Pazartesi, Aralık 05, 2016

Karşılaştığım Müzikler #0002 || 161205


Geçtiğimiz günlerde bir yazı yazmıştım, Karşılaştığım Müzikler #0001 başlıklı, uzun süredir karşılaştığım nice şarkıyı/albümü biriktirdiğim için biraz da uzunca bir müzik listesi çıkmıştı ortaya, bundan sonra o kadar uzatmadan 5'e ulaştım mı hemen yeni yazıyı patlatacağım, tıpkı Okuduğum Kitaplar serisinde olduğu gibi. Lafı daha çok uzatmıyor ve karşılaştığım müzikleri paylaşmaya devam ediyorum.

1. No Land - Aramızda (albüm)


Aslında bu albüm geçen yazıya girmesi gerekenlerdendi, neden nasıl bilmiyorum bir şekilde atlamışım, ayıp etmişim. 2016'nın etkileyici albümlerinden birine imza atmış No Land bana kalırsa. Enstrümanları, düzenlemeleri, sözleri ve yapısıyla beni çok güzel diyarlara götürdü bu albüm, bedenim sabit kafam dolaştı geldi, sık sık dinlediğim albümlerden biri bu aralar, özetle dinleyin derim. Spotify'da da var.

2. Tamer Temel - Dram


Yazının ikinci parçası, geçen yazıda albüm tanıtım videosunu paylaştığım Tamer Temel'in heyecanla beklediğim Serbest Düşüş albümünden geliyor, eserin adı Dram. Gerçekten de heyecanla beklediğime çok değecek bir albümün geldiğini bana göstermeye yetti bu şarkı. Ekip zaten canavarlardan müteşekkil, Tamer Temel'in yanı sıra Eylül Biçer, Serkan Özyılmaz, Matt Hall ve Volkan Öktemvar ekipte. Daha da bir şey yazmıyorum bu konuda.

3. Veys Çolak - Ne Haldeyim


Veys Çolak geçtiğimiz günlerde yayınladı Ne Haldeyim adlı bu tatlı parçayı. Melodisi, sözleri, görüntüler zaten izleyeni/dinleyeni hızlıca yakalayıveriyor. Üstelik şarkının başlarında içinde "ne olacağdı da" geçen bir cümle var ki şarkının beni yakalamasını resmen 5 kat hızlandırdı. Veys Çolak bundan önce de iki tane gitar yorumunu paylaşmıştı YouTube kanalından, onlara da bir göz atın, etkileyici performanlaslar: Uzun İnce Bir Yodayım ve Gönül Dağı.

4. Tuğçe Şenoğul - Onun Karanlık Huyları


Uzun zamandır bir şarkı ile karşılaştığıma bu denli heyecanlanmamıştım desem yeridir. Tuğçe Şenoğul albümünü yayınlamadan evvel tadımlık şahane bir canlı performans videosu yayınlamış. İşbu kayıttan pay biçerek şahane bir albüm geliyor desem hiç de yalan olmaz zaar. Kendisini Seni Görmem İmkansız zamanından beri takip eder, sesini pek beğenir, neden bir şeyler yapmıyor diye de düşünmeden edemezdim. Heyecanla albümü de bekliyorum, Facebook sayfası da burada.

5. Canberk Ünsal - Ben Nerdeyim


Canberk uzun bir zaman sonra yeni bir şarkısını paylaşarak yine dertsiz gönüllere ızdırap olacak müzik açığımızı kapadı. Ne şanslıyım ki bu şarkılar ilk bir bana geliyor, sonra YouTube'a falan gidiyor, ben de böylece nice insandan önce dinleyebiliyorum bu işleri. Sonra bu adam niye böyle melankolik oldu... Kendisinin diğer şahane işlerine şurayı tıklayıp YouTube kanalına ulaşarak bakabilirsiniz, bir de Facebook sayfası açmış, hem kendi işlerini hem de çaldığı sahnelerin haberlerini paylaşacakmış, takip etmekte fayda var.

