Cuma, Kasım 30, 2007

Günlük Bir Gezinti Hepsi Bu

Gördüğünüz üzere fotoğraf işine girdim efendiler ! Büyük fotoğrafçılar sanırım bu güneş ışığını ve onun yansımasını doğrudan alan fotoğrafları pek beğenmiyorlar ama ben beğeniyorum hem ters ışık candır sonuçta. Motorun peşine martıları takanları çok seviyorum.
Bizim okulda petekte böyle bir ağaç varmış yahu tahminen 500 seferden çok önünden geçmişimdir ama iki gün önce farkettim, önce arkasından çektim ama güneşe doğru çekmiştim, sonra dolandım önünden çektim, pek sevimli maşallah, mantarcan !
Katalog çekimleri, albüm kapağı çekimleri, reklam çekimler ve dizi çekimleri için bu alan kiralıktır efendiler ! Uygun koşullarda bir şeyler ayarlanır, yeter ki istensin. Bakmayın fotoğrafları biraz küçülttüm kalitesi düştü, aslında hepsi lama kadardı. Düğün de olur. Lama değil lâma, bir nevi ufak devemsi.
Pek değerli sevdiğim Merve Hanım' la huzurbank tabirini bulmuştuk yaklaşık bir sene kadar önce Emirgân civarında boğaza bakan bir bank bulunca, o gün bugündür her gördüğüm güzel bank benim için huzurbanktır. Huzurbank dediğin zaman yanında bir sevdiğin olacak, uzun uzun sohbet edeceksin, ya da etmene bile gerek kalmayacak kadar anlaşacaksınız.
Efendiler, sıkı takipçilerim bilir bu ağaçların fotoğrafını evvelden de koymuştum hatta yazdan kalma bir gün veya yazdan kalma bir okul başlığı altında olabilir. teoman' ı yine de pek sevmem. Uğraşıp onu bulanlar görecekler ki bu ağaçlar keyiflerine göre kırmızı, turunca da olabilen, canayakın ağaçlardır.
Ben iktidar partisinin reklam müdürü olsam, tüm afişlerime bunu basardım, adamın kafasının üstünde de parlayan bir ampül -aklına yeni bir fikir gelmişçesine- altına da kocaman yazıverdin mi "Durmak yok, yola devam" diye, var mı daha kaliteli ve teknik bir reklam, bence yok.
Okul dedin mi aklıma en çok gelen yerlerden birisi de burası, kolezyomg tarzı mimarisiyle hoşa giden, ilgi toplayan bu yapı, ortadaki avlusuyla da gönülleri iyiden iyiye fethediyor. Ben ütüye ütü demem, içinde salınan yâr olmadıkça diyerek, bir şarkı ve türküyü ya da en azından şiiri birbirine sokuyorum.
Gönül fetheden avlu burası, hayatımda ilk kez bildiğim tüm Japoncamı kullanma fırsatı bulup kullanamadığım yer de burası, Japon bir çocuk benden 25 metre ilerde tüm gücüyle hapşurdu ve o avluda Japonca çok yaşa demeyi bilen tek ben vardım, diyemedim ama çok uzakta diye, içimde patladı, şimdi bekle dur bir Japon daha hapşursun diye.
Çok çok eskiden olsaydı bu yol beni üzerdi, bir yandan da bir üniversitenin yurduna giden yol olarak kalırdı aklımda sadece, şimdi ise beni mutlu eden bir yol, İtalyan Lisesi ile Karaköy İskelesi arasındaki yol olarak geliyor aklıma. Her ne kadar bir çok sevdiğim genç hakkaten İtalyan olduysa da hâlâ görmeye değer dostlarımız var orda.
Bu resmimiz de -resim değil fotoğraf- tam Deryik Hanım' ın bilokluk oldu, pek havalı poz verdi değerli martı kardeşimiz ben de çatanak diye çektim acımaksızın. Bir şarkı bir de türkü geldi aklıma uçan kuşlarla ilgili ikisini de pek sevmem ne yazık ki, daha da düşünemeyeceğim.
Bu efendi de vapurun arkasına martı takma ekibinden, hop bir atıyor, martılar da vay vay vay diyerek attığına doğru akrobasik hareketlerle dalışa geçiyorlar. Fonumuzu da oluşturan soldan sağa Sultanahmet, Ayasofya ve Topkapı Sarayı.
Klasik fotoğraf makinem var madem ne çekeyim tabiki Haydarpaşa fotoğrafı oldu bu ama olsun, o camdan yansıyan turuncu ışığı yakalayıp dıraşk diye bastım tuşa, turuncu güneş ışığına kurban dedim, tren ve vapuru buluşturan başka kaç tane güzide noktamız var ki bu şehirde.
Neticede güneş batarken adete bir balon kadar büyük ve balonca tutulmuşçasına karanlıktı. Bu fotoğrafların hepsini de aynı gün çektim. Dünyayı dolaşmadım aslında sadece İstanbul' u dolaştım, burdan daha büyük olsa da dünya; bu kadar güzel şey bir arada olabilir mi? Bilemiyorum.

* Düşen uçakta bir profesörümüz ve 2 öğretim görevlimiz de vardı, diğer 3 öğretim üyesinin de olduğu gibi diğer 40 küsür kişinin de olduğu gibi tıpkı, neden acaba? Aklıma gelen kelimeler umarım tesadüftür, atom enerjisi, konusunun en iyisi, dünya çapında tanınan, enerji üretimi, lider üretici konumu ve son olarak, aselsan mühendisleri. Dua edelim de komployu düşünen bir ben olayım.

* Konser sezonu keşmekeş önümüzdeki iki haftayı şöyle değerlendirelim :

- 6 Aralık / Bümed Enso kokteyli
- 9 Aralık / Yeditepe / Leo Orkestrası Konseri
- 13 veya 14 aralık / Garanti Kültür Merkezi / Taşoda

Daha devamı da var aralık bitmeden ama ilk etapta bunları atlatmalıyım. Diyeceğim o ki bu aralar buralarda olamazsam bilin ki stüdyoda, arkadaşta, kendi odamada, müzik çalışmasında olacağım. Çok şükür müzik dolduk !

Çarşamba, Kasım 28, 2007

Sonunda Çıkardım

Bugün Angelina Hanım geldi okula,
tanıyan tanır eski arkadaşımdır benim, severim kendisini
hemen dedim "vat ebaut tikiys" diye
kendisi Bilgi' de okuyor,
Emo tarzını benimsemiş bir insan olduğu için
tikilerimizden pek haz etmiyor, aslına bakarsanız
tikilerimiz de bu kızımızı sevememişler bir türlü.
Neyse o da tikilere bizim gibi tiki(y) diyor hatta
çoğul kullandığı zaman tikies bile diyor.
Pek hoşuma gidiyor bu tavır.
İkimiz de ne yazık ki absürt çıktık bu fotoğrafta ama
Olsun canım ne olacak.



Bir diğer fotoğrafımız da
içinde şiir sevgisi kadar kedi sevgisi de barındıran
arkadaşımız Levent Bey' den.
"İsa modeli" beyaz gömleği ve
sarma sigara sarma makinesi ile
-hayır yanlışlıkla yazmadım-
bizi çok etkiledi.
Ilgın Hanım ile görüştüğüm çok iyi oluyor
ama anlatacak o kadar çok şey oluyor ki of
vaktimiz de az oluyor hep.
Ilgın Hanım, bir ara benimle çıkar mısınız ?
Taşoda konusu açıldı mı heycanlanıyorum.



*
Gözümdeki kirpiği çıkaracağım diye 67 dakika vakit kaybettim ama hepimiz insanın bazen hepimizin başına gelir böyle şeyler, gelmez demeyin gelir.

Salı, Kasım 27, 2007

Somewhere Only We Know *

Gönül isterdi ki hava çok daha güneşli olsun bir miktar sarı / turuncu ışığımız da olsun bu güzel yüzlerde ama nasip, mankenlerim Buket Hanım ve Emir Efendi' ye teşekkür ederim tabi. 15 dakika boyunca benimle okulu gezip çişitli pozlar verdiler. Zaten birisi en yakışıklı öbürü de en güzel olunca büyük bir sıkıntı yaşamadık. Mekan olarak okul bahçesini kullandık.
Bu dört fotoğraftan anlamanız gereken şudur ki biz Emir Efendi ile bazen çok samimi, bazen mesafeliyizdir ama genel olarak yan yana geldik mi fakkıırrrr oluruz. En çok eğleniriz. Çok şükür ki bu aralar girdiğimiz her türlü ortamda beraberiz pek mutluyum. Emir Efendi iyi davulcudur, ritmde de Emir Efendi iyidir. Yok yok Emir Efendi ritimde iyi.Bunlar da geçtiğimiz pazartesi günü denk geldiğimiz değerli arkaşlarımın bir kısmı. Bir gün okuldaki tüm arkadaşlarımın fotoğrafını çekip hepsinin hakkında birer cümle yazasım geldi aslında, biraz mı baya mı zor bilemedim.

Bugün en değerli dostlarımdan Avukat Melis Hanım' ın doğum günüydü, evet 37 yaşına girdi ama hâlâ çok genç durur, karşılıklı sevgi saygı cümleyi toparlayamadım. Kendisine şu kupleyi armağan ediyorum :

içimizdeki şeytanlara zülfikârlarla saldırdık
gözyaşlarımızı bitti mi sandın

Söz veriyorum ben de içinde zülfikâr geçen bir şarkı yazacağım biliyorsun tarikatçı yanımda vardır Melis Hanım, neticede dediğim o ki seni severim bilirsin.

Bugün şunu görüdüm ki iki genç bayan arkadşımız müzisyenlik yoluna girmiş ilerliyorlar, hem de enstürmanlarına öyle yakışıyorlar ki, bir tanesi Bahar Hanım, davulcu; öbürüyse Çiler Hanım gitarist ve solist. İkincisini mesleki yönden daha yakın buldum aynı şeyleri yaptığımızdan olabilir. Hatta bir baktık sesi şahane, hooop dedik bizim gruptan bir geçeceksin o zaman kendin ünlenmeden evvel. Bahar Hanım' ı da alacaktım grubuma ama Emir Efendi var onun işini yapan ve kendisiyle bin senedir tanışıyoruz, tanışıklık kıdemi olarak Emir Efendi üstte; yoksa iyi çaldığından değil. Ha ne diyorduk, bu gençler ilerde dinlemekten çok keyif alacağımız bir repertuar oluşturma eğilimindeler. Hevesle bekliyoruz, kendilerinden daha hevesliyim desem yeridir. Bugün çaldıkça daha çok sevdim başlıkta ismi geçen parçayı. Bulun dinleyin.

