Pazar, Şubat 26, 2017

Karşılaştığım Müzikler #0007 || 170226


Geldik Karşılaştığım Müzikler serimin 7. yazısına. Maşallah bu aralar müzikal üretim çok hızlı, her gün yeni şarkılara, albümlere ve onların bir kısmının videolarına denk geliyorum. Neyse girizgâhı fazla uzatmayalım geçelim bu yazının şarkılarına.

---

1. Gizem Nur Copçuoğlu - Neme Yetmez



Önceki Karşılaştığım Müzikler yazılarının birinde daha bir konser videosu ile yer almıştı sevgili Gizem Nur Copçuoğlu. Kendisi bu çağın en yetenekli, en güzel üslûplu Türk Müziği icrâcılarından. Senelerdir hep konuşuruz bir ara bir kayıt yapalım diye, kısmet 2017'ye imiş. Annemin ev sahipliğinde Yeldeğirmeni Stüdyolarımızda gerçekleştirdiğimiz bu pek güzel kayıtta (evet kamerayla gezinmeyi biraz abartmışım ama olsun bunlar hep deneyim) Gizem'den bestesi Cinuçen Tanrıkorur'a güftesi Şükûfe Nihal Başar'a ait o güzel Uzzal Nakış Yürük Semaî'yi dinliyoruz. Sözler mi, müzik mi, yoksa icrâ mı daha zarif bilemiyorum ama bu denli güzel bir güfteyi buraya iliştirmeden geçemeyeceğim, siz de bir yandan dinlerken bir yandan da sözlere özellikle dikkat edin diye.

Yakut, mine, zümrüt bana birdir kayalarla,
Bir gül dikeninden kanayan el neme yetmez?
Kâşane, sedir, sırma, ışık onların olsun
Bir köhne kitap, bir sarı kandil neme yetmez?

Bir çölde biten dal gibi ıssızsa bu gönlüm,
Dost âleminin ettiği kem söz neme yetmez?
Vardır anacak bir gün olup ismimi elbet
Bir servinin altında dolan göz neme yetmez?

2. Ceyl'an Ertem - Efsunlu Dünya



Ceyl'an Ertem ile ilgili ne desem ne yazsam düşündüklerimi tam yansıtamayacağımdan korkuyorum, kendisi ülkedeki en saygı duyduğum müzisyenlerden biri keza. Yeni muazzam albümü Yine de Amin'in ilk klibi Efsunlu Dünya adlı parçaya geldi. Merve ile lansmanına da gittik, dikildik en önden izledik tüm konseri, ayrıca bir Müziğe Dair yazısı yazacağım kendisiyle ilgili. Efsunlu Dünya ağıtvâri bir şarkı. Cenk Erdoğan ile birlikte yapmışlar bu şarkıyı Son Bakış'tan doğmuş biraz da. İlk of'ta ölmezseniz sonrasına da dayanırsınız. Aşıkların da dediği gibi: İnsan zâlim insan âlim insan bir bilmece.

3. Yıldız Tilbe - Sevgililer Günü



"Sevgililer günü bir gün, ben sana ölürüm her gün, sevgililer günü bir gün, ben seni severim her gün, sevgililer günü bir kez, sen benim aşkımsın bunu bilsin herkes." Yıldız Tilbe tam 14 Şubat'tan bir gün önce yayınladığı bu şarkıyla nice sevgiliye bir marş kazandırdı. Şarkıyı dinlemek ve klibi izlemek insanın direkt gülümsemesine sebep oluyor. Yıldız Tilbe'nin kendine has tarzı ve dansı her zamanki gibi klibe damgasını vurmuş, özetle seviyoruz.

4. Sertab Erener & Ekin Beril - Kime Diyorum



Konu Sevgililer Günü'nden açılmışken Sertab Erener'in Ekin Beril ile yaptığı bu düeti de paylaşmazsam olmazdı. Geçtiğimiz günlerde vapurda insanların karşısına çıkıp kalpleri eriten Sertab Erener, bununla yetinmeyip bu canavar gençle yaptığı ortaklık ile eminim hem Ekin'in işlerinin başka bir kitleye tanıtılmasına vesile olmuş, hem de bambaşka bir genç kitlede kendi tanınırlığını artırmıştır. Ekin Beril'in işlerine YouTube kanalından göz atmalısınız, gözleriniz büyüyecek.

5. Canberk Ünsal - Ellerinde Köklerin



Canberk Ünsal'ın yeni şarkısı Ellerinde Köklerin özlediğim ve 20 yıldır pek de karşılaşmadığım o güzel doksanlar seslerini anımsattı bana. Hazır bu videodan başlamışken kendisinin diğer bestelerini ve yorumlarını da bir dinleyin YouTube kanalından. Ara ara bahsediyorum ama hepsinden evvelden beri birikmiş nice şarkı var orada.

6. Vera & Aylin Aslım - Elveda



Mahallemizin raksıtarları sevgili Vera da bu geçtiğimiz süreçte geçtiğimiz sene çıkarttıkları son albümleri Bir Yangın Var'dan yeni bir klip yayınladılar: Elveda. Yakışıklı dostlarımıza bu şarkılarında sevgili Aylin Aslım eşlik ediyor. Klipteki ışıklı evi ayrıca sevdim.

7. Baturay Yarkın - Sun in Rotterdam



Bugüne kadarki pek çok Karşılaştığım Müzikler listesinde Yarkınların bahsi geçmiştir. Bu kez Baturay Yarkın'ın Rotterdam'da kaydettiği bir bestesi ile karşı karşıyayız. Kendisine kontrbasta Daniele Marrone, davulda Denis Baeten'ın eşlik ettiği kaydın ses mühendisi ise Jurrit Lighteringen imiş. Şayet Yarkın kardeşlerin her ikisini de özlediyseniz sizi hemen Yarkın Duo'nun Tofig Guliyev'in unutulmaz eseri Yalgızam'ı yorumladıkları şu güzide kayda yönlendireyim, Baturay'ın düzenlemesiyle ve Nağme'nin kemençesiyle kendinizden geçin.

8. Hedonutopia - Maymun Kral



Sosyal medya hesaplarımda karşıma çıkan ve dinleyince şaşırtan Maymun Kral adlı bu şarkı ve klip, Hedonutopia'nın geçtiğimiz senenin sonunda çıkarttığı Ucube Dizayn albümünün bir parçası. Dinleyin, siz de şaşıracaksınız.

9. Ömer Türkoğlu - 302



Kesinlikle çok etkileyici bir şarkı. Hemen hemen her Karşılaştığım Müzikler yazısında yer alan Bi' Şarkım Var! Stüdyo albümünden bir klip daha, Ömer Türkoğlu'nun 302'si. Kendisinin güzel sözleri ve sakin icrâsına kayıtta Cansun Küçüktürk ve Christian Thomé eşlik ediyor. Şarkıyı eminim Ömer Türkoğlu tek başına çalıp söylese de çok güzel bir kayıt olurdu ama bu iki isim şarkıyı bambaşka bir boyuta taşımış, ayrı hislere ve bu hislerin ayrı şekillerde dışa vurumuna ses olmuşlar bana kalırsa.

10. Haşmet Asilkan - Senden Nefret Ediyorum Canan


Haşmet Asilkan ile tanışıklığımız Pürtelaş 3+1'e dayanıyor. İşin üzücü yanı o günkü çekimlere ben gidememiştim ve Pürtelaş'ın en iyi bölümlerinden birini canlı canlı kaydedilirken dinleme/izleme fırsatını böylece kaçırdım, yine de bir şekilde online olarak kendileriyle tanıştık. Senden Nefret Ediyorum Canan da tıpkı diğer Haşmet Asilkan şarkıları gibi pek nevi şahsına münhasır bir eser. Dinleyin, etkilenmeden edemeyeceksiniz, hele o trompet!

11. İhtiyaç Molası - Bir Gül Yeter


Ağabeylerimiz İhtiyaç Molası, son albümleri Kapılar'ın stüdyo videolarını peyderpey yayınlamaya devam ediyor, ben de bu videoları keyifle dinlemeye devam ediyorum. Her yeni paylaşımda aynı heyecanı duyuyorum istisnasız. Bu parçamız gülmekten imtina edenlere gelsin.

12. Bertuğ Cemil - Rock'n Roll Hoochie Coo


Bertuğ Cemil sürekli üretmeye devam ediyor, bu izleyeceğiniz video Garden Sessions adlı bahçe kayıtlarının ilki, sanıyorum ben bu yazıyı yayınlayana dek ikincisi ve üçüncüsü de meydana çıktı. YouTube kanalında bahçesinde çalıp söylediği parçaları paylaşmaya devam ediyor özetle Bertuğ Cemil. Dinlediğimiz eser Johnny Winter'e aitmiş. Ayrıca videonun başında meraklı bir kedi tatlılığına maruz kalacaksınız, baştan uyarayım.

13. Caner Derici - A Change of Seasons


Çok sevgili Caner Derici, bu videoda Dream Theater'ın destansı eseri A Change of Seasons'ı adeta "Ee ne var kardeş ben de çalarım" dercesine üzerine çalmış. Dinlerken fark ettim hem şarkıyı hem de kendisini özlemişim.

14. Emre Akbay & Merve Çalkan - Günler Boyu


Yumuşacık bir şarkı, yumuşacık iki ses, Sofar Festival performanslarıyla. Dinlerken ben sanki suyun yüzeyine uzanmışım, ama su da bir akar suymuş, su akarken ben de nehrin kenarındaki ağaçların dallarını izleye izleye gökyüzüne bakıyormuşum gibi hissettim. Analoji gibi analoji. Emre Akbay ve Merve Çalkan'ı da takipte kalabilirsiniz.

15. KZU - Kurşun Yedim


Emir Yargın'ın son albümü Geri Dönüşüm Kutusundaki Anılar'ın müzikal ortağı olarak hayatımıza giren KZU, İstanbul'dan uzakta kurşuna kafa atan bir yeniden inşâya imza atmış. Azer Bülbül'ün sol yanından Kurşun Yedim beyanı, KZU'nun elinde bir LZRBLBL düetine evrilmiş. Bol elektrikli müzikler sevenler affetmesin.

16. Tahribad-ı İsyan - Suç mu?


Adamlar özetle "Burada doğmak suç mu kardeş" diye sormuşlar, rap rap rap.

17. Gevende - Vertigo


Gevende yine ateşler etmiş, stüdyo albümleri olarak baktığımızda verilen uzunca bir aranın ardından geçtiğimiz günlerde taptaze bir albüm dünyaya getirdiler: Kırınardı. Dinleyin, gaza gelin.

