmediğimiz bir yüzük vardı. Sonrasında sarılmak vardı uzun uzun ve biraz daha konfeti.


Benimle Merve Hanımcığım arasındaki sevgi, heyecan ve mutluluğun haricinde, dün oradaki tüm güzel insanların oluşturduğu bir atmosfer vardı. Gerçekten havada mutluluk, heyecan ve sevgiyi hissedebiliyordunuz somut olarak! Beni böyle önemli bir gecede yalnız bırakmayan dostlarıma gerçekten minnettarım, iyi ki varsınız, iyi ki yolumu aydınlatıyorsunuz ve en çok da tabi Merve Hanımcığım'a minnettarım onca insanın içinde bana "Evet!" dediği için. Sizi seviyorum efendim.

Cumartesi, Mart 23, 2013

No:3 Emir Bey


Şimdi yapılacak işler ve yazılacak şeyler birikti. Hemen haftalık programımızla başlayalım. Bu hafta pek yoğun bir hafta, pazartesiye provayla başlayacağız, çarşamba konser, cuma da seyahat var. Şimdi konser demişken buradan da güzelce duyurusunu yapalım. 27 Mart Çarşamba akşamı ikinci kez meşru olarak Kadıköy'deyiz. Dunia'da sahne alacağız, hem de bayadır çalmadığımız kadar geniş bir kadroyla. Nağme Hanım, Nil İpek Hanım, Umut Bey, Kerem Bey ve Enis Ağabey'le beraber olacağız. Etkinliğin detaylarına ulaşabilirsiniz buradan, hep dediğim gibi Kadıköy bizim cânımız. Hafta içinde bir anımsatma daha yaparım diye tahmin ediyorum.

Konser demişken geçtiğimiz Peyote konserinden kayıtlarımızı ufak ufak yayınlıyoruz bir yandan. Buraya koymayı unutmuşum, hemen koyalım. İlk olarak Tanışma'yı ardından Saray'ı yayınladım. Nil İpek Hanım'la beraber söylüyoruz, olabilecek en sade, en samimi halleriye.


Gelelim haftanın şaşırtanlarına. Vecihi Hürkuş ismini ilk kez duydum ben geçtiğimiz hafta, tesadüfen bir arkadaşımın yaptığı paylaşımlar üzerine. Sanırım Kızıltoprak'ta heykeli dikilmiş bu zâtın. O kadar enteresan ki hayat hikayesi böyle bir karakter gerçek mi değil mi diye düşündürdü beni uzun uzun. Aldığım istihbaratlar sonucunda böyle bir kişinin gerçek olduğunu ve yaşadıklarının da doğru olduğunu öğrenip iyice şaşırdım. Ne efsanevi figürler var hiç ruhumuzun duymadığı. Vaktiniz varsa şuraya tıklayın ve yaşam öyküsünü bir okuyun lütfen.



Geçtiğimiz hafta nevruz kutlamaları vardı ülkenin her yerinde, çoşkuyu, heyecanı, umudu, tepkiyi, nefreti de beraberinde getiren. Bu konuda diyecek pek bir şeyim yok, yani uzun uzun analiz yapmaya üşeniyorum. Bir paylaşım sonucu şunu gördüm sadece, siz de bir göz atın. Bir de Nihat Doğan diye bir gerçek var bu ülkede, ne diyeyim? Adını gündemde tutma konusunda dünya devi, bakın benim blog'da bile kendine sıkça yer buluyor.

Cuma seyahatim ise çok zamanın ardından Antalya'ya. Gerçi şehre inecek vakit olmayacak otel ve toplantı üzerine bir seyahat -Ulusal Forum'umuz var- ama yine de Antalya'yı görmek heyecan verici olacak bunca zamanın ardından. Bir de profil fotoğrafım olarak yüklediğim bir Korcan Bey çalışması var ki dillere destan. Kendisi ve Emir Yargın Efendi için yaptığı çalışmaların ardından bana vakit ayırdığı için ayrıca teşekkür ederim.

Salı, Mart 19, 2013

Zümrüt Küpeler


Varsın bu yazımız da müzikli olsun. Bu sefer kendi müzikli cümlelerimi sona saklamayacağım, baştan söyleyeceğim. Dün bir ses kaydı yayınlamıştım, Peyote konserinden. En eski şarkılarımdan biri, Tanışma, yeri ayrıdır bu sebeple. Bugün de bir video yayınlayalım dedim Peyote konserinden. Şiiri yazmakla yetinmeyen şair dostumuz Levent Bey konserde bu video'yu da çekmiş bulundu, bize de sesi ekleyip paylaşmak kaldı, huzurlarınızda Kuğunun Şarkısı. Yine Nil İpek Hanım'la başbaşa, sakinlikler içindeyiz.


Gelelim diğer iki müzikli gelişmeye. Bunlardan ilki okuldan arkadaşım olan Bade Hanım'a dair. Kendisini ilk tanıdığımdan bu yana müzisyen bir insan olduğunu biliyordum ama bir süre önce soundcloud'dan yavaş yavaş bir şeyler yayınlayana kadar elimde bu konuya dair pek bir somut kanıt yoktu. İlk olarak Fallik Güzelleme'ye vurulmuştum, en son olarak da yaklaşık 1 gün önce yayınlanan Çorbacı/28'e. Üzerine tıklayın dinleyin sizler de, güzel şarkıları kaçırmamak lazım zaten az sayıdalar dünya üzerinde.

Bir diğer güzel haber ise Ceylân Ertem cephesinden geliyor. Kaçıncı Yarın adlı parçaya klip gelmiş. Birine benzeteceğim Ceylân Ertem'i klipte ama benzeteceğim kişinin adını bilmediğim için benzetemiyorum. Yine iddialı şarkılar, iddialı kafalar, video altı über yorumlar. Gerçi bir önceki yazıda bahsettiğim Melis Danişmend'in Masa klibinin altındaki yorum kadar güldürmedi bunlar ama değişik yine. Youtube yaşamak için güzel bir yer, kafalar hep iyi dedirten cinsten.

Kısa ve öz yazımı burada sonlandırıyorum. Dinleyin bu şarkıları emi.

Cuma, Mart 15, 2013

Bavul *


Ben arada yazmayı unutuyorum, siz de hatırlatmıyorsunuz ki arkadaş bir hâl hatır sormuyorsunuz öldük mü kaldık mı ne oldu. Neyse haydi affettim yine sizi, şanslı gününüzdesiniz. "Evet, bu havayla mı şanslı günümüzdeyiz?" dediğinizi duyar gibiyim. Duymakla kalmıyorum, katılıyorum ve arttırıyorum. Hafta içi günlük güneşlik olup cumadan pazara kapalı olan havaya karşıyız!

Geçen gün ne oldu hiç sormuyorsunuz. Kalktım alarmım çalınca "Hava da amma karanlık, yağmurlu zaar." dedim, duşa girdim, tıraş oldum çıktım, hava hâlâ kapkaranlık. Yani ne kadar yağmur olursa olsun saat olarak aydınlanması gerekiyordu artık. Gidip saate bir baktım 05:10, üzerinize afiyet mal ben 05:45'te çalması gereken alarmı 04:45'e kurmuşum. Gecenin bir yarısı kalkıp duş yapıp, tıraş olup bir saatlik uyku için tekrar yatmış oldum. Sonrasında annem de paniklemiş banyoyu kullanılmış ama beni uyuyor görünce, ahahah! Neyse, dün de 06:45'e kurulmuş yakaladım telefonu, neyse ki annem 06:15 gibi uyandırdı da işlerimi halledip, kahvaltıyı pas geçip ucu ucuna yetiştim servise.


