Pazar, Aralık 30, 2007

Şırek

Baktım ve dedim ki siyaset okuyup bir köye dahi muhtar olamayacağıma doktor olur adam keser, stres atarım en azından. İyi demişim değil mi, bu bayanlar da beni desteklediler.
Derya Hanım sağolsunlar pek hoş bir mekan ve damak tadı kazandırdı bugün bana, manzarası da güzel mi güzel. Hem gündüz hem akşam manzarası güzel yahu !
Soldan sağa değerli bayanlarımızı tanıtmak gerekirse Ecem Hanım, Tuğçe Hanım ve Derya Hanım. En sağdakini kendimi bildim bileli tanıyorum desem yeridir.
Burda benim arkamda neredeyse kaybolmuş bayan da Didem Hanım, onunla kardeş aslancığız sanırım, dönemdaşız. Kardeş aslancık diye bir şeyi ben salladım.
Salladım deyince aklıma geldi "al kızını koy çuvala salla salla vur duvara" gibi bir türkü var ve bu tip türkülerin varlığı beni halk müziğinden soğutuyor.
Grafiti yapıyormuş gibi bir havamız da yok değil hani, üstelik insan ağzında maske de olsa fotoğraf çekerken gülümsüyormuş, bunu da öğrendik. Bu da böyle bir hatıram.
Genç arkadaşlarımızla Şırek izledik bugün, beraber eğlenmek güzel, şayet biraz eğlendirebildiysek gençleri ne mutlu bize. Şükretmek gerek.

NOT : Böyle resim altına birer cümle formatında
yazmayı pek özlemişim onu farkettim
hey hey !

Cumartesi, Aralık 29, 2007

İltifat

Geçtiğimiz yazıda da bahsettiğim üzre bu senenin son konseri olarak okulumuzda Türk Müziği Kulübü Korosu ile verdiğimiz konseri saydım -ki gerçekten içime çok sinen, benim de çok beğendiğim, bizim de çok beğenildiğimiz bir konser olmuş- önümüzdeki yılın (ki önümüzdeki hafta kadar yakın aslında) ilk müzikâl aktivitesi ise İstanbul Radyosu' nda Gençlik Korosu ile alacağımız bant kaydı olacak ve sonunda hep arzuladığım bir olay da hayırlısıyla bu bant kaydında vuku bulacak. Değerli dostum Esra Hanım ile beraber "Ey büt-i nev eda" adlı eseri söyleyeceğiz. Yıllardır beklediğim şey sanmayın ki bant kaydında solo söylemek, gayem bu şarkıyı bir gün bir şekil söylemekti, yeri zamanı pek önemli değil. Çok severim bu şarkıyı. Bir de "Mah yüzüne âşıkânım" adlı eseri çok severim ki tesadüfün böylesi dedirtecek şekilde ikisi de Hamaî Zâde İsmail Dede' nindir. (Dede Efendi)

Bu güzel sözlere de ne demeli bilmem ki Enderûni Vasıf Bey? Bu kadar hoş, bu kadar açık, net, doğrudan, cesur. Böyle söz yazın arkadaşlar ki besteleyelim ama değil mi? O kadar çok beğeniyorum ki bazı eski eserlerin sözlerini, ancak bu kadar olur.

Bir diğer önemli husus çılgınlar gibi bel ağrısı çekmemdir. Şöyle anlatayım ki işte perşembe akşamki konserin provasında ve konserde tahmini üç, üç buçuk saat ayakta durduk, hâliyle belimiz ağrıdı. Uyuyunca geçer dedim, sabaha geçmeyen ağrı, yüzümü yıkamak için eğildim esnada bıçak saplanması tadında bir sancıya dönüştü, dönüş o dönüş. Hâlâ (yoksa siz hâlâ) kilitli bir belle yaşıyorum ama insanoğlu buna bile alışıyor.


Bir diğer güzel haber ise bu yaz için geliyor şimdiden. Bir aksilik olmazsa resimdeki gibi bir şeyler olacak. Demek neymiş aksiliğe karşı bol dua ediyormuşuz. Size son olarak bir vidyo tavsiye ediyorum, değişik bir yorumu benim söyleyeceğim şarkının, ney öyle bir üflenmiş, öyle bir söylemiş ki "Aşıkım ben sana, iltifat et bana!" kısmını, insan içinde hissediyor. Hicaz da pek hoş makammış a dostlar.




Perşembe, Aralık 27, 2007

Hicazkâr

Bugün kendimi hakikaten adam gibi bir iş yapıyormuşum gibi hissettim sahnede, birbirinden güzel hicazkâr eserlerden oluşan "Hicazkâr" isimli konserimizi yaptık bugün Boğaziçi Üniversitesi Türk Müziği Kulübü (BÜTMK) olarak. Bu denli güzel parçalar seçtiği için öncelikle şefimiz Gönül Paçacı Hoca' ya çok teşekkür etmek lazım, gerçekten nâif bir konser olduysa bu akşam, sayesindedir. Daha sonra tüm koristler ve solistler ve enstürman çalan arkadaşlar da gerçekten çok kaliteli ve düzgün çaldılar ya da söylediler. Müzik, şarkılar, insanlar güzel olunca böyle bir koroda olmaktan çok büyük keyif aldım açıkçası.

Sağolsunlar çağırdığım çoğu değerli arkadaşım da beni kırmayarak geldiler konserime, yalnız bırakmadıkları gibi, eminim keyif de almışlardır, zira salonu terk edeni görmedim ben aralarından. Ayrıca annem ve değerli hocam Faruk Birtek de beni kırmayarak gelenler arasındaydılar. Hakikaten güzel ve keyifli geçen 2 bölümlük konserimiz yaklaşık iki saat içersinde bitti. Solomu da alnımın akıyla söyledim çok şükür.

Size konserin en güzel parçasını koyuyorum ki bu parça Gönül Paçacı' nın bestesidir, eli öpülecek denli kaliteli bir beste yapmıştır, şiir de Hilmi Yavuz' undur. İnsanı kendinden geçirecek denli güzel bir şarkı Siyah Sonet keza hicazkâr makamı da öyle :


Pazartesi, Aralık 24, 2007

Öyle Yani

* Alkol karşıtı olma sebeplerimden birisi de tıraş olduktan sonra (bir gün içerisinde) boyun bölgesine sıkılan parfümün verdiği acı -ki bu acı insanı terbiyesizleşmeye sürükler- histir.


* Zeynep Kamil' den bir durak sonrasının Karacaahmet oluşu, bana bugün baya korkutucu geldi, siz de merak ediyorsanız açın bakın neyin ismiymiş bu iki isim.


* Üsküdar' da aradığım anda gelebilecek mesafede bir arkadaşının olması kadar -her ne kadar Selamsız' da da otursa- güzel bir şey yoktur, hele hele bu arkadaşını çok da seviyorsan daha da güzeldir bu. Evet evet doğru bildiniz yılbaşı tatili için İstanbul' a gelen İtalyan Emre Bey' den bahsediyorum. Kendisini bu platformdan sevgiyle anarken yıllığına da en kısa zamanda derinlemesine bakacağımı belirtiyorum.


* Hurin' in Çocukları -ki annem Hûri' nin Çocukları diye okuyup vaktiyle beni eğlendirmiştir- adlı ne zamandır aradığım lezzetteki kitabı sonunda okuyacak vaktim oldu yollarda. Gönül isterdi ki Tolkien yaşasaydı da yazsaydı ayrı ayrı Nargothrond' un, Doriath' ın ve Gondolin' in hikayelerini ayrı ayrı, uzun uzadıya ve yazsaydı böyle Turin vari karakterlerin destanlarını sayfalarca bir Beren olsun, bir Ecthelion olsun bir Glorfindel olsun. Of içlendim bak !


* Bir de :

Bogazici Universitesi

Turk Muzigi Kulubu

"hicazkâr"

Koro ve Saz Eserleri Konseri

Yer: Bogazici Universitesi, Albert Long Hall (Saatli Bina)

Tarih: 27 Aralik 2007, Persembe

Saat: 19.30

Bogazici Universitesi Turk Muzigi Kulubu Korosu olarak gerceklestirdigimiz geleneksellesen donemlik konserlerimizden bu donemki koro konserimizde, bir bestekâr uzerinden gitmektense farkli bir calisma yaparak tek makam uzerinden olusan "hicazkâr" bir repertuar hazirladik. Bolahenk Nuri Bey, Sadullah Aga, Rakim Elkutlu, Haci Ârif Bey, Saadeddin Kaynak gibi degerli bestekârlarin eserlerinin seslendirilecegi programimizda, Gonul Pacaci'nin Hilmi Yavuz'un siirini besteleyerek yaptigi "Siyah Sonnet" adli eseri de dinleme imkanina sahip olacaksiniz. Gonul Pacaci yonetiminde ve konuk sazendeler Pelin Degirmenci (Tanbur), Mahinur Ozustun (Kemence) ve Safinaz Rizeli (Kanun) esliginde gerceklesecek konserimize tum muzikseverleri bekliyoruz.

