Cumartesi, Ekim 28, 2017

Müziğe Dair #0005 || Bir Jehan Barbur Konseri Ardından


Dün akşam Merve ile birlikte Jehan Barbur konserine gittik, konser Kaleiçi'nde (Antalya) Holly Stone adlı mekanda gerçekleşti. Hem müzikal anlamda hem de müzik dışı konularda konsere dair bir şeyler yazmak istedim bugün. Yazıyı ikiye ayırayım en iyisi, ilk olarak müziğe dair olan kısımlardan bahsedeyim, sonra da mekana ve seyirciye dair olanlardan.


Jehan Barbur'un müziğini çok seviyoruz ben de Merve'de. Kendisini ilk albümünün biraz öncesinden beri de sıkıca takip ediyoruz. Dingin ve anlamlı müziklerin bir elin parmaklarını geçmediği ana akım ve alternatif müzik sahnelerimizde çok güzel bir istikrar ile kendi çizgisini sürdürüyor senelerdir. Biz de sevenleri olarak keyifleniyoruz. Kendisini ilk kez 7-8 yıl önce canlı dinlemiştim, Dalyan Kulüp'te bir konser mekanı açılmış 3-4 konser dayanmıştı sadece, Ozan Eicher de benim Jehan'ın müziğini sevdiğim bildiği için "ben konsere gideceğim, size de yakın, beraber gidelim" demiş ve beni de yanında götürmüştü. Dalyan Kulüp biraz enteresan bir mekandır, içindeki yer de bir o kadar yeniydi ve belli ki iyi duyurulmamış bir konserdi. Bir avuç dinleyiciydik o gün ve ben tüm ekibin buna hiç bozulmaksızın hayli güzel bir akışı gayet keyifle çalmasına çok hayret etmiştim. Arada ya da sonda Jehan ile tanıştırmıştı Ozan, ayaküstü biraz sohbet de etmiştik hayal meyal hatırlıyorum. Bu konserden bu yana dile kolay beş albümlük vakit geçmiş! Hâliyle Jehan Barbur'un da artık bir avuç insana çalması pek mümkün değil, böyle bir "aman onu az insan bilsin, bize kalsın" hayalciliğinde de değilim. Ne hoş ki geçtiğimi yıllarda Jehan güzel müzikleri, sürekli üretimi, yoğun konser programıyla hatırı sayılır bir dinleyici kitlesine ulaştı. Bu arada yazı biraz uzun oldu, aralara Jehan Barbur'un bazı şarkılarını serpiştireceğim haberiniz olsun.

Dönelim dünkü konsere, müzikal anlamda sesler gayet dengeli ve düzgün geliyordu. Azıcık geç kaldığımızdan üst balkonda çok kenarda ve biraz kolon arkasında bir yer bulsak bile ona rağmen sesleri güzel duyduk. Sesin genel düzen ve dengesinden, üstelik bunun her şarkıda sürdürülmesinden sanıyorum ki konser boyunca elinde ekolayzırı salonu adım adım gezen Baran Göksu sorumlu, kendisinin sadece kayıtlarda değil konserlerde de pek iyi bir ses mühendisi olduğunu görmüş olduk bir kez daha.