* Başbaşa bir yerlere gidelim bebeğim (Şarkının adının Türkçe' ye çevirisi tarafımca yapıldı.)

NOT : Mehmet Ali Birant adlı en düzgün Türkçe konuşan ve en mantıklı yorumlar yapan haber sunucumuzdan yine güzeller güzeli bir cümle geldi az önce akşam haberlerinde ve dedi ki :

Haydi şimdi haydi şimdi haydiii,
Kürt sorununu çözmenin tam zamanı tam zamanı şimdiii.

Pazar, Kasım 25, 2007

Telefondan Makineye

Albüm yaparsak şayet kapağını bu koymalıyız, üzerinde de sadece Emir Bey yazmalı, of çok havalı oluruz yalnız.

Bir tek diliiiiiim vaaaar mutlu ol yeter.

Emir Efendi ile yeni girdiğimiz orkestranın toplantısına gittik bugün, konser sezonu açıldı vallahi, bir kaç parça var perşembeye öğreneceğim lakin ben söyleyecek miyim çalacak mıyım orasını tam anlamadım. Neticede göreceğiz bakalım, kim neymiş, ne yapabilirmiş, ne söylermiş, nasıl çalarmış, biz onlara göre nasılmışız falan da filan.
Oh oh, enerji ve mutluluk depoluyoruz bu bayan ile beraberken, sağolsun var olsun, Allah başımızdan eksik etmesin, bir de yol tarifinde kendini azıcık geliştirse en süper olacak ama kadı kızı imajı çizmek için kasıtlı bir noksanlık bıraktığı görüşündeyim. Ne diyorduk la kopa de la vida, ayrıca manah manah ! Biz eskiden birbirimize benzerdik, ben saçlarımı kestirdim artık benzemiyoruz sanırım. Allah nazardan saklasın.
Hop! Şoförün fotoğraf çekeni makbul olmasa da ne yapalım canım, fotoğrafla azıcık oynayınca arkada Emir Efendi inanılmaz komik oldu. Ayrıca dili sürçen bir senarist yüzünden Beyaz Gelinlik diye bir dizi izleyemediğimizi düşünüyorum, bir kaç gündür. Biz artık bu tarafın adamı olacağız sanırım Emir Efendi ile, ama her zaman dediğimiz gibi apaaaaçi diyelim apa-çi olmayalım.

* Benden başka kimse anlamaz bu yazıyı diyorum ve hop oylamaya açıyorum bunu.
* Bir de hop diye paragrafa girip çok eğlendim.

Cumartesi, Kasım 24, 2007

Taşoda Geliyorum Demez

Bu hafta ev halkım (değerli annem ve ağabeyden oluşur bu halk) tarafından bu şekilde görüldüm genelde, okuldan geç saatlerde dönüp odasında ders çalışan insan şeklindeydim. Neticede Türkçe hariç tüm derslerimden fena notlar aldım (abartmayı sevmem not konusunda aldığımı söylerim) bakalım önümüzdeki sınavlar bize neler gösterecek. Bundan ayrı olarak da bir şey yapmadım, beni diplomasi tarihi dersine çalşıtıran değerli Lordum Serkan Bey' e ne denli teşekkür etsek azdır, hoş gerçi kendisi beni çalıştırın dediğim zaman kontak anahtarıyla kolumu dürtüp ateşlenen motor sesi çıkaran bir insandır ama, biz Lordumuzu iyisiyle kötüsüyle sevdik.
Resimlerde de göreceğiniz üzere Emir Efendi ile beraber çok mühim işler içersindeyiz gayri, üst soldaki resimdeki bayanın da bu işlerde parmağı var evet, müzik sektöründe bir noktada daha atılım yapmak üzere yeni bir çevre kazanmış bulunuyoruz, sadece müzikle alakalı değil aslında. Gözlemlerim(iz) sonucunda bir çok iyi insanla tanıştığımızı ve daha da tanışacağımızı anladık biz. Yarın da bu işlerin müzik koluyla alakalı bir işler daha çevireceğiz dur bakalım hayırlısı.

Müzik deyince akla (tamam şimdi buldum) hemen onun adı gelir (taşoda taşoda taşoda). Görünen o ki bu konserde Emir Bey grubumuzuda biraz değişiklik olacak, öncelikle tam belli olmamakla beraber değerli arkadaşımız Alper Bey muhtemelen kanunuyla bize eşlik edemeyecek, sonralıkla klasik kemençesiyle Nağme Hanım bize eşlik edecek ki bugün gerçekten keyif aldığımız bir çalışma yaptık, bize bunu da çalabiliriz diye The Blower' s Daughter' ı göstermesi, mutluluktan havaya uçurdu bizi desek azdır. Tarzımı uyuşuyor yani. Ayrıca ben kendi sesime bir destek istiyordum ne zamandır ve her takdir ettiğim grubun da bir yardımcı solisti vardı. Biz de yeni yeteneğimiz Çiler Hanım' ı da kattık grubumuza kendisiyle de ilerleyen günlerde çalışacağız.