NOT : Resimlerimizi her zamanki gibi Ted Nasmith Bey' den.

Pazar, Aralık 23, 2007

Bir de

Bir de başımın ağrıdığı iyi oldu, özellikle ense köklerim ağrıdıkça ve alnımdaki damarlar -şakaklarıma yakın olanlar- zonkladıkça keyfime doyum olmuyor, suratımın beş karışlığına şükretmeliydiniz bence keza hâlim en az yedi karışlık, yarın ve öbür gün bir milyon, çarşamba günü de iki milyon tane işim var, bari sonunda bir aksilik olmasa, amacımıza ulaşsak da bir dünyaya açılsak. Bir de zaten burnumdan ıslık çalabiliyordum bol bol artık ciğerlerimden de hırıltılı da olsa ıslık çalabiliyorum nefes alırken, biraz eğitimle çift ses yapabileceğime ve süper babanın girişini çalabileceğime olan inancım kuvvetli, bu sesle yarın ve çarşamba koro provalarında hocaya illallah dedirtmemeyi diliyorum. Amin. Karabiberli balı ne kadar sevsem de antibiyotiksiz çözüm yok gibi bu derde. Derdemez ve Varyemez. Martılar da sevimli hayvanlar vesselam. Ne kadar az yazıyorum diye kendime kızıp yazdığım yazı ancak bu kadar olur. Koskoca Aralık ayı geçti beş yazı ya var ya yok. Elleri çak yo ! Günler uzamaya başlayalı iki koca gün oluyor ve ancak bir taş çatlasa iki dakika uzamışlardır.

Cumartesi, Aralık 22, 2007

Ben de

Ben de istemez miyim yahu sürekli yazılar yazmayı, gençliğimdeki gibi en azından iki günde bir ama işte bazen insanın içi öyle sıkılı oluyor ki bırak bilok yazmayı; konuşmayı, muhabbetti bile reddediyor. Hayırdır inşallah.

Salı, Aralık 18, 2007

Hande-i Sevdâ

Her şey bugün kar mar yağar mı gibi bir şeyler diyen Bahar Hanım' ın Karl Marx dediğini sanmamla başladı, güzel bir güne başlangıcın ardından sevdiğimizi Antalya' ya göndermenin burukluğunu da yaşamadık değil, evvelinde Hanife Hanım ile edilen hoş sohbette solfejin önemlerinin altını çizdik. Sonra Ferraralardan kalkıp bize gelen değerli konuğumuz Emre Bey' i ağırladık, pek özlediğimiz bu şahsiyetin de saçları uzamış. Sakal da bırakınca iyice yakışıklı bir adam olmuş bol bol görüşmek lazım madem daha burda. Sonra Çiler Hanım' ın olmayışı üzerine yarınki Emir Bey Orkestrası zirvemizi iptal ettik. Ne yapayım, bari kendimi Hakkı Bulut' a vereyim ben de. Derin bir felsefe bu bence, Orçay Han yıllar önce vakıf olmuştu buna.


Bir de bir şarkı koyalım şuraya, öyle bir şarkı ki 27 Aralık' ta Türk Müziği Kulübü' nün (BÜTMK) konserinde benden de dinleyebileceğiniz bir şarkı. Hazırlıklarımız devam ediyor.


Cuma, Aralık 14, 2007

Günler Günlerin Ardında

Bir yandan elimdeki bölük pörçük konser vidyosunu izlerken, bir yandan da değerli arkadaşlarıma (sizlerden bahsediyorum) bu yazıyı yazıyorum. Efendim öncelikle konserime davet ettiğim ve gelip de beni mutlu eden, bu güzel gecesinin bir kaç saatini bize ayıran çok değerli insanlara nasıl teşekkür etsem atsam azdır. En vefalı seyircilerimizden en yeni simâlara kadar herkese ! İyi ki varsınız, iyi ki böyle mutlu anlarımda benim yanımda oluyorsunuz, sizlere kendi yaşattığım keyifin yarısını yaşatabiliyorsam ne âlâ.