Sahnedeki ekip ise zaten Türkiye'nin konser deneyimi en yüksek ekiplerinden biri ki sanıyorum Jehan'ın ekibinin özellikle bas, gitar ve klavye üçlüsü çok uzun yıllardır aynı isimlerden oluşuyor. Herkes ne yapması gerektiğinin, nerede ne kadar çalması gerektiğinin bilincinde. Şarkılar da defalarca sahnede çalınıp pişmiş olunca dinleyiciye sadece dinlediğinden keyif almak kalıyor. Gitarda Berkant Çelen -ki kendisi o yukarıda bahsettiğim Dalyan konserinden beri ekipte, klavyede Evrim Tüzün, davulda ise Jehan'ın 2-3 kez ismini söylemesine rağmen pozisyonum gereği hiç göremediğim ve haliyle aklıma kaydedemediğim bir müzisyen vardı. Hahah biraz komik oldu, kusura bakmayın, bilgi gelince burayı düzenlerim. (Beklediğim bilgi geldi, davulcu Onur Başkurt imiş.) Bu bahsettiğim her üç müzisyen de genel icrâlarındaki uyumlarının haricinde kendilerine düşen sololarda beni ve tahminen diğer müzikseverleri etkilemeyi başardı. Murat Çopur'a ayrı birkaç cümle hazırladım. Sahnede dinlemeyi, izlemeyi çok sevdiğim bir müzisyen kendisi, Jehan Barbur'un ricasıyla birlikte ondan da 1-2 şarkı dinledik dün. Antalya'da bir Antalyalı olan Levent Yüksel'in Dedikodu'sunu çalıp söyledi, hem de pek güzel pek keyifli bir şekilde! Tam bir rock star, sahne hakimiyeti şahane, derken bir anda tekrar gazel girecek diye beklerken, bir anda demesin mi "Fuck you, I won't do what you tell me!" Ardından madafakars falan da dedikten sonra tekrar Mualla'ya dönüp bu kez kendisini komple sandaldan aşağı attı. Detayları seven ben gibi dinleyiciler eminim bu minik ara performanstan çok keyif almışlardır.

Gelelim Jehan Barbur'un performansına. Kendisi zaten daha ilk görüşte "ne kadar zarif biri" diye düşündürten bir hanımefendi. Giyimi, şarkı söylerkenki ifadeleri, aradaki cümlelerindeki üslubu bu zerafeti kesinleştiriyor. Bir de damarlarında bolca melodi (ve belki biraz da rakı) dolanıyormuşçasına ettiği dansları var ki ancak gerçek müzik insanlarında olur ve ancak onlarda eğreti durmaz. Sesi zaten çok etkileyici, kast ettiğim ses rengi. Sesini kullanışı ise tıpkı ilk canlı dinleyişimde olduğu gibi dün de beni tekrar etkiledi. En pesten en tize ufacık titreşimlerde bile hiç kaybetmediği hakimiyeti eminim müzikten pek anlamayanlara bile kolayca "çok iyi söylüyor maşallah" dedirtir. Hemen herkesle tek tek göz teması kuruşuve söylediklerini yüzü ve vücüduyla da ifade edip pekiştirmesi ise az denk geldiğimiz ve yapılması da pek kolay olmayan özellikler. Ayrıca dün Ardışık adlı parçasını Nuriye ve Semih'e armağan ederek dillendiremediğimiz çok şey anlattı Jehan, sözlerini şuraya bırakayım:

dur durak bilmez bu aklım sonunda kendini bile yıpratsa
göz göre göre yorulur bu beden bir gün yok olup çoğalsa
günler geceye bulaşır içinde bir huzme ışık bulursa
ben kendimden geçerim aslımda bir avuç hayat kalmasa

işte bu günler zor her şey güzelken
bu dar nefesler nefessizlikler
işte bu hayat zor bizler tuhafken
bu dar görüşler gitmem gerekler

salınıp salınıp geliriz usulca buluruz kendimizi
bilenip bilenip eririz yine de biliriz yerimizi

günler geceye bulaşır içinde bir huzme ışık bulursa
ben kendimden geçerim aslımda bir avuç hayat kalmasa

işte o günler zor sizler hiç yokken
sohbetsizlikler bu boş görüşler
işte o hayat zor çoğunluktayken
bu dar görüşler olmam gerekler

salınıp salınıp geliriz usulca buluruz yerimizi
kırılıp dağılıp eririz yine de buluruz kendimizi

dur durak bilmez şu gönlüm sonunda kendini bile yok saysa
göz görür kulak işitir bu beden bir gün yok olup son bulsa bile

