Palto giymenin zamanı gelmişti hele de akşam en yakın arkadaşında kalacak ve sonraki gün havalar 5 derece birden soğuyacaksa, üstelik hasta olursa annesinin onu eve almama ihtimali de varsa. Cekette de yaşadığı sıkıntıyı yine yaşadı, saati iç cebe mi koymalıydı yoksa pantolunun cebinin içindeki daha ufak cebe mi? Sonra pantolona koydu zinciri de sarkıttı, bu sayede boşalan yukardaki cebe müzik çaları koydu, her cebe birden fazla eşya koyarsa ve onlardan birinin kılına bir zarar gelirse kendini hiç affetmeyeceğini biliyordu çünkü. Ceket giymek palto giymek bu açıdan çok rahattı, üzerindeki cep sayısını dörde katlıyorlardı çünkü, zaten şunda da hemfikirdik ki ceketi veya paltoyu giymeden okula giderse kimse ona selam vermez, onu adam yerine koymazdı. Şekilciydi zibidi.
Ne zaman Taksim' e gitse / uğrasa milyon tane düşünce geçerdi kafasından. En sevdiği arkadaşıyla da konuşuyordu bunları hep, kendilerini şu konuda çok havalı bulurlardı hep ikisi de, tüm bayan arkadaşları birbirinden güzeldi, ah bir de
en sevdiği bayan arkadaşı yanlarında olsaydı, neyse şimdi o konuyu açmamalı çünkü görüşmeyeli ve çok özleyeli çok olmuştu bu bahsi geçen en sevilen bayan arkadaşın. Ne anlatıyorduk, hah tüm bayan arkadaşları şeker insanlar olmalarının yanı sıra güzel insanlardı da.
Ah ah müzik diye düşündü delikanlı yine, yakın arkadaşına bendir alırlarken. İstedikleri gibi bir şey bulunmuştu sonunda, kendi ufak orkestrasında kendi hariç herkesin en üst kalitede olması bir yandan çok gurur vericiydi, öbür yandan garip. Üstelik nerdeyse ömrünün yarısında müzik işiyle uğraşmasında rağmen hâlâ bir türlü istediği yere gelemiyordu yahu, yani kalite olarak evet artık bir süredir istediği yerdeydi, tarz olarak da -
değişeceğini bilse de- halinden memnundu da bir türlü kafasındaki 78 milyon kritere aynı anda uyacak bir yer bulamıyordu, müzik yapmak için. Bir başka arkadaşı demişti öyle bir yer yok, sen kendin aç en iyisi diye, ama biliyordu ki kendisi dahi açsa yine de bazı kriterleri atlayacaktı unutup.
Dans etsek geçer hepsi, kafayı dağıtmalı dedi kendine. Bir tek ortamda dans ederdi, o da çok sevdiği bir dostu ve çok değer verdiği 4 arkadaşının ona sahneden baktıkları, eğlenceli şarkılar çaldıkları bir yerdi. Senede bir gün derken bir yandan, bir yandan da kendini teselli ediyodu bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır diye. Nerde dans ederse (
şu an veya gelecekte) her daim ortamın en dallaması olacağından emindi fakat kendi eğlendikten sorna, şebek olmuş kime ne.
Çaycı vardı bir tane de, her daim oraya otururdu, kimi gün dükkan kapanana kadar, kimi gün de açılır açılmaz. Nedir buranın büyüsü bir türlü çözemezdi bir de, ama şehre yerleştiğinden beri en keyif aldığı sohbetlerin büyük kısmını burda gerçekleştirmişti en sevdiği arkadaşlarıyla. Ah bak çaucı demişken İtalya' ya giden dostunu hatırladı, ona da göya mektup yazacaktı bir türlü eli değmiyordu halbuki. Aklında yine de şöyle bir taslak vardı :
Sevgili dostum Emre,Naber nasılsın ?
Geçen motora bindim havalar yeni soğuyordu, bir üşüdüm ki üst katta sorma, sonraki gün dedim arkadaş manyak mıymışız biz senelerdir üstteyiz, gireyim ben de içeriye oturayım, nitekim oturdum da. Bir sıkıldım, bir bunaldım ki sorma gitsin, çıkamadım da çok kalabalıktı kapının önü, bir yandan da dedim ki hayır bu denli genç bayan varken alt katta Emre Paşa nasıl oluyor da yukarıya oturuyordu. Sonra ikimizin alt kat için çok fazla olacağını düşünüp, üst katı mantıklı buldum. Evet bir daha alta oturmam, hoş geçen gün üst kattaki şiltede biriken su bir anda djarumlu elime boşaldı, zaten dibine gelmiştim üzülmedim ama, kafama dökülse üzülürdüm. Yağmurda karda yukarda oturmuş adamlarız biz değil mi genç. Bir de Capitol' e gidesim geliyor bazen, tek başıma gitmeye üşeniyorum bunu da belirtmek istedim, Selamsız' dan geçmez oldum ayrıca. Neyse senin de keyifler yerindedir umarım, biraz da sen anlat bakalım. Bu arada İpeknaz kızımızı da pek özledim aslında, arada netten konuşuyoruz, o da özlemiş buraları analdığım kadarıyla. Kaç sene kaldı dönüşünüze. Ehehe. Dönerseniz tabi.
Emir.
Gönderilen kişi : Emre / Ferrara merkez / İtali
Taslağını gözden geçirince yazılacak kadar olduğunu farketti, aklına geldikçe sonradan yine ufak ufak yazardı ne olacak,
yazmaktan kim ölmüş. Bu cümle çok zibidi yorumlanırdı da hali yoktu şimdi. Hali vakti yerinde olurdu hep ama bir iki gündür koyduğu yere bakıp bakıp bulamıyordu, nereye koyduydu acaba neyse yine de soranlara halim vaktim yerinde demeliydi, şükretmeliydi.
Avutabilmeli yerine
out' a binmeli kornerde inmeli diyebilecek kadar aptaldı çocukken yahu, şayet
Unutmamalı o güzel günleri' yi söyleyen şarkıcı ölmüş olsa, mezarında ters dönerdi bunları yazınca. Döner deyince yaprak döner geldi aklına, aşağıdaki tabelada yazıyordu %100 yaprak döner diye, dükkanın adı da
Dönerci Bey' di, az ilerde de
Baklavacı Bey vardı, ama onların hepsi bu biloktan sonra kuruldular. Beylerin arasında kaldık diye düşünüyordu mahallede yürürken.
Mahallede yürürken, sevdiğine yürüyerek gidebilecek mesafede oturmayı diledi bir kez daha, evleri eskiden mi yakındı şimdi mi daha yakın kestiremiyordu. Sabah değerli dostu arayıp
"karşıya geçiyorum buyrun, birer de çay içeriz sizin okulda" deyince nasıl içi gidip pencereden atlayıp
geldim ulaaayn diyesi gelmişse, bugün bir o kadar da sevdiği bayanla görüşesi gelmişti. Küfretmemek için kendini zor tuttuğu sınavları dersleri ve anlamamaları vardı halbuki.
Vuuuv bazen cümleleri Feridun Düzağaç gibi havalı oluyordu, Feridun Bey' i de bir kendisi seviyordu dünyada herhalde. İnsanlara karşı
"ama şarkıları çok güzel, sözleri çok güzel" demekten yorulur olmuştu,
dinlemezseniz dinlemeyin lan diyecek durumda da değildi. Bugün burda cumartesi.
Yapmak istediği milyar şeyden hiç birisi ders çalışmak değildi şu an yapması gereken o olsa da,
fuko diye okunan, yazılması da çok zor olan bir adam vardı, bulsa dövüp sevap kazanacaktı, o denli meymenetsiz, nemrut, bilmiş bir adamdı.
Aklına yine
tanımadan laf edebilenler geldi, onlar her yerdeydi, kesin fuko da gerçekte öyle biriydi, böyle düşünerek fukoya olan öfkesini bir kat daha arttırdı.
Git fuko dedi.
Fikret gitme demişti birisi yıllar yıllar önce
Süper Baba' da, o dizi de ne diziydi arkadaş yahu, albümünü hâlâ dinlerdi. Demek ki klasik kemençeye orda vurulmuştu da haberi yoktu yıllar evvel.
Bunları düşünürken farketti ki bindiği otobüs köprüye gelmişti, akıcı bir trafikte hızla ilerliyordu gişelere doğru, en sonda gişelere gelmeden iyice hızlanıp en sağa girmesinden çok hoşlanıyordu otobüsün ve her seferinde nasıl da teğet geçebiliyor koca otobüs diye düşünüyordu. Bu sefer şoför, gencimizi şaşırtmadı ve sağdaki OGS alım satım yerinin önünden aniden çıkan bir taksi vesilesiyle direksiyonu kırıp OGS ve KGS geçişlerinin arasındaki beton bölmeye girdi.
Oturduğu yerden öyle uçtu ki genç -
lakin yine acep gitar nereye uçtu diye düşünüyordu- bir an için otobüsün dışına fırlar mıyım, fırlarsam ezilir miyim, yok ezilmem, gişelerden yavaş geçiyor herkes yoksa sensör okumaz şeklinde düşünceler geçti demire çarpmak üzere olduğu aklından. Nitekim
çotank diye çarptı, aylar önce yazdığı öyküdeki gibi ölmeyecekti bu sefer ama bu acıyla ayık kalamazdı, bayık kalmalıydı ve bunu seçti, gözleri kapanırken
haydarinna rinna rinna rinanay çaldı aklında,
hayırdır inşallah diyemeden bayıldı.
m.jpg)
İmza :Çay fincanında Türk Kahvesi içip de 3 dakika içersinde uyuyakalabilen insan.