6. Bertuğ Cemil - Ayna


Bertuğ Cemil kendi SoundCloud hesabından bu cayır cayır parçayı paylaştı birkaç gün evvel, ismi Ayna! Sözleri, müziği, yüksek gaza getiriş oranıyla ve içindeki canavar gibi rock'n roll ruhuyla benim çok hoşuma gitti bu parça, siz de dinleyin bence, sözlerine de kulak vere vere.

---

Evet bugünkü müzik önerilerim bu kadar, bir Pazartesi günü için olabilecek en iyi şeylerden biri müzik dinlemeye vakit ayırmaktır diye düşünüyorum. Hah bir de unutmadan ekleyeyim buraya da, Abur Cubur Center'ın son bölümünde de bahsettik, şuradan izleyebilirsiniz, önümüzdeki hafta sonu yani 10 Aralık'ta Eskişehir'deyiz. VUF - Yaratıcı Sektörler Kaynaşması kapsamındaki Pecha Kucha sunumlarından birinde biz de Merve ile 20 saniyelik 20 slayt ile Abur Cubur Center'ın hikâyesini anlatacağız. Çok heyecanlı! Yolu düşebilen olursa bana haber versin. Şimdilik gelişmeler böyle, şen ve esen kalın!

Cuma, Kasım 25, 2016

Karşılaştığım Müzikler #0001 || 161125


Eskiden beri neredeyse her yazdığım yazının içine ya da sonuna o dönemlerde karşılaştığım ve hoşuma giden müzikli videolar eklemişim. Artık diyorum ki acaba bunları da tıpkı okuduğum kitaplar gibi biriktikçe paylaştığım bir seriye mi dönüştürsem? Neden blogda böyle bir kategorileşmeye gittim bilmiyorum ama şu an içimden bir ses bunun doğru olduğunu söylüyor, sonra bundan sıkılırsam da beni anlayışla karşılarsınız diye düşünüyorum. Çünkü hepimizin bazen anlayışa ihtiyacı oluyor ve biliyorsunuz ki değişmeyen tek şey değişimin kendisidir hahahah. Haydi buyurun ilk dinlemelik müzikler yazıma başlayayım.

1. Hay Bin Kunduz - İnsanlık Naaşı (albüm)


Burada karşınıza 4 yılın birikimini koyan bir ikiliden bahsediyoruz. Kendileriyle Pürtelaş 3+1 kayıtlarında yüz yüze olmasa da dijital olarak tanışmıştık, bir şekilde o günden bu yana kendilerine takip etmeye devam ettim. İçinde olduğumuz 2016'da yıllardır biriktirdiklerini bir uzun çalar olarak önümüze koydular, Facebook'ta da demişler "şarkılara olan inancımız hiç yok olmadı" diye, iyi ki de olmamış.

2. Gaye Su Akyol - Eski Tüfek


Gaye Su Akyol, Hologram İmparatorluğu albümünden bir klip yayınladı. Eski Tüfek'in klibi olsun görüntüleri olsun beni yetmişlere götürdü, geri dönerken ufaktan omuzlar hareketlendi, gerdanlar kırıldı. Kendisiyle ilgili geçenlerde beehype için bir şeyler yazmıştım, bakarsınız.

3. Can Kazaz - Yine mi Sen İstanbul


Can Kazaz'dan yeni bir güzellik, yine bir güzellik. Bu sefer hem hikâye hem kayıt hem de paylaşım usulleri olarak biraz farklı bir iş var ama bunu benden değil de buyurun kendisinden dinleyin derim: yinemisen.istanbul

4. Ahmet Ali Arslan ve RC Singers - Biberoniçi


Bu video pek çok anlamda hoşuma gitti. Birincisi zaten çok güzel şarkı, ikincisi çok tatlı bir düzenleme, üçüncüsü bir yere ait olma hissini ve o hissin yarattığı bağlılığı hissettiriyor her izleyişimde bana, bunun sonucunda da bir nesiller arası aktarım umudu doğuruyor falan filan. Çok yazdım, onun yerine dinleyin siz iyisi mi.

5. Ozbi & Gülce Duru - Olmazlara Yandım


Rakılı Live adında enteresan bir proje, bir izleyin sonra konuşalım. Benim için farklı müzisyenleri araştırmaya vesile oldu bu video. Gülce Duru'nun paylaşımıyla karşıma çıkmıştı. Dilerim sizi de keşiflere iter.

6. Peyk - Halim Yok


Peyk sevgim büyük, şarkıları zaten ayrı, klipleri de git gide ayrı yerlere doğru ilerliyor bana kalırsa. Kendilerine dair de beehype'a yazmıştım bir şeyler: Burada ve şurada. Sanırım danslı kliplere bir zaafım var, listede de bolca göreceksiniz, hatta sanırım dansa zaafım var diyebilirim, çok başka bir şey dans.

7. Selim Saraçoğlu - Başka Bir Vaha (albüm)


Evet evet Selim Saraçoğlu'da sonunda benim ve pek çoklarımızın heyecanla beklediği albümünü yayınladı: Başka Bir Vaha. Düzenlemeler, kayıtlar, şarkılar pek güzel, baştan sona titizce dinlemenizi tavsiye ederim.

8. Adamlar - Rüyalarda Buruşmuşuz (albüm)


Bir diğer heyecan verici albüm haberi ise Adamlar cephesinden geldi. Bilen bilir, bilmeyen de şuradan okuyabilir, Adamlar, Merve ile favori gruplarımızdan. Haliyle evde bir hareketlenme yarattı bu albümün haberi. Yine defalarca döndürülecek, döndürüldükçe sindirilecek bir albüm. Müzikler ilk turda da sizi yakalayacaktır ama sözlere biraz daha mesai harcamanızı tavsiye ederim dinlerken.

9. Cihan Mürtezaoğlu - Bitsin Bu Delilik (albüm)


Cihan Mürtezaoğlu'nun da dertsiz gönüllere dert açmak, onulmaz yaralara tuz basmak maksadıyla yayınladığı albümü Bitsin Bu Delilik sonunda dijital mecralara dağıldı. Bunu YouTube'a neden tek bir video olarak koydular sorusunu DokuzSekiz Müzik'e sorma hakkımı saklı tutarak, bu şahane albümü de sizlerle paylaşıyorum.

10. Nihil Piraye - Ruh


Nihil Piraye de yıllardır severek takip ettiğimiz 2 müzisyeni içeriyor, Zafer Sernikli ve Berk Sivrikaya. Kendileri, "Değildir" adlı teklilerden müteşekkil serilerinin üçüncü videosunu Ruh adlı parçaya çekmişler. Tunahan Emre Bilgin çekmiş daha doğrusu, yine danslı bir klip, dedim ya sanırım zaafım var dansa, dans eden ise Burcu Sütçü imiş. Bir önceki klipleri Uçaklar ve Elmalar'ı da beğenmiştim, henüz izlemediyseniz ona da bir göz atın. Serinin ilk parçası Evde Kimse Yok ile ilgili ise yine beehype'a bir şeyler yazmıştım vaktiyle.

11. İhtiyaç Molası - Of


Kral ağabeyler İhtiyaç Molası geçen sene çıkarttıkları şahane albümleri Kapılar'ın kayıt videolarını yayınlamaya devam ediyor. En son da Of'u yayınladılar. Güzel Türkçe rock müzik nedir sorusuna rahtlıkla yanıt olacak 3 adet kapı gibi albümleri var neredeyse 20 seneye yaydıkları, daha ne olsun? Albüme dair bir şeyler yazmıştım yine beehype için.

12. Lara di Lara - Bencil


Bu şarkının çeşit çeşit videoları var, biri Sofar'dan, biri Ceylan Ertem'in programından, hepsi de ayrı güzel ama bu obsessions belki biraz daha yaz olduğu için benim için bir adım önde. Çok da güzel bir performans.

