Cumartesi, Eylül 30, 2006

Gölge' m

Sesimin gölgesi ol
Şarkılar söylerken yanımda bulayım seni
Hüzün, gözlerinden akmasın
Yarın çok geç hemen şimdi
Ellerin...
Kirletirken,
İncitirken sokaklar düşlerimi,
Örseleyip,
Yok ederken yaşamak yüreğimi,
İçime saklan, hep orda kal!
Her solukta duymalıyım seni!
Umudumda kal, umrumda ol!
Sensiz anlamsızım sevgi...

NOT : Bu en sevdiğim şarkıdır, beni her daim etkiler şayet bir gün kaydını yaparsan şimdiden Merve Hanım' a hediye ediyorum bilinsin! :) Bu şarkıyı söylediğim konser eminim hayatımın konseri olacaktır!

Perşembe, Eylül 28, 2006

Temaya Gel

Özlemişim bunları ben göya!

Uzanmışım Kumsala

Böyle üzerine uzanabileceğim derdimi tasamı unutabileceğim bir diz olduktan sonra, tutulabilecek bir el, özlenilebilecek bir insan olduktan sonra daha ne ister ki insan hayatta....

NOT : Yüzümdeki parlama güneşten değil mutluluktan ve keyiften :)

Efsane Yaratırım Acımam

İkinci bir başlık :

My Legends of Advance English
(Aşmış İngilizce Efsanelerim)

Şimdi efendime söyleyeyim o da anlamasın "Efendiiiim?" diye dönsün bana ben de diyeyim ki "Haşa siz benim efendimsiniz haddinizi bilin efendi olun." :Korkunç giren dengesiz blogger edası smileysi: Ne diyecektim hah şimdi benim her C ile geçen (ezik) hazırlık öğrencisi gibi almakla yükümlü olduğum bir ileri ingilizce dersim var. Bu dersler de programımda salı, çarşamba, perşembe günleri üçüncü saatlere denk geliyor. Şimdi benim bilgisayarım bozuk olunca girip de bakamadım nerde dersim diye ve salı günü bir efsane üzerine Kuzey Eğitim Fakültesi binasına gittim haldur huldur. Saat biraz 11' i geçiyordu hemen girdim binada sol tarafta sınıflar var lakin ben bilmiyorum sınıfımın adını sadece section 3 olduğum biliyorum dersler de başlamış işin kötü yanı kafayı uzatıp baktım bir kaç sınıfa sonra üst kata da çıktım baktım biraz daha sağa sola sonra da dedim "Eee yeter be! N' oluyor, öğrenci miyiz seyyah mıyız?" -tamamen yalan, iç sesim böyle düzgün cümleler kurmaz, artı biraz şiveli ve küfürlü konuşur ve kelime haznesi dardır.- Sonra çıktım geçtim güney kampüse dertleştim bizim gençlerle Yasin Bey pek eğlendi halime. Sonraki gün bu sefer evvelden Ilgın Hanım' ın bilgisayardan baktım sınıfıma Natuk Birkan XYZ10 gibi birşey. -xyz salladığım gösteririr bu arada- Neyse manzarada oturuyorurdum derse 10 dakika kala toparlandım gittim o tarafa girdim binaya hemen bir şemaya göz atıp alt katta bir 10 numaralı oda gördüm. Paldır küldür indim aşağıya bu arada saat yine 11.03 gibi bir miktar geçmişti ders saatini salonu buldum kapı açıktı insanlar içerde oturmuş ders dinliyordu "Aman Yarabbim!" diyerek hemen dalıp arkadaki ilk boşluğa oturdum, yerleşirken de aksanlı bir ses geliyor ve rahataldım sonunda geldim be doğru derse diye. Kafayı bir kaldırdım akabinde karşımda Alman bir bayan, Türkçe konuşuyor garip bir şekilde o da yetmiyormuş gibi Orhun Yazıtları' ndan bahsediyor. Beynim bu 3 gerçeği üst üste kaldıramadı ve yanımdakine dönmemi emretti. "Ne dersi bu dedim?" , "Edebiyat Bödösü" gibi birşey dedi. Allah' ım ne talihsiz bir kulum ben dedim sınıf da ufakmış kadınla karşı karşıya sayılırız zaten 25 - 30 kişi ancak var. Ayıp olmasın diye çıkamadım da blok dersin ortasında dalmışım zaten anladığım kadarıyla 40 - 50 dakika sonra ders bitti. İngilizce' yi kaçırmakla kalmamış ve Türkçe' den soğumaya bırakılmıştım. Üstelik salaklığım bu kadar had safhada olmamalıydı. Yine gençleri çok eğlendirdim bu hikayeyle ve eve gelince tamir olmuş bilgisayarımla dikkatle baktım son ingilizce dersime. İlk günkü yerinde 117 nolu derslikteydi. Bugün daha vakitlice gittim Kuzey Eğitim Fakültesi binasına ve girdim sınıflar girişin solunda oluyor bu binada ilk katı gezdim 103 - 104 - 105 - 106 - 116 vardı, içsesim "Bu merdivenler var ya..." dedi neyse çıktım yukarı bir baktım 203 - 204 - ikiyüz böh diye gidiyor. "Aklımı tutamadım kafatasımda uçtu uçtu." dedim kendime -içsesim had safhada san' atsaldır- Bir daha indim alt kata ve acı gerçeği o anda algıladım, binanın girişinde sağ taraf gizlenmiş bir miktar sınıf daha vardı ve 117' i gördüm. Girdim içerde birisine de onaylattıktan sonra dersimi çantamı bırakıp çıktım çantamı biraz dışarı, sonra girdim tekrar. Hoca geldi genç ve şeker bir hanım. Bildiğimiz masalları özetlememizi söyledi 10 cümleyle yazarak. Ben de entelim ya hani o açıdan Hobbit' i yazdım. Okudum bile sonra. Neyse şükür dedim kendime bugün de bulamasaydım zorunlu olmasına rağmen tavır koyup bir daha gitmeyecektim o derse. "Ben olmuşum edvens ingiliş!" dedim kendime. Vurdum yollara ardından.