Ne yazık ki elimde yuutuba yükleyecek bir vidyo yok henüz, o yüzden gelmeyenler bu konserle ilgili bir yargıya varamayacaklar henüz. Belki daha sonra onlara bu şansı tanırız, belli olmaz. Öncelikle değerli orkestra arkadaşlarımı takdim edeyim size tekrar, bir yandan da teşekkür edeyim onlara bu vesileyle.

Nağme Yarkın : Konserimizin solo enstürmanı olan klasik kemençeyi çalan bayandır kendisi, grubumuzun iki sevimli, güzel bayanından birisidir. Enstürmanını o kadar güzel çalar ve o kadar iyi bir insandır ki, kelimeler kifâyetsiz kalır anlatmaya kalkılsa. Klasik kemençeyi de okulumuza tanıtmıştır fikrimce, bunun yanısıra, annesini de hepimiz çok severiz.

Çiler D. : Konserden önce grubumuzun yardımcı solistiyken, konserden sonra dinleyicilerden öğrendim kadarıyla aslında esas solist olan arkadaşımız. Ses ayarındaki problem nedeniyle sesi benden çok çıkmış olabilir ama hâlâ Emir Bey orkestrasıyız çok şükür. Bir çok arkadaşım gelip bu bayanı nerden bulduğumuzu sordu konserden sonra büyülenmiş bir şekilde, ben de onlara dedim kaliteli bir sesi 58 km den tanırım. Bundan sonra ses ayarlarını daha iyi yaparsak ne yetenekli olduğunu daha da iyi anlayacaksınız.

Emir Yargın : Grubumuzun ritm üstâdı olarak takdim ettiğim senelerdir beaber çalıştığım (6. senedir) adaşım, sevdiğim, göz bebeğim. Ahahaha. Bu konserimizde bendir (aslında ebat olarak daire ye daha yakın sanırım) çalarak gönülleri fethetmiş, son şarkıda ben tüm bateristleri silerim bu piyasadan dercesine, bir kuple de bateri çalmıştır. Sonra da bana gelip bugün ayakta çok iyiydim yahu daha uzun çalsaydım keşke demiştir.

Emir Aksoy : Grubun solisti ve gitaristi (hep lead gitar demek istedim kendime ah ah) olarak karşınızdaydım bu konserde. Yoksa çellodan, arpe kadar geniş bir enstürman yelpazem var. Ayrıca konser sonunda şarkı seçimleriniz, sıralamanız ve repertuarınız mükemmeldi iltifatlarını kabul ettim. Ayrıca bu konserde, madem sahneye çıkıyorum, olayın ciddiyetinden ayrılmadığımın kanıtı olarak kravat takacağım bundan sonra felsefesini benimsedim.

Klasik kemençe tarzımıza daha çok uydu gibi geldi Emir Efendi' ye de bana da, Emir Efendi' nin 8 milyon arkadaşı geldi bu arada konserimize nasıl sevindik bilemezsiniz, umarım onların da canını sıkmamışızdır şarkılarımızla. Elimde ne yazık ki adam gibi bir tane fotoğraf var, onda da sadece Nağme Hanım ile ben varım, ama daha zamanla gerekli birikim oluşur elimizde. Şimdilik sembolik olarak onu koyacağım.

Bir yandan da kış konserleri sezonumuzu Taşoda konserimizle kapattık sanırım. Son bir haftadır çıktığımız 3. konserdi Emir Efendi ile ve benim için en değerli olanıydı, kendi projemi ve hayalimdeki müzikleri çaldığımız için olsa gerek. Hayat da böyle bir şey işte, bazen güzel şeyler için baharı beklemek gerekir. Bekleyiveririz canım.

Şimdi buraya konserde çaldığımız tüm şarkıları geçtiğimiz haftasonu Nağme Hanım' ın evinde çaldığımız şekliyle koyacağım, ama provaydı o, arada ufak tefek hatalarımız vardır illa ki, yine de müziğimizle ilgili bir fikriniz olsun. Emir Bey Orkestrası' nın yeni hâlini dinleyin. Hatasaız kul olmaz, hatamla sev beni demiş Orhan Gencabay bile.


Böyle bir hizmeti yıllardır sunmadım vay be. Tüm konser budur !

Not : Beni bu ortamda da yalnız bırakmayan anneme, ağabeyime ve Merve Hanım' a teşekkürlerimi borç bilirim.

