Perşembe, Ocak 31, 2008

Trans Eser - Uzanan


trance

...Bıraksam tohumlarımı toprağa
Asma bitkisi bulutlara uzanan...


Güfte : Emir Yargın
Beste : Emir Aksoy

Kayıttaki tüm ses ve saz icraları
ve hatta görüntü icraları
güftekâr ve bestekâra aittir.


Şahsi tavsiyem yüksek seste ve
baslarını iyi duyabileceğiniz bir sistem
ile dinlemeniz, ayrıntılara vakıf olmanızdır.



Salı, Ocak 29, 2008

Emir Bey' den Nağmeler *

Geçtiğimiz pazar akşamıydı sanırım uzun zamandan sonra bir Emir Bey dinletisi yaptık, aslına bakarsanız tam istediğim gibi samimi bir ortam oldu, az ama dikkatle dinleyen güzel insanlar vardı, ses sistemi yoktu ama bence enstürman tonları konusunda daha hayırlı oldu, bunun yanısıra benim de sesim duyulmuş yahu. Hayır kayıtları dinledim o açıdan bu karara vardım. Üstelik "Bana bir masal anlat baba" isimli pek naif şarkıyı da giriş şarkısı olarak çaldık.
Bunlar da seyircilerimizdi, aslında Egecan Bey ve Deniz Hanım da vardı aramızda ama onların biraz işi varmış erken kalktıkları için toplantının en sonundaki bu toplu fotoğraf çekimi kısmına kalamadılar. Artık gelirlerse bir dahaki sefer diyelim.
Bu bayan da bizim kulüpten Neslihan Hanım, vallahi kıyafetini çok beğendim kendisinin, yüzüne de söyledim -arkadan konuşmak huyum değil- o da bunun üzerine gel senle bir fotoğraf çektirelim madem dedi. Hanımefendinin askısı ne denli ilgi çekiciyse benim fularım da o denli cazipti. Sanatçı şekli yaptık, benden bu hususta desteğini esirgemeyen anneme ve Emir Efendi' ye teşekkür ediyorum.
Hasılı kelam (yeni bitiriş tarzım) yutub beni delirtmekten beter etti, movie maker ile yaptığımız bir dehşet klip ve aynı programla düzenlediğim şarkı kayıtlarının hiç birini yükleyemedik, üstelik biloggıra da yükleyemedik. Halbuki Emir Efendi ile saatlerce uğraşıp bir trance eser meydana getirmiştik. Bunun yanısıra facebook kullananlar ağabeyime poke yaparak (kesinlikle ne olduğunu bilmiyorum) en azından yukarıda bahsettiğim bu dinletiden 3 kısa parça dinleyebilirler.

Ilgın Hanım' a Not : AA (heheh şaka yaptım) Facebook' a girme zamanı ne yazık ki geldi Ilgın Hanım; girersek beraber gireriz diye konuşmuştuk, şayet cayarsan Kudret elimde rehin, akvaryonuna deniz anası atarım.


* Nağme Hanım' a bizi kırmayıp toplantımıza geldiği ve
dinletimizi güzelleştirdiği için çok teşekkür ediyoruz.


Cumartesi, Ocak 26, 2008

Heyhat !

Sonsuza kadar bir daha hayatımda hiç bu denli başarısız bu denli bir şey anlamadığım ve bu denli hevesi kırılan herhangi bir dönem yaşamamam dileğiyle (utanmasam buraya üç nokta koyardım) ayrıca bu dönemden kastım eğitim öğretim dönemi değil genel hayat dönemi, başarısızlık beni yordu resmen.


Ama sanmayın ki hayat her an karşınıza komik ve şapşal bir arkadaş çıkarmıyor :


Hatırlamayanlar için bakınız bahattin vol.1

Ayrıca alttaki yaratıcı yazımın değerini bilmeyen medya ve toplumdan şikayetçiyim, bir de sağlığı gereği ancak yan gelip yatabilen Merve Hanımcığa da burdan kazak dolusu sevgilerimi gönderiyorum, hava soğuk o açıdan.

Perşembe, Ocak 24, 2008

Bilmukabele' nin Hikâyesi

Şimdi çoğunuz sanmıştır ki bu bilmukâbele kelimesi işte ne bileyim Arapça, Farsça kökenlidir, dilimize giren milyon tane yabancı sözcükten biridir. Uzun süren düşüncelerim ve kararlarım sonucunda bu sözcüğün gerçek öyküsünü kafamda tasarlayabildim.

Efendime söyliyeyim seneler öncesiydi hayal meyal hatırlarım 94 senesi sanırsam, karlı bir kış yaşıyoruz Antalya' da olsak bile. Neyse ligin ara dönemleri tüm büyükler Antalyaspor dahil transfer derdinde, bildiğiniz gibi değil o zaman, o da 3 büyükten biri, daha Galatasaray' ın 2. ligde olduğu yıllar pek çoğunuz hatırlamazsınız, çünkü sonrasında bir göz boyama devri oldu bahsettiğim takımın kupadır carttır curttur falan her neyse.

İşte bu ara sezonda Antalyaspor transfer bombasını patlatmak üzere olduğu haberlerini verdi, siyahi bir afrikalı futbolcu alacaklarını bunu da defans hattının sağına doğru (şimdilerde sağ bek diyorlar o zamanlar sağ cenab hattı müdafun derlerdi) alacaklarını bu sayede sadece çok gol atan bir takım olmanın yanısıra gol yemeyen de bir takım olacaklarını söylüyorlardı. Fısıltılar bunla da sınırlı kalmıyor, bu oyuncunun kanat organizasyonlarında da hünerli ve bir o kadar da koşucu olduğunu söylüyorlardı. Gel vakit git vakit oyuncumuz geldi.

Oyuncunun adıydı Bilmukabele (alıştığınızı gibi sesleri uzatarak değil kısa kısa okursanız anlayacaksınız) ki hakikaten siyahi ve koşucu kılıklıydı. Öyle olurdu ki spotların aydınlatamadığı kara bir gölge gibi konuk takımın golcülerine yapışır adamlar bezene kadar da bırakmazdı peşlerini bu Seyşel Adaları' ndan gelen cengaver. Baktılar ki Bilmukabele hem hızlı hem kanatlarda başarılı, kendisini defansın sağından orta sahanın sağ ilersine almayı düşündüler, aldılarda.

Soğukkanlı karakteriyle bir anda ligin en asistçi (yani en çok gol pası veren futbolcusu olmuştu) ki bu ünvanı 5 maçta kazanmış takımına 29 gol attırmıştı. Bunların 28 tanesinin gol pasını vermişken bir tanesinde yavaş kalan forvet sebebiyle gol pası niyetiyle vurduğu top fileleri havalandırmıştır.

Hasılı kelâm aslında bu bilmuâbele kelimesinin dilimize yerleşme sebebi de Bilmukabele isimli bu siyahi oyuncunun verdiği bu gol pasları ve ziyadesiyle güzel yaptığı duvar paslaşması tekniğidir. Bu oyuncumuza gol yolunda ilerleyen ama önüne bir karşı takım defansı dikilen ileri forvetimiz ne zaman pasını verse Bilmukabele topu serin kanlı bir bilek hareketiyle arkadaşının koşu yolune ve defans oyuncusunun erişemeyeceği bir yere atar ve tekrar topu alan forvet arkadaşa bir tek topa düzgünce dokunmak kalırdı. Yani bir V harfi hayal edin alttaki sivri köşe de duran Bilmukabele ise üstteki soldaki uçtaki pası veren futbolcu üçgen oluşturucasına koşup sağ üst köşeye geçiyor ve bu sırada Bilmukabele de topu ona doğru yolluyor.

Dönemin spor sunucuları dahi forvetlerin isimlerinden ziyade bu şık paslarıyla ünlenen siyahi oyuncunun ismini bağırırlardı gol sonrası. Önce derlerdi "Gooooooooooğğğllll" ve ardından eklerlerdi "Bilmukaaaaabeeeeleeeeee" diye.

Neticede bu futbol hareketini (duvar pası dediğimiz olgu) gözünüzün önüne getirince size bir top atılıyor ve siz onu en yararlı şekilde size atana geri atıyorsunuz. İşte dönemin Antalya yerlileri bu oyuncudan etkilenerek ne zaman kendilerine hoş bir laf dense, teşekkür edilse ya da nazik bir kelam duysalar hemen Bilmukabele derlerdi, hani "o sizin güzelliğiniz" dercesine aynı lafı size geri veriyorum manasında bazı şakacı ihtiyarlar da aynı devrin spor spikerleri gibi bu ismi uzatıp bozarak Bilmukaaabele derlerdi.

Böylece yavaş yavaş bu kelime kalıplaştı ama herkes hikayesini az çok bilirdi; Antalyalı futbolu da severdi zaten portakalı sevdiği kadar. O dönemde "Antalyalıları dünya vatandaşı yapıyoruz" adlı bir kampanyanın başlatılmasıyla birlikte Antalya' da yaşayan tüm herkes şehri terkedip dünyanın başka şehirlerine yerleşti, bu herkese dahil olamayanlar ise yaşlılar, çok ufak çocuklar ve hamile kadınlardı her zamanki gibi. Öyle bir fırsattı ki dünya vatandaşı olmak; kocaları onları bu halleriyel bırakıp gitmişti yeni memleketlerine. Gel zaman git zaman yeni kuşak yaşlı dedelerin ninelerin ellerine doğdu. Yaşlıların hafızası zayıf olur ama torunlarıyla ya da herhangi bir bebekle konuşmayı da bir o kadar çok severler.

Bu torun dede diyaloglarında dedeler torunları büyüdükçe hikayesini tam hatırlamsalarda onları gülümseten bir kelime kullanıyorlardı. Torunu hapşuran dedeye çok yaşa deyince torun, dede bir anda bilmukaabele (bilmukâbele) deyiveriyordu. İşte o torunlar hikayesini bilmeden de olsa bu kelimenin "al benden de o kadar" anlamına gelen hatta "benim için ne diliyorsan senin için de gerçekleşsin bu dileklerin" anlamlarına bile gelebilen bir kelime olduğunu kavramışlardı.

2005 ve 2004 ve 2006 senelerinde artık büyüyen bu çocuklar (torunlar ve bebekler) kazandıkları üniversiteler ile Türkiye' nin farklı coğrafyalarına dağılınca bu kelime de 2-3 senede yayılabildiği kadar büyük bir hızla Türkiye' ye yayılmıştır.

Diyeceğim o ki şimdi üzerinden çok fazla yıl geçmese de Bilmukabele' yi (futbolcuyu yani) hatırlayacak ama Antalya' da yaşayan neredeyse kimse kalmamış, dünya vatandaşı olanlar da yurt dışında yaşadıkları şehirlerde başka kelimeler bulmuş eskilerini unutmuştur. Bu kelimeyi tek kullanan nesil olan benim neslim ise ben hariç anlamını bilmeksizin kullanıyorlardır. Halbuki bencileyin azcık oturulup kafa yorulsa bağlantılar birleştirilse bulunacak bir kelimedir, isimdir.

Ajan Mulder' ın da (The X Files) sık sık dediği gibi futbol sever ve sevmez arkadaşlarım "Truth is out there..." Ben sizi elimden geldiğince oralara bir yerlere götürmeye çalıştım ama artık inanmazsanız da kendiniz kaybedersiniz.

* Bilogır buluşması var katılmak istiyorum tıpkı karnaval gibi.
* Sanırım last fm baya güzel bir şey teşekkürler Ekin Hanım.

Salı, Ocak 22, 2008

Örnekal Musiki Topluluğu

Başlıkta bahsettiğim topluluğun konserine gittik bu akşam annemle, tabi öncesinde caddede tabiri caizse piyasa yaptık veya sürttük de diyebiliriz çünkü annemin okulu 16.00' de bitiyordu bugün ve konserimiz 20.00' deydi. Neyse yürüyüş yaptık uzunca sonra döndük ve Bodrum Mantı Evi' ne oturduk, mantı yemedik ama burası kadar hizmeti güzel garsonları güleryüzlü hakikaten az yer vardır ya da ben az denk geldim, hele bir de yemeğin üzerine çay ve tatlı ikram ettiler benden tam puan aldılar, hava da ufo sayesinde (ufo da selpaklaştı farkettiyseniz) dışarda oturulabilecek güzellikteydi.

Bu lezzetli kısmın ardından biraz da ruhu beslemek gerekir diye yürüyüş yoluyla Caddebostan Kültür Merkezi' ne vardık, pek hoş bir bina burası da, oturduk salona bir miktar arkamızdaki çoluk çocuğa ve saygısız velilerine kızdıktan ve 5 kez tokatlarım bakışı attıktan sonra konserimizi dinlemeye başladık. Mehmet Özkaya Hocamız yönetiyor bu topluluğu şef olarak bu vesileyle haberimiz oldu, kanuncu (law maker tabir ettiğimiz) dostumuz Alper Bey' de sazendeydi. Segah Peşrev ve arından da Tuti-i Mucize Guyem ile başlayan konserin ilk yarısı Karam ile bitti. Mehmet Hoca hakikaten sempatik bir insan, koro da güzeldi özellikle ilk solist olan beyfendinin sesi (ismi Metin Erünsal sanırım) dikkatimizi çekti, yorumu ve sesi desem daha doğru olur.

Ara verildi ki aranın sonunda bir klasik bir akustik olmak üzere iki gitarist ve bir koristin kendi projeleri olan mükemmel bir üçlü dinledik. İspanyolca şarkılardan tutun Denize ve Mehtap' a kadar bir kaç güpgüzel -pekiştirme şahsıma aittir tüm hakları gizlidir- şarkı söylediler. Çok beğendim bu beyfendileri isimleri de solist başta olmak üzere Nezih Karabiber, Vedat Biçkin ve Hakan Göktürk. Araştıracağım Kavacık' ta bir yerde sahne alıyorlarmış sanırım gitmek farzdır! Ayrıca Türk Müziği konserinin arasında Batı Müziği esintilerine yer verilmesi pek hoşuma gitti.

İkinci yarımız ise Göstermedi Bir Gün Bana adlı Uşşak eserle başlayıp Muhabbet Bağına Girdim Bu Gece adlı Hicaz eserle bitti ve Mehmet Hocamız da bir iki parça söyledi kendi sesiyle, yumuşak ve dinlemesi keyif veren bir ses bence kendisi. Youtube olsaydı -kimse çözüm üretmedi Deryik hariç, onunki de bende sorun çıkardı- bir iki vidyosunu dinletirdim neyse hatırlatın olunca dinleteyim. Serap Mutlu Akbulut Hocamız da salondaydı ve kısa bir konuşma yaptı konserin ardından, hakikaten "halinde de var başka eda başka zerafet" sözlerinin tam yakışacağı bir insandır Serap Hoca!

Konser hoş başladı hoş bitti, bizi davet ettiği için Mehmet Hoca' ya teşekkür ediyorum, bir ben vardım gerçi Gençlik Korosu' ndan herhalde enstürman çalan arkadaşları saymazsak. Konserin ardından da annemle cadde piyasamıza Kahve Dünyası' nda kahve içerek son verdik ve eve döndük. Kudret' e yemini verdim. Artık daha samimi olduğumuz için böyle hitab ediyorum. Size odamdan bildiriyorum bu olan bitenleri. Bir de bu ayın sonunda sanırım Serap Hoca' nın çalıştırdığı bir topluluğun konseri olacak Zeynep Kamil' de nasipse ona da gitmeyi düşünüyoruz annemle. Bakalım.

Musiki Haber Ajansı / Bağarbaşı / İstanbul

Pazar, Ocak 20, 2008

Madonna' nın 2 Dediği şarkı

Bugün aylar sonra cüzdanımı tekrar arka cebime koydum, inanın ki cüzdan göğsümde iç cebimde bile taşısam popomda bulduğu o huzuru, sıcaklığı kolay kolay bulamıyordur ama sürekli ezilmesine de benim gönlüm el vermiyor. Özbey Bulut gibi sinirden bardakları kırasım geliyor. Bir de haberlerde dinledim Balıkesir Polisi (bizim back vokalin memleket olduğundan ilgimi çekti herhal seçici algı mı diyorlar buna nedir) bir sahte içki dağıtım şebekesi çökertme operasyonu düzenlemiş ki ilgimi çeken husus operasyonun ismi : Sarı Şebboy. Bir de bugün Merve Hanımlara gittim bir iki işin ucundan da ben tutayım dedim, kollektif ve organize çalışan bir maket takımı vardı evde Ayşe Hanım, Teyze Hanım ve Enişte Bey' den oluşan. Bir kez daha çok şiddetle özendim mimar olmaya. Ah biyoloji gibi sıkıcı bir ders olmasaydı da MF okuma heveslerimi kırmasaydı. Bir de Romeo Kudret biraz diplerde takılıyor böyle arada hareketsiz kalıyor falan uyuyor mu depresyona mı girdi bilemedim, sonra önünde dans ettim eğlensin diye yaklaşıp izledi kerata, muhabbetimiz iyi de yerini mi sevmedi nedir bir keyifsiz gibi, olmazsa menekşelerin arasına salona veya eski radyonun üstüne benim odaya ya da Ümit Enginsoy Washington' a koyayım akvaryonunu. Bilgisyarı odama taşıdık ve mikrofon tekrar çalışmaya başladı her an kayıtlar yapabilirim hiç belli olmaz sağım solum, saklanmayan ebeni nanu Ali Sami.




NOT : Ah ah yutubsuz bilogırlık ne zormuş ne Ali Sami' ye ne de Özbey Bulut' a link verebildim.


Cumartesi, Ocak 19, 2008

Cuma - Çarşamba - Perşembe - Vezir

Perşembe' den : Değerli Emir Bey kadromuz ile buluştuğumuz güzel bir gündü. Bahar havasının hakimiyeti bizim açık bir yerde oturmamıza sebep oldu, mühim kararlar verdik ve yapılacaklar listesi çıkardık, tatile giden gencimiz Çiler Hanım bunlara pek dahil olamasa da kabahat bizde değil, gitmeseymiş tatile dedik ona da. Emir Efendi değerli yönetmen arkadaşı Berkay Bey' i aramıza getirdi ki kendileri ödüllü kısa filmleri olan Çay' da beraber çalışmışlardı, biz de bir şeyler çekelim dedik yahu tam yaşımız bak. Yutub engelli bu aralar o yüzden Çay' a link veremedim derinden üzüldüm.
Cuma' dan : Evvel zaman içinde verdiğimiz bir söz vardı Bahar Hanım' a (bahattin olan) sizin eve bir gelmedik diye, finallerin ardına attığımız sözlerdendi bu da. Neticede dün bu sözümüzü de tuttuk ve Emir Efendi, Çiler Hanım ve Erdi Bey' le (bir ara ikizi de vardı gitti sonra) Bahar Hanım' a gittik. Kolu alçıdan yeni çıkan ve yavaştan tamir olan Bahar Hanım' ın her yaptığı ama özellikle keki muhteşemdi. Erdi Bey gitar çaldı söyledi bizi mutlu etti, sesi ve şarkı seçimleri hoşumuza gitti; hemen sanatçı ışığını görüp klip çektik hatta ama yutuba yine belediye yasak getirmiş. Milletin işi gücü yok azizim. Bahar Hanım' a her şey için çok teşekkürler.
Perşembe' den : Ne zamandır beklediğimiz bir kafile geldi bu arada İstanbul' a, ilk geldikleri günler biraz finallere denk gelince görüşemesek de sınavlar biter bitmez onları görmeye gittik. Pek değerli ablam Elif Hanım ve eşi (eniştem) Uğur Bey, yeni kadrolarıyla beraber Kurtköy' e inmişlerdi, Emel Teyze' nin evinde ikamet ettiklerini öğrendik. Değerli yiğenlerim (onlar bana dayı diyor/diyecek) Ayça Hanım ve Arda Bey ile eğlendik bir mikter.
Perşembe' den : Allah nazardan saklasın bu çocuklar pek güzel artık herhalde bana çekmişler yoksa bu denli karizmatik olmalarına bu yaşta sebep olacak birinci dereceden bir akrabaları yok. (höh) Bakınız Arda Bey ufak yaşına rağmen fotoğraf karelerine ve poz vermeye pek meraklı, Ayça Hanımcığımı ise hiç sormayın, tam sevdiğim akıllılıkta ve yararlı (yaramazın zıttı olarak kullandım) bir çocuk. Ablam ve eniştemi de özlemişiz bir yandan, Emel Teyze' yi de tabi. Ablam benim kaybettiğimi sandığım ama aslında ona vermiş olduğum beş altı kadar cd mi getirdi ki içlerinde en değerlisi Uzun Uzun Feridun Düzağaç isimli konser kaydı albüm. Bu gençleri yeniden aramızada görmekten keyif duyarız her zaman bu arada.
Çarşamba' dan : Sınavdan çıkınca evvelden konuştuğumuz üzere Pınar Hanım' la buluşacaktık nitekim biraz sosyete kantinde oyalandıktan sonra kendisiyle buluştuk ve bir şekil yukarı çıkıp yemek yemeğe karar verdik. Bu değerli arkadaşımızı da Batu Bey' in daveti üzerine Koralp Beylerin evine giderken yanımda götürecektim, keza sohbet, gitar, müzik hoş bir ortam olacağını tahmin ediyordum ama ondan önce işte yemek yemek üzere bir yere oturduk.
Çarşamba' dan : Yemek deyince bundan sonra bir süreliğime aklıma Pınar Hanım gelecek, ayol her şeyi mi yer bir insan ve hâlâ mı doymaz sonunda ? Hakikaten her şeyi yedi ve bir şeyler daha yeme isteğiyle yandı tutuştu, kahvelerimizi içtik, derken Ezgi Hanımcım geldi, kendisini de pek çok olmuştu görmeyeli bir insanın üzerinde kâdim lisanda bir kelime yazıyorsa eğer, yeri gelir o insanı başının üstünde taşırsın. Felsefem budur. Neyse fallar bakıldı efendime söyliyeyim bir miktar sohbet edildi ve sonra davet edildiğimiz yere doğru yola çıkıldı.
Çarşamba' dan : Koralp Bey' lerin eve gittiğimizde daha ortalık tenhaydı, oturduk biraz sohbet ettik, Cumali Bey' in odasında ne aradığını anlamadığımız bir bebek mankenini vardı, eleştirdik. Miraç Bey' i gördük sevindik falan, sonra azcık şarkı söylemeye başladık, sonra baya devam ettik, Anathema candır felsefesiyle başladığımız bu yolculukta yolu yarılamışken benim değerli bayanlarım Ezgi Hanım ve Pınar Hanım aramızdan ayrıldılar. Ferzan Bey' den aldığım gaz ve destek sayesinde sesim gitgide kalitesini yitirse de çaldım söyledim hatta doğum günü çocukları Özge Hanım ve Miraç Bey ikilisinden Özge Hanım' a şarkı bile armağan ettim. Soldan sağa sayarsam ki en soldaki arkadaşın adını ya bilmiyorum ya unuttum, Miraç Bey, Sema Hanım, Güneş Hanım?, Koralp Bey, Özge Hanım, Batu Bey, Cumali Bey, ben ve Ferzan Bey. Güzel gündü, tutulması gereken mühim bir sözdü umarım hakkını vererek tutmuşuzdur.
Çarşamba' dan : Evet esas final sonrası aktivitemiz değerli dostum Buket Hanım' ın konseriydi. Kendisi Engin Gürkey' in bir projesi olan ritm kursuna gidiyordu ve burdan mezun oldu bu konserle. Bongo çalıyor diye bildiğimiz dostumuz Buket Hanım konser sonrasında eline aldığı büyük bir çömleği kendisiyle birlikte salladı durdu. Neyse bu Engin Bey' i geçen TRT' de bir programda izlemiştim önceden de âşinalığım vardı kendisine. Programın sunucusu da futbolcu tipi olan klarnet çalan çok düzgün bir delikanlıydı. Neyse orda da izlerken vay be demiştim. Arnavutköy' de Eylül adlı bana Babylon' u anımsatan mekandaki konser gerçekten harikaydı, tüm ritimlerin ahenki içinizi kıpır kıpır ediyordu hele sona doğru müzisyenler de ayaklanıp dans etti pek hoş oldu ve Engin Bey en son bir iki parça çaldı tabiri caizse sazı eline alıp. Bir de Hüseyin Bey isimli genç -tef gibi bir şey çalıyordu daha çalarken ilgimi çekmişti- konserin sonunda bir roman oynadı ağzım açık kaldı hatta çenem yere değdi. Buket Hanım sahneye çok yakışıyor, tam kendine gidecek türde süper bir iş bulmuş. Bravo !
Vezir : Bu arkadaş hayatımıza yeni giren bir arkadaş, kendisini Ilgın Hanım' dan teslim aldık, sahibi tatilini şehir dışında sürdürürken, bu arkadaş da kıtalar arası bir yolculukla -emliyet kemeri tabiki bağlıydı- bize geldi. Arkadaşın adı Romeo Kudret ama ben kendisine üçüncü bir isim olarak Vezir ismini koydum, lakabı olarak da kullanabilir nasıl rahat ederse. Yani neticede Romeo Kudret Vezir Bey bir süreliğine misafirimiz, asil ve karizmatik bir görünümü var üstelik bir ay dahi yemini vermesem yaşıyormuş, tam benlikmiş yani. Bu geçtiğimiz günlerden aktarılacak havadisler bunlar hasılı kelâm. Umarım şu tatilde hakikaten bir çok iş yapabilirim. Pek çok pek çok iş !

Perşembe, Ocak 17, 2008

Nereye Gidiyorsan

Uzansam çocukluğuma dönsem
Derinlerde gizlenmiş yaralarımı görsem
Bir bıçak yarasıyla acısız kalsam
Oyunlar oynasam sahnesiz maskesiz..

Kumdan kalelerime dalgalar vursa
Kağıttan gemilerimin tayfası olsam
Yıldızımı okşarken bir uçak geçse düşümden
Avaz avaz bağırıp sesimi duyursam..

Uçaaaaaaaaaak *
Beni de al, beni de buralardan götür
Nereye gidiyorsan beni de al beni de uzaklarıma götür..
Uçak, güzel uçak, büyük uçak uçağım..

Ah çocukluğum camdan duvarlarım
Portakal çiçeği kokulu heyecanlarım
Kuş tüğüydü düşlerim umutlarım
Hani nerde arsızlığım umarsızlığım

Feridun Düzağaç yine söylemiş söyleyeceğini, ben de dinledim dinleyeceğimi, içim sıkılımışken tam ne yapmak istediğimi ne yaptığımı ne yapamadığımı anlatamamışken en yakınımdakilere bile, diyorum diyorum da dinletemiyorum bir türlü, adam olacağım.

* Konserde uçak, uçak uçak yerine tek bir uzun uçaaaaaaak diye söylemiş çok daha güzel olmuş üç katı etkili olmuş bence, saygılar.

Pazar, Ocak 13, 2008

Renksiz *

Şöyle bir mail atmıştım bizim politika sınıfının mail grubuna :


Pek değerli arkadaşlar cevap vermeye tenezzül etmemişler, "pek şakacısın, çok komiksin, aptal mısın, sen bunu görüyor musun, vb." bir cevap en azından bir kelime ya da +1 gibi bir şey gelse yetinecektim; şebeklik yapmak için yanlış kişileri seçmişiz.

Geçtiğimiz gün bu tepsiyi yedim :

Bir devasa kase ton balıklı salata yaptım kendime bilen bilir ketçap ve mayonez de koyarım içine yanına da portakal suyu, ama sanmayın ki sağlıklı yaşam insanıyım öyle salata portakal suyu falan bile olsa menümüz yanında ekmek yemesini biliriz biz. Biz dediğim ben ve ağzım yahu.

Bu enstürmana hayrandım :


Elime alınca iyice hayran kaldım, hatta biraz ses de çıkardım kendisinden, batı sisteminden farklı olarak bol miktarda ara ses perdesi var ve bir yerde okuduğum / duyduğum üzere perdeler yağlanmak suretiyle kaydırılabildiği için perdesiz enstürman karakterinde bir şey aynı zamanda. Notasıyla, solfejiyle, tekniğiyle, teorisiyle öğrensem daha ne isterim, evet daha isteyeceğim pek bir şey kalmadı. Ara ses güzel bir şey hakkaten.


* Bir de şu şarkıyı dinleyin :

Renksiz - Tolay Günyaşar

Bence pek hoş bir şarkı, çalanı ve söyleyeni de tanıyorum, aslında ikisi aynı kişi ve yeni tanıştık sayılır, ayrıca canlı da dinledik kendisinden, gerçekten böyle güzel besteler, güfteler duymak pek hoş, darısı başımıza.

Perşembe, Ocak 10, 2008

Hangimiz Nev' den Bazen? *

Üzerinde "En büyük sensin Kanarya" yazan terliklerine o kadar çok gözü takılıyordu ki gencimizin, bir an düşündü terlikleri çıkarıp da beyaz çoraplara mı taktırsam o gözleri. Beyaz ve kalın çoraplara bir hayranlığı vardı kendini bildi bileli, eve gelir gelmez hoop çoraplar beyazlanırdı, kroydu biraz ama en azından başka kro arkadaşları da vardı. Neyse mevzu bahis beyaz çorap ve terlik ve ayak sıcaklığı olunca, diğer konuların teferruat olduğunu herkes kadar o da bilirdi. Düşünsenize bir; ayağı soğuk bir genç kadar tuvalete giden başka bir canlı var mıdır şu dünyada ha? Terlik en önemli şey, hele bir de eski patiklerini bulamıyorsan.


Ders notlarını okuyordu bir yandan, Plato, Aristo falan bu tip şeyler işte. Adamların hakikaten değişik fikirleri vardı, bu çağda olsa suikasta kurban gitmeleri işten bile değildi, gel gör ki bu çağda daha ileri fikirlerle suikasta kurban gitmeyenler de vardı. Her havzın dibi ayn, derdiler gençken de ne biçim de eğlenirdiler, şimdi de bazen kendi kendine bazı kelimeleri alman aksanıyla okuyup eğlenirdi, çoğu zaman olduğu gibi etrafındaki hemen hemen kimse de eğlenmezdi, içinden derdi o da "yalnızlığım yollarımaaa pusu kurmuuuş beklemeeekte" of bak bunu deyince aklıma geldi ya da aklına geldi, Ferhat Göçer neden gün geçtikçe daha itici bir adam olmuştu acaba?

İticilik ile şan ve şöhreti aynı kefeye koyuyordu bazen sonra kendini çat diye çürütüp mutlu oluyordu, Ferhat Göçer şayet çok ünlü olduğu için itici geliyorsa, Tarkan' dan (ya da Tarkan Bey' den) tiksinmeliydi, haşaaa Tarkan' ı çok severdi, yeni albümünü de ağabeysi internetten indirmişti (artık yasal yollarla) eskiden olsa hayatta da indirmezdi gider alırdı ama devir artık değişmişti falan filan. Her şey çok daha kolaydı, hangimiz bazen kola değildik ki?


Okulun öğrenci takibi düzeni biraz garip bir sistemdi sanırım, belli bir not civarındaysan sürekli yani sınırın bir altı bir üstü gidiyorsan, öyle bir ders verme sistemi vardı ki -sana güvenmeyip bilmem kaç krediden fazla vermeyen- asla eski derslerini de alıp yükseltemiyordun, yani bu durumda hani ne akarsın ne kokarsın ne akarsu zihniyetiyle bir işkence ve feryaaad içinde yaşıyordun. Bu dönem notları biraz kötü gelecek gibiydi, yani genelde kötü gelirdi ama bu dönem biraz (ne baya mı?) kötü de gelebilirdi.

Doktora dün bir kez ve ümidimiz artık son kez giden gencimizin yakarışları yürekleri parçalamıştı. Yahu doktor demişti yaşına bakmadan (yaşıma bakma tımam mığ) "ben 3 yaşımdan beri boğaz ağrısı çekeyorrum, antibiyotik dediniz yutturduk, penadur dediniz vurdurttuk (ah gençliğime yanarım), bademcik dediniz aldırttık, e be köylü kızı (ebe değilim) daha ne yapayım verem canımı da bari bir çözüm üretin benden; benden sonraki nesiller kurtulsun". Hayır senelerdir gözlemliyordu tıp zerre kadar ilerlemiyordu yahu, ikibinli yıllarda yaşıyorduk (misal onikibin, yirmiikibin, otuzikidiş) ama hâlâ en azından %80 insan yine en azından senede 5 gün grip oluyordu. Yahu hangi çağda yaşıyoruz, bir hap alıp 20 dakikada iyileşeceğimiz zamanlar hiç gelmeyecek mi bre tabipler odası. Orçun Bey' e söyliyim de bir çare bulsum.


"Aman doktor, canım doktor, derdime bir çare." Saba' nın karizması da apayrı.

Diyeceğim o ki iki gündür çayın içine üç baş -ahahahaha- yok canım bu başla ölçülmez, 3 diş -bu da olmadı sanırım- ya da 3 pıt karanfil atıyorum. Hem tada tat katıyor (bknz. coupe de tat / asetat) hem de boğaza da iyi geldiğine inanıyorum. Bundan sonra pılesebo insanıyım. Hasta mı oldum? Diyeceğim ki hemen oooo karanfil iyi gelir, ooo zencefil iyi gelir, oooo ballı karabiber iyi gelir, hemen içip iyileşeceğim. Şaka maka hepsi de iyi gelir. Eee ne demişler "Hepsi bir, hepsi Hakk' tan."


