Cumartesi, Nisan 28, 2007

Demiştim Kadıköy Sezonu Açıldı Diye

3 katlı vapur yahu! Hem de Barış Manço ! Geçen sefer Merve Hanımcığım ile beraberken kaçırmıştık da çok üzülmüştüm, bugün bu gençlerle binmek nasipmiş, püfür püfür. Albüm kapağımı çektiler, bir de fona gökyüzü alınırsa nadir kötü fotoğraf çekersiniz, bir de her daim alttan çekilen fotoğraflar güzel çıkar.

Adisyondaki çay kısmında çarpı koyacak yer kalmamıştı, sohbet güzel, engin ve saygılıydı, bizim kadar saygılı, sevgili siyaset konuşan kaç insan var, çok rahatız da ondan mı acaba, rahatız diye peki siyasetten mi uzak kalalım, eleştiri (iyi/kötü) her daim iyidir, muhalefet doğru yolu bulmaya yardım eder tabi adam gibi yapılırsa, yapamayanlar utansın.
Onlar en iyi, baksanıza karizma akıyor gölgelerinden bile.


Cuma, Nisan 27, 2007

Tatile mi Girdim Ne ?

Şimdi efendim unutmadan hemen bugünün sevindiğim ufak bir olayını anlatayım. Şimdi Cem Bey var bizim okulda, abilerimizden, ayrıca başka bir blogger ablamızdan ötürü de saygımız sonsuzdur kendisine ama o blogger ablayı tanımadan evvel de saygı duyardık orası ayrı. Neyse şimdi ben bu beyi ne zaman görsem hep kararsız kalırdım, selam versem mi acaba diye, çünkü "ne oluyor birader ne kaş göz yapıyorsun" tepkisi almaktan ve bitişiğinde hırpalanmaktan korkardım, ama bugün Ilgın Hanım ile yürürken karşıda bu beyi gördüm ve selam vermeye karar verdim, hatta verdim de. Üstelik beni mutlu eder bir şekilde bir gülümseyiş ve selamla karşılandım. Bir daha ki sefere buraya yazdığım bu duyguları çekinceleri de anlatmayı düşünüyorum kendisine denk gelirsek. Hemen de şımarırım. O fotoğraf da kartpostal değil, ellerimle çektim terbiyesizleşmeyin !
Egecan Bey' in 68 kuşağı ve Afgan Kızı konseptli fotoğraflarını görüyorsunuz ve Yasin Bey' in de -ki kendisi alter olacağını tiki olsun felsefesini kuran insandır- alter gözlüklerle güneşlendiğini görüyorsunuz. Dikkatli gözler imkansız bazı noktalar da görebilir o fotoğraflarda. Yasin Bey yine süperdi bugün, bu adam böyle keyifli olsun da dükkan da onun olsun yani bilmem anlatabidim mi. Tüm mutsuzluğumu aldı gitti, ayrıca o kadar iyi insanlardık ki sürekli kafam(ız)a top atan yandaki topçu gruba hep gülümseyerek ve eğlenerek karşılık verdik. Bir de Yasin Bey' e herkes posta koydu bugün, çok garibandı üzüldüm.
Okul bitti gençler şaka maka, tatile girdik, sınav mınav yok finallere kadar, keyifler yerli yerinde yani anlayacağınız. Şimdiki tek mühim hedefim kısa vadede Taşoda konseri, uzun vadede albüm ahahaha =) Ilgın Hanım da yarın gidiyor uzaklara, herkesler gitti zaten bizim oralara, burda bir kaç kişi kaldık, ama biz de tatilde Kadıköy' e Taksim' e gideriz vallahi çok afedersiniz. Moda' ya da gideriz, sevdiğimizle de sevdiklerimizle de görüşürüz, dinleniriz, djarum içmeyiz, pilav yeriz, ne bileyim bu tip şeyler, hayat ne garip değil mi. Emir Efendi ile çok yoğun programlara girişesim var bu tatilde. Sevgili Orçun Bey, eğer bu yazıyı okuyorsan Allah rızası için Sağdeth 3.1' in videosunu cd' ye çektirip elimize ulaştır, oraya gelenlerden biriyle. Espirilerimiz çalınmadan biz yayınlayalım.
Takdir ettiğim gerçeklikte bir sevgi gördüm bugün, zaten önceden de görüyorduk da iki gönülü bir gördük daha mutlu olduk, çok iyi bir insan olduğunu düşündüğüm bir insanla tanıştım ve çok iyi bir insanmış hakkaten diye ilkokul cümleleri kurdum kafamda, köprüden aktarma yaptım, eğlendim kendi kendime, eve geldim.

Diğer aklıma gelenler :

* Bir Beşiktaş - Üsküdar motoru ilk kez tankeri beklemeyip ya da ona yol vermeyip son hızıyla ve çevik / seri hareketlerle önünden geçti inanılmaz gurur duydum kaptanla.
* Okulda TRT konserinin afişlerini bölümdeki insanlardan birisine verirken geçen diyalog şöyle :
- Akşama konserimiz var gelmek ister misiniz ? (kağıdı uzatıp)
- (kağıdı okuyup) Hiç de aslında böyle bir tipin yok.
- Nasıl duruyorum, daha mı it kopuk ?
- Evet
- Eeheehehe (ne diyeceğimi bilemeyip uzaklaştım)
* Pınar Hanım rüzgarda uçuşup sırtıma yapışan gazeteye "Gazete Adaaaaaam !" diye tepki verdi düşüncelere sevk etti toplumu.
* Aynı gün yanımızda top oynayan grubun topu kaçtı ve yerden yavaşça bize doğru gelmeye başladı, oyundaki bir oğlan da çıkıp peşinden koştu ve tam topu durduracakken çok yakınımızda kayıp düştü, "Merhaba" dedi, biz de "Merhaba" dedik, topu alıp gitti.

Çarşamba, Nisan 25, 2007

125

Kafam çok karıştı yine şu dersler, ortalamalar, yaz okulu, harç parası, garsonluk, fuar, canlı müzik fikirleri içinde. Allah yardımcımız olsun! Yasin Bey ile yıllar sonra belki de bugün toplam bir saat gibi başbaşa oturduk ki güzel planlar yaptık tatil için, güzel de sohbet ettik, güldük de ne bileyim bir şeyler işte. Ben çok özlüyorum bazen bu adamı olsun, Tuhaffiye Hanım' ı olsun, Egecan Bey' i olsun, Melis Hanım' ı olsun, bu liste uzar da gider yani. Ama özlemek de öyle bir şey değil yani yanımda olsalar da belki saatlerce konuşamam onlarla ama böyle sadece yanyana oturacağım o kadar. Anlatamadım ya neyse. Sonra otobüs durağına 1 saat erken gidip börek yemeye karar verdik Yasin Paşa ile, sonra yine konuştuk güzelce hoşuma gitti, sonra ben durağa gittim, Aslı Hanım vardı durakta, 125 bekliyormuş sevindim. Sonra otobüste pek hoş sohbet ettik yani hakikaten pek hoş, 125 yolculuğunun bu denli keyifli geçtiği nadirdir. Bu bayanın müzik hayatını öğrendik bu vesileyle, ayrıca Jukebox' ın kuruluş hikayesini de. Bir an gözümün önüne lisedekiler geldi şu an bunları yazarken ve öyle bir değişik ve güzel birlikteliğin burada kurulamayacağı. Neyse pek hoş bir hikaye aslında Jukebox' ın kuruluşu, bir an düşündüm çaktırmadan Kadıköy' e mi gitsem ben de hazır sohbet güzel diye, sonra eve dönesim ağır bastı, müsade isteyip ayrıldım. Dikkat ettiniz mi bilmiyorum Jukebox, güzel insanlardan oluşmuş bir grup tamamen. Bir de ben güzeli bayan ve erkek için kullanırım. Öyle hoş oldu. Hani böyle bazı insanlarla tanışırsınız selamlaşacak kadar, ama kimisi gerçekten hayatınıza girsin, daha değerli yerleri olsun istersiniz ya, bu insan da öyle bir insan işte. (Bu cümleyi silip silmeme arasında kaldım çok, ama sapıkça bir anlam çıkarmayınız olur mu?)Bir parça da dünden bahsedeyim ya da bir parça da fotoğraf koyayım düne dair. Siz bakıp anlayın benim söylemek istediklerimi, söyleyebileceklerimi.

Bir de bir şarkı koyayım ki çok güzel bir şarkı, ben de çok severim, bu albümü bana hediye eden Merve Hanım da çok sever, grubun diğer albümlerini bana ulaştıran Yargı Bey ve Egecan Bey de bence çok sever, dinleyen herkes sever yahu bu şarkı sevilmez mi ki? Sözler de apayrı.

İncesaz - Kaçsam Bırakıp

NOT : Bir de mesela bu koyduğum fotoğraf large olmasına rağmen tam sağa sola yapışmıyor template sitreç olduğu için onu yapmanın kolay bir yolu var mı üstüne tıklayıp çekip uzatmaktan ziyade ?

Pazartesi, Nisan 23, 2007

23 Nisan Gezintisi Hem de Ailece =)

Biraz gezindik buralarda*.

*Anadolu Hisarı - Beykoz

NOT : Deryik Hanım beğendiğiniz fotoğraf olursa koordinat veriniz, orjinalini yollayayım =)

Pazar, Nisan 22, 2007

Moda

E hava bu denli güzel,
bu denli bahar olursa
Merve Hanım' ı zorla
Moda' ya götürmemek olmazdı,
ama o kadar yürütmesem olurdu,
Neyse havalar da Merve Hanım kadar güzelleştiler
düşünün gayri siz ne denli güzel olduklarını !

Perşembe, Nisan 19, 2007

Benim Değerlerim

Bu aralar sürekli ne denli çılgınca olaylar yaşıyoruz farkındayız herhalde. Eskiden beri bir çok olay illa ki vardı tabi, hep oluyordu bu tür şeyler de artık kimsenin kimseden korkusu yokmuşçasına, alenen ve rahatlıkla ve en kötüsü sıkça olmaya başladı bir şeyler. Bu korkunç olaylarla ilgili herkesin bir fikri vardı ve uzun süre de konuşuldu bunlar, en son olayda benzer şekilde tartışılacak yine.

Bu olayların "insan olan" herkesi üzen, yıpratan yanlarından başka, beni daha da çok üzen bir tarafları var. Bundan bahsedeceğim biraz ne zamandır içimden geliyordu.

Bu olaylarda suçlu bir kişi oluyor, bu kişi bir olayda aşırı "milliyetçi", bir başka olayda aşırı "dinci" oluyor. Ben buyum diye çıkıyor, suçunu inkâr da etmiyor, "vatan" için yaptım, "dinim" için yaptım diyor. Bu suçunu itiraf eden kişi yalnız da değil, peşinde genelde onu destekleyen şaşılacak derecede büyük kalabalıklar oluyor. Sonuç olarak bu adamları destekleyen gruplar da kendilerine "milliyetçi" ya da "dinci" diyorlar.

Beni üzen nokta da burada başlıyor, toplumun yarısından çoğu "milliyetçilik" ya da "islâmiyet" gibi kavramları bu tip olayların sonucunda öğreniyor, haliyle bu kavramlardan tiksinerek hayatına devam ediyor, yarıdan çoğu demiyor ki "bir araştırayım ne neymiş" diye.

Sonra bu insanlar bu çirkin olayları eleştirmek için sokaklara dökülüyor -ki kesinlikle güzel bir davranış bu- protesto yürüyüşleri, ya da destek yürüyüşleri yapılıyor, ama bir anda sloganlar atılmaya başlanıyor, hem atılan sloganlar yanlış öğrenilen "milliyetçilik" ve "din" kavramlarıyla sınırlı da kalmıyor, bir bakıyorsunuz "Atatürk Milliyetçiliği" ne dil uzatmalara kadar varıyor. Bu sloganlarda kasıt ve ya provakasyon var mıdır o tartışılır ama benim mevzum o değil.

Anayasadaki "milliyetçilik" kavramına bakarsak, "Atatürk Milliyetçiliği" nden bahsedildiğini görürüz. Bu milliyetçilik; ırk, dil, din, renk, vb. ayrımların hiçbirini yapmaksızın, Türkiye Cumhuriyeti' ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesi millet kabul eder, Türk kabul eder. Peki yukardaki gibi bir durumu protesto ederken neden acaba, bu durumu engelleyebilecek nadir ilkelerden birisine karşı durulmaktadır? Bu eylemi (protestoyu değil cinayetleri) gerçekleştiren insanlar gerçekten "milliyetçi" midir sizce? Gerçekten Türkiye' yi seviyorlar mıdır? Benim üzüldüğüm ve üzerinde en çok düşündüğüm nokta bu, insanların bazı fikirleri böyle tanıması ve bunlara karşı cahilce önyargılı olmaları.

Biraz da taze olayın üzerinden çıkarımlar yapayım kendimce. Bu sefer de kendini "dinci" olarak nitelendiren gençlerin, misyonerlik faaliyeti yapan bir yayın evini basıp ordaki insanları öldürmeleri konumuz. Dinci kavramındaki din, İslâmiyet' tir burada. Ne yazık bu insanlar da kendini müslüman (islâmı kabul etmiş kişi) olarak görmektedirler. Peki bu insanlar bilmez mi ki adam öldürmek İslâm dininde en büyük günahtır. Başka bir açıdan bakarsak, islam dininde zorlama da yoktur, müslüman olmayan bir insana islamiyete geçmesi için baskı yapamazsınız, ona dini anlatırsınız, onu -islâm' a göre- doğruya, iyiliğe, güzelliğe davet edersiniz. Gelip gelmeyeceği kendi bileceği iştir. İnsanın özgür iradesi vardır. İstemediği şeye zorlanamaz.

Yine olaya dönersek, bir bakıyoruz, "islâm" kan dökücü olmuş, yobazlığın, geri kafalılığın simgesi olmuş, eline kılıcı / bıçağı alan, kıt beyniyle dini kurtarmaya kalkmış. Aynı öbür durumda olduğu gibi, ben Türk' üm, ülkem elden gidiyor, bir iki kelle uçurayım diyen almış eline tabancayı en "milliyetçi" haliyle gitmiş vatanı kurtarmış.

Peki bu suçlu kişiler acaba gerçekten böyle düz mantık basit ve aptalca düşünüp mü bu suçu işlemişlerdir, yoksa onlar bizden çok daha zekidir de çok daha derin planların saman altından su yürütücüleri mi olmuşlardır, orasını tam çözemedim, her halükarda suçu işleyen aptalsa, işleten pek aptal değil sanki.

Hoşgörüsüzlük hat safhada, hemen hemen herkes, bu tip olaylardan etkilenip kendini bir safa oturtuyor ve fikrine karşı gelen herkese düşman kesiliyor, bir nevi bölünüyor toplum. Amaç da bu değil miydi zaten? Ne çoğulcu demokrasi kavramı oturuyor bu ülkeye, ne düşünceni açıklayabilme özgürlüğü. Bunlar için yine çok sağlam bir hoşgörü olması lazım. Anadolu' da yaşıyoruz, binlerce yıldır medeniyetin merkezi, farklı kültürlerin bir arada yaşadığı bir kavşak, burada aslında bu hoşgörü bir gelenek, iş ki hafızamızı azıcık zorlayıp onu nasıl kullanacağımız hatırlayalım. Bir de bilmediğimiz kavramları ezbere kötülemeyelim, öğrendikten sonra beğen, beğenme, nefret et, aşık ol, beni ilgilendirmez de bir adam gibi öğren önce öyle gel.NOT : Yine de dünyayı çözemedim, ne zaman düşünsem bir konu üzerinde çok, evvela sağlam bir şekilde kafam karışıyor, ardından da Nejat Bey ve ya Ahmet Bey' inki gibi beynim zonkluyor.

Çarşamba, Nisan 18, 2007

Kutlu Doğum Haftası *


Dincinin aşırısı ERMİŞ olur, terörist değil !


* Hem de böyle bir haftada !

Allah belanızı versin.

Ya da Allah akıl fikir vermiş, kullanacak kadar da zeka versin.

Pazartesi, Nisan 16, 2007

Taşoda 1 - Biz 8

Huaaaaaaaaaaaaaaaaa!
Açılıııııııııın gençleeeeeeeeeeeeeer!
Şayet bir aksilik yahut hayal kırıklığı olmazsa
Taşoda' yı sallarız laaaaayn !!
Alper Bey' in elini öpsem, alnıma koysam yeridir.
Allah razı olsun binlerce kez bugün geldiği için.
Kendimden önce şanım mı yürümüş bilmem.
Emir Bey olaraktan =)

Not : Bu bahsi geçen Alper Bey, "Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın" ı söyleyen müthiş sesli Alper Bey.

Not 2 : Keyfim çok yerinde, sınavlara çaktırmayın ama.

Cumartesi, Nisan 14, 2007

Kaldığımız Yerden Devam Ediyoruz =)

Şimdi efendim bir alttaki yazıyı yazmayıp yerine yazmayı planladığım bir ton şey vardı ama bir an içimden o geldi başkaca da birşey gelmedi bende "yazdııım gitti" tabiri caizse. Ama bu demek değil ki o yazacaklarım silinip gittiler, bir kısmı hâlâ aklımda.Melis Hanım ve Bahar Hanım' ın ziyaretinden bahsedeceğim öncelikle özetle :
* Yorucu ve uzun bir yolun ardından eve ulaşıldı.
* Müzik yapıldı akabinde eğlenildi, sevinildi.
* Besteler genç beyinlere görücüye çıkartıldı.
* Egecan Bey' e hayranlık duyuldu, saygı ile karışık.
* Annecik geldi akabinde sofra kuruldu.
* Geliş amacı olan Antalya Piyazı -tahinli olur- sofraya konuldu.
* Antalyalı olan olmayan severek yedi.
* Melis Hanım' la yaptığımız proficiency albümü dinlendi.
* Sezen Aksu bizi bir garip etti.
* Gençler durağa bırakıldı.
* İstediğiniz zaman da gelebilirsiniz gençler haa!Bir sonraki gün ise, önce okulda ne zamandır görmediğim Angelina Hanım ile görüşüldü, ardından yine ne zamandır görüşmediğimiz Dilara Hanım' la görüşmeye gidildi. Şimdi bir kaç not var mühim onları da eklemeye karar verdim. Öncelikle hemen hemen herkesin konuştuğu ingilizceyi tamamen anlayabiliyorum, verdiğim cevaplarda ve diyaloglarda saçmalsamda karşıdaki de beni anlıyor, tıpkı Türkçe gibi, çok sevindirici bir şey bu! Sonra Dilara Hanım' a geciktim biraz çok afedersiniz hiç de huyum değil. Beltaş' a gittik, Dilara Hanım görüşmediğimiz zamanları özetledi, ben de boş bir insan olduğumu farkettim özetleyecek bir şey yoktu pek zira. Arada böyle yapardık geçen sene de vapurda falan, Orçun Bey' in ziyaretinden bu yana. Bu sefer Dilara Hanım' ı pek memnun edememişiz gibi hissettim ya hayırlısı.Sonraki uzun bir vakti depresyonda geçirdiğimi varsayarsak -ki bugün çözüldü depresyonum- bahsi geçen kısımları pek anlatasım yok, sonra bugüne de değineceğim. Beni önce depresyon bağlar, sonra çözülür.

Pınar Hanım, kültür - sanat editörü oldu, onunla gurur duydum, bana imzalı dergi verdi. Kesekağıdı dergilerinin adı, pek şirin, ben beğendim, daha da süper olacakmış anladığım kadarıyla yakın zamanda. Amatörlüktü bu sayının genel konusu, fotoğraflar pek güzeldi, yazılar da keza. Kendimi sorguladığım yazılar oldu okurken, "profesyonellik yazdığın şeyi beğenmesende piyasada tutacağını bildiğin için piyasaya sürmektir" gibi bir cümle vardı mesela, baktım bazen ben de yazıyorum, beğenmiyorum, silmeyeyim diyorum sonra, bir bakmışsınız yayınlanmış. Yani güzel olmayanları, çok sıradan ve tekdüze olanları söyleyin ki siz de yeri gelince, ben de adam gibi yazayım değil mi. Sonra düşündüm gerçi ben bunu -blogu yani- bir nevi ilerde baktığımda bugünleri de hatırlatan fotoğraflı bir belge olarak yazıyorum, o zaman o kadar kızmadım kendime. Neticede dergi güzel, kapağı da güzel, internet dergisi olarak da var, ama bence almalısınız da evinizde de olsun, sağ tarafta banner ını göreceksiniz, bir de daha da aşağıda büyük bir banner ı var. Tıklayın bakın bakalım neymiş ne değilmiş. "İmzalı ilk sayım var, vuuuuv!" İlerde çok değerlenecek bu.

Sonra aklımı yine gereksiz noktalarda çalıştırabileceğimi keşfettiğim bir olay yaşadım hem de depresifken. Çakmağım yoktu, kibritim çoktu, rüzgarım vardı, keyfim yoktu, girdim telefon kulübesine, girdim, çaktım kibriti çıktım. Depresifken djarum tavan yapıyor afedersiniz; yanında da sizi net tanıyan, hatta çözmüş, bakış açısı -belli konularda- size yakın birisi varsa, hem de kökü de varsa bu kişinin kalbinizde baya süper oluyor. Japonlar da ne adamlar yahu!TRT' de bugün ilk kez dağıtılan bir nota bildiğim bir şarkıya aitti çok sevindim, sonra baktım herkes biliyor, yerindim. (ahzuah yerindim nedir yahu) "Ey but-i nev eda olmuşum müptela, aşıkım ben sana, iltifat et bana, yar yar. Gördüğümden beri olmuşum serseri, ben denim ey peri, aşıkım ben sana, yar yar." Çok etkileyici bir şarkı, dinleyebilirsiniz şurdan bir kısmını ama fikrimce daha ağır okunursa daha da etkileyici olacaktır.Ardından, konuşup çözüştük ve takrar huzur, mutluluk, sevgi saçan bir çift olduk Merve Hanım' la. Çok çok şükür. İstemeden yaptığım bazı ahmaklıklar sizi üzmüş ne yazık, lakin biliyorsunuz ki sizi üzmeyi geçin, gülümsetemediğim an kendimi suçlu hissederim. Sizi çok sevdiğimi hep bilin, öyle çok ki bu blogdaki yazıların kelimelerinin toplamının hepsinin karesinden daha çok. Yani ifade etmek istesem, ayrı blog açmak gerekir ki ona da aralıksız bir kaç yıl yazı yazmak. Sonra gözlerim falan bozulur, kambur olurum, siz beni sevmezsiniz diye yapmıyorum böyle birşey. =) İlk kez bu denli açık sizi ne kadar çok sevdiğimi söylüyorum buradan. Siz çok değerlisiniz bayan, hem de pek pek çok!