En önemlisi ise :

13 veya 14 Aralık saat 17.00' den sonraya kesinlikle iş koymayın, tüm herkesi konserimize bekliyoruz. Gördüğünüz gibi daha ne tarih ne saat belli ama gönüller bir olsun yeter. Konsere gelenlere kaliteli müzik sunmaya çalışacağız, keyifli anlar yaşatmaya da çalışacağız keza. Buyrun bekleriz.

Pazar, Kasım 18, 2007

Güzel Günlerin Ardından

Bir taraftan git dünyanın en güzel günlerinden birini yaşa, en çok özlediğin, en çok değer verdiğin birisiyle, hayal gibi bir gün geçir, öbür taraftan eve gel çok daha başka ama yine de çok önem verdiğin başka bir hususta darbe ye, aklına yine o frankeştayn gibi herifin o arabesk ruhu dorukta parçası gelsin : "benim hayatım hep keder, bitsin artık Allahım ne olur yeter..."

Hayatımda en çok ama en çok istediğim şeylerden birisidir, şu müzik konusunun bir hale yola girmesi, istediğim türde bir şeyler yapabilmek, yaptığım türde iyi olabilmek, çok çok keyif almak, dinleyenlere de çok çok keyif vermek, ama arkadaş; olmayacağı varsa da olmuyor herhalde bir işin. Tam of süper oldu, cuk oturdu derken bir şeylere, bir bakıyorsun ki aslında sen öyle farzetmişsin durumu, sana öyle gelmiş diyelim ya da.

Bakalım bir gün hakikaten oh be istediğim şekilde gidiyor sonunda müzik işlerim diyebilecek miyim hiç? Yoksa boyna böyle "5 sene önce neyse şu an da o" şeklinde, hiç bir ilerleme kaydetmeksizin aynı noktada bomboş durup, kederlenecek miyim.

Hayır anlamadığım noktalarından en hakikatlisi şu ki, resmen müziğe verdiğim önem kadar tüm enerjimi tüm gücümü harcadığım tek tük şey var kafamda, hani derler ya derslere böyle hevesle yaklaşsam birinci olurum diye, resmen o hesap, gel gör kü tüm çaba tüm emek bir anda boşa gidiyor gibime geliyor yine de. Neyse dua edelim de boşa gitmesin, bir çok proje iyi hoş ama benim merkezinde olduğum projem de inşallah gönlümden geçtiği kadar güzelleşir bir gün.

Adama hak vermemek elde değil şu noktada. *adamların kadroya koş*

Pazar günü de böyle kederli mi olunurmuş arkadaş demeyin, bir ton da ödevim işim gücüm var akşama ise hobareyko adlı bir mühim işim daha var, ama az vakitte çok işler yapmanın zamanı geldi. Güzel bir yazı bile yazamıyorum, hadi gülümse. (dünyanın en korkunç sözlü şarkıları no3)* Hava sıcak diye şemsiye altında çalacak kadar da lakayt bir insandım hey gidi hey.

Cumartesi, Kasım 17, 2007

Mimarlık, Sen ve Ben Hepsi Bu

Derin düşünce seanslarımdan birisinde otobüste eve doğru dönerken, karşımdaki gözüyle oynayan ya da kirpiğini düzelten bayana takıldı bir an için gözüm ve anladım ki (hiç kimse hiç kimse sen değil) hiç bir insanoğlu yok ki gözüyle oynarken dudağının bir kenarını büzmesin, şayet ben bol kirpikli biri olarak senelerdir gözümle veya kirpiğimle oynarım; hep de dudağımın bir yanı ifadesiz kalırken diğer yanı kıvrılır. Yalansa yalan deyin. Yarasa uçar gider. Han duvarları.Yine muhtemelen aynı gün bir kelime daha keşfettim ki akıllara zarar. Öyle bir kelime ki bu kelime aklıma önce amcamın eşini sonra da interreal maceralarını getiriyor arkadaşların. Böyle kelime de olmaz olsun dediğiniz duyar gibiyim. Tahminlerinizi bekliyorum. Bir de bizim bir Barış Uzer Bey vardı, ne oldu ona bilmiyorum, gerçi dün kendisiyle ilgili pek hoş bir haber aldım, umarım gerçekleşir, gerçekleşirse hem "bizim bir Barış Bey vardı" gibi cümlelere hiç mi hiç gerek kalmaz.Lisedeydik onu net hatırlıyorum cep telefonlarını yeni edindiğimiz dönemlerdi, apayrı bir kültür vardı o zamanlar, çok şükür artık yok, birbirimizi çaldırırdık boyna. Evet en yakın arkadaşlarını günde bir defa çaldırırdın mesela, onun dışında sevdiklerini de çaldırırdın arada bir. Onlar da karşılık verirdi buna, insanlar ellerinde telefonla beklerlerdi demek ki anında seni çaldırıverirlerdi. Hele hele de bir bayan sizi birden fazla kez çaldırdı mı arka arkaya amaaaan, "sana yazıyor olmasın bu" ndan başlayıp "olum bu kız sana bitmiş" e kadar değişen yorumlar alırdınız. İşin en kötüsü de neydi biliyor musunuz siz de bunlara inanırdınız, inanmayı geçiniz gerçekten de vardı böyle furyalar.Bu hafta yapmam gerekenler, Architecture You and Me isminde -bir ilkokul çocuğunun koyduğundan şüpheleniyorum bu ismi- bir kitap okunup bitirilecek ve hakkında perşembeye 3-5 sayfalık bir paperrr yazılacak, akabinde diplomatic history dersinden perşembe günü sınava girilecek, bunun yanısıra cuma gününe iki Adalet Ağaoğlu kitabı bitirilecek ve Türkçe ders kitapları hatmedilip cuma da onların sınavlarına girilecek. Aman sabahlar olmasın.Fotoğraflarla ilgili ise hazırlıkta saçlarım mükemmeldi, sörf dalgası adını veriyorum bu modele, bir de ders dinleyişim eskiden de öküz gibiymiş şimdi de keza öyle, tek fark o zaman dinlediğimi anlardım. Diğer fotoğraflar Ilgın Hanım' dan ayrıca. Caner Bey ile de görüştüğümüz baya iyi oldu yahu !

