Cuma, Ekim 28, 2011

Konser


Dün gece Müzik Kulübü'nün (BÜMK) düzenlediği Van'a Yardım Konseri vardı. Sağolsunlar bizi de davet ettiler biz de 2 şarkı seslendirdik. Ben gibi pek çok Müzik Kulübü'nden yolu geçmiş dostumuz, arkadaşımız, tanıdığımız ve tanımadığımız müziksever de vardı sahnede. Korolar vardı sonra. Emine Hoca bir arkadaşıyla birlikte programın açılışında çaldı hatta. Geç başlayıp geç bitse de çok keyifliydi her şey. Bu kadar çok grup ve bu kadar acele bir organizasyon olduğunu düşünürsek buna da şükür demek lazım tabi ki! Dediğim gibi yakınacak bir şey yok her şey çok güzeldi. Dememişim ya neyse.



Az önce yazıya ara verip Dyna Blaster adlı güzide oyunu bitirdim geldim. Özlemişim iyi oldu.

Neyse ilk bölüm klasik müzik ağırlıklı bir bölümdü kastım klasik batı müziği. Biz de Emir Bey olarak ikinci bölümün başında çıkacaktık, tabi ki saat sebebiyle pek çok dinleyiciyi kaybettik ama en azından ses ayarlamamızı bir nebze olsun yapabildik Ozan Bey'in de katkılarıyla. Ben ilk kez sahnede gitar çalmaksızın şarkı söyledim ki bu baya da hoşuma gitti bundan sonra yapasım geldi. Uluç Bey, Tufan Bey ve Umut Bey bana eşlik ettiler sahnede ve son anda sürpriz bir konuğumuz oldu; pek değerli Emir Ağabey de bize saksafonuyla katıldı. Umut Bey'le ikimiz çıkmayı planlarken (vokal ve bas gitar) bir anda böyle güzel bir beşli olmak ayrıca güzeldi. Değirmenler ve Yani çaldık. Bence hoş oldular, uzun soloları oldu ikisinin de, umarım dinleyenler de keyif almıştır. Bundan sonra elektrikli enstrümanlara biraz daha sıcak bakacağım sanırım.


Bizden sonra önce Tufan Bey, Uluç Bey, Masis Bey ve Fırat Bey vardı tabi Emir Ağabey'le birlikte, biri Eyfel Kola adlı Uluç Bey bestesi olmak üzere 3 şarkı çaldılar. Ardından Yora sahne aldı. Onlar da 3 şarkı çaldılar sanırım başta bir tane çaldılarsa ben yokken 4 de olabilir. Son şarkı olarak favori şarkılarımdan Bugün'ü çaldılar, pek güzel şarkı bağıra çağıra eşlik edesi geliyor insanın, sesime dik gelse de. Hahah. Ne güzel grup! Ayrıca Funda Gül Hanım'ı sahnede gördükçe Nil İpek Hanım'ı daha da çok özledim. Daha da sonra gecenin sonunda ki saat sanırım gece yarısını geçmişti Boğaziçi Caz Korosu sahne aldı. Hani şu dünya şampiyonu olan, ödüllere doymayan, Masis Bey'in yönetimindeki güzel insanlar topluluğu. Dinlemesi zaten inanılmaz keyifli bunun yanı sıra izlemesi de bir o kadar keyifli bu koroyu!



Sonrasında gece bitti evli evine köylü köyüne. Müzik Kulübü'nü takdir ettim kısa sürede güzel bir iş hazırlayabildikleri için. Konser yapmayalı da baya zaman olmuştu 2 şarkı da olsa pek keyif aldım ben. Bunun dışında tam bir haftadır Merve Hanım'la geziyoruz ve vakit geçiriyoruz, malum görüşecek az zamanımız var, o az zamanı verimli kullanmak gerek. Yarın akşam da Cadde'de Fener Alayı'na katılacağız hep birlikte, işi gücü olmayanları bekleriz, gerçekten keyifli oluyor. Hükümetin tören, resepsiyon ve kutlamaları iptal etmesine gelince, kim ne kadar sinirlenirse sinirlensin, buna sinirlenen kesimle hükümetin oy aldığı kesim kesişmiyor, neticede değişen bir şey olmaz, milyarlarca diğer olay gibi 2-3 gün sonra unutulur gider, sinirlenen sinirlendiğiyle kalır. Yine de sinirlenmek de iyidir. Bu konuyla ilgili basın açıklamamı da tamamladıktan sonra son ve önemli bir soru soracağım.


Buradan itibaren yazının en önemli bölümündesiniz, lütfen yardımcı olun bana!

Ne olur bilgisayardan anlayan insanlar bana yardım etsin. Şimdi masaüstü bilgisayarım yaklaşık 1 senedir upload özelliğini kaybetti. Şöyle ki internetimde bir problem yok, download ile ilgili bir sorun yok, aynı modemden internet kullandığımız laptop'un upload sorunu da yok, virüs programıyla alakası yok, problem nerede olabilir? Her yöntemi denedim ama bulamadım, siz de azıcık yardım edin de upload problemimi aşıp yeniden "benim için mükemmel şarkılar" serisine (misal) devam edeyim gönül rahatlığıyla. Gmail, Youtube, Vimeo, Facebook, Mediafire tüm bu saydığım sitemlerde eğer yükleyeceğim dosya 1MB'nin üzerindeyse bir anda yükleme ibaresi %90'a kadar gelip sonra orada kalıyor ve hata veriyor. N'olur yardım edin, zor durumdayım gençler. Bir şarkı göndermek için bile bilgisayar değişmez, usp taşınmaz, aynı ev içinde böyle zulüm olmamalı.

Not: Azıcık vaktiniz varsa verdiğim tüm bağlantılara tıklamanızı tavsiye ederim.

Perşembe, Ekim 20, 2011

Hayli


Nerede bir kalabalık görsem düşünüyorum, hiç bir kalabalık var mıdır ki karşısına bir zıt görüşlü çıktığı zaman parçalamaya, linç etmeye kalkmasın? Eskiden de böyle miydi kalabalıklar? Kitlesel (burada kast ettiğim bireysel olmayan) eylemleri kendi kendime çok düşündüğüm, sorguladığım bugünlerde, bu nefret dolu kalabalıkları gördükçe eksi puan veriyorum kitlesel pek çok şeye. Tek kişi dövemediğin adamı iki kişi ya da iki milyon kişi toplanıp dövmek olmamalı mevzu. Kitleler değişse de gözlerde aynı nefret, aynı ötekileştirme. Gözleri umut dolu o kadar az kalabalığa denk geldim ki bugüne denk.


Öpüşüp barışalım diyorum ve "popsıtar öptüm" adlı fotoğrafı paylaşarak konuyu değiştiriyorum keza düşündüklerimi yazsam blog nehir olur akar. Hem kış geldi hem sonunda hava açtı. O zaman ne yapıyoruz deri ceket artı güneş gözlüğü artı şal üçlüsünü nadiren bir arada kullanabildiğimiz bu sayılı günü çok çok iyi değerlendirip kendi içimizde bir raksıtar havası yakalıyor sonra da bunu topluma sunuyoruz. Siz de yapın çok havalı hissedeceksiniz.

Son olarak hayli kelimesi vardır ya Türkçe'de, hayli olası bir durum bu diye yazı içinde örnekleyeyim. Bunun İngilizce'si de highly ya, (okunuş: hayli) işte bu beni hep mutlu eder. A highly probable situation misal, gerçi bu cümleyi kuvvetle muhtemel diye çevirmek daha akıl kârı ama olsun.

Salı, Ekim 18, 2011

Dominant



Hava durumunda sıkıcı olarak sunulabilir bu tip havalar. Günlerdir hiç mi güneş görünmez arkadaş? İskandinav mıyız İngiliz miyiz neyin peşindeyiz? Bir de tesadüfen Başar Bey'in tavsiyesi ile edinilen Smog albümleri bu günlere eşlik edince kasvetler içerisinde taklalar atıyoruz adeta. Yine eski oyunlar indirip kuracağım bilgisayarıma sanırım. Asena Hanım ufak bir sürpriz video yayınladı geçtiğimiz geceden. Bahsettim mi bilmiyorum. Günsu Hanım'a gitmiştik, Sade'den King of Sorrow parçasını çalalım ve video çekelim, hatıra olsun elimizde diye. O gecenin sonunda artık her şey bittikten sonra takılıp eğlenirken Asena Hanım kamerasında kalan boşlukları bunu çekerek değerlendirmiş. Gayri ciddi bir video olduğunu izlerken zaten anlayacaksınız tavırlarımızdan. Esas video daha piyasaya çıkmadı ayrıca, endişelenmeyin. Havalar hakikaten soğuk ve sıkıcı ama bunu demiştim sanırım başta. Bari bu güzel fotoğrafa bakalım da içimiz mutluluk dolsun, hoş bunları da şimdiden özledik gerçi ya neyse. Herkes çay içiyor bense samsung.