Perşembe, Nisan 12, 2007

Bıdır Bıdır

Bıdır bıdır konuşma hayali ve mutluluk hevesiyle uçarcasına kat edilen yol, adeta duvara çarpar gibi kendine getirilmek, duvara çarpınca da konuşamayacak kadar sersemlemek, çaresizlik, en aptal durumlarda bile en aptal espiriler yapıp kendinin en aptal olduğunu kanıtlamak, çok sevmek, bir türlü anlam verememek, boyna "ne oldu yahu" demek, eli ayağına, kafası beline dolanmak, beynimi son 8 senedir çalışmadığı kadar hızlı çalıştırmak, çözüm aramak ve o arada dünyayı anlamak, suyun kaldırma kuvvetini çözmek, vapurların tekniğini kavramak, akıntılara şaşmak, "Durdun öyle karşımda mahsun / Bana çok uzaklardan baktın." diyen solisti tokatlayası gelmek, sakalların tokatın şiddetini azaltacağı düşüncesi, çözümün annemin ceketi olmaması, "Ben ne yaptım kader sana" cı zihniyetlere bürünmek, köprülü kavşaktan aktarma yapıp boğaz köprüsünden atlama isteği, trafik vardır diyip vazgeçmek, kafası karışmak ve okuldaki arkadaşın "i' m confused" cümlesini anımsamak, son 72 saati 12 dakikada gözünün önüne getirmek, sürmenaj olmak, djarum içme ve baş dönmesi isteği, "Olum ben n' aptım?" cümlesinin kafada dönmesi, hayatın kararması, sevmek, kalbin beyne müdehalesi, beyne kan gitmemesi, Danışman' da kendini defalarca tokatlama isteği, sonra da "Kara Murat Benim Laaaan!" diye pasajı koşarak terketme hevesi, ilk kez Danışman yolunun yürü yürü bitmemesi, zorla sarınılmak, keza öpülmemek, hevesi kursağında, aklı metroda kalmak, kalbin Ege' de kalması, Sezen Aksu' nun bu tip duygusal olaylara bulaştırılmaması, bu yaşa kadarki alkolsüzlüğün bu yolla son buldurulmaması, telefon etme isteği, konuşmama kaygısı, intihar süsü, su kesintisinin bitmesi, "acaba çok pisim de ondan mıydı" düşüncesi, "ben seni sevdiğimi de dünyalara bildirdim" teması, "beni al yanına elini belime sar" isteği, şevkat hevesi, babayı alış, ağzı bozuş, gün boyu bloga neler yazmayı düşünüp sonunda bunları yazış, yorum istemeyiş, bana bulaşmayan yılanlar çok yaşasıncılık, "yılan bulaşmaz ki" fikri, ne olur söyle ya da ölümü öp şeklinde tehditler ve andlar mı versem acaba gibi sapıkça düşünceler, en çok da paranoya, korku, korku, korku, korku, korku, acı, acı, acı, korku...

Salı, Nisan 10, 2007

Masaüstü Ordusu

Otobüste sabah, Eray Bey ile karşılaştık, daha doğrusu baktım onun karşılaşacağı yok, uyuyası var, dedim ben gideyim de yanına, karşılaşayım. Oturdum sonra sohbet ettik azcık, uykunun getiremedikleri ve ya uykusuzluğun götürdükleri üzerine, sonra her durakta 5 kişi indi ve 34 kişi bindi inenlerin yerine. Bu noktada Tansaş' ın karşısındaki kulak burun boğaz reklamından -devkulaklı dev burunlu laz- tiksinenin bir ben olmadığını öğrenip neşe doldum. Zevkli insanın hâli başka oluyor yahu! Sonra inme stresi sardı bizi yavaştan ama sanırım baya uğraşsada vaktinde inebildi Eray Bey, yoksa arkadan "kaptaaaağn ağaaar roooool" sesi gelirdi. Kadıköy' e geliyorum denmez. (tam olmadı - tehlike geliyorum demez gibi olacaktı)Bir de bazen düşünüyorum da saatime bakarken çıkan pırıltılar ta karşı kıyıdan seçilebiliyor ve tabiri caizse karizmam maddeye bürünüp yanımda yürüyor bu anlarda. Hediyeyi verene duyduğum sonsuz sevgi de cabası.

Pazartesi, Nisan 09, 2007

Taşoda 1 - Ben 3

Taşoda moralimi düzeltircesine iyi ve eğlenceli geçti bu hafta, ki çok değerli konuklarım vardı Eren Bey ve Erkan Bey olmak üzere. Profesyonelliğin, yetenekliliğin, mütevaziliği kaybetmek için bir sebep olmadığını anladım bu insanlarla ve şaşırdım beni kırmayıp gereksiz zahmete soktukları için kendilerini benim için. (cümle devrildikçe sanatsallığı arttı ha)

Onlardan önce Mete Bey ve Ilgın Hanım vardı, bu güzel fotoğrafların -ki gerçekten güzeller- hemen hemen hepsini Ilgın Hanım çekti, mikrofon ve gitarın tonunu iyi ayarladık yine bağıra çağıra söyledik tabiri caizse. Mete Bey' in gitara geçişi ile ne zamandır aklımda olan ayakta serbestçe şarkı söyleme isteğimi gerçekleştirdik, ortak noktamız Feridun Düzağaç' tı, ardından dünyayı gezdik, Still Loving You' dan Bard' s Song' a değin.

Lakin etrafımdaki insanlar bu nokta sizin için çok önemli ! Ne olursunuz beni her fırsatta uyarın dik durmam konusunda, kambur durmak çok çirkin oluyor hele sahnede !

Bahar Hanım' da vardı bugün sabah ve öğleden sonra, sohbet ve kahvaltı ettik. Çiler Hanım beni tavlada 5-0 yenmiş olabilir. Ama korkakça oynadığı ve benim ısrarla savunma yapmadığımdan kaynaklı bir yeniştir bu, intikamı fena olacaktır. (şaka maka fena yendi gözlerim yaşardı hatırlayınca bak yine)

Eren Bey' den ve arkadaşından tekrar Allah razı olsun. Günün sonunda hayallerim tavan yaptı. Sabahın köründe Caner Bey' imi görmek, günün güzel geçeceğine alametmiş demek.

Cumartesi, Nisan 07, 2007

Kadıköy Sezonu Açıldı !

Çok insan anlayamaz eski mûsıkîmizden
Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden!
Yahya Kemal


Kadıköy > Taksim ! Bu böyle biline ! Ne var Taksim' de Allah aşkına, aptal aptal mekanlar bir yemek yersin doymazsın, zarara girersin, bir çay içersin tat almazsın, güneş görmez, bangır bangır müzik. "Eeeaaahh yeter beeaa!" dedirtir insana. Danışman buna dahil değil tabi, cuma akşamları Oldcity' yi de bunun dışında tutalım hadi ama onun dışında hiçbir şey yok Taksim' de, bundan sonra Kadıköy, Moda, Bahariye ne bileyim bu tip şeyler işte, güzel mekanlar, güzel sohbetler ve insanlar ve hepsinden önemlisi Pilavcıoğlu ! Ilgın Hanım' da bundan sonra Kadıköy' lü olacak ! İyi ki geldi bugün, sislerin içinden motorla geçtik, havada asılı Ayasofya manzarası gördük ürperdik.
Faruk Birtek geçen dersten önce dedi ki yahu sen bizim eski öğrencilerden birine benziyorsun hani böyle şarkı falan da söylüyor dedi, ben de kim ki dedim acaba sonra dedi hani Teoman değil de öbürü, ben de dedim Mor ve Ötesi mi? Evet evet dedi ona çok benziyorsun ama onun daha iyi huylususun. Demek Harun Bey (Tarkan Bey' den sonra bir bomba daha) zibidiymiş gençken =)

Sezen Hanım' da geldi bugün, beni sevsin diye elimden geleni yaptım, Tuhaffiye Hanım' ı ilk kez utanmışken gördük. Bir de Erdinç Bey 4 saatte falan geldi Kadıköy' e, Özge Hanım da vardı ne zamandan sonra Kadıköy semalarında.

Bir de aklıma geldi geçen teras kantindeki diyaloğum :

- Tosta turşu koymuyor musunuz?
- Koymayalım mı?
- Yok yok koyun diye dedim ben zaten koymuyorsanız şayet hamur hımır.
- Ahahahah.

Perşembe, Nisan 05, 2007

Kahve Falı



Şimdi efendim öncelikle ne zamandır buraya yazacağım yazıları bir yere not almıyordum, bugün onu yaptım ve bu hareket unuttuğum milyonlarca güzel / değişik olayın kaybolup gitmesine bir dur deme başlangıcı oldu. (cümleyi öğelerine ayırmalı)

Öncelikle bugün şuna karar verdim -ki bu kararımı değerli bir blogger ve bir kaç arkadaşla paylaştım da- bu okulumzdaki exchange ve ya normal yabancı öğrenciler var ya, işte onların bir kısmı her havada parmak arası terlik giyiyor, bugünkü yağmurda ve ya senenin en soğuk gününde de giyenleri vardı, bunlara misafirperverlik örneği gösterip patik öreceğim, kararım budur, baktım o da olmadı, önce sabo terlik alacağım hepsine bir çift, sonra da belki ayakkabı.

Ayrıca yakın bir zamanda Bey' den Beylerbeyi' ne terfi zamanım gelecek bakalım ne zaman ?

Bir diğer konum ise, Egecan Bey' den gelen ve beni ne diyeceğini bilemez şekilde bırakan, hayranlık uyandıran, sebebi meçhul hediyeler. Tıpkı bugünkü Cem Köksal & Joe Lynn Turner Türkiye Turnesi dividisi gibi. Sever misin, döver misin ?

Günün son kısımlarını ortalamanın çok üstünde güzel bir sohbetle, hoş bir arkadaş ortamında geçirdim ki yukardaki kareler bu güzel arkadaş ortamına aittir. Erdinç Bey, Uğur Bey, Tuna Bey, Yasin Bey ve benim başladığımız yolculuk, gelenler gidenler, tanıdıklar tanımadıklarla dolu bir balkon sohbetinden sonra son halini aldı. Bu son halde ben, Bahar Hanım, Kerem Bey ve Tuna Bey vardı, güzel güzel sohbetler ettik, iyi oldu, sevindim.

Google Reader sayfamın girişine elimden gelse büyük puntolarla "Indis sağolsun!" yazdıracağım.

Pazartesi, Nisan 02, 2007

Arada Atladıklarım




Şimdi bu gençler var ki öyle kolay atlanılır cinsten değiller, bir Barış Bey olsun, bir Melis Hanım olsun keza bir Ilgın Hanım; bunlar kolay yetişmiyor, baksanıza karizmalarından belli değil mi ne kadar zor yetiştikleri. Gerçekten çok asil de poz verebiliyorlar, kimisi kalkıyor Kayışdağı' ndan, kimisi kalkıyor Beyazıt' tan, kimisi de kalkıyor Hisarüstü' nden geliyorlar konsere, konserden önce de fotoğraflar çekiyoruz eğleniyoruz. Keyif güzel şey, dostluk daha da güzel.



Sonra ne bileyim metroda bekliyoruz, hem de özel birilerini, öyle özel birisi ki 3 - 4 kişi 45 dakika bekliyoruz yani, bu arada boş durmayıp sanatsal fotoğraflar çekiyoruz, düşük kaliteli espiriler yapıyoruz (ben değil), ne bileyim eğleniyoruz baya baya.


Çoğu zamanki gibi eve dönerken Üsküdar' ı tercih ediyoruz, hem vapur / motor havası lazım, hem manzara da güzel, bir de Beşiktaş' a kadar eşlik edecek birileri de varsa, ben derim gel keyfim gel, sen dersin bir tatlı huzur almaya geldik, o der geleceğiniz varsa göreceğiniz de var, öbürü der ne olursan ol gel, beriki de der ki olduğun gibi gel.


Geçen hafta evimizde mühim konuklar ağırladık hatta onları uyuttuk bile, bu değerli konuklar tabiki Sanem Hanım ve Ulaş Bey' di, gönül istedi Aslı Hanım da gelsin, zira o da değerli bir konuk ama tehditlerimizi umursamayan bu bayan, evinde kalmayı tercih etti. Kendi kaybetti =)


Perşembe akşamının yıldızı, tüm okulun adından söz ettiği, sesiyle, sahneye hakimiyetiyle, şarkısıyla, kravatıyla, eğlenceli görünüşüyle akıllardan / dillerden silinmeyen insan İlker Doruk Bey. "Sen vur da tamburun tellerine yar, gözyaşım süzülsün ellerine yar."


Soldan sağa saymak gerekirse en soldaki ve en karizmatik olan Emir Efendi ki bize evini açıp pek hoş pek Sağdeth3' lü bir akşam yaşatmıştır, ortadaki şapkalı Selen Hanım ve sağdaki ünlü simamız Bahar Hanım. Evet biraz karizmatik ve doğallar hepsi kabul etmek gerekirse.


Buket Hanım
, öyle adapte ki ortama, koşarak metrodan çıktı ve koşarak bize sarılıp sevgiye boğdu bizi, gerçi koşmakla iligili pek hoş olmayan anıları da var ama olsun yine de koştu sevincinden. Masalara mı çıktı dersiniz ne dersiniz artık bilmem. Verdiler coşkuyu elimizden ne gelir.