Perşembe, Kasım 15, 2007

Lazer Sıkan Kız

Bugün, her şeye benzeyen, çok değerli bir dostumla görüştüm resmen yıllar sonra, şaşırtıcı bir şekilde biz feysbuktan bulmadık birbirimizi, zaten ilkokul arkadaşı da değiliz herhalde bundan olsa gerek. Neyse bahsettiğim değerli dostum Yasemin Hanım, lisemizin gençleri tarafından Fiyona' ya (şırekin hanımı), ultraaslanın aslanına, elektrik prizine ve Mesut Yılmaz' a benzetilmiş tarih boyunca. Halbuki ben kendisini güçlü şekilde Angelina Joulie' ye benzetirdim, nasip işte, elalemin ağzı torba değil ki büzesin. Büzük dudaklı elaleme de karşıyım ayrıca.

Neyse Egecan Bey ile beraber, önce Yasemin Hanım' ı Üsküdar Adliyesi' ne bir götürdük, İstanbul' u gezdirmeye burdan başladık ki hukuk devleti olduğumuzu attığı her adımda hatırlasın, bunun ardından Kadıköy üzerinden (başka yerden giden varsa el sallasın) Moda' ya gittik. Yazdan kalma bir gün ya da Çölde Çay filmi gibiydi hava mübarek, güneş battı hâlâ ılık, rüzgar da var manzara şahane yani. Hele bir de mis gibi bir sohbet varsa.

Egecan Bey ile de zaten uzun zamandır böyle beraber vakit geçiremiyorduk, iki değerli dostumu da bu platformda buluşturmaktan gurur duyuyorum. Vallahi sevgi pıtırcığı gibi oldum bu bayanı görünce bugün, sonra düşündüm biz lise bire geçince bu gençlerin hazırlığa gelişini. Sonra komşu olduğumuzu öğrenip parkta buluşmalarımızı (ikimizin evleri de parka bakıyordu bildiğin çocuk parkı) hey gidi o parkta ne vidyolar çektik şaka maka. Sonra bir de birbirimizin camlarına geceleri lazer sıkardık hey gidi heeeey !Diyeceğim o ki Yasemin Hanım kızım, rica ediyorum yine gel, hep gel hatta yerleşmeye gel, tatile gelme, komple gel dükkan senin, hatta gitme gitme gittiğin yollardan dönülmez geri. Yasemin Hanım !

Pazartesi, Kasım 12, 2007

Cesur Motorculara İthafen

Sabah deniz seferlerinin iptalini bile bile indim Üsküdar' a, biliyordum ki kahraman motorcular asla iptal etmez işlerini, insanların işleri de aksamaz sayelerinde, yanılmamıştım. Gözümün önünden kepenkleri kapalı iskeleler geçiyordu, Eminönü, Karaköy, Haliç, Beşiktaş ve her kepengin önünde endişeli bekleyen yüzlerce yüz (lerce yüz), akşama kadar beklediler kanımca. Motor iskelesinin önü de kalabalıktan kudurmuş, insanlar ne yapacağını şaşırmış, o kalabalığı aşasıya Kabataş' ı kaçırdık tabi, bekledik. Arkamda biriken kalabalık yüzünden sürekli denize yaklaşsam da ben düşmeden motor geldi, en kalabalık Üsküdar - Kabataş seferlerinden birini yaptı. Deniz zaten çoşkun (sabah sabah) bir de(li) rüzgar da var. Neyse batmadan vardık karşı kıyıya ama, kenardan yürürken, patlayan dalgaların getirdiği suların içinden ayaklarımı kurtaramadım yazık. Durak da bomboş, deniz otobüsü yok ki Kabataş kalabalık olsun.Neyse okul, sınav, sıkal, bunal derken (neyse ki arada Erdinç Bey, Egecan Bey, Naz Hanım ve Ilgın Hanım ve daha nicelerini gördüm) vakit beşe yaklaştı, girdik koro çalışmamızı da yaptık, bu sefer pek rahat hissettim kendimi nedense artık.