Cumartesi, Ekim 15, 2011

Videolu Müzikler


Bu berbat havalı cumartesi gününden herkese merhaba. Malum havalar bir kaç gündür çok çirkin, görünen o ki daha günlerce de aynı çirkinlikte devam edecek. Ne yapmıyoruz, depresyona girmiyoruz. Hop! Hep birlikte tekrar edelim, depresyona girmiyoruz. Ahahah. Şayet dışarı çıkacak bahanemiz yoksa -hepimiz biliyoruz ki bu tip havalarda zorunlu olmadıkça dışarı çıkmak yürek ister- o zaman evde geçirdiğimiz vakti daha keyifli hale getiriyoruz. Ne gibi? Misal bilgisayar oyunlarıyla. Hahahahah. Bilgisayarıma dün bir oyun daha kurdum. Need for Speed serisinin 2008 oyunu olan Undercover. Klasik bir NFS. Ama grafikleri ve efektleri sona dayayınca -neyse ki bilgisayar kaldırıyor bu tip hareketleri- oyun görsel açıdan keyifli bir hale geldi. NFS'nin olayı nedir. Gerçeklikten uzak saçma ve aksiyon tipi araba yarışı. Oyunun %56'sına falan gelince sürüş ve yarış kalitesi zirve yapar bu tip oyunlarda. Başta kötüdür, sonda da saçma ya da imkansızdır çünkü. Bakalım yine yarışlara devam ediyorum artık evim gibi bellediğim Amerikan yollarında ve şehirlerinde. Crack konusundaki cehaletimi yanlışlıkla EA hesabı oluşturarak perçinledi. Kendi ellerimle teslim olmanın direğinden döndüm, yine ne biliniyorsa google tarafından biliniyor onu anladım.

Neyse bugün program yoğun, Sakareller'le bu hafta ve haftaya cumartesi işim var. Bir prova artı bir eksik kayıt tamamlanması. Bakalım nasıl olacak. Akşama doğru da değerli dostlar ağarlayacağız Anadolu yakasında. TRT'ye bir türlü gidemedim bu 3 haftadır, haftaya da kayıt dolayısıyla gidemeyeceğim, bir ara uğrayıp bunu izah etsem hocaya baya iyi olacak, hoş belki de çoktan atılmışımdır da gözümle görmek ve ortamı koklamak (hahaha) istiyorum. Önümüzdeki hafta Antalya'dan en sevdiğim ziyaretçi geliyormuş ayrıca. Başlasın şenlikler demek lazım! Son olarak da Mavi Büyücüler ismindeki ikinci blogum sonunda tam olarak güncellendi ve açıldı. Şu sağdaki siyah beyaz kare geyiğe tıklarsanız da orya ulaşırsınız. Blogger daha duyurusunu yapmadan tesadüfen keşfettiğim dinamik görünümleri de denemiş oldum. Kaşla göz arasında bu sayfanın da template'ini değiştirmiş oldum çaktırmadan. Gerçekten -bazı eksiklerini görmezden gelirsek- güzel bir template. Okuyucuya, blogu zevkine göre şekillendirme ve hatta kategorilendirme şansı sunuyor. Mavi Büyücüler'i alıp bir kenara koyduğum zaman niyetim, adeta bir müzik defteri gibi oraya yaptığım müzikal işleri not etmekti. Neticede fikrim biraz değişti ve blog şu an gördüğünüz hali aldı. Şu an bir Emir Bey portfolyosu şeklinde. Emir Bey olarak ve dostlarımızla kaydettiğimiz videolu müziklerden oluşuyor. Bu videoların içinde besteler de var yorumlar da. Tür olarak da sadece Emir Bey videolarını şimdilik bu bloga koymayı uygun gördüm. Belki zamanla bir şeyler değişir gelişir ama şu hali gayet içime sindi. Vaktiniz oldukça gezer, tüm şarkıları dinlersiniz. Sevgiler!


Günsu Hanım ve Umut Bey'le çaldığımız Asena Hanım tarafından çekilen bir video var ki beni çok heyecanlandıran, yakında onu da paylaşacağız. Müzikal anlamda yine fikirsel olarak yoğun bir dönemden geçiyorum, umarım sonu da güzel gelir, düşünüp kafa yorulduğuna değer. Ayrıca bu sene Nil İpek Hanım gittiğinden beri ciddi anlamda konser vermek fikri çok cazip gelmediğinden eşle dostla videolar çekeriz hatıralarımız olur diye bir yol planı yapmıştım kafamda, şimdilik de fena gitmiyor gibiyiz bakalım hayırlısı.