İlk Hafta Bitti Bile!

Okul açıldı yahu çok da güzel oldu hakkaten güzel yani lakin bir koşturmacadır aldı yürüdü okulla beraber üstüne bir de bilgisayar bozulunca ilk hafta çektiğim tüm resimler de arada telef oldu sanırım şu an kafama dank etti neyse resimden bol ne var :) Bir koşturmacadır aldı başını gitti ya bakalım hayırlısı. Güney - Kuzey - Hisar - Şatıl - Otobüs - Koşkoş felan yani. (Felan Yasin Bey vurgusuyla aman dikkat edin.) Şu anki izlenimlerime göre ekonomi, politika, hukuktan kalmayı düşünüyorum sosyolojiye girmedim hoca ilk hafta gelmezmiş. (vuuuuv kuulum ben oh yeah) O kadar çok özledim ki hazırlığı ve herkesle iç içe olmayı anlatamam yani gördükçe sarılıyorum birilerine en çok Melis ve Tuhaffiye Hanım ile Yasin Bey' i özlüyorum çünkü onlarla daha az denk geldik. Misal Egecan Bey her daim ortalıkta :) Ilgın Hanım' la da denk gelebiliyoruz çok şükür. (Ilgın Hanım' sız yalan bu dünya!) Değişik konulara değişik postlarda değineceğim ki zengin görünsün ortalık hem Deryik Hanım gibi seri bir şekilde (kaba kelimeler kullanmıyorum burada yoksa kendi betimlemesini yazardım) yazacağım çat çat ardı ardına. Nazlı Hanım var sağolsun tek bölümdaşım her derse götürdü beni başlarda ben de bu sayede öğrendim biraz işi. Profili de çok güzeldir kendisinin. Ayy yeter!

Çarşamba, Eylül 27, 2006

Dönüşümden Birşey Olmaz

Yahu bilgisayar yoktu lakin olaylar bir o kadar çoktu bu hafta zamanla vaktim oldukça yazacağım ama sanmayın ki dönüşüm muhteşem olacak.
NOT : Ben ilgili şahıs olsam "Dönüşüm muhteşem olacak!" isimli bir geri dönüşüm kampanyası yapardım ya nerde millette o fikirler :) Resim eski profilim gibi hatırlayanlar çıkacaktır.

Cumartesi, Eylül 23, 2006

Son Dakika Gelişmesi

Emre Bey aradı aşağı indim Erhan Bey ve kendisini görmeye, yandaki kebabçı da oturduk çay içtik adamlar para almadı ne olacak canım falan dediler şoka girdik. Ne oluyor yahu dedik :) Bu gençler çok kafa adamlar vesselam :)NOT : Ne oluyor yahu derken çekmişim gibi bir poz işte Emre ve Erhan Beylerden. :)

Sükût' un Altın Olmaması

Şöyle ki bazı durumlarda konuşmak gerekir, konuşmamanın çözmeyeceği durumlar vardır, konuştukça rahatlar insan, taşlar yerli yerine oturur, düşünüp kurulan senaryoların yerini gerçek alır. Şöyle bir fikrimiz var Egecan Bey ile, konuşulduğunda çözülmeme gibi bir ihtimal kalmaz genelde. Herkes kesinlikle bir şekilde gerçekleri görür ve bunları kabul eder ama tamamen dürüst ve açık bir konuşma gerekir böyle durumlarda. Konuşun gençler ki uzamasın bu tatsızlıklar değil mi. Zaman herşeyin ilacıdır. Zamanla yine gönüller bile bir olur belki. Olmayacak şey değil yeter ki konuşun.Güne dair notlar :
Çengelköy' de kahvaltı ve hoş sohbet, açılmayan bir TRT İstanbul Radyosu, Egecan Bey ve Özge Hanım' la güzel ve uzun bir konuşma, Yüzüklerin Efendisi ve gaza gelişim, Silmarillion' a duyulan açlık, birilerine duyulan özlem, gelen mesajlarla yüzünüzün gülmesi, mutluluk ve keyif, kendini etkileyici hissetme ve karşıdakini etkileyici bulma..

Cuma, Eylül 22, 2006

Fikir

Bugün Berat Hanım' la yaptığımız konuşma üzerine buraya yazdıklarımda günlük olaylardan çok fikirler ve duygular üzerine yoğunlaşmaya karar verdim. (Bu kararıma en azından bir gün süreyle uymaya çok hevesliyim.)BÖLÜM 1 (Merve Hanım) :
* Bazı insanlar, onları beklerken iğrenç bir nescafe içmek zorunda kalmaya değerler.
* Yine bu bazı insanlar yağmurun altında beklenilmeye de değerler.
* Bazı insanlarla saatlerce yüzüne bakarak konuşmak, bana çok keyif verir.
* Yanımda Merve Hanım varken kendimi daha iyi hissettiğimi fark ettim.
* Midesi küçülen bir insanı yemek yemeye zorlamak gerekir.
* Bazı insanlar fotoğraf çekilmesinden hoşlanmadıkları gibi poz da vermezler.
* Döneceğini bilerek birini uğurlamak/yolcu etmek fevkalade bir duygudur.
* Suratınızdaki salak sırıtışı silememek de öyledir.
* Merve Hanım çabuk özlenilen cinste bir bayandır =)BÖLÜM 2 (Berat Hanım) :
* Eski dostlarla görüşmek ayrı bir güzeldir.
* Hele bu insanla bir küsür yıldır görüşemediyseniz.
* Berat Hanım çok şeker bir insan olmasının yanısıra çok da dolu bir insandır.
* Dolu insan; kültürlü, bilgili ve gelişmeye açık insandır.
* Sohbet güzel birşeydir, müzik ise evrensel ve ortaktır.
* San' at sız bir toplumun hayat damarlarından birçoğu kopar.
* Daha sık görüşme konusundaki çalışmalarımız devam edecektir.

Perşembe, Eylül 21, 2006

Jukebox

Dün öğleden sonra Murat Ağabey' in ricası üzerine Harem' e gittim, Murat Ağabey' in Japon arkadaşı Nao Hanım' ı ordan alıp, bizim okula götürecektim. Bir miktar orada bekledikten sonra otobüsleri geldi ve beraber Üsküdar' a gittik taksiye atlayıp. Nao Hanım değişim öğrencisiymiş. Sosyoloji 3. sınıfta okuyacakmış, şimdi de superdorm a yerleşmeye gidiyormuş. Biz de Beşiktaş' ta Tuhaffiye Hanım' la buluştuktan sonra yine atladık bir taksiye daha bavul benim fiziksel özelliklerimi çok zorlayacaktı yoksa. Şoför amca süperdi, zamanla trafiğin de etkisiyle Tuhaffiye Hanım ile sohbeti koyulaştırdılar. Neticede dorm a geldik. Nao Hanım' a resepsiyona kadar eşlik edip ordan Melis Hanım' ın odasına geçtik, kendisini de alıp güneye doğru yürümeye başladık. Merve Hanımcık da gelecekti hatta aşağıya inmeden bir onu da arayayım bir daha in çık yapmayayım dedim o da zaten gelmek üzereymiş. Deli olmalarına rağmen -istemeyerek- Melis ve Tuhaffiye Hanımlarla tanıştırdım kendisini. Sonra da aşağıya doğru indik. Çimlere yayıldık, Yasin Bey geldi sonra bir miktar daha eğlenceli sohbetler ettik. Sonra Egecan Bey de geldi bizim bayanlara pide getirerek ve kantine geçip onları yediler. Egecan Bey yine tam formundaydı. Merve Hanım eminim arkadaşlarımı sevmiştir hepsi birbirinden eğlenceliydiler dün akşam. Sonra konser başladı diye aradı Yasin Bey, biz de gittik biraz oturduk içerde baktık olacak gibi değil çıktık kapıya tekrar, sohbet muhabbet derken Jukebox çıktı sahneye. Grubu şöyle anlatayım baştan sona bir hata bile bulamayacağınız çok güzel bir performansları vardı, şarkı seçimleri çok güzeldi, gruptaki herkes işini ciddiye almış gibi görünüyor ve iyi iş yapıyordu. Müthiş sesli bir bayan solistleri vardı ve bas gitarda Yasin Bey vardı ki kendisi de çok güzel çaldı bence dün akşam yani bu grupla birkaç konsere çıkmış kadar rahattı. Her güzel şarkıyla bizi biraz daha etkilediler. Biz de çığlık ve alkışlarımızla kendilerini destekledik. Sonra gençler Badehane' ye gitmeye karar verdiler, ben gitmesem daha iyi olacaktı. Onlar taksiyle yukarı çıkarlarken biz de taksi kalmayınca Egecan Bey, Kısa Film Yönetmenimiz ve Merve Hanım' la yukarı yürüdük. Merve Hanım' ın ablasını bekledik orda biraz daha sohbet edip eğlenerek. Sonra Merve Hanımcık gitti. Biz de taksiye atladık geçerken birimiz Etiler' de birimiz Beşiktaş' ta indik, Egecan Bey Taksim' e devam etti. Çok güzel bir geceydi Yasin Bey' ime başarılarının devamını diliyorum çok yakışmıştı sahneye akşam. Onun dışında Melis Hanım, Tuhaffiye Hanım, Egecan Bey gibi geceye ağırlığını koyan arkadaşlara teşekkür ediyorum eğlenceli bir gece yaşattıkları için ve tabi ki Merve Hanımcık' a da yanımda olduğu için.

Çarşamba, Eylül 20, 2006

Gençlerle Buluşmalar

İki gündür bizim gençlerle içiçeyiz, özlemişiz hepsini sanki yıllardır görmüyor gibi.

  Hatta pazartesi günü okuldan sonra Bambi ve Aslanım' a bile gittik hep beraber özledik, dün de çıkışta Egecan Bey' in babasının dükkanına gittik Bebek' te. Oturduk, eğlendik, sohbet ettik oh mis. Bebek' i de özlemişiz yani.

  Sonra Egecan Bey' in tüm ısrarlarına karşı vapurla Hisar' a geçip -İrem Hanım' la beraber- ordan da eve döndüm.

Pist Lan Ordan!

NOT : Bu yazı kedi karşıtıdır ! Kedi seven blogger lara sesleniyorum hacklemeyin blogumu !

Şimdi aşağıda gördüğünüz resme sebep olan olay, örselenmiş bir kediye sevgiyle yaklaşıp başını okşama çabamdır :Bre ahlaksız kendini bilmez kedi, ben ki kedilere sevgiyle hatta kimisine saygıyla bakan bir insanım sen gelip ne hakla benim milyon dolar -belki de milyar- değerindeki sağ elimi tırmalıyorsun hem de o el seni sevmek amacıyla hareket ederken. Ayıp ayıp! Kediliğinden utan herşeyden önce. Nankör!

Çimlerdeki Master

Master diyorum çünkü bu bey bir computer master dır. Çok iyi gitar çalması yetmiyormuş gibi çok da iyi bilgisayar kullanır, tüm çimlerin wireless bağlantısını kurmakla yetinmeyip bir kaç kişiye ders bile seçmiştir, tanıdık tanımadık herkesin elinden tutmuş onları da muasır medeniyetler seviyesine yükseltmiştir. Bu kişi Caner Bey' dir. Yanınızda olması bile ulan bu adam laptop sız bile internete bağlanır hissi uyandırdığı için huzurluyduk biz de o sabah. Yine de bazı şanslı lavuklar dışında bir kaç fire verdik ders seçiminde. Onlar da olur, rahat olmalı insan değil mi, bakın koskoca master bile nasıl devrilmiş yatıyor camış misali. Gittik, geldik, gittiler, geldiler, geldikleri gibi gittiler adam yine uyudu akşam da bizdeydi hoş sohbet, büyük gitaristler -ki biri de kendisidir-, youtube, ismail y.k., lordi, allah belanı versin, bana gelen sana gelsin gibi geçen bir akşamdı. :) Katkılarından dolayı tüm çimler adına bir teşekkürü borç bilirim kendisine.

Salı, Eylül 19, 2006

NOT :

Blogger ın zıpçıktılığı yüzünden postlara resim koyamıyorum yoksa bir ton şey yazacaktım yarına kaldı artık, kusura bakmayalım.

Pazar, Eylül 17, 2006

Once Upon a Time in Blogger

Bir zamanlar ben daha gençken, buralarda yeni yeni yazmaya başlamışken sadece gerçekten tanıdığım insanlar bana yorum yapardı, şayet bloglerı varsa. Bir gün bir baktım yeni biri yorum yapmış, tanıdık sandım inceledim profilini blogunu falan yok tanıdık da değil, tarz bir blogu var üstelik ismi kadim lisandan ve kulağa hoş geliyor, o gün bugündür başlayan sevgi saygı çerçevesinde bir münasebetimiz oldu kendisiyle, tanıştığımızda ne onun blogu daha böyleydi ne de benimki.. Sonradan bana özgürce hayal kurma vizeside verdi bu hanım başka bloggerların beraberinde; düşündüm tanışalı da az buz olmamış yaklaşık yarım yıl olmuş, kendisinin de geçtiğimiz cuma günü doğum günüydü, saygı duyduğum bu insana elimden geldiği kadarıyla birşeyler hazırladım, benim çok sevdiğim bir şarkı. Umarım kendisi de beğenir: Masal' lı şarkı.

Özlenilen Bayan :)

Şimdi efendime söyliyeyim bugün sonunda Merve Hanımcık' la buluşacaktık ki kendisi İstanbul' a geleli daha çok olmamıştı lakin uzun zamandır görüşmüyorduk çok da özlemiştim kendisini. Sabah ya da öğlene doğru verdiğimiz kararların sonunda 14.00' te Taksim' de metro çıkışında buluşmaya karar verdik. Ben gittim ardından da arkadaşlarıyla kendisi geldi, sabahtan arkadaşlarıyla tasarım günlerine gitmişler ordan dönüyorlardı, arkadaşlarından ayrıldı sonra İstiklal' e doğru ilerledik, kısa bir karar sürecinin ardından Barcelona adlı mekana oturduk. Merve Hanımcık birşeyler yerken ben de bir kahve içtim, sohbet, keyifler, kahve hepsi kallaviydi. Uzunca bir süre sohbet ettik, hatta fal bakmaya bile yeltendik bana sonrasında mekanda değişiklik yapmaya karar verdik ve ordan kalktık, ortak payda olarak Uçan Ev' de buluştuk ve oraya gittik, yine hoş müzikler çalıyordu, çikolatalı dondurma da yokmuş ikimiz de aystii içtik. Uzun uzun sohbet ettik, fotoğraflara baktık, geçtiğimiz seneden, okullardan bahsettik. Güzel zamanlar bitmesin istedikçe aksine hızla geçer ya, bugün de genele nazaran çabuk geçti, benim akşam yemeğine dönme saatim yaklaşıyordu, kalktık ikimizde metroya doğru indik, ben de fünikülere binecektim çünkü, orda vedalaştık kendisiyle, umarım en kısa zamanda tekrar daha uzunca görüşme fırsatımız hatta fırsatlarımız olur, çünkü çok mutlu olduğumu hissettim günün sonunda, demek neymiş güzel bir insanla, güzel güzel geçen dakikalara ihtiyacımız varmış da haberimiz yokmuş. Umarım çarşamba günü gelecek kendisi de. Hem bizim gençlerle de tanışır bu vesileyle, ardından motorlara gittim Kabataş' tan, bindiğim motor o kadar sallandı ki denizi dik açıyla görmeyi başardıyordum az daha oturma pozisyonunda. Sonra iki turist geldi ve ingilizce bilip bilmediğimi sordular ardından kendileriyle yol tarifiyle başlayıp uzayan bir sohbete girdik yol boyunca, biri Amerika kıtasından gelmiş, biri Yeni Zellanda' dan, elimden geldiğince yardımcı oldum, çok süper konuşmasak da yeteri kadar anlaştık, şehirlerden, okuldan, İstanbul' un güzelliğinden bahsettik, en son da yol tarifi, bilet gişesi ve vapur saatlerini konuştuk kendileriyle. Çok teşekkür ettiler, tanıştıklarına çok memnun olmuşlar, böyle afilli mafilli pleasure' lı falan cümleler kurdular ayrılırken ben de o sizin güzelliğiniz kıvamında cümleler kurdum, eve dönerken de düşündüm Türkçe konuşulmayan bir ortamda 4-5 gün bana daha akıcı ve karizmatik bir ingilizce kazandırabilir diye. Neticede güzel gündü güzel, hem de ne zamandır olmadığı kadar güzel.

Çiftlik' ten Aşağısı

Dün öğlen işlerimi güçlerimi tam yeni bitirmiştim ki Emre Bey aradı, işin yoksa Kadıköy' e gel dedi, birşeyler daha geveledi ağzında lakin anlamadım ben tabiki. Neyse toparlandım çıktım evden, buluştuk gençlerle, Emre Bey' in arkadaşları da vardı, evvelden tanıştığım bir tek Erhan Bey vardı. Sonra oturdukları yerden kalktıkları sırada Emre Bey, beni ve Erhan Bey' i yanına alarak başka bir yolculuğa çıkardı. Gittiğimiz yolculukta Emre Bey için, umut, mutluluk ve hoş bir gelecek gördük diye özetleyeyim durumu kısaca. Hayırlısı bakalım, sonra ordan kalktık bir rıhtıma kadar inip bir miktar geri çıkıp başka bir yere oturduk. Sohbet ettik bol bol, keyifler de hayli yerindeydi, ardından artık yavaştan kalkma vakti geldiğini farkettik ve kalktık, bindik sarı dolmuşumuza paşa paşa ardından evin orda indik, Emre Bey kapıya kadar çıkıp annemden beni istedi. Onlar evlerine döndü ben de yemek yiyip kendilerini takip edecektim, yedim yemeğimi aletimi edevatımı toplayıp indim Çiftlik' ten aşağıya doğru. Ne zamandır girmemişim buralara ama yer yön hafızam kuvvetlidir çok şükür, vardım Emre Bey' e, içerde Erhan Bey' le oturuyorlar, bilgisayar açık bir yandan, msn' de az daha korkunç/hayvani bir kazaya sebep oluyordum ki bu kaza Emre Bey' in geleceğini karartabilirdi, neyse kötü birşey olmadı sonuçta. Biraz gitar, fotoğraf, kayıt, müzik derken evden çıkmaya karar verdik, parkta oturduk iki saate yakın da güzel güzel de sohbet ettik, yine bir miktar fotoğraf çektik sonunda vakit iyice ilerlediği ve Erhan Bey hâlâ aç olduğu için tekrar Bağlarbaşı istikametine yöneldik, oturup birşeyler yedi gençler ben de izinlerini isteyip ayrıldım yanlarından.

Cumartesi, Eylül 16, 2006

Büyük Basçı Konserde

Efsane bassçılarımızdan Yasin Bey' in okulumuzun esaslı gruplarından Jukebox ile çıkacağı konseri anons ediyorum burdan herkese 20 Eylül Çarşamba saat 19.00' dan sonra Murat Dikmen salonunda oryantasyon programı dahilinde herkes davetlidir yani bu yazıyı okuyan herkes. Ayrıntılı bilgi için Yasin Bey' e tıklamalısınız. Neler çalacaklarını öğrenirsiniz bu vesileyle.

Registration.Voyn.Edu.Tr

Sabahtan biraz keyifsizceydim akşamın etkisiyle. Sonra kahvaltıya gittik Küçüksu' ya, benim evin önünde yedik birşeyler, manzara güzel, hava güzel -serince-, keyfim daha iyi olsaydı keşke, sonra döndük eve pikabı ve müzik setini bırakacaktık tamirciye, tamircinin tavrı beni çileden çıkardı kızdım çıktım dükkandan -pikap tamircisi aranıyor- ardından geldik eve ve ağabeyle berbere gittik. Hımmm kuaför mü deseydim? Devir jiggs devri tabi, neyse döndüm eve, ders programını yapayım diye cuma günüm boş onun dışında 19 saat ders var kafamda az miktar sorular kaldı, bir de şu online kayıt sistemini halledersek herşey süper olacak.

Zıpçıktıdan Efendiye

EvvelaArdısıra

NOT : Berberlerin hayatımdaki yeri çok mühimdir her gidişimi sizle paylaşırım, çok sert poz veririm o da ayrı :)

Cuma, Eylül 15, 2006

Nice Buluşmalar

Bugün aneyle karşıya geçmeyi planladık, hem bir okula bakıp şu harçları -yatabiliyorsa şayet- yatıracaktık hem de sahilde biraz yürüşüy yapacaktık. Bindik 125' e ver elini Hisarüstü dedik, bu arada Anadolu, Rumeli ayrımı yapmadan "her Hisar' a Hisar derim, Hisar benim olmadıkça." İyice söz sanatı yapan bir insan oldum hatta yer yer Cenk ve Erdem Beyler oldum Allah sonumu hayır etsin. Sonra indik yukardaki durakta Bebek Koyu' nu seyrederekten aşağılara indik, tam meydana giriyorken uzaktan tanıdık sırtlar gördüm ve yakalamak için koştum onları, onlar da sanki benden saklanmak için hemen bir çalının ardına çömeldiler doğru görmüşüm bunlar Caner Bey ve Rüştü Ağabey' di. Rüştü Ağebey -burdan Türk Dil Kurumuna sesleniyorum bu sözcük artık aşınmış ve abi olmuştur, lütfen bir el atın böyle kastırmayın bizi- bizim okulda Master' a kaydolmuş onla uğraşıyorlar ellerinde laptop. Çok da özlemiştim Caner Bey' i ayaküstü bir sohbet ettik sonra harçların da yatırılamadığını öğrendik -salı günüymüş- ve manzarada birer çay/kahve içmeye karar verdik, o sırada yol arkadaşlarımdan Cafer Bey -yanlış hatırlıyorsam çok ayıp- geldi yanımızda biraz da onla sohbet ettik sağolsun bana fakülteye kadar gidip merak ettiklerimi sormamı söyleyip, oraya kadar da eşlik etti, merak edecek bir şey yokmuş. Ardından indik Aşiyan' dan aşağıya ve sola doğru yürüdük deniz kenarından, her daim oturduğumuz bir yer vardı adı Antik Laterna olmuş galiba hem şık hem leziz bir yerdir, orda balık ekmek yedik ne zamandır çok canım çekiyordu ve yemekten önce annemin ta Çakallıklı' dan bir öğrencisi ile karşılaştık, yanında bir arkadaşı daha vardı, davet etti annem masamıza onlar da zaten çay içmeye gidiyorlarmış bizle içmeye karar verdiler. Çok nasıl desem böle hoş bir insan bu Bahadır Ağabey -TDK elini çabuk tut!- bizim okulu bitirmiş o da Master yapacakmış kaydolmuş Felesefe bitirmiş maşallah, üstelik müzik grupları da varmış adı da Sakareller. Tıklayıp girin bakın sitelerine çok güzel şarkıları ya da ben sevdim bilmiyorum ama güzel yahu. Şemsiye tam çalınmalık parça burdan ilgilenenlere -especially Yasin Bey- duyurulur. Sonra onlar kalktılar yanımızdan biz de ardlarından kalktık, sahilden yürüdük Bebek' e, orda birer kahve içelim dedik Bebek Kahvesi' ne oturduk, sonra bir garson geldi yüz karış suratla ben de şahsına uyuz olup kalkalım dedim, sanki hayrına iş yapıyor denyo! Tövbe estağfurullah bak kızdırıyorlar beni durduk yere, sonra tam iskelenin yanında bir yer var şıkça bir yer oraya oturduk, hem manzarası da var misler gibi, orda içtik kahvelerimizi, sonra da Bebek' ten vapura binip Arnavutköy' e uğramak suretiyle Çengelköy' e geldik. Birazcık da orda yürüdükten sonra otobüsümüze binip evimize geldik bu güzel günün ardından. Bu aralar boğaz pek güzel hava poyraz ya ondan dedi annecik, katılıyorum ondandır.NOT : Anlayamayanlar ya da kaçıranlar için ilk nice buluşma Cener Bey ile ikincisi de Bahadır Ağabey -TDK, Allah cezanı verecek!- iledir.