Kadromuza yeni kattığımız ve akustik türü performanslarda bize vakitleri oldukça destek olacak olan Enis Ağabey (bendir) ve Kerem Bey (gitar) geçtiğimiz çarşamba görücüye çıktılar. Keyifli bir konser geçirdik. İlk kez bir Emir Bey konserinde hiç enstürman çalmadan şarkı söyledim, güzel bir his bu. Konserde Emir Yargın Efendi'den müthiş bir kemik performansı dinledik. Ben bendir çaldım, Umut Bey bas çaldı, Nil İpek Hanım da vokalleriye destek oldu Emir Efendi'ye. Bir de arada Nil İpek Hanım'la ben ufak bir Nilipek. bölümü yaptık. 4 tane güzel bestesini çaldık Nil İpek Hanım'ın. İlk yarıda besteler ağır basarken, ikinci yarıda yorumlar çoğunluktaydı sayı olarak. Gül Hanım'ın çektiği fotoğrafları da yayınladım hatta Emir Bey sayfasında. Sıradaki hedefimiz Kadıköy. 27 Mart Çarşamba akşamınızı şimdiden boş tutun, geçen ay olduğu gibi bu ay da Dunia'da yanımızda olun, beraber söyleyelim şarkılarımızı. Yaklaşınca Facebook üzerinden de duyururuz tekrar.

* Yoruldukça şu satırları düşünüyorum: "Seçtiğim yoldur bu seve seve yorulduğum." Nada dinleme haftasındayım bu hafta.

Çarşamba, Mart 13, 2013

Çarşamba Konserleri vol.89


Öncelikle bu akşamki güzel konserimizin duyurusuyla başlayalım. Efendim Emir Bey olarak bu akşam saat tam 21:30'da her zamanki yerimizde 60 m2'de çalmaya başlayacağız. Tekrar söylememe gerek var mı bilmiyorum ama sakin / huzurlu bir müzik yapıyoruz. Dinlerken aynı sessizliği ve sakinliği sizlerden de bekliyoruz. Bu akşam Enis Ağabey ve Kerem Bey de ilk kez resmi bir Emir Bey konserinde sahne alacaklar. Bence onları bile görmeye gelebilirsiniz sırf, pek keyifli oldu son provamız. Son provamızdan Nil İpek Hanım'ın gözünden bir kare paylaşmadan geçmeyelim, bir de Nil İpek Hanım'ın yine mükemmel tasarladığı etkinlik afişimizi de şuradan görmeden geçmeyin. Hasılı kelâm bekliyoruz efendim. Bir de fotoğraf ve video çekmeyi sevenleriniz varsa, bu konser tam sevdiğiniz işi yapma yeriniz!


Düşünüyorum başkaca yazacak bir şey var mı diye, pek yok sanırım. Başı kapalı penguen var ama o konuyu mizahçılara devrediyorum, beni aştı. Yakınlarda Nil İpek Hanım'da ben de sanal alemi kayıtlara boğacak gibiyiz. İkimiz de konser kayıtlarımızı yayınlayabiliriz her an, sıkı tutunun. Görüşmek üzere.

Perşembe, Mart 07, 2013

Griye Varmadan Önce


Geçtiğimiz hafta sonu yaşadığım yoğunluğu bölüm bölüm yazmaya gayret ederken bu haftayı da yemiş bulunduk farkındayım ama bana göre değinilmesi gereken noktalara da değinmeden geçmedim. Yazımın üçüncü bölümünü fuar ağırlıklı olmak üzere sektörel deneyimlerime ayıracağım, önden buyurun lütfen:


Bölüm 3

Beylikdüzü

Senelerce Beylikdüzü taraflarında oturan arkadaşlarımla gevrek gevrek dalga geçmemin sonunca allah da beni çarpmış olacak ki geçen haftamın -hafta sonunu da içine alan- 5 gününü bu güzide semtte geçirdim. Şimdi toplumu aydınlatmak istediğim bir nokta var yazının hemen başında. Tüyap sadece kitap fuarı demek değildir! Bunda bir anlaşalım. Tüyap bir fuar alanıdır, orada envai çeşit fuar olur, tıpkı muadillerinde olduğu gibi. Kitap fuarı nasıl bir tanıtım yapmışsa artık Selpakvari bir markalaşma yaşanmış, Tüyap'ı duyan "yayın evlerini iyi gez"i çakıveriyor. Bu konuda anlaştıysak yeni bir maddeye geçelim. Arkadaş sen İstanbul'un en önemli fuar alanını niye İstanbul'a kurmuyorsun ki? Bana alan genişliği, trafik, kalabalık, risk gibi cümlelerle gelmeyin. Şehrin göbeğini kurulmuş ve hâlâ kurulan milyon tane AVM gösterebilirim size. Çok şehir dışında bu Tüyap, olacak gibi değil, Kumburgaz'da neredeyse, gidip gelirken yolda çürüyor zaten insanı. Buna bir de kapalı alan koşullarını ekleyin, dışarıdan bağımsız bir hava(landırma) döngüsü ve zemine yakın geçen kablolar bütünü. İnsan bir kaç saat sonunda dayak yemiş gibi oluyor içeride. Neyse Tüyap yetkilileri eminim ki bu satırları okuyacaklar ve çok da ciddiye alacaklardır, malum benim kadar önemli ve çok okunan bir insanı göz ardı etmek korkunç sonuçlar doğurabilir. Hahahm, ehm, evet.


Sektör zor ama canlı bir sektör. Ahahahaha. Bu cümleyi herhangi bir sektör için herhangi bir zamanda kullanabilirsiniz, not alın. Şu an fuarla da ilgili sektörle de ilgili çok bir şey yazmak istemedim, hevesim kaçtı. Sumru Hanım'la denk geldik, ilk olarak. Merve Hanım ve Mehtap Hanım da karşılaştığımız diğer sektörel dostlarımızdı. Yeni insanlarla tanıştık, tanıştıklarımızın büyük kısmının o an ismini unuttuk. Bu tip şeyler. Yine de rabbim kimseyi 5 gün bir yere çakılı koymasın. İki gündür de bayi ziyaretlerine başladım. En az sürede en fazla çayı içme konusunda yeni rekorlar kıracak gibiyim ilerleyen günlerde, onun dışındaki kısım berber ya da taksi muhabbetinden çok da farklı değil, biraz daha sektörel soslu sadece. Ben de muhabbete öyle noktalarda öyle az ama öz cümlele katılıyorum ki sanırsınız bu sektörden emekli olmuşum.


Neyse dediğim gibi, Tüyap'tan uzak durun, hayalini kurmadığınız ya da alakanız olmayan sektörlere de çok bulaşmayın, insanlara dikkat edin, büyük kısmı update'leri indirmiş, yüklemiş ama sistem yeniden başlatılmadığı için doğduğundan bu yana, v.0.1'de kalmışlar uygulamada. Siz kendinizi arada açın kapayın, birileri sizi yeniden başlamaya zorlamadan. Böylelikle bu tırt üçüncü bölümle, hafta sonu ne yaptık serimi sonlandırıyorum. Bir daha bu derece yoğunlaşmamak dileklerimle!

3. Bölümün Sonu
Hikayenin de Sonu


Çok tırt oldu değil mi? Halbuki serilerin sonuncu olanı genelde en havalı olanıdır, tüm düğümler çözülür, meraklar giderilir, macera zirveye çıkar, dramların hası yaşanır. Benim serimin sonunda ise yeni bir kitap daha gelecekmişçesine bir boşluk ve havada kalmışlık var. Umarım yeni bir cilt gelmez. Neyse ben bu yazının tırtlığını başka başka konulara değinerek yok edeceğim şimdi. Yazı buradan itibaren bol müzikli olacak. İlk müzik eserimiz Nil İpek Hanım'dan geliyor: Gömülür. Kendisinden daha çok bu tip garaj kaydı bekliyoruz, kendi başına düzenlediği, daha sınırsız şeyler. Bu arada ben de Emir Bey altyapısından yeni yetenekleri konsere hazırlamak için elimden geleni yapıyorum. Daha etkinliğini oluşturmamış olsak da önümüzdeki hafta Çarşamba günü yani 13 Mart'ta 60 m2'de olacağız.  Bir aksilik olmazsa sıra dışı bir kadroyla hem de. Ben ve Nil İpek Hanım şarkılarımızı söylerken, Kerem Bey gitar, Enis Ağabey bendir ve Umut Bey bas çalacak. Akustiğe yakın bir kurulum için 2 yeni ismimiz var, gönlüm hâlâ olabilecek en kısa zamanda elektiriğe dönmemiz gerektiğini bana hatırlatsa da.