Beklediğimden çok daha çabuk döndüm eve neticede yemeğin ardından güzel bir telefon görüşmesi yaptık Emir Efendi ile, ne zamandır beklediğimiz bir haber ulaştı elimize, istersin istersin yapacak iş çıkmaz, bir anda zaten işin varken bir milyon tanesi daha çıkar kafana. Bizimki de o hesap. Yoğun bir haftasonu bekliyor hepimizi.Bu fotoğrafı Batu Bey çekmiş derste, eskiden de öküz gibi ders dinlerdim hatta arşivlerde bunla alakalı bir fotoğraf da olacak liseden, ama bu sefer daha üstün bir şey yapmışım ve Monalisa' yı kıskandıracak nitelikte ders dinlemişim. Rica ederim yüzümün sağ ve sol parçalarını teker teker kapayım inceleyin. Monalisa' dan bir adım ötedeyim gençler, tehey ve Batu Bey, Leonardo gibisin maşallah. Maşallah her anlamda !

Pazar, Kasım 11, 2007

Sanat Tarihi Hakkında Çıkarımlarım

Sanırım hocanın pek düzenli bir ders planı yokmuş, ders notlarından -gerek kendimin gerek de değerli ve yardımsever bir arkadaşımın- çıkardığım sonuç budur, sürekli şurdan buraya atlamışız. Ama hoca tarz bir bayan bence, nedense kendisinde tam bir İTÜ mezunu ya da İTÜ hocası tipi görüyorum. Ayrıca yer yer çok komik şeyler yapıyor kimse gülmüyor, ben de kendi kendime gülüyorum.

Neymiş tarihçi dediğimiz insanlar önce yazılı dökümanlara, sonra yapılara ya da kap kacağa artık her neyse konu ona bakarmış, halbuki sanat tarihçisi için bu durum tam tersiymiş. Adam da tam terziymiş ha.Yahut misal tanrı ve tanrıça heykelleri Yunanlar için bir estetik değer taşımazken vaktiyle, şimdi British Museum' da ne kadar da estetikler değil mi.

Her yerine hızlıca yazarken sürekli ehr yazıyorum ve sonradan kendimi alman hissediyorum.

Ne yazık ki kanun gün geçtikçe popülerleşiyor, bizim Emir Bey orkestramız patlama yapmadan önce dua edelim de klarnet ve hüsnü popülerliğine ulaşmasın, bir anlamımız karizmamız olsun değil mi yahu.

Rönesansı anlatırken Ninja Kaplumbağlar diyen lise tarih hocalarımızdan Gündüz Hoca' ya burdan sevgiler saygılar. Bir de ikonoloji var. Sembolik anlam ile alakalı bir şey bu da.Flying buttress olsun rib vault olsun ne bileyim bir pointed arch olsun bunlar hep mühim şeyler, yine aklıma geldi geçen derste devlet kanalını eleştiren hocaya kızdım, eleştirisi çok doğruydu aslında bizim paramızla bizim istemediğimiz şeyler yapıyorlar şeklinde ama yanlış örnek verdi ne yazık.

Vasari deyince hemen ilk sanat tarihi kitabını görüyoruz 14. yüzyılda. Lives of artist. Bir de Dührer diye bir adam var, yanlış anlamadıysam bugün avrupa hâlâ Türklerden genel olarak nefret ediyorsa bunun bir sebebi de bu adamın İncil' deki pagan figürlerini Osmanlılar ile değiştirmesindendir.

Belli başlı sanat tarihçileri kimlerdir diye sorsak peki ne diyeceksiniz ? Kronolojik olarak şunları demelisiniz : Vasari, Winckelmann, Burckhard, Wölfflin, Focillon, Panovsky, Pevsner, Hauser, Gambrich. Almansan, bir de Marxist ya da hümanistsen ve 1900' lü yılların başında ya da daha o yıllara gelmek üzereyken doğmuşsan, eminim (inanıyorsan şayet) Tanrı' ya şöyle yakarırsın : Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın !

Mağara resimlerini incelerken, böyle uzun ince kafalarında tüy tüy bir şeyler olan insan çizimleri vardı, hoca da bunlar için stylized demişti ben de dediydim ki, peki ya hocam hakkaten o devrin insanları böyleyse, kafalarına kızılderili gibi başlık takıyorlarsa ve kendilerine takma kuyruklar yapıyorlarsa? O da demişti ki giyim konusunda belki haklısın ama bu kadar gerçekçi hayvan figürleri çizen insanların bu kadar beceriksizce insan çizmeleri mantıksız. Çok havalısınız hocam diyecektim demedim neyse.Bir de böyle dev kayalar koymuşlar bu eski insanlar bazı yerlere. Bunun amacı için de deniliyor ki işte yer belirlemek için kullanılıyor olabilir. Adam sırf şu kayayı görüyon mu, onu geçince sola dön dümdüz devam edeceksin, bizim mağarayı görcen demek için mi hakkaten 300 ton ağırlığındaki kayayı taşımış. Kendi beynimdeki bu şiveli konuşan kısma uyuz oluyorum bazen.

Ah bir de stonage var ki hakikaten karizmatik bir olgu, çizimine baktık eskiden daha da karizmatikmiş, hey gidi sıton hey dedik sonra da. Yarın sınav var sizin de anlayacağınız üzere, aslında daha garibi öbür gün de sınav var, sonraki hafta da sınav var üstelik bir de paper var. Üstelik paper için sanırım sağlam bir okuma da var. Hey hey !

Aynı gün bir insana 559c ya da 43r kadar rastlayabileceğiniz tek adres bizim okuldur. Bunun yanısıra köpekten korkmam kepekten korktuğum kadar.

Bir de eskiden ne güzel bir ton fotoğraf koyarmışım ve de çekermişim, bir konuda fotoğrafım lazım oldu da bilok arşivimi gezerken bu gerçekle yüzleştim. Yine koyacağım arkadaş buna karar verdim akabinde. Cumartesi günü bize katılan Naz Hanım' ın makinesinden, değerli dostum Emir Efendi ve sürpriz konuk Çağrı Bey' in, bir de benim çok özel pozlarımızla başlayalım o zaman bu koyma işine haydi.

Cuma, Kasım 09, 2007

Statik Toz Alıcı

İki gün yazmadık hemen tozumuş etraf yahu,
Genç adamız biz de sınava girip çıkıyoruz tabi,
Ah ah neler yapasım neler söyleyesim var,
Müzikal açıdan bunlar hep korkmayın,
Nasip kısmet tabi belli mi olur,
Şurda -alın- ne yazıyorsa o oluyor canım.

Pazar, Kasım 04, 2007

Ytonga Çarpa Nadam

Palto giymenin zamanı gelmişti hele de akşam en yakın arkadaşında kalacak ve sonraki gün havalar 5 derece birden soğuyacaksa, üstelik hasta olursa annesinin onu eve almama ihtimali de varsa. Cekette de yaşadığı sıkıntıyı yine yaşadı, saati iç cebe mi koymalıydı yoksa pantolunun cebinin içindeki daha ufak cebe mi? Sonra pantolona koydu zinciri de sarkıttı, bu sayede boşalan yukardaki cebe müzik çaları koydu, her cebe birden fazla eşya koyarsa ve onlardan birinin kılına bir zarar gelirse kendini hiç affetmeyeceğini biliyordu çünkü. Ceket giymek palto giymek bu açıdan çok rahattı, üzerindeki cep sayısını dörde katlıyorlardı çünkü, zaten şunda da hemfikirdik ki ceketi veya paltoyu giymeden okula giderse kimse ona selam vermez, onu adam yerine koymazdı. Şekilciydi zibidi.

Ne zaman Taksim' e gitse / uğrasa milyon tane düşünce geçerdi kafasından. En sevdiği arkadaşıyla da konuşuyordu bunları hep, kendilerini şu konuda çok havalı bulurlardı hep ikisi de, tüm bayan arkadaşları birbirinden güzeldi, ah bir de en sevdiği bayan arkadaşı yanlarında olsaydı, neyse şimdi o konuyu açmamalı çünkü görüşmeyeli ve çok özleyeli çok olmuştu bu bahsi geçen en sevilen bayan arkadaşın. Ne anlatıyorduk, hah tüm bayan arkadaşları şeker insanlar olmalarının yanı sıra güzel insanlardı da.

Ah ah müzik diye düşündü delikanlı yine, yakın arkadaşına bendir alırlarken. İstedikleri gibi bir şey bulunmuştu sonunda, kendi ufak orkestrasında kendi hariç herkesin en üst kalitede olması bir yandan çok gurur vericiydi, öbür yandan garip. Üstelik nerdeyse ömrünün yarısında müzik işiyle uğraşmasında rağmen hâlâ bir türlü istediği yere gelemiyordu yahu, yani kalite olarak evet artık bir süredir istediği yerdeydi, tarz olarak da -değişeceğini bilse de- halinden memnundu da bir türlü kafasındaki 78 milyon kritere aynı anda uyacak bir yer bulamıyordu, müzik yapmak için. Bir başka arkadaşı demişti öyle bir yer yok, sen kendin aç en iyisi diye, ama biliyordu ki kendisi dahi açsa yine de bazı kriterleri atlayacaktı unutup.

Dans etsek geçer hepsi, kafayı dağıtmalı dedi kendine. Bir tek ortamda dans ederdi, o da çok sevdiği bir dostu ve çok değer verdiği 4 arkadaşının ona sahneden baktıkları, eğlenceli şarkılar çaldıkları bir yerdi. Senede bir gün derken bir yandan, bir yandan da kendini teselli ediyodu bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır diye. Nerde dans ederse (şu an veya gelecekte) her daim ortamın en dallaması olacağından emindi fakat kendi eğlendikten sorna, şebek olmuş kime ne.

Çaycı vardı bir tane de, her daim oraya otururdu, kimi gün dükkan kapanana kadar, kimi gün de açılır açılmaz. Nedir buranın büyüsü bir türlü çözemezdi bir de, ama şehre yerleştiğinden beri en keyif aldığı sohbetlerin büyük kısmını burda gerçekleştirmişti en sevdiği arkadaşlarıyla. Ah bak çaucı demişken İtalya' ya giden dostunu hatırladı, ona da göya mektup yazacaktı bir türlü eli değmiyordu halbuki. Aklında yine de şöyle bir taslak vardı :


Sevgili dostum Emre,

Naber nasılsın ?

Geçen motora bindim havalar yeni soğuyordu, bir üşüdüm ki üst katta sorma, sonraki gün dedim arkadaş manyak mıymışız biz senelerdir üstteyiz, gireyim ben de içeriye oturayım, nitekim oturdum da. Bir sıkıldım, bir bunaldım ki sorma gitsin, çıkamadım da çok kalabalıktı kapının önü, bir yandan da dedim ki hayır bu denli genç bayan varken alt katta Emre Paşa nasıl oluyor da yukarıya oturuyordu. Sonra ikimizin alt kat için çok fazla olacağını düşünüp, üst katı mantıklı buldum. Evet bir daha alta oturmam, hoş geçen gün üst kattaki şiltede biriken su bir anda djarumlu elime boşaldı, zaten dibine gelmiştim üzülmedim ama, kafama dökülse üzülürdüm. Yağmurda karda yukarda oturmuş adamlarız biz değil mi genç. Bir de Capitol' e gidesim geliyor bazen, tek başıma gitmeye üşeniyorum bunu da belirtmek istedim, Selamsız' dan geçmez oldum ayrıca. Neyse senin de keyifler yerindedir umarım, biraz da sen anlat bakalım. Bu arada İpeknaz kızımızı da pek özledim aslında, arada netten konuşuyoruz, o da özlemiş buraları analdığım kadarıyla. Kaç sene kaldı dönüşünüze. Ehehe. Dönerseniz tabi.


Emir.


Gönderilen kişi : Emre / Ferrara merkez / İtali


Taslağını gözden geçirince yazılacak kadar olduğunu farketti, aklına geldikçe sonradan yine ufak ufak yazardı ne olacak, yazmaktan kim ölmüş. Bu cümle çok zibidi yorumlanırdı da hali yoktu şimdi. Hali vakti yerinde olurdu hep ama bir iki gündür koyduğu yere bakıp bakıp bulamıyordu, nereye koyduydu acaba neyse yine de soranlara halim vaktim yerinde demeliydi, şükretmeliydi.

Avutabilmeli yerine out' a binmeli kornerde inmeli diyebilecek kadar aptaldı çocukken yahu, şayet Unutmamalı o güzel günleri' yi söyleyen şarkıcı ölmüş olsa, mezarında ters dönerdi bunları yazınca. Döner deyince yaprak döner geldi aklına, aşağıdaki tabelada yazıyordu %100 yaprak döner diye, dükkanın adı da Dönerci Bey' di, az ilerde de Baklavacı Bey vardı, ama onların hepsi bu biloktan sonra kuruldular. Beylerin arasında kaldık diye düşünüyordu mahallede yürürken.

Mahallede yürürken, sevdiğine yürüyerek gidebilecek mesafede oturmayı diledi bir kez daha, evleri eskiden mi yakındı şimdi mi daha yakın kestiremiyordu. Sabah değerli dostu arayıp "karşıya geçiyorum buyrun, birer de çay içeriz sizin okulda" deyince nasıl içi gidip pencereden atlayıp geldim ulaaayn diyesi gelmişse, bugün bir o kadar da sevdiği bayanla görüşesi gelmişti. Küfretmemek için kendini zor tuttuğu sınavları dersleri ve anlamamaları vardı halbuki. Vuuuv bazen cümleleri Feridun Düzağaç gibi havalı oluyordu, Feridun Bey' i de bir kendisi seviyordu dünyada herhalde. İnsanlara karşı "ama şarkıları çok güzel, sözleri çok güzel" demekten yorulur olmuştu, dinlemezseniz dinlemeyin lan diyecek durumda da değildi. Bugün burda cumartesi.

Yapmak istediği milyar şeyden hiç birisi ders çalışmak değildi şu an yapması gereken o olsa da, fuko diye okunan, yazılması da çok zor olan bir adam vardı, bulsa dövüp sevap kazanacaktı, o denli meymenetsiz, nemrut, bilmiş bir adamdı.

Aklına yine tanımadan laf edebilenler geldi, onlar her yerdeydi, kesin fuko da gerçekte öyle biriydi, böyle düşünerek fukoya olan öfkesini bir kat daha arttırdı. Git fuko dedi. Fikret gitme demişti birisi yıllar yıllar önce Süper Baba' da, o dizi de ne diziydi arkadaş yahu, albümünü hâlâ dinlerdi. Demek ki klasik kemençeye orda vurulmuştu da haberi yoktu yıllar evvel.

Bunları düşünürken farketti ki bindiği otobüs köprüye gelmişti, akıcı bir trafikte hızla ilerliyordu gişelere doğru, en sonda gişelere gelmeden iyice hızlanıp en sağa girmesinden çok hoşlanıyordu otobüsün ve her seferinde nasıl da teğet geçebiliyor koca otobüs diye düşünüyordu. Bu sefer şoför, gencimizi şaşırtmadı ve sağdaki OGS alım satım yerinin önünden aniden çıkan bir taksi vesilesiyle direksiyonu kırıp OGS ve KGS geçişlerinin arasındaki beton bölmeye girdi.

Oturduğu yerden öyle uçtu ki genç -lakin yine acep gitar nereye uçtu diye düşünüyordu- bir an için otobüsün dışına fırlar mıyım, fırlarsam ezilir miyim, yok ezilmem, gişelerden yavaş geçiyor herkes yoksa sensör okumaz şeklinde düşünceler geçti demire çarpmak üzere olduğu aklından. Nitekim çotank diye çarptı, aylar önce yazdığı öyküdeki gibi ölmeyecekti bu sefer ama bu acıyla ayık kalamazdı, bayık kalmalıydı ve bunu seçti, gözleri kapanırken haydarinna rinna rinna rinanay çaldı aklında, hayırdır inşallah diyemeden bayıldı.


İmza :


Çay fincanında Türk Kahvesi içip de 3 dakika içersinde uyuyakalabilen insan.