13. Nilipek. - Defne


Sabah albümünün lansman konserinin tamamının videosu da yoldaymış meğer. Bu video sadece bir haberciymiş, albüm de bir yaşını doldurmuş, Babylon Bomonti konseri bir hatıra olmuş. İşte böyle böyle diye diye dinliyoruz bu büyülü eseri kısacası.

14. Başak Yavuz - A Little Red Bug (albüm)


Bu albüm de benim çağın ötesinde olarak değerlendirdiklerim arasında, tıpkı geçtiğimiz günlerde bahsettiğim bazı Şirin Soysal albümleri gibi. Başak Yavuz'un bu albümünü mümkünse başka bir iş ile uğraşmaksızın kendinize bir fırsat yaratıp dinleyin! Çok etkileyici!

15. Berkay Özideş - FSU


Müzikal olarak ve görsel olarak yine çok güçlü bir şarkı yapmış Berkay Özideş. Daha doğrusu şarkıyı Berkay Özideş yapmış, klibi Damla Yolaç çekmiş, Gizem Topal da dans etmiş! Bu sanıyorum bu yazıdaki danslı videolar içinde en dibimi düşüreni. Merve'ye de izlettim, ben de birkaç kez izledim, vay arkadaş dedim! 

16. Borusan Quartet - Sığınak


Borusan Quartet tarafından icrâ edilen ve  10 Kasım'da yayınlanan Sığınak adlı bir video var sırada. Oğuzhan Balcı'nın bu eserine Selanik'teki Atatürk Evi Müzesi'nde bir klip çekmişler. Bu yaz gittiğimde çok etkilendiğim, üzerinde saatlerce düşündüğüm bir yerdi burası, beni derinden etkiledi haliyle Sığınak her anlamıyla.

17. Kalben - Doya Doya


Şarkıların en tazesini de sona sakladım. Kalben'in kendi adını taşıyan ilk albümündeki pek güzel şarkılarından biri yine güzel bir klip ile taçlanmış. At bile var klipte. Bir klipte at varsa o klip olmuştur, çünkü biliyorsunuz ki at murattır.

---

Buradan sonrası yine bazı müzikal tasiyeler içerecek ama ya içerik türleri farklı ya da paylaşım mecraları, o sebeple onları listenin dışında tuttum:

- Senenin bekleneni Kompile Karga 6: Canlı'da geçtiğimiz haftalarda yayınlandı. Yine bir önceki albümdeki gibi KargaART sahnesindeki (nam-ı diğer #canlıkarga) şahane canlı performanslardan oluşan bir derleme, isteyenler buraya tıklayıp indirsinler. Tayfun Polat, Rammy Roo, Murat Mrt Seçkin'e müzik adına yaptıkları tüm güzel işler için bir teşekkür etmeden geçmeyeyim.

- Bu arada Türkiye'deki müzik tarihinde büyük ağırlığı olan Uzelli'ye dair dostumuz Kornelia Binicewicz'in şahane bir yazısı var ki kendisi de Uzelli'yi en iyi tanıyan kişilerden biri, müsait olunca The National'da yayınlanan bu makaleyi de okumanızı tavsiye ederim.

- Bir de bazı müzik şirketleri var ki dijitalleştikçe altın değerindeki arşivlerini erişilebilir kılıyorlar ve ortaya inanılmaz şeyler çıkıyor! İşte Kalan Müzik'in YouTube kanalı da gözümde tam olarak bu, derya deniz hatta uçsuz bucaksız bir okyanus, her gün bir albüm keşfetmelik. Siz de bir kurcalayın derim.

- Tamer Temel'den albüm habercisi bir video var son olarak. Resmen reisler toplantısı gibi bir albüm geliyor, inanmıyorsanız şuraya tıklayın ve Serbest Düşüş'ün tanıtımını izleyin/dinleyin.

---

Bu arada tıpkı Okuduğum Kitaplar #0001 yazısında olduğu gibi bu yazının da ilk olmasının getirdiği bir ekstra uzunluğu var ama her gün girip 3-5 şarkı dinlerseniz 1-2 haftada bitirirsiniz yine de. Ben de o arada yeni yazılar yazar ve daha minik listeler oluştururum farklı farklı kategorilerde.