Bu arada fark ettim ki geçen haftanın albümlerinden örnek parça sunmamışım sizlere. Melis Danişmend'in Biraz Gülmek İstiyordum (2013) albümünden gelen parçamız Karşılıksız. Ne güzel hatta ne kadar da güzel işler bu işler! Albümün tamamı güzel, doğru albümler seçiyorum hep! Diğer albümümüz de Yasemin Mori'nin Deli Bando'su (2012), buradan da gaz bir şarkı seçelim Gerenimo! Tıpkı ilki gibi baştan sona müthiş bir albüm bu da! İlk albümüne oranla biraz daha özgür bir müzik yapmış Yasemin Mori bana kalırsa, böyle piyasayı umursamayan insanları ayrı bir seviyorum! Bir de haydi gönlümden koptu Replikas'ın Zerre (2008) albümünden albüme ismini veren parçayı dinleyin: Zerre. Bizim iltifatlarımızın üstündeler ağabeylerimiz.

Gelelim iki ay öncesinden çıkartıp ilk kez yayınladığım 2 konser video'suna. Ocak ayındaki 60 m2 konserinden. Bir adet yorum bir adet beste video'su yükledim youtube'a. Emir Efendi kameraya almıştı, Nil İpek Hanım'la ikimiz sahnedeydik sadece o gece. Şarkılarımızdan ilki Yas, bir Sezen Aksu şarkısı, bizim Levent Yüksel'den duymaya alıştığımız, dün de bahsetmiştim sanırım ama sözleri de müziği de çok güzel olan şarkılardan. Düşlerim var benim, hayallerim var, fikrim derya deniz, fikrim geri getirir seni denmiş! Dualarım var duvarlarım var denmiş! Daha ne densin, buyurun buradan:


İkinci şarkımız ise 7 Beyaz adında bir eser, muhakkak vaktiyle bahsetmişimdir Siyah Beyaz ve Renkli topluluğunun bu sezon oynadıkları Annemin Cinayet Listesi adlı oyun için yaptığım şarkılardan bir tanesi bu. Yine aynı konserde video'ya alınmış. Oyundaki -diğer şarkılara oranla- en duygusal çalışma bu. Sözleri falan da sonradan bir güzel gelmeye başladı içime sindi. Ahahaha. Buyurun buradan:


Bol müzikle bu yazının da sonunu getirdik. Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle!

Çarşamba, Mart 06, 2013

Fikrim Derya Deniz


Bugün dün başladığım hafta sonu neler yaşandı yazımın 2. bölümünü yazacağım. Kutlamalar temalı bir bölüm olacak bu bölüm. Beklenmedik anlarda karşımıza çıkan pastaları konu alacak misal. Hemen başlayalım:


Bölüm 2

Balık Bayramları

İstanbul'daki balık lobimiz güçlü bir lobi olduğu için geçtiğimiz senelerde doğum günlerimizi bir aylık bir süreçte toplu olarak bol bol kutlama kararı almıştık. Yani şöyle ki balık burcunun başlangıcından sonuna kadar geçen bir aylık süreç bizim için balık bayramıydı. Neyse bu sene bu kritik dönemin ortasına benim çalıştığım sektörün fuarlarından biri darbe vurdu. En azından benim açımdan. Eşim dostum bilir öyle doğum günü organizasyonlarına meraklı bir insan değilim pek. Yine de doğum günümde 4 saati trafikte sıkışmış olmak üzere 8 saat araba sürmek, 8 saat ayakta dikilmek ve pek de tanımadığım insanların ağırlıklı olduğu bir grupla saat gece 01:00'e kadar Kumburgaz'da takılmak çok tercih edeceğim bir günlük plan değildi. Hayat işte, her sene değişik bir kutlama. Geçen sene de benim Antalyalılarla kola içip, çekirdek yeyip, televizyon izleyerek kutlamıştık Polatlı'da askerde. Yine de Kumburgaz'da yemeğin en beklenmedik anında önüme mumları yanan bir pasta gelmesi, o korkunç günün üzerine yüzümü güldürmedi değil. İçimden bir ses bu hareketin altında iş arkadaşım Nuri Bey'in parmağının olduğunu söylüyor. Bu ilk pastamdı. Tarihlerimiz 1 Mart Cuma'ydı. Eve geldiğimde annem masamın üzerine hayatımda gördüğüm en sevimli pastayı bıraktı! Bu da 2. pastam oldu. Yoğunluktan ötürü 2 gün sonra ancak yiyebildim.


Ardından cumartesi günü -ki fuarın 4.günüydü ve enerjimiz yerle yeksan olmuştu- metrobüsleri aşıp da gelen yârim sağolsun 3. ve 4. pastamla tanıştım. Bu pastaları da Merve Hanımcığım ve Başak Hanım'la beraber Tüyap'ın yanındaki bir McDonald's'ta yedik. Hayatımdaki ilk McDonald's doğum günü kutlamam için biraz yaşça büyük olabilirdim ama olsun. Her şey çok keyifliydi. Binilebilecek tüm metrobüslere binip de buralara kadar gelen sevdiğime ne desem az. Düşünsenize Söğütlüçeşme'den Zincirlikuyu'ya bir, Zincirlikuyu'dan Avcılar'a iki, Avcılar'dan Tüyap'a üç! Üç metrobüs yahu, hepsinin ilk durağında binilip son durağında inilen! Kendisine buradan koca bir kalp gönderiyoruz.


Ancak esas kutlamaları dün akşama bırakmıştık. Ağabeyimle ortak tarih olarak 5 Mart'ı belirlemiştik. Hem ortak hem tam orta tarih. Annem, Fatma Teyze, Merve Hanımcığım, Cansu Hanım, Bahattin Bey şeklinde güçlü bir kadromuz vardı ve annem elinden geleni ardına koymamıştı! Pişiyle ve kısırla başlayan mutluluk turumuz 5. doğrum günü pastamız ve mozaik pasta ile son buldu. Diyeceğim o ki üzerinize afiyet dün gece sert geçti. Yani doğum günü kutlamayla pek ilgisi olmayan bir insan olarak 5 pasta kesmiş bulundum! Bu noktada ailemin (Merve Hanımcığım da bu kategoride) müthişliğinden bahsetmiyorum bile! Geriye bir uygun fırsat bulup bizim balık lobisiyle de bir kutlama yapmak kaldı. Onu da yaparsak tüm yoğunluğuna rağmen bereketli bir bayram geçirmiş olacağız.


2. Bölümün Sonu


Gelelim dünyadaki diğer gelişmelere. Öncelikle bir kaç gün geriden gelen ama yazmadan geçemem diyeceğim bir konu var. Müslüm Gürses'i kaybettik. Binlerce şey yazıldı, söylendi bu konuda. Ben sadece çok üzgünüm diyeceğim. Levent Bey'le hep hayalimizdi onun yazdığı, benim bestelediğim bir şarkının Müslüm Gürses tarafından okunması. Ulaşılmaz bir hayal oldu artık. Bir de bizim Emir Bey olarak grupça ilk çaldığımız şarkılardandır Nilüfer. Başka yere başka zaman kaldı hayallerimiz.

Bir diğer vahim gelişme Chavez'in ölümü oldu. Denecek bir söz yok, dileğim Latin Amerika rüzgarının hiç dinmemesi, bayrağı devralacaklar var, umarım yere düşürmeden, kana bulamadan taşırlar o bayrağı. Kendisini bizim ülkemizdeki siyasetçilerle kıyaslayanlar icraat yönünden de bir karşılaştırma yapsınlar bir zahmet, popülizm yönünden değil sadece. Bir de bilgi kaynaklarına dikkat etmek lazım gerçekten bir konuda bilgi edinmeye çalışırken, "aptal Fox insanları"ndan olmamak lazım. Daha çok yazmayacağım, biraz da siz araştırın, okuyun, öğrenin. Tesadüfen dün bir video yükledim: Yas. Ocak ayında Nil İpek Hanım'la beraber çıktığımız 60 m2 konserinden. Sezen Aksu'nun Uzay Heparı için yazdığı, bizim de Levent Yüksel'den dinlediğim bir şarkı. Zamansız ölümü daha iyi anlatmak zor, yeri doldurulamayacak bir kaybı da. Chavez'le bu şarkıyı birbirine bağlamak biraz saçma da gelse kulağa şu satırlar bugün çok manidar değil mi?


