Cumartesi, Eylül 14, 2019

Arhan'a Hoş Geldin Mektubu



13 Eylül 2019 Cuma


Sevgili Arhan, merhabalar!


Dünyamıza, Türkiye'ye, İstanbul'a ve ailemize hoş geldin! Bugün senin doğumun sebebiyle havalimanından hastaneye geçerken aklımda bu mektubu yazma ve bugünün dünyasını sana olduğu haliyle anlatma fikri oluştu. Çünkü tahminen sen yirmili veya otuzlu yaşlarına geldiğinde dünya bugünkünden çok daha farklı olacak ve bugün yaptığımız pek çok şey o zaman sizin kuşağa komik, saçma veya iyi ihtimalle nostaljik gelecektir. Neyse lafı daha uzatmadan bugünümü sana anlatmaya başlayayım.

Öncelikle Perşembe akşamı ağabeyimle telefonda konuştuğumda "bakın ben artık yarın ya da Cumartesi sabahı binip geliyorum, Arhan ile konuşun gelecekse gelsin" demiştim. Keza bundan bir hafta önce iş sebebiyle tekrar İstanbul'a gelmiş, hafta sonu senin de doğacağını düşünerek Merve'yi de çağırmıştık. Ama rahatın yerindeymiş, doğumun ertelendi; sen doğmayınca Merve İstanbul'da kaldı, ben de Antalya'ya geri döndüm. Merve de eşim oluyor bu arada, senin de yengen, onunla da ilk gününden tanıştın zaten. Şanslısın bebekleri çok sever, seni biraz daha fazla sevecek bence ama yenge sıfatını hiç sevmiyor, büyüyünce ona ismiyle seslen en iyisi. Her neyse ağabey o konuşmada muhtemelen bu hafta sonu, en geç de Pazartesi doğacağını söyleyince ben de Perşembe akşamından dört günlük kıyafetlerimle sırt çantamı hazırladım ne olur olmaz diye.

Derken Cuma sabahı kahvaltımı ediyordum ki ağabey tekrar aradı, birazdan Cansu'yu doğuma alacaklar, haberin olsun dedi. Biz Merve ile Antalya'da yaşıyoruz bu arada az önceki cümlemden anlamışsındır. Ben de müdürüme durumu yazdım, izin mi alayım, yoksa bilgisayarı yanıma alıp oradan da işlere bakmaya hazır mı olayım diye. O da sağ olsun direkt git İstanbul'a, ailenin yanında ol dedi. Hayatımda hep "ilk uçakla geliyorum" cümlesini kurmak istemiştim, bugüne kısmetmiş. İşe gitmek için çıktığım saatte (08.15 gibi evden arabayla çıkmıştım) direkt havalimanının yolunu tuttum. Yolda her trafik ışığında telefonda önce bilet baktım, sonra kart bilgilerimi girip 09.30 uçağına bilet aldım, ardından şirket sistemine girip izin girişi yaptım, bugün Cuma olduğu için Cumartesi günü de otomatik yok sayılıp iki gün iznim gitti. Muhtemelen sen iş hayatına başladığında böyle saçmalıklar çok geride kalmış olacak. Ayrıca internetten cep telefonuyla yapılan işlemlerin yerini kim bilir neler alacak.

Her neyse 09.00 gibi arabayı park edip havalimanına koşarak girmiştim, tam kontuar kapanmadan biletimi aldım ve koşarak yukarı çıkıp uçağa giriş sırasındaki yerimi aldım. Uçakta yerime geçip oturdum, oturduğum sırada sağımda sanırım bir yakınını kaybetmesi sebebiyle İstanbul'a giden bir kadın, onun yanında da minik yeni bebeğiyle bir turist anne oturuyordu. Dünya garip. Her neyse kulaklığımı taktım, bluetooth kulaklıklar yeni yayıldı bu çağda, bakalım sizler hangi cihazlarla, nasıl müzik dinleyeceksiniz ileride, müzik dinleme alışkanlıklarınız nasıl oturacak. Spotify'da ilk olarak kendi yaptığım Karşı Müzik Eylül ayı listesinden Areş adlı parça çaldı, Yansımalar'ın 2000 yılında yayınladığı albümlerinden, sonra sözlü parçalara geçecekti ki kitap okuma niyetinde olduğum için Cenk Erdoğan'ın Fermata'sını açtım. Bu yıllarda uçaklarda (Boeing 737-800) internet kullanmıyoruz, uçuş modu diye bir mevzu var, ağ bağlantılarını kesen. Bakalım senin zamanında havacılık, uçaklar, uçuş kuralları ne yöne evrilmiş olacak. Neyse ki bluetooth açıp kulaklığı takıp önceden indirdiğimiz albümleri çevirim dışı olarak dinleyebiliyoruz. Yine bizim kuşak için büyük teknoloji, bir de Spotify var, uluslararası en yaygın kullanılan müzik akışı platformu. Her neyse, Albert Einstein'ın İzafiyet Teorisi - Özel ve Genel Görelilik kitabını okumaya başladım bir yandan. Adam daha kitabın ilk 6-7 bölümünde bugüne dek emin olduğumuz birkaç temel fizik kuralını çökertip geçti. Sonra ikram edilen suyu içtim, soğuk sandöviç veya kek seçeneğini reddettim, ardından biraz uyukladım ve Sabiha Gökçen Havalimanı'na geldik.

Yedinci sırada oturduğum için uçaktan hızlı bir çıkış yapabildim, hızlıca bir tuvalet molasından sonra -çünkü sabah kahvaltıda da kupayla çay içip üstüne uçakta da su içmiştim ve önümde uzun bir yol vardı- binadan çıktım ve hızla ekspres otobüslerin olduğu tarafa yürüdüm. Bugün normalde olduğunun aksine Avrupa yakasına geçeceğim için E3 kodlu 4. Levent otobüsüne binecektim. Otobüs dolmuştu ama kaybedecek vaktim yoktu, bindim, akbil yaklaşık 7 lira gibi bir şey çekti. Tam yanımda Türk Havayolları'ndan bir kabin memuru duruyordu, kendisine "yeni üniformalarınız çok yakışmış hayırlı olsun, siz de memnun musunuz?" dedim, o da "gri çorapları saymazsak" dedi. Bence çok güzel konu açmıştım ama ya uçuş yorgunluğu ya da "bana yazıyor" gerginliğiyle kendisi muhabbeti devam ettirmek istemedi. Sonradan düşündüm bu iki buçuk yıllık süreçte ben Antalyalılaşmışım, muhabbete girişimden belli, İstanbul'da böyle şeylerin (gelişine muhabbete girmek gibi) çok daha az olduğunu unutmaya başladığımı fark ettim. Sonra bir ara yolun yarısında falan önümde oturan turist, yanımdaki çocuğa "do you speak English?" diyerek metro istasyonuna gelip gelmediğimiz sordu. Genç tabii Türk özgüveniyle "yes" dedi ama soruyu anlamadı, ben araya girdim, oranın zaten son durak olduğunu, daha yolumuz olduğunu belirttim. Sultanahmet'e gideceklermiş, yolu adım adım tarif ettim, ilk kez mi İstanbul'a geldiklerini sordum, Alanya'dan gelmişler -ki oraya beşinci gidişleriymiş (as bayrakları) ama İstanbul ilkmiş. Ben de süper falan dedim, otobüsteki sohbet kontenjanımı doldurdum. Bir de bu havalimanı otobüslerinde herkes valizlerini çantalarını boşluklara kenarlara yığar. Benim de sırt çantam vardı, ayakta olduğum için önümdeki başka birinin yan duran valizinin üstüne koydum. Bir süre sonra valizin sahibi kadın beni dürtüp, çantanız da ağır herhalde valizi biraz ezmiş gibi bir şey dedi. "Ay gerizekalı valizin uf mü oldu" demek istedim diyemedim ama 2019 Türkiye'sinde böyle insanlıktan nasip alamamış kimseler olduğunu da not düşeyim tarihe diye bu detayı yazıyorum. Çantayı alıp hiç cevap vermeden omzuma taktım ve yolun yarıdan fazlasında omzumda taşıdım. Umarım senin Türkiye'n bizimkinden daha huzurlu, mutlu, başarılı ve aydınlık kimselerle dolu olur.

Her neyse, sonra inerken sohbet ettiğim turistlere gelin benimle ben de metroya bineceğim dedim, bunları ailecek (adamın eşi ve çocuğu da vardı) aldım metroya indim, iki tek kullanımlık bilet aldırdım, çocuğa gerek yok falan dedim, birlikte metroya indik. Adama haritadan Taksim'de inmesi gerektiğini, oradan kodu T2 miydi T1 miydi işte fünikülere binmesi ve Kabataş'a inmesi gerektiğini, oradan da herhangi bir tramvaya binerek Sultanahmet durağında inmesi gerektiğini anlattım. Bu arada Rus olduklarını öğrendim ve İngilizce konuşan bir Rus görmek ne güzel dedim. Sonra da ekledim Antalya'da herkes Rusça bilir ama burada Rusça işinize yaramaz. Her neyse metrodan Şişli'de inerken adama son olarak telefon numaramı da kaydettirdim, bir şey gerekirse ara dedim, adam mahcup oldu, Moskova'ya gelirsen sen de beni ara falan dedi, ben kaçtım. Sanırım varacakları yere gitmişlerdir.

Ben de merdivenlerden Cevahir'in karşısındaki Ermeni Mezarlığı'nın önüne çıkıp bir taksi çevirdim. Taksi beni Çağlayan'daki Florance Nightingale Hastanesi'ne iki dakikada getirdi, 8 liranın altında tuttu, 10 verdim, üstü kalsın dedim, adam da "ee abi indi bindi 13 oldu" dedi, "vay öyle mi oldu" deyip onu aldım yirmi uzattım, biz bu konuşmayı yaparken daha ben inmeden hastanenin önünden yeni müşteriler taksinin arka koltuğuna binmişlerdi bile. Bu fiyatları da yazıyorum ki bu mektuba 2040'ta falan baktığımızda üç aşağı beş yukarı bir enflasyon çıkarımı yapabilelim. Sonra hastaneye girdim, üçüncü kattaki odanıza çıktım, deden, anneannen, dayın, benim annem, ağabeyim, Merve herkes oradaydı. Onlarla merhabalaşıp sonra Cansu ve senin olduğun yan odaya geçtim. Çok miniksin, ama yuvarlak ve güzel bir kafan ve yüzün var, rengin de hayli pembe, az pişmiş gibi. Bu hayatımdaki ikinci sıfır kilometre bebek görüşüm. Değişik bir his, bize garip geliyor, sana o an çok daha garip gelmiştir, abuk sabuk bir diyara gelip buraya tutunmaya çalışıyorsun yıllarca, neyse ki çok güzel bir ailen olacak, şanslısın. Gün boyu ara ara yanına geldik gittik, sen bu esnada biraz ağladın, birkaç kez altına yaptın, bir kere üst değiştirdin, bolca anneni emdin, gaz çıkarttın ve uyudun. Yani senden bugünlük beklediğimiz her şeyi fazlasıyla bize verdin, tebrik ediyoruz.

Akşamüzeri tam beş gibi annemle karşıya geçmek üzere yanınızdan ayrıldık, ağabeyim arabayı alın dedi, emektar Megan da bize eşlik etti böylece. Yarın ve Pazar günü yine geleceğiz. Hatta benim görevim sana Balmay töreni duası okumak, bu Orta Asya Türklerinin bir isim koyma ritüeliymiş. Gönül isterdi bir pelerin takayım, tütsüler yakayım, arka fona Kam Ata açalım, kendimizce bir atmosfer yaratalım ama tüm bunlar hastaneye biraz fazla gelir sanırım. Dediğim gibi yarın ve Pazar yine seni ve aileni görmeye geleceğiz, elimizdeki imkanlarla neler yapabiliyoruz Balmay konusunda göreceğiz.

Bir kere daha sana aramıza hoş geldin diyorum. Bugünü böyle detaylıca yazmak istedim ki sen büyüyüp bu mektubu önce çok anlamayarak, sonra da yıllar içinde iyice anlayarak okuyunca 2019'un dünyası ve İstanbul'undan bazı detaylar yakalayıp eğlenesin. Annen de güzel yazar, ama ben de fena değilimdir hani, baban da konuşmada çok iyidir, ben onu henüz yakalayamadım. Umarım hep güzel günler görürsün, ailenle, sevdiklerinle mutlu bir hayatın olur, isminin hakkını verir ve en çok ihtiyacımız olan "ar" kavramını ülkemize tekrar hatırlatırsın. Bir kırılma noktasına doğdun, şimdilik kırılma iyiye doğru olacak gibi duruyor ama burada hiçbir şey öngördüğümüz gibi gitmeyebiliyor. Her koşulda biz umudumuzu yitirmemeyi seçtik, sen de bunun en güzel kanıtısın, iyi ki doğdun, iyi ki varsın.




Amcan,
Emir.
Yeldeğirmeni / İstanbul


Perşembe, Ağustos 08, 2019

Kitap Tanrıları ve Bağlaç Lanetine Dair


Sabah kalktım. Duş, tıraş, kahvaltı, giyinme rutinlerimi gerçekleştiriyor ama ne yaptığımın çok da farkına varamıyordum. Bu işlemleri beyinciğe devretmiş olan beyin efendi başka bir konuyla meşguldü zaar. Kaç gündür kafamı kurcalayan soru veya fikir, artık bugün ya eyleme geçecek ya da geçmeyecekti.

Alarmın üzerine on beş dakika daha uyuyakaldığım -ve neyse ki uyandığım- için her rutinimi birkaç dakika daha hızlı gerçekleştirip aradaki zaman kaybını eritmeye çalışıyordum, ama alnımdaki damar biriyle kavga etmemek için kendimi zor tutuyormuşumcasına "kitap, kitap, kitap" diye atıyor, yaptığım işleri hızlandırmaktan çok bu ritmin ve konunun üstüne kurmama sebep oluyordu.

Artık servise yetişmek için evden çıkmama iki dakika kalmıştı, çantaya alınacaklar ve çantadan çıkartılacaklar kontrolüne gelmişti sıra, ne olacaksa şu an olacaktı. Elim kitaba gitti, sanki onu oradan alıp plaj çantasına atacakmışım gibi serinkanlı bir hamleyle çantadan çıkartıp kütüphanenin henüz okunmamışlar rafının önündeki satıha yerleştirdim. Ardından yine her zaman böyle yaparmışçasına bir rahatlıkla hızlı bir göz taramasıyla kendime yeni bir kitap seçtim ve onu çantama attım. Öngördüğüm şekilde zamanın da sıkıştırmasıyla çok oyalanmadan ve bu hamlenin vicdan azabını derinleştirmeden ayakkabılarımı giyip evden çıktım.

Evet, hayatımda ilk kez okuduğum bir kitabı yarım bırakıyordum! Kafamın bir yanı günlerdir üstünde düşündüğüm bu karar hakkında "aman canım sen de, sevmediğin bir yemeği de sonuna kadar yemek için kendini zorlamıyorsun ya" rahatlığındayken, öbür yan "bu yarım bırakılmış bir hedefti, tü senin gibi okura, yazıklar olsun, bunun devamı da gelir artık, hiçbir kitabı tamamlamamakla lanetlenirsin belki de" diyerek midemin bulanmasına sebep olacak şiddette içimi kemiriyordu.

Acaba geri dönülmez bir karar vermiştim de bundan sonra bambaşka bir insan mı olacaktım? Kitap Tanrıları tüm sorumluluğunu kendi başıma sırtlandığım bu hareketten ötürü beni lanetleyecekler ve bundan böyle hiçbir sayfada huzur bulamayacak mıydım? Elime aldığım her kitabı ortasına kadar hiç rüzgârına kapılmadan okumak ve sonra ağlayarak yarım bırakmak zorunda mı kalacaktım? Bugün başladığım bu lanetli kitapsızlaşma sürecinin sonunda ben de bağlaç olan de ve da'yı ayrı yazamayacak bir seviyeye gerileyerek, istemeden aydınlanma felsefesine karşıymışçasına bir imaj mı çizecektim? Veya sonsuza kadar okuyabileceğimden çok kitap siparişi vererek borç bataklarında mı sürünecektim?

temsili görsel *

Bunların hepsini zaman gösterecek, şu an yapabileceğim tek şey onurlu bir şekilde bu kararımın arkasında durmak ve böyle bir şey hiç yaşanmamışçasına yeni kitabıma devam etmek. Tanrı (veya Kitap Tanrıları) yardımcım olsun.

* Çizim Ted Nasmith'e aittir. Morgoth'un Húrin'i cezalandırışını canlandırır.

Salı, Temmuz 02, 2019

İkinci Uluslararası Akra Caz Festivali'nin Ardından


Geçtiğimiz Cumartesi akşamki Dee Dee Bridgewater'ın Akra Big Band ile gerçekleştirdiği inanılmaz performans ile 19-29 Haziran 2019 tarihlerinde gerçekleşen ve Antalya'nın başına gelmiş en güzel şey olan Akra Caz Festivali'nin ikincisi sona erdi.

Bu sene programımızın karışıklığı nedeniyle altı gecenin sadece üçüne katılabildik. Monica Molina'lı açılış konseriyle başladık programa.


Monica Hanım'ın öncesinde Antalya'mızın bir diğer gururu olan Akra Caz Band, Şallıel Bros ve Barbaros'u konuk ettikleri şahane bir "caz festivali girişi" sundular bize. Barbaros, Batu Şallıel ve Anıl Şallıel'in yanı sıra Utku Vargı flüt ve saksafonuyla, Engin Sevinç trompetiyle, Ozan Çelikel trombonuyla, Çağlayan Yıldız gitarı, Thomas Lewicki piyanosu, Barış Kıratlı bası ve Burak Yavaş davuluyla sahnedeydi.


Derken Monica Hanım'a sıra geldi. Monica Molina tam bir Akdeniz insanı, İngilizce'si derdini anlatacak kadar olmasa bile -bu da klasik bir Akdeniz insanı özelliği değil mi zaten?- tatlılığıyla gönülleri aldı. Sevgili Monica birbirinden güzel şarkılarını seslendirirken bir anda yağmur başlamasın mı? Tabii Akra Caz Festivali gibi bir etkinliği hazırlıksız yakalamak Mikail'in harcı değil. Yağmurluklar dağıtıldı ve herkes yaz yağmuru eşliğinde kırmızı mavi yağmurluklarıyla mutlu mesut dans ederek konseri dinlemeye devam etti . Monica Hanım'a sahnede Toni Cuenca orkestranın şefi olarak ve kontrbasıyla, Manuel de Lucena davuluyla, Jorge Vera piyanosuyla, Jaume Blazquez trompetiyle, Oscar Guerrero gitarıyla, Semih Kartal kemanıyla, Elvan Dereli kemanıyla, Aydal İşgören viyolası ve Bahar Ulutaş viyolonseliyle eşlik etti.


İkinci akşam ise Roberto Fonseca'nın Havana rüzgarından nasiplenmek niyetindeydik.

Öncesinde Ece Göksu Quartet sahne aldı, sevgili Ece Göksu'ya sahnede piyanosuyla Can Çankaya, kontrbasıyla Kaan Yıldız ve davuluyla Berke Özgümüş eşlik etti. Farklı dillerdeki caz klasiklerden bir seçki sundular, herkese nerede olduğumuzu ve ne için orada olduğumuzu hatırlatan, zihnimizi caza odaklayan bir giriş oldu.


Ardından Roberto sahneye çıkıp Küba havalarına geçiş yapmamızı sağladı. Bazen piyano bazen klavye çalan Roberto'ya sahnede elektrik ve akustik gitarda Yandy Martinez, davulda Ruly Herrera, tenor saksafonda Jimmy Jenks, trompette Matthew Simon, bariton saksafonda Ariel Vigo, vokalde ise Rey Cuza eşlik ediyordu. Aşırı yüksek tempolu olmasa da keyifil keyifli kıpırdandığımız, bol sololu, güzel bir konser dinlemiş olduk. Roberto Bey'i nereden hatırlayacağım diyenleriniz olacaktır, kendisi Buena Vista Social Club'ta da çalmış. Keyifli ve bu kez yağmursuz bir geceydi.


Aradaki üç geceyi kaçırdık, bu gecelerde kaçırdığımız kıymetli isimler ise şunlardı:

  • Iyeoka ve öncesinde Tin Pan Band
  • Fazıl Say (Neyse ki kendisini daha yeni Türk-Rus Klasik Müzik Festivali'nde Side Antik Tiyatrosu'nda dinlemiştik, bir kere daha teşekkürler Kadir Dursun ve Barut Hotels vizyonu!)
  • Igor Butman ve Moskova Caz Orkestrası ve öncesinde Önder Focan Group

Kaybımız büyük olsa da kendimizi son konsere gidebileceğimize şartlayarak acımızı hafiflettik ve geldik son geceye. Önce Akra Big Band sahneye yerleşti. Biliyorsunuz bugün bir Big Band kolay yetişmiyor, hele bu denli nitelikli müzisyenlerden oluşanı var mıdır ülkemizde tam emin değilim, TRT'nin ekibi falan belki. Şöyle anlatayım Akra Big Band'deki isimlerden herhangi biri herhangi bir başka müzisyenle çalmaya gelseydi o konsere de gitmek için muhakkak çaba harcardım. Her biri için ayrı ayrı! Gitarda Çağlayan Yıldız -ki kendisi aynı zamanda grup lideri rolünü de üstlenmişti, piyanoda Ercüment Orkut, basta Kağan Yıldız, davulda Ferit Odman, saksafonda Engin Recepoğulları, Serhan Erkol, Duru Tuna, Tamer Temel, Barış Ertürk, trompette Şenova Ülker, Halil İbrahim Işık, Barış Doğukan, Doruk Gönentür, trombonda Bulut Gülen, Ozan Çelikel, Ekin Eti ve Cem Güngör bu görkemli orkestrayı oluşturan isimler. Ekip sahneye yerleşip iki üç parçalık görkemli bir girizgah yaptıktan sonra sevgili Dee Dee Bridgewater sahneye geldi. Bugüne kadar izleyip dinlediğim en iyi ilk üç konser arasına girecek bir konserdi. Sevgili Dee Dee sahnede gördüğüm en sempatik insanlardan, ekip muazzam müzisyenlerden kurulu, Dee Dee'nin sesi inanılır gibi değil, ablamız zaten çkımış New Orleans'tan gelmiş blues'un, cazın kalbinden, biz de ne bekliyorduysak artık. Gerçek anlamda müzikal açıdan büyülendiğimiz bir geceydi.


Geldik teşekkürler bölümüne. Öncelikle bu işin en büyük mimarı olan Kadir Dursun'a büyük bir teşekkür borçluyum hem bir müziksever hem de bir Antalyalı olarak. Tıpkı geçtiğimiz seneki gibi (burada da bahsetmiştim) en ince detayına dek düşünülmüş, kelimenin tam anlamıyla kusursuz bir organizasyondu. Ses, ışık, sahne, ekipman, sahneye çıkan isimler, servis, mekan, atmosfer, yağmurluklar, güleryüzlü çalışanlar... Eminim biz katılımcılar kadar, festivale konuk alan müzisyenler de büyük keyif almıştır. Sonrasında bir büyük teşekkür de Akra Otel ve Barut Ailesi'ne. Yaptıkları her iş ile bu şehre değer katmak için bu kadar emek harcayan çok az kişi ve kurum vardır. Bir bakıyorsunuz tarih, bir bakıyorsunuz doğa, bir bakıyorsunuz mutfak, bir bakıyorsunuz sanat, bu güzel kasabamızı kentleştirmek için gereken her taşın altına çekinmeden ellerini koyuyorlar, çok da iyi yapıyorlar. Malum, işi bu olup bunun için maaş alan ve ona rağmen hiçbir şey yapmayan kişi ve kurum sayımız ve onların kente "kattıkları" ortada. Yekta Kopan'a da teşekkür etmek isterim çünkü geçen sene de bu sene de çok güzel bir açılış konuşması yaptı, çok önemli noktaları vurguladı, bu festivalin neden bu kadar önemli olduğunu tane tane anlattı, Antalyalılara festivalinize sahip çıkın dedi.


Özetle bu sene tam olarak yarısına katılabildiğimiz Uluslararası Akra Caz Festivali'nin ikincisi yine her yönüyle müthiş bir etkinlikler dizisiydi. After party'ler ile -hiçbirine gidemesek de- şehrimizin yegane caz kulübü 251'in de festivale entegre edilmesi ayrıca hoşuma gitti. Gelecekte belki Türkan Şoray Kültür Merkezi gibi salonlar da etkinliğe dahil edilerek müzikal çeşitliliğe göre salon düzeninde oturmalı konserler, daha hareketli festival konserleri ve jam sessions veya genç yetenekler için 251 konserleri gibi farklı konsept ve platformlarla Akra Caz Festivali'nin Dedeman bölgesinden adım adım bir ağ gibi şehre yayılması sağlanabilir. Bizim İKSV'den neyimiz eksik? Fazla uçmuş olabilirim, olsun. Hep bu hayaller sayesinde olan şeyleri daha iyiye eviriyoruz. Birileri onun hayalini kurmasa semt semt "gece gezmesi" de olmazdı eminim İstanbul Caz Festivali'nin.

Her neyse Akra Caz'ın şimdiden üçüncüsünün tarihi de duyuruldu bu arada 10-20 Haziran 2020 şeklinde. TAKVİMLERİNİZE ŞİMDİDEN NOT ALIN! Antalya'da olup da gitmeyenleri zaten Tanrı'ya havale ediyorum ama Antalya dışında yaşayan tüm müziksever dostlarıma da şiddetle bu tarihlerde buralarda olup bu konserlerin en azından bir kısmına gitmelerini öneriyorum.


Geçen sene de dilemiştim, bu sene de tekrar dilemekten bir zarar gelmez diye düşünüyorum, Yasmin Levy geldi, Monica Molina geldi, peki neden bir Haris Alexiou neden bir Sade de gelmesin Antalya'mıza? Çıtayı yükselttiğimin farkındayım ancak etkinliğin çıtası zaten kendi başına hayli yüksekte. Nouvelle Vague, Paris Combo, Kimbra gibi Regina Spektor gibi isimlere de tabii ki asla hayır demeyiz. John Zorn da deyip memlekete dönüyorum.

Gelelim uzmanlık alanım olan Türk müzik piyasasından henüz bu festivalde yer almamış ama bu etkinliğe yakışacağını düşündüğüm isimlere: Çağıl Kaya, Asena Akan, Başak Yavuz, Baturay Yarkın Trio & Nağme Yarkın, Cenk Erdoğan, Efe Demiral, Barış Demirel, Alp Ersönmez, İlhan Erşahin, Bilal Karaman, Bora Uzer, 123, Bülent Ortaçgil, Cazzip Project, Deniz Taşar, Deniz Özçelik, Derya Türkan, Gürol Ağırbaş, Hediye Güven, Ikiz, Korhan Futacı, Selen Gülün, Şevket Akıncı, Şirin Soysal, Volkan Öktem...

Sizlere tavsiyem Akra Caz Festivali'ni takipte kalmanız:
https://akrajazz.com
https://www.facebook.com/akrajazz
https://www.instagram.com/akrajazz
https://twitter.com/akrajazz

Pazartesi, Temmuz 01, 2019

karsimuzik.com Mektupları 01 | 2019.06-01 | Tam metin :)


Herkese merhabalar,

Bugün itibariyle karsimuzik.com'un ilk mektubunu bugüne dek mektuplaştığımız dostlara gönderdim. Bundan sonra da artık ben diyeyim ayda bir siz deyin üç ayda bir yeni mektuplar yazarak aramızdaki bağı diri, alternatif Türk müzik piyasasına dair fikirlerinizi güncel tutmaya gayret edeceğim. Mektubun gönderilmiş şeklinde doğrudan buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz:


Ben bu mektubu alamadım ama gelecekte böyle mektupları almayı çok isterim diye düşünenler hemen karsimuzik.com'a girip, ana sayfanın en alındaki "e-posta adresiniz" yazan yere adreslerini yazıp yanındaki "kayıt ol" butonuna basabilir. Hatta bence müziksever eşleriniz ve dostlarınızın eposta adreslerini de kaydedin, fazla müzikten kimseye zarar gelmez malum.


Şimdi ilk mektuba dediğim gibi yukarıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz ancak aslında ben çok daha uzun bir mektup yazmıştım, sevgili Eylül (Görmüş) tabii yine gayet haklı olarak özetle "beyim yapmayın etmeyin böyle mailing mi olur, bu kadar uzun newsletter mı gönderilir" minvalinde hayli mantıklı şeyler söyledi, kısaltmak zorunda kaldım... Peki bu durum bu mektubun ilk ve uzun hâlini, beni zaten bin yıldır okuyan sizlerle paylaşmama engel mi? Hayır değil!

O halde buyurun mektubumun kısıtsız (veya ecnebilerin dediği gibi director's cut) hâline:

Bu epostayı alıyorsanız ya önceden bir şekilde müzikle ilgili olarak yazışmışızdır ya da adresinizi karsimuzik.com'daki eposta listemize eklemişsinizdir. Gelecekte bu tip epostalar almak istemiyorsanız yapmanız gereken tek şey emiraksoy@karsimuzik.com'a bununla ilgili bir eposta yazmak. Bu tip epostaların ilgisini çekeceğini düşündüğünüz arkadaşlarınızın adresini de ya karsimuzik.com anasayfasının altındaki eposta listesine ekleyin ya da yine doğrudan emiraksoy@karsimuzik.com'a yazın ben eklerim. :)
İlk eposta olduğu ve biraz açıklayıcı olduğu için yazdıklarım size azıcık uzun gelebilir ama sıkılmadan okuyacağınıza eminim, çok akıcı bir dil kullanacağım söz. :) 
Bu senenin başından bu yana içini doldurmaya gayret ettiğim karsimuzik.com, 23 Nisan 2019'dan bu yana aktif olarak yayın hayatına girdi. karsimuzik.com'un amacı Türk müzik piyasasında karşılaştığım ve daha çok insana ulaşması gerektiğine inandığım (bazıları hâli hazırda çok insana ulaşmış olabilir) güzel işleri müzikseverlerle buluşturmak. Bunu da elimden geldiğince tek bir tür veya akıma bağlı kalmaksızın geniş bir yelpazede ve albüm, tekli, klip, performans gibi farklı sınıflandırmalarda yapmaya gayret etmek. Böylece alternatif sahnemizde neler olduğuna dair hem kendi adıma hem de müzikseverler ve müzik kâşifleri adına bir bellek yaratmak. Büyük ve iddialı cümleler kurmak yerine kısaca diyebilirim ki amacım karsimuzik.com'u Türk müzik piyasasındaki kaliteli işlerle dolup taşan ve takip edilesi bir müzik mecrası haline getirmek. Dahası için şöyle buyrun: https://www.karsimuzik.com/hakkimizda 
Tabii ki bir müzik mecrasının olmazsa olmazı da müzik listeleridir. Hedefim her üç ayda bir (bu konuda hâlâ düşünmeye devam ediyorum, aylık da olabilir belki) sitede yayınlanan içeriklerden oluşan listeleri sizlerle paylaşmak. Burada amacım her zaman karşınıza çıkmayan şarkıları da keşfetmeniz olduğu için listelerde bir tür ayrımı yapmayı şimdilik düşünmüyorum, kendi zevkinize uygun olanları siz favorilerinize veya kişisel listelerinize eklersiniz zaten. :) 
İlk liste biraz kapsamlı (altı aylık) oldu ancak hedefim bundan sonra üç ayda bir yeni listeler paylaşmak. Listelerin yanı sıra bu epostalarda karsimuzik.com'da yer alan şahsi favorilerimi de belirteceğim. Bir nevi yazarın seçkisi gibi düşünebilirsiniz bu kısmı. :) 
Huzurlarınızda karsimuzik.com'un 2019 Ocak - Haziran dökümü listeleri: 
Spotify | YouTube
Önemli not: YouTube ve Spotify listeleri tam olarak birbiriyle tutarlı olmayabiliyor. karsimuzik.com'daki bazı YouTube performansları Spotify'da yok veya bazı albüm veya tekliler YouTube'a düşmeyebiliyor. Her iki listenin de kendince artı ve eksileri var özetle, o yüzden en iyisi siz karsimuzik.com'u düzenli takip edin, her gün bir tur girip bugün ne varmış diye bakın :)
Favori kliplerim:
Favori albümlerim:
Favori teklilerim:
Favori performanslarım:
Son olarak karsimuzik.com'dan önceki tüm Karşılaştığım Müzikler yazılarına buradan ulaşabilirsiniz: https://www.karsimuzik.com/kategori/eski-yazilar (Sağ olsun Eyül'ün büyük emekleriyle.)
Ayrıca benim için çok özel bir yeri olan Pürtelaş 3+1'in YouTube'da çöp olan arşivinin hatırasını da burada yaşatıyoruz: https://www.karsimuzik.com/kategori/purtelas

Pazar, Nisan 28, 2019

Karşılaştığım Müzikler (karsimuzik.com) Hakkında

Sevgili dostlar,

Uzun zamandır burada, Gözümün Seyir Defteri çatısı altında, yazdığım müzik yazılarının artık yuvadan uçma ve kendi yollarını bulma vakti geldi. Nasıl geçtiğimiz yıllar içinde kendi müzikli kayıtlarımı bir başka çatı altında toplayıp Mavi Büyücüler adlı müzik defteri formatlı bloğumu açtıysam, şimdi de Karşı Müzik'i sizlerle paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyorum.

Karşı Müzik özellikle son iki yıldır burada ve Kıyı Müzik sitesinde yer alan Karşılaştığım Müzikler formatından aklıma gelen ve "Neden bu seriyi ayrı bir mecraya çevirmeyeyim ki?" sorusunun cevabı olarak doğan bir proje. karsimuzik.com'un Karşılaştığım Müzikler serisinden en büyük farkı, burada ayda bir uzun ve yorucu listelerden oluşan bir yazı paylaşmak yerine, bu kez bu müzikleri karşıma çıktıkça tek tek paylaşmaya karar vermem. Böylece hem içerik sayısı ve yayınlanma sıklığı artacak, hem de içerikler daha net olacak. Adeta bir dijital müzik mecmuası.

Müzik yazarlarının bu kadar az olduğu ve olanların da çoğunun belli türler ile çevrelerde sınırlı kaldığı ülkemizde bunun farklı müzikler arayan dinleyiciler açısından da bir ihtiyacı karşılayacağını düşünüyorum. Sözü daha fazla uzatmayayım, karsimuzik.com artık yayında! Sizlerden ricam Karşı Müzik'i takip etmeniz, olumlu ve olumsuz eleştirilerinizi benimle paylaşmanız ve sevdiğiniz müzikleri sevdiğiniz insanlarla (tıpkı eskiden olduğu gibi) paylaşmanız yönünde. Bu noktada karsimuzik.com'un oluşumundaki en önemli isimlerden biri olan Eylül Görmüş'e de bir kere daha teşekkür ediyorum, sayesinde böyle güzel bir sitesi oldu Karşı Müzik'in:



Gelecekte röportajlar, konser değerlendirmeleri, detaylı albüm veya sanatçı incelemeleri ve daha nice farklı formata da gireceğim ama hepsini aynı anda yapmıyorum ki altında kalmayayım. Malum ben de normal mesaili bir işin gücün yanında müzik yapmaya ve müzik yazmaya vakit ayıran bir insanım sonuçta, birim zamanımın da bir sınırı var. :)

Sizleri karsimuzik.com/hakkimizda sekmesinde yazan tanıtım yazılarıyla baş başa bırakıyor ve bu benim için büyük, dünya için küçük duyuruyu böylece sonlandırıyorum.

Sevgiler, saygılar ve selamlar!


KARŞILAŞTIĞIM MÜZİKLER NEDİR?
Karşılaştığım Müzikler (veya karsimuzik.com) Emir Aksoy’un 2016’dan bu yana ağırlıklı olarak kişisel bloğu Gözümün Seyir Defteri'nde sürdürdüğü bir yazı dizisinin, 2019’un Mart’ından itibaren kendi başına bir müzik mecrasına dönüşmüş halidir. Genellikle ana akımın dışında kalmış güzel müziklerin izini süren bu mecra, Aksoy’un alternatif Türk müzik sahnesinde karşısına çıkan güzellikleri arşivleme ve müzikseverlerle paylaşma isteğinin ürünüdür. Peki müzik yazarlarının bu denli az olduğu ve kulakların ana akım dışı müziklere neredeyse tamamen tıkalı olduğu bu diyarda Karşılaştığım Müzikler alternatif sahnemize ışık tutan bir müzik bloğu olma iddiasında mıdır? Pek tabii, ne de olsa koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler. 
EMİR AKSOY KİMDİR? 
1988’de Antalya’da doğan Aksoy, Namık Kemal İlköğretim Okulu ve Adem Tolunay Anadolu Lisesi’nde aldığı eğitimin ardından, 2005 senesinde Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi Ve Uluslararası İlişikiler Bölümü’nde okumak üzere İstanbul’a yerleşti. Üniversite, iş hayatı, yazma ve müzikle dolu geçen 12 yılın ardından 2017’nin Mayıs ayında eşiyle birlikte tekrar Antalya’ya yerleşen Aksoy, 1998 yılında kurulan ilk grubu Zebani’den bu yana sırasıyla Adem Tolunay Anadolu Lisesi Okul Orkestrası, Kallavi, TRT İstanbul Radyosu Türk Sanat Müziği Gençlik Korosu, Emir Bey, Boğaziçi Üniversitesi Türk Müziği Kulübü Korosu ve Sakareller başta olmak üzere pek çok müzik projesi ve topluluğunda kurucu, solist, korist veya gitarist olarak yer aldı. Emir Bey’in ardından 2014’ten bu yana müzikal yolculuğuna kendi bestelerini ön plana alıp “Emir Aksoy” olarak devam eden Aksoy, 2005 senesinden bu yana kişisel bloğu Gözümün Seyir Defteri'nde farklı konularda yazılar yazıyor. 2014-2015 yıllarında Pürtelaş 3+1 adlı müzik programının yapım ekibinde de yer alan Aksoy, müziğe duyduğu ilgi ve müzik çevresinin içinde olmasının da sağladığı faydayla son 4-5 yıldır müzik yazılarına ağırlık vermiş durumda. Kendi bloğundaki yazıların yanı sıra bir dönem Kıyı Müzik için de yazan Aksoy, 2015’ten bu yana uluslararası müzik keşif platformu beehy.pe'ın Türkiye temsilciliğini üstlenmiş durumda.