Perşembe, Kasım 10, 2016

Okuduğum Kitaplar #0002 || 161110


Bir önceki Okuduğum Kitaplar #0001 yazısında başladığıma sizlerin de şahit olduğu üzere bu yazının da çoğunluğu (tam olarak 5'te 3'ünü) Harry Potter serisinden eserlere ayrıldı. Diğer iki eser ise bambaşka bir kategoriden: Çocuk kitapları. Neden çocuk kitapları okuduğuma dair gerekli açıklamayı o maddelerin altında bulacaksınız.

1. Harry Potter ve Azkaban Tutsağı (Yazarı: J. K. Rowling || 1999 || Çeviren: Sevin Okyay & Kutlukhan Kutlu)


Serinin üçüncü kitabında artık ilk iki kitaba göre biraz daha olgunlaşan daha doğrusu büyüyen bir Harry ile karşı karşıyayız. Sırf Harry değil tabii yakın arkadaşları Ron ve Hermione de onunla birlikte büyüyor. Bu da ne demek oluyor? Yaşadıkları sorunlar ve hikâyeler de büyümeye başlıyor. İşte tam da bu noktada yazar J. K. Rowling'i bir kere daha takdir ediyorum çünkü hem bu büyümeyi çok iyi bir şekilde kitaba sindiriyor hem de hikâye kurgusunu da kahramanlar ve okuyucularla birlikte büyütmeyi (derinleştirmeyi) çok başarılı bir şekilde gerçekleştiriyor. Kitabın heyecanını kaçıracak herhangi bir detay vermeyeceğim ama bu bölümde hayatımıza Sirius Black, Lupin, ruhemiciler, Azkaban ve Sihir Bakanlığı giriyor diyebilirim.

2. Konuşan Kedi (Yazarı: Muzaffer İzgü || 1998 || Resimleyen: Cavit Yaren)


Konuşan Kedi bir çocuk kitabı. Çocuk kitaplarında yazan kadar resimleyen de önemli olduğu için başlığa özellikle Cavit Yaren ismini de yerleştirdim. Tıpkı yabancı yazarlı kitaplarda çevirenin aşırı önemli olması gibi bir durum bu. Boğaziçi Üniversitesi Görme Engelliler Teknoloji ve Eğitim Laboratuvarı GETEM'in sesli kütüphanesi için çocuk kitapları seslendiriyoruz geçtiğimiz yıldan bu yana, çok keyifli bir iş, yapmak isteyen olursa çok da basit, hatta çocuk kitabınız benden! Neyse ilgisini çeken bana ulaşsın. Bu sebeple geçen sene 10-12 kadar çocuk kitabı okumuştum, bu sene de tahminen ayda 1-2 yeni çocuk kitabı okurum. Konuşan Kedi, Muzaffer İzgü'nün biri adını kitaba veren olmak üzere 4 öyküsünden oluşuyor. Hikâyelerin ilki konuşan bir kediyi, ikincisi köy hayatını, üçüncüsü bir pazar macerasını ve dördüncüsü ise bir karne günü macerasını anlatıyor. Dördüncünün bir yerinde bayağı 3-4 dakikalık bir gülme krizine girdim, hep atlar yüzünden. Öyle ki kayda ara verdim, soluklandım ve 2-3 defa daha aynı satırı okuyup tekrar tekrar gülme krizine girdim. Neyse ki sonunda kazasız belasız kitabı da kaydı da bitirdim. Vallahi güzel kitap, anlatıcı/öğretici ve merak ettirici yönü kuvvetli. Çocuk kitapları bambaşka kafalar! Tekrar ediyorum çocuk kitabı seslendirme hususu ilginizi çekerse bana ulaşın!

3. Harry Potter ve Ateş Kadehi (Yazarı: J. K. Rowling || 2000 || Çeviren: Sevin Okyay & Kutlukhan Kutlu)


Dördüncü kitap bana kalırsa serinin kırılma noktası, ilk üç kitap başlangıç, dört olgunlaşma ve son üç kitap savaş. Kitap Quidditch Dünya Kupası ile başlıyor, Üçbüyücü Turnuvası ile devam ediyor. Hogwarts dışındaki başka büyücülük okullarının da dahil olduğu koskoca bir dönem ile karşı karşıyayız. Bu kitabın bize kattığı karakterlerden biri de Moody. Spoiler (yani kitabın içeriğine dair önemli ya da sürpriz bozucu bir bilgi) vermeden daha fazla yazmak zor. Tek diyebileceğim şey Harry, Hermione ve Ron artık büyüyor ve kendilerini tüm yaşadıklarının yanı sıra çocukluktan gençliğe geçişin getirdiği sıkıntılarla da boğuşmak zorunda buluyorlar.

4. Levent Kayseri'de (Yazarı: Mustafa Orakçı || 2015 || Resimleyen: Derya Işık Özbay)


Bu da GETEM için seslendirdiğim bir başka çocuk kitabı. Türkiye'yi Geziyorum adlı bir serinin 4. kitabı. Levent, kardeşi, arkadaşları, hocası ve gezi kulübü serinin adından da anlayacağınız üzere her kitapta bir başka diyara gidip oranın kültürünü, mimarisini ve mutfağını tanıyorlar. Bu bölümde Kayseri'deler. Bu kitap da öğretici yanı yüksek olan çocuk kitaplarından, bazı ansiklopedik bilgileri sıkmadan verip çocuklarda merak uyandırmayı başarabilir diye düşündüm. Bir de Levent'in arkadaşları var Kâmil ve Kâmile. İşte bu iki çocukta kendimi gördüm resmen, tüm olayları gittikleri yerlerde yemek yemek! Hahah. Bir kere daha tekrar ediyorum siz de çocuk kitabı seslendirmek isterseniz bana ulaşın!

5. Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı (Yazarı: J. K. Rowling || 2003 || Çeviren: Sevin Okyay & Kutlukhan Kutlu)


Serinin en ağır kitabı. Sadece kilogram cinsinden ya da sayfa sayısı bakımında değil, anlattığı hikâyenin boyutları ve duygusal yoğunluğu da çok yüksek bu cildin. Siyasetin Hogwarts'ı ele geçirişine şahit olduğumuz bu bölümde aynı zamanda Harry'nin aşk sancılarını ve Voldemort'un karşısında durmanın fiziksel ve ruhsal bedellerinin ne olduğunu görüyoruz. Tekrar ediyorum serinin en yoğun kitabı, çok şey anlatıyor, çok şey öğretiyor, çok noktada okuyanı etkilemeyi başarıyor. Tıpkı bir önceki kitap gibi yüreğinizde bir kaya ile bitiveriyor.

---

5'ten fazla kitap yazmayayım dedim, hoş gerçi üç tanesi aynı serinin eserleri ama olsun. Yani bir sonraki yazıya da iki Harry Potter kaldı. Bir ayda çok da az kitap okumamışım, yani geçen yazıdan bu yana. Aferin bana. İşliyken de işsizken de disiplinli bir şekilde sürdürebildiğim tek alışkanlığım sanırım kitap okumak. Hayatımda, etrafımda, yakınımda ve uzağımda bunca şey olur ve olmazken belki de kendimi bu dünyadan soyutlamanın en iyi yöntemlerinden biri okumak olduğu için. Neyse bunlar ayrı bir yazının konusu olur şayet yazmaya tâkâtim olursa.

---

Hah! Son olarak bundan önceki birkaç yazıya da birkaç cümleyle değineyim.