18. Hayki - B1R


İtiraf edeyim o kadar zamandır etiket politikasına maruz kalıyorum ve artık ben de artık bunun bir parçası haline geldim ki, şarkıyı dinledikten sonra "yahu bu adam kimdir necidir" diye bir ufak tur attım geldim. Her birleştirici iş yapıyormuş imajı çizenin öyle olmadığını defalarca deneyimlediğim için de olabilir bu durum tabii ama bu rap hoşuma gitti. Sözler ustaca ve zorlama gelmedi, video da güzel, pür dikkat izlettiriyor kelime akışları ve görsel oyunlarıyla.

19. Neval - Terelelli


Son yazıdan bu yana karşıma çıkan değişik işlerden bir diğeri de bu şarkı. "Senin gözlerin bir malta eriği gibi" diye hangi şarkı söze girse dikkatimi çekerdi zaten. İçinde kanun var, saba makamı var, elektronik sesler var, orijinal sözler var. Dinleyin bakalım, sizler ne düşüneceksiniz.

---

Geldik diğer müzikli paylaşımlara.

- Serhan Erkol'un, Ercüment OrkutAlper Yilmaz ve Volkan Öktem ile dörtlü olarak kaydettiği ilk albümü Motel ATM, Kabak & Lin etiketiyle yayınlanmış. Caz seven dostlara duyuralım.

- Bir diğer şahane haber ise Lara Di Lara'dan geldi ve bir süredir heyecanla beklediğim Hazineler İçindesin albümü yayınlandı! Çok güzel bir albüm, birkaç tur çevirip dinledim hızlıca, umarım bu güzel albümden pek çok şarkı kliplenir de onları da ayrı ayrı gelecekteki Karşılaştığım Müzikler yazılarında paylaşırım.

- Uzelli'den şahane bir haber aldım geçenlerde. Kendileri yakında Uzelli Psychedelic Anadolu adı altında 70 ve 80'ler saykodelik Türkçe müziklerini derleyip yayınlayacaklarmış. Bu projede Kornelia'nın da emeği büyük, heyecanla bekliyoruz artık!

- Sevgili Efe Kerem Sözeri'nin geçtiğimiz günlerde paylaştığı Hayır'lı Şarkılar başlıklı yazısı da okumaya ve dinlemeye değer. Kendininkini işin içine katmamış, onu da ben şuraya bırakayım, Burçak Tarlası üzerine bir güzelleme.

---

Tekrar eden not: Mesela bu şarkıları ya da albümleri dinlediniz, beğendiniz, naçizane tavsiyem seveceğini düşündüğünüz birilerine de yollayın ya da dinletin. Böylece güzel müziklerin de kötü müzikler kadar yayılma şansı olur.

Serinin önceki yazılarına buradan ulaşabilirsiniz:

Pazartesi, Şubat 20, 2017

Müziğe Dair #0002 || Nihil Piraye


Evet bu müziğe dair yazıları da yavaş yavaş bir seri haline geliyor. Belki bunları da başlıklarına göre tıpkı Okuduğum Kitaplar, Karşılaştığım Müzikler serileri gibi numaralandırıp düzenlemeliyim. Hatta dur bu yazıyı öyle yapayım. Öncekileri de düzenleyeyim ardından.

Tam olarak kafamdaki format Şirin Soysal'ın Müziğine Dair yazısındaki format, o yüzden o yazıyı bu serinin ilki olarak sayıyorum ve başlığını düzenliyorum. Ondan önceki bir adet Adamlar yazısını ve iki adet Kalben yazısını da bu serinin öncülleri olarak başlıklarını değiştirmeden işaretliyorum.

Önceki Müziğe Dair yazıları:


---

Bu yazımın konuğu Nihil Piraye. Biraz da "ağabeylik" sıfatıma sığınarak hikâyenin en başından başlamak istiyorum. Bu adamların müzikal hikâyesinin en başı değil tabii bahsettiğim nokta, benim Mispis ile tanışmamı kast ediyorum.


Sene 2010 veya 2011 sanırım. Sakareller'in Beş Dakika Daha adlı albümleri yayınlanmış, grubun gitaristi sevgili Uğur ise fizik doktorası için Yeni Dünya'ya gitmek durumunda. Meğer ben de yedek kulübesinde oturuyormuşum da haberim yokmuş. Uğur'un yokluğunda Sakareller'in bir gitarı bana emanet edildi hasılı kelam. Ben de yıllanmış bu şarkıları adam gibi çalabileyim diye hem Uğur ile hem kendi başıma hem de Sakareller kadrosuyla sıkı bir çalışma hâli içindeyim. Sakareller'in Tünel'de bir stüdyosu var, Replikas ile paylaştığı. Replikas ise o aralar Peyote'nin oradaki stüdyoya taşınma sürecine giriyor, işbu noktada Uğur aracılığıyla Mispis devreye giriyor ve Sakareller'in stüdyosundaki Replikas'tan boşalan ortaklık koltuğuna oturma teklifiyle karşımıza çıkıyorlar.

Böylece yollar kesişiyor, Uğur diyor ki "adamlar canavar gibi müzik yapıyor", sonra bir konserlerine gidiyoruz Peyote'de, o gün de yüzlerine söylediğim üzere Mispis şehirdeki favori grubum oluyor. O günkü kadroları Zafer, Berk, Çağlar ve Birant. Benim gözümdeki tek meşru Mispis kadrosu da bu zaten. Bu kadro büyük kısmına benim de bizzat şahit olduğum cayır cayır nice Peyote konseri veriyor ve Görkem Karabudak prodüktörlüğünde Düşbükey adlı bana göre pek güzel ve kalıcı bir de albüm yayınlıyorlar.


Mispis bence çift taşıyıcılı bir proje, Zafer ve Berk bu projenin yürütücüleri, liseden beri birlikte müzik yapan iki dost zaten kendileri. Neyse ben bu Düşbükey albümünden sonra kendilerini bir süre gözden kaybettim, Mispis o sırada biraz form değiştirmiş, başka sesler peşinde koşmuş falan filan derken ben geri dönesiye kadar bir de baktım ki artık Nihil Piraye adlı bir oluşum var. "Mispis artık yok mu?" sorusunun cevabı ise resmi olarak böyle bir duyuru yapılmasa da uygulamada "Mispis evrildi" şeklinde sanırım. Neyse böylece Nihil Piraye hayatımıza girmiş oluyor, yine Zafer ve Berk'in yürütücülüğünde. Konserler, videolar falan derken bu ekibin yeni formatlarında da çok güzel müzik yaptığını görüyor ve rahatlıyorum. Malum insanın şehirdeki favori grubunu bulması hiç kolay değil, bulup da kaybetmesi ise daha üzücü.


Nihil Piraye de elindeki şarkıları bir albüm olarak topluyor uzun süren çalışmaların sonunda ve ilk albümleri Sanduka'yı yayınlıyorlar. Yine Görkem Karabudak'ın prodüktörlüğünde, hatta Arto Tunçboyacıyan'ın da bazı destekleriyle. Ancak bu şarkıları yaptıkları süreçten kaydettikleri sürece kadar olan vaktin uzunluğundan mıdır bilinmez sanki bu albüm ekibin içine pek sinmiyor gibi. Ben burada kendimi yine bu içe sinmeyişin dışında tutuyorum, keza gayet güzel bir albüm bana kalırsa Sanduka, ama Zafer ve Berk ile denk gelip konuştuğum zaman tam olarak çıkartmak istedikleri sesin bu olmadığını hissediyorum.


Derken 2016 ile birlikte Değildir serisini yayınlamaya başlıyorlar. Değildir, belli aralıklarla yayınlanan teklilerin (şu ana kadar yayınlananların çoğu da videoluydu) bütünün adı. Yani hâlâ tamamlanmaya devam eden bir proje. Evde Kimse Yok ile çok sıkı bir başlangıç yaptıkları Değildir projesinden itibaren Nihil Piraye bana kalırsa sadece ses değil duruş da değiştiriyor. Her yeni şarkıyı heyecanla bekliyorum açıkçası. Şu ana kadar Evde Kimse Yok'un ardından, Uçaklar ve Elmalar, Ruh, Olmaz Olmaz ve İsmin Uzayda Kayboldu adlı şarkıları yayınladılar, sonuncusunun klibi yok sanırım henüz.

Gelelim birkaç cümle evvel bahsettiğim ses ve duruş değişikliğine. Öncelikle ekip artık daha farklı. Zafer Sernikli ve Berk Sivrikaya'nın yanı sıra güncel kadroda Alp Alptekin, Ozan Çirkinoğlu, Erentuğ Turan, Yağız Nevzat İpek ve Emre Dereli yer alıyor. Müziğin elektronik yanının daha öne çıktığı, synth'lerin ön planda olduğu bir ses yapısı ile karşı karşıyayız artık, diğer enstrümanlar da bu duruma hizmet eder bir üslupta. Bunun yanı sıra çift davul var ki özellikle canlı deneyimlerde bire üç koyuyor! Yine anladığım kadarıyla şu an çıkarttıkları bu sesten de gayet memnunlar ve aradıklarını -en azından şimdilik- bulmuş gibi görünüyorlar.


Duruş değişikliğine gelirsek ekipte yaptıkları işin "muasır medeniyetler seviyesinde" olduğuna dair bir farkındalık var gibi artık. Benim şahsi fikrim hep bu yöndeydi gerçi yani bu yaptıkları sadece yerel, bölgesel standartlarda iyi bir iş değil, böyle güzel müzikler dünyanın her yerinde beğeni topluyor. Nihil Piraye de bu yaptığı işi daha evrensel standartlara uygun paylaşıp daha kaliteli bir iletişim yapıyor. Sevgili Tuğçe Yapıcı'nın iletişimin yöntemlerinin de bunda büyük payı var muhakkak. Ayrıca şarkıları tek tek ve doğru mecralarda paylaşmak günümüzün müzik tüketim alışkanlığına daha uygun gibi, hemen her paylaşılan işi videolandırmak da çok değerli bir emek aynı şekilde, burada da sevgili Tunahan Emre Bilgin'e bir selam gönderelim. Kısacası ekibin sadece sahnede çalan müzisyenlerden değil de iletişimi yöneten, klipleri çeken insanlarla daha büyük bir topluluktan oluşmasını çok doğru ve önemli buluyorum. Müziği yapanlar kadar yapılan müziği insanlara ulaştıranlar ve anlatanlar da çok önemli ve bence bizim alternatif müzik piyasasındaki belki de en kötü yönetilen ya da en görmezden gelinen konu bu. Özetle Nihil Piraye işin kendine düşen kısmını tüm ekibiyle gayet iyi yapıyor, bu saatten sonra iş onlardan çıkmış oluyor. Dinleyicilere, müzik kâşiflerine, müzik yazarlarına, radyoculara, televizyonculara kalıyor işin gerisi. Gönül isterdi ki bu saydığımız diğer taraflar da işlerini süper yapsın, ülkece hep güzel müzikler dinleyelim ve üretelim ama şu an elimizdeki tek tük yaptığı işi ciddiye alıp düzgün yapan insana şükrediyoruz.