Cumartesi, Aralık 08, 2007

Emir Bey Orkestrası Taşoda Konseri


Efendim, şimdi konser sezonları tabiri caizse tekmetokat başladı, belimizi doğrultacak vaktimiz olmadığı gibi arada bir de vizesiydi ödeviydi bu tip şeyler olunca, domdom kurşunu deymiş gibi oluyor insan. Gelin görün ki bu güzide yazının işlevi gündelik sıkıntılardan yakınmaktan ziyade hakkıyla bir Taşoda tanıtımı yapmak, izleyicimizi neyle karşılaşacağına dair bilgilendirmek.

Orkestra üyelerimizi tanıtmakla başlayacağım işe :

Klasik Kemençe : Nağme Yarkın -büyük san' atçıdır kendisi-
Vurmalı Çalgı(lar) : Emir Yargın -büyük ritmcidir kendisi-
Yardımcı Solist : Çiler D. -yanık seslidir kendisi-
Solist ve Gitarist : (bendeniz) Emir Aksoy


Repertuarımız ise şu şekilde olacaktır ki hepsi (bana göre/zaten ben seçtim) mükemmel şarkılardır, bu repertuarı da aynı konserde bizden başka kimse çalamaz kanımca. Bahar Taşodasından bile daha iddialı bir repertuar bu bence. Zorluk açısından değil de güzellik açısından :

* Parisienne Moonlight (Anathema)
* Cumartesi (Feridun Düzağaç)

* 1980 / Sigaramın Dumanına Sarsam (Ezginin Günlüğü)
* Gözyaşlarımızı Bitti mi Sandın (MFÖ)

* Nilüfer (Müslüm Gürses)
* Street Spirit (Radiohead)

Süremiz 45 dakika olacağı ve biz bunun 15 dakikasını ses denemesi ve ayarlamasına ayıracağımız için yaklaşık 30 dakikalık bu 6 şarkıyı sizlere uygun gördük. İsimlerini görünce bile keyfim yerine geliyor vallahi.


Son olarak size bu resimdeki gibi kucak açacağız, çekinmeyin gelin konserimize diye. En önemli bilgileri sona sakladım. Erkenden söylüyorum ki programınızı her şeyden önce bize göre yapın, müzik ruhun gıdasıdır biliyorsunuz, 45 dakika da olsa size huzur sunuyoruz.

Konser Tarihi : 13 Aralık Perşembe
Konser Saati : 17.45' ten 18.30' a kadar.
Konser Yeri : Garanti Kültür Merkezi (Superdorm yanı)

Not : Bence yarım saat ya da 45 dakika erken gelin, hem trafik riskini azaltın, hem ortama adapte olun, hem sosyalleşin, ne bileyim bu tip şeyler, süremiz geç kalınacak kadar uzun değil, aksine kaçırılacak akdar kısa bilmem anlatabildim mi. 17.00 gibi gelin işte.

Not 2 : Kamera, kamera ayağı, kameraman ihtiyacımız her ortamda olduğu gibi burda da olacaktır, fotoğrafçılara da sesleniyorum burdan, herkes elindeki teknolojiyi kapıp getirsin, parası neyse verir(miy)iz.

Not 3 : Bizden bir grup sonra da kardeş grubumuz Jukebox çıkacak sahneye, bizi izleyenlerden onları izlemeyen olmasın rica ediyoruz, Okan Bey' in ve Kral Tv' nin deyimiyle bizimkiler duygusal onlarınkiler hareketli çalışmalar sonuçta, hepsinin yeri ayrı.

Salı, Aralık 04, 2007

Şarkılar Beni Söylemiş

Ben küçükken diye başlanmış hep, küçükken ben desem gereksiz olacak, zaten her ikisi de sen içerdeyken ben gibi değişik sözleri olan yaratıcı bir şiiri ve İbrahim Sadri' yi anımsatıyor bana, bu bahsettiğim adam da Çağlar Bey diye bir arkadaşım var onu anımsatıyor. Her neyse bu girişten bilok yazmaya çok hevesli olduğumu görmüşseniz de konudan sapmak istemem.Bugün lafı geçtiği için çok net aklımda şu an bu konu, ben küçükken çok güzel ilahi söylerdim, kaldığımız lojmandan babamın iş yerine giden yol 30 km kadardı. Servise binince servisteki amca ve teyzelerin de teşvikiyle büyük ihtimal "Sordum sarı çiçeğe annen baban var mıdır?" diye başlardım, iyi de söylerdim lakin R harfini pek basamazdım. Bir de yavuz kelimesi geçen bir şarkı söyletirlerdi hep şayet o günkü şoförümüz Yavuz Ağabey ise. Bir de küçükken (küçüklük dediğim yaşlar her iki örnekte de beşin altındadır) bir sefer Mahmut Amcamların bahçesinde ufak bir çeşme vardı, orda elimi yıkıyordum. Çok net hatırlıyorum uykum gelmişti ve elimi yıkarken uyuyup, kafamı musluğa çarparak -akabinde yararak- uyanmıştım. Elini yıkarken uyumak.

İlk kopyamı çektiğim zamanı hiç hatırlamıyorum, artık o denli normalleşmiş demek ki bu olgu benim için, hoş benim kopya kavramım sağdan soldan (rızasıyla gösteren insanlardan) bakıp geçirmektir, kitap açmakmış, orama burama yazmakmış bana ters. Yine de kastedilen buysa şayet geçen Political Tought dersinde kitap açık vize olduk, ben de kitabın fotokopisinin arsına notlarla dolu bir kaç fotokopi serpiştirip zımbalattım, pek şahane oldu, bu da böyle bir anımdır. Buda öyle bir ilâhtır.

Aslında ben, çok fena heavy metal hatta yer yer progressive metal çalan bir grubum olsun, bu tip şarkılar söyliyeyim, kafa sallayayım falan isterim ama ne sesim bu tip müziğe uygundur ne de şu an çaldığım tarzdan (yumuşak veya nâif diyebiliriz tarzıma) vazgeçebilirim. Lakin bir gün sahnelere çıkacak kadar müzisyen olabilirsem bu yazıyı yazmama vesile olan insanı da -şayet isterse- sahneye davet edip bir şarkı da ona söyletebilirim.

En saçma huyum, dünyanın en düzgün insanıymışım ki bir saattir şu maddeyi düşünüyorum. En saçma huyum sanırım ufak tefek kelime oyunları yapıp, buna pek çok eğlenmektir. Neden saçma çünkü kimse gülmez, çok az insan güler, misal Emir Efendi ile yaptığımız espirileri -ki bunlar da kelime bozmaktan oluşur- başka insanların yanında da yapar kendi kendime çok da eğlenirim, kimse de gülmez, ruh hastası gibiymişim bakarlar. Halbuki hiç de değilim.

Cep telefonum yokyaa zotizikidok, misal işte bu tip kelime deformasyonları beni mutlu eder. Telefonum da beni mutlu eder, ekranı büyük, tuşları gibi. Tuşların basımı eskiden çok rahattı yaşlandı sertleşti, inanılmaz fotoğraf çekerdi iki yazı öncesine kadar bu biloğun %95 fotoğrafını o telefon çekmiştir, şu an da % 94 olsun, mesajları silmeye kıyamadığım için (ikibin küsür) biraz yavaşladı bu aralar.

Aşk dediğin şarkı söylerken göz teması kurabildiğin -üç saniyeden uzun- ve gözünü ısrarla kaçırmadığın kişiyle arandaki kuvvvetli bağdır, böyle bir kişi varsa ve aranda bir bağ yoksa ya kurulacaktır, ya da biri gelir seni döver. Neticede gitgide kazanmaya çalıştığım bir alışkanlık şarkı söylerken insanların gözlerin bakabilmek, kazanıyorum da ama biliyorum ki bir kişinin gözlerine hiç sıkılmadan, strese girmeden 47 şarkı boyunca bakabilirim. Bence bu aşk olabilir. Evet.

En sevdiğim bilok ise ayda yılda bir de güncellense Orçay Han' ınki, konuşmuş kadar oluyorum okuyunca, kendisini özlediğim için de okumak hoşuma gidiyor, hasret gidertiyor herhalde. O böyle uzun yazıları okumadığı için bu ilân-ı aşkım boşa gidecek ama severim o biloku neticede.Aslında bu bir zincir, değerli Beyhan Ablam' dan bağlandı bana da, ben de birine bağlayacağım umarım ki devam ettirir bağladığımız. Bağladığımız o zaman Deryik Hanım olsun ne dersiniz?

* Resimlerimiz Ted Nasmith' ten yine! Mükemmeller!