"Benimle Çalışmak İsteyen Şanslı Firmalar Arıyorum" başlıklı yazımın bir günde 3300'den fazla kişi tarafından tıklanıp okunacağını bilsem, altına 3-5 liralık bir bağış kampanyası da açar birkaç ay kafam rahat gezerdim. Arkadaşlar işsizlik ve istifa temalı yazılarımın gördüğü ilgiyi yaptığım herhangi bir başka şeye gösterseydiniz, mesela müziğime, şu an dünya star'ıydım. Hahah. Şaka bir yana biliyorum hepiniz işten ayrılmak, iş değiştirmek, istifa etmek istiyorsunuz zaman zaman. Bu konuda kendimi Hasan Tahsin gibi hissettiriyorsunuz ama bakıyorum arkadan gelen yok. Bu sözümün altını çizin, hatta ben çizeyim sizin için: İşe giderken ayağınız geri geri gidiyorsa o işte bir yanlışlık vardır.

"Analog Fotoğraflar Albümü Numara 2 - Zenit Portreleri" yazısından bu yana analog fotoğraf konusunda arayı biraz açtığımın farkındayım ama merak etmeyin elimde bol bol fotoğraf var. Yakında yeni bir albüm ile karşınıza çıkıp bu seriye kaldığım yerden devam edeceğim.

"Şirin Soysal'ın Müziğine Dair" başlıklı bundan bir önceki yazımı da eğer güzel müzikler dinlemek, keşfetmek, öğrenmek istiyorsanız, bir vakit yaratıp içine gömdüğüm videolarla birlikte okuyun/dinleyin. Devamını merak edip kendiniz araştırmaya devam edeceksiniz eminim ki.

---

Aşık Veysel'den bugüne özel bir kayıt ile bitireyim yazımı, ben susayım, bu halkın sesi, elçisi çalsın söylesin derdimi:


Salı, Kasım 08, 2016

Şirin Soysal'ın Müziğine Dair


Geçtiğimiz Cumartesi akşamı Şirin Soysal'ın Karga'da gerçekleşen konserine gittim. Öncelikle hepinize şiddetle tavsiyem: Bu lanetli gündemin üzerimize attığı uçlarına kurşun bağlanmış çelik ağdan kurtulmak istiyorsanız kendinizi bir şeyler yapmaya zorlayın. Mümkünse canlı (gerçek) bir etkinliğe gidin, konser olur tiyatro olur, yok olmadı arkadaşlarınızla buluşun ama gündem konuşmayın, yürüyüş yapın, oyun oynayın kendinizi oyalayacak başka bir şey yapın, o da olmadı bir film izleyin ya da kitap okuyun. Beyninizi ele geçirip sizi içeriden yok etmelerine müsaade etmeyin kısacası. Mutluluk, gülmek, heyecanlanmak, takdir etmek, şaşırmak, kısacası olumsuz duygular dışındaki diğer tüm duygulara da olumsuz olanlar kadar muhtacız. Sizi bundan mahrum etmeye çabalayanlara inat onların çok da çözemediği, deneyimleyemediği bu duyguları yaşatacak ne varsa onu da yaşayın ki hem ruh hem beden sağlığınızı yitirmeyin. Müzik yazısına bile istemeden siyasi giriş yaptım ama tüm güzel insanlara ve onların ürettiği güzelliklere ihtiyacımız var. Sağlam olarak.

Fotoğraf: Murat Dürüm

Neyse bu yazı sadece Şirin Soysal'ın Karga konserine dair bir yazı olmayacak. Şirin'in yaptığı müziğe dair daha geniş bir şeyler yazmayı deneyeceğim. Şirin'in müziğiyle ilk olarak nasıl denk geldim bilemiyorum ama 2012'nin Eylül ayında yazdığım bir yazıda okuyanlarıma Şirin'in Karantina şarkısını önermişim. Demek ki 2012'nin ikinci yarısında denk gelmişim kendisine bir şekilde. İlk albümü Bir Şeyler Var, 2011 yılında A. K. Müzik etiketiyle çıkmış. İlk dinlediğim zaman da aynı şeyi düşünmüştüm, hâlâ her dinlediğimde aynı şeyi düşünüyorum, çağın çok ötesinde bir albüm. Albümün dinleyenlere böyle düşündürtmesinde Şevket Akıncı'nın da parmağı vardır muhakkak, şahsi fikrim kendisi bu toprakların ilerleme hızı göz önünde bulundurulunca ancak 2500'lü yıllarda anlaşılacak, o da belki. Şarkıların sözleri ve müziklerinin orijinalliği kadar düzenlemeleri de zihin yakıcı keza!