Konserlerle ilgili de birkaç şey söyleyeyim. Bu yeni formatlarının (Haydi buna Değildir vizyonu diyelim.) ardından da 2-3 konserlerine gittim. Her müzik için geçerli bir cümle belki ama Nihil Piraye'yi canlı dinlemek gerçekten müzik deneyiminizi çok daha güzelleştiriyor. Bu noktada tabii konseri dinlediğiniz mekanın kapasitesi, sesi kurgulayan yöneten insanların başarısı da duyduğunuz/yaşadığınız deneyimi daha iyi veya daha kötü hale getirebiliyor. Son gittiğim Nihil Piraye konseri Zorlu PSM'nin Stüdyo adlı yeni sahnesindeydi. Zorlu gerçekten de paranın satın alabileceği her şeyi almış. Ses sistemi, sahne, ışıklar, alanın düzeni ve bunların hepsinin yönetimi çok iyiydi, öyle olunca konser de her zamanki konserlerin 2-3 katı etkiliyor insanı. Böyle alternatif işlere uygun canavar sahneler görmek ve oralarda Lokalize gibi vizyonlu etkinliklerle karşılaşmak eminim her müzik dinleyicisi için heyecan vericidir. Ha peki Zorlu'nun bu "parayla saadet olur" şeklinde inşa ettiği mekanı benim favori konser mekanım oldu mu? Şimdilik hayır çünkü daha çok fırın yaşanmışlığa ihtiyacı var. Bir Peyote'nin bir Karga'nın yanına gelmesine bir fırın yılı, yolu, vizyonu var henüz. Ama adamlar Berlin mekanı gibi mekanı şehrin göbeğine yerin altına kurunca insan yine de bir hayret etmeden edemiyor. Özetle tüm müzikler gibi Nihil Piraye'yi de şiddetle canlı dinlemenizi tavsiye ediyorum. Gitmek istersiniz, denk gelirsiniz ama paranız olmazsa bir seslenin, Tuğçe Ablanız size bir güzellik yapar.


Son olarak da Nihil Piraye'nin bu müzikal yolculuğunun hiç bitmemesini diliyorum. Dediğim gibi favori müzisyenleri bulmak zor, kaybetmek daha da zor. Değişmekten, evrilmekten, öğrenmekten korkmayan, kafası zehir gibi çalışan, belli sınırlara takılıp kalmayan böyle müzisyenlere çok ihtiyacımız var bence ülkece. Hiç olmazsa diğerlerine örnek göstermek için. Kendilerini takip edebileceğinizi bağlantıları da şuraya bırakayım ki siz de takip edebilin:


Pazartesi, Şubat 13, 2017

Karşılaştığım Müzikler #0006 || 170213


Bu aralar müzik camiası bir hızlandı maşallah. Her gün birbirinden güzel şarkılara, albümlere, haberlere denk geliyorum; bu da sanat (müzik) durmazsa hayatın durmayacağına olan inancımla içimde bir miktar umudun yeşermesine vesile oluyor. Gündemimiz leş gibi, yaşadıklarımız, maruz kaldıklarımız, şahit olduklarımız, taraf olduklarımız, karşı durduklarımız her şeyimizle de bu leşliğin bir parçası olmaktan kurtulamıyoruz ne yazık. Bari bunların kirletemediği dünyalara, müziklere, kitaplara dalalım diyor, hızla bir önceki yazıdan bu yana karşılaştığım müziklere geçiyorum.

---

1. Ruşen Alkar - Dip Nere


Yine serinin diğer yazılarındaki gibi Bi' Şarkım Var! Stüdyo adlı derleme albümden bir şarkımız var bu yazının girişinde. Hatta yazının devamında aynı albümden bir başka şarkı daha göreceksiniz. Ruşen Alkar'ın Dip Nere adlı güzel şarkısını dinliyor ve kayıt videosunu izliyoruz, kayıttaki ekip de şahane. Şahsen hayranı olduğum İzzet Kızıl'ın ritimlerine Ayşe Tütüncü piyanosu ve Apostolos Sideris kontrbası ile eşlik ediyor. Ben ne zaman "daha kötü ne olabilir" desem, daha kötüsü oluyor, o yüzden "dip nere?" sorusunu sormaya korkuyorum ama Ruşen Alkar pek güzel sormuş.

2. Bubituzak - Boyutlar (albüm)


Bir önceki müzikli yazımda Bubituzak'ın yeni şarkısı çıkmış diyerek Ateş Olsan'ı paylaşmıştım, hiçbir Allah'ın kulu da çıkıp demedi ki yahu ne şarkısı adamlar albüm yaptı albüm diye. Evet geç olsun güç olmasın. Albümden kulaklarıma bol bol Akdeniz rüzgarları esti, tüm sahilleriyle. Bubituzak'ın ilk albümü Uzay Yolları Taşlı'yı hâlâ çevire çevire dinleriz Merve ile, 2017 çıkışlı Boyutlar da çevire çevire dinleneceklere eklendi tümüyle. Dinleyeceğiniz şarkı ise albümün giriş şarkısı Harakiri.

3. Tuğçe Kurtiş - İstanbul'a


Tuğçe Kurtiş'i birkaç sene evvel karşıma çıkan Santi ile birlikte hazırladıkları Urfa'nın Etrafı yorumuyla tanımış ve çok beğenmiştim. O günden bugüne yine çağdaş uygarlık seviyesinde işler yapmaya devam etmiş, yaptıklarının sonuncusu da İstanbul'a adlı bu etkileyici çalışma. Bunu da Santi ile birlikte yapmışlar, takip etmenizi ve diğer işlerini de dinlemenizi öneririm.

4. Ülkü Aybala Sunat - İhtimaller


Sıradaki videomuzda ise Ülkü Aybala Sunatİhtimaller adlı şarkısını bir Sofar konserinde seslendirirken dinliyoruz. Yanında da caz ve cazlı müzikler piyasasının tekelleşen gitaristi Eylül Biçer sadece gitar çalmakla kalmıyor, yer yer sesi, yer yer ıslığıyla şarkıya eşlik ediyor. Çok tatlı şarkı, çok da tatlı bir performans.

5. Peyk - You Betcha


Abileri bu kez de İngilizce dinliyor, bu parçalarını Türkçe bilmeyen eşe dosta da gönderebilmenin heyecanını yaşıyoruz. Peyk'in ilk İngilizce parçası You Betcha huzurlarınızda. Favori gruplarımdan, her daim her işleri çevire çevire dinlenenler listeme doğrudan giriyor.

6. Canberk Ünsal - Zor Yıllar


Sevgili dostum Canberk Ünsal kendi şarkılarımla verem edemediklerimi nasıl öldürebilirim diye düşünmüş ve yardımına Sezen Aksu yetişmiş. Şaka bir yana çok güzel bir Sezen Aksu şarkısının çok güzel bir yorumu var karşınızda: Zor Yıllar. Şarkıyı Sezen Aksu seslendiriyor ama sözü ve müziği Livaneli kardeşlerin bu arada, hissediyor insan zaten. Ne şans ki Canberk'in kayıtlarını ilk dinleyenlerden oluyorum hep.

Yasal uyarı: Uzun yolda falan tekrara almayın şarkıyı, şarampollerden toplamayalım hiçbirinizi.

7. Turgay Demiryürek - Yaşar Yaşar


Listedeki ikinci Bi' Şarkım Var! Stüdyo albümü şarkısı ise Mitanni'den tanıdığımız Turgay Demiryürek'in insanı sallanıp yuvarlanmaya zorlayan şarkısı Yaşar Yaşar. Ben ki kederli şarkılar dinlemeye alışık, tempolu şarkıları yadırgayan bir insanım, kafamı sallaya sallaya dinledim yeminle. Bir de tabii ki Tamer Temel efsane icrâsıyla şarkıyı taçlandırmış, önünde saygıyla eğiliyorum.

8. Palmiyeler - II (Venus) (albüm)


Önceki müzik yazılarından birinde Palmiyeler'in Karbeyaz şarkısının klibini paylaşmıştım. İşte o şarkının da içinde yer aldığı ikinci albümlerinin tamamını geçtiğimiz günlerde yayınladı Palmiyeler. Albümün adı II (Venus). Yine sizi bizim diyarların derdinden tasasından uzaklaştırıp bambaşka yerlere götürecek bir albüm olmuş; sesler, şarkılar, hisler pek güzel, dinleyiniz. Tüm albümü tek video olarak paylaşmışlar, ilk dinleyeceğiniz duygusal çalışmanın adı Venus ki bu şarkı az daha albüme adını da veriyormuş.

9. Alper Anık - Yıldızlar


Alper Anık videoda da göreceğiniz üzere oturmuş Pinhani'nin belki de en güzel şarkısı Yıldızlar'ı kanal kanal kaydetmiş, mis gibi tatlı bir yorum yapmış. Benim ruhumu dinlendirdi, dedim belki sizinkini de dinlendirir benim aracılığımla.

---

Geldik diğer müzikli paylaşımlara:

- Çok heyecanla beklediğim bir albüm geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Ceyl'an Ertem'in Yine de Amin albümü. Çok güzel hatta çok çok güzel, şuraya tıklayın tanıtım videosunu izleyin, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Çok önemli cümleler var videoda ve çok güzel insanlar. Son haftalarda sürekli çevirerek dinlediğim 2 albüm var biri Sezen Aksu'nun son albümü diğeri de Ceyl'an Ertem'in. Her ikisi ile de ilgili ayrı ayrı yazmak istiyorum ilk fırsatta.