"yarıda kaldı şarkılar aman, bu yaraya deva değil zaman,
ateş düştüğü yeri yakar, bu düzeni bozuk dünya yalan"

Salı, Mart 05, 2013

3 Ciltlik Dev Eser: Şubat'ın Mart'tan Çektikleri


Evet değerli okurlarım. Püf moda girdim yine bir anda haydi eller havaya. Geçtiğimiz bir hafta öyle yoğun geçmiş ki yazı yazamamışım. Olacak iş mi? 2 günde 1 ortalamaya ulaşmışken, bir hafta yazmamak! Bu makalemde geçtiğimiz hafta yazı yazamayışımın detaylarını, bu yazamayış ortamını hazırlayan olay ve nedenleri detaylı şekilde inceleyeceğiz. Bu irdeleme esnasında hatıra defteri, gözlem, deneme-yanılma, tespit, abartma ve sallama metotlarından faydalanacağız. Varacağımız sonuçların zaman yönetimi konusunda akranlarıma ve gelecek nesillere örnek teşkil etmesi dileklerimle...

3 bölüm halinde yazmayı planladığım bu yazının ilk bölümünü ağırlıklı olarak geçtiğimiz Çarşamba gecesine ve Nil İpek Hanım'ın ilk solo konserine ayıracağım, devam bölümleri bir aksilik olmadığı takdirde yarın ve ertesi gün gelecekler. Beraber okuyalım:


Bölüm 1

Reçel Yapan Kız

Geçtiğimiz Çarşamba akşamı yani 27 Şubat tarihini "pek güzeller" klasörüme taşıdım hafızamda. En baştan başlayalım. Dikkatli okuyucular (okurken not alın, görüşünce sorarım) hatırlayacaklardır, Şubat ayı başladığında 3 konserimiz olacağını duyurmuştum Emir Bey olarak. İlk ikisini yaptık, sonuncusu yaklaşınca ben fark ettim ki konser tarihi ile çalıştığım sektörün önemli fuarlarından birinin ilk günü çakışıyor. Fuara gitmeme gibi bir şansım yok, işin çılgın yanı fuar bitince bizim işimiz bitmeyebiliyor. Bayilerimiz fuara geldiği için, onlarla beraber yemeğe çıkıp gece yarıları ancak eve dönebiliyoruz. Yani öyle oluyormuş. Neyse ben bunu öğrenir öğrenmez hemen kurmaylarımı topladım. Kurmaylarım Nil Hanım ve İpek Hanım zaten çok kalabalık değiller. Dedim ki: "Şartlar vahim, ay sonu konseri riskli, ancak bu riski bir güzelliğe çevirebiliriz. Artık tek başınıza savaşacak güce ve bilgeliğe ulaştınız. Neyi bekliyorsunuz? Düşman tam zayıf kaldığımızı düşündüğü anda onu bu sürpriz ve yepyeni saldırıyla şaşırtıp mağlup edebiliriz." Böylelikle Nil İpek Hanım'ın içindeki cesaret kıvılcımını bir ateşe dönüştürdüm ve kendisi de meşale elinde sağa sola koşturmaya başladı. Sanmayın ki bu olayda elzem bir rolüm var, sadece tetiklemede hızlandırıcı ufak bir rol oynadım. Yoksa er ya da geç bu silah patlayacak, içinde barut yerine barındırdığı güzellik, mutluluk ve huzur tohumları etrafa saçılacaktı. Neyse konserden önce yapılacak bazı hazırlıklar vardı ki Nil İpek Hanım bunları en güzel şekilde halletti. Bknz: Nilipek.


Gözler yorulmasın paragrafı. Ozan Bey'le zaten bir süredir besteleri üzerinde çalışıyorlardı. Böyle bir bahane ortaya çıkınca biraz da sahne için hazırlanmaları gerekti ve neticede bize yaklaşık 15 şarkılık çok güzel bir repertuvar hazırlandı. Nil İpek Hanım'ın birbirinden güzel bestelerinin yanı sıra yanılmıyorsam bir Duman, bir Sakin bir iki de Ortaçgil şarkısı dinledik bu zarif ikiliden. Sakin özellikle beni çok etkiledi, önceden bilmediğim, bilmediğime de gerçekten üzüldüğüm bir parça çaldılar Sakin'den: Hamur İşleri. Nil İpek Hanım'ın üretim gücünden belki defalarca bahsetmişimdir ama bir kez daha yazıyorum tekrar. Kendisi çevremdeki en üretken insanlardan hatta sanırım en üretkeni, çünkü aynı anda farklı alanlarda yüksek kalitede üretim yapabiliyor. Gelelim Ozan Bey'e, kendisini tanıyanlar zaten bilir, hem müthiş bir müzik adamıdır, hem de çok değerli bir insandır. Onun eşlikleri şarkıları o kadar güzel doldurdu ki! Neyse kısacası iç güzelliklerini yaptıkları işe tamamen yansıtabilen insanlar bu iki insan. O yüzden görsel, işitsel bir şölen vardı o akşam 60 m2'de ve saf samimiyet. Yani kimi konserlerde böyle görsel ve işitsel şölenler büyük prodüksiyonların sonucunda oluşur ama bu konserdeki bu güzelliği sağlayan şey samimiyetti, onlar tamamen kendileri gibiydi ve zaten kendileri çok güzeldi, bize bu güzelliğe tanık olmak düştü sadece.


Yukarıda da belirttiğim üzere o gün fuarın ilk günüydü, fuar demek Tüyap demekti, Tüyap demek neredeyse Romanya demekti, onu da geçtim ilk fuarımdı ve günün gidişatını öngöremiyordum. Neyse yaklaşık 19:30 gibi oralardan çıkabildik, iş arkadaşımla beraber E5'ten tam gaz geldik. Kendisini de davet ettim bu güzide etkinliğe ancak dinlenmek istediğini söyledi, ben de dinlenme isteğimi tüm irademle bastırıp evimin yan sokağına kadar giden bu arabadan Çağlayan'da indim, metrobüs ve metro yaparak Taksim'e vardım. Nicedir görüşmediğim birbirinden güzel insanları da gördüm konser sayesinde, güzellikler birbirini çekiyor herhalde, onlar da bu güzel konseri izlemeye gelmişler bu çekimden etkilenip. Konser başladı ve su gibi akıp gitti. Kendilerine de ilettim son bir kaç senedir dinlediğim en güzel konserlerden biriydi. Ozan Bey bir kaç şarkıda gitar çaldı, ağırlıklı olarak klavye, Nil İpek Hanım da vurmalı ve telli çalgılarla kimi şarkıda Ozan Bey'e eşlik etti. Konser canlı olarak internetten yayınlandı ve şurada depolandı ki merak edenler dinleyebilsinler, 19. dakikadan başlamak üzere. Önceden binlerce kez dediğim gibi beni çok etkileyen bir müzik Nil İpek Hanım'ın müziği. Kendimi çok şanslı hissettiriyor bana böyle bir insanla beraber çalışmak, tanışmak, tıpkı beraber müzik yaptığımız diğer dostlarım gibi.


Neyse oradaki insanların da benimle aynı şeyleri düşündüğünden eminim. Müzik piyasalarının bundan haberi olmayabilir henüz ama bu konser hem İstanbul, hem Türkiye, hem dünya müziği için önemli bir adımdı. Ben buraya yazıyorum, sonra demiştim derim.

1. Bölümün Sonu


Bunun haricinde şöyle güzel haberlere denk geliyoruz bazen, bir de şöyle gözümüzü kapattığımız konulara... Geçtiğimiz haftadan bu gelişmeler hep. Bir de geçtiğimiz haftadan bir anmamız daha var. Vaktiyle kaydettiğimiz bir düet, yorumladığımız bir Vera şarkısı ile gerçekleştirelim anmamızı: Kürk Mantolu Madonna. Doğması zor, ölmesi kolay insanların anısına, iyi ki doğdunuz diyerek. Bir de servis hayatımız başladı dün, servisçi bizlere karanfil verdi. Ne kafalar yaşıyoruz belli değil. Neyse ki Başak Hanım'la aynı servisteyiz. Servis demişken bugün şunu yaşadım, üzüldüm. Yarın ve öbür gün vakit buldukça geçtiğimiz günleri anlatmaya devam edeceğim 2. ve 3. bölümleri de yazacağım. Pek çok olay yaşanıyor kaşla göz arasında tabi. Sevgiler!

Pazartesi, Şubat 25, 2013

Üllümünütü


Hafta sonumuzu yine yoğun geçti önceki benzerleri gibi. Hafta içi nefes alacak vakit kalmayışı sebebiyle yapılacak işlerin 4568'ini hafta sonuna itelediğimden kelli. Çalışma hayatı hafta sonlarım böyle geçmeye mahkum kalacaklar zaar. Perşembe akşamı bir kısa film projesinde çalışmak üzere Emir Efendi'de kalmış, Gültuğ Hanım'la rol arkadaşı olmuştuk. Öyle olunca cuma ve cumartesinin nasıl geçtiğini pek hatırlamıyorum. Cuma dışarı çıkmaya niyetlenip Kadıköy'de kimseleri bulamadığımı hatırlıyorum hayal meyal. Erken yatmama vesile oldu bu durum. Cumartesi işten çıkınca hızla karşıya geçip -iş arkadaşım sağolsun- hemen elektrikliyi aldığım gibi tekrar çıktım evden. Hasanpaşa'daki gitar yapan ve tamir eden dükkana bıraktım. Haftalardır kafamda olan bu iş yapmanın gururuyla eve geri dönüp biraz dinlenip Merve Hanımcığım'la buluştum. Bin tane mağazaya girip -hayatımda ilk kez çok da bir sebebi yokken- hiçbir şey almadan geri çıktım. Demek ki çalışan insanda bu tip anlamsız ritüeller oluşuyor kendiliğinden. Ardından beslenme yapmak üzere Moda yönüne gitmeye karar verdik. Orada çok affedersiniz filler gibi yedim, neden öyle oldu bilemiyorum tam, sanırım 23 tur boyunca park yeri bulamamak beni acıktırmıştı. Bundan çok korkuyorum ama midem genişledi sanırım.


Gözler yorulmasın diye yaptım sırf bu paragrafı yoksa devam ederim dümdüz. Pazar günüyse adam gibi bir uyku üzerine evde yapılan kahvaltıyı da ekleyince keyfim yerine geldi. Hava mükemmeldi, çıktık Merve Hanımcığım'la sahile vurduk kendimizi, çok sağlam bir yürüyüş rotasının ardından bu haftanın albümlerini de edinip eve geri döndük. Haftanın albümleri Melis Danişmend'den Biraz Gülmek İstiyordum (2013) ve Yasemin Mori'den Deli Bando (2012). Bu iki albümün yanında da evvelden görüp tekrar denk gelirsem affetmem dediğim iki ekstra albüm daha var. Ajda Pekkan'ın Süperstar'ı (1983) ve Nilüfer'in '84'ü (1984). O yıllarda değişik bir "ü" modası varmış, albüm kapaklarına bakarsanız anlayacaksınız: 1, 2. Bu albümleri dinledikçe birer şarkı birer şarkı paylaşıp sizleri de bu albümlere özendireceğim şüphesiz. Aldığım ilk 2 albümde akşama gideceğimiz etkinliğin de payı vardı, zaten acil alınacaklar listemdeydi bu albümler ama o liste sadece 2 albümden oluşmuyordu.


Paragraf yapalım gözler kazansın! Neyse eve uğrayıp bir şeyler yedikten sonra müthiş trafiksiz bir şekilde Avrupa'ya geçtik ve Günsu Hanım'ın evine vardık. Gerçekten çok zaman olmuştu kendisini görmeyeli, Melih Bey'le görüşmüş olduk ve Günsu Hanım'ın yeni dostu Dexter'la oynadık bir süre Merve Hanımcığım'la. Komik ve sevimli bir hayvancık. Evdeki fareleri biraz depresyona sokuyor gerçi ama fareler zaten taşınıyorlarmış. Günsu Hanım bize çok güzel çay demledi, sohbet muhabbet derken toparlanıp çıktık. Kanyon'a ve akabinde House Cafe'ye girdik. Hafif Müzik'in etkinlikleri dahilinde Yasemin Mori'yi dinleyecektik. Hem ortam, hem insanlar, hem müzik pek güzeldi. Konser sonunda imzalatırım diye yanıma aldığım Yasemin Mori ve Melis Danişmend albümlerini başka bir konserde imzalatmak üzere cebime geri koyup yola koyulduk. Saat geç olmuştu ve iş dünyasının çarkları raksıtarlara tolerans göstermeyebiliyordu. Dolu dolu ve en çok da Merve Hanımcığım'la dolu bir hafta sonu geçirmenin mutluluğuyla uykulu bir şekilde bugüne başladım. Bu hafta da yoğun geçecek zaar, bugün bir kayıdımsı, yarın bir prova, Çarşamba'dan Pazar akşamına kadar da Unicera! Yolunuz düşerse buyurun diyeceğim ama mevlam kimsenin yolunu Tüyap'a düşürmesin. 5 gün boyunca fuar gelişmelerini twitter'dan paylaşırım artık, entrikalar, dedikodular, kavgalar, gizli kapaklı anlaşmalar, ahahahah. Bakmayın böyle güldüğüme içim kan ağlıyor. Sevgiler.

Sert bitirdim.

Çarşamba, Şubat 20, 2013

Nilipekseveriz.


Hafta sonu 2 albüm aldım demiştim, biri güncel biri bir kaç yaşında (düşündüm de 8 yaşında vay arkadaş) olan albümlerdi bunlar. Birsen Tezer'in İkinci Cihan (2013) albümü ve Replikas'ın Avaz (2005) albümü. Replikas'tan bir şarkı paylaşmıştım aşağıdaki yazıların birinde, gerçekten güzel bir albüm, Replikas zaten canavar bir grup benim değerlendirmemin üstünde/ötesinde. Neyse albümü dinlemeye devam ediyorum, bu haftamı bu 2 albüme ayırdım. Gelelim Birsen Tezer'in ikinci albümüne. Yine tüm zerafetiyle ve dinginliğiyle size pek çok güzellik sunuyor bu albüm. Şarkılar ayrı güzel, icrâlar ayrı, o icrâları yapanlarsa apayrı. Öpüp başa koymalık bir albüm. Kaç haftadır bekledim gidip almadan dinlemeyeceğim diye, sonunda geçen hafta sonu aldık Merve Hanımcığım'la. O fizy'den falan dinleyerek baya kapmış şarkıları, eşlik ediyordu yolda. Neyse sizler de alın, dinleyin, iyi ki kendi albümlerini yapmaya başladı Birsen Tezer, 2 müthiş albüm kazandırdı enteresan müzik camiamıza. Bu da tadımlık olsun, tüm iş günlerine ama en çok da en sevdiğimiz pazartesilere gelsin: Kuş Masalı.

Gelelim bir diğer müzikli konumuza. Pek sevdiğimiz güzel sesli, güzel kişilikli, her şeyin en güzelini üreten ve yaptığı üretimin doğallığından ötürü güzel de bir mütevazılığa sahip dostumuz Nil İpek Hanım, biraz ittirip kaktırmalar sonucu kendi sayfasını açtı. Siz de buradan göz atın ve beğenin. Bireysel üretimlerinin yanı sıra içinde parmağı olan işleri de paylaşacaktır diye düşünüyorum, bu da gayet geniş ve zengin bir paylaşım çeşitliliği demek oluyor. Hatta kalın bence, gördükleriniz olabilir, görecekleriniz olabilir, bildikleriniz olabilir şaşıracaklarınız olabilir. Böyle işte.


Son olarak Ayça Hanım'a neden destek olduğumuzu bir kez daha anlamak için şu video'yu da izliyoruz. "Koş Ayça koş!" diyoruz ve biliyoruz ki o koşmaya başlarsa kimse onu yakalayamaz, ölüm bile. Bir de şunu fark ettim ki metrobüs twit'lerime düzenli devam edersem bir gün gerçekten bir milyar takipçim olacak korkarım. Metrobüs sells! Bir gün metrobüsle ilgili ayrıca bir deneme yazacağım.

Pazartesi, Şubat 18, 2013

Dayan


Geçtiğimiz cuma adeta bitmeyen gün yapmışlardı. İşten çıktım ve Emir Efendi'nin daveti üzerine bir zamanlar kısa bir dönem staj da yaptığım Tribal DDB'nin haftanın sonu partisine uğradım. Müzikler, insanlar çılgın atıyor, tam bir cuma akşamı iş çıkışı. Emir Efendi'yi görmeye gittiğim bu ortamda yıllar yıllar sonra Melis Hanım ve Ediz Bey'i de görüp aşırı mutlu oldum! Orada bir süre takıldık, danslar ve sohbetler ettik. Ardından çıktık önce bir şeyler atıştırdık, geçtiğmiz haftanın 3. Nizam beslenmesiydi bu ve hiç birinden pişman değilim. İlki Merve Hanım'la Harbiye'de Pazartesi günü, ikincisi ve üçüncüsü sırasıyla Nil İpek Hanım ve Enis Ağabey'le Çarşamba günü ve Emir Efendi ve Ediz Bey'le Cuma günü Nevizade'de gerçekleşti. Neyse Peyote'de ufak 1-2 işim vardı konserin ses kayıtlarıyla falan ilgili, onları bir hallettik, sonra da Ghetto'da gerçekleşen Baba Zula konserine uğradık, Melike Hanım'ı bir de Baba Zula sahnesinde dinlemiş olduk böylece. Ardından Urban'da bir miktar oturduk, sonrasında Emir Efendi'ye geldik, Koridor ve Marmaris Büfe aktarmalı. Dahi inanılmaz olanı neydi peki biliyor musunuz? Eve vardığımızda saat daha 01:00 bile değildi. Hakikaten bitmeyen cuma yapmışlar! Bunca iş yaptıktan sonra biz 04:00 olmasını bekliyorduk. Evde de biraz sohbet, biraz müzik dinleme, biraz da Tabu derken ev sahibimizin sızması üzerine bizler de olaysız dağıldık. Bu arada bize katılan Gültuğ Hanım'la görüşmüş ve Urban'dan beri beraber olduğumuz Çağdaş Bey'le de tanışmış olduğuma pek memnun oldum.


Sonraki gün mesaim vardı tabi her cumartesi olduğu gibi, akşamında da Merve Hanım ve ailesinin genç kuşağıyla keyifli bir yemek yedik. Biraz geç kaldım ama suçlu değildim bu konuda. Pazar günü de yüksek tempoda başladı, özlediğim bir ev kahvaltısının ardından kulüp toplantımıza gittik, kabine ziyareti falan derken, biraz sarktı tabi toplantı, ardından annemleri alıp gidecekleri yere bırakıp ben de Merve Hanım'la buluşmak üzere Cadde'ye doğru yola çıktım, D&R'da işlerim vardı. Annem kovalamasın diye planladığım tüm CD'leri aynı anda değil teker teker almaya karar verdim, burdan bu satırları muhtemelen okuyacak olan anneme en derin sevgi ve saygılarımı iletiyorum. Hoş aldığım CD'leri arabada unuttuğum için bugün dinleyemedim metrobüste ama olsun. Bu hafta metrobüs beni bekler daha. Cadde'de oturacak yer bulamadık, inanılmaz da bir soğuk vardı, Merve Hanım'a geçip bir çay içip yine olaysız dağıldık. Annemi aldım eve giderken planda olan değişiklik üzerine, kendisini eve bırakarak Kadıköy'e sürdüm. Melike Hanım ve Egecan Bey'i gördüm, kısa da olsa pek güzel sohbetler edildi ve bu hafta sonu belki de 7. kez olaysız dağıldık. O kadar bir çırpıda bitiyor ki hafta sonu; insanın, çalınan şarkının konserin son şarkısı olduğunu öğrendiği andaki gibi "AAAaaaaa!" diyesi geliyor. Bu arada aldığım 2 albümden ilki olan Replikas'ın Zerre'sini (2005/Doublemoon) arabada bir tam tur dinledim, size şu kadarını diyorum: "Ateşte yanan şeytanı def et!"


Gelelim haberlerle ilgili bölüme öncelikle dostumuz Ceren Hanım'ın Annemin Cinayet Listesi haberinden bahsedelim. Kendisi iyi yazan bir insan gerçekten, bazı cümlelerdeki titizlik "maşallah" dedirtici. Bana da pek güzel iltifat etmiş yazısının sonunda, milmersi. Buyurun buradan. İkinci haberimiz de Damla Hanım'ın bir haberi. "Bu papa neden bıraktı katolik dünyasını arkadaş?" diye düşünenlere ortadaki pek çok teoriden üç tane güçlüsünü sunmuş. Halbuki ben rüzgarla birlikte sürekli ağzına giren yakalığı yüzünden dayanamayıp istifa ettiğini düşünenlerdenim. Bir de bugün NTV'de denk gelip "sıra dışı" bulduğum haberler var. Birincisi genelevlerle ilgili bir vatandaşın buyruklarını anlatıyor, ikincisi senelerin efsanesini yalanlıyor, üçüncüsü de cânım İskandinav diyarlarından birinde geçen bir minimalizm baş yapıtı. Bir de şöyle fotoğraflarımız var pek güzel. "Haberlerle Devri Alem" köşemizi de tamamladıktan sonra gelelim müzik satırına. Toz sanırım dinleneceği kadar dinlendi, insanlar ya soundcloud'dan korkuyorlar, ya da bizim şarkıyı beğenmediler tam emin değilim, bir paylaşımsızlık oldu ama hayırlısı, gönüller bir olsun, ahahah. Çok ara vermeden yenisine girişmek lazım. Oldu olacak bir de iyi pazartesiler dileyim tam olsun. Bir de bu aralar bizim yakışıklı Bero'yu daha çok alır oldum yanıma, içinde siyah beyaz vardı yanlış hatırlamıyorsam ama hayırlısı bakalım, az kare kalmış olmalı diye düşünüyorum, bir de Neslin Hanım'ın pazar günü toplantı çıkışı çektiği şu pek sevimli pozu paylaşayım istedim, yamuk kravatım ve ben; hatta yıllar sonra blogger profil resmimi de değiştirsem mi dedirtti. Evet ne demiştik, iyi pazartesiler!

Cuma, Şubat 15, 2013

Bulut


Her şeyden evvel haftalardır hatta aylardır ara ara üzerinde çalıştığımız, kısık ateşte uzunca demlediğimiz Toz'un kaydını dün itibariyle yayınladık. Belki de kısık ateşte uzunca piştiğinden daha bir lezzetli oldu sanki. Uzun yıllardır ses kaydı üzerine pek eğilmemiştik farklı sebeplerden, üzerinde bir miktar çalışıp kaydını aldığımız ilk 2 eser olan Bekledim ve Tanışma bile 4 yaşındalar artık. Üçüncü eser işte böyle dört sene aradan sonra gelince içimize sinsin istedik. Bu şarkının kaydını ve prodüktörlüğünü Yiğit Bey yaptı, şarkı böylelikle bir Rafidel işi olmuş oldu. Kayıtlarda davulu ve trompeti de çalarak şarkıyı yükseltti de aynı zamanda. Canberk Bey ise vaktini ayırıp şarkı için yazdığı güzel partileri kayda geldi bir gün benimle, bir başka gün Nil İpek Hanım'ı tutup götürdüm Yiğit Bey'e. Böyle böyle kanallar oluştu, fikirler belirginleşti ve ortaya hepimizin içine sinen bir Toz bulutu çıktı. Bu bulutun içinde Berat Hanım'ın şiiri de var, Nil İpek Hanım'ın görselleri de, bu şarkıyı sahnede pişiren Umut Bey'in, Nağme Hanım'ın, Emir Efendi'nin katkıları da. Sizi de bu bulutun içine davet edelim, isterseniz dinleyin, isterseniz indirin (kartonet havalı oldu, indirin de bence) şayet yaptığımız işi beğenirseniz de işimizi ve beğeninizi paylaşmaktan çekinmeyin. Beğenmezseniz teke tek görüşelim, polise haber vermeyin. Hahah. Buradan buyrun:




Gelelim diğer konulara, malum 1-2 gündür blog yazmadım hemen piyasalar düşmüş, menkul kıymetler falan her şey birbirine girmiş. Peyote konserinden başlayalım. Yıllar sonra Peyote'de sahne almak baya güzel bir fikirdi benim açımdan, özlemişim. Seslerimize baktık, zaten 10 dakika falan sürdü tek gitar, 2+1 vokal olduğumuz için. Sonrasında Melike Hanım evine uğramak üzere bizden ayrıldı, biz de bir Peyote geleneği olarak Nizam'a gittik Nil İpek Hanım'la, Enis Ağabey de bize katıldı. Sakareller hep zihnimde dolaştı o gece haliyle. Neyse bu sefer dinleyicilerimiz pek önem vermemişler herhalde ilk Peyote konserimize, hem çok alabalık değildik hem de bir kaç konuşma ama benim açımdan konser pek güzeldi yine de. Öncelikle hep söylüyorum ama tekrar söyleyeceğim Nil İpek Hanım'la birlikte söylemek müthiş bir rahatlık ve keyif, arada bir de 3 şarkı Kâmuran Kolçak'ı ağırladık sahnemizde. Sesinin müthişliğinden, üslûbunun ve sahne hakimiyetinin karizmatikliğinden bahsetmiştim alt yazılarda fazlaca. Üç şarkı söyledik, Yas'la başladık, Gül Güzeli'yle devam edip, Kavaklar'la son darbeyi vurduk. Ben çalarken dağıldım, seyircilerden hissi kuvvetli olan bir kaç dostumuz bu saldırıda düştü, kalan sağlarla konsere devam ettik. Sanırım tarihimizin en kısa süreli ve en beste yoğunluklu konseriydi, 1 saat çaldık (13 şarkı) Kâmuran Kolçak'ın söylediği üçlü ve Kimse Bilmez dışındaki 9 şarkı benim ve Nil İpek Hanım'ın bestelerinden oluşuyordu. Sayı olarak başka konserlerde çok daha fazla beste çalsak da orandan kazandık bu sefer. Tüm artı ve eksilerini oranlayınca güzel konserdi vesselam, Nil İpek Hanım'a, Melike Hanım'a nice teşekkür etsek az. Ay sonunda Nil İpek Hanım kanadından gelecek haberler için kulaklarınız açık olsun bu arada ve 27'si gecesini şimdiden boş bırakın derim.


Ayrıca güzel bir haber de annem cephesinden geliyor. Blog'daki bazı yazılarda annemden alıntılar paylaşmıştım hatırlayacaksınız. Büyük baskılarımız ve pazarlıklarımız sonunda kendisini de blog açmaya ikna ettik, zamanla facebook iletilerinin yerini blog bağlantıları alacak diye ümit ediyoruz. Buradan buyurun! Üzerinde daha detaylı bir mesai yapamadık ama çok yakında o işi de halledeceğiz. Şimdilik bir nevi beta versiyon, deneme sürümü gibi düşünün. Ben, annemin Cadde'de "at" gördüğü yazıda baya eğlendim misal, birinci derece tavsiyem yani dikkate alınsın. 

Son olarak şuna denk geldim pek hoşuma gitti, sizler de dinleyin!

Pazartesi, Şubat 11, 2013

Çarşamba Peyote'si


Cuma gecesi pek güzel başladı, buluşmalar, dertleşmeler derken bir bakmışız Tomatito konserine gelmişiz. Diyecek bir şey yok, Tomatio artı bir gitarist daha artı iki solist artı bir perküsyoncu artı bir dansçıdan müteşekkil kadro bizi defalarca tokatladı. Öyle keyifli tokatlar yedik ki onlar vurdukça öbür yanağımızı döndük. Şimdiki hedeflerim bir Paco de Lucia, bir de Vicente Amigo konserine gitmek. Böylelikle tehlikeli gitaristler klasörünü kapatmak. Kendi adıma ve dostlarım adına Korcan Bey'e teşekkür ediyorum, bize bu önemli etkinlikte yer ayırdığı için. Konserin ardından yollarımız kesiştiği için Hazal Hanım ve ahbabıyla atladık aynı taksiye bir diğer maceraya doğru yola çıktık. Kalan maceranın büyükçe bir kısmı çöpe gittiği için buraya yazıp bir tur daha sinirlenmek istemiyorum. Dönüp bakınca Yiğit Bey'le ve oyuncu arkadaşlarla keyifle geçirdiğimiz vakitleri ve kazandığımız yüksek hızlı kayıt deneyimini artı hanemize yazıyorum. Sırf Rafidel'in ne olduğunu öğrenmem açısından bile değerliydi o geçen vakitler. Böylelikle cumayı cumartesiye nasıl bağladığımı anlamadığım gibi cumartesiyi de pazara ne ara bağladım farkına pek varmadım.


Pazar günü uzunca bir aradan sonra İdil Hanım'la buluştuk öğlen kahvesi için, görüşmediğimiz dev süreçte neler yaptığımızı özet geçtik birbirimize, update olduktan sonra Merve Hanım da geldi bize katıldı, biraz daha oturup ayrıldık, Merve Hanım'la hediyeleştik, sonra hediyelerimizi deneştik, akşam kendisini kandırıp bize yemeğe götürdüm, sonra işte can sıkıcı telefon görüşmeleri yaşayarak cuma gecemin ve cumartesi günümün bir kısmını çöpe attığımı fark ettim, hem de benim için iyi olan bir sonuç varken ortada, hatta koşulları ve üretim hızımızı düşününce bir mucize yaratılmışken! Neyse demek din gibi mucizeler de göreceliymiş ve herhangi bir konuda bilgisi olmayan bir insanı o konuda ağzınızla kuş tutarak etkileyemezmişsiniz, şayet patronluk taslayıp, küstahlık yapmıyorsanız. Dediğim gibi daha fazla sinirlenmeye gerek yok, o yüzden bu konuyu burada kapatacağım. Akşama Annemin Cinayet Listesi'nin galası var Kenter Tiyatrosu'nda Merve Hanım'la oraya gideceğiz, bir kaç dostumuz daha gelecek, ilgisini çeken herkesi de misafirim olarak götürebilirim, bana ulaşmanız kâfi. Oyun 20:30'da. Neyse tatsız bir yazı oldu ve tatsız bir hafta başlangıcı oldu, bu tatsızlıkta tabi ki burun tıkanıklığımın da katkısı büyük. Her neyse bu hafta yoğun, bu gün gala, yarın prova, çarşamba konser, perşembeyi bilmiyorum, cuma ev buluşması, cumartesi yemek derken olaylar olaylar! Yine kafayı kaldıracak vakit olmayacak.


Neyse haftanın highlights'ını (hell yeah man!) çarşamba akşamı gerçekleşecek olan Emir Bey konseri ve perşembe günü yayınlarız diye planladığımız Toz'un kaydının paylaşılması oluşturacak benim açımdan. Çarşamba akşamı, sevdiğimizden defalarca bahsettiğimiz seslerden Kâmuran Kolçak'ı sahnemizde konuk edeceğiz, 3-4 şarkı beraber söyleyeceğiz diye planlıyoruz, Nil İpek Hanım'a ve bana fazladan verem points getireceğine inanıyoruz. Ayrıca Emir Bey olarak ilk Peyote konserimiz olacak bu, which is kind of important. Yazımı geçen hafta gördüğüm şu dram dolu haberi paylaşmadan bitirmeyeyim: "Emeğiniz emanetimizdir." Utanır insan şu cümleyi yazarken. Gelin tatsızlıkları unutalım diyor ve şu dağıtan haberle yazımı noktalıyorum.

Cuma, Şubat 08, 2013

Çamırrezist


Ne iyi konserdi geçen akşamki. İlk duyurulmuş (kamuoyu nezdinde meşru ve yasal diyelim) Anadolu konserimiz de böylece gerçekleşmiş oldu. Yoksa evvelden 2 kez Kozyatağı'nda Merve Hanımcığım'ın evinde, bir kez de bizim evde olmak üzere Emir Bey konserleri vermiştik. Bunun dışında geniş Emir Bey şemsiye altındaki dostlarımızın biri ya da bir kaçıyla farklı etkinlikler dahilinde de çok çalıp söylemişliğimiz var bizim yakanın farklı bölgelerinde. Ancak dediğim gibi ilk "duyurulmuş" Emir Bey konseri olarak ayrı bir yeri vardı bu konserin bizde ve bende (Cartel styla). Öncelikle Dunia'ya 79 yıldır gider gelirim, blog arşivinde kanıtları var daha geçen gün yeni daldım arşive, ancak bu kadar sevimli bir konser katının olduğunu bilmiyordum. Ne zaman açıldı onu da kaçırdım, bir kaç zamandır konser etkinliklerini görüyordum, ben de iletişime geçeyim dedim, hepsi bu. Ses sistemi olarak bizim ihtiyaçlarımızı gayet güzel ve temiz bir sesle karşıladı, dip gürültüsü yoktu yahu, daha ne olsun! Masaları, tuğlaları pek güzel, loşluğu ve ufaklığıysa olumsuz yanları -dinleyicilerimizin yalancısıyım- bir de içeride sigara içilmiyor ancak aşağılardan gelen duman insanı üzebiliyor. Dostlarımız bizi Kadıköy'de yalnız bırakmadılar, Kadıköylü olduğumuzu iyice hissettirdiler, nice güzel insan gördüm çok sık görüşemediğim. Sandalyeler masalar dolunca bağdaşlar kuruldu, yerlere oturuldu. Başladık çalmaya! Kadromuz çok güzeldi övünmek gibi olmasın, bir de Emir Yargın Efendi daha aklı başında arkadaşlar edinseydi de çalacağı enstürmanı getirebilseydi yanında, o da çalacaktı bizle ama kısmet değilmiş. Nağme Hanım'ın ve Umut Bey'in muazzam icrâlarını duymayı, dinlemeyi; sahnede dostluklarını hissetmeyi özlemişiz vallahi. İkisi de olanca yoğunluklarının arasında hem provaya, hem konsere vakit ayırdılar, gönüllerimizde bir kere daha taht kurdular. Nil İpek Hanım'la ikili olarak çıkmak da çok güzel, böyle kalabalık çıkmak da, ikisinin de yeri ayrı gerçekten. Bu arada ilk kez bir Emir Bey konserinde elektrik gitarla çıktım, çok zamandır neden bunu yapmadığımıza da topluca şaşırdık, çok daha rahat oluyor, dinleyenler de umarım beğenmişlerdir 70'lerde yaşamaya devam eden gitar tonumu. Ayrıca bu konserin yeni şarkısı Yora'dan Bugün'dü. Tabi ki kendi metronomumuza çektik bu hareketli şarkıyı da, daha melankolik bir hale soktuk, Büşra Hanım'ın önünde Yora çalmak biraz fazla cüretli oldu ama serin kanlı karşıladılar. Sözleri unutma riskime karşı yazmıştım ama kucağıma koyup okuyamadım o ayrı. Bir iki iyelik eki dışında majör bir hata yapmadım sanırım, bir de çok zamandır çalmadıklarımızdan Kuğu çaldık, Onor Bumbum'dan. Amerika'daki çiftimizin konserimize gelen değerli ailesinin onuruna. Neyse benim açımdan çok güzel bir konserdi tamamıyla, güzel dostları gördük, güzel bir yerde çaldık, güzel bir ses çıkarttık. Kalanı dinleyenlerin beğenisi artık, biz kendimize düşeni yaptık keza. Bknz. "ben yaptım olducu zihniyet".


Bu arada belirtme ihtiyacı duydum, grubumuz hakkındaki gelişmeler, kayıtlar, konserler ve fotoğraflar için bu sayfayı takip edebilirsiniz, beğenilmeyecek bir yanımız yok yani bence: Emir Bey.

Derseniz ki bana video gerek; o zaman da bugüne dek çektiğimiz tüm müzikli video'lara ve yayınladığımız albümlere buradan ulaşın: Mavi Büyücüler.



Gelelim diğer "olaylar olaylar"a. Hafta sonu Mehmet Kıvanç Bey'le Kıyı Müzik'te yayınlanan Progressive Saati adlı programın 13. Bölümü'nü kaydettiğimizi duyurmuştum. Çarşamba akşamı konserimizle çakıştığı için yayınlamamış sağolsun kendileri, dün akşam yayınlandı program. Ben canlı dinleyebildim, eve varmıştım o saatte (special thanks to Merve Hanımcık) neyse ki. Canlı dinleyemeyenler için "banttan" dinleme seçeneğimiz de mevcut, buradan buyrun bant için. Bu programı yaparken çok eğlendiğimizi belirtmiştim, şarkıların da ilki hariç hepsini ben seçtim diyebilirim konuk olmanın verdiği şımarıklıkla, eminim ki herkesin beğeneceği en az bir şarkı vardır, güzel bir liste, dinleyin diyorum tekrar. Progressive, progressive olalı, böyle repertuvar görmedi! Mehmet Kıvanç Bey'e de tekrar teşekkür ederiz bu güzel buluşma ve program için.

Bugünden itibaren yine önümüzdeki hafta "ölümüne yoğun haftalar" kategorisine giriyor. Bu gece bir aksilik olmazsa öncelikle Tomatito konserine gideceğiz güzel dostlarla, öncesinde başkaca görüşmeler olabilir, sonrasında da Annemin Cinayet Listesi (SBR) için yaptığım şarkıların kaydıyla ilgilenerek geçireceğiz geceyi gibi duruyor. Pazartesi akşamı Kenter Tiyatrosu'nda galası olacakmış oyunumuzun da, ona hazırlık diyelim. Ayrıca ilk gösterim ve gala farklı şeyler mi, yoksa ben bir şeyleri yanlış mı anladım tam emin değilim. Olsun, zaman her şeyin ilacı, ahah. Pazartesiyi böyle güzel bir işle doldurduk, salı da prova yapsak, çarşamba hoooop ver elini Peyote! Etkinliği henüz oluşturmadım ancak detayları ilk olarak buraya yazayım. 13 Şubat Perşembe akşamı saat tam 22:00'de Emir Bey olarak (Nil İpek ve ben) ilk kez Peyote'de sahne alacağız, kafamızda tilkiler dönüyor, bu tilkileri afişe saklayoruz. Gelin olur mu? Sakareller'le defalarca çaldığım ve pek çok keyifli konser izlediğim bu sahnede Emir Bey olarak çıkmak, Dunia'da çıkmak kadar heyecan verici!

Gelelim bağlantılar bölümümüze, öncelikle şu konuşmayı bir dinleyelim, insana güzel bir heyecan veriyor her dinleyişte. Dinleyip, biraz da düşünelim, baktık hoşumuza gidiyor, şuradan devam ederiz. Sosyal medyanın neresinde denk geldim, kimin sözü tam hatırlamıyorum ama şuna benzer bir şey okudum geçenlerde: "Ben şanslıyım, orta çağda olsak beni yakarlardı, şimdi sadece kitaplarımı yakıyorlar." Bunun akabinde şöyle bir habere denk geldim, ülkemizde daha büyük çaplıları yapılsa da, bu haber bana bayağı "yuh" dedirtti. Bu video da helal olsun dedirtti, işte üretken insanın hali başka oluyor.

Bir de arkadaş hiç bir pantolon firması paçaları çamur olmayan çamırrezist bir model üretmiyor mu, üretsinler parası neyse verelim alalım, şu paçalara bulaşan ve diz kapağının arkasına kadar beneklenen çamurları temizlemek kadar iğrendiğim tek şey onları temizlemeden orada bırakmak! Çok iyi cümle kurdum, bunu siz de not alın lazım olur. Bu arada twitter konusundaki cehaletim geçen gün gün yüzüne çıktı, ben sanıyordum ki retweet ettiğim twit'ler benim sayfamda kendi yayınlandıkları tarihe göre kronolojik görünür, ancak durum öyle değilmiş, benim retweet tarihim baz alınıyormuş, böyle olunca, evelki gün verdiğim konseri dün bir daha verdim, bu gece de vermem gerekecek galiba. Rezil olduk eşe dosta, ele güne. Şimdilik olaylar bu şekilde cereyan ediyor, selametle!