Salı, Mayıs 28, 2013

Low Iq High Ideology *


Yarın akşam en geç 21:30 gibi sizleri Ghetto'ya beklediğimizi söylemiş miydim? Sanırım evet ama tekrar tekrar söylemekten zarar gelmez bence. Emir Yargın Efendi'yle beraber Ghetto'yu sallayacağız yarın. Emir Yargın Efendi'nin birbirinden güzel şarkılarına az ama öz bir iki cover da eklenecek. Böylelikle sadece güzel bir müzik ve sahne performansına şahit olmakla kalmayıp, dans edip eğleneceksiniz de. Hâlâ bu adamın nasıl bir müzik yaptığını bilmiyorsanız -ki bu sizin ayıbınız aslında- size şöyle 4 örnek vereyim, tıklayın izleyin/dinleyin: Tokat, Bu Gece, Eylül, Fucker Discotheque, haydi bir de benden bonus şarkı size: Kemik. Bu konserin bir diğer önemiyse Emir Yargın Efendi'nin lansman konserinden beri (yaklaşık 2 yıldır) böyle tam kadro konsere çıkmayışı ki gelenler hatırlayacaktır lansman konser efsane konserlerimizdendir. Neyse bu kadar anlattım yarın da Allah utandırmaz umarım, hahah. Detaylar şurada, çekinmeyin tıklayın.


Gelelim gündeme. Bu cümleyi kurmakla içimin sıkışması bir oluyor. Hükümet yoluna çıkan her şeyi yok etmeyi adet belledi ya hani, iki gündür de bununla ilgili önemli adımlar atıyor yine her zamanki gibi, hedefte ağaçlar var bu kez. Dün gece sinsice Taksim Gezi Parkı'nı talan etmeye girişmişler, neyse ki iyi insanlar var, engel olmuşlar, son durum ne bilmiyorum, sabaha tekrar geleceğiz diye ayrılmışlar gece, yine Amerikan aksiyon filmlerinden fırlama "low iq high ideology" kolluk güçleriyle dönerlerse hiç şaşırmam. Bir avuç ağaç yahu bir avuç! Yazık! Bir avuçtan fazlası da var tabi hedefte, 3. köprünün ağaçsal maliyeti belli oldu: 657.000 ağaç! Ben düşünemedim bile üzerine, beynim almadı onca ağacı. İki dudağın arasından çıkan bir sözle ölüme gidiyorlar. Bunun bir vebali olacaktır, umarım ödenecek olan bedeller bu dünyada ödenir. Sadece son bir kaç haftada topladıkları bedduayla devrilmemeleri bile şaşırtıcı.

Bir de Kadıköy'ü sevdiğimi hep belirtiyorum ama bir kez daha belirteceğim, muhalefetiyle, sanatıyla, insanıyla, semtleriyle, parklarıyla, yeşilliğiyle, mekanlarıyla. İyi ki Kadıköy'de yaşıyorum evet. Bir de benden duymuş olmayın ama ağabeyi nişanladık. Kıh kıh.

* Hakan Yılmaz'ın aşırı güldüren tanımıdır, vaktiyle bir derste kullanılmıştır.

Perşembe, Mayıs 23, 2013

Koşmak & Yüzmek


O kadar vaktim olmadı ki yazacak ve o kadar vakit oldu ki yazmayalı, ben de yıllar yıllar önce yaptığım gibi bir blog yazacağım, fotoğraflar koyup altına notlar düşerek. Buraya detaylıca geçmek istediğim nice olay oldu halbuki ama "zaman sadece birazcık zaman" problemim var bu aralar. Ecnebilerin time management dedikleri, bizimse aman sabahlar olmasın ya da hızlı yaşadı genç öldü dediğimiz bir kavram bu. Neyse başlayalım bakalım:


Taşoda Konserleri'nin provasını yapmıştık Uluç Bey'de, lokumlu ve çaylı. Güzel oluyor bu tip provalar, yakında bir tekrarını yapmak lazım. Hoş, konser yokken prova yapamama konusunda Emir Bey'den daha hünerli grup yoktur zannımca piyasada ama ne yapalım, deneyeceğiz.