- Bir başka şahane müzikal karşılaşma ise Dr. Skull'ın YouTube kanalı ile denk gelmemdi. Albümlerinin tamamını yeniden elden geçirilmiş halleriyle kanallarına yüklemişler. Türk rock tarihinin en efsanevi ekiplerinden biri bence Dr. Skull. Sanki yanlış zamanda yanlış yerde var olmuşlar gibi hissediyorum hep onları dinlediğimde. Şu an ekiptekilerin üçü profesör biri doçentmiş. Hey gidi vay! Kanalı açınca sizi efsaneler efsanesi Princess karşılıyor.

- Geçtiğimi günlerde Tayfun Polat şu kaydı paylaşmış, ara ara olduğu gibi yine derinlere daldım bu vesileyle, arşivlerde hayran hayran gezdim geldim. Ölümsüzler adlı gruptan Bin Cellat Sofrası'nı dinliyoruz. Kayıt yılı 1976, beste Vedat Somay'ın, saksafonda İsmet Sıral, basta Onno Tunç, davulda Okay Temiz, gitar ve vokalde Orhan Atasoy ile Vedat Somay var. Daha kim olsun ki, gerçekten de Ölümsüzler.

- Kürk Mantolu Madonna'nın blogunda Orçun Çanaklı'nın bir icrasına denk geldim, Uzay Heparı'nın Karanfil'ini çalmış, çok etkilendim, siz de yazıyı okuyun ve okurken bu şarkıyı dinleyin derim. Sonra da YouTube'dan Orçun Çanaklı'nın diğer kayıtlarına baktım, kendisinin yorumuyla bir Uzay Heparı ve Onno Tunç ortaklığı daha iliştireyim şuraya: Uçurtma Bayramları.

- Bir de geçen gün Anadolu'nun Kayıp Şarkıları adlı bir belgeselin (Nezih Ünen çekmiş.) bir sahnesine denk geldim. Belgeselin tamamını ilk fırsatta izleyeceğim, daha izlemeden heyecanlandım, siz de izleyin derim.

- Ozan Tekin de bu arada bir süredir yakında paylaşacağını duyurduğu EP'sini paylaştı. Böylece kendisinin şarkı formundaki eserlerini de görmüş olduk. Seyrek Rifat adındaki bu projenin 3 şarkılık ilk kısa çaları Ayrık'a Spotify'dan ulaşabilirsiniz.

- Geçtiğimiz haftalarda Nihil Piraye'nin konserini dinlemek üzere sevgili Tuğçe'nin davetiyle Zorlu PSM'ye gittim, Nihil Piraye ile ilgili uzunca ayrı bir yazı yazmak istiyorum zaten, bu arada yeni bir şarkı daha paylaştılar geçen gün: İsmin Uzayda Kayboldu. Her neyse yazacağım yazıda kendilerini bolca överim, şimdilik Zorlu'nun "para var huzur var" temalı salonunu ve Lokalize adlı etkinlikler bütününü beğendiğimi söyleyeyim, bir de Islandman adlı ekibi yakalarsanız canlı dinleyin, affetmeyin.

---

Tekrar eden not: Mesela bu şarkıları ya da albümleri dinlediniz, beğendiniz, naçizane tavsiyem seveceğini düşündüğünüz birilerine de yollayın ya da dinletin. Böylece güzel müziklerin de kötü müzikler kadar yayılma şansı olur.

Serinin önceki yazılarına buradan ulaşabilirsiniz:

Çarşamba, Şubat 01, 2017

Okuduğum Kitaplar #0003 || 170201


Son Okuduğum Kitaplar yazısından bu yana iki ay geçmiş, biraz kitap okuma hızım düşmüş ama misafirlerimiz oldu, toplu taşımaya az bindim gibi belli başlı bahanelerim var tabii ki. Biliyorsunuz insan her konuda en süper bahaneleri kendine üretir. Bu yazımda Harry Potter serisine bir son verirken sonrasında tamamen serbest şekilde daldan dala türden türe okuduklarımı göreceksiniz. Her zamanki gibi çocuk kitapları da yine işin içinde olacaklar. Buyurun ufaktan anlatıp sizi de bu kitapları merak etmeye zorlayayım.

---

1. Harry Potter ve Melez Prens (Yazarı: J. K. Rowling || 2005 || Çeviren: Sevin Okyay - Kutlukhan Kutlu || Orijinali: Harry Potter and the Half-Blood Prince)


Serinin altıncı kitabı bana kalırsa serinin en dolu en çılgınca kitabı. Harry ve Dumbledore'un geçmişte yürüttükleri araştırmalarla geleceğe ışık tutma çabalarını görüyoruz bu kitapta, tabii Hogwarts ve Bakanlığın git gide daha köşeye sıkışması ve karanlık ile korkunun artan hükmünün altında. Kitaba dair kritik noktaları açık etmeden söyleyebileceklerim bu kadar sanırım.

2. Benim Adım... Johannes Gutenberg (Yazarı: Lluís Borràs || Resimleyen: Francesca Carabelli || 2014 || Çeviren: Hazal Gül || Orijinali: Me Llamo... Johannes Gutenberg)


Önceki Okuduğum Kitaplar yazılarımda da bahsettiğim üzere GETEM'e çocuk kitapları okumaya devam ediyorum. (Siz de okuyun, çok basit ben size anlatırım, kitap da veririm!) Bu okuduğum kitap da isminden de anlaşılacağı üzere matbaanın babası diyebileceğimiz Johannes Gutenberg'in enteresan hayat hikâyesini anlatıyor, hem de kağıdın ve baskının tarihini de bu hikâyeye çok güzel bir şekilde yedirerek.

3. Harry Potter ve Ölüm Yadigarları (Yazarı: J. K. Rowling || 2007 || Çeviren: Sevin Okyay - Kutlukhan Kutlu || Orijinali: Harry Potter and the Deathly Hallows)


Ve geliyoruz serinin son kitabına, geçmişin gösterdiği bilmecelerle dolu zorlu yol mu yoksa efsanelerin vaat ettiği sonsuz güç mü? İşte bu zor iki yol arasında yapılan seçimler, yaşanılan gelgitler ve hissedilen duygular bu kitaba yön veriyor. Bu Okuduğum Kitaplar serisine başladığımdan beri her üç yazıda da Harry Potter var, özetle diyeceğim şu ki önemli ve güzel kitaplar, okuyun, kulağa klişe gelse de okuyun. Filmlere, anlatılanlara benzemez okumak, sizi bu dünyadan alıp başka dünyalara götürecek bir anahtar var elinizde, bu dünyaya tıkılıp kalmak çok mu hoşunuza gidiyor Allah aşkına?

4. Yükselen Bir Deniz (Yazarı: Can Dündar || 2002)


Biraz ince ve detaysız bir kitap, daha doğrusu işlediği konunun ve zaman aralığının genişliğini ve hatta topluma etkilerini düşününce fazla yüzeysel geliyor insana ama sadece içindeki bazı şahane alıntılar ve insanın içinde merak uyandırıp yeni okumalara sevk edecek kişi ve kitap adları için bile okunur. Bir örnek verip geçeyim:

"Gel arkadaş, düşündüklerimi sana biraz anlatayım: Aziz vatanın bugünkü durum ve idare tarzıyla yok olup gideceğini hepimiz biliyoruz. Bu hususta her vakit ve hemen her serbest saatlerimizde birbirimizle dertleşip duruyoruz. Fakat bu tehlikenin giderilmesi için bir çare düşünüp bulamıyoruz. Bence böyle mülahazalar ve mütalaalarda dert yanacağımıza faaliyete geçmek lazımdır." (İttihat ve Terakki Cemiyeti kurucularından İbrahim Temo)

Günümüzde alıştırıldığımız bol satır atlamalı, az kelimeli köşe yazıları tarzında diyeyim, Can Dündar'ın çok daha iyilerini yapan ve bu tipolojiden değil de gerçek araştırmacı gazeteci ekolünden gelen biri olmadığını bilsem daha çok yüklenirdim kendisine de kitabına da ama şimdilik bu kadar yeter. ozguruz.org'a da bir bakın bu arada, siz nasıl bakabileceğinizi iyi bilirsiniz, bilemezseniz de dürtün ben anlatırım.

5. Nuşirevan (Yazarı: Barış Erdoğan || 2016)


Nuşirevan, Barış Erdoğan'ın son şiir kitabı, kendisi şairlik vasfının yanı sıra annemin arkadaşı olması sebebiyle de tanıştığımız bir insan, o yüzden elimdeki kitap bana ve Merve'ye imzalanmış durumda! Şiir ayrı bir dünya, şarkı gibi biraz bana kalırsa, filmden ya da kitaptan farklı. Herkes aynı şeyi okuyor ama herkes ayrı bir yere varabiliyor, yazan dahil. Şarkılar da bir anlamda böyle, halbuki filmler ve kitaplarda genelde herkesin aynı noktaları görmesi beklenir. Yazının şiir hâline ilginiz varsa okumanızı tavsiye ederim, bir parça alıntılayacağım şuraya Özgecanlara yazılmış satırlardan bazılarını:

kuğu son şarkısını söyleyemedi o gece öldü
bir ankaya yüklediler son çığlığını
efsanesi dilden dile gönülden gönüle yankı
mezarı bir avuç ağıtla örtüldü

6. Mışıl Suyu (Yazarı: Banu Bozdemir || Resimleyen: Nalan Alaca || 2014)


GETEM'e seslendirdiğim bir başka güzel çocuk kitabı da Mışıl Suyu. Kirlilerin ve temizlerin savaşını daha doğrusu iletişimsizliğini anlatan, yine beni "acaba bir gün ben de bir çocuk kitabı yazmayı denesem mi" diye düşündürten kitaplardan. Nalan Alaca da pek güzel resimlemiş eseri, çocuk kitaplarının en sevdiğim yanları resimli oluşları galiba. Evet hâlâ.

7. Türk Dış Politikası'nın Ekonomi Politiği - Büyük Sorulara Küçük Yanıtlar (Yazarı: Ali Murat Özdemir - Ebubekir Aykut - Engin Sune - Göksu Uğurlu || 2015)


Kendilerini Beytepe Ekonomi Politik Çevresi olarak tanımlayan bir grup yazarın şahane bir çalışmasıydı bu okuduğum eser. Yazarlarından Göksu Uğurlu'nun nezâketiyle haberdar oldum bu değerli eserden. Kendi imzasını atmakla kalmamış Göksu, diğer değerli araştırmacıların da adıma imzalarını talep edip ekletmiş kitabın girişine! Politika mezunu bir insan olarak ekonomi politiğin veya reel politiğin yaşadığımız her şeyde ne denli belirleyici olduğunu bir kere daha hatırlattı bu sıkı çalışma bana. Aynı zamanda düşündürmedi de değil, herhangi bir kitapçının raflarında milyarlarca nereden türediği belirsiz ve hatta zerre anlamsız cemaat zırvası peydah olmuşken bir anda, bu ülkede neden şu değerde bunca az çalışma olur diye. Hem Beytepe Ekonomi Politik Çevresi'ni hem de İmge Kitabevi'ni aklıma kaydettim, belki bir sonraki kitapçı seyahatimde çöplükte başka mücevherata denk gelirim.

---

İkisi çocuk kitabı olmak üzere yedi kitap oldu bu yazıda da. Ortalık bu kadar karışıkken yine de fena okumamışım hani. Ayrıca iyi mi kötü mü karar veremiyorum ama kitaplara notlar da almaya başladım bu yaşımdan sonra, haydi hayırlısı.

---

Serinin önceki yazılarına göz atmak isterseniz diye onları da şu köşeye bırakayım:


Pazartesi, Ocak 30, 2017

Karşılaştığım Müzikler #0005 || 170130


Evet yine bir iki hafta müzik yazısı yazmadık, yazacak şeyler, karşılaşılan müzikler birikivermiş hemen. Neyse ki not almaya gayret ediyorum, arada kaçanlar olsa da. Buyurun bakalım bu geçtiğimiz günlerde karşımıza kimler ve neler çıkmış.

---

1. Emir Aksoy - Balıklar


Kendi blogumda kendime torpil geçersem herhalde çok da ayıplamazsınız beni. Üstelik tüm yazdıklarım içinde en taze karşılaştığım müzikli iş bu. Çünkü bu yepyeni şarkımı henüz iki gün önce paylaştım. Şarkıyla ilgili detaylar ve müziğimle ilgili tüm bağlantılar şurada derli toplu mevcut: Balıklar.

2. Sezen Aksu - Biraz Pop Biraz Sezen (albüm)


Sezen Aksu yine tüm diğer albümleri gibi etkileyici bir işle karşımızda! Ben çevire çevire defalarca dinledim albümü. Hem hareketli hem duygusal pek çok klasik Sezen Aksu şarkısı var albümde ki hepsi tutar, hepsi de bu leş pop piyasasının içinde özlediğimiz kaliteli pop açığını kapar. Ama bana bunlardan çok daha heyecan veren mevzu Sezen Aksu'nun hâlâ yeni ve farklı şeyler denemeye devam etmesi bu albümünde. Sanatçı dediğin de böyle oluyor herhalde. Paylaştığım şarkı da albümdeki bu sıra dışı işlerin belki de en vurucusu: Günaydın Memur Bey. Sözleri ve müziği evvelden Sakin'den sonra kendi bireysel işlerinden tanıdığımız Onur Özdemir'e ait, düzenleme ise Ozan Bayraşa'nın elinden çıkmış. Neyse özetle bu albümü çevire çevire dinleyin, Sezen Aksu'nun hâlâ bize anlatacağı nice şey olduğunun bir kanıtı bu albüm. Albüm hem YouTube'da hem de Spotify'da var, YouTube'da hareketli şarkılar, slow şarkılar listesi bile yapmışlar albüme!

3. Gizem Nur Copçuoğlu - Sebep sensin gönülde ihtilâle


Sert bir viraj dönüp Klasik Türk Müziği'ne geçiyoruz. Bu çağın en beğendiğim seslerinden biri olan Gizem, Mustafa Nâfiz Irmak'ın şahane Şevkefzâ Şarkısını yorumlamış. Şarkı ve şarkıyı icrâ eden sazendelere ait bilgilere videonun altından ulaşabilirsiniz. Böyle şahane sese ve yeteneğe sahip insanların çok daha fazla konseri, çok daha fazla arşivlik kaydı olması gerektiğine inanıyorum. Bugün klasik bir üslup kolay bulunmuyor malum. Keşke kendini muhafazakâr olarak tanımlayan insanlar hayal ettikleri geçmişi değil de geçmişin gerçek değerlerini muhafaza edebilecek algıda olsalar. Neyse konuşturmayın beni şimdi.

4. Melik Şah & Can Aydınoğlu - Bilmem Şu Feleğin Bende Nesi Var


"Gittim padişahtan ferman getirdim, herkes sevdiğine kavuşsun diye." diyor Melike, Can ile beraber çalıp söylüyorlar, usul usul güzel güzel. Şarkı da güzel ekip de güzel, yine videonun altında detaylı bilgi bulacaksınız. Tüm bu karmaşanın içinde bir köşede, bir balkonda böyle şeylerin süregeldiğini bilmek insana umut veriyor sahiden. Melik Şah'tan bir albümün geleceğine dair şahane söylentiler de duyup heyecanlanıyorum bu arada, belirtmeden geçmeyeyim.

5. Nu Park - Heybetli Umutlar


Uzunca zamandır dinlediğim en heyecan verici işlerden biri diyebilirim Nu Park'ın Heybetli Umutlar'ı için. Pürtelaş 3+1 zamanlarında tanışmıştık kendileriyle, o arşivin de en sıra dışı bölümlerinden biriydi bana kalırsa Nu Park bölümü. Şarkı nedense tam bir İstanbul şarkısı gibi geldi bana, klibin de etkisi var bu histe muhakkak ama şarkıda başka tarif edemediğim bir şeyler var daha var sanki İstanbul'u anlatan.

6. Loradeniz - Mara (albüm)


Geçen Karşılaştığım Müzikler yazılarının birinde Rem adlı bir şarkısını ve aynı şarkının klibini paylaşmıştım Loradeniz'in, artık bu şarkının da içinde olduğu albümün tamamı YouTube ve Spotify'da yer alıyor. Orijinal ve kulak kabartılması gereken bir iş bana kalırsa! Dinleyin pişman olmazsınız. Paylaştığım şarkının ismi Mom, davullu düzenlemesi ile albümdeki diğer şarkılardan ayrılıyor yani albümün geneline göre istisnai bir şarkı seçimi yaptım diyebilirim.

7. Yarkın Duo - Gün (Day)


Geçtiğimiz Karşılaştığım Müzikler yazılarının birinde bir performanslarına daha yer verdiğim Yarkın Duo'nun bu eseri Baturay'ın bir bestesiymiş, Nağme de klasik kemençesiyle eserin size dokunan eli oluyor adeta. Konser verdikleri yer, şarkının yumuşaklığı, her şeyiyle etkileyici bir performans.

8. Tuna Kiremitçi & Yıldız Tilbe - Yine Sevebilirim


Tuna Kiremitçi'ye karşı benzer duygular beslemesem de Yıldız Tilbe'yi her nerede görürsem heyecanlanıyorum, bu sahne olur, bir klip olur, bir albüm olur, Twitter olur hiç fark etmiyor. Şarkı söyleyişi de tarzı da tavrı da bana hep şahane geliyor. Listenin en sıra dışı dokunuşu sanıyorum bu şarkı oldu ama olsun.

9. Cengiz Eyüboğlu - Lelele


Sanıyorum şu ana dek yazdığım tüm Karşılaştığım Müzikler yazılarında bir şekilde yer alan Bi Şarkım Var! Stüdyo albümünden yeni iki klip daha geldi, paylaşmazsam olmaz, keza bunca çeşitli şarkı ve besteciyi bir araya getiren ve bu birlikteliği belgeleyen (albüm ve klipler) bir oluşumdan sık sık bahsetmekten bir beis duymuyorum. Cengiz Eyüboğlu'nun sesi ve anlattığı hikâye, çalış ve söyleyiş tarzında hem buralardan hem de hiç buralardan olmayan bir hava var, dinleyince anlayacaksınız.

10. Fulya Özlem - Umut


Diyorum ya bambaşka yöndeki pek çok üretimi bir araya topladı Bi Şarkım Var! Stüdyo albümü diye. İşte Fulya Özlem'in Umut şarkısı da sizi alıp bambaşka kıyılara vurdurtacak bir şarkı ama öyle fırtınayla dev dalgalarla değil, ufaktan bir meltem ile, çaktırmadan, kıyı değiştirdiğinizi bile fark etmeden. Kayıtta kendinise Fotini Kokkala kanunu ve Marina Liontou udu ile eşlik etmiş, videoda da göreceğiniz üzere.

11. Bubituzak - Ateş Olsan


Listenin sonunda Bubituzak ile evlerinize ateşler salıyorum. İlk albümlerini döndüre döndüre dinlemelere doyamamıştım, ikinci albüm de yoldaymış, işte Ateş Olsan adlı bu atarlı giderli şarkı da işbu gelecek albümün habercisiymiş. "Önce ateş ol da sonra gel ne kadar yer yakabileceğine beraber karar veririz evlat" demiş adamlar.

---

Bazı başka müzikli paylaşımlarla bu yazıma da bir son vereceğim:

- Tayfun Polat bu sene yazı yazmayacağım, sadece döküm yapacağım dediyse de yine (neyse ki) duramadı ve 2016'nın olaylarını Karga Mecmua için yazdı, okuyun: 2016'nın En İyi Tarafı Yerli Müzikti.

- Gülşah Erol'un tüm albümlerini şuradan ücretsiz olarak edinebileceğinizi biliyor musunuz bilmiyorum. Ancak bunlar güzel hazineler bunu biliyorum, buyurun.

- Son olarak Bonobo'nun Nick Murphy ile birlikte yaptığı No Reason adlı şarkısına ve bu şarkının klibine denk geldim geçenlerde. Paylaşmadan geçmek istemedim, güzel iş.

---

Tekrar eden not: Mesela bu şarkıları ya da albümleri dinlediniz, beğendiniz, naçizane tavsiyem seveceğini düşündüğünüz birilerine de yollayın ya da dinletin. Böylece güzel müziklerin de kötü müzikler kadar yayılma şansı olur.

Serinin önceki yazılarına buradan ulaşabilirsiniz:


Perşembe, Ocak 05, 2017

Karşılaştığım Müzikler #0004 || 170105


Yeni yılın ilk yazısı yine bir Karşılaştığım Müzikler yazısı olsun istedim! Yazacaklar biraz birikmiş bu kez, arayı açtıysam demek... 2017'ye umutla giremedik, bari müzikle girelim. Dinleyin, gerçekten de iyi gelecek.