Saçlar da aldı başını gitti (şu an bu cümleyi kurunca kafasız bir adam canlandı gözümün önünde, bir kaç metre ilersinde yerde solucan gibi kıvrılan rastalı saçlar ve taşıdıkları kopmuş bir kafa) ben biraz berber karşıtı oldum lisenin son dönemlerinde, o gün bu gündür (bugün diye insan ismi var mı?) saçlarım kontrolsüz uzar, artık saçlarıma şampuanla müdahale etmeyi bıraktım onun yerine kükürtlü sabon (Kürk Mantolu Madonna' yı çağrıştırıyor) kullanıyorum belli aralıklarla, bu da ümidimiz odur ki saçları besliyor güçlendiriyor, dökülenlere kızıyor, ceza veriyor.

"İçimde bir özlem var uzaklara doğru, engin denizlere, sana" demiş hoş sesli bayan, ne de güzel demiş, benim de var içimde bazen bu özlem herkesin vardır herhalde, ilk bunu farkettiren ise kuvvetle muhtemelen Yeni Türkü' dür ki "Burası gibi değil gideceğim memleket, denizi ayrı deniz havası ayrı hava" diyerek. Neden olur içimde böyle istekler bilmem rahatım da yerinde halbuki bir elim yağda bir elim ensede. Ata sporu ne de olsa el ense çekmekte iyiyimdir yağlı güreşte.


Ufak tefek müzikal hayallerim var, kendimi de mutlu edip tatmin edecek, başkalarını da eğleyecek. Eskiden eğlence yerine eylence yazardım doğru sanarak, doğrusunu öğretenler sağolsun, ilk fark eden annem olsaydı burdan sağ çıkmazdım. Burdan sağ çıkmazdım deyince aklıma piller geldi, yazık yahu onlara da; koyuyorsun kapalı bir düzeneğin içine üstünü de kapatıyorsun ve biliyorlar ki ordan sağ çıkmayacaklar, ancak çok nadir durumlarda başka bir yere nakledilip orda ölebilirler. Bakınız bir üst model reankarne piller ve onların reankarnasyon merkezleri.

Öyle bir yazı ki öykü yazacak gibi girmişti genç fakat (fakat fakat da civcivler yesin) bir baktı beyni folloş olmuş elinden bu gelmiş ama ümidimiz şu ki o beyin bir gün sürmenaj olabilme ihtimaline mahal verecek kadar çalışabilsin.


Önümüzdeki dönemin, önümüzdeki yılların ve geçmişin en favori dileği ise şudur : Düzenli çalışmalıyım bundan sonra, düzenli çalışacağım bak gör. Düzen kelimesi garip bir kelime fakır anlamı da var aslında. Sıradaki parçamız demircan' dan gelsin, "Vurdum ben bu dünyanın dibineee (vanunu vanunu nuuu)" sondaki kısımlar gitar tabi ki.



* bu başlık kadar eğlendiğim az başlık oldu bunca yıldır bilogırım


* fotoğrafların alayı Avukat dostum Melis Hanım' ın eserleri


Salı, Ocak 08, 2008

Emir Bey (yine) Youtube' da !



Parisienne Moonlight & Cumartesi
parçalarını
Emir Bey* yorumuyla
dinlemeye ne dersiniz ?
Hatta dinlemek ne kelime
Bir yandan da
Gerek resmi gerek şebek
Fotoğraflarımızı da görme fırsatı
Sunuyoruz sizlere :


Emir Bey - Parisienne Moonlight & Cumartesi




*Emir Bey' den kasıt tüm orkestramızdır.



Cumartesi, Ocak 05, 2008

Reich

Dünden de bir gün önce (evelki gün) ne yaptım biliyor musunuz ? İstanbul' a bir geldiğinde görüşmek üzere karalaştırdığımız, değerli Ezgi Hanım ile görüştüm. Bilogırlarla tanışma konusunda oluşturduğum gözlemlerimin doğruluğunu bu buluşma ile de sağlamlaştırdım. Pek saygı duyulası ve pek de eğlenceli bir insan daha tanımış oldum. Kafasının ne denli çalıştığını gözlerinden anlarsınız ya hani bazı insanların işte öyle, enerji fışkırtan cinsten. Bir de pek samimi, içten buldum kendisini. Ah bir de kesinlikle şanslı bir insan, ney sesini duymak için girdiğimiz bir dükkandan -ki dükkan ilk veya son değildi tamamen rastgele girildi- bir ney hocasının çıkması ve ben size göstereyim diyerek bize 2 adet taksim yapması yok artık dedirtecek cinsten bir durum bana göre. Neticede insan her an güzel insanlarla karşılaşamıyor, böyle zamanlarda pek mutlu oluyorum ben açıkçası biraz donuk da olsam. Uzun lafın kısası -kısası mı kaldı diyenleri duyar gibiyim tokat geliyor- diyeceğim o ki ta Parislerden gelen ve bana da vakit ayıran değerli Ezgi Hanım' a çok teşekkürler sevgi ve saygılar. (kendisi benim ci meyıl adresime hâlâ mail atmadığı için burayı fotoğraflarla süsleyemedim, bende de suç yok değil bakınız fotoğraf çekmedim ki hiç)

Dün gelen ve bugün de gelmek üzeredir diye tahmin ettiğim bir diğer değerli dostum Serkan Bey sayesinde, Diplomasi Tarihine âşinâ olabildim. Elimde, hocanın kağıdımı okurken ellerini titretecek bilgiler var, iş ki bunları ifade edebilecek kelime dağarcığı ve bağlantı yeteneği bende olsun. Hocayı silkeleyecek denli ayrıntılar edindiğim konulara değinebilecek bir soru çıksa ve yazabilsem keşke.


Bir de bilen bilen şimdi Üsküdar - Kadıköy otobüsleri vardır bunlar ikiye ayrılır 12 ve 12A olmak üzere, bunlardan birisi Bağlarbaşı bir diğeri Doğancılar semtinden gider gelirler, tıpkı sarışın dolmuşlar gibi. Neyse bir kaç ay öncesinde bu otobüsler ring hat olarak çalışırdı yani misal 12A numerolu otobüs Kadıköy' den kalkıp Bağlarbaşı üzerinden Üsküdar' a gider, ordan da Doğancılar üzerinden tekrar Kadıköy' e dönerdi, 12cik ise Üsküdar' dan Bağlarbaş' na çıkar ordan da Kadıköy' e geçip tekrar Doğancılar' dan Üsküdar' a inerdi. Nedeni belirsiz ve bir çok olası kazaya mahal verecek şekilde bir sabah bir baktık (ya da bindik mi desem) ki bunlar artık ring hat değildi yani her iki otobüs de geldiği yoldan döneceklerdi 12A sadece Bağlarbaşı' ndan 12 ise sadece Doğancılar' dan geçiyor o gün bugündür. Bunda "her gün aynı soruyu sormayın be kardeşim" diye sık sık çemkiren bu otobüslerin şoförlerinin parmağı var gibi en kalınından.

-bundan öncesini dün yazdıydım-
-bundan sonrasını bugün-




Kar yağıyor diye bilok yazmak bilogırlığın şanındandır aslında, eskiden pek iyi yapmışım bunu, şimdi yazsam olmayacak o kadar güzel, ama o kadar güzel bir şey var ki hâlâ, o da kar yağar yağmaz yumuşacık bir ses duymak telefonda ve bir sene öncesine bana o yazıyı yazdıran güne gitmek, hey gidi hey, zaman çabuk geçiyor, iyi ki sevdiğim hep yanımda iyi ki var! Evet bir de kar yağıyor, okul pek muazzam görünüyor kar yağarken, mikropları kırarmış kar öyle diyorlar, beni komple kırması lazım arınmam için gerçi. Sevdikim bana hasta ziyaretine geldi. Oley!

Bel ağrıma eklenen boğaz ağrımın sabaha dek güç toplaması ile sabah ceset gibi kalktım yataktan, akşamında Serkan Bey ile çalıştığımız Soğuk Savaş döneminin kalıntıları vardı kafamda hâlâ, sınava gitsem mi gitmesem mi diye düşünüyorduk ailecek. Neticede gitmeye karar verdim, bunca emeğe yazıktı, gerekirse yine 40 üzerinden 4 alırdım ama o sınava girerdim. Bu sefer ne biliyorsam yazdım diyebileceğim bir tarzda önlü arkalı 2 sayfa doldurdum. Anlattığım konular ise Küba Füze Krizi' ne kadar Soğuk Savaş, Adolf Hitler ve Fidel Castro' ydu. Hocanın sınav salonuna girerken bana selam vermesi ve sınav başlayınca geri çıkarken "olmazsa iki üç nota yazarsın olur biter" demesi, benim yine sözlü notlarına duyduğum özlemi kabarttı.

Dersin hocası olan Kemal Kirişçi, tesadüfen okulun Türk Müziği Kulübü' nün konserine gelmişti ve orda kendisiyle selamlaşmıştık, gözlemlerim konseri beğendiği yönünde. Sınav kağıdımı okuduktan sonra umalım ki "sen kamuya zararsın evlat, git müzik yap siyasetle de ilgilenme" demesin. Ah ah lisede olacaktı bu iş, verirlerdi sözlülerime 3 tane 100, 5 alır geçerdim alimallah.

Konser görüntülerimizi kulüpten Rıdvan Bey' in çabaları sonucu yutuptan izleyecek kıvama geldik, bakalım beğenecek misiniz? İsmimin solist olarak yazması da bana pek havalı geldi kabardım resmen. Ahahah. Neyse şu muvimekır falan olaylarını çözer çözmez Emir Bey Taşoda konserinin de görüntülerini dvd den çevirip yutuba atacağım, şayet mümkünse böyle bir şey.




Salı, Ocak 01, 2008

Düşünceler İçerisinde

Evelki senenin son yazısını yazarken değerli dostum -89 senedir görmesem de hâlâ değerli- Melis Hanım' ın doğum gününü kutlamışım, bu sene de öncelikle bunu ihmâl etmeyelim ama değil mi. Sonrasında dertli bir yazı olacak çünkü.

Nedense şu an bir tedirginlik var içimde, derslerim açısından en başarısız olduğum bir dönemi geride bırakmak üzereyim, yani hayatımda ilk kez herhalde bu denli her dersten, bu denli kötü notlar aldım ve bir şeyleri anlamadım ve bir şeyler anlatacak birileri yok. Ağlasam yeridir. Umarım ikinci dönemde bu böyle olmaz. Bu kadar içimi sıkamazdı herhangi bir şey. Çok üzgünüm çok. Bari finallerde biraz toparlayabilsem. Ortalamamı hesaplamak için toplanacak kadar notum olacak mı acaba.

Bu sene aslında bir çok da güzel şey olmuş bilokun arşivini gezdim bir az önce, ama şu an nedense çok kötü hissettirecek bir şekilde derslerim kafamda, herhalde iyi bir öğrenci olacak kadar kafam çalışmıyor. Halbuki insanlar beni hem sosyal hem notları iyi olanlardan sanıyor. Artık ikisi de değilim sanki. Az önce gittim Tarkan dinledim azıcık, çok severim ben Tarkan' ı. O da tanısa beni severdi eminim.

Hayatımdaki her şeyin dengeli ve beni mutlu edecek kadar düzgün geçeceği bir yıl istesem çok mu olur? Herkesin ki de kendi hayalindeki gibi olsun. Sizin için sizinkilerden güzel dileklerim olacak değil ya.

Bu senenin bilok arşivi sondan başa doğru :

I / II / III / IIII

"hoş geldin yeni yıl"