"Hoş gelişler ola, Mustafa Kemal Paşa" diye bir marş/şarkı vardı küçükken öğrendiğimiz. Hatta ben sadece büyük harflerle yazabildiğim yaşlarda bir deftere yazmışım bunu, biraz hatalarım var tabi ama olsun ne yapalım. Ancak 4-5 yaşında hoş görebilirim yazım yanlışlarını. İşte Ege turnesindeki bu Mustafakemalpaşa tabelası bana tam da bunu hatırlattı, hoş gelen insanların tabelası da demek büyük oluyormuş.


Şimdi azıcık aklı ve deneyimi olan, daha doğrusu gözü gören bir insanın böyle bir dinlenme tesisine girmemesi lazım ama yolculuk belimizi bükmüştü, uzun yol çalışmalarının ardından ilk gördüğümüz yerde durmak istemiştik ve işte bu "urant"ta durduk. Hayatımın kesinlikle en kötü 5 yemeğinden birini yedim, Nuri Bey'le beraber hızla oradan uzaklaştık, karnımız doysa da hayalimizde bunu telafi edecek bir akşam yemeğiyle.


Denizli'de Şiir Otel bana böyle havalı, cibinlikli falan bir odayı uygun görmüştü. Bunu fotoğraflamasam olmazdı, bu arada yeni açılan bu otel hakikaten güzel, beklemediğiniz anda karşınıza çok güzel şiirler çıkartıyor ki çok şiir insanı değilimdir, yine de bravo dedirtiyor. Cemal Süreya'lar, Metin Altıok'lar...


Bu da İzmir'in merkezindeki otelcilere sinirlenip kalmaya karar verdiğimiz Kuşadası'ndaki buram buram 80'ler kokan otelimizin önündeki otopark. Nedense çok sevdim bu fotoğrafı. Paylaşayım dedim. Otel balkonundan deniz manzarasını herkes paylaşır hem efendim, mühim olan otoparkı çekebilmek.


Level Up açıldı! Biz daha resmi açılıştan bir kaç gün önce orada provalara başlamıştık gerçi. Çok güzel bir stüdyo burası, Ortaköy'de. Provadır, kayıttır, takılmacadır bu gibi konularda bundan sonra sizi Murat Bey'e nam-ı diğer Kzu'ya yönlendireceğiz. Siz de böylelikle başınız, beyniniz ağrımadan kulaklığınızı takıp steril steril müziğinize bakacaksınız.


Hızlıca hazırlanan güzel atıştırmalıklar adlı bu fotoğrafımı da tüm gençliğe armağan ediyorum. Karnım acıkıyor bu fotoğrafı görünce bir anda. Tıpkı Ilgın Hanım'ın bir dönem kullandığı profil fotoğrafının insanı susatması gibi.


Ve evet sonunda Korhan Futacı ve Kara Orkestra'yı canlı dinlemiş de bulundum, gayet keyifliydi, bir kez de Ghettovari bir yerde dinlemeden son kararımı vermeyeceğim ama hakikaten güzel müzik, güzel performans dedirttiler, bir de Tamburada ve Dandadadan çalarak gönüllerimizi iyice fethettiler. O zaman sıradaki parçamız Kara Orkestra'dan gelsin: Sapkın gücün sihirbazları gibi Abra Kadabra.


Geçen gün ofise bir yarım saat geç geldiğimde masamın üzerinde böyle bir çizim buldum, düşünün demek bir kaç gün gelmesem neler bulacağım, pek eğlenceli. Hohoyt.


Müthiş işler yapan müthiş insanlar var çevremizde, geçenlerde Elsa Hanım da bahsetmiş etrafınızda ilham verici insanların olmasının güzelliğinden. Öyle güzel eserler dinledik ki Gizem Hanım'ın sesinden! Neyse zamanla daha da dinlemeye devam edeceğiz umuyorum ki.


Burası da Level Up'ın camından görünen güzelim kilise. Hiç sormuyorsunuz ne yapıyorsunuz stüdyoda diye, Emir Yargın Efendi'nin Ghetto'da konseri var haftaya. Lansman'dan sonra ilk kez tam kadro sahne alacak, ben de gitaristliğini yapacağım tabi. Size kendi dahil olduğum konserlerde nadiren sunabildiğim üzere müthiş bir eğlence vaat ediyorum, 29 Mayıs Çarşamba Ghetto'da görüşelim.


Demiştim ya müthiş işler yapan müthiş insanlar var diye, bunu tekrar ediyorum. Uzunca seneler BÜTMK (Boğaziçi Üniversitesi Türk Müziği Kulübü) korosunun bir parçası olmaktan bir kez daha gurur duydum, şu metroyu hızlıca yaparlarsa sonraki dönemlerde yine bir parçası olmaya çalışacağım bu nadide koronun.


Gökyüzü bazen en beklemediğiniz yerlerde karşınıza çıkıyor ya işte o zamanlarda umudumu hiç kaybetmemem gerektiğine bir kere daha inanıyorum. Reelpolitik dünyasında bir romantik adlı yeni şiir kitabım da çok yakında tüm seçkin kitapçılarda.


Hayatımda ilk kez dönme dolaba bindim desem? O zaman sıradaki şarkı size gelsin: Lunapark. Tıklarsanız pişman olmayacaksınız, gizli efsane şarkılardandır. Fotoğrafta da gördüğünüz üzre heyecan ve mutluluk gözlerimizden okunuyor.


Atlıkarınca konusuna gelirsek, bence binilmekten ziyade fotoğraflanmak için icat edilmiş bir oyuncak, ne güzel değil mi hem renkli hem dönüyor. Gündemle ilgili yazıp bu güzel fotoğrafları kirletmek istemiyorum, iyice bok götürüyor gündemi. Aaa Emir Bey bok dedi. Evet, ancak siz utanmayın; bok içinde yüzdürenler utansın bizi.

Çarşamba, Mayıs 15, 2013

Vicdan


Kaç gündür yazayım, derdimi dökeyim diyorum, yazamıyorum, daha doğrusu yazıp yazıp siliyorum, ne yazacağımı hiç bu denli bilmediğim olmamıştı. Hatay diyorum kendi kendime, Reyhanlı diyorum, çevremde tek tük insan anlıyor ne dediğimi, işin komiği o kadar çok insan hiçbir şey olmamışçasına gayet normalce devam ediyor ki hayatına; yine de bugüne dek en tepkisiz kalanların bile çaresizliklerini ifade etme çabasını görmek güzel, güzel demeyelim de umut verici. Kendi çaresizliğimin boyutlarının büyüklüğünü şu an açıkladım aslında, birilerinin umudunu yitirmesinden umutlanacak kadar zor durumdayım. İnandığım görüş ne yazık ki bu olayın Türkiye'nin 11 Eylül'ü olduğu yönündedir tıpkı Sikkofield'ın da söylediği gibi. Bunu istediğiniz yönüyle anlayın, ister ülke tarihinin en büyük terör olayı deyin, ister birilerinin destek olduğu bir derin devlet kurmacası, ister savaş açlığı. Netice değişmeyecek, ölen onca insanın günahını taşıyanlar mutlu mesut ve pişkince takılıyorlar hâlâ. Vicdanı olan, üzülen, endişe duyan, hesap sormaya gayret eden birilerinin olduğunu görmeye muhtacız. İşte o "yalnız değilim herhalde" hissi değerli olan galiba artık, lütfen ama lütfen 10 dakikanızı ayırın ve şu konuşmayı dinleyin. Belki hiç bilmediğiniz bir şey öğreneceksiniz ya da dikkatinizi çekmeyen bir detayı yakalayacaksınız ya da ne bileyim en azından bildiğiniz şeyleri başka birinden duymak size iyi gelecek, lütfen izleyin!


Ne yaparsak yapalım, artık sırtımızdaki, aklımızdaki, kalbimizdeki yüklerin ağırlığı gitgide artıyor. Hayatımızın her anında üzerimizde bir ağırlık, bazen güldürmüyor, bazen uyutmuyor, bazen kahrediyor. Böyle bir konu varken, en azından bu yazının içinde başka bir şeyden bahsetmek istemiyorum. Dediğim gibi lütfen şu video'yu izleyin.


Perşembe, Mayıs 02, 2013

Korkunç Bir Mayıs Günü


Dün 1 Mayıs'la ilgili yazmamamın bir kaç sebebi vardı. Bunlardan ilki ve en önemlisi olayların tamamını ve gelen tepkileri açıkça görmek için günün bitmesini beklemem, ikincisi ve en önemsizi ise çizmekten korktuğum "oturduğu yerden cesurlaşan klavye liberali" imajı. Neyse şimdi yazmaya başlıyorum. Öncelikle kime daha fazla acıyayım bilemiyorum. Kendi dediğinin kanun olmasını isteyen ve olduğunu zanneden başbakana mı? Onun emirlerine kayıtsız şartsız itaat eden yerel yöneticilere ve o emirler doğrultusunda zulmetmekten keyif alan kolluk güçlerine mi? Ağabeysinin sözünden hiç çıkmayan, verilen emirlere harfiyen uyan sonra da "ama doğru bulmuyoruz" diye prim yapmaya çalışan pek sevimli sözde sendikacılara mı? Bu günün tatil olduğuna bozulan bakana mı? Barzoluğu yücelterek para kazanan sahte komedyenlerin direnenleri eleştirmesine mi? Üzerinden insanlar geçemesin diye açılan ya da yerinden sökülen köprülere mi? Felç edilen toplu taşıma ağına mı? "İnat etmeselerdi Taksim diye efendim." şeklinde cümleye başlayan her yaştan insana mı? Tüm olanlara rağmen o gün şantiyelerde, fabrikalarda patronunun emriyle zorla çalıştırılan ya da alıkonan işçilere mi? Bu günde bile çalışmak zorunda bırakılan işçilerin emeklerini yüceltip, meydanlara çıkanlara çapulcu gözüyle bakanlara mı? Olanları doğru düzgün göstermeye çekinen ana akım medyaya mı? Gaz maskesiyle haber sunan spikerlere mi? Polisin şahane müdahalesi sonucunda yaralanan hatta yaşam savaşı veren insanlara mı? Her ortamda karşımıza çıkan "Ee ne işi vardı orada?" diye cümleler kuran ağzına biber gazı dolası insanlara mı? Biber gazından sise boğulan o gazı soluyan ve solumayan vicdanlı tüm insanlarıyla beraber gözleri dolan İstanbul'a mı? Türkiye'ye mi? Dünyaya mı? Vaktiyle insani çalışma hakları için var güçleriyle direnen ve bu hakları tırnaklarıyla sökerek kazanan işçilere mi? Her gün ihmaller yüzünden ölen emekçilere mi? X şirkette bilgisayar başında oturup bunları yazan sisteme entegre kendime mi? Acınacak şeyler o kadar çok ki daha da yazmaya gerek yok. Ben elimden geldiğince, dilim döndüğünce yazıyorum, konuşuyorum gözlemlediklerimi anlatmaya çalışıyorum. Bunları yapmaya da devam edeceğim gücüm yettiğince. Tabi bir de belki bir kişinin bile fikrini değiştirsem kârdır şeklinde bir umut beslemeye devam ettikçe içimde. Kiminin bu sabrını, direncini vura vura, cezalandıra cezalandıra kırmaya çalışıyorlar ya, o direnç öyle kırılmaz bunu da biliyorlardır umarım. OHAL görmedik de demeyiz artık bu arada dünkü tablodan sonra. Şuraya tıklayın ve bilançoyu bir gözden geçirin, vicdanı olan hiç kimse gülüp geçemez böyle bir şeye. Annem de şöyle yazmış konuyla ilgili ve bir şiir eklemiş yazdıklarına Tevfik Fikret'ten, buyurun buradan okuyun. Sizin hâlâ içiniz acımıyorsa tüm bu olanlara, gözleriniz dolmuyorsa, bir durup düşünme ihtiyacı hissetmiyorsanız, bravo diyoruz, siz de olmuşsunuz. Benim yazdıklarım taraflı yazılmış satırlar, kendi tarafımdan, kendi bakış açımdan yazıyorum ama beğenmiyorsanız bile siz de kendi araştırmanızı yapın konuyla ilgili ve arada bir de olsa size dayatılan kaynakların dışından da bilgi edinin.


Yazacak milyarlarca şey var, neredeyse 2 haftadır yazmamışım. Ama önce yakın gelecekten haberler vereyim, misal yarından bahsedelim. Aslında bugünden de bahsedebiliriz. Okulun gelenekselleşen müzik festivali Taşoda bugün itibariyle başlıyor. Fırsatı ve vakti olan herkes bu akşamdan itibaren Güney Kampüs'te yerini alsın ve pazar gecesine kadar oldukları yerden ayrılmasınlar. Etkinliğin detayları burada. Gelelim bu olayın Emir Bey'le kesiştiği noktaya. Yarın yani 3 Mart Cuma akşamı saat 20:00 - 21:00 aralığında biz de Taşoda sahnesinde yerimizi alacağız. Cuma gününü akustik gruplara ayırmışlar, kulağa gayet hoş gelen bu uygulama sanırım ilk kez bu sene yapılıyor. Biz emekli de olsak okulun akustik grupları arasında anılmaktan mutlu olduk. Uluç Bey ve Nil İpek Hanım'la beraber sahne alacağız, hatta bizden sonra da pek güzel bir Nilipek konseri sizleri bekliyor olacak. Sonrasında okulda mı olacağım yoksa Kandilli'de mi orasını henüz bilemiyorum, zaman gösterecek. Bu akşam çok vakit sonra Uluç Bey'le bir prova yapacağız, bakalım heyecan var, heyecan güzeldir.

Gelelim geçtiğimiz günlerde yaşanan olaylara ve beni buraya yazmaktan alıkoyan tempoya. Öncelikle fuardan bahsetmeden geçemeyeceğim, geçtiğimiz 5 günüme damgasını vuran Yapı Fuarı! Beylikdüzü'nü İstanbul'da sananlar utansın diyelim. İnsan her gün aynı şehirde 200-250 km yol yapar mı? Fuarda dikilmek yetmiyor tabi akşamları da bayilerle sıra dışı muhabbetlerin edildiği yemek turlarımız oluyor. Çatalca mı dersiniz, Florya mı dersiniz, Büyükçekmece mi, her gece başka bir yerlerdeydik. Şurada belirttiğim gibi bir insan oldum tam olarak. Ayrıca yollarda bazen de şöyle hissettim. Hahahah nasıl da güzel Twitter'a yönlendirdim değil mi sizi? Neyse devam ediyoruz tam gaz, bakınız Sıla Hanım bu konuda ne demiş?


Gelelim bir diğer müzikal konuya. Geçtiğimiz aylarda -sanırım Mart'tı- Nil İpek Hanım'la başbaşa bir Peyote konseri vermiştik. O konserde de hatırlayacaksınız Kâmuran Kolçak Hanımefendi'yi konuk etmiştik 3 şarkılık. İşte geçtiğimiz günlerde bu şarkılardan biri olan Gül Güzeli'nin kaydını yayınladık. Siz de buradan dinleyince göreceksiniz ki her zamanki gibi pek güzel söylemiş Kâmuran Hanım. Biz de Nil İpek Hanım'la usul usul, büyüsünü bozmadan eşlik ediyoruz bazı yerlerde. Şarkı mı çok damardan geldi, insanlar bıktı mı artık benim müziklerden bilmem Emir Bey sayfasından yaptığım bu paylaşım neredeyse -9 beğeni falan aldı. Hahahahah, işimiz gücümüz yok bir de artık böyle istatistiki değerlendirmeler yapıyoruz. Sırf Nil İpek Hanım okuyunca gülsün diye yazdım bunu.

Son olarak iki tane daha pek güzel müzikli bağlantı tavsiye edeceğim size. Bir tanesi canavar grup Six Pack'ten geliyor. Sakın Gelme cover'ı. Çok müthiş olmuş, tıpkı Mecbursun gibi, sanırım yakında bunun da video'sunu izleyeceğiz. Bir diğer güzide eser ise beynelmilel projelerden Hypnotic School'dan geliyor, ne yoksa solist tanıdık mı? Evet buradan dinliyoruz. Tekrar görüşünceye dek, sevgiler, saygılar, insanlıklar.

Vapura binince tüm olumsuzlukları unutur mu insan? Yemin ederim, bir maçta değişen ülke gündemi gibiyim.