---

1. Barlas Tan Özemek - Oy Beni


"Gel gör halimiz yaman, aman el aman!" diye başlayan ve biten bir şarkı yapmış Barlas Tan Özemek, Enver Gökçe ile yazdıkları sözlerin üzerine. Gitarı ve mikrofonuyla çeşit çeşit yerde söylemiş şarkısını, Osman Nuri İyem de bu işi yönetmiş. İnsanı içine alan bir döngüsü var şarkının, tıpkı yaşadığımız içinden kaçamadığımız bu kaos gibi. Bir de ben uzun sözleri seviyorum, dinleyin bakalım siz de sevecek misiniz?

2. Nihil Piraye - Olmaz Olmaz


Nihil Piraye, geçtiğimiz sene başlayan Değildir serisinin yeni şarkıları videolarıyla beraber yayınlanmaya devam ediyor. Olmaz Olmaz da serinin "şimdilik" sonuncusu. Klibi serinin diğer işlerinde olduğu gibi yine Tunahan Emre Bilgin çekmiş, grubun solisti Berk Sivrikaya'yı da klipte bolca göreceksiniz, sonu da sürprizli klibin. Sakin ve etkileyici bir şarkı.

3. The Away Days - Places to Go


Burada olup, buradan beslenip bir şekilde hiç buralarla alakası yokmuş gibi işler üretebilen The Away Days'ten "Gidelim Buralardan" temalı bir şarkı dinliyoruz şimdi. Hayal pop ya da hayallerdeki pop denilebilecek türdeki işleriyle ne güzel ki dünyanın farklı yerlerinden de dikkatleri üzerlerine çekebiliyorlar. Ne çok zaman geçmiş Pürtelaş 3+1'de tanıştığımızdan bu yana...

4. Loradeniz - Rem


Loradeniz gibi işlerle karşılaşınca çok heyecanlanıyorum, hele bir de Türkçe sözlü olunca daha da bir heyecanlanıyorum, hani her şeyin aşırı dandik olduğu bir anda elinize çok lüks bir şey geçer ve onun tadını çıkartırsınız ya, öyle bir his oluşuyor içimde böyle şarkılara karşı. Lora Deniz Ömeroğlu'nun Alican İpek ve Yankı Bıçakçı ile birlikte yaptığı bu eseri muhakkak dinleyin. Etkileyici klip de Tolga Tarhan ve Cem Kayıran imzalıymış.

5. Kudret Kurtcebe - Beat


Geçtiğimiz Karşılaştığım Müzikler yazılarından birinde, Bi' Şarkım Var! Stüdyo adlı albümden yazının sonundaki notlar kısmında bahsetmiş, ilk video ile birlikte bu albümdeki parçaları ayrıca paylaşmayı heyecanla beklediğimi söylemiştim. Albümün ilk videosu Kudret Kurtcebe'nin aynı zamanda albümün açılış parçası olan Beat adlı eserine gelmiş. Bu kayıt videolarına da ayrıca zaafım var sanırım.

6. M4NM - M4MN:0008 (albüm)


M4NM adlı kolektiften içinden cevherler fışkıran bir 8. yıl almanağı geldi. İçindeki her şarkıya ayrıca bir şeyler de yazılırdı elbet ama bu albümü komple bir dinleyin istedim. Böylece kendinizi önceden fark etmediğiniz bir kapıyı açıp hiç bilmediğiniz büyüleyici bir odaya girerken bulabilirsiniz.

7. Sena Şener - Bak Bana


Sena Şener'in Pasaj Müzik etiketiyle yayınlanan ilk şarkısı Bak Bana, Candaş Arın'ın çektiği maviliklerde geçen klibiyle geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Dünya çapında değer görecek yeteneklerden biri Sena Şener bana kalırsa, dilerim bu adım ileride atacağı çok daha büyük adımların habercisi olur. Geçmişte attığı adımları da küçük değil gerçi ya. Şarkı da hisli bu arada, sıkı tutunup dinleyin.

8. Can Kazaz - Yine mi Sen İstanbul


Can Kazaz üretkenliğiyle her daim çok takdir edilesi bir insan zaten. Yine mi Sen İstanbul ise gerek kaydı, gerek sitesi, gerek klibi her yönüyle üzerinde titizce çalışılmış bir iş. Can'ın yumuşak sesiyle ve güzel düzenlemesiyle sizi alıp gezdirip yine olduğunuz bir yere bırakacak bir şarkı. İşin kötü yanı beni yine İstanbul'a geri bırakacak olması, hop gene başa döndük: "Yine mi sen İstanbul?"

9. Ahmet Beyler - İstanbul


Konu İstanbul'dan açılmışken bir de Ahmet Beyler'in İstanbul'un ne çeşitlikteki insanlara ev sahipliği yaptığını anlatan şarkılarını dinleyelim. Ben de Emir Bey adlı grubumla müzik yaparken isimlerine denk gelip de şaşırmıştım. Hahah.

10. Mabel Matiz - Gök Nerede


Uzun zamandır Mabel Matiz'e denk gelmemiştim. Gök Nerede hem şarkının düzenlemesi, hem klibin tarzıyla (Mabel klibi de kendi yönetmiş) bana hepimizin çok daha özgürmüşüz gibi hissettiğimiz doksanlı yılları ve o yılların işlerini anımsattı. Popüler müzik sahnesinde bunca kişiye ulaşabilen müzisyenlerin klişe (dümdüz) şarkılar yapmak yerine böyle işler yapması bana kalırsa genel müzik dinleyicisinin zihnini açmak konusunda da çok çok önemli. Güzel iş özetle.

11. Gülce Duru - Bir Oldukça


Tıpkı bu listedeki Kudret Kurtcebe parçası gibi bu şarkı da Bi' Şarkım Var! Stüdyo albümünden. En son yazdığım müzikli yazımdan bu yana aynı albümden iki klip çıktı, ya onlar hızlı, ya ben az yazıyorum. Bir Oldukça adlı bu şahane şarkıyı Gülce Duru, Tansu Çuhacı ile birlikte yazmış. Nasıl iyi şarkı yapılır ve nasıl iyi şarkı söylenir sorularının cevaplarını videoda Gülce Duru doğrudan vermiş, hatta nasıl iyi piyano çalınır sorusunu da Adem Gülşen her dahil olduğu işte olduğu gibi bir kez daha sizler için yanıtlamış. Ritmin sadeliği ve yerindeliği de ayrı bir ders niteliğinde. Özetle sanıyorum bu yazıdaki favorimi sona saklamışım. Muhakkak dinleyin!

---

Bu arada mesela bu şarkıları ya da albümleri dinlediniz, beğendiniz, sadece kendinize müslüman olmayın, seveceğini düşündüğünüz birilerine de yollayın ya da dinletin. Böylece güzel müziklerin de kötü müzikler kadar yayılma şansı olur.

Gelelim bazı başka müzikal tavsiyelere:

- Facebook'ta önüme düştü de gördüm, ne işler, ne güzel zamanlar dedirten bir kayıt. 1980 senesinden, Hardal'dan dinliyoruz: Nasıl Ne Zaman.

- Mrs. Elo ateş eden bir EP ile karşımıza dikiliverdi. Everyone with Everything adlı bu kısa çaları elektronik işleri sevenler atlamasın, kafa açıcı.

- Bu arada yine önceki Karşılaştığım Müzikler'den birinde bahsetmiştim Taner Temel'in yeni albümü Serbest Düşüş geldi diye. Albümü zaten muhakkak dinleyin bir de üzerine şu röportajı okuyun, iyi röportaj nasıl olurmuş görün, Eray Aytimur'u da tebrik etmek lazım.

- Jehan Barbur'un Ehvenişer performansına denk geldim, siz de kaçırmayın. Kendini şöyle tanımlamış Ehvenişer: Ehvenişer bir müzik programı olmanın yanı sıra bağımsız bir sanatçı kolektifi ve günümüz müziğine dair bir antoloji girişimidir, anın müziğini duyurmayı hedeflemektedir. Arşivlerinde çok sıkı işler var, kurcalamak lazım.

- Beş on tane müzik listesi ile karşılaştık sene sonu münasebetiyle. 2016 değerlendirmeleri içinde yine en ibretlik olanı Tayfun Polat'ın envanteriydi. Müzik kâşiflerine dipsiz kuyu. Ben de beehype için bir liste derledim, hiç de fena olmadı, buradan bakabilirsiniz.


- Bir tane de şahsi haber vereyim. İsveçli müzisyen dostum Erik Erneland buraya geliyor, gelmişken de bir konser verelim dedik, ikimizin de şarkılarını çalıp üzerine birkaç da ortak sevdiğimiz şarkı çalar söyleriz, orijinal bir konser olacak kısacası, beklerim: Erik Erneland & Emir Aksoy // 170112 // Mekan Kalamış.


---

Serinin önceki yazılarına buradan ulaşabilirsiniz:


Perşembe, Aralık 22, 2016

İç Dökümü



Giriş:


Şimdi bu yazı eminim çevremdeki pek çok insana sitemkâr gelecektir (ki öyle algılanmasında hiçbir beis görmediğimi de en baştan açıkça ifade edeyim) veya bu yazdıklarım üzerinden arkadaşlarım belli başlı çıkarımlar yapacak ve adam işsizlikten, sıkıntıdan depresyona girdi sağa sola sardı diyeceklerdir (bu tahmini de işsizlikten doğan vaktini düşünüp değerlendirmeye ayırdı diye düzelteyim) ancak hepsinin üzerinde, şu an başlamakta olduğum yazının içeriğini çok uzun yıllardır belki 10 yıldan fazla zamandır biriktiriyorum, deneyimliyorum ve anlamamaya devam ediyorum. İşte bu anlamayış da beni bu konuyu tartışmaya açmaya ve tespitlerimi paylaşmaya itiyor. Belki şu kısa ömrümde nadiren karşılaştığım üzere yapıcı, yol gösterici, aydınlatıcı, açıklayıcı bir tepki gelir bu yazıma da ben de "demek böyle" der kendimi yemekten vazgeçerim.

Baştan uyarayım ne kadar uzun olur, sonu nereye varır pek kestiremediğim bir yazı bu. 3-5 satırın veya dakikanın hesabını yapan, "çok uzun ya" diyen varsa daha hiç başlamadan bu yazıdan, bloğumdan ve (hatta abartılı tınlasa da) hayatımdan çıkıp gidebilir, keza yakınındaki insanın fikrine, dediklerine, derdine, ürettiklerine değer veriyormuş gibi yapanlardan sıkıldım.