Bir de konserde iki yerde dinleyicilerin sürekli ellerinde telefon olmasını eleştirdi Jehan, ilkinde daha konserin ilk yarısında "telefonla çekmeye konsantre olup hem kendinizin hem çevrenizin dikkatini dağıtacağınıza kendinizi konseri dinlemeye verin" diye çok mantıklı bir davette bulundu dinleyenlere, 2-3 kişi söz dinledi. Bir de Selvi Boylum Al Yazmalım şarkısında "özellikle bu şarkıda sessizlik istiyorum ve lütfen şu telefonları indirin artık" dedi, inadına daha da kaldırıp gözüne gözüne bakanlar oldu birkaç kişi de olsa. Ben utandım bunlar adına, insan bırakın hayranı olduğu sevdiği saydığı bir müzisyeni; tanımadığı birinin ricasını bile kırmaz çoğu zaman, bu nasıl bir terbiyesizlik seviyesidir ve bunu yapan insanlar bu konserde ne arar acaba diye düşünerek yazının ikinci yarısına giriş yapacağım.


Bu kısımda mekana ve seyircilere dair eleştirilerimi yazacağım (ağırlıklı olarak olumsuz olanları) belki birilerine ulaşır bu yazdıklarım, bir kişinin şuurunu bir birim bile artırsam ne âlâ. Önce mekandan başlayayım. Antalya'ya taşındığımızdan beri fırsat buldukça sevdiğimiz konserlere gidiyor, böylece farklı mekanları da kendimizce değerlendiriyoruz Merve ile. Aslına bakarsanız Holly Stone'un iç hacmi gayet iyi, basık bir atmosferi de yok. Zemin, bir ara kat ve balkonumsu bir üst kat var, bu da güzel bir hacim yaratıyor. Ses sistemi güzel, ışık hiç fena değil. Ancak konserin öncesinde ve sonrasında o geceki konser ile bu kadar tutarsız müzikler çalan bir yere uzun zamandır denk gelmemiştim. Dinleyiciyi konsere hazırlamak veya konserden sonra yumuşak bir şekilde normal hayata döndürmekten ziyade adete geleni konserden tamamen kopartmak için hazırlanmış bir çalma listesi vardı, Cuma diye gaza geldiler herhalde ama olmaz, olmamalı.

Bir diğer sıkıntı tüm mekanı kaplayan stant düzeni. Tabii ki stantların olması normal ama özellikle sahne önündeki esas alanın seyirciyle değil de tamamen stantlarla doldurulması çok anlamsız. Hele ilk sıra var ki resmen sahnenin içinde, üstelik anladığım kadarıyla "şişe açtıranlara" özel bir ilk sıra bu. Sahnenin genişliğinin maksimum bir metre olduğunu düşünürsek ve ilk sıraya tek özelliği o gece daha çok para harcamaya hazır bir kitleyi koyarsanız, sahnedeki müzisyenlere/sanatçılara kaçacak yer bırakmazsınız ve onları muhtemelen "konsere sadece konsere gelmek havalı olduğu için gelmiş" ve yine muhtemelen sahnedekilere "kafes hayvanı" muamelesi yapabilme potansiyeli yüksek bir kitleyle baş başa bırakırsınız. Bu insanlar tüm gece telefonuna da gömülür, ay kadına elleyeceğim diye sahneye elini kolunu da uzatır, şarkının en hisli yerinde döner şarkıcıyı da alacak şekilde flaşlı selfie'sini de patlatır, müzisyenin ricasını, anlattığını, dünyasını da bilmez, gürültü de yapar, dikkat de dağıtır.


Dün gece de bana göre olanlar bundan farklı değildi. Jehan Barbur'a ve şarkılarına severek eşlik eden ön sıradaki adap bilen birkaç grubu hariç tutuyorum ama yukarıda bahsettiğim nitelikteki diğerleri olmasa eminim öncelikle sahnedeki herkes ve ardından dinleyen bizler daha mutlu ve rahat olurduk. Burada müzisyeni rahatlatacak önlemleri almak bana kalırsa ev sahibine yani mekana düşüyor en çok. Kendi kitlesini tanıyan bir mekan kitlenin tepkilerine göre sahnesini, masa düzenini, güvenlik ekibini ağırladığı müzisyeni rahat ettirecek şekilde düzenlemelidir. Sahneyi genişletip seyirci ile müzisyen arasındaki mesafe artırılabilir veya stantlar U düzeninde ortası boş kalacak şekilde dizilebilir. Böylece Jehan'ı daha çok sevdiği veya daha yakından dinlemek istediği için erken gelen (tahminen sanatçıya saygısı/sevgisi çok daha fazla olan ve tek vasfı bir şişe açtırmak olmayan) kimseler sahne önündeki o alanı doldurarak sanatçıya bir sevgi/saygı/ilgi (artık her ne derseniz) tamponu oluşturabilir. Emin olun sahneden kimin ne yaptığı çok net bir şekilde görülüyor ve bu sanatçının konsantrasyonunu muazzam etkiliyor. Sahnedekilerin dikkatini dağıtacak, ilgisiz ve hatta şuursuz ekipler sahneden ne kadar uzak olursa o konser o kadar kaliteli geçer.

Bir de şöyle bir dengesizlik var ne yazık, konseri olması gerektiği gibi izleyen/dinleyen kitle atmosferi iyileştirmiyor, bu durum nötr bir ideal durum ama mesela orada yapılmaması gerekeni yapan birkaç kişi bile mis gibi konser izleyen onlarca kişinin ve sanatçının dikkatini dağıtıyor. Yani siz orayı güzelleştirmek için bir şey yapamazsak iki üç keko ortamı mahvedebiliyor. O yüzden yapılması gereken düzgün dinleyicinin sayısını artırmak değil (bu da çok önemli tabii ama) esas olarak kötü dinleyiciyi kontrol etmek, uzakta tutmak, onun yarattığı riski düşürüp hatta mümkünse ortama hiç dahil etmemek. Yani her konseri "canlı müzik, dans, içip eğleneceğiz" diye herkese pazarlarsanız, 3-5 bilet daha satayım diye normalde o mekana gelen ama o konserle işi olmayacağını bildiğiniz kitleyi de içeri davet ederseniz başta oradaki müzisyenleri, ardından o müzisyenleri dinlemeye gelen herkesi yavaş yavaş kaybedersiniz. Bir de müzik dışı ama yine mekanla ilgili bir noktaya daha değineceğim. Böyle bir etkinlikte neden bir mekan adisyon açar da anında ödemeli çalışmaz? Konser bitimi kasanın önündeki yığılma ayrı dert, adisyonu alıp çıkıp gitsem bunu kimsenin görememesi ayrı dert. Hayır garson sayısı da az değil, neden her iki tarafa da kolay gelecek ve her yerde konser zamanı uygulanan bu sisteme geçilmiyor hiç anlamadım.


Gelelim konsere gelip de şuursuz davranışlar göstermekten çekinmeyen arkadaşlara diyeceklerime. Sizi bilmiyorum ama sahnedeki kimse öncelikle bir insan ve yoğun konsantrasyon gerektiren bir iş yapıyor, bunu sakın aklınızdan çıkartmayın. Karşısında olan her şeyi görecek bir açıda ve karşısında olan şeylerden olumlu olumsuz etkilenmeye de çok açık bir konumda. Emin olun Instagram'da size çok daha fazla etkileşim getirecek onlarca etkinlik var, sadece burada olduğunuzu kanıtlamak için hunharca selfie'ler çekmekten veya canlı yayınlara girmekten artık vazgeçin. Bir iki hatıra fotoğrafı, sevilen bir şarkıyı kaydetmek belki anlaşılır ama tüm konseri yayınlama telaşı niye? Kime neyi gösterme çabası bu? Emin olun o ortamdaki görüntü ve ses kalitesiyle o videoları dönüp siz bile izlemezsiniz. Konsere gelmişsin, müziği canlı dinlemek en büyüleyici şey, ama yok yine de ben ekrandan izleyeyim konseri diyorsun, madem neden geldin? Bir diğer aşırı kızdığım şey ise sürekli olarak bağıra çağıra konuşan ve gülüşen kimseler, hele hele bunu sahnenin dibinde sanatçılardan utanmadan yapanlar. Allah aşkına çıkın gidin, çenenizi tutamayacağınız etkinliklere de gelmeyin, bunun bir de "ayarsız tek şarkılık hayran modeli" var ki o da sürekli sanatçıya istediği şarkının adını bağırır, ta ki sanatçı pes edip onu çalana kadar. Çünkü o aklı eksik kimse o şarkı dışında şarkı bilmez, sanatçıyı da kölesi görür parasını verdi ya girerken. Emin olun sahnedeki kimseler bu profillere bilet satılmasındansa satılmamasını tercih eder. Bugüne kadar yüzden fazla konserde sahne almış ve yüzden fazla konsere dinleyici olarak katılmış biri olarak bu durumda keyif alan sanatçı henüz görmedim. Ama bunların yaşanmadığı, dinleyicinin müzisyene saygı duyduğu, müzisyenin bu atmosferde kendini aştığı çok sayıda şahane konser izledim. Sanatçı, mekan, dinleyici kesimlerinin hepsinin birbirine karşı sorumlulukları var özetle, bunlar da atla deve şeyler değil genel ahlak kurallarına uyunca biraz da kendinizi sizin dışınızdakilerin yerine koyunca kendiliğinden oluşuyorher şey zaten.

Ben bu rahatsız edici hemşehrilerim adına Jehan Barbur ve ekibindeki tüm değerli müzisyenlerden özür diliyorum, eminim bu insanların sayısı daha az, durdukları yer sahneden daha uzak olsa birkaç şarkı daha fazla dinler, çok daha konserin içine girebilirdik, hem biz hem sahnedekiler. Bu arada mekanın her tarafına dağılmış sahne önünden ortalara, sahnenin her iki yanından ara kata ve balkonlara yerleşmiş ve gerçekten konseri dinlemeye gelmiş sahneye pırıl pırıl bakan şahane dinleyiciler sakın bu yazdıklarımı üzerlerine alınmasın. Eminim bu saydığım kimseler iyi dinleyicilerin de gözüne çarpmış ve onların da dikkatini dağıtmıştır. Bu durum sırf bu şehrin, bu mekanın ya da bu konserin sorunu da değil, eminim dünyanın her yerinde herhangi bir konserde yaşanabilecek bir şey. Bu kez biz konsere biraz geç geldik haliyle sahneye ve mekana tam sol yukarıdan bakacak şekilde bir yer bulabildik kendimize ancak, bu durumda da sahne kadar etrafı da gözleme şansım oldu. Ara ara sevdiğim müzisyenleri de isyan ettiren bu durumlara daha geniş bir açıdan şahit oldum. Umarım tekrar olmam. Aynı mekanda bu ay sevdiğim başka konserler de olacak, gözlemlerime devam edeceğim. Ha bu arada konser kötü müydü? Hayır çok da güzeldi ama insanın aklında problemler daima güzelliklerden fazla yer tutuyor. Bunların da tespitini yapmazsanız tedavisi pek mümkün olmuyor. Yoksa ben de isterdim bugün sadece Jehan Barbur'un müziğine dair yazmayı ama bu durumu çözmek, o müziğin ve konserlerin devam etmesi için bence daha elzem.


Son bir ricam olacak, gittiğiniz konserlerde mekana dair gördüğünüz bu tip problemleri oranın sorumlularına iletmekten çekinmeyin, problemli dinleyicileri uyarmaktan da çekinmeyin. Sevdiğiniz müzikleri ve müzisyenleri korumanın en önemli yollarından biri de budur çünkü. Şimdiden Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun, bir sonraki yazıda görüşünceye dek şen ve esen kalın! 

1 yorum:

Mehmet Özsoy dedi ki...

Ne güzel ifade etmişsiniz. Tam da aynı şeyler maalesef çoğu kez yaşanan. Üstelik Türkiye'nin her yerinde. Ben de gittiğim konserlerde sürekli aynı durumlarla karşılaşıyorum, fotoğraf ve video için ilk şarkı sonrası mutlaka bir yasak gelmeli. Konser adabı da bir şekilde gelenlere anlatılabilmeli,mekanlara çok iş düşüyor, umarım çok daha keyifli konserleri, gerçek kitleler ile paylaşma şansımız olur...