Cumartesi, Şubat 21, 2009

İki Gün



Dükkan'a giren ben, esasen ses sistemini kontrol etmek amacındaydım, baktım daha muhattabım olay mahalinde değil, azıcık oyalandım, repertuar düzenlemesi ve gözden geçirmesi yaptım falan derken biraz daha oyalandım, sonra içeridekilerle beraber bir sahne düzeni yaptık, sahne düzeni dediysem -ki dediğim dedik biri hiç değilimdir- bir yüksek sandalye bir de nota sehpası görevinde yine yüksek sandalye olmak üzere iki sandalye idi, bu esnada muhatabım içeri girdi, elinde söz verdiği üzere getirdiği mikrofon ayaklığı da vardı, ve iki sandalyeyi bu vesileyle taçlandırdık, sonra kablolar uzatıldı, caklar takıldı derken deneme bir iki se aa seees aa cık cık falan dedim, şekilli oluyor öyle yapınca, sonra 3-4 kez ses sistemini zorlayacak derecede çınlattıktan sonra eli yüzü düzgünce bir ses ayarı oturttum. Ardından Ilgın Hanım'a gittim, Fransız Müziği dinliyordu, pek keyif almış konserden, hayatında gördüğü en seksi kadınlardan birisini görmüş, dedim bir dahakine ben de gelirim, Merve Hanım gelmez ama, ehem öhöm ne diyorduk evet, yazılı düşündüm farketmeden, sesli düşünmek gibi bir şey bu da, tehlikesi daha büyük keza daha kalıcı. Hasılı kelam dükkana döndüm, saat 19.00'da henüz kimse yoktu ben de çeyrek ya da buçukta başlarım dedim ve Merve Hanımcığım pek değerli arkadaşlarıyla gelip önümdeki masayı şenlendirdiler, onlarla hoş beş ederken pek değerli bir masa daha geldi sanat camiasının mühim isimlerinden Emir Yargın Bey'in öncülüğünde. Bahadır Ağa Bey mi dersiniz İrem Hanım mı yoksa pek değerli Işık Teyze mi. Tam başlarım artık diyordum ki, Emre Bey de eşrafıyla -ki bu eşrafın da hepsini ayrı severim ayrı değerlidirler benim için- geldi. Neticede ufak ve sevimli dükkan (sarı) dolmuştu. Ben de başladım ne akla hizmetse Parisienne Moonlight ile, halbuki önümdeki kağıtlara Keşke ile başlamak üzere not almışım falan derken öyle oldu, gel zaman git zaman ilk yarının sonuna geldim, ses güzel geliyordu, dinleyiciler güzeldi, bu yüksek koltuklar azcık rahatsızdı bana ama bu işin raconu buydu sanırım. Arada masa masa dolaştım, el sıkıştım, yanak öpüştüm, fikir değiştim, ikinci yarıya sadece Emre Bey'in masasına oynayarak başladım, en çok oynadığım isimlerin arasında Erhan Bey de vardı. Bir de ilk yarıdaki Yüzünü Dökme Küçük Kız'a eşliğinden ötürü pek sevindiğim Canberk Bey vardı ki kendisi de bu camiada yetişen yüksek kaliteli müzisyenlerdendir. Sonra Masum Günahlar mı dersiniz ne dersiniz bilmem öyle bir şeyler çaldım, finali de Yalnızlık Senfonisi ile yaptım. Tepkiler güzeldi, tabi ki gole olanlar değil, onlar çok çirkindi, bana olanlar güzeldi. İlk sefer diye sineye çekildi ufak tefek pürüzler, zamanla aşılır inşallah, işte Cheers İstanbul maceramız böyle başladı. Sonrasında eve dönüş, yorulmuşluk ve uyku, ardından bugün de evdeydim. Bir ara annemle Capitol'e gidip bana ciciler aldık, o esnada Yusuf Ağabeyim geldi, o denli yakışıklıydı ki kendimi çapulcu hissettim ki kendimi çapulcu hissettrecek az duruma düşmüşümdür bugüne değin (you know). Sonra Emre Bey'e davet ettirdim kendimi gittim bir çay içtik sohbet ettik annesi babası dördümüz. Bir de tabi Yaşar Nuri Hoca, Pelin Batu ve Harun Bey, ne özenti adam bu da bir sakal bırakmadığı eksikti. Neyse sonra içeri geçtik, ben kendisine bir kaç keşif attım, bir de İncesaz tabi ki. Huzurun Kralları dinlese ne derlerdi acaba bu grup için. Her neyse fotoğraf çekindik ve geçtiğimiz yazın Antalya fotoğraflarına bakıp eğlendik. Kendisi yarın İtalya'ya dönüyor. Beni yine hafif burukladım yani şu Emre Bey'in mesafesinde oturan, Emre Bey kadar değerli ve hoş vakit bir insana kim denk gelebilir ki değil mi. Neyse okur mokur şimdi buraları kendisini de sıkmayalım. İyi ki geldi iyi ki bol bol görüştük ! Şimdi önümde ders programımı düzenleme var evet. Bir de tüm gün Antony and the Johnsons dinliyorum, çok güzeller bence, bazı arkadaşlar muhakkak gay chamber diye tagleyeceklerdir ama ne yapacaksın işte insanın içinde kardeşlik duygusu yoksa. Ahah. Bir taş attım pencereye tıhk didi.

5 yorum:

gülş dedi ki...

antony and johnsons candır emir beyciğim siz ne diyorsunuz :)

Emir Bey dedi ki...

muhakkak ki candır !
cripple and the starfish ile yıllar evvel başlayan bu sevda hiç bitmez pek kaliteli huzur veren müzik =P

indis lúinwë dedi ki...

benim canım da epilepsy is dancing'dir, huu.

goksin dedi ki...

iyisi mi o kendini bilmez arkadasınızı harvey milk'e götürün de, belediye encümenine nasıl girilirmis bir görsün

Emir Bey dedi ki...

indis : öğreniriz daha genciz =)

gökşin : iyisi !