Pazar, Mart 01, 2026

1 Mart 2026 ve 38 Yaşımdan İlk Hisler



Vaktiyle nüfusta 1 Mart görünüyor olsam da 29 Şubat doğumlu olduğumu keşfettiğimi paylaştım diye mi, yıllarca insanlara "abi ben doğum günlerini çok da önemsemiyorum" diye artistlik yaptım diye mi, geçen zamanla birlikte yaşadığım şehirde ve ülkede daha az eşim dostum kaldı diye mi, ben kutlanmaya veya önemsenmeye daha "az değer" bir zâta dönüştüm diye mi, herkes artık 15 yıl önceye göre daha meşgul diye mi ya da hepsinin farklı dozlarda bir karışımından mı bilinmez artık doğum günümümü çok az insan kutluyor.

Daha komiği ben buna "okey"im sanıyordum ama içten içe bu durumun beni üzdüğünü veya buna bozulduğumu fark ettim. Korona öncesi 29 Şubat 2020'deki son büyük kutlama geliyor aklıma, ki dördün katı olan bir yıl olduğu için 8. yaşımı kutlamıştık. Eve milyon tane dostumuzu çağırmışız, kısırlar, börekler, çaylar, kekler akıyor, oturup saatlerce kartlara isim yazıp da üç tur boyunca bu isimleri farklı yöntemlerle birbirimize anlattığımız o şahane oyunu oynamışız; ilk tur tabu, ikinci tur tek kelime, üçüncü tur sessiz sinema... Birbirini tanıyanlar ve birbirini hiç tanımayanlar ama tek ortak bağlantı noktasını benim oluşturduğum insanlar, en sevdiğim. Şu an birinin birine kısır yapması, hediye alması falan 6 yıl önceye göre çok imkansız geliyor mesela.

Bu duygusal notun yanı sıra biraz da fiziksel notlar ekleyeyim bugüne dair. Merveciğimle 9 yıldır Antalya'da yaşamaya devam ediyoruz, buradan yavaş yavaş sıkılsak da veya en azından ben sıkılsam da. Oğlanlarımız Deniz ve Yaz 4,5 yaşındalar ve çok şahaneler. At gibi çalışıyorum, menzili belli olmayan iki kapılı bir handa hissiyle, artık amaç/hedef yok ya da tek hedef durmamak, düşmemek, yorulmamak. Ülkem altı yıl ve on altı yıl öncesine göre çok daha kötü durumda, insanlarımız (biz de dahil) yorgun ve umutsuz. Yanı başımızda İsrail ve Amerika daha dün İran'a saldırdı ve Humeynilerin soyunu kurutan bir operasyon düzenledi. Sokakta buna sevinen İranlılar var, çok düşündürücü, çok üzücü. Irak'ı, Afganistan'ı, Suriye'yi ve şimdi de İran'ı görmek, çok uzun yaşamış olmayı gerektirmiyor. Sıranın kimde olduğunu uzun zamandır biliyorum, bu beni çok korkutuyor. Geçtiğimiz yıllarda 2021'de iki 2023'te iki olmak üzere dört şarkımı kaydettim ve yayımladım, beşincisi de yolda, Bin Yıllık Dert isimli bu esere sanıyorum 2026 bitmeden bizlerle birlikte olacak.

Özetle bu yaş günüme fiziksel olarak da duygusal olarak da çok yüksek bir modda girmedim, ama artık yaşımın gereği olarak kendime daha iyi bakmayı rutinleştirme gayretindeyim. Görece daha düzgün yiyor, her gün hareket etmeye çalışıyor, her sabah traş oluyor, daha çok sevdiğim kıyafetleri giyiyor, müzik dinlemeye ve paylaşmaya zaman ayırıyor, kitap okumaya da zaman ayırmaya gayret ediyor ve yıllardır ertelediğim Duolingo Almanca macerasında ilerliyorum. Hasılı kelam güzel şeyler de oluyor veya kendimce bazı menziller de yaratmıyor değilim.

Bakalım 2028'in 29 Şubat'ını görecek miyiz, görürsek yazmaya hevesimiz olacak mı, yazarsak ruh halimiz ve o günün fotoğrafı ne olacak. Yazıyı bitirmeden şunu da paylaşmak isterim: Bir anda aklıma esti bugün analog makineleri bir indirdim, özellikle Zenit ile uzun zamandır fotoğraf çekiyorum ama sanki 36 kareyi geçeli çok oldu ve artık içine film takıp takmadığımdan şüphe eder bir haldeydim. Yanarsa da yansın dedim ve kapağı açtım, meğer film ortalarda bir yerde kopmuş, ben de çekiyorum diye kendimce devam etmiş, insanlara poz verdirtmişim. Yılların birikimi yandı bindi kül oldu. Tam işte böyle bir hevessizlik halindeyim bugün.

Hiç yorum yok: