Perşembe, Eylül 27, 2007

İç Ses Ye Ses Yeter Be !

Değerli Tuhaffiye Hanım, siz bir grup genç otobüsten indikten sonra ben yaptığım diyaloğu daha genel bir boyuta aldım, seslendirmeyi de iç sese verdim ve devam ettim, karşılıklı bir diyalog olmadığı için bu sadece tabi ki kendi fikirlerim ama yüzüme söylemedi bak arkamdan yazmış deme, sen indikten sonra düşünüldü bunlar hep, yarını da bekleyemedi, zira konu bir kaç kişinin daha tavrıyla alakalı, seninki de konuyla alakalı bulduğum son örnek, yazmama vesile olsun bakalım.

Şimdi evlat, ben insanlara değer veririm bolca (bazen gereğinden de bol) ve her insanın illa ki değerli yanları olduğuna inanırım. İnsanların hayran olduğum, beğendiğim, bir şey hissetmediğim, beğenmediğim ya da nefret ettiğim fikirleri ve tavırları da olabilir, şayet bunlardan kötü olanlar ilişkimizde birinci sırada değilse yine de çok iyi ilişkilerim olabilir böyle yanları, hareketleri, fikirleri olan insanlarla.

Birinci sırada olan nedir, senin de bu konuda böyle düşündüğünü hissediyorum hep, insanlıktır, saygıdır, sevgidir. Şayet bunları taşıyorsa insan, beni de adam yerine koyduğunu belirtiyorsa, isterse en nefret ettiğim fikirlerin savunucusu, isterse örnek aldığım bir insan olsun hiç fark etmez. Benle bir ilişkisi olur, bu tavırlarına göre gelişir, durağan kalır ya da biter. (taş çatlasa 5 kişi 19 senede son gruba girebilmiştir)

Sanem Hanım adlı arkadaşım misal, vaktiyle konuşurken şöyle bir şey demişti, o zaman yeni tanışıyorduk sessiz kaldım, şimdi daha güzel tartışılabilir ama konusu hiç açılmadı. Tolkien sever misin diye sormuştum, o da 20.yy başları İngiliz Edebiyatı kesin faşisttir demişti. O zaman şimdiki gibi olsaydı ilişkimiz daha tanışık olsaydık yani yapacağım şey ben de faşist değilsem en adiyim cevabını vermek olurdu yada böyle faşist olsun gelsin önce beni katletsin derdim, yada hangimiz bazen faşist değiliz ki de diyebilirdim. Olmasını istemediğim şey, kafasının çalıştığını düşündüğüm ya da bildiğim insanların önyargılı* olmaları. Tolkien faşist midir değil midir bunu bilmem ama senin de bilecek kadar tanıdığını sanmıyorum. Bilmem anlatabildim mi. Hakkında her şeyi okursun, dönemini incelersin, sevip sevmessin o ayrı (sevmeyeni ben de sevmem o apayrı) ama ancak bu dediklerimden sonra bu kadar net yargılarsın, hatta bence hâlâ hüküm veremezsin kesin ya neyse, bu durumda tolerans gösteririm. (anneee adam bana toleransını gösterdi)

Bir insanla tanışacağız mesela, ben tanıdığım insanların yarısını arkadaşlarımın arkadaşları olmaları vesilesiyle tanıdım, ya da tanışacağım insanlarla ilgili bir çok duyum aldığım oldu. İyi, kötü, beter, dehşet, mükemmel gibi, ama tıpkı ders seçimi dönemi öğretmen tüyoları gibi, herkesin haz etmediği biri ile anlaşabilirim ya da en sevilenden ben keyif almam. Olur arkadaş olmaz değil de, bilmem kim şöyle dedi, bilmem kim böyleymiş gibi duyumlarını şahsen tanışana dek bir içinde sakla, baktın sana da öyle geldi haklısın der geçersin ama, ilk görüşünü başkasının lensiyle yapmamak lazım.

Üstelik en iyi insanlar bile beklemediğini yapabilir, en kötü insanlar da melekleşebilir. Veya daha da garibi benim nice sevdiğim insanları sen asla sevmezsin or vice versa ama hele bir gel (Kavak Yelleri başlıyor içerde televizyonda) kendin karar ver buna.

Bu kadar şeyi yazdım yine kafamı hiç toparlayamadan, anlatamadım derdimi gibi, hoş kısa yazsam tanımadığım insanlar hakkımda kesin hükümlere varıyor, uzun uzun yazsam ben derdimi anlatamıyorum, belki otobüsle uzun uzun devam etseydik Tuhaffiye Hanım ile konuşurken anlatırdım ama o zaman da soru cevap giden bir şey ya muhabbet ben soracağım o soracak konu değişecek.

Aman be beynin mi var derdin var.



Yine de sonsuza dek sürdüreceğim hayat felsefem şu olacaktır :



"Altın olan her şey parlamaz
Her gezgin yitirmemiştir yolunu"



Kazandıran sağolsun.

Çarşamba, Eylül 26, 2007

Bir Yıl Öncesine Dönüş

Ayça Hanım' ın daveti üzerine bir kaç değerli ve o vakitte işi gücü olmayan arkadaşımı da alıp Kötü iş / Rubbish sergisine gittik, sergi bir fotoğraf sergisi ve geçen sene okuldan ayrılan yabancı bir fotoğraf dersi hocasına ithaf edilmiş, bu adamı şahsen tanımam ama çok seviliyordu ki imza kampanyaları yapılmıştı kalsın okulda diye. Burdan da öğrenmiş olduk kampanyalar kifayetsiz kalmış. Ama sergi pek güzeldi, özellikle üst üste çekilmiş fotoğraflar aynı binanın bakış açısına göre ufacık ya da kocaman olabileceği ile ilgili fotoğraf ve yurt duvarları fotoğrafları şahsi takdirimi kazandı, bir de fotoğraf kitabı vardı (kimin aklına geldiyse helal olsun) içindeki otobüs tutma yerli ilk fotoğraf da mükemmeldi bence, o 3 defterin üçü de pek güzel. Bizi çağırdığı için Ayça Hanım' ı (ayçapolis olarak tanınıt bu alemde) saygılar sevgiler, ellerine sağlık !
Serginin akabinde 6 kişi gittiğimiz Tevfik Fikret' de yanımızdaki dörtlünün ikiye iki ayrılması üzerine biz de Batu Bey ile pek hoş bir sohbet ettik, müzik vardı en çok düşünülmesi gereken, hâlâ düşünüyorum, çok garip yahu. Çıkar bak hayatından yaşayabilir misin acaba ?
Bir de bu fotoğraftaki semtin muhtarını ben pek sevdim, elimde semtin planı da var hatta, pek nezih, pek nâif, pek yaşanılası. Merve Hanım' ı da alıp yerleşmek lazım buralara. Bostan' a yakın bir yer alırız olur biter.

* Bostancı' dayım dedi Ahmet.
* Bostancı dayım, Ahmet nasılsın dedi.
* Sayibinden kiralık yazmış benim gibi düşündüğünü yazan biri bugün.
Şunu bir büyütün okuyun bakalım, yaklaşık bir sene önce de aynı haltlarla uğraştık, şimdi de aynı şey, zaten yahoo mail adresim heklendi yine, Allah bu insanlara akıl fikir versin. Bilgisayardan ya da hukuktan anlayan birileri bana bir yol göstersin çok acil, yoksa ben kendim gidip elimde mailim (kopyalarını da aldım taşınabilir hafızaya oh mis deneyim) savcılığa suç duyurusu yapacağım, artık aypisini mi bulurlar, ne yaparlar bilemem. Ne derdiniz var arkadaş benle? Gelin yüzyüze konuşalım, bir de olayı böyle aksiyon filmi gibi kurguluyorsunuz yok masonlar, yok ingilizce mailler, yok atraksiyonlar. Sevmiyorum biloğunu hekliyorum de canımı ye, yapabiliyorsan, ama beni sinirlendirme böyle saçma hareketlerle.

Pazartesi, Eylül 24, 2007

Nilüfer Gibi Şarkı Yok !

Ulan çok sinirlendim ! Gerekli gereksiz yere her habere, her sese yorum yapan enkırmen midir ne haltsa haber spikerlerimizden en cümle kuramayanı Ahmedi Necat' ın Amerika ziyaretinde bu şahsa karşı açılan katil pankartlarına ve bu şahsı Hitler' e benzeten pankartlara dair tek bir yorum yapmadı. Gerektiği zaman vay şerefsizin yaptığına bak kalitesinde yorumlarda bulunan bu büyük televizyoncu / gazeteci, "acaba asıl katil kim asıl soykırımı kim yapıyor" gibi ilk aklıma gelen -ki eminim tek değilim- bu basit soruları neden sormadı? Gördük Irak' ın nükleer füzelerini. Hoş benim şahsi fikrim, yanıbaşındaki ülkeye bu denli pervasızca girilebiliyorsa sen de biraz önlem almalısın. İran' ın yaptığı -ki bence yaptığı sadece iddia ediliyor da olabilir- şey de budur. Üstelik Ahmedi Necat' ı da dünya siyasetçilerinin genel yavşak politikalarına kıyasla çok daha gaz ve delikanlı bir politika izlediği ve yeri geldiğinde sert ve cesur konuşabildiği için takdir ediyorum. Yapamayanlar utansın. Amacım burda ne savaş çıksın diye borozan öttürmek ne Amerika' ya ya da İran' a taraf olduğumu belirtmek, ama bre beyin yoksunu cümle özürlü enkırmen, her şeyi görüp de bunu da nasıl görmezden geldin ona kızdım. Yiğit olsan, öldürsek de hakkını yemesek ama senin gibi yiğidin bir tarafına yoğurt kaşığı kaktırmak lazım.

Oha çok güzel laf ettim bravo !

Okul açıldı şurda bir bıcır bıcır yazı yazayım dedim, keyfimi kaçırdı adam! Hoş gerçi hava da pek tatsızdı bugün bir bıcırdayamadım ama olsun, bir ton insala görüşmek, sevinmek, sohbet etmek pek hoş ! Sanat Tarihi kılıklı seçmeli dersim tabiri caizse kol gibi güçlü göründü bugün bana, yahut şemsiye kadar geniş ! Neyse çok terbiyesizleşmeden, geçiyorum bunu.

Sabah yaptığım gözleme göre -sabah yaptığım gözleme pek lezzetli oldu bu arada- her sabah Üsküdar ve Kadıköy' den karşıya geçen insanlar (deniz yoluyla) yürüyerek köprüden geçseler, köprü yine tıkanır yine tıkanır. Ama köprüde yürümek hoş olabilir yine de gerçi eser biraz ama. Bir de Emre Bey' in yokluğuna yerinecektim Kabataş motorunda ama Merve Hanım' ın varlığı -biraz elektrik yüklü de olsa- yergimi sevince çevirdi. Daha iğrenç cümleler de kurabilirm hiç merak etmeyin.

Şimdi bunu yazınca farkettim, eskiden tespitlerimi ya da yaşadıklarımı önce buraya yazardım, sonra tanıdıklara anlatmak isteyince aynı hevesle, okuduk kiii gibi nahoş ve heves kırıcı tepkiler alırdım, şimdi -yaşadıklarımdan ziyade- gözlemlerimi önce yanımdakiyle paylaşıp sonra yazıyorum, hoş buraya giren tanıdıklar sıkılıyor bu sefer ama ufak ve daha sevimli bir kısım da eminim ben bunu önceden biliyordum diyebilmenin haklı gururunu tadıyordur.

Not almak çok önemli hem bilok için hem de dersler için. (hayat dersi verdim)

Küçükken biz yapardık geçen televizyonda gördüm ama başka yerdeydik kumanda hakimiyetim zayıftı geçti gitti. Yürüme yarışı yapıyorlar hem de olimpiyat gibi bir ortamda, bırak izlemesini düşünmesi bile komik yahu bir ton sporcu koşmuyor ama garip hareketlerle daha hızlı yürüyor. Of of vallahi pek komik, benim ve eminim Emer Tey' in adayımız Deryik Hanım olurdu, kendisi bize oturduğu yerden koşma taklidi yaptığından beri.

Gidilecek yerler, yaşanacak hayatlar, çalınacak parçalar, yenilecek yemekler geliyor aklıma sonra gidiyorlar ama şu an gitmeyenler Araf - Cümbüş Cemaat, Oldcity - Jukebox, bir de Supergirl (bunu çalmalı Emir Bey olaraktan). Yeni bir haftaya daha başladığımız bu bulutlu günlerle dolu İstanbul' dan her okuyana sevgiler, saygılar, selamlar! Dün farkettim selamın aleyküm' ü bir yere girerken olduğu gibi çıkarken de kullanabilirsin, ama eyvallah' a çok daha yatkınım çıkışlarda.

Pazar, Eylül 23, 2007

Ah Azizim Ah !

Ah ah alttaki güzel olayı -bir alt yazı- düşündüm de, bu durumu ve ilişkimizi sanırım en iyi gözlemleyenler bilogır arkadaşlarımız / dostlarımız. Çok komik geldi sonra bu durum bana yani, burayı takip eden insanlar Merve Hanım' ı öncesiyle sonrasıyla, olay anıyla bilen insanlar. Bu bilok garip bir şey vallahi hele ki bir sene önceki yazdıklarını okuyabilmek, o anlara dönebilmek en keyiflisi. İnternetten bu denli güzel bu denli çok insanla tanışabileceğimi hayal bile edemezdim. Üstelik hepsi de hemen hemen benim kadar benim hayatıma dahiller.

Ah ah bir de ne yapıp üzülürüm senelerdir, geçen gün yine yaptım aynı şeyi, kahve kokusunu çok severim kaşığa dolduran bensem şayet kahveyi, cezveye atmadan önce bir burna gider o kaşık ve istem dışı olarak içe alınan nefisin geri verilişiyle ne tezgah kalır ne tezgahtar ! Aynı şey neskuikte de oluyor geçen bir yiyem dedim toz halinde o sırada burnum kaşındı bir nefes verdim, vuuuuuuuuu deyi bir elaaaameeet geldiiiii evimizi de yıktııııı hanımızııı da yıktıııııı.

Otobüste gelirken tamlamalar hususunda değerlendirmeler içindeydim sonra bir baktım ve tamlama yapamayacağın iki kelime buldum. Cümle içinde kullanıyorum örnekle hatta açıklıyorum.
1 - Yahu ben Kargo Margo dinlemem, konserine de gitmem. (tamam oldu)
2 - Yahu ben Gripin Kargo dinlemem, tarzım değil ikisi de. (bu da olur)
3 - Yahu Tüsiad Müsiad büyük kurumlar bunlar dostum. (içte patlar)
Bilmem anlatabildim mi azizim.

Bugün okula gideyim bir ön hazırlık yapayım dedim, Serkan Bey' i aradım, çocuğumu dahi kestim kan revan içinde kaldım, yine de cevap vermedi, Yasin Bey işteymiş. Neyse Bahar Hanım' ın yeni evini görmüş olduk, sağolsun beni pek güzel evinde pek de güzel ağırladı. Sonra Ilgııııııın Hanım geldi, dünya görmüş insan canım ehehehe hali bir başka oluyor. Onu geç de çok özlenen insanları görmek pek keyifli peeek !

Bir de Başbakan' ın arabasının kapısı kilitli kalmış, bir sefer de bayıldıydı kapılar yine kilitliydi, koruma roket atarla kırılmayacak derecede kaliteli camı balyozla bilek gücüyle kırmıştı. Bu sefer kapı açıldı ama 30 saniye kadar kaldılar ailecek araba içinde tabi bunun suikasti var şusu var busu var konu Başbakan olunca tehlike büyük, ben koruma şefi olsam kapı kilitlenip duruyor, aralık bırakırdım, ya da içerden tutuverirdim giderken, zaten araba durmadan atlayıp kapıyı açıyorsun madem bunu da yap arkadaş!

Hep !

İyi ki varsın.
Bu kadar sade her şey.
Bu kadar da basit.
Her daim,
İyi ki varsın demekten
En çok hoşlandığım
İnsanların başında ol emi.
Seni sevmek pek güzel gerçekten de.
İyi ki varsın, iyi ki yanımdasın.

bunları yazalı tam bir yıl olmuş
inanabiliyor musun !

Perşembe, Eylül 20, 2007

Kralı Gelse Alamazlar Seni

* Geçen Orhan Gencebay yarışmada ".... müziğinde, 36 - 40 tane form vardır." dedi Bu denli muntazam bir ortalama alınışını ne vakittir görmüyordum.

* Hep aklıma takılır, messenger' da dışarda seçeneği var da içeride seçeneği neden yok, hayır sadece tezat olsun diye değil, Türk aile sisteminde "ben bir içeri gidip geleceğim" kavramı "bir dışarı çıkıp geleyim" kavramına kıyasla çok daha yaygındır, çok daha hoşgörü ile karşılanır. Hatta içeri gidip annelerle çay içmek en güzelidir. Esnaf için "cumadayım" opsiyonu da konulabilir, en çok gidilen namaz cumadır çünkü cemaatlisi makbul olduğundan olsa gerek.

* Bir de star televizyonunun şampiyonlar ligi ile yaptığı sözleşmeyi düşündüm dün, herhalde ya ikisi kardeş akraba falan, ya da adamlar birbirini çok sevdi, verdim gitti sonsuza kadar yayınlayın bu maçları ülkenizde dediler. Keza kendimi bildim bileli şampiyonlar liginin yıldızını starınkiyle özdeşleştiririm.

* Bugün dünya literatürlerinde olmayan bir olay vuku buldu, Koşuyolu istikametinde bir polis memuruna Validebağ Öğretmenevi' ni sordum. Genelde aldığım cevap ne olurdu yüz metre git hemen şurası zaten 2 dakikalık yol şeklinde gaza getiren cümleler ve 45 dakika yürünen kan ter içinde bırakan çetrefilli yollar ama bu sefer ne oldu ? Şurdan sola sap dümdüz ileride 4. trafik ışığında ama minibüse bin git emi ! Adam ilk kez toplu taşımaya sevketti hem de yürüyerek 6 dakikada gittiğim bir mesafe için. Helal olsun yahu ! Böyle insanlar istiyorum, bir bakışımdan üşengeçliğimi yakalasın !

* Bir de şunu sormak istiyorum yahoo mail adresime 2 gündür giremiyorum, kullanıcı adımı ve şifremi doğruluğundan emin olarak yazıyorum (14 kez falan yazdım) yanlış şifre veya kullanıcı adı diyor, aktivasyon da isteyemiyorum ne yapmalıyım bir bilen varsa yardımcı olunuz.


çok eğlenmişim fotoğrafta da paylaşayım dedim
gençken sırma gibi saçlarım vardı
Orçay Han' ı İstanbul' a bekliyoruz



Salı, Eylül 18, 2007

Bugün Bindiğim Araçlar

* İETT otobüsü ( Bağlarbaşı - Üsküdar)
* Motor görünümlü vapur (Üsküdar - Karaköy)
* Tramvay (Karaköy - Beyazıt)
* Özel Halk Otobüsü (Beyazıt - Emniyet/Vatan Caddesi)
* Metro (Emniyet - Aksaray)
* Tramvay (Aksaray - Beyazıt)
* Yürüyüş (Kapalı Çarşı Turu)
* Tramvay (Beyazıt - Karaköy)
* Tünel çakması ufak otobüs (Karaköy - Beyoğlu)
* Yürüyüş (Tünel çıkışı - Danışman)
* Oturuş / Dinleniş
* Yürüyüş (Galatasaray - Taksim Meydanı)
* Füniküler (Taksim Meydanı - Kabataş)
* Motor (Kabataş - Üsküdar)
* Özel Halk Otobüsü (Üsküdar - Bağlarbaşı)

Bugün şunu anladım öncelikle bunlar insan taşıyor.
Bu konuda hem fikirim. (hem zikirim bir !)
Bir de rahmetli Colin Bey' i bir ben seviyormuşum.
Bir de dönüp dolaşım eve geliyor insan böyle de garip bir durum.
Bir de baya talihsizlikler oluyor bazı bazı.
Bir de seni versinler ellere beni vursunlar.
Bir de sana sevdanın yolları bana kurşunlar.
Bir de bu şarkı Orçay Han ve partneri Duygu Han' a gelsin.
Bir de diğimi iki etmeyenleri severim. (hızla oku)
Bir de Allah bazen yürü ya kulum diyor !
Ama yine de toplu taşıma kullanıyorsun, garip.

Pazartesi, Eylül 17, 2007

Hey Gidi Mcrae Hey !

Çınaraltı iyidir.
Bu gençler en iyidir.
Serkan Bey' in gülerken ilk pozunu çeken olabilirim.
Merve Hanım' ı çok severim.
Duydum çok üzüldüm Colin Mcrae ölmüş, kendisinin en iyi rallicilerden biri olmasının yanısıra, genelde Türklerde denk geldiğim gaza gelen karakterde bir pilot olduğu için ayrıca severdim, ya kazanırdı ya da 4 - 5 takla atarak arabasını parçalardı, arabaya takla attırıp düz düşüp devam ettiğini bilirim. Türkiye' ye ilk geldiklerinde Citroen' de izlemiştik (her ne kadar Ford Focus ile özdeşleşmişse de) start alışlarını. Şehir içinde gösteri amaçlı bir start olmasına rağmen en gaz iki isimden biriydi -ki diğeri de matadordu- Ayrıca dünyanın en gerçekçi ralli oyununa da ismini vermiş bu büyük insanı hürmetle anıyor, hâlâ yer yer böyle araba sürmeyi diliyorum.

İki tane vidyo :

I

II



Pazar, Eylül 16, 2007

Yarın Kayıt Var Önce Basan Kazansın !

Evvela bir pazar seyahatine çıkıp sevdiğim bir bayanla vakit geçirdim ne bileyim ton balıklı salata yedim, dünya atlasından ülkeler ve başkentlericilik oynadım, sonra tuzluklarla oynadım biraz, üstelik bu sevdiğim bayanın bir de ablası var pek eğlenceli bir insan tanısanız çok seversiniz siz de; sevdiğim bayanın ablası diye demiyorum o bayan da pek sevilesi yani.

Neticede eve dönüş vakti gelmişti, artık kolumda bu kısa günün kârı olarak iki tane (biri siyah biri kahverengi olmak üzere) deri bağcık var. Çok rokcuyum ya o açıdan hani ! -after never neverland-Dilara Hanımcık ile görüştüm ardından hatta açık söylemek gerekirse kendisini çok net zorladım görüşmeye, ya benim ya toprağın olacaksın dedim o da böööğ iğrençsin hatta kaotiksin hatta bödösün dedi. Yıllar oldu oturup konuşmayalı haliyle bu yılları bir saate sığdırdık, tişörtü de hırkası da pek havalıydı, tavsiyesine uydum ben de bilokta. Üstelik zevkine değer verdiğim bu bayandan olumlu (sanırım ciddi ve samimiydi) eleştiriler de aldım. Hobarey dedim.

Kalkarken de dedim eski günlerdeki gibi bir bilok yazayım bugün şöyle yaptım bunla buluştum şöyle dedi falan filan diye bir de fotoğrafını çektim oooh miss. Annesi de beni seviyormuş, bu platformdan saygılarımı sevgilerimi iletir, ellerinden öperim ama şımarmam. Bir gün 5 çayına da bekerim ailecek.

Yazımı bu noktada bitirken kışımla ilgili bir espri yapmamak için kendimi tutuyorum, bir yandan da neden kimseyle görüşemez olduk diyorum misal ne Tuhaffiye Hanım, ne bilogır efendileri. Tuhaffiye Hanım da topluluk ismi aslında öyle tekil durduğuna bakmayın, biraz da tekir durmuş.

Cuma, Eylül 14, 2007

Başarısızlıklar ve Dallamalıklar Deryasında

İyi bir iş yapmıyorum bu aralar hiç. Birine bir hayrın dokunsun, birine yardım et, elinden tut yok efendim. Ne yapsam sonucunun dallamalıklara vardığı bir dönemdeyim. Sonbaharın bir tavrı mıdır bu bana karşı yoksa mantıyla bir de ekmek yiyenlere Allah' ın "bir dur artık" deyişi midir bilemedim. Sevdiğim insanların hayatlarına ne zaman isteyerek ya da istemeden müdahale etsem ne zaman "dur olum bak her şey çok güzel olacak" desem kendime veya sevdiklerime, ne sevdiğim kalıyor ne bir şey. Yahu birader beceremeyceğin işe ne el atıyorsun demezler mi adama. Derler tabi de benimkisi de bir ümit. Kendi ümidimi geçtim de başkalarına ümitlerini yitirtmek hayli ağırca bir yük.