Egecan Bey' de Biz Bize

Nev' in dediği gibi 'kalabalıklar içinde yalnız olmak' tansa tenha bir grupla hep beraber olmak çok daha güzel bunu bir kez daha onaylamamı sağladı dün akşam. Şöyle ki çekirdek kadromuzdan -ve ya kadrolu elemanlarımızdan mı desem- Yasin Bey, Tuhaffiye ve Melis Hanımlar vardı akşamki davette, gittik arabacıkla. Evvelinde Yasin Beyimin banka işlerini halllettik Fıstıkağacı - Bağlarbaşı civarında sonra da madem buralardayız ver elini Üsküdar, deyip Üsküdar üzerinden sahil yoluna vurduk kendimizi, çok çok severim sahil yolunu -gerek bu tarafı gerek karşı sahili- işte biz Hisar' a geldik, Melis ve Tuhaffiye Hanım' da iskelenin önündeydiler onları da alıp çıktık yukarı, geçtik havuz başına -zaten tenha- oturduk, Egecan Bey' in kardeşi Elif Hanım' da geldiler sağolsunlar, sonra da balıklar hazırlandı falan derken çok lezzetli bir yemeğe başladık, gençler bir miktar da rakı içtiler balığın yanında bir rivayete göre iyi gidermiş, ben alkol karşıtıyım da. Neyse çok fena su içtim ben de hem de sek, çat çay yuvarladım bardakları saymadan, sonra yemekler bitti bir markete gittik eli boş dönmek için sonra dönüşte bagajdan gitarı aldık, bu arada Egecan Bey' in arkadaşlarından Deniz Hanım ve Günsel Hanım da -umarım yanlış hatırlamıyorumdur- gelmişlerdi, bir miktar gitar çaldık başta inceden inceden, sonra aralara besteleri serpiştirdik dile kolay 3 tane oldu babalar gibi ve inanılmaz bir şekilde beğendi bizim gençler, neden inanılmaz çünkü bunlar müzikten anlayan insanlar zevkli insanlar falan filan, sonra karışık devam ettik benim playlistimden ve geceyi önce yabancı şarkılar, let me kiss you, if you could only see, don' t cry hatta bir miktar le vent nous portera ardından da Türkçe damar şarkılarla finale erdirdik, en sonlarda o kadar gaza gelip çoşmuştuk ki bir ağızdan falan şarkılar bile söyledik ilk kez, bakınız Yedikule, ondan sonra -artık saat geç olmuş ben bile içmeden çakırkeyf olmuştum- kalkma saatimizin geldiğini fark ettik. Kalktık da Egecan Bey' e bu güzel gece için -gecelerin adamı mı oldum bilmem, hadi hayırlısı- ne desek azdır, ki kendisi hayatımızın her anını güzelleştiren yüce bir insandır çok teşekkür ederiz. Ondan ziyade yanımızda bulunan Melis Hanım, Tuhaffiye Hanım ve Yasin Bey' e şükranlarımızı sunarız ve son olarak Elif Hanım, Günsel Hanım ve Deniz Hanım' a da teşekkür ederiz, sıradaki parça burdan Artvin' deki kuzenim Haydar' a gelsin dermişiiiiiim, huehuhuahza radyo programına döndü teşekkür bölümü ne yapayım, bazı insanlar vardır ki görüştükçe artık sıkılırsın tabiri caizse böğhk gelir lakin bu insanları gördükçe göresim sevdikçe sevesim geliyor.

NOT : Ne zamandır bu kadar eğlenerek gitar çalmıyordum hatta eğlenince daha mı güzel çalıyorum bilmem :))

Perşembe, Eylül 14, 2006

Doğum Gününde Kıyak Yapan İnsan Modeli

Evvelki akşam sanırım annemle oturuyoruz bilgisayar başında, bir telefon geldi Dilara Hanım' dan, dedi ki yarın benim doğum günüm ya 2 tane konser biletim var gelir misin, bende bir izin aldıktan sonra gelebileceğimi ilettim kendilerine. Konser tabiki hoş Mor ve Ötesi ile Şebnem Ferah. Şebnem Ferah' a aşık olmuşum haberim yok, Mor ve Ötesini de severiz sayarız kendi çapımızda lakin Lord' umun anlattıklarından sonra 2. bir emre kadar bateristlerine uyuz olabilirim. Her ne ise dün akşamüzeri Kadıköy' de buluştuk Dilara Hanım ile, pek cici giyinmişler -ki zaten her daim tarzını takdir ettiğim nadir insanlardandır- bindik vapura oturduk dışarı, manzara da nasıl güzel anlatamam, her dakika gittiğimiz yol halbuki. Neyse sohbet, muhabbet, keyif derken vardık Beşiktaş' a, birazcık birşeyler yedi Dilara Hanım, ben de bir miktar çay içtim, sonra akbillerimizin yanımızda olmasının verdiği tarif edilemeyecek derecedeki yüksek güven ile otobüs durağına doğru yola çıktık, otobüs haliyle sıkış tepiş, ortadan binip akbil uzatılacak kıvamda. Kimimiz bu sıkışıklıktan keyif alırken, kimimiz pesimistikleşti. Sonra vardık Kuruçeşme Arena' ya kapının önünde Damla Hanım' ın ablasını bekledik bilitlerimizi almak için, onlar da geldiler zaten bir süre sonra çok da eğlenceli ve hoş insanlar, sonracığıma girdik içeri, kırmızı yanan yuvarlaklardan aldık, sonra konseri bekledik. İnanılmaz ama gerçek dedirtecek şekilde -hayatımda bir ilktir- Mor ve Ötesi tam dediği saatte çıktı yani benim saatime göre bile ve çok kaliteli bir sahne performansı gösterdiler, Harun Bey' in sesini ben beğenirim zaten, yeni albümlerini doğru düzgün dinlememiştim ama güzeldi ondan da çaldıkları şarkılar, bu sene 10. yıllarıymış ve yine beni şoka sokmak pahasına "Yalnız şarkı" yı çaldılar ve bir kaç şarkı daha derken sahneden ayrıldılar. Çok güzeldi konserleri, ardından bir miktar oturup belimizi dinlerdikdikten ve ışık peşinde koştuktan sonra -fotoğraf amaçlı- sahneye Türkiye' nin en iyi grubu çıktı, ama en en iyi! Her şarkısında yine bizi performansıyla mest ederken, sözleriyle içten içe hüzünlendirdi. Ama bu sallanmamıza, göbeğimize, bacağımıza vurarak ritm tutmamıza engel değildi hiçbir zaman. Metin Türkcan efsanesi sahneye yine üstsüz çıktı. Sözüm Elsa Hanım' a! Sonra onlar da eskili yenili her şarkılarını çaldılar, yeniden geriye doğru gittiler, en sonunda Şebnem Ferah, Mor ve Ötesi' ni davet etti sahneye, o grup gelip yerleşti ve yine daha yeni olmasına rağmen efsane olan şarkıyı söylediler : "Küçük Sevgilim" herkes büyülendi haliyle, ardından Şebnem Ferah' ın da grubu tekrar sahneye geldi ve 2 grup birleştiler, Bu Aşk Fazla Sana' yı söylediler son şarkı olarak hep beraber, yine çok güzel oldu tabi, sonra konserin ortasında yanımıza gelen Esra Hanım' la buluştuk tekrardan ve Kuruçeşme Arena' ya yanaşan Üsküdar motoruna bindik. Büyük hizmet vallahi şu kaçak motorlar maç ve konser sonraları.. Güzel güzel sohbet ederekten üçümüz vardık Üsküdar' a atladık taksiye, sırayla önce Esra Hanım sonra ben sonra da Dilara Hanım evlerimize gittik. Dilara Hanım' a bu hususta ne kadar teşekkür etsem azdır, kendi doğum gününde bana konser ısmarladığı ve müthiş keyif aldığım bir gece yaşattığı için, nice yıllara tekrar, size bir konser borçlandım.

Çarşamba, Eylül 13, 2006

Mimarcıkın Büyümesi

Evet evet, bugün mühim günlerimizden biri, çok değerli arkadaşımız, mor ağırlıklı, şirin, kıvırcık, eğlenceli, hoş sohbet, öğrenci, koşuyolulu, Orçun Bey vesilesiyle tanıştığımız Dilara Hanım' ın doğum günü şeysi. Cümle biraz aklıllara zarar oldu sanırım ama olur öyle. Şimdi kendisi ile akşam ortamdan ortama akacağız Kuruçeşme' de lakin bir şapidiklik yapmak istedim, tüm sabahımı harcayarak -yine de tam manasıyla başarılı olamadım ama- bir şarkı kaydettim, bu şarkıyı ne zamandır arıyordum ve tam aramalarım hüsranla sonuçlanmışken Dilara Hanım bana göndermişti, tabiki Mirkelam beni katlar cebine koyar diğer 49 gencin yanına lakin olsun, hediyenin iyisi kötüsü olmaz, beğensin kardeşim dinleyip. Ve huzurlarınızda : Hatıralar.NOT : Evladım 7 gün içinde indirdin indirdin yoksa havay uçucakmış bu dosyacık.

Efsane !

Dikkat

Bazen öyle durumlar olur ki 3 ya da 4 yanlış değil, direk tek bir yanlış 1 doğruyu da değil karşınızdaki tüm doğruları götürebilir. Tereddütte kaldıysanız boş bırakmalısınız, diğerlerine geçmelisiniz, halbuki tereddütte bile kalınmamalı aslında.

Eskiden Beta mı Varmış

Yine müthiş bir fal!
Sohbet, heycan, özlem.
Her ortamda boş konuşup yarılabilen insan modeli.
Dikkatli fal dinleyicileri.
Hala boş konuşan insan modeli.
Acıların çocuğuyum, yolların ustası, gözlerin hastasıyım imajı.
Poz verip de karanlık çıkmak duruma isyan etmek.

Dostluk.Parmağı alına dayayıp ağlarım tirplerine giren bayan modeli.