Pazartesi, Ekim 10, 2011

MM - MB - KB


Yoğun geçen günler yaşıyorum, bir yandan über bir boşluk içindeyken hem de. Aylar sonra yaşadığım en korkunç pazarı yaşadım bugün, hep havanın yüzünden, 2-3 ayrı programı iptal ettirdi resmen. Pazar dediğin akşam Kadıköy'e falan gidilir en basitinden. Püf tüm gün evde uyuz uyuz oturdum. Bulaşık makinesine küstüm bir de, çünkü içindekiler üçte birini temizlememiş. Onları da elde yıkadım artık. Evde otururken, Mavi Büyücüler'i yavaş yavaş güncellemeye devam ediyorum, düzenliyorum bir yandan.

Dün Mabel Matiz konserine gittim. Televizyonda bir programda denk gelmiştim geçen haftalarda, ondan çok daha evveline dayanıyor ismini duymam, akılda kalıcı isim ne de olsa. Televizyonda itici gelmişti açıkçası ama konserde tam anlamıyla fikrim değişti. Hem müzik, besteler, hem Mabel Matiz çok sempatikti. Salon da ayrıca konser vermek için güzel bir yer, zihnime not ettim lansman yaparsam orada yapabilirim. Neyse size de tavsiye ederim bu müziği, "Rumeli Türküleri" diye bir etiket belirdi kafamda şarkıları dinlerken. Ayrıca bir de konserde sahne arkasına yansıtılan ve canlı olarak çizilen dillere destan görseller vardı. İlk klibi de pek güzel geldi renkler, insanlar. O klipteki kıvırcık saçlı hanımefendiydi görselleri yapan. Ayrıca sahnede çalan kadro da baya iddialı. Canberk Bey vesilesiyle haberdar olmadık mı biz de bu olaylardan zaten.


Canberk Bey demişken, en son videomuzu henüz izlememiş olanlar buradan buyursunlar hemen. Çok sevdiğim bir şarkı olan Kimse Bilmez'i yorumladık, Canberk Bey ve Melis Hanım'la birlikte. Haluk Can Bey ve Mert Bey'in katkılarıyla bir videomuz daha olmuş oldu, emeği geçen herkese nice teşekkürler. Kimse Bilmez de neymiş diyenler de buradan buyursun.

Pazar, Ekim 02, 2011

Voleybol


Dünyada oynamaktan en çok keyif aldığım oyun sanırım. Keza izlemekten de -diğer sporlara oranla çok daha fazla- keyif alıyorum. Yarı final maçı da müthiş keyifli ve sürükleyici geçti az önce. İçimde büyüyen kedere, önce iğrenç bir hava, sonra irili ufaklı gerginlikler, sonra trafik eklenmişti dün, bugün bir de üzerine hastalık geldi, aman sabahlar olmasın dedim. Maç iyi geldi üzerine. O zaman en zor anlarda bile keyif veren bu video tüm içi daralanlara gelsin. Buyurun.

Bugün düşündüm ki bazı sayıların bazı sayılara bölünmemesi pek de gerçekçi bir hikaye değil. Misal 14 cm uzunluğundaki bir tel var elimizde, bunu eşit olarak üçe bölmemiz 14'ü 3'e bölemeyeceğimiz için zor görünüyor. Ancak bizim birimimiz cm değil de x olsaydı, belki 14cm = 18x gibi bir denklemimiz olacaktı ve biz tabi ki o teli üçe kolayca bölecektik. Bir diğer aklıma gelen temiz yöntem de 14cm'lik teli bir çember haline getirip 120 derecelik dilimler kesmek. İşte tam eşit kesiyorsunuz arkadaş böyle yapınca da; yani devreden 6 yalanı bir yere kadar. Hahayt. Buradan ben ne çıkarttım, şu buna bölünür, bu buna tam bölünmez, sayı devreder falan hikayeleri çok da inandırıcı değil, elinde somut bir şey varsa, üzerinde yeteri kadar düşünürsen onu istediğin kadar eşit parçaya bölersin, yani ben bölerim sanki. 

Bugünlük matematik dersimizin sonuna geldik. Sevgilers. Niye böyle oldu hiç bilmiyorum.