Ah ah kısa dönemli de olsa huzurlu günler yaşanmıştı. Tehey ! Dünya değişiyor azizim, bunu anlamak için ent olmaya gerek yok, Allah herkese ent sabrı, arif irfanı versin. Bana bir de Melian Kuşağı lazım bir de Feridun Düzağaç' a. Ne diyordum, hım evet ümitsizlikler silsilesine büründüm yine, en hoşumuza gidenden en gitmeyene dek müzik yapabileceğimiz mekan seçeneklerinden de reddedildik. İlerde ayaklarımıza kapanırlarsa çaktırmadan elimle bir şey göstereceğim kendilerine. Neyse bu dallamalık timsali yazımı böyle kötü sonlandırmayayım da yine madde madde bir bitiriş yapalım.

* Dallama kelimesi beni sıkmaya başladı daha güzel bir şey varsa paylaşın kullanalım, paylaştığınız kelimeyi benim aracılığımda tüm dünya duysun. Eeeööh ! *kendi de inanmaz*

* Bunu yapan da insan biz de insanız göya, yan flütü çalan adammış aynı zamanda beatbox efektlerini de yapan, ben ikisi ayrı sandıydım ilkin. (yerelleştim) Bu adamla beni tanıştıran nacizane dostum Uraz Bey' e sevgiler. Uraz Bey, sen bunu okurken ben hede bödö retörrö !

* Dikkatinizi çekti mi bilmem havalimanına giden iett otobüslerinde (özellikle Sabiha Gökçen) yukarda numero ve semt yazan kısımda bir de uçak resmi var, peki neden iskeleye gidende gemi ya da vapur ya da en azından tekne resmi yok, ha derseniz ki havalimanı ile iskele değil ticari liman denktir, Harem' e giden otobüste de ben göremedim resim mesim, Haydarpaşa' ya giden minibüste ise hiç bir şey yok treni geçtim sinyali bile yanmıyor.

* Emre Bey' e iniyordum dün çiftlikten aşağı doğru, kilisenin önünde arnavut kaldırımı döşeli bir yokuş var yolun son kısmını oluşturan, orada top oynayan mahallenin çoru çocuğu vardı. Köşeden araba dönünce belime gelen maksimun 7 yaşındaki bir çocuk arrabaaaaa la mariyyaaaa diye bağırdı, kendimi İspanya' da hissettim, yaşasın zil şal ve gül !

* Bugün Matrix' i izliyordum, ajan var ya Elrond olan, hani sona doğru gökdelenin üstünde mi ne Neo buna kurşun sıkarken bu da belden sağa sola kıvrılıyor kurşundan hızlı hareket ediyor falan, orda aklıma geldi, Neo azıcık Türk olsa sabit duran bacağa topuğa nişan alır, vurur ajanı, ha o zaman da kafası sabit ayakları hareketli olursa daha komik duruma düşer en azından Neo da Tirinity de eğlenir.

* Bu başlıktaki 5. yazıyı yazan beni benden aldı.

Perşembe, Eylül 13, 2007

Feshane










Akşam eve geldim istedim ki şöyle bir şarkı olsun tekrara alayım sürekli çalsın sıkılmayayım, sonra (gönderenler sağolsun) bu şarkıyı koydum çalsın diye, farkında olmadan beni duygulandırdı şarkı bir miktar, hiç aklımda yokken böyle bir şey dedim ki madem gidiyor genç, ben neden Emre Bey ile ilgili yazı yazmıyorum ? -varsın devrilsin cümle-

Ah ah efendiler ! Nasıl anlatayım şimdi ilk İstanbul' a gelmişiz, Selamsızın içinde Soyak' ta oturuyoruz, rivayete göre sitedeki diğer bilokların birisinde yengemin akrabalarından birileri var, hatta oğlu da var. Neyse biraz zaman geçiyor ve bir akşam bize geliyorlar. O gün ettiğimiz muhabbetten kelli İstanbul' da ilk dostumu edinmiş oluyorum.

Diyeceksiniz şimdi adamla tanışalı ne kadar oldu da gidiyor diye triplere giriyorsun ama ben de diyeceğim ki isterse 2 sene değil 2 hafta olsun kafa dengi bir insan paha biçilemez, kredi kartıyla satın alınamaz. Bahsi geçen delikanlı İtalya' ya Ferrara' ya gidecek mimarlık okumaya. Hatta sınavını da başarıyla geçmiş.

Ne bileyim bu adamla sabahları okula giderken motora binerdik bir Kabataş yapardık, sonra o karikatür çizerdi biz ödül törenine giderdik, ya da okul çıkışına giderdik kendisini almaya, o bizim okula konsere falan gelirdi, Danışman' a giderdik çay içerdik. Soyak' ta otururduk parkta.

Kendisiyle tanıştığımız yetmiyor gibi bana bir çuval da müthiş insan tanıştırdı bu delikanlı. Bknz : İpeknaz Hanım, Erhan Bey, Hazal Hanım ve ünlü müzisyen Canberk Bey... Neyse arada artık meyıl atarız birbirimize. İtalyan Lisesi' nin sokağından geçerken efkârlanacak gibi de olsam, kafama sıkar giderim arkadaş.

Hem kendisiyle konuştuk tatile falan gelince otobüsten bizim evin burda inecek. Baktık çok özlersek biz atlar gideriz Ferrara' ya ne kadar yol ki !

Çarşamba, Eylül 12, 2007

Konser Dediğin Böyle Olmalı

Senfoni orkestrası çalmaya başlar, ortadaki dev konser piyanosuyla beraber, sol tarafta bir yatak vardır ve sahnenin sağ tarafına verilen ışıkta beyaz elbisesi içinde serum taşıyan bir ayaklığa tutunmuş en güzel sesli bir bayan şarkıya girer. "Anladım, sonu yok yalnızlığın..." Yak sigara yak, yak yak yak hemen.

Fahir Atakoğlu da geldi daha sonra, Sertab Hanım, piyanonun üzerine kuruldu ve girişini orkestranın yaptığı şarkının devamını sahibine bıraktılar, sadece piyano ve büyüleyici bir ses, "Bir bulut olsam, yüklenip yağsam..." dediler. Bunun akabininde Sertab Erener' in "Fahir' in çok daha güzel şarkıları var onlardan da söyleyeceğiz" deyip ardından koka kola layt, vileda gibi reklam müzikleri çalıp söylemeleri (orkestrayla falan) muazzam güzel ve eğlenceli oldu.

Sonra bir anda "yahoya hayi yayi yayi yai yahi yaa..." diye bir ses geldi arkadan ve sağ taraftan Levent Yüksel çıktı karşımıza bu sefer de, beraber "Aldırma, deli gönlüm, giden gitsin sen şarkılar söyle içinden boş ver." dediler.

Daha sonra birisi çıktı ki sahneye, beni benden aldı, "Hadi yüreğim ha gayret, hele sıkı dur hele sabret, başını eğme dik tut, bu bir rüyaydı farzet." dediler Sezen Aksu ve Sertab Erener beraber. Bu noktadan sonra Levent Yüksel de tekrar geldi bir şarkı daha söylediler. Bunu bir rüya farzetmeseydik aklımıza mukayyet olamayacaktık zaar.

Daha sonra Özge Fışkın adlı, benim konserden önce tanımadığım, sahnede görüp de hımmm fena değilmiş dediğim bir bayan geldi, beraber şarkı söylediler kendisiyle de. Belirtmeden geçemeyeceğim, her şarkıda hemen hemen sahne düzeni ve dekor değişiyordu ve bir kaç şarkıda bir de Sertab Erener kostüm değiştiriyordu.

En merak ettiğim anlardan birisi geldi akabinde Nil Karaibrahimgil çıktı sahneye, bir yandan getirdiği elbise dolabıyla Sertab Erener' i giydirirken bir yandan da "kendine yeni bir sen lazım" dedi.

Sonra sağ taraftan saçları kazınık bir rock çu çıktı elinde gitarıyla ve inanılmaz sololar atarak seyircilerden alkış topladı, ardından "Yok olup gitsem de, sonumu görsem de, ölümü tatsam da, yenilmem yine de ... senin için tüm zaferlerim" dedi bu rock çı sevgilisi Sertab Erener ile beraber. Demir Demirkan' ı karşılamaya kıpkırmızı bir elbise ile çıkmıştı ve sonra beraber Aşk' ı söylediler, bu kadar görkemli bir şarkı ve bir ses daha dinleyemeyebilirim hayatımın sonuna dek, işin güzel yani daha iyisini dinlememek beni üzmez !

En sonunda Buda' lı şarkıda öncelikle sahnenin ortasındaki mindere kendisi bağdaş kurdu, sonra kendi grubundaki tüm müzisyenler sırayla esntürmanlarını bırakarak yanına geldiler, ama Sertab Erener şarkısını hâlâ söyledi. Selam verdiler, muazzam derecede alkışlandılar.

Sertab Erener' in her şarkısının mükemmel oluşu dışında, bir tiyatroya gelmiş gibi hissettirecek nitelikte hazırlanılmış mükemmel bir sahne şovu vardı. Gerçekten sesi bir değişik yahu, çok değişik hatta, dvd' si çıkacakmış bu konserin, muhakkak alın. Annemle beraber müthiş keyif alarak, tabir-i caizse hipnotize olmuşçasına izledik.

Salı, Eylül 11, 2007

Yazmadı Demesinler Arkamdan

Karşıya geçen bir otobüsteyken en güzel nasıl intihar edilir sorusunun cevabını buldum. Şöyle ki köprüye girdik sağ şeritteyiz, orta ya da arka kapının önündeyiz, köprünün bacaklarına -ki 2 tane olduğu için zamanı iyi ayarlamak lazım çok şansınız olmayacak- nişan alınacak önce. Ortalama 80 km / saat hızla ilerleyen otobüste köprünün bacağına yaklaşınca tehlike anında çevrilmesi gereken valfi çevirip kapıyı açarız ve tam köprü bacağına gelmek üzereyken ileri doğru zıplarız, hareketsizlik prensibi ile 80 km / saat hızımızı çok kaybetmeden havadayken köprünün bacağına yanlamasına çakılır, orda can veriririz. Yapmayın ama aklınızda olsun.

İmdat Çekici, sevgilisi olan çaresiz insan feryadıdır. -kendim eğlendim sadece sanki-

Akşama bir aksilik olmazsa Sertap Erener konserinde olacağım anneciğim ile, gelecek olan varsa bu konuları orada da tartışabiliriz. Haydi bakalım kalın sağlıcakla.


NOT : Eminim ki bir gün Özge Hanım bana konser fotoğraflarını yollayacaktır.

Pazar, Eylül 09, 2007

Aurë Entuluva !

Yeni Gönderi butonu bana her daim Eski Türkçe çağrışımını yapmaya mahkum olacak ey bilogır hanedanlığı ! -hemen unutmadan yazayım dedim çok sert girdim | kontrol paneli hatıraları-

Çelik gibi sert olacağıma çevik gibi bir şey olayım?! Evet üzerinde biraz daha düşünseydim pek komik olacaktı belki şimdi ise sadece bir hiç.

Pavarotti de öldü zaten, adam klasik müziği dünyaya tanıtmaya en meyilli insanlardandı, ben severdim, bir de tenor kelimesini belki literatürümüze o soktu diye düşünüp sonra da kendimi ayıpladım ama bu tırportör kelimesinin Bizimkiler dizisiyle yerleştiği gerçeğini asla gizlemez.

Nasıl yazmak isterim diye düşünüp, bol kelime oyunlu, bol tespitli diye cevap vermek istiyorum çoğu zaman, ama bunun yerine genelde bol gezintili bol tesbihli oluyor çoğu zaman zaman.

Sizden Jelatin Hanım diye bahsedeceğim çünkü bu bilok iki Merve Hanım' a dar, üstelik size değer vermediğimi düşünmeyin diye hususi şahsınıza madde yazdım.

Jelatin Hanım ile ilgili buluşma notlarım, gözlem ve tespitlerim :

* Saçları pek güzel -ehehehe-
* Sonsuza kadar sohbet etsem sıkılmam gibi gelen nadir bir kaç insandan.
* Yanında kuul / havalı olmaya hiç gerek yok diye düşündüğüm samimiyette.
* Komik bence ya da eğlenceli daha uygun olur.
* Günahı kadar sevmediği insanları var.
* Okulu bitirsin bizim orda master ayarlayacağım kendisine.
* Önce ünlü olan cumbalı evi alır, masayı kurar.
* Ya reis-i cumhur olur ya da först leydi.
* Eylemin sonuna gelen (i)yor ekini fransızca telaffuz edebilen.
* Her gelince görüşülesi bir hanımefendi.
* "Nereye gidiyorsunuz bağyan ?" -eheheheeehe-

Eleni Hanım da geldi sonra -Eleni mi İliya mı her neyse ehhauzahuaz- (gülüşümün şiddeti gitgide artıyor) kendisi de pek eğlenceli bir insan, okulda birbirimizi kollayacağız hem selamlaşacağız bundan böyle. Çinili' nin yerini ikimiz de bilmiyoruz lâkin, bıraksak benle eve kadar yürüyeceklermiş. İşte internetten tanışıp böyle kız kaldırıyor millet. Kendinize dikkat edin gençler. -öğüdü verdim kaçtım-

İki bayanla da tanıştığıma pek memnun oldum, Jelatin Hanım en takdir ettiğim tipte yazı yazan ilk üçümdedir zaten, şahane bir gün geçirdik bir balkondan sepet sarkıtmadığımız eksik kaldı. Yine görüşmek dileklerimle hanımefendi. Diğer bayanla daha denk gelme ihtimalimiz yüksek zaten.

Bir de konser görüntülerinde Zor parçasında galiba, arkadan sis verdikleri anda Bahadır Bey' in başını çektiğinden şüphelendiğim bir grup insanın bravoo bee diye alkışlaması beni hâlâ çok eğlendiriyor. Bu da böyle bir anım. Ânım değil anım.

Baştan ayağa (ayak hariç) siyah giydim bugün, artık ceket devri başladı, çok berhudarım.

Cumartesi, Eylül 08, 2007

Piknik Masası Değil Rüzgârkıran

Serkan Paşa ile Miğferin Dibindekiler adlı rap grubumuzu kurduk bugün, her ortamda belli bir ücret karşılığı rap söyler, garip hareketler içinde dans eder, paraşütle atlar, buzağı gibin sesler çıkarırız. Evet aslına bakarsan bunların hepsini yaparız dostum yo! Miğferi tak yo !
Güzel gündü vesselam bir en sevdiğim, bir en saygı duyduğum ve bir en ünlü ile bu fırtınada Ada' ya gitme fikrimizden iyi ki vazgeçmemişiz. İnsanlar ikiye ayrılır, çok sevdiklerim ve pek tanımadıklarım olmak üzere. Saygılar !

Perşembe, Eylül 06, 2007

Ada Sahillerinde Bekleyin Beni

Deryik Hanım, beni mimlemiş, evet bunu yapmış, tahminen çok mimlenmemin sebebi üşenmeden mim ve sobelere yazı yazmam, o yüzden sürekli mimleniyorum, lakin benim mimlediklerim karşılık vermediği için ben mimlemez oldum. Bu kadar çok mim deyince anlamsızlaştı, hani arka arkaya 17 kez söylemiş gibi bir şey.

Evden çıkarken yanıma aldığım (hatta tüm insanlığın aldığı) anahtar, cüzdan -ki erkek cüzdanlarının arka cepte taşınması ile ilgili çok değerli fikirlerim var- ve cep telefonunu ben de es geçeceğim Deryik Hanım' ı örnek aldığım için.

Geriye neler kalıyor ?

- Bir paket djarum special (az içiyorum ama)
- Cep saati (evet çok havalıyım ama pili yok ne zamandır alamıyorum)
- Cep müzik çaları (çok güzel Türkçeleştirdim)

Ondan kelli Pınar Hanım ne kadar havalı bir bilogır gibi dursa da gömleği ona ne kadar yakışsa da, aslında bildiğin mağdur. Üstelik Egecan Bey' de de hikayeler bitmiyor, çok özlemişiz.

Serkan Bey, Aleksi Paşa ile geldi bugün, paşa diyorum çünkü adam bir ayda Finlandiya' dan gelip senden (benim Türkçem iyidir) iyi Türkçe konuşuyor. Konuşmasında kullandığı kelimler, yahu, vallahi, falan, meze, haydari, Meltem, ... Düşün artık adam ekleri falan yerinde kullanıyor üstelik.

Yeni arkadaşlar edinmeliyim kendime artık çünkü Tuhaffiye Hanım bugün beni öyle bir taklit etti ki kendimi izliyor gibi oldum, bu insanlara verecek başka bir şeyim kalmadığı gibi, onların gözünde de bir olayım yok artık sanırım. Elveda !


Şahsen bu şarkı benim bu konserdeki favorimdir, bundan kelli de konser kaydı koymayacağım, bir kaç tane daha var ama kabak tadı verdik vereceğimiz kadar. İlla merak eden olursa girer yutub profilimden bakar dinler.

Bir de Her Şeyi Yak 'maktan ziyade her ŞEY i ayrı yazmak da bir o kadar önemlidir.

Çarşamba, Eylül 05, 2007

Bravo Dedirten İnsanlar

Sabah bir yazı koymuştum, şimdi yok bu yazı çünkü geçerliğini yitirdi, çünkü gerçekten helal olsun dedirtecek ve hâli vakti yerinde insanlar, kampanyaya gerek kalmadan gerekli ücreti bağışlayıvermişler. Bu insanları bir miktar ayakta alkışlayıp yerimize oturuyoruz, ne oluyor yahu ben bir şey anlamadım diyenleri ise şu linke davet ediyoruz :


Efendime söyleyeyim o denli entellektüel bir insanım ki yemek yerken mezo adındaki (belki de iki z ile yazılıyor) müzik kanalını dinliyorum. Bu müzik kanalı da benim gibi entellektüel insanlara hitaben yapıldığı için % 50 klasik müzik, daha ufak parçalar halinde caz, lounge çalıyor, konserler ve bale, opera türevi etkinlikler yayınlıyor. Düşünün artık yemeği ne denli ağır yediğimi siz. Burda geçen gün görüp pek beğendiğim bir olay ile karşılaştım, bir oda düşünün salon gibi, ortasında iki dev konser piyanosu kuyruklu falan, kenarlarda da koltuklar, müzisyen dinleyicileri evine çağırmış gibi herkes oturunca çıkıp karizmatik bir şekilde çalıyor çalıyor, ama yanyana seyircilerle hatta seyirciler etrafını sarmış, ben de böyle bir oda yapayım, misafirlerin çocuğunu falan bağlarız odaya.

İnsan sevgisinden bayılır mı hiç yahu tövbe tövbe.

Fethi Paşa Korusu ne denli güzel bir yermiş yahu gitmeye gitmeye unutmuşuz körelmişiz, arada bu tip güzide mekanlara da gitmek lazım.

Yarın Egecan Bey' i görmeye gideceğim nasipse öğlen gibi okula, kendisini seven herkesi de bekliyorum, kendisi telefonunu kaybetmiş olduğundan iletişime pek yanaşmıyor günümüz insanıyla ama ben bir ara denk getirip iletiştim.

Bir de onu bunu geçin de Lordum bir öyküler yazdı, şahsen dil ve anlatım yönünden yazmak istediğimden de iyi, hikaye bazında da çarpıcı. Paylaşmazsam ölürüm diye paylaştım, beşincisi de yolda ama ilk dördü için bunlara tıklayın, sırayla ve kafanızı vererek okuyun !

I / II / III / IV / V

Bir de kuzu sevilmelik bir canlıdır, sürekli kuzu sevesim var.

Bir de Lordumuz ile görüşmeyeli çok oldu bir görüşsek iyidir.



aklıma bir ton komik şey gelmişti yine
lakin not almaya ya üşendim ya imkanım olmadı
not almak deyip geçmeyin ciddi bir iş
misal bugüne hatırlatma koymuşum ama
sadece özge diye hangi özge neden özge
hiç belli değil.

Salı, Eylül 04, 2007

Theatre Of Tragedy

Şarkıları da ekliyorum bakın bir ara, böyle davulcu olsun -ki var- canımı yesin.



Yahu bu grubun Velvet Darkness They Fear albümleri pek hoş mutlaka dinleyin, hatta yarına hatırlatın da ben bir iki sevdiğim şarkısını paylaşıp sizi dinlemeye teşvik edeyim. Ön yargılı olmayalım yok gotik miş, yok senfonik rock muş metal miş. Atalarımızın da dediği gibi Hepsi Bir Hepsi Hakk' tan !

Hayal

Olmasını istediğimiz bir şeyin hayalini kurmak, şayet bu istek olmazsa, olacağı zaman vereceği mutluluktan daha büyük bir keder verebiliyor, bu durumda hüküm verilene kadar hayal kurmamak, hayal kursak da abartıdan sakınmak gerek. Hoş eminim bir kaç güne bu fikrim değişir ve hayaller içinde yüzerim lâkin, şu an ki kararım kesin.


Pazartesi, Eylül 03, 2007

Fotoşort

Bugün değerli Tuhaffiye Hanım ve Yasin Bey' i gördüm, hayatımız müzik olmuş, başka konu konuşmuyoruz, hoş bence başka konu konuşup ne yapacaksın. Emir Efendi ise rakırkorttan çıkıp geldi bizimle, kendisi bugün jöntürk bir insan olduğu için bana yemek ısmarladı. Ah bu genci çok özlüyorum her daim, görüşünce de pek eğleniyoruz pek.

Lâkin Yasin Bey ve Emir Efendi' den ve bir çok diğer insandan ayrıldığım nokta müzik konusunda, yumuşak ve hafif müzik yaparak da konser grubu olunabilineceği inancım, insanların konsere eğlenmek için gelmeyebileceği, katıldığım nokta ise sonlara doğru hareketlenmek gerek ama benim görüşümde bunun için son bir şarkı yeter ki o da yavaş başlayıp sona doğru yürüse (hareketlense) kâfi.

Bakalım bu sene farklı bir sistem deneyeceğiz, üç kişinin verdiği dayanılmaz hafiflik ve rahatlıktan bir süreliğine feragât edeceğiz ve Emir Efendi gönlünce davul çalacak, ben çok gerekmedikçe gitar çalmayacağım bunu Kerem Bey klasik yada akustik gitarıyla yapacak, Yasin Bey ise bas gitar. Alper Bey ise grubumuzun baş köşesinde solo enstürman olacak kanunuyla yine. Baktık olmuyor, değişikliğe gideriz yine çekirdeğe döneriz.

Yarın mühim bir konuk bekliyorum, geldiği zaman sevgi ve şevkatin kâllâvisini hak eden.

Bir de fotoşopu çözdüm sonunda, insanların "ne de zor, bir türlü kullanamıyorum" serzenişlerinden gaza gelip, ben yaparım ulan dedim. Ama yine de ışık ve gölgeye pek hakim olmadığım için geneli karanlıkça bir fotoğraf seçtim. Meyvesi tam burada.




Bu parçamızın da ayrılanlara gelsin, yaralara tuz basmak da gerekir bazen.

Cumartesi, Eylül 01, 2007

Lord Anglachel ve Hazal Hanım

Bu değerli insanlar bu aralar hayatıma bol bol dahil olan insanlar, malumunuz biri en değerli beylerden hatta paşam diyebileceğim 3 - 4 insandan biri olan Serkan Bey, bir diğeri ise Serkan Bey' e nazaran çok daha yeni yeni tanıştığımız Hazal Hanım. Kendilerine de söylemeye çalışıp da başarılı olamadığım bir kaç cümle var, arabadaki girişimimi yetersiz buldum ki ikinci bir girişimi gerekli gördüm.
Serkan Bey ile başlamak istiyorum belki kendisini daha çok tanıdığım için kolaya kaçıyorum. İlerde böyle olmalıyım gözüyle en çok baktığım insan, bir konuda bir şey sorduğunuzda cevapları çok net alabileceğiniz, bu bilgilerle başkalarına dahi artistlik yapabileceğiniz kadar engin bilgileri var, bir çok konuda hem de. Ve ah, eminim ancak Noldor prensleri, kibarlık, beyefendilik ve asalette kendisiyle yarışabilirler.
Hazal Hanım' a gelirsek, nasıl desek böyle insanları görmek, onlarla tanışmak beni şu şekilde mutlu ediyor, bir bakıyorsunuz 3 - 4 kişi hariç neredeyse tamamen ümidinizi Dunadan' a bıraktırtacak nitelikte bir nesilden bir umut daha çıkıyor. Hâlâ bir şeyler değişebilir diyorsun, umudum neye karşı ya da niye bilmeksizin, içime bir umut ışığı daha yerleştiriveriyor Hazal Hanım. Lordum, sözlükte (7 numaralı yazı) kelimelere hakim bir insan olarak daha güzel ifade etmiş bunu, bizim dediklerimiz kifâyetsiz kalıyor.

*
Gerçekten güzel günler geçirebiliyor insan bazen -genç bayanı sıktıysak da affola- zamanın, yaşıtların ötesinde, kolay kolay bulunamayan huzuru ve her zaman denk gelmediğin sohbeti yakalıyorsun bazı değerli ve zarif insanlarla. Keza bugün de olduğu gibi. Bugünkü konser kaydı parçamızı bu ululara armağan ediyorum :