Salı, Şubat 27, 2007

Deli Cesareti

Ilgın Hanım' da makarna partisi yaptığımız gün (köri soslu tavuğun da hakkını yemeyelim) Yasin Bey de bir yaş daha büyümüş, tabiri caizse koca herif olmuştu. Sonra Yasin Bey bana iş ayarladı bir tane olursa süper olacak, karizmamı kullanacaklar resmen. Sonra bir de ben büyük karar aldım, bahardaki Taş Oda konserine tek başıma çıkıp çalıp söyleyeceğim, Taş Oda' ya da üye olacağım ne gün olunuyorsa. Gerekirse Emir Bey olarak çıkarım. Bu gaza gelişimin sebebi alt yazıdaki güzide şarkı hususunda çok değer verdiğim insanlardan güzel yorumlar alışımdır belki, belki de değildir. Ben bir de Merve Hanım' ı çok seviyorum ya, benim hep yanımda oldu cerememi çekti tabiri caizse tüm gün. Ama insanın nazı sevdiğine geçermiş en çok kendisi düşünsün artık ne denli sevdiğimi =)Bu arada bugün Merve Hanım' la karar verdik bir polisiye roman yazcam, son sayfada da meğersem katil bizim komisermiş gibisinden samimi bir bitiriş yaapcağım. Hatta boyudevrilesice bile diyebilirim o sayfada. Sonra bir de otobüste gördüğüm şu haberin başlığı beni düşündürdü : "Göktaşı değil kanalizasyon"

Pazar, Şubat 25, 2007

Deli Herhalde

İki gündür çok değerli çok sevdiğim insanla beraber olduğum vakitlerim oldu çok fazla sürmesede. İnsan ama elindekiyle de yetinmeyi bilmelidir. Tabi kendine / gönlüne söz geçirmek de zor bir şey. Neyse. Şeboist' in kampanyası için günün ilerleyen vakitlerinde Taksim' e gittik. Sokağı bulduk diyorum isim tanıdık geliyor, zaten Pi' nin sokağıymış, artık tanıdık gelsin. Neyse bahsi geçen kafeyi de bulduk. Sonra barmene gittim sordum, yanımda da Merve Hanım, dedim "abi bir kampanya varmış, toplanılacaktı burda falan" adam dedi haberim yok benim, "haydaaa" dedim. Merve Hanım' la çaresizce oturduk, kimseyi tanımıyorum kampanyayla ilgili, resmen elinde torba olan birileri içeri girsin diye bekliyoruz. Sonra diğer garson geldi, sağolsun o bize bahsi geçen grubun üst katta olduğunu söyledi. Ben de çıktım, kalabalık bir grup var, dedim "ben kitapları bırakacaktım", "şuraya bırak" dedi bir tanesi ben de "tamam" dedim, sonra da "iyi günler" dedim gidiyordum tam, "dur bir dakka nereye gidiyorsun gel otur" dediler, sonra ben de "acelem var biraz" dedim, sonra "adın ne" dediler, "Emir" dedim, soyadımı da sordular, sonra ben Şeboist üyesi olmadığımı, 029' un sitesinde banner' ı görüp benim de siteme koyduğumu söyledim. Gerekli hiç bir bilgi vermemekle beraber saçmaladım ve uzaklaştım. Arkamdan ruh hastası herhalde yazık pek de genç demişlerdir. Ama kalabalık ve tanımadığım bir grupta herkesin bana baktığı bir anda o derece mantıklı konuşmama da şükretemek lazım. Gönülden şeboist' im ben de neticede. Haberim olan her kampanyaya da elimden gelen desteği veririm, bir banner de olsa bu.

Bu haftamızın şarkısı ise Anathema' dan. Kayıttan evvel Emre Bey' e canlı da çaldım dün. Neticede bu şarkıyı Anathema' dan daha çok haz ettiğini düşündüğüm bir kaç kişiyi düşünerek söyledim ki bunlar değerli Lordumuz Serkan Bey, değerli arkadaşımız Ahmet Bey ve Emre Bey. Ahmet Bey dinlerse tabi Tuhaffiye Hanım da dinleyebilir. Siz de dinleyin yahu. Sonra da deyin ki "Anathema söylediğini sanmış yazık, git hele aksanını düzelt" evet deyin bunu =)

Cuma, Şubat 23, 2007

Max Faktör Maskara *

Dünyayı anlamak konusunda gösterdiğimiz sonsuz çaba yine her daim olduğu gibi engin cahilliğimizi gözler önüne serdi, şu şuydu bu da buydu da peki neden? Bunun yanı sıra bir soru daha geldi aklımıza hiç araştırmasak böyle şeyleri, içine girdikçe kaybolmasak? Düz mantık olsak. Ama insan bir şeyler gördükçe de merak ediyor, biz de acaba mezun olunca sıradandan öte olabilecek miyiz özendiğimiz hocalar ya da insanlar gibi? Her neyse. Daha ne kadar şey yapmamız lazım diye sorup bir fırın ekmek yememiz lazım diye de cevaplarım. 1 mart tarihinde ayrıca sanırım 19.55 - 20.00 arasında hiç bir elektirikli alet çalıştırılmayacak, su açılmayacak, bu bir eylemdir, küresel ısınmaya karşı, sokaktaki arabalar kenara çekecek. Ve bakılacak bu 5 dakikadan gelen kazanç nedir? Bence inanılmaz büyüklükte olur insanlar katılırsa. Siz de duyun duyurun bir zahmet hatta bir hatırlatma koyun bir yere 19.50' ye mesela. O gün ayrı önemli durumlar da olabilir ayrıca. Bugün Ilgın Hanım' ın doğum günü, artık bir hanım olacak yaşa geldi kendisi. İyi ki doğdun diyoruz biraz düşününce de bu sözün ne kadar anlamlı olduğunu farkediyorum her seferinde. Anlamını düşünerek söylemek lazım ki Ilgın Hanım gerçekten benim fikrimce iyi ki doğmuş bir insan. O olmasaydı çok fena olurdu bunu bilir bunu söylerim, her an yanınızda sağlam köklere dayanan bir dostunuz varsa daha güzel bir şey yoktur bundan. Ilgın Hanım 1 numaradır, tek geçilesidir. Akşama Oldcity' de bol bol eğlenmesi dileklerimizle. Burdan da şu notu çıkaralım satır arasından. Cuma akşamı 23.00' e doğru her kim Oldcity' ye giderse, hat safhada eğlenir çünkü sahnede bir Jukebox vardır. Her neyse. İyi ki varsın, iyi ki doğdun, iyi ki 6 senedir aynı okuldayız. Onun dışında perşembe ve cumalarım yoğun arada az vaktim var, o az vaktimin birazını Ilgın Hanım ve Melis Hanım' la öğlen yemeği yiyerek, birazını da Pınar Hanım ve Buket Hanım' la otobüs bekleyerek geçirdik. Bu Pınar Hanım da pek şeytanı ayrıntılara gizleyen bir insan. Pek mi tarz ne? Sonra bir de Bahar Hanım' la karşılaştık, spordan geliyormuş, sağlam kafa sağlam vücutta bulunur neticede. Dünkü kaba ve bilinçsiz hareketim için özür diledim sonra da üste çıkıp kendisine de kızdım. Dünkü olayın ayrıntısını sağdaki bağlantılardaki Deadcell blogundan öğrenebilirsiniz. Bir de dün akşam şunu düşündüm, bugün de bu fikrimi bir kaç şanslı insanla paylaştım. İbrahim Tatlıses programında Erkin Koray' dan Fesupanallah şarkısını söylemeli, söylerken de hep alıştığımız fonda koro devam ederken önde kendisi kopmalı. Tanıdık ibo kerizleri yapmalı bol bol. Zılgıt çekmeli, halay çekmeli. Yapmasa da olur da yapsa da olur. Merve Hanım hasta baya ve ben ona gereken ilginin hiçte birini gösterdiğimi daha ancak farkedebildim. Öküzün önde gideni, boynuzunda dünyayı taşıyanıyım. Düşünecek vaktin olmaz ya hani bazen haldır haldır programlı bir şekilde yaşar gidersin, okula git, derse gir, dersten çık, eve gel. İşte bunu yaparken sanki sıradan birisiymişçesine Merve Hanım' ı ihmal ettim. Aslında bilirsiniz benim kendisini ne denli sevdiğimi -bildiğinizden de çok severim o ayrı ya- lakin insanın bazen aklı kilitleniyor, düşünemiyor. Aptal olduğunu böyle anlarda farkediyor insan en çok. Allah' ım bana akıl fikir; Merve Hanımım' a da güç, kuvvet, sağlık ver.

* Başlıktaki ürünün adını oku bakalım 5 kez arka arkaya da delikanlı diyelim. Bknz. kirpiklerim doğaldır, bknz. delikanlı adam kalem çekmez, bknz. kirpiğin mi var derdin var, bknz. aklım nelere çalışıyor.

Çarşamba, Şubat 21, 2007

Ucuz Atlattım

Az daha havaya uçuyordu blog az önce =) Demek neymiş her gördüğün basılabilecek yazıya "aaa hadi bir basayım bakalım ne oluyor" zihniyetiyle yaklaşmayacakmışsın. Deneyip de fena yanılmak var. Bir de yeni profil resmime kimse süper demedi beğenmiyorsanız olmamış deyin lakin beğenilmeyecek bir tarafı yok.NOT : Yazı içinde yazı artı edit 48 =) Çok fena şifreli konuşurum en az 5 kişi anlar =)

Salı, Şubat 20, 2007

Zihniyete Gel

Efendim çok sevdiğim dizi X Files' ın müziğine "dıp çıs dıp çıs" remix yapıp da Capitol' deki havuza fışkırtma müziği olarak ayarlayan zihniyeti kınıyorum, nitekim aynı zihniyetin ara ara çaldıkları Phantom Of The Opera' ya da aynı muameleyi yapması an meselesi. Üstelik şarkı seçimleri bu denli güzelken ve görkemli bir hava verirken sulara, neden bir "kulüp alt yapısı" konulur ki değil mi ama tüm karizması sıfırlandı şarkının.Kalabalık otobüse orta kapıdan binen öğrencileri kıstırmak amacıyla "kapa abi kapa" diye gaz veren muavinin de gazıyla çat diye orta ve arka kapıyı kapayan otobüs şoförlerine de kızıyorum. Hayır zaten adam balık istifi gitmesine rağmen akbilini uzatıyor "bülülüt" dedirtiyor. Hâlâ neyin davasını yaparsın a adam? Üstelik kapıyla insan kıstırmayı kim becermiş de sen çabalıyorsun bu uğurda?Kuzeydeki Eğitim Fakültesi' ndedir diye düşünüp sınıfına bakmadığım AE dersime alelacele yetiştiğimi sanıp da beni komple taşınmış bir kuzey eğitim fakültesi binasıyla karşı karşıya bırakan kendi zihniyetimi ve yetkili zihniyeti de kınıyorum. Merdivenin başına bir tabela koysanıza evladım "tadilatta binamız başka bir yere gitmelisiniz" diye. İlk cümle devrildi galiba da toplayamadım.

Dur bir şeyler daha vardı aklımda da şimdi gelmiyor yine. Neyse geldikçe artık şey yapalım.

NOT : En güzel yangın henüz çıkmamış olandır. Vallahi yazıyor bak gördüm!

Pazar, Şubat 18, 2007

Kendi Hâlinde

Müzik konusunda bir şanssızlıklar, talihsizlikler, yeteneksizlikler silsilesi içerisindeyim bu aralar. Beni tanıyanların çoğu bilir "şarkıcı" olmak gibi bir hayalim vardır benim ki 10 yaşına kadar her çocuk da şarkıcı olmak ister benim gibi. Lakin ben bunu son 2 - 3 senedir ciddi ciddi ister oldum. Böyle çok ünlü kitleleri peşinden sürükleyen bir yıldız değil, bir Tarkan Bey falan değil olmak istediğim -yanlış anlaşılmasın Tarkan Bey en sevdiğim şarkıcılardandır- daha ziyade böyle hani bazı şarkıcılar vardır ya bir albüm çıkarmıştır 3 - 4 sene önce. Ne öyle klipleri zırt pırt televizyonda oynamıştır ne de albümleri en çok satmıştır. Ama bir yerde bunları dinleyen insanların aklında kalacak kadar da hoştur şarkıları. Aradan geçen vakite rağmen çıkan bir albümde hâlâ çok bilinmemesine rağmen kemik bir dinleyicisi vardır bu albüme sevinen. Öyle yuvarlanır giderler. Çok az insan tanır, tanıyan da sever ama. İşte ben böyle bir şey olmak istiyorum. Sonradan iyice ünlenmesine de karşı değilim tabi bu insanların. Ama bir grup olmalı yine de en baştan beri takip eden dinleyicelerden oluşmuş. Misal Feridun Bey' i ele alalım, işte sevdiğim tarz müzik yapan ve ilk dönemlerinde özellikle az tanınan ama tanıyanın da sevdiği saydığı bir şarkıcı. Herkesin tanıması "Alev Alev" şarkısıyla beraber geliyor sanki. Konsere bir tek bu şarkıyı bilen zibidiler geliyor falan ama olsun, yine de aralarda bir yerde ta ilk albümden çaldığı parçaları da onunla birlikte söyleyenler olduktan sonra ne farkeder ki. Daha ne kadar mutlu olabilir ki bir insan. Bir de şarkıcıların insanı yönleri çok önemlidir benim için, ne kadar güzel şarkılar yaparsa yapsın, ne kadar iyi müzisyen olursa olsun ben kendi standartlarıma göre iyi olmayan bir insanı sevmem. Azıcık kibar olmalı, bolca kültürlü olmalı, seyircisini biraz ileriye taşıyabilmeli, zaten sahnedeki insan bir çok insanın örnek aldığı / alacağı insandır ki bu sorumluluğu taşımayı bilmeli hatta hareketlerine de normal insanlara nazaran daha çok dikkat etmelidir. Her neyse benim şahsi müzik işlerim oldukça fena gidiyor bu aralar. Yani evde gitar çalıp kendime şarkı söylemekten ibaret bir müzik hayatım oldu. Eskiden elimize geçen fırsatları değerlendirmemişim gibi hissediyorum. Ilgın Hanım' la farkettik misal lisedeki grubumuzun ne kadar standartların üstünde olduğunu. Ama bir daha öyle adamlar da toparlayamayacağını. Ya da karşına bir adam çıkıyor mesela Yasin Bey gibi, ama sadece iki kişinin hevesiyle bir işi yürütemiyorsun. Vakit yetmiyor, istekler uyuşmuyor. Artık ilham da gelmez oldu. Egecan Bey' in 3 güftesi ve Northwind Hanım' ın 2 güftesine ardı ardına yaptığım 5 bestenin ardından ki bunların üzerinden bir yıl geçti nerdeyse bir daha tık yok. Elimde halbuki o kadar çok güzel sözler var ki. Demek bir fetret devri içerindeyim, bundan kurtulabilirsem ne âlâ, lakin içimden bir ses gitgide hayallerimden uzaklaştığımı söylüyor. Etrafımızdaki güzelliklerden keyif almak yeterli diyor aynı ses. Hakikaten de bir Jukebox dinliyoruz ne bileyim bir Emir Bey' i Onor Bumbum' la sahnede izliyoruz -internetten- keyfimiz yerine geliyor hat safhada. Lakin bu güzellikleri izledikçe de farkediyorum ki uzaklaşıyorum kendi isteklerimden ve şu aralar yapamazsam isteklerimi hiç bir zaman yapmayacağımı farkediyorum. Elden ne gelir tabi, bekleyeceğiz zaman ne gösterecek, şu an Umur Bey gibi mesela bir kaç hevesli insan daha çıkabilir ve bir bakmışım hayallerimde yaşıyorum ama, bu ihtimal çok düşük gerçeği söylemek gerekirse. Neyse canım bize oturmaya geldiğinizde istek yaparsınız çalarım ben =) Bazen deli gibi özlersin ya bir şeyleri, bir yerleri, birilerini, bazı durumları. İşte bunları çok özlüyorum, kimbilir kaçıncı kez bu fotoğrafı koydum buraya ama özlüyor insan. Gözde Hanım' ı da Emir Bey' i de hep beraber sahnede. Tap-Inn olarak. Şarkı söylemeye gerek bile yok, Egemen Bey' le yardımcı vokal olsak ama çalarken deliler gibi eğlensek kafi. Nasip değilmiş herhalde.

Cumartesi, Şubat 17, 2007

Tiyatro

Yoğun geçen programımın içinde başta Merve Hanım, ardından Bahar Hanım, Emir Bey, İpeknaz Hanım, Zeynep Hanım, Emre Bey ve Barış Bey vardı. Tabi bir de Tuhaffiye Hanım. Barış Bey hâlâ da mevcut, yanımda sıkılıyor şu an =) Beni tiyatroya götürüp genel kültürümü arttırdı, Kayra Şenocak Bey' in ne kadar hat safhada yetenekli olduğunu görüp şaşırdık. Her rol bu kadar mı süper yapılır? Öncesinde de güne Merve Hanım' la başladık ki çok keyifli bir şeymiş bu. Daha sık yapmalı. Ne bileyim kahvaltı olsun, branch olsun :) -Orçun Bey' den özendim bu branch ı- Her neyse sonra Kadıköy' e geçtik Bahar Hanım' la, Merve Hanım' la o noktada ayrıldık ki kendisi derse gitti. Sonra da işte Kadıköy' de değişik mekanlar keyifli sohbetler. Hımm bu arada unutmadan bu aralar Bahar Hanım çok gaz, nereye çağırsak gelebilir, haberiniz olsun. Emir Bey de özlenen insan. Sonra Tuhaffiye Hanım geldi, o da süperdi bugün pembe ayakkabılarına vuruldum. Ahahah. Neyse Barış Bey' i daha çok sıkmayalım, değil mi ama? İyi geceler, saygılar, bu güzel günde emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz efendim.

Çarşamba, Şubat 14, 2007

Merve Hanım' a =)

Sizi sevmek pek güzel şey efendim biliyor musunuz? Lakin yalnızca "sevmek" değil güzel olan, "sizi sevmek" zannımca daha güzel. Çünkü herkesi sevebilirsiniz ama bunlar size mutluluk getirmez, hatta acı da getirebilir. Halbuki sizinki saf mutluluk veriyor bana, heyecan veriyor. Stres yok, sıkıntı yok. Allah nazarlardan, kazalardan, belalardan korusun. Sizi pek çok seviyorum. Hep yanımda olun, içime saklanın hatta hep orda kalın ki her solukta duyabileyim sizi. Sonsuza dek beraber olmak dileğiyle. Sizi çok seviyorum. Çok! Üstelik sanırım verdiğiniz hediyeyle dünyanın en karizmatik insanı ben oldum. Trend yaratmazsam en adiyim. Hayatımın en güzel sevgililer günüydü bugün, gerçekten. Sizi tekrar çok sevdiğimi belirtip, saygıyla yanaklarınızdan öpüyorum.

Salı, Şubat 13, 2007

Sırılsıklam

1999 çıkışlı olan Sırılsıklam parçamızdan evvelden bahsetmiştim, ama burda mı daha önceki blogda mı onu hatırlayamayacağım, her ne ise, biz zaman zaman bu şarkıyı geliştiririz, daha iyiye taşırız, bunun için gerekenler bir Orçun Bey ve Ben' dir sadece. Misal son Antalya' ya gidişimde, Orçun Bey' de kaldığımız 2 gün süresinde yaptığımız tonlarca şeyden biri de Sırılsıklam' ı çağımıza uydurmaktı. Ama kafamıza göre baterist bulamıyorduk bir türlü, en sonunda onu da bulduk, çok sevgili Tony Bey bizi kırmadı ve geldi bir kaç saatini ayırdı bize. Hepiniz bilirsiniz ne stresli şeydir demo kaydı almak, bir yandan metronom, bir yandan bireysel ve hatasız çalışlar, pür dikkat... Neticede şarkıyı bitirdik. Elimizde yepyeni bir Sırılsıklam vardı. Müzikal açıdan daha doyurucu, vokaller açısından daha enstantaneli. Üşenmeyin bir dinleyin, hem de yüksek sesle dinleyin. Müziğin zevkine varın, huzura erin, eğlenin, kendinizi yerin bir kaç kat altında dumanaltı adi bir rak bardaymışçasına tedirgin, sizi gözleriyle soyan bir karşı cins görmüşçesine heyecanlı hissedin.

Şimdi bilmeyenler için şarkının geçmişinden bahsedeyim.

Çıkış yılı : 1999 - (Grup) Zebani
Söz : Orçun Bey
Müzik : Emir Bey

Şimdiki kayıtta ise enstürmanlar ve vokaller şöyle :

Solist : Orçun Bey
Klasik Gitar : Emir Bey
Yardımcı Solist : Orçun Bey
Elektronik Gitar : Emir Bey
Bateri : Tony Roister

Dinleyin yorumlarınızı bekliyorum. Daha önce hiç böyle bir şey duymamıştınız! Konuyla ilgili ve çok da komik bir olayla ilgili Orçun Bey' in şu güzide yazısını da okuyun vaktiniz varsa, kısa zaten.
NOT : Resmen şarkıyı indirin diye tuzak kurdum 3 noktaya =)

Pazar, Şubat 11, 2007

Apayrı Maddeler

Sizinle bir dakika gerçekten beni mutlandırıyor efendim, yalan söylüyorsam böyle olayım. Gerçi yolda geçirdiğim toplam süre sizle görüştüğümden kısa sürdü sanki ama olsun. Hatta şarkı geldi aklıma bak : "...olsun bana aşk dolu geçen yıllarım yeter, nasıl olsa her şeyin zamanla sonu yok mu, ömür dediğimiz şey küsecek kadar çok mu..." Sonu alakasız oldu ama sözlerim, çok değerli ve güzel insan Merve Hanım' a.

Sabah bakkala gitmek konusunda çok üşengecim ama evin en küçüğüyüm yani ayak işlerine genelde ben bakarım. Sırf üstümü değişmeyeyim diye ve eşofmanımın altından beyaz çorabım da görünmesin sonra millet ne der diye boyunlu konvers giydim. Bağlarken de düşündüm hangisi daha zor boyunlu konvers bağlamak mı çorap değiştirmek mi diye.

Evvelki gün Merve Hanım' la, dün de Enis Ağabey ile konuştuk. Gerçekten Türkçe şarkıları yabancı aksanla söyleyenlerden nefret ediyorum, topu tez zamanda piyasadan silinir inşallah, çok küfür de edesim var ama etmiyorum. Ama iğrenç insanlar ancak kendi dilini amerikan ya da ingiliz aksanıyla konuşur, kendi şarkılarını aksanlı söyler. Yanlışlıkla değil kasti olarak. Gidin lan buralardan!

Ne zamandır şarkı da söylemiyordum, bir tane söyleyeyim dedim bugün. Gençliğimde çok severdim bu şarkıyı özellikle gitar solosunu, sonradan söyleyen adamı sevmemeye başladım ama şarkı hâlâ güzel, sözleri hâlâ güzel, sıcak bir akşam vakti Antalya' da dinlense daha da güzel olabilir eminim. Sarıl Bana veya Anlasana. İsminden tam emin olamadım.

Cumartesi, Şubat 10, 2007

Jukebox Dinleyiniz

Efendim dün en sonunda aylar süren yolunu yapma çalışmalarım sayesinde Jukebox konserine Oldcity' ye gitmek için izin alabildim. Evden çıkıp Merve Hanım' la buluştuk evvela. Kendisini bu aralar görsem de çok özler oldum ya hayırlısı. Onunla biraz oturup sohbet ettik derken Yasin Bey ile buluşup yeni açılan Sultanahmet Köftecisi' ne gittik. Levent Bey geldi. Çok beğendik hepimiz hem dükkanı, hem fiyatları, hem her şeyi. Sonra Badehane' ye yollandık, Melis Hanımcık ile buluştuk ve ardından Tuhaffiye Hanım ve Sezen Hanımlar da geldiler. Daha da ardından Serhan Bey. Sonra gelinimiz Günsu Hanım da geldi. Neyse vakitlerimiz konsere yaklaşıyordu ve yavaştan yol aldık. Bu arada unutmadan söyleyeyim en değerli konuğumuz ve bir aydan fazladır görmediğim Emir Bey de gelmişti. Konser yerine varıp içeri girdik. Grubun solisti olan Aslı Hanım ile denk geldik ki ayaküstü bir miktar konuştu benimle nazik bir insan olduğu için, ardından gitarist Kerem Bey ile denk geldik, o da hat safhada misafirperver karşıladı beni. Aslı Hanım' ın da değindiği gibi Yasin Bey' in seyircileri yani bizim grup ve GSL grubu kalabalıktı hatta açık ara çoğunluktaydı. Sonrasında konser başladı. K-9 adlı pek güzel Vega şarkısıyla, "vuuuv" dedik. Şimdi eskiden olsa gözüm teker teker gitaristi, basçıyı, bateristi süzer bir hata yapsalar diye beklerdim, lakin Yasin Bey' in içinde olduğu grup hata yapmaz, üstelik ben de eleştirmen miyim yahu diyerek eğlenmeye konsantre oldum. Merve Hanımcığım, Emir Bey ve ben, hemen hemen Aslı Hanım' ın tam önüne denk geliyorduk, umarım sahnede gözüne spotu vermişlerdir de bizim yaptığımız şebeklikleri görmemiştir, beni hâlâ Emir "Bey" zannetmektedir. Neyse bir kaç diğerlerine nazaran hafif şarkıyla devam ettiler. Ardından vaktiyle çalıp, çalarken de şovlara gark olduğumuz o ünlü şarkı geldi "Somebody to Love". Artık dediydim zaten dans bile ederim diye, hazır yanımda Emir Bey de var, şebekliğin dibine vurduk kendi çapımızda. Sonralarda artık seyirci daha coşkuluydu ve bizim gibi zibidiler çoğalmıştı. Ardından bir diğer en sevdiğim parça olan ve Antalya' da değerli basçımız Egemen Bey' in yazdığı yeni sözlerle ve grubça kattığımız ekstra bölümlerle "Ayşe" ismiyle çaldığımız Jailhouse Rock geldi. Beynim gençliğime giderken, bedenen eğlenmeye devam ettim, ısrarla Merve Hanım' ı dürtükledim o da şebek olsun diye ama efendim hanım hanımcık insanmış, bir gıdım şebermedi. Sonrasında Helldorado çalınırken ağabeyimin telefon etmesi üzerine Merve Hanım' ı da alıp çıktık.

Jukebox nasıl bir gruptur bence?
(iğrenç bir soru cümlesi oldu)

* Basçılarını pek tanımam ama bir sempatim var kerataya, üstelik şarkılarda arada kendinden kattığı melodik iniş çıkışlar müthiş bir tat katıyor ki bu sırf benim değil yanımdakilerin de dikkatini çekti, konser boyunca kesiştik ara ara bu yüzden gay olduğundan şüpheleniyorum.
* Baterist bey şarkılarda oldukça yerli yerinde çalan, gereksiz ataklardan kaçınan, bildiğim şarkılarda ritim kaçırmayan, bilmediğim şarkılarda da tempo hissi sağlam olan bir insan.
* Solist Aslı Hanım, dediğim gibi kibar olduğu kadar hat safhada da güzel sesli bir insan. Detone olmuyor, şarkıları hisli söylüyor, kafa sesleri kontrollü, sesine hakim yani, üstelik seyirciyle de yer yer iletişim kuruyor, gülümsüyor, sahneye yakışıyor, karizması var. İdeal bir solist yani.
* Gitaris Kerem Bey, ister istemez daha dikkatli dinlediğim grup elemanı. Gerek gitarı, gerek pedalları, gerek pedalları kullanabilişi, gerek çalışı, gerek sahnede duruşu ile "humm, adam olaya hakim yahu" dedirtecek bir insan. Güzel çalıyor, tek gitar olmasına rağmen bir açıklık, çıplaklık olmuyor şarkılarda.
* Klavyeci beyin adı da Tuna Bey' di sanırım. Bu durumda baterist bey de Sina Bey olabilir. Ama tam emin değilim salladım söz vermeyeyim yani. En az hakim olduğum enstürmanı çaldığı için müzikal anlamda yorumlarım boş olacak. Ama bu demek değildi ki klavyenin sesi az geliyordu. Oldukça netti hatta ön planda olduğu şarkılarda "maşallah" dedirtti. Aldığım duyumlara göre, buz dağının görünen kısmı tadında bir insanmış klavye konusunda.

Benim grup hakkındaki şahsi fikirlerim bunlar, çok keyif aldım, dans falan ettim yani düşünün artık, sonra şarkıları çok güzel, sonra sahnede iyi duruyorlar. Siz de vaktiniz olursa gidin bir yahu her cuma 23' te Oldcity' deler. Ben sonuna kadar kalamadığım için veda da edemedim kendilerine. Ellerinize sağlık efendim.

NOT : Fotoğraf da çok şekilli oldu ama telif hakkı elimde =)

Cuma, Şubat 09, 2007

Balıklara Gelesiniz

Tahminen yakın zamanda çevremizdeki birinden başlıktaki gibi bir dua almış olmalıyız ki dün akşam balıklara geldik. Değerli Lordumuz Serkan Bey ile ortak deniz ürünleri hoşlaşmamızı keşfimizin üzerinden yarım yıldan fazla geçmişti ve artık balıksız bir hayat istemiyorduk. Lord, bu noktada beni ve hoş sohbet bir arkadaşımı Kuzguncuk' a davet etti. Ben de daveti hoş sohbetin en ünlü adreslerinden Egecan Bey' e taşıdım. O da beni kırmadı sağolsun. Vardık, başladık sohbete. İçimde Serkan Bey' e karşı şöyle bir his var, her konuştuğu o kadar önemli ki bir kelimesini bile kaçırmak beni cahil bırakacak, üstelik anlatacak güzel hikayeleri de var, Egecan Bey' i zaten biliyoruz. Mezeler, sohbetler derken balıklarımız da geldi, üzerinize afiyet her şey pek güzeldi, boğaz manzaramız da vardı. Sohbet zaten az rastlanır ve tadına doyum olmaz sıfatlarının ikisini birden taşıyordu. Sonra kapalı mekan buhranıyla beraber kendimizi köprünün öbür tarafına attık ve bir yaz akşamıymışçasına deniz kenarında kahvelerimizi içtik. Serkan Bey, Egecan Bey' e bir kahve falı baktı, gerek Egecan Bey gerek ben çok etkilenip beğendik. Kuvvetli bir benzetme ve anlamlandırma yeteneği güzel kullanılan bir dille birleşince gerçekten kaliteli oluyor. Ardından da kalktık, sahil yolundan döndük, yavaş yavaş vedalaştık. Çok keyif aldığım zamanlar arasına katıldı bu gece de. Bizi çağıran Lordumuza ve beni kırmayıp gelen Egecan Bey' e sonsuz teşekkürler.

Perşembe, Şubat 08, 2007

Amaaaan

Pek bir şey yazasım gelmiyor bu aralar gördüğünüz üzere, keyfim de pek yok, pek bir olay da yok hayatımda. Demek bundan. Saygılar.

Pazartesi, Şubat 05, 2007

Takıntı + Profil

Yanlış anlamadıysam oynadığımız oyunun özünde profilimizde ne yazıyorsa yazıp özünde ne takıntılı bir insan olduğumuzu özetliyoruz. Şimdi profilimde yazanlar yazayım. İnceden de açıklayayım. 18 yaşında (çıtır), erkek, balık burcu, zodiac yılı ejderha (anlamadım ne var?!), öğrencilikle meşgul, İstanbul' da dolayısıyla Türkiye' de yaşıyor. Siz bilmezsiniz o aradaki 2 nokta İstanbul' un Türkiye' de olduğunu belirtir. Bir de en sevdiği kitabı Yüzüklerin Efendisi' dir yazıyor. Başkaca bilgi yok. Yüzüklerin efendisi ile ilgili hislerimi Lord' um şu yazısının 7. paragrafında açıklamış güzelce. Bir de fotoğrafım var zırt pırt değiştiririm, aslında blog camiasında tanıdık çevreler tarfından benim fotoğraflarım sık sık profil ve post fotoğrafı olarak kullanılır. Neden hoş görülüyüm, kızmam da ondan. Profil fotoma da Merve Hanım' ın çektiği profil fotoğrafımı koydum ki göresiniz burun dediğin nasıl olur! Bu noktada konuyu takıntılara bağlayacağım. Büyük burunluyum. O kadar! Sonra yüzüme krem sürerken kaşlarımdaki asi kılları kremle doğru yöne ittirim, itaat ederler. Ellerim kirliyken ya da komple kendimi pis hissettiğim zamanlar gitar çalmaktan kaçınırım, çalarsam da pek keyif almam. Aypodum yoktur lakin ısrarla aytuns tan müzik dinlerim. Şemsiye taşımam, ıslanmayı da sevmem, ama ilkini daha çok sevmem ki ikincisini göze alırım demek ki. Mutfakta kullanılan kağıt havlulara burnumu silerim hep, odamda masa üstünde bir, dolap üstünde 4-5 olmak üzere belli miktarda rulo olur. Her seferinde 2 şerit koparıp 4' e katlayıp kullanırım. Bazen onları sağda solda bırakırım kururlar bir daha kullanırım. Anlayacağınız özünde pis bir insanım. Kalbim temiz ama, benim için önemli şeyleri eski cüzdanlarımda saklarım sonra önemini kaybetseler de atmaya kıyamam. İnsanların beni yanlış tanımasından korkarım, bu yüzden ön yargıları oluşmadan evvel tanışmayı tercih ederim ama genellikle bu kadar seri ve cesur olamam. Gideceğim yere yarım saat erken giderim, kendimi de ne de olsa müzik dinliyorum diye avuturum, gelen kişinin de 2-3 dakika geç kalmasına tahammül edemem, yarım saat geç kalmasına basbaya kızarım ama sonra gelince unuturum. Bir iki tane sevmediğim insan vardır, sevmediğim değil de pek hazzetmediğim, lakin onlara karşı yanyanayken pek soğuk davranmam. Bir miktar ikiyüzlü olabilirim bu noktada. Herkesi severim ama. Herkese çok fazla değer veririm. Yeni tanıştığım bir insanı gözüm tutarsa hiç acımam, samimi olabilirim. Yeni tanışıp sevdiğim arkadaşların, kendilerine sarktığımı düşünmelerinden hazzetmem. Sarkmam da işim olmaz zaten. Onlar bana sarksın. Yüz vermem. Böyle de cool bitiririm. Takıntılı olabilecekler kimler mi? Bence Deryik Hanım / Abla, Tuğçe Hanım, Scarlet Hanım. Bakalım ben de sizi sobeledim.

Pazar, Şubat 04, 2007

Dünyanın En Uzun Yazısı

Şimdi efendim uzun yorucu bir kışın ardından buradayız bir yaz akşamı kara kışın sonuna doğru diye saçma sapan bir Nejat Bey girişi yapmak istedim size, evet döndüm, dönüşüm muhteşem mi oldu? Hayır, artık burnum daha büyük ve kırmızı, saçlarım daha yağlı ve o eski hâlimden eser yok şimdi. Şimdi bu en uzun yazıya öncelikle 26 Ocak tarihli akıllarda soru işaretleri bırakan resimli post u açıklamakla başlayayım. Alttaki resim İstanbul Radyosu binasında bizim çalışmalarımızı yaptığımız hatta geçen sene konser verdiğimiz salon, cuma akşamı o gördüğünüz salonda bant kaydı yaptık, yarım saatlik yaklaşık ve bence pek de hoş oldu, Ankara' ya gönderilecek, beğenilirse radyoda yayınlanacak sanırım, ben size gerekli bilgileri frekans olsun, saat olsun zamanı gelince bildiririm, yok beğenilmezse üstü kapanır gider kimse de kurcalamasın. Onun üstündeki esas dehşet verici resim, her fotoğrafında birbirinden karizmatik çıkan değerli Lord' umuz, büyüğümüz Serkan Bey' e ait, bu pozunda "enseye şaplak" havasından ziyade "popçu tayfun gelse onu da yerim bu deri ceketle" havası var, rahatlıkla görebileceğiniz gibi. Bilgisayarımızı rahatlattı ve inanılmaz bir şekilde bu işleri sorun çıkarmadan atlattık. Kendisine Tayfun Bey' den hadi yine iyisin isimli güzide şarkıyı armağan ettim ben de. Geçtiğimiz günlerde doğum günüydü kendisinin ve böyle güzide şahıslar az doğduğundan büyük törenlerle kutladık yurt çapında misal ben arabanın arkasına "Heil Lord!" yazan bir pankart asıp yol boyunca -yaklaşık 800km- onu dalgalandırdım. 26 Ocak tarihli resimlerin üstündeki esrar perdesini kaldırmışken biraz da o günden bahsedelim. Ben aslında o gün yazı yazdım sonra silindi sonra üşendim. Üstelik resimler olayları açıklar nitelikteydi. Girdiği çatışmada küheylanı yaralanan Lord, yaklaşık olarak Şişli' den buralara dek ağır zırhıyla yürüyerek gelip beni onurlandırmıştır. "Hiç olmamasından geç olması yeğdir." dedirtmiştir bana. Sonra bilgisayarı tamir etmiştir ve beraber gitar çalmışızdır. Üstelik kendisi Beden ve Ruh' u beğenmiş ve beni gaza getirmiştir. En nihayetinde balıkçı hususu konuşulup ayrılmıştır, Lord' a Capitol mevkiinden kaliteli bir küheylan armağan edilmiş ve yanına pusulara karşı onu koruyacak 3 fedai verilmiştir. Aldığım duyumlar pusu tehdidini doğrulamış ve 2 fedai kendini Lord uğruna feda ederken, Lord' da arada yanlışlıkla diğer fedaiyi hırpalamıştır. Neticede anlaşılmıştır ki pusuyu kurdurtan velet, Lordun huzuruna gelip "İstesem tek nefesimle canlar alır, bir sözümle duvarları yıkarım, gerekirse sevdamı dağlara yazarım, bu boğazı kana bularım lakin bir ustanın karşısında da saygıyla eğilmeyi bilirim." deyip Lordun elini öpmüştür, Lord da tartaklanan fedainin gönlünü almak için "Al bunu und ne yaparsan yap demiştir." veledi kast ederek, Lord' un bu noktada alev alev yandığı doğrudur ve küllerinden bize doğru da doğmuştur, üstüne üstlük Almancası' da ne kadar parlaktır cümlemiz görmüşüzdür. Ah neyse sonra İstanbul Radyosu' na gittim kayıt yaptık falan filan, öyküden sonra çok sıkıcı kaldı. Sonraki sabah erkenden kalkıp arabaya yerleştikten sonra yola çıktık. Önce ben, sonra ağabey, sonra ben ve sonra yine ağabey olmak üzere arabayı hemen hemen yarı yarıya kullandık. Günlük güneşlikti. Vardıktan sonraki kısımları yanımdaki not defterine yazdığım notlardan geçeceğim ki bu not defterini bana dünyanın en değerli ve bir o kadar da güzel ve özlenilen insanı hediye etmiştir.
Morning Glory' den ( Not Defteri ) :

Uzun metrajlı araba da kullanmış olduk bu Antalya yolunda. Ağabeyle beşer saatten on saat sürdük maşallah :) Uzun yolda sürmek de ayrı keyif, hele bazı kısımlar varki o yolda dümdüz ama sürekli tepeler var ufak ufak, bir tırmanıp bir iniyorsun. ( Bu noktada yazı yazmak için yan odaya geçtim ve geçmişken elimi yıkayayım dedim üşenip mutfakta sabun yerine deterjanla yıkadım yanlışlıkla, gelişmeleri beraber izleyeceğiz. ) Yolda genelde TSM dinledik bu bana çok küçüklüğümü hatırlattı daha 5 yaşımdayken de ailece arabayla gezerken uzun yolda özellikle TSM çalardı ki çok güzel gider uzun yola. Neyse Afyonkarahisar' a vardık -Karahisar' da kullanılsın üşenmeyelim- ve lezzet durağı bellediğimiz İkbal tesislerine girdik. Uzun süre araba kullanınca insanın poposu küçülüyor, ordan sonra da devam ettik, Antalya' ya ağabey öncülüğünde girdik ki tabelayı görünce kornaya da bastık! Sonra Kepezüstü' nde durup bir baktık şehre ve sonra amcalara vardık.Şehir büyümüş yine ve iyice gelişmiş. Sizin oralarda yürüyen merdivenli üst geçitler var mı caddelerin üzerinde? Aile saadeti var ve hoş beş ediyoruz şimdilik. Beş dakika mutfağa girip yazdım bunları, bir de yanında not defteri taşıyanlara özeniyordum, bir de Pepinot Hanım' ın vapurdaki yazısınıa özendim, bir de bu yazdığım müthiş güzel defteri bana müthiş güzel bir bayan hediye etti, kapaktaki eserin ismini de burdan kendisine sıfat olarak armağan ediyorum "Morning Glory" üstelik bu hanımı çok da özledim bakalım ne gün göreceğiz güzel yüzünü, yahut diğer sevdikleri?

21:34 27/1/7

Balkonda oturmak, yüzüne güneş vurması, sıcacık hava, portakal ağaçları, ah bu ben şarkısı, Antalya havası, huzur, mutluluk, sabırsızlık.

11:52 28/1/7

Elini kalbine koyarak selam vermek Ahilik geleneğiymiş, ben de çok severdim hatta Cartel şarkısı gelirdi aklıma "Elini vicdanına koyup da söyle bu hayat ne kadar sürecek böyle" bu arada Beyonce, Alice olacakmış, hani harika olan.

16:58 28/1/7

Yahu elektirik gitti tövbe estağfurullah, alışmışız bir garip oldu, mum yemek falan hatta mum da bitiyor. Voyn!

19:30 28/1/7

Ağzını çalkaladığın suyu yutabileceğini bilmenin verdiği rahatlık = Antalya

01:00 29/1/7

Bir fırtına vardı ki dindi bugün sormayın gitsin, her yer uçtu , elektirik kesildi gelmedi, saçlarımın yüksek yağ oranına isyan etmesi üzerine yıkandım, oh mis. Bakalım Orçay Han' a yolculuk başlayacak gibi, boğazım ağrıyor.

12:07 29/1/7

Orçay Han' da uyumak üzereyim, çok fena burnum, Merve' m de mutsuz.

00:12 30/1/7

Burnum akşam uyutmadı ama şimdi iyice, yine de hastayım, Hüseyin Bey' i bekliyorum, Nazan Hanım, Dilara Hanım ve Sevgi Hanım' la görüştük, Arda Bey ile karşılaştım. Hava baya soğuk, antibiyotik tedavisinin vakti geldi.

16:50 30/1/7

Orçay Han, otomobil, geçmiş onarmak, kankam!

1/2/7

Soğuk, Merve' m, kimse yok!

Tacımı göğe attım!

Jolly, Levent Paşa, Ezgi Hanımcık.

Ben Mervem' i çok özledim,
Aslında sanmıştım ki Antalya' da her dakika onunla olabileceğim, hep el ele yürürken hayal etmiştim ikimizi. Böyle deniz olacak laciverte yakın, ama öyle nehir gibi değil, bu taraftan bakınca ucunu göremeyeceğin sonsuz bir deniz, kocaman dağlar da olsun yanında daha açık mavi, ama bir tek silüetleri belli, içini sanki ben boyamışım tek renk, üstte de kocaman güneş, beyaz ve temiz bulutlar puf puf. Ufuktan sola bakınca falezler de olmalı üstlerinde palmiye silüetleri olan, yanımda Merve' m olmalı işte o an, ya eli elimde ya elim belinde böylece bitişik. Benim burnum kocaman ve kırmızı olmamalı hatta yandan bakınca karizmatik durmalı, sesim çatallı değil de yumuşak olmalı, hasta da olmamalıyım ki sonsuza dek yürüyebilelim; Mervem' e gelince, o her zamanki gibi zaten, yumuşacık, saçları, yanakları, bakışları, elleri, anlayışlı, tüm aptallıklarımı görmezden gelen, dünya güzeli, zarif, hanım hanımcık işte. Kumsal falan olmasına gerek yok kaldırım olsun biz böyle yürüyelim ebediyen. Yanyana. Konuşmasak da konuştuğumuzdaki kadar mutlu olalım, bana her an bakmasa da bakışının sıcaklığını varlığıyla hissedebileyim...

yaklaşık 14:30 2/2/7

Duygularımı anlatacak kadar kontörüm yok :)

14:51 2/2/7

Kankam lafı çok kırodur, ama çok seversin ve insanların ne dediğini umursamazsın olur biter, derim ben Kankam yahu! Bir tanecik kankamız var. Tıpkı aşkım gibi, o da çok garip ama işte sevdiğin zaman hiç acımadan ağzından çıkabilir ya da sevdiğinden duyup yadırgamazsın misal. Aklıma geldi kızdım :)

15:01 2/2/7

Şimdi efendim bu morning glory notları burada bitti lakin gördüğünüz üzere kimi kısımda bildiğiniz uzun uzun yazmışken kimisinde vaktimin olmaması, hasta olmam ve benzeri sebeplerle sadece kelimeleri not almışım hatta tarih bile yazmamışım. Şimdi bunlardan gerekli gördüklerimi de açıklayayım. Orçay Han, otomobil, geçmişi onarmak, kankam kelimeleri şunu özetler. Orçun Beylerin arabasıyla 100m gideceğiz diye çıkıp Gürsu' dan Örnekköy' e gitmemiz ki yaklaşık 35km olabilir, sonra bizi kırmayan çok değerli kankam Ezgi Hanım' ın yanımıza gelmesi, sonra Ece Hanım' la ayaküstü sohbet, sonra gidip Değirmen' de çay kahve içmek sonra da Ezgi Hanımcık' ı bırakırken annesine ve babasına iyi akşamlar dilemek. Onun altındaki tarihsiz soğuk, Merve' m, kimse yok kısmı ise, Antalya' nın gerçekten soğuk olduğunu ve gün boyu kimi aradıysak herkesin bir işi olduğunu belirtiyor. Sonunda Merve Hanım' la görüştük az da olsa tekrar. Tacımı göğe attım ise mutluluk belirten bir söz çok hoşuma gitti şahsen. Jolly, Levent Paşa, Ezgi Hanımcık kısmı ise şunları özetler. Paşa sağolsun beni şık arabasıyla meydandan alır, önce bir evine uğrarız, bu noktada Ezgi Hanımcık' ı da ararız ki hani gelirse son bir görüşebilelim diye, neyse sonra çıkarız paşa bizi Irish Pub türevi nadir mekanlardan olan Jolly Joker' e götürür. Hoş bir mekandır hakikaten, uzun uzadıya sohbet edilir, Paşa' ya hak verilir dinledikçe, ilişkilerden de bahsedilir, Finlandiya' dan da. Artık tam uzun saatler geçmiş ve umudumuzu kaybetmişken Ezgi Hanımcık der ki geliyoruz biz kankam. Biz de az vaktimiz olmasına rağmen onları da görmüş oluruz. Ezgi Hanım, Ece Hanım ve Ayça Hanım ile görüşülür, Ezgi Hanım' a uzun uzadıya gaz verilir. İstanbul! Canlı müzik pek de güzeldir. Sonra gençlere veda edilir, Ezgi Hanım' a da kocaman bir sarılınır, Paşa beni meydana bırakır. Ordan eve dönülür. Hiç adetim olmadığı üzere kapının önünde arabadan inip istifrağ edilir. Kendime şaşırılır.Evet açıklama gereği duyduğum noktalar bunlar. Bir de asıl dün geldiğimde herşeyden önce yaptığım bi iş vardı. Ama kötü sonlandı çok üzüldüm. Bilgisayarı açtım eve girer girmez ve acı gerçeği öğrendim bilet kalmamış! Ah be dedim. Zaten hastaydım ama bu konsere değerdi yine de. Neyse artık dvd si çıkınca alırız n'apalım. Orçay Han' ı da çağırır evde izleriz. Misafirperverlik ötesi davranışlarından ötürü çok değerli insan Orçay Han' a da burdan teşekkürlerimi borç bilirim.Beni şaşırtan bir diğer nokta bu gezide, aile büyüklerine bakınız amcam, yengem, amcaoğulları, ablam, eniştem, .... istek üzerine gitar çalmam. Beni şaşırtan ve mutlu eden bir deneyim oldu. Hani kendi yaşıtına arkadaşına çalarsın da kendinden 40-50 yaş büyüklere çalmak da bir değişik. Bir de evvelden bir annem bir de ağabey dinlemiştir beni bu geçen haftaya kadar aileden. Sonra başka Mehmet Ağabey' in -amcamın oğlu olur- büyük kızı Büşra Hanım ile müzik sohbeti yaptık biraz. Son gece de hem Mehmet Ağabeyler hem de ablamlar gelmişti. Mehmet ağabeyin eşi Aylin Abla tam takdir ettiğim dinleyici bu arada. Sonra Uğur enişteyi de görmüş olduk bin yıldan sonra. Ve Ayça Hanım! Dünyanın en komik çocuğu olabilir. Ablayı da özlemişiz çok çok!
Bu yolculukta şu noktayı bir daha anladım evvela Ezgi Hanımcık' ı kardeşim gibi severim benim için pahabiçilemez değerdedir. Kankam' dır, canımdır. Sonra Hüseyin Bey ve Eren Bey' i de az gördüm ama özlemişim iyi oldu. Artık onları da buralara bekliyoruz. Yazı hiç bitmez uzar gider, başladığı kapıdan, az yazdım uz yazdım ama gücüm yettikçe yazmaya devam diye de Bilbo Bey bitirişi yapıyorum.

NOT : Fotoğraflar gelişigüzel serpiştirildi.