Pazar, Aralık 29, 2013

Çok Hızlı Ama Yanlış


Gündem öyle hızlı akıyor ki takip edeceğiz derken başka hiçbir şeye enerji kalmıyor. Bir de hızlı akıyor, gür akıyor gündem ama yanlış akıyor. Nil İpek Hanım'la çok beğendiğimiz bir Youtube yorumu vardır Umut şarkısının altında, "Sozler cok guzel. Ama yanlis." diye. Tam öyle yani çok hızlı ama yanlış.

Gündem çok hızlı akınca vakit buldukça kendimi Twitter'a veriyorum, keza gündemi gerçek zamanlı takip edebileceğim tek yer orası, unutmayayım dediklerimi oraya not düşüyorum ya da favori ekliyorum ki sonradan bulabileyim. İşte şu bir kaç günden unutulmasın istediğim bir iki şeyi sizlerle de paylaşayım.

Ahmet Hakan'ın şu yazısıyla işe başlayalım kibri tanrıyı aşanlara gelsin.
Bir adet Erbakan Hoca video'su, hahaha iyi yanlarını alın hocanın.
Bir annenin yüreği daha evlat acısını kaldıramadı.
Uludere / Roboski'nin üzerinden tam 2 yıl geçti, kimse umursamadı.
Polis ve halk Cuma gecesi İstiklal'de Noel'i kutladık.
Noel demişken, utancımızdan yerin dibine girdiğimiz şeyler gördük.
Devrimci Avukatlar'ın bir kısmı serbest kaldı.
...


Daha neler neler oldu efendim, kefenler mi giyilmedi, koşarak kat edilecek mesafelere uçaklar mı kaldırılmadı, fotoşoplar mı yapılmadı, davalar mı satılmadı. Kalbim şişiyor, kalbimin kurumasından daha iyidir tabi ki.

Bir yandan yazılar yazma, bir yandan müzik yapma gayretindeyim, arada bir şeyleri kaçırıyorum muhakkak ama affola. Yapmaya niyetlendiğim daha nice şey var, hepsinden önemlisi kendime bir program yapsam iyi olacak sanırım. Evet yeni yıl hedefim düzgün bir program olabilir.

Perşembe, Aralık 26, 2013

Lab'da Denk Geldiğim Adam



İnsanlar ölüyor yahu, sen ben gibi insanlar, kafası çalışan, düşünen, üreten, yazan, müzik yapan insanlar ölüveriyor, hem de en beklenmedik an en beklenmedik şekilde, bazen de kendi rızasıyla. Bak ne diyorum sen gibi ben gibi insanlar yahu bir farkımız yok. Bir durup düşünmek lazım, gerçekten de bir durup düşünmek ama. Durdum, düşündüm deyip devam etmek değil. Gerçekten üzen haberin detayları burada, umarım huzur bulmuştur. Biz ülkenin Allah'ın belası bitmek bilmeyen dertleriyle boğuşurken, iş güç temposu diye sonsuz bir döngüde kaybolmuşken, saçma sapan konserlerle sağdan sola nafile koştururken, birileri çıkıp yeter artık diyor, diyebiliyor. Bana bu kadarı yeter, şu ana dek yaşadığım hayat yeter, karışmayın bana yeter... Bunlar bana hepimizin ölümü gibi geliyor, hepimizin olası intiharları, sonumuz hayır olsun. Hepimize sabır.

Pazartesi, Aralık 16, 2013

Çirkinlikten Bir Duvar

Günler olmuş yazmayalı kimse de öldün mü kaldın mı kardeş diye sormuyor. Haydi beni geçtim, ben iyi kötü bir şekil yaşıyorum, zavallı ülke ne halde onu takip ediyor musunuz? Gezi'de yapılmaya çalışılan ufacık ve slogansız bir anma törenine polis müdahale ediyor, Mehmet Ayvalıtaş'ın annesi kalbi şiştiği için ölüyor gidiyor -hoş bok yolunda ölmelerle o kadar dolu ki buralar, kimse şaşırmıyor bile artık- adalet her zaman olduğu gibi müthiş aksak işliyor, rehine krizi çözer gibi suçsuzların bir kısmını salıyor birileri ve bir kısmı içeride kalıyor, bunun yanı sıra tutuklu avukatların pek çok diğer tutuklu insan gibi neden olduğu belirsiz tutuklulukları devam ediyor, 13 yaşındaki çocuk Gezi eylemlerinde sokağa spreyle yazı yazdığı için 6 yıl hapisle yargılanıyor. Babası da soruyor tabi "Bu demokrasiyse faşizm ne?" diye. Vekil olduğunu unuttuğumuz vasıfsızlıklarıyla dünyaya nam salmış sözde vekiller istifa edip olası yeni oluşumların rantından pay kapmaya çalışıyorlar, vasıfsız vekil demişken serbest çağrışım oldu herhalde, Kasımpaşalı oyuncu dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir futbol çirkefliğine imza atıyor, muktedir olanlar şehre ettikleri tecavüz yetmez gibi Ayasofya'ya dil uzatıyorlar bitmek bilmez açlık ve çirkeflikleriyle, doyun artık lanet olsun hepinize dedirtircesine...

Bunlar sadece bir kaç saniye düşününce aklıma gelen 1-2 günlük gelişmeler. Her gün bundan kat ve kat fazla pislik bu ülkede üzerimize yağıyor. Ama sanmayın ki bunları görmüyorum, duymuyorum, anlamıyorum. Bir şeylerin değişeceğini biliyorum, zamanını bekliyorum, iki gram olan beyinlerini de korkudan kaybedip alenen ve vahşice saçmalaşan insanlara tahammül etmiyorum yoksa ya da yavaş yavaş şartlar değişince bildiklerini anlatmaya başlayan, dili çözülüveren mübarekler gibi dilsiz şeytanlık da yapmıyorum. Biliyorum benim gibi içi şişmiş bekleyen niceleri var daha. Bekliyoruz ama müthiş kabaran bir öfkeyle, sonsuz bir nefretle, binlerce bedduayla. İşte ne bu samimi kızgınlığın karşısında durabileceksiniz, ne de daha güzel bir dünyanın mümkün olduğu düşüncesinin. Hepsi bu belirtmek istedim. Melis Hanım'ın da tarif ettiği gibi "Gerçek nefret ise daha soğuk, daha hareketsiz ama külçe kadar ağır bir şeymiş." Hiç olmadığı kadar ağırız hepimiz.

Ben de istiyorum şurada yaptığım bir iki listeyi paylaşayım, haftaya olan konserden bahsedeyim ama olmuyor, çirkinlik böyle güçlü bir blokaj uyguluyor tüm hayatımıza işte, bekliyoruz ve yaşamaya devam ediyoruz, elimizden geldiğince.

Perşembe, Aralık 05, 2013

İki Konser Birden


Yarın yani 5 Aralık Perşembe günü Boğaziçi Üniversitesi'nde Müzik Kulübü'nün düzenlediği Akustik Sahne etkinliğinde sahne alacağız. Yenilenen Emir Bey kadrosunun da ilk görücüye çıkışı olacak bu uzunca bir aranın ardından. Tufan Bey, Berkay Bey ve Nil İpek Hanım'la sahnede olacağız. Repertuvarın yarısı bestelerimden, yarısı da sevdiğimiz şarkılardan müteşekkil, alıştığınız bir Emir Bey oranı diyebiliriz. 20:30'da en geç orada olmanızı tavsiye ediyorum, şayet dinlemek isterseniz. Konser Müzik Kulübü'nün Piyano Odası'nda olacak, büyükçe bir ev konseri tadında. Müzik Kulübü de Güney Kampüs'te 1. Erkek Yurdu'nun altında, Saatli Bina'ya bakan tarafta. Yolu düşen dostları beklerim. Etkinlik sayfasına da buradan ulaşabilirsiniz.


Perşembe konserini kaçıranlar ve tekrarını isteyenler için 6 Aralık Cuma akşamı da Kadıköy'de Karga'da sahne alacağız. Karga, Kadife Sokak'ta (Barlar Sokağı) hani Rexx'in sokağı olan sokak. Dinlemek isteyenleri 21:00 gibi bekleriz, Karga'da repertuvarımızın tamamına yakını bestelerimden oluşacak. Güzel bir haber de şu ki bizden hemen sonra Selim Saraçoğlu sahne alacak ki kendisi besteci ve şarkıcı kimliğini çok takdir ettiğim bir insandır, şiddetle tavsiye ederim. Etkinlik sayfamız da şurada. Bu güzel afiş de tüm diğer güzel afişler gibi Nil İpek Hanım'ın eseri.


Dünyanın her köşesinden benzer isyanlar benzer çığlıklar yükseliyor, siz de duyuyor musunuz? Bu sesleri çaresizce bastırmaya çalışan bir kaç geçici muktedir var her yerde, acımasızca "görevini yapan" polisler, kendilerine durumdan vazife çıkaran askerler, sermayeden ve ranttan yana patronlar, karaktersizlikten güce tapan insansılar ve bunların karşısında pırıl pırıl duran, umudunu kaybetmeyen ve daha güzel bir dünya için mücadelesine devam eden insanlar var. Acı çeken, zarar gören, yok edilen ama insan olduğumuza şükrettiren insanlar. Sadece sen ben değiliz zalimlerle savaşan, sadece bizim ülke de değil. En korkudan kokuşmuş patronun yönettiği medya şirketi bile haber akışında dünyanın farklı yerinden 3-4 isyan, protesto, direniş, çatışma -adına her ne derseniz deyin- haberi gösteriyorsa, gösterilmeyen neler vardır bir düşünebiliyor musunuz? Ben sürekli dünya kaynıyor gibi hissediyorum, doyum noktasını aşalı çok oldu. Benzer düşünen (sadece buralarda değil tüm dünyada) öyle çok kişiyiz ki! Bir kaç gündür kafamda dolaşan bu hissi sadece paylaşmak istedim. Başka bir dünyanın mümkün olduğunu ve bir gün var olabileceğini bilmek ve düşünmek bile ne kadar güzel.

Öldürülen kardeşimizden bir kaç cümle ile bitireceğim:

"Çekilen acılar ve verilen canlar hep fedakarlık olarak tanımlanır. Ama bu fedakarlıkların sonu yoktur ki... İnsan tektir, hürdür. Dizginlenmemelidir."