2013'te ikinci albüm Ziyaret yayınlanmış Ada Müzik'ten. Bu kez albümün prodüktörü olarak sadece Şevket Akıncı yok. Cansun Küçüktürk ve Şirin Soysal da bu albümün aynı zamanda yapımcıları olarak görünüyor. Bu albümün ilkiyle tek ortak özelliği yine aşırı derecede iyi ve çağın ötesinde oluşu. Onun dışında ilk albümün tamamına hakim kabare ruhunun yerini bu albümde daha karanlık ve deneysel tınılar almış. Hâlâ her dinleyişte -ki ilk iki albümü de üçüncüsünü de çevirip çevirip dinleriz Merve'yle- zihnim açılır, aklıma çeşit çeşit fikirler gelir. Kısacası ilham verici bir albüm diyebiliriz bu albüme de. Gerçi ilk albümün son şarkıları vaktiyle ikinci albümün nasıl geleceğine dair belli sinyaller vermiş ama biz o zaman durumu çok idrâk edememişiz.


Kendisiyle 2014'te Pürtelaş 3+1'i çekerken tanışmış ve kendisini 8. bölümümüzde ağırlamıştık. Adem Gülşen de o kayıtlarda kendisine muhteşem piyano icrâsıyla eşlik etmişti ki kendisi her kime eşlik etse eşlik ettiği işin değerini gerçekten artıran birisi. Vedat Özdemiroğlu ile de o gün tanışmıştık, Şirin'in kaydının sonuna doğru gelmişti o da Pürtelaş'a. Hatta kaydı bitirip Yiğit'in evinden çıktıktan sonra Levent ile birlikte Şirin ve Vedat Abi'yle Galata'ya yürümüş ve Kamayor'u görmüştük.


Tanıştığımızdan bu yana aradan geçen süreçte biri 3. albüm lansmanı olmak üzere 4-5 konserine gittim sanırım Şirin'in. Hepsinde de "iyi ki bu konsere gelmişim" hissi oluşmuştu içimde. İlk iki albümün ekibiyle de şu anki ekibiyle de dinledim Şirin'i. Her iki ekip de bambaşka işler yapıyorlar gerçekten, keza her iki ekipte de İstanbul'un sayılı müzisyenleri yer alıyor, canlı performansların şahane olması kaçınılmaz kısacası böyle ekiplerle. Üçüncü albüme gelirsek, o bu senenin içinde çıktı. İlk albüm gibi A. K. Müzik etiketiyle yayınlanan Mutlu Melankolik adlı bu albümün prodüktörü ise bir başka değerli müzik insanı Cenk Erdoğan. Yine sözleri, müzikleri, düzenlemeleri ile bambaşka bir albüm. İlk iki albüm kadar farklı (deneysel) değil belki ancak kesinlikle klişe de değil. Başka bir üslupta diyelim sadece. İşin beni hep şaşırtan yanı ise bahsettiğim 3 albümün neredeyse tamamen birbirinden farklı ve ayrı ayrı çok çok iyi oluşları. Klasik Türk depresyonuna girip "şu albümler Avrupa'da Amerika'da olsaydı ne değer görürdü" dememek için kendimi zor tutuyorum. Onun yerine "ne şanslıyız ki Türkiye'den böyle işler de çıkıyor, Türkçe sözlü inanılmaz müzikler de yapılıyor" demeyi tercih ediyorum.


Her neyse, diyeceğim o ki böyle müzikleri dinleyin, klişenin dışına çıkan şeyler emin olun size de ilham verecektir, zihinlerinizi açacaktır. Kaliteli müzik bana kalırsa türler üstü, daha doğrusu türlerden bağımsız bir şey. Dinleyeni tüm alışkanlıklarına rağmen etkilemeyi başarıyor. Bu müzikