Pazar, Nisan 28, 2019

Karşılaştığım Müzikler (karsimuzik.com) Hakkında

Sevgili dostlar,

Uzun zamandır burada, Gözümün Seyir Defteri çatısı altında, yazdığım müzik yazılarının artık yuvadan uçma ve kendi yollarını bulma vakti geldi. Nasıl geçtiğimiz yıllar içinde kendi müzikli kayıtlarımı bir başka çatı altında toplayıp Mavi Büyücüler adlı müzik defteri formatlı bloğumu açtıysam, şimdi de Karşı Müzik'i sizlerle paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyorum.

Karşı Müzik özellikle son iki yıldır burada ve Kıyı Müzik sitesinde yer alan Karşılaştığım Müzikler formatından aklıma gelen ve "Neden bu seriyi ayrı bir mecraya çevirmeyeyim ki?" sorusunun cevabı olarak doğan bir proje. karsimuzik.com'un Karşılaştığım Müzikler serisinden en büyük farkı, burada ayda bir uzun ve yorucu listelerden oluşan bir yazı paylaşmak yerine, bu kez bu müzikleri karşıma çıktıkça tek tek paylaşmaya karar vermem. Böylece hem içerik sayısı ve yayınlanma sıklığı artacak, hem de içerikler daha net olacak. Adeta bir dijital müzik mecmuası.

Müzik yazarlarının bu kadar az olduğu ve olanların da çoğunun belli türler ile çevrelerde sınırlı kaldığı ülkemizde bunun farklı müzikler arayan dinleyiciler açısından da bir ihtiyacı karşılayacağını düşünüyorum. Sözü daha fazla uzatmayayım, karsimuzik.com artık yayında! Sizlerden ricam Karşı Müzik'i takip etmeniz, olumlu ve olumsuz eleştirilerinizi benimle paylaşmanız ve sevdiğiniz müzikleri sevdiğiniz insanlarla (tıpkı eskiden olduğu gibi) paylaşmanız yönünde.



Gelecekte röportajlar, konser değerlendirmeleri, detaylı albüm veya sanatçı incelemeleri ve daha nice farklı formata da gireceğim ama hepsini aynı anda yapmıyorum ki altında kalmayayım. Malum ben de normal mesaili bir işin gücün yanında müzik yapmaya ve müzik yazmaya vakit ayıran bir insanım sonuçta, birim zamanımın da bir sınırı var. :)

Sizleri karsimuzik.com/hakkimizda sekmesinde yazan tanıtım yazılarıyla baş başa bırakıyor ve bu benim için büyük, dünya için küçük duyuruyu böylece sonlandırıyorum.

Sevgiler, saygılar ve selamlar!


KARŞILAŞTIĞIM MÜZİKLER NEDİR?
Karşılaştığım Müzikler (veya karsimuzik.com) Emir Aksoy’un 2016’dan bu yana ağırlıklı olarak kişisel bloğu Gözümün Seyir Defteri'nde sürdürdüğü bir yazı dizisinin, 2019’un Mart’ından itibaren kendi başına bir müzik mecrasına dönüşmüş halidir. Genellikle ana akımın dışında kalmış güzel müziklerin izini süren bu mecra, Aksoy’un alternatif Türk müzik sahnesinde karşısına çıkan güzellikleri arşivleme ve müzikseverlerle paylaşma isteğinin ürünüdür. Peki müzik yazarlarının bu denli az olduğu ve kulakların ana akım dışı müziklere neredeyse tamamen tıkalı olduğu bu diyarda Karşılaştığım Müzikler alternatif sahnemize ışık tutan bir müzik bloğu olma iddiasında mıdır? Pek tabii, ne de olsa koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler. 
EMİR AKSOY KİMDİR? 
1988’de Antalya’da doğan Aksoy, Namık Kemal İlköğretim Okulu ve Adem Tolunay Anadolu Lisesi’nde aldığı eğitimin ardından, 2005 senesinde Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi Ve Uluslararası İlişikiler Bölümü’nde okumak üzere İstanbul’a yerleşti. Üniversite, iş hayatı, yazma ve müzikle dolu geçen 12 yılın ardından 2017’nin Mayıs ayında eşiyle birlikte tekrar Antalya’ya yerleşen Aksoy, 1998 yılında kurulan ilk grubu Zebani’den bu yana sırasıyla Adem Tolunay Anadolu Lisesi Okul Orkestrası, Kallavi, TRT İstanbul Radyosu Türk Sanat Müziği Gençlik Korosu, Emir Bey, Boğaziçi Üniversitesi Türk Müziği Kulübü Korosu ve Sakareller başta olmak üzere pek çok müzik projesi ve topluluğunda kurucu, solist, korist veya gitarist olarak yer aldı. Emir Bey’in ardından 2014’ten bu yana müzikal yolculuğuna kendi bestelerini ön plana alıp “Emir Aksoy” olarak devam eden Aksoy, 2005 senesinden bu yana kişisel bloğu Gözümün Seyir Defteri'nde farklı konularda yazılar yazıyor. 2014-2015 yıllarında Pürtelaş 3+1 adlı müzik programının yapım ekibinde de yer alan Aksoy, müziğe duyduğu ilgi ve müzik çevresinin içinde olmasının da sağladığı faydayla son 4-5 yıldır müzik yazılarına ağırlık vermiş durumda. Kendi bloğundaki yazıların yanı sıra bir dönem Kıyı Müzik için de yazan Aksoy, 2015’ten bu yana uluslararası müzik keşif platformu beehy.pe'ın Türkiye temsilciliğini üstlenmiş durumda.

Salı, Ocak 22, 2019

Karşılaştığım Müzikler | No: 34 | 190122


O kadar çok şarkı biriktirdim ki hepsinin altına bir yorum yazmaya kalksam dünyanın en uzun yazısı olacak bu gördüğünüz. Okumak bir gün, dinlemek bir hafta sürecek. O yüzden bu yazıyı affınıza sığınarak az açıklamalı, hatta yer yer açıklamasız bir şekilde bırakacağım. Malum zaten listede yer alan işler, karşılaştığım ve hoşuma gidenlerden oluşuyor.


Bu listedeki işlerin çoğu geçen seneden kalanlar, bu sene için de umarım kendime verdiğim hedeflerden biri olan "biriktirmeden yazma" tarzına tez zamanda geçerim. Kemerlerinizi bağlayın, keza müziklerimiz çok, yolumuz uzun, başlıyoruz:

Bölüm 1: Karşılaştığım tekliler (tabii videolu veya görselli olanlar)

03. Mor Ve Ötesi - Bir Derdim Var (Senfonik) - Vay be adamlar senfonik albüm yapacak yaşa gelmişler, biri aşırı doğru bir yorum yapmış videonun altına: Şarkı çıktığında bir derdimiz vardı, şimdi ise bin derdimiz var.
Bölüm 2: Sadece YouTube'a saklanmış güzellikler

08. Cazzip Project - The Last of Us | Akustikhane
09. Ege Akyüz - Elin Oğlu | Kadın Şarkıları
10. Ahmet Ali Arslan & Lara Di Lara - Dünya Vakti Geldi | Bahçeden
11. Batuhan Polat - Yaşıyor Muyuz Biz? | Kitapçı - Bayağıdır karşılaştığım en hayranlık verici müzik insanı, buradan devam edin.
14. No Land - Niyə Belə Uzundur Bu Yollar | Akustikhane - Devamı da şahane.
17. Gizem Nur Copçuoğlu - Bir Kanatlanmış Alevsin Ruhumda Her Gün Sen Benim - Gerçekten söylenebilecek iltifatların üstünde bir icrâ.
21. Pentagram/Mezarkabul - Give Me Something to Kill the Pain - Oradaydım, sevgili Murat İlkan şarkının giriş sözünün ikinci satırını karıştırsa da müthiş konserdi. Biz daha İngilizce bilmediğimiz zamanlar ezberlemiştik bu sözleri hey gidi vay! Konserin biletini bölüm arkadaşlarım hediye etmişlerdi, Melis ile gitmiştik. Özetle yaşlanmışım.
22. Bade Nosa - Merhaba Kendim Abla - Dilerim Bade tekrar bol bol müzikli üretimler yapar!
23. Deniz Özçelik - Couldn’t You Just
24. Can Oflaz - Fikrimin İnce Gülü | Bi'Mikrofon
25. Batu Akdeniz - Seher Vakti - Nur içinde yat sevgili Barış Manço!Can Ozan - Toprak Yağmura
26. Nelly White - Get On Down | Arka Bahçe Sessions
27. Barış Demirel | Barıştık Mı - Bilemiyorum
28. Doğa İçin Çal 10 - İki Keklik, Dere Geliyor Dere
29. Ceyl'an Ertem - Peri

Bölüm 3: Yeni çıkan canavar gibi albümler (tabii yine videolu veya görselli olanlar)

30. Mavi Huydur Bende - Sensiz de Devam Eder
Albüm: Karşının Hikayesi (2019) - Gözümün önüne 2005'te ilk İstanbul'a gittiğim yılki ağaçlı, çöp kutulu, Arnavut kaldırımlı, bol marjinalli İstiklal Caddesi, bitmeyen müzikli geliyor...
Albüm: Üç (2019) - Sony
Albüm: Miras (2018) - Doğan Müzik
34. Yürüyen Merdiven & Tülay Günal - Bilmece
Albüm: Yok Mu, Var (2018) - Bilgi
35. Aslı Gökyokuş - Dünya
Albüm: Dünya (2018) - Arpej Yapım
36. The Ringo Jets - Spiral
Albüm: Open Sesame (2018) - Tantana Records
Albüm: Uzaklar (2018) - Ada Müzik

Bölüm 4: Geçtiğimiz yılların (ve bu senenin) albümlerinden yeni kliplenenler

38. Kalben - Derdimin Çiçeği
Albüm: Sonsuza Kadar (2017) - Garaj - Umarım Kalben gelecekteki çoğu klibini kendi çeker.
39. Şenay Lambaoğlu - Bir Gün Bir Adam
Albüm: Rüyalarıma Gir (2018) - Ada Müzik - 3,4 saniyede çekilmiş bir klip!
40. Ceyl'an Ertem - Nafile Kelam
Albüm: Solar Plexus (2018) - Nublu Records
Albüm: Körfezde Rüzgar (2018) - Dokuz Sekiz Müzik

Bölüm 5: Henüz bir videosu (veya görseli) olmayan işler

43. Evrencan Gündüz - Bu Toprakların Sesi
44. Efe Demiral - Tepe

Bölüm 6: Diğer müzikli bağlantılar

45. Nidâ Ateş & Cenk Güray & Ali Fuat Aydın - Eklemedir Koca Konak - Aydın'daki Nysa Antik Kenti'nde bulunmuş bir mücevher.
46. Yıllar Yılan: 1994 - Gaye Su Akyol ve Melikşah Altuntaş - Nostaljiciler, yaşlandık mıcılar eklesin.
48. Söz ve Müzik: Anadolu Pop - Programın diğer bölümlerine de bakın.
49. Best of 2018 - Turkey - beehy.pe - Göz yaşı, kan ve gurur.
50. "yerli" 2018 / Albümler - karga.com.tr - Tayfun Polat'ın 2018 yerli müzik envanteri için bakınız.
51. 2018 Yerli Sahne Yıl Sonu Raporu - birbabaindie.com - Bu da Tuğçe Yapıcı'nın 2018'e dair notları.
52. Bi'bak - Yerli Müzik - Dev belgesel.
53. The Dead Weather - "I Cut Like A Buffalo" Version II - Yaşasın müzikli ofis paylaşımları.
54. Meral Uğurlu - Mah Yüzüne Aşıkanım - Büyük hayranıyım Meral Hanım'ın.
55. Ceyl'an Ertem - İnsandık - Hey gidi hey.
56. Oi Va Voi - Memory Drop - Gözden kaçan misler gibi bir albüm.
57. Erdem Erdem - Waterbending Nihavend - Bu nedense gözden, kulaktan kaçmış geçen sene, şimdiye kısmetmiş.

Bu müzikleri dinlemeniz, seveceğini düşündüğünüz kimselere önermeniz ve güzel müziklerin yayılmasına katkı sağlamanız dileklerimle...

Serinin bir önceki yazısına tam buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca Spotify veya YouTube’dan müzik dinlemeyi seviyorsanız o mecralarda oluşturduğum #KarşılaştığımMüzikler listelerini takip edebilirsiniz.

Karşılaştığım Müzikler 34: YouTube | Spotify

Cuma, Ocak 18, 2019

Okuduğum Kitaplar #0005 || 190118


Son Okuduğum Kitaplar yazısını 2017'nin Haziran ayında, buraya taşındıktan kısa bir süre sonra yazmışım. Aradan geçen bir buçuk senede doğru düzgün kitap okumadım desem yeri, ne yazık ki... Ancak son altı aydır gerek işe giderken serviste, gerek yine iş sebebiyle sık yaptığım uçak seyahatlerinde vaktimi kitap okumaya ayırabiliyorum ve biraz biraz kitap okur hâle geldim tekrar. Aşağıda göreceğiniz listedekiler de işbu son altı ayda okunanlardan oluşmakta zaar.

Peki okuduğum kitapları neden ifşâ ediyorum?

- Belki sizin de kitap okuyasınız vardır ama bu işe bir türlü vakit ayıramıyorsunuzdur, kim bilir benden gaza gelir tekrar okumaya zorlarsınız kendinizi.
- Ben sevdiğim insanların kitap tavsiyelerini dikkate alıyorum, tanıdığım birilerinin süzgecinden geçen kitapları okumayı daha risksiz buluyorum, sizle de kendi fikirlerimi paylaşıyorum ki benim düşünce tarzımı bilerek kendinize bir pay çıkarabilin.
- Yazı yazmayı seviyorum, yaşadıklarımın o an hissettirdiklerini sonradan unutuyorum ama burası bana bunlara dönüp bakma lüksü sunuyor, böylece okuduklarımı unutmuyorum.

Nedenler tamamsa buyurun okudularım hakkındaki notlarıma geçelim:

1. Nutuk | 1927 | Mustafa Kemal Atatürk | Alfa


"1919 senesi Mayıs'ının on dokuzuncu günü Samsun'a çıktım." diyerek vaziyet ve genel manzarayı tasvirle başlayan Nutuk, Atatürk'ün verdiği savaşları ve kurduğu ülkeyi anlattığı sıra dışı bir eser.

Hepimiz Nutuk'un tamamını veya farklı bölümlerini çokça okumuşuzdur ancak farklı dönemlerde okunan eserlerin insana farklı farklı tesir etmesinden dolayı şu an, bu yaşta ve bugün bu eseri baştan sona bir kez daha okumak bana çok iyi geldi. Tabii bunda Nutuk'u ödev veya bir dayatma sonucu değil, tamamen kendi isteğimle okumamın da etkisi büyük.

Öncelikle Atatürk'ün ne büyük bir teşkilatçı olduğun bir kere daha idrak ettim; Nutuk'u okurken sürekli olarak bu teşkilatçılığın temellerini yani 1919 öncesi Atatürk'ün hayatını daha derin bir şekilde araştırma dürtüsü duydum.

Ayrıca konuşmayı yaparken dinleyenlere karşı kullanılan üslup ve anlatım tarzı ile adeta bir mahkeme karşısındaymışçasına her bir kelimeyi belgelerle açıklayıp kanıtlamadan geçmeme tarzına tekrar tekrar şaşırdım okurken. Bu açıdan benzerlerinden çok farklı bir eser, eklerle, kanıtlarla, örneklerle bir savunma adeta.

"Hesabını veremeyeceğim hiçbir şey yapmadım" üslubunu bu denli en kazanmışken elinden bırakmayanlardan, yolsuzluklar içinde yüzüp hesap soranları yok edenlere doğru yüz yıllık bir hikâye işte sevgili Cumhuriyetimizinki, o kadar bile değil hatta, ilk 20 senesinde kadro ve ideal olarak yaşayacağı yozlaşmayı yaşamış, sonra da tüm çabalara rağmen belimizi doğrultamamışız bana kalırsa.

Size de tavsiyem Nutuk'u kendi rızanızla ve bölük pörçük değil de yekpare olarak bir daha okumanız. Aklınızda kalanlardan ne kadar farklı bir şeyle karşılaştığınıza sizin de şaşıracağınızı düşünüyorum. Kitabın sonundaki Gençliğe Hitabe olarak tanıdığımız bölümden evvelki şu kısım ile bitireyim yorumumu, yoksa sayfalarca yazarım duramam:

"Muhterem Efendiler, sizi günlerce işgal eden uzun ve teferruatlı beyanatım, nihayet mâzi olmuş bir devrin hikâyesidir. Bunda, milletim için ve müstakbel evlatlarımız için dikkat ve teyakkuzu davet edebilecek bazı noktaları belirgin hâle getirebilmişsem kendimi bahtiyar addedeceğim."

Bahtiyar olunuz efendim.

2. Benim Adım 1864 | 2018 | Elbruz Aksoy | İletişim


Baba tarafım Çerkes, ancak tam olarak Çerkes Kültürü içinde büyümedim. Yine de özellikle babaannemle ilgili her güzel anımın şu an okuyup öğrendikçe bu anıların bayağı Çerkes Kültürü'nün içinden olduğunu fark ediyorum. Çerkesçe ve Kafkas dansları öğrenemedim, bu ikisi ne zaman aklıma gelse pişman olurum ama Çerkesler ve Kafkas halkları ile ilgili bir şeyler buldukça okumak, öğrenmek, bazı bağlar kurmak ihtiyacı hissediyorum içimde sürekli.

Bu kitabı da Afra Ablam hediye etmişti, aynı merakla okudum. Daha ilk başında önsözü okurken ve önsözü kimin yazdığını fark edince biraz içim bulandı ama ben yine de bu eserin kendi merakımı tatmin edecek kısımlarını alır gerisiyle ilgilenmem diye düşündüm. Ancak öyle olmadı.

Ben şu tipolojiyi sevemiyor ve kendilerine alışamıyorum ki ülkemizde "aydın" tabir edilen kesim bu zâtlardan geçilmiyor. Yazar kişinin bir konuda büyük bir derdi var, bambaşka bir konu anlatacağım vaadi ve kılıfıyla sürekli o büyük derde laf sokma, o nefretini kusma çabasında. Hâl böyle olunca da vaadindeki hikâyeleri de zehirliyor ve rezil ediyor, o hikâyelerde geçen toplumunun geleneklerini de kendi tanımlı yaftalamalarından geçirip, topluma da öykülerine de saygısızlık ediyor.

Bu tip insanlara taviyem şu, cesaretinizi toplayın ve derdinizi çözün önce, bu dertle ilgili yazın korkmuyorsanız, ne de olsa devir size uygun, özgürce giydirin Cumhuriyet'e. Ve lütfen bırakın kılıf olarak kullanacağınız konu ve hikâyeleri başkaları anlatsın, o güzel mevzular sizin derdinizin zehriyle telef olmadan, değiştirilip yorumlanmadan okuyucusunu bulsun, su kirlenmesin özetle.

Kitap mı okudum, sinir harbi mi yaşadım belli değil.

3. Simyacı | 1988 | Paulo Coelho (Çeviri: Özdemir İnce) | Can | O Alquimista

Bu kitabı yıllarca okudum sanıp okumamışım, geçtiğimiz senenin sonlarına kısmetmiş okumak. Yazıldığı yılı düşününce "new age" veya çeşitli kişisel gelişim, kendini bulma, arayan belasını da bulur Mevla'sını da temalarının belki de dünyada çok satan ilk örneklerinden. 1988 yılında ve o yaştaki -sıfır yaşındaydım- düşünce kapasitemle okusam belki etkilenirdim, bu yaşta ise hayatımda okuduğum en boş kitaplardan biri olarak listeme eklendi. Bir de hatırladığımdan çok daha kısaymış.

4. Joy.ology | 2018 | Dr. Türker Baş | Great Place to Work


Türker Hoca ile bir eğitimde tanıştık, eğitimin sonunda katılımcılara kitabını verdi, ben de bir fırsatını bulunca okudum. Bir iki yıldır İngilizce bir şeyler okumamışım önce, o açıdan iyi geldi. Edebi yönden pek bir şey hissettirmese de insanların aldıkları tüm kararlar, yaptıkları pek çok iş ve yaşadıkları nice duyguda hâlâ ne kadar da ilk insanlar ile aynı seviyede olduğunu fark ettirmesi açısından değerli bir eser diyebilirim.

5. Cennet ile Cehennemin Evliliği | 1793 | William Blake (Çeviri: Burhan Sönmez) | Ayrıntı | The Marriage of Heaven and Hell


Çok değişik, birkaç tur daha okumak lazım, üstelik metinlerin yanındaki görsellerde İngilizce orijinalleri de var. İdrak etmeme daha birkaç tur var dediğim gibi, sonra tekrar yazışırız.

6. Dinle Küçük Adam | 1946 | Wilhelm Reich (Çeviren: Şemsa Yeğin) | Payel | Rede an den kleinen Mann

Sevgili Wilhelm Reich, açmış ağzını yummuş gözünü ve küçük adama içimizde tuttuğumuz tüm kini tek avazda kusmuş. Okuyun, yazıldığa yıla bakın, bizim yaşadığımız yıla bakın, yazılan diyarlara bakın, bizim buralara bakın. Daha yıllarca da güncelliğini korur muhakkak. Bir cümle de alıntı yapayım hatta kitaptan:

"Kendi küçük liderlerini nerede başa getirdinse, orada senin emeğin yüzyıl öncekinden daha ağır biçimde sömürüldü, senin yaşamın daha da horgörülmeye başlandı, daha önce verilen haklarınsa hiç mi hiç tanınmıyor."

Tanıdık geliyor mu?

7. Cesur Yeni Dünya | 1932 | Aldous Huxley (Çeviri: Ümit Tosun) | İthaki | Brave New World


Neredeyse yüz yıldır çok satanlardan düşmeyen bir distopya, aslında distopya da değil öngörü desek daha doğru. Okuduğumu sanıp okumadığım kitaplardan biri de Cesur Yeni Dünya'ymış. Tekrar okuyayım diye elime aldım, ilk sefer okudum, böyle de müthiş bir hafızam var.

Bu tip gelecek tahminlerinde en hayran olduğum yan sistemin kitaptaki gelecekte bahsi geçen zalimliklerin büyük kısmını çok daha yumuşak çerçeveler içinde bugünün gerçek dünyasında yapmayı başarabilmesidir. Biz o distopyaların veya öngörülerin içinde yaşıyoruz özetle, sadece gerçek, orada çizildiği kadar çıplak değil, çok daha güzel giysiler giydirilmiş ama çok daha sert bir şekilde yanı başımızda. Bize de onu sorgulamaktan ziyade kendisine sarılmak düşüyor genelde.

8. Martin Eden | 1909 | Jack London (Çeviri: Levent Cinemre) | Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları


İş yerinden arkadaşlarla bir kitap kulübü kurduk. Sistem de her ay birinin seçtiği bir kitabı herkesin okuması ve üzerine tartışmasıyla ilerliyor. İlk kitabımız Fatih'in seçtiği Martin Eden'dı. Jack London'u hepimiz kurtlu hikâyeleriyle tanıyoruz, çocukken veya gençken en azından Beyaz Diş'i okumuşuzdur ancak Martin Eden yazarın genel tarzının aksine bir insanı anlatıyor bu kez ve bu insan üzerinden yazar aslında kendi hayatını tarif ediyor.

Ben böyle klasik bir esere, uzun uzun betimlemelere, neredeyse somutlaşmış romantizme, muhteşem bir kendini ifade biçimine aç kalmışım bir süredir. Demek arada bir klasiklerden bir şeyler okumak, gerçek edebiyattan uzaklaşmamak lazımmış dedim. Kitabın anlattığını da beğendim, henüz denk gelmediyseniz sizi günümüz dünyasından bir yüzyıl öncelere götürecek bu kitabı bir okuyun, kafanızı azıcık bu çağdan uzaklaştırın derim.

Pazartesi, Ocak 07, 2019

Yeni yılın ilk yazısı ve 2019 hedeflerim


Şimdi eskiler bilirler, yıl sonu geçmiş yılın değerlendirmesini yapmak ve yeni yılda gelecek hedefleri koymak blogger'lığın şanındandır. Geçmiş zaman değerlendirmelerini bir kenara bırakırsak ben de naçizane bir 2019'dan neler bekliyorum, daha doğrusu 2019'da kendimden neler bekliyorum yazısı yazmak isterim yıl çok eskimeden. 2019 hedeflerimi burada siz aziz milletimin huzurunda ilan etmek, yıl ilerledikçe yapabiliyor muyum yoksa patlıyor muyum gözlemlemek ve 2020'ye varırsak dönüp bir yüzdesel başarı hesaplamak isterim. Çünkü ben de bu ülkenin yetiştirdiği en uzun soluklu blogger'lardan biri sayılırım ve bu tip şeyleri ulu orta yazma hakkını kendimde görecek kadar bu camiada eskiyim. Hahah.

Fotoğrafı Merve çekti tabii, yazın sonu baharın başından, Kaş'tan, Oburus Momus'tan.

Buyurun altı maddede 2019'da şunları başarsam bayağı da bir şey başarmış olurum diyeceklerim listesi:

1. Karşılaştığım Müzikler'i markalaştırmak

2016'dan beri düzenli olarak yazmaya devam ettiğim ve Türkiye'deki alternatif müzikleri kendimce arşivleyip not aldığım bir yazı dizim var Karşılaştığım Müzikler adı altında, siz de biliyorsunuz. Bu içerikleri ayrı bir adreste, adeta bir dijital müzik mecrası gibi markalaştırmak ve dallandırıp budaklandırarak, düzenli müzik içerikleri yayınlayan bir alana dönüştürmek istiyorum bu yıl. Bunu yapabilmek için bazı noktalarda profesyonel desteğe ihtiyacım var tabii, bu destekleri bulup almayı başarırsam çok geçmeden bir yerden başlarım bu işe. İçinde ben kimim kısmı da olacak, Pürtelaş 3+1 arşivi de, beehy.pe yazılarımın Türkçeleri de, albüm değerlendirmeleri de, klipler de, tekliler de, konser gözlemlerim de... Bakalım, bu hedef ilk sırayı alacak kadar beni heyecanlandırıyor açıkçası.

2. 20. San'at Yılı Konseri gerçekleştirmek

Konserlerimde de ara ara bahsediyorum, 1999 senesi Zebani adlı grubumla ilk albümümü yaptığım, haliyle müzikle ilişkimin ciddileştiği ilk yıl. 2019'a girdik, nereden baksanız müzikle haşır neşir geçen yirminci yılımdayım. Tıpkı Antalya'daki ilk otobiyografik konserim gibi neden bu kez de bir 20. San'at Yılı Konseri düzenlemeyeyim? İçinde müzikal yolculuğumun izleri, farklı konuklar, farklı türler, besteler, yorumlar kısacası bu 20 yıla dağılmış her şeyden birkaç parça olan güzel bir konser aklımdan geçen. Bence kulağa çok hoş geliyor. Sizce?

3. Daha çok kitap okumak ve okuduğum kitapları unutmamak adına kaydetmek

Geçtiğimiz senenin sonlarına doğru işim gereği bol uçak seyahati yapmaya başlamam ve uçak yolculuğunun kitap okumaya en elverişli yer olması sebebiyle kitap okuma hızım uzun zamandır olmadığı kadar artmıştı. Amacım bu sene de en azından geçen sene sonunda topluca aldığım pek çok kitabı eritmek. Senede yirmiyi geçsem müthiş. Bir de tabii bu kitapları okurken bazı yerlerini çiziyorum ya da sonrasında bana düşündürdüklerini not alıyorum. Okuduklarımı ve okuduklarıma dair notlarımı da ya burada ya buna dair herhangi bir mini blog ortamında paylaşmak istiyorum. Böylece hem gelecekte okuduklarımı ve okuduklarımın bana hissettirdiklerini hatırlamam kolay olur, hem de belki çevremden birilerini biraz daha fazla kitap okumaya özendiririm.

4. Müzikal anlamda 2019'a somut bir şeyler bırakmak

Geri dönüp baktığımda geçmişe oranla son yıllarda en zayıflayan reflekslerimden biri de kayıt yapma diyebilirim. Eskiden her fırsatta gerek işitsel gerek hem görsel hem işitsel kayıtlara imza atar bunları da eşimizle dostumuzla paylaşırmışız. Bunların en güzel yanı da bugün geçmişe baktığımda bana o günleri aynı netlikte hatırlatan anılara dönüşmüş olmaları. Bu sene bir şekilde bu alışkanlığı geri kazanmak istiyorum, yeni besteler, yeni yorumlar, eski dostlar, yeni dostlar demeden bol bol kayıt yapmak ve bunları zamana not düşmek şart.

5. Almanca alanında ilerlemek

Geçtiğimiz senenin sonuna doğru yelken açtığım bir diğer konu ise Almanca öğrenme konusu. Buna heves etmemin iki sebebi var. İlki merak: Acaba bu yaşta hâlâ öğrenme reflekslerimi koruyabiliyor muyum sorusu. İkincisiyse yine işim gereği Almanca'yı pratik edebileceğim bir ortama sahibim, neden bunu kullanmayayım fikri. Şimdilik sevgili Osman Amca ile üç ders yaptık, aşırı başlangıç seviyesindeyim ve yaptıklarımızı çok tekrar edemedim. Ama hedefim önce bu giriş konularını sular seller gibi ezberleyip sonra da dersleri ve günlük çalışmaları rutine bindirmek. Keşke her gün 30-32 saat olsa da tüm hayallerimize vakit bulabilsek değil mi?

6. Masaları ve buluşmaları belgelemek

Yine eskiden blogger'lığın bir gereği olarak her bulunduğum ortamı fotoğraflar, bunları "bugün şunu yaptım, şunu gördüm, şunla buluştuk" temalı günlükvari yazılarımda bol bol kullanırdım. Fark ettim ki fotoğraf çekme alışkanlığımız da ya mânâsız özçekimlere evrilmiş ya da hepten kaybolmuş. Ben yine özellikle analog kardeşlerle bu alışkanlığımı korumaya çalışıyorum ama arşivcilik/belgecilik anlamında bulunduğum yerleri daha doğrusu birlikte olduğum insanları tıpkı eski günlerdeki gibi daha çok fotoğraflara kazımaya karar verdim. Bunları paylaşır mıyım, paylaşırsam burada mı paylaşırım yoksa başka bir mecrada mı henüz bilemiyorum. Sadece bir fikir taslağı bu madde ama en azından daha çok fotoğraf çekmeye başladım diyebilirim.


Evet sevgili 2019, gördüğün gibi çok açgözlü değilim. Haksız mıyım aziz milletim? Siz ki ne açgözlüler, ne tatminsizler gördünüz, görüyorsunuz; benim altı maddelik şu meşru isteklerim nedir ki? Haydi siz de bir hayır duası edin de şu hedeflere varayım bu yıl, her beğeni bir inşallah, her yorum bir maşallah olsun. Hahah. Bir de bence sizler de hedef koyun bu yıl için. Hedefler koyun ki şu hiçbir şey üretilmeyen vasatlıklar çağında ufak da olsa kendinize de çevrenize de bir nefes olun, en azından olmayı isteyin. Endişeli modern bitirişimi de yaptım, haydi yıl içinde tekrar buluşuncaya dek kendinize iyi bakın, çok üşümeyin.

Pazartesi, Aralık 24, 2018

Antalya'da Yaşadığıma Sevindirten Bazı Kışa Giriş Konserleri


Son bir aylık süre zarfında arka arkaya çok fazla güzel konsere katıldım, bu konserlerin bir kısmı şehrin yeni mekan ve salonlarındaydı hatta. Dedim ki bunları bloğuma da not alayım ki hem gelecekte dönüp hatırlamak istersem tekrar okurum, hem de belki başka okuyanları bu yeni mekanları keşfe veya böyle güzel konserlere katılmaya teşvik ederim.


Buyurun lafı daha uzatmadan, konuya geçelim ve ilk konserden başlayalım:

1. Akra Jazz Band | The 251 Soul





Akra Jazz Band'den 1. Akra Caz Festivali yazımda bahsetmiştim belki hatırlarsınız. Ülkenin kesin en iyisi, dünyanın da en iyilerinden biri olduğunu düşündüğüm bir festivaldi; keza ikincisini de iple çekiyoruz. Akra Jazz Band bu etkinliğin ev sahibi grubuydu. Festivalde birden çok kez sahne almışlar, farklı konukları sahnelerinde ağırlamışlardı. The 251 Soul da (İki beş bir diye okunuyormuş bu arada iki yüz elli bir diye değil.) tıpkı festivalde olduğu gibi Akra Jazz Band'in ev sahibi olduğu bir mekan; Çağlayan Yıldız da aynı zamanda mekanın müzik direktörü.

Akra'ya girdiğinizde resepsiyon karşınızdayken solunuzda kalan mekan gayet havalı bir caz kulübü tarzında düzenlenmiş. Sadece iç mimari bir güzellikten bahsetmiyorum, ses/akustik düzenlemesi de, ışık da, sahnede de, menü de her şey yerli yerinde hatta fazlasıyla iyi. Sahnedeki sütunlu kemere pek anlam veremedik ama o da nazarlık olsun diyelim. Mekanın ilk günü olduğu için müzik dışındaki her şeye de hayli dikkat ettik diyebilirim. Bu standartta ve konforda bir caz kulübe ben henüz denk gelmedim diye düşünüyordum, müziğin başlamasıyla bundan iyice emin oldum. O gün vesileyle uzun zamandır görüşmeye çalışıp da bir türlü denk gelemediğimiz Kadir Dursun Bey ile de bir araya geldik, biraz sohbet ettik.

Akra Jazz Band'de zaten uzun süredir birlikte çalan gruplarda gördüğünüz o rahatlık ve hakimiyet kendini hissettiriyor. Çaldıkları standartlar, sesin tam tadındaki yüksekliği ve her enstrümanın tek tek seçilecek netlikte olmasıyla konserleri iyice hoş oldu. Ses yüksekliğini "başınız ağrımadan uzun süre müzik dinlenebilecek ve yine de yanınızdakiyle konuşurken bağırmanızı gerektirmeyecek bir seviyede" diye özetleyebilirim. Bir de yine 251 adında bir kokteylleri var, sanıyorum rom üzerine kurulu, denemenizi tavsiye ederim. Hasılı kelam çok güzel geceydi, güzel sohbet, güzel insanlar, çok güzel müzik ve şehirde böyle bir mekan kazanmanın mutluluğuyla oradan ayrıldık.

2. Four in the Pocket | The 251 Soul




Aynı haftanın Cumartesi akşamı ise mekanın resmi açılışı vardı, hem de Four in the Pocket ile! Konserden önce Çağlayan Bey sahneye çıkıp buranın nasıl bir yer olacağından ve program akışından bahsetti biraz. Ben de sizlerle paylaşayım dediklerini: Hafta içi her gün solo, duo veya trio performanslar, hafta sonu da Akra Jazz Band'in ağırladığı konuk solistler olacakmış. Ayda bir tıpkı Four in the Pocket konseri gibi Türkiye ve dünyadan sevdiğimiz grupları ağırlayacakmış 251 sahnesi. Sadece bu ayda bir olan konserler biletli olup, onun dışındaki etkinlikler ise giriş ücreti alınmaksızın yapılıyor. Yani Akra yine Antalya'yı vizyonu ve kalitesiyle ileri taşıyor diyebiliriz kolaylıkla. Mekanı dijital dünyada takibe alın, haftanın programını ve o günün etkinliklerini online olarak duyuruyorlar gördüğüm kadarıyla:

251soul.com
facebook.com/The251Soul
instagram.com/the251soul
twitter.com/251soul

Konsere gelirsek, Four in the Pocket ülkemizde dinleyebileceğiniz en iyi dört kişilik ekip diyebilirim. Elif Çağlar'ın şahane sesi ve solistliğini ayrı tutarsak hâlâ üç kişinin bunca dolu dolu bir müzik yapabilmesine şaşırıyorum. Hoş o üç kişi de Alp Ersönmez, Çağrı Sertel ve Mert Önal olunca olaylar gelişiyor tabii. Uzun zamandır özellikle Alp Ersönmez'i bir konser olsa da şöyle yakından canlı canlı dinlesem diyordum, gerçekten dibim düşerek kendisini de tüm ekibi de dinlemelere doydum. Tıpkı ilk gece olduğu gibi bu kez de içimizde büyük bir mutluluk ve gelecek etkinliklere dair koca bir umutla mekandan ayrıldık.

3. Kerem Görsev Trio | Türkan Şoray




Derken sonraki hafta şehrimizin yeni kültür merkezi Türkan Şoray'da Muratpaşa'da Sanat Var başlıklı bir konser dizisi başladı. Şimdi biraz daha detaya gireyim, Türkan Şoray Kültür Merkezi'nin inşaatını Merveler yaptı. Nasıl yani derseniz şöyle, Muratpaşa Belediyesi'nin ulusal bir yarışma düzenleyerek seçtiği bu projenin yapımını Merve'nin babasının ortağı olduğu İnprodek firması aldı ve hatta Merve'nin de bu inşaatın şantiye mimarı olmasıyla Antalya'ya geldik diyebilirim. Yani orada daha bir temel çukuru bile olmadığı zamanlardan adım adım bir binanın yükselişine ve donatılışına ben de Merve ve kayınpederimle birlikte şahit oldum, haliyle kendileriyle bayağı gurur duydum. Sorarım size hanginizin eşi yaşadığı kente bir kültür merkezi inşa etti? Bırakın da azıcık gurur duyayım.




Bir süredir binada tek tük etkinlikler başlamış olsa da Muratpaşa'da Sanat Var adlı konser serisi buranın ilk esaslı etkinlikler dizisi diyebilirirm. Biz de Merve Hanımcığımla gidip binayı kullanılırken test edelim dedik. Serinin ilk konseri Kerem Görsev Trio konseriydi. Öncelikle salon çok güzel bir salon, oturma düzeni ve koltukların eğimi alt katın tamamının sahneyi çok iyi şekilde görmesini sağlıyor. Yan koltukların açısı da keza çok iyi, ilk iki sırayı saymazsak yan koltuklardan veya orta alandan alınmış bir biletin pek farkı yok. Ses, ışık, konfor her şey yerli yerinde. Şehrin bu yakasında bu nitelikte bir başka salon yoktu, bize de iyi oldu açıkçası. Kerem Görsev'e sahnede Kağan Yıldız ve Ferit Odman eşlik ediyordu. Söylemeye gerek yok hepsi büyük müzisyenler ancak bu ekip için özellikle bir denk gelsem de Ferit Odman'ı canlı kanlı dinlesem diye içimden geçiriyordum. Gerçekten performansları müthişti. Denk gelirseniz kaçırmayın, Kağan Yıldız'ı da ilk kez canlı olarak dinledim, çok etkileyiciydi, zaten kontrbas hayranı insanlarız. Güzel bir konseri güzel bir salonda dinlemiş olmanın manevi tatminiyle ayrıldık o gece oradan.

4. Dilek Türkan | Türkan Şoray




Türkan Şoray'daki bir diğer katıldığımız etkinlik ise aynı konser serisinin ikinci etkinliği olan Dilek Türkan konseriydi. Pek çoğunuz kendisini İncesaz ile tanıyorsunuzdur, hani İstiklal Caddesi'nden geçerken yıllarca bir yerlerden kulağınıza gelen "Bir çapkına yangımın, her yanı bilsen ne hoş..." cümleleriyle başlayan o güzel tangodan. Kendisi bizim de Merve ile büyük hayranı olduğumuz seslerdendir, hatta Türk Müziği alanında çağımız en iyi birkaç sesindendir diyebilirim rahatlıkla.

İşte Dilek Hanım hem kendi solo albümlerinden (ki son albümü An yeni çıktı sayılır, dinlemediyseniz muhakkak dinleyin) hem İncesaz ile söylediği şarkılardan hem de Türk Müziği'nin güzide eserlerinden bir seçki hazırlamıştı bize. Sahnede hayranı olduğumuz tek isim Dilek Hanım değildi tabii, Derya Türkan olsun, Çağrı Sertel olsun, Çağlayan Bey olsun (ki sanıyorum kendisi konser biter bitmez 251'e bir başka konsere geçti) nice büyük isim vardı. Konserde yine ağırlıklı olarak kayıtlardan dinlediğimiz bir sesi canlı dinlemenin; o sesin güzelliğine, kontrol ve rahatlığına birebir şahit olmanın heyecanını yaşadık. Kendisini klasik eserler seslendirdiği pek çok konserde dinlemiştim ama bireysel konserlerindeki sahne hakimiyeti ve samimi tavırları ayrıca hoşuma gitti. Merve ile konser hakkında konuşurken sadece ritim entrümanlarının yaptıkları müziğe tam olarak oturmadığını (en azından her parçada) düşündük. Onun dışında büyüleyici bir konserdi, umarım kendisini Antalya'da daha sık dinleyebiliriz.

5. Mehru Ensari & Cihat Aşkın | Türkan Şoray




Duyurulduğundan beri heyecanla beklediğim bir diğer konser ise Mensu Ensari ve Cihat Aşkın konseriydi. Cihat Aşkın'ı dünya gözüyle bir izlemeyi ve canlı canlı dinlemeyi çok istiyordum. Mensu Hanım ile birlikte gerçekleştirdikleri konseri tamamen Minyatürler albümleri üzerine kurgulamışlar. Bu albümlerde de -ki biri 1998, ikincisi 2013 tarihlidir- ikili Türkiye'nin birbirinden güzel melodilerini yorumluyor. Çaldıkları eserlerin yapısı gereği konser sakin ilerledi, yani hız ve teknik anlamında aklımızı alan şeylerden çok duygu olarak yoğun melodiler dinledik. Sondaki bis şarkısında ise Cihat Bey neden Cihat Aşkın olduğunu bir kez daha bize hatırlattı, bu icrânın sonundan kısacık bir bölümü Twitter'dan da paylaşacağım.

Bu arada şu noktada belirtmem gerek ki konserleri sunan hanım efendi katıldığım tüm konserlerde istisnasız şu hatayı yaptı, son şarkıda tam salondaki herkes sanatçıları bis yaptırmak üzere coşkuyla alkışlarken araya girip alkışı kesip çiçek verme anonsuna başladı. Böyle olunca bis şarkıları topyekün iptal olayazdı çoğu konserde, bazı sanatçılar çok profesyonel manevralarla o şarkıları kurtardı, bazılarınınki güme gitti. Bu tip bir bitiriş anonsu bis alkışları ve şarkısından sonraya saklanmalı özetle. Neyse ki Cihat Bey iyi bir manevra ile "Size bir şarkı daha çalacağım" dedi ve girdi.

6. Gökhan Türkmen | Jolly Joker




Geliyoruz bambaşka bir etkinliğe. Uzun yıllardır bir canlı canlı dinleyeyim deyip de civarımdaki tüm konserlerine bambaşka işlerim sebebiyle asla katılamadığım bir isim var sırada: Gökhan Türkmen. Kendisinin yaptığı işlere pek çok yönden hayranım. Şarkılarına ne zaman Kral'dır, Power Türk'tür gibi kanallarda denk gelsem aklıma şu soru geliyor: "Madem bunca iyi müzikler bu kanallarda dönüyor, bu listelerin en üst sıralarında haftalarca kalabiliyor, bize neden sürekli leş gibi şarkılar dinletiyorlar..." Bu soruma hâlâ bir cevap bulamadım ama sonunda şeytanın bacağını kırdım ve Gökhan Türkmen'i canlı dinlemeye gittim. Sevgili Asena'nın Antalya'da olması ve "haydi konsere gidelim" demesi lazımmış demek ki.

Tabii bizde o eski raksıtarlıktan eser yok, konserin başlaması 00.00'ı buldu ve az daha masada uyuyordum ama kesinlikle gittiğimize değmiş. Neredeyse 10 kişi vardı sahnede ve albümlerdeki o aşırı güzel sesi neredeyse birebir canlı performanslarına da taşıyabilmişler. Ses mühendisleri sevgili Emre Nişancı'nın da bu işte parmağı var şüphesiz. Hasılı kelam tüm haftanın yorgunluğuna rağmen hayran hayran dinledik, sizler de denk gelirseniz kesinlikle affetmeyin, koşarak gidin konserlerine.

7. Ece Göksu & Akra Jazz Band | The 251 Soul




Yazının bir diğer 251 konseri ise Ece Göksu'nun Akra Jazz Band'in sahnesine konuk olduğu konseri. Aslında o gece Asena ve sevgili annesiyle buluşmak üzere 251'e randevulaşmıştık, ne şans ki Ece Göksu'nun konserine denk geldik. Tertemiz bir ses, birbirinden güzel caz eserleri derken keyfimiz iyice yerine geldi. Hem sohbetimizi ettik hem de üzerine pek hoş bir konser izlemiş olduk. Dilerim Ece Hanım'ı da daha sık buralarda görür, ağırlarız.

8. İdil Biret | Türkan Şoray




Bu yoğun konser sezonumu İdil Biret konseri ile zirvede kapattım. Sene sonuna kadar çıtayı düşürmemek adına başka herhangi bir konsere gitmeyi düşünmüyorum. Kadir Bey sağ olsun İdil Hanım'ı ellerini rahatça görebilecek kadar yakından dinlemek de ayrı bir onur oldu. Gerçekten akıl almaz bir yetenek, güç, hafıza, icrâ... Konser boyunca her şarkıda içimden sürekli "vay, vay, vay, vay..." nidaları yükseldi. Konserin bitiminde ayakta alkışlamakla yetinmeyip utanmasam zıplayarak alkışlayacaktım İdil Hanım'ı. Tam bir Cumhuriyet Kadını, hikâyesi de icrâsı kadar büyüleyici, iyi ki böyle insanlar var, ne şans ki onları şehrimizde, mahallemizde, konser salonumuzda dinleyebiliyoruz.

Bu yazıyı da biraz geç de olsa yazıp aradan çıkarttım, önümüzdeki hafta hazırlamam gereken iki büyük müzik yazısı daha var keza. İlki senenin son Karşılaştığım Müzikler'i, ikincisi ise beehy.pe için hazırlayacağım 2018 albümleri listesi. Bana güç kuvvet dileyin, yeni yılda bunların hepsini ayrı bir mecrada farklı bir formatta size sunmak niyetindeyim, bakalım, hayırlısı. Alnımızda ne yazıyorsa o. Şimdiden hepinizin yeni yılını kutlayayım, sonra unuturum, üzerimde kalmasın. 2019 umarım hepimize iyilikler, güzellikler getirir.