Üretmek, paylaşmak ve beklemek başlıklarına bölebilirim sanırım bu yazıyı.


Üretmekten giriyoruz.


Şimdi efendim ben üzerinize afiyet kendimi bildim bileli bir şeyler üretmeye gayret ederim, çocukken bu üretimi Lego'larım K'nex'lerim ile yapardım, hiç de fena yapmazdım hani, biraz büyüdüm kağıt kalemle bir şeyler çizmeye başladım, biraz daha büyüdüm ilk gitarımı elime aldım ve onunla neler yapabilirim sorusunu kendimi sordum. Hasılı kelam 1999 yılıydı, ilk grubumuzu (Zebani) kurmuş, ilk bestelerimizi (genelde sözleri Orçun'a müzikleri bana ait olmak üzere) yapmış ve ilk albümümüzü kaydetmiştik. Kasetin altına bant yapıştırıp REC ve PLAY tuşuna birlikte basarak. Lisede de müzikal üretim artarak devam etti, sonrasında üniversiteye geldim. Üniversitede hem farklı türlerde müzikler yapmaya, hem kendi şarkılarımı oluşturmaya, hem de düzenli olarak yazmaya başladım. İşbu gördüğünüz blogun geçmişi 10 yıllıktır, ondan önce de zayi olan bir blog var. Üniversitenin bitmesi ile hem iş hayatımda hem iş dışı hayatımda elimden geldiğince bir şeyler üretmeye devam ettim. Bazen işim bir şeyler üretmek oldu, iş olarak yazdım, projeler geliştirdim, yürüttüm, fikirler buldum, deneyler yaptım; bazen de işten artan vaktimi üretmeye ayırdım bu blog gibi, senelerdir aralıksız mesai ayırdığım müzik çalışmaları gibi, yine senelerimi adadığım sivil toplum projeleri gibi, buraya ve yurt dışına müzik yazıları yazmak gibi, son olarak da Merve ile birlikte mesai harcadığımız Abur Cubur Center gibi...

Hasılı kelâm geriye dönüp baktığımda üzerinde emek harcadığım pek çok iş var. Bunların bir kısmını yaparken maddi olarak bir karşılık alsam da ve bu durum beni mutlu etse de yaptığım istisnasız her işte manevi motivasyonu birinci sıraya koymuşum. ListeList'te yazdığım yazılar, Pürtelaş 3+1 projesi, beehy.pe'a yazdığım müzikler, Abur Cubur Center, konserler, kayıtlar... Daha açık konuşayım yaptığım ve beni mutlu eden bu yukarıda adı geçen veya geçmeyen işlerin bir ikisi hariç tamamına yakınından hiçbir para kazanmadığım gibi üzerine de bu işleri yapabilmek ve ilerletebilmek adına nice paralar, vakitler harcamışım. Bu arada manevi motivasyon derken yanlış anlaşılmasın yaptığım hiçbir işi de milyonlara ulaşayım, herkes beni takdir etsin, şânım yürüsün diye yapmadım. Sevdiğim, yapmaktan keyif aldığım ve o işi yapmanın bana bir şeyler kazandırdığına inandığım için yaptım. Tekrar ediyorum maaşımdan, uykumdan, sevdiklerime ayıracağım vakitlerden kısarak ve çoğu zaman da çevremdeki pek çok tek işi işine gidip gelmek olan insanın 2-3 katı yorulmayı ve yıpranmayı göze alarak. Neden? Birkaç satır yukarıda dedim ya, yaptıklarım beni motive ettiği için, daha basiti bu işleri yapmayı sevdiğim ve bu işleri yapınca mutlu olduğum için.

Buraya kadar tamam mıyız? Merak etmeyin tüm bunları "ay adam kendini övmelere doyamamış" deyin diye yazmıyorum, başka bir yere varmaya çalışacağım.


Gelelim ikinci başlığımıza: Paylaşmak.


Üretmenin bir sonraki adımına geldik. Şimdi insan bir şeyler üretince ve ürettiği şey içine sinince bunu paylaşmak ister. Her insan istemez ama en azından benim mekanizmam böyle çalışıyor. Yaptığım şey iş ile ilgili de olsa iş dışı bir ekstra emek ürünü de olsa ortaya çıkan şeyi değerli buluyorsam bunu paylaşmak ve çevremi bu üretimden haberdar etmek istiyorum. Bunun için de gücümün yettiği alanları kullanıyorum. Kendi sosyal medya hesaplarımdan bu üretimi paylaşıyorum, bazen bu üretime dair bu veya öbür blogumda bir yazı yayınlıyorum, bazen mail listemdeki arkadaşlarıma yaptığım işi anlatan bir mail gönderiyorum ya da sokakta tanıdıklarımla karşılaşınca onlara ürettiğim şeyden bahsediyorum gibi gibi. Bu, işin kendi ürettiğim boyutu, gelelim çevremde gördüklerime. Yukarıda saydığım tüm bu mecraları yani blogu, sosyal medya hesaplarımı, tavsiye eden ağzımı işte neyim varsa artık sadece kendi üretimimi duyurmak için değil çevremde gördüğüm ve daha çok insana ulaşmasını istediğim diğer üretimleri de paylaşmak için kullanıyorum. Karşılaştığım Müzikler serisi buna iyi bir örnek olabilir mesela. Müzik çevresinin içinde olduğum için çevremden önüme ulaşan ve beni etkileyen müzikleri daha çok insana ulaşsın ve hatta onları da etkilesin diye yazıp, listeleyip paylaşıyorum. Benim şu anki paylaşım kapasitem ve elimin altındaki paylaşım araçlarım bunlar ve bunların hiçbiri tabii ki bir televizyon kanalı ile, gazete/dergi ile, tanınmış bir internet yayını ile falan boy ölçüşemez. Peki bu benim paylaşım kanallarımı değersiz mi yapıyor? Hayır. Aksine teknik olarak baktığımız zaman benim çevremdeki insanlar (yani sosyal medyadaki arkadaşlarım, takipçilerim, blogumu okuyan kişiler, yüz yüze görüştüğüm insanlar artık her ne derseniz) beni tanıdıkları (bu gerçek) ve beni sevdikleri (bu varsayım) için benim paylaştığım bir şeye tepki vermeye, o paylaşımı benimsemeye hatta o paylaşımı farklı dürtülerle (beğenmek, destek olmak vb.) paylaşmaya dünya üzerindeki herhangi bir grup insana oranla en ama en meyilli kişiler. Doğru mu? Bu kitlenin içinde ailem var, dostlarım var, yakın arkadaşlarım var, akrabalarım var, uzak arkadaşlarım var, tanıdıklarım var ve hatta bazen tanımadıklarım da var. Yani herhangi bir ulusal kanalda veya gazetede bir şeyler yapsam beni hiç tanımayan belki çok daha kalabalık bir kitleye hitap ederim ama doğrudan yaptığımla bu kadar ilgilenen bir kitleye ulaşmam mümkün değil. Bu da doğru mu? Peki tamam o halde, şimdi buyurun teoride olan ile gerçekte olanı kıyasladığımız ve benim esrarına bir türlü vâkıf olamadığım son konumuza geçelim: Tepkiler.


Ürettik, paylaştık ve geldik son kısma: Beklemek.


Evet, zurnanın zart dediği yere geldik sevgili okuyanlar. Şimdi üretimimizi kendi mecralarımızdan duyurduk, artık ne bekliyoruz? Ürettiğimizin onu tüketecek kişilere ulaşmasını ve bu tüketimin sonucunda bir enerji ortaya çıkmasını. Basit fizik. Yoktan bir şey var etmeye de gayret etmiyoruz. Ancak genelde olan şu ki tüketici, o paylaştığım üründen ziyade beni tüketmeyi tercih ediyor. Bu arada sadece denklemi daha basit anlatmak için ürün, üretici, tüketici gibi kelimeler kullanıyorum. Neyse konumuza geri dönersek ben genellikle üzerinde ciddi bir şekilde yoğun bir mesai harcayarak bir şeyler üretiyorum ancak bunu samimi olarak en büyük heyecanla ilettiğim tanıdık kitleden duvardan hallice bir tepki görüyorum. Şimdi ben de biliyorum ki her sosyal medya mecrasının ayrı bir erişim gücü ve mekanizması var. Örnek olarak Facebook'u ele alalım, ben kendi Facebook profilimden bir şey paylaştığım zaman Facebook bunu benim arkadaş listemin yüzde üçü ile beşine gösteriyor. Yani diyelim ki 1000 arkadaşınız var, yaptığınız paylaşımı gören kişi sayısı 30-50. Ama merak etmeyin o 30-50 kişi dış kapının mandalı değil pek, sizin son zamanlarda en çok etkileşim içinde olduğunuz kişiler de bu ilk grubun içinde. Şayet bu ilk 30-50 kişiden bir kısım insan bu paylaşıma tepki verirse, yani diyelim bunu 25 kişi beğendi, 5 kişi altına yorum yazdı, 2 kişi de kendi hesaplarından paylaştı, hoooop Facebook reis size bir yüzde üç/beş daha veriyor, artık paylaşımınız 60-100 kişiye görünür halde, paylaştığınız şeye bir tepki gelmezse ne oluyor? O ilk 30 kişi onu bir an için akışında görüyor sonra çöp, sizin "sosyal" medya gücünüz bir saniyede çöp oldu yani. Bunu biliyorum, Facebook'un, Twitter'ın, Instagram'ın ve daha nicesinin buna benzer kendi karmaşık iç dinamikleri olduğunun da farkındayım ama bu farkındalık benim çevremdeki insanın bana ve yaptıklarıma karşı geliştirdiği tepkisizliği anlamama, açıklamama yetmiyor.

Müzik özelinde uzun yıllar acaba çok mu değersiz, dandik müzikler üretiyor ya da çok mu kötü yazılar yazıyorum diye düşündüm. Bu da düşünmesi kolay bir süreç değil açıkçası, insan kendinden şüphe ediyor, kendisine ve yaptığı işe saygısını ve inancını yitirmeye başlıyor falan filan. Ancak sonra gördüm ki ürettiğim müzik her ne kadar kendi çevremde bir tepkisizlikle ödüllendirilse de, bu çevrenin dışına, tanımadığın sınırlara çıkınca ya da belli ego duvarlarını aşınca aynı müzik olması gerektiğine inandığım özgül ağırlığına gayet de sahip olabiliyor. Özgül ağırlık dedim de Bülent Arınç beni andı herhalde. Yani beni hiç tanımayan ama yaptığım müziği dinleyen, seven hatta duygularını benle paylaşan insanlar var, dahası o müziği paylaşıp, çalıp, yayınlayıp, üzerine konuşan, fikir yürüten başka müzik insanları, müzisyenler, müzik yazarları da var. Ben yaptığım müziğin milyonlara ulaşacağına inanmıyorum, bu düşünce gereği de milyonlara ulaşacak yöntemlerin hemen hemen tamamını reddettim bugüne dek ama bu yaptığım müziğin de bir dinleyicisi olduğunu biliyor ve o müziği arayan insanın önüne çıkabilmek adına paylaşmaya, konser vermeye ve yeni bir şeyler üretmeye gayrete devam ediyorum. Bu arada çevremdeki insanların (ki onları sevip tanıdığım için aslında en çok onların bildirimlerine değer veriyorum) tepkisizliği teoride belirttiğimin tam aksi bir sonuca sebep oluyor. Değersiz hissetme, moralsizlik, üretmeme, vazgeçme. Müzik konusunda çevremdeki bu destek (ya da desteksizlik diyeyim) durumunun yarattığı sanrıyı sonunda kafamda kırdım ama bu bana çok uzun yıllara, hâlâ yapılamamış onlarca kayda ve yaptığım işi beğendiğini ya da beğenmediğini asla ifade etmeyecek insanlardan bir bildirim almak için harcanan sonsuz çabaya mâl oldu. Yakınım dediğim kitleden zorla cımbızla aldığım nadir bildirimlerin ise onda dokuzu olumsuzdu, bunu da belirtmeden geçmemek gerek. Bu süreçten çıkartabildiğim tek olumlu kazanım ise bir şeye inanıyorsam o konuda daima kafamın dikine gideceğim gerçeği oldu.

Şimdi ise Abur Cubur Center'da veya yaptığım diğer işlerde bazen bu aynı motivasyonsuzluğu yaşamaya devam ediyorum. Her ne kadar geçmişte aldığım dersler beni daha güçlü kılsa da, ben de insanım, benim de duygularım var, kafamı taktığım cümleler, canımı sıkan insanlar, çevremi saran kibir dağları var. Ve evet bazen ben de bunlardan yorulup her şeyi sorguluyorum. Misal önünüze düşen, izlediğiniz ve izlerken keyif aldığınız bir videoyu beğenmekten sizi alıkoyan nedir? Bu sorunun cevabını bulamıyorum. Bakın beğen tuşuna basmak diyorum, yorum yazmak, paylaşmak falan değil. Ve şayet o videoyu izleyip his olarak beğendiyseniz diyorum, beğenmediğiniz bir şey için de değil. Ya da daha talepkâr olayım, onlarca dostum veya yakın arkadaşımın sadece yaptığım işe destek olma amaçlı (değer vermek bile demiyorum bakın destek olmak diyorum) yaptığım bir tane paylaşımı kendi hesaplarından paylaşmayı kendilerine yakıştıramamalarını anlamıyorum. Hatta birkaç arkadaşıma doğrudan böyle bir ricada bulundum da ama sonuç değişmedi. Benim emeğim, heyecanımdan veya ortaya çıkan işin samimiyetinden ziyade o içeriğin ulaştığı istatistikler sizin için değerliyse hem beni hem de yaptığım ve yapmaya çalıştığım işleri anlamıyorsunuz demektir. Yaptığım şeyleri ne tür bir motivasyonla yapmaya gayret ettiğimi yukarıda yazdım zaten.

Hâl böyle olunca ne oluyor biliyor musunuz? Çevrenizdeki o dostlar, arkadaşlar, tanıdıklar dediğiniz ve yaptığınız işlere heyecanlanır sandığınız kitle, sizin yaptığınız işin gerçek alıcısına ulaşmasına aracı değil engel olmaya başlıyor. Bu engeli bazen tepkisizliğiyle, bazen kesinlikle bir değer katma amacı gütmeyen mânâsız yorumlarıyla, bazen de alenen yüzünüze sizle dalga geçercesine söylediği cümleleriyle yapıyor. Ben her bu tip viraja gelişimde hayatımı, dostlarımı, arkadaşlarımı sorguluyor ve çoğu zaman o virajı alamıyorum. Bu "cool olan" ve "cool olmayan" kalıplarından biraz size de gına gelmedi mi? Geçen 10 Kasım'daydı galiba Hemi adlı arkadaşım, Atatürk'ün bir fotoğrafını paylaşmış ve "Hiç cool olmaya gerek yok... Bugün 10 Kasım." yazmıştı. Çok doğru. Misal beehy.pe adlı uluslararası müzik sitesinde de alternatif Türkiye sahnesine dair yazılar yazıp tavsiyeler veriyorum, kendi blogumda da. İkisi de genelde aşırı tepkisizlikle karşılanıyor da, beehy.pe'ı daha havalı tınladığı için paylaşmaya layık bulanlar oluyor! Yani işte o kafalarındaki "cool" tanımına uyuyor demek. Halbuki yeri geliyor blogda aynı müziğe dair daha detaylı bir yazı yazabiliyorum, hem de Türkçe! Enteresan işler. Binali'nin dediği gibi "çok düşünürsen sıyırırsın".

Abur Cubur Center'a dönelim. Örneklerle anlatım daha kolay çünkü, biz bu kanala Mart'tan beri her Pazar bir video yüklüyoruz, son birkaç aydır eski bölümlerin cingıl kısımlarını keserek Cingıl Center başlığı altında bir video da hafta içinde yüklüyoruz. Bunun çekimleri, montajı, paylaşımı Merve için de benim için de ciddi bir vakit alıyor ve biz bu işi kendi tam zamanlı işlerimizin yanında başka nice sevdiğimiz şeyden zaman çalarak sadece yazının başında belirttiğim manevi motivasyonlarımızla yapıyoruz. Üstelik bizim birincil etrafa dağılma yardımcımız diye düşündüğümüz "dostumuz, arkadaşımız, tanıdıklarımız" kitlesinin yüzde 95'inin bu işi değersiz görmesine ve bu işe tepkisiz kalmasına rağmen, yaptığımız şey hiç tanımadığımız yüzlerce insana bir şey ifade etmeye başlıyor, bunu da "tanımadığımız" insanlardan aldığımız "samimi" tepkilere dayanarak söylüyorum. Ne bileyim Eskişehir'e bile davet edildik, canavar gibi işler yapan insanların arasında kendimizi anlattık. Yani bu işin "rakam ve istatistiksel" değerin haricinde "emek ve samimiyet" ölçeğinde değerli olduğunu düşünen tek kişi ben değilim.

Ben kendi tarzımı üslubumu düşünüyorum. Ailem zaten ayrı da dostum, yakınım, arkadaşım, tanıdığım insanlar herhangi bir şey yaptıkları vakit, bu akademik bir başarı olur, kariyerlerinde bir sıçrama olur, kendi işini kurmak olur, kendi dükkanını açmak olur, kendi albümünü yapmak olur yani irili ufaklı o kişi için önemli olan bir şey yaşadığını düşündüğüm vakit bununla gurur duyuyor, bundan heyecanlanıyor, bunu paylaşabildiğim kadar çok kişiyle paylaşıp, duyurabildiğim tüm mecralardan duyurmaya gayret ediyorum. Bunu da "bir gün ben de bir şey yaparsam onlar paylaşır" dürtüsüyle falan yapmıyorum, gerçekten de o yapılan iş başka birilerinin de hoşuna gider, başka birilerine de ilham olur umuduyla yapıyorum. Belki de bu yüzden eşin dostun bu "cool" olma mevhumunu anlamıyorum. Ha bu "cool" olma durumu ne kadar gerçek derseniz o konudaki görüşüm ve genellemem şöyle. Bir şeyler üreten ya da bir şeyler üretenlerle yakın temas eden kitle daha "cool". Büyük kentlerde yaşayan kitle daha "cool". İyi okullarda okumuş ve okumaya devam eden kitle aynı şekilde daha "cool". Elinde belli güçlere sahip (mesela ulaştırma kanallarına) olanlar daha "cool". Bizim nesil yani bu sosyal mecraları ilk çözen ve sözde en iyi kullanan nesil daha "cool". İşte bu "cool" olma durumu bu saydığım kitlenin çok büyük kısmını da içine çeken, ideal paylaşım ekonomisini ve üretimi yok eden girdap şeklinde bir illüzyon.


Sonuç:


Ben genelde kendimi ve yaptığım işleri o girdabın dışında tutarak, üretmeye olan inancımla, yaptığım işleri yapmaya devam ediyorum ama adı üstünde girdap işte. Bazen beni de içine çekiyor ve kafamdaki deli sorular böyle uzun yazılar olarak dışa vuruluveriyor. Bu yazıda ben eksikleriyle birlikte kafama takılan, içimi sıkan, anlamlandıramadığım ve hatta bazen üzüldüğüm pek çok şeyi yazdım, bunlara elimden geldiğince örnekler vermeye çalıştım, bazı tespitlerde bulundum. Benim göremediğim, anlamadığım ya da fark etmediğim bir şey varsa bildiğiniz; bu yazıdaki ve kafamdaki deli sorulara bazı cevaplarınız varsa ve bunları benle paylaşırsanız çok berhudar olurum, ciddiyim. Bu yazıyı eşim, dostum okusun da benim için üzülüp bundan sonra yaptığım tüm paylaşımları etkileşim manyağı yapsınlar diye de yazmadım. Bu soruları siz de kendinize ve çevrenize sorun, belki bazı cevaplar buluruz diye yazdım. Çünkü bu tarz bir kullanım bence "sosyal" medyanın sosyalliğine aykırı. Ben yaptığım paylaşımla anneme, abime, Merve'nin ablası Ayşe'ye ulaşmak için Facebook'a muhtaç değilim ki zaten.

Ayrıca kendi üretimime ve çevremdeki üretimlere bakışım, onları paylaşmaktaki amacım konusunda da bir nebze düşündüklerimi size anlatabildiysem kendimi başarılı sayacağım. Hayatın size dayattıkları dışında bir şey üretmek için fazladan bir çaba harcıyor musunuz? Karşınıza çıkan şeylere "kaç para eder" değerlemesi dışında bir gözle bakabiliyor musunuz? İşte bunlar benim için önemli, ben de önem verdiğim alanlarda kendimi geliştirmek için çaba harcamaya devam ediyorum.


Bakın bu da Merve'nin Zenit ile çektiği "düşünceler içindeki Emir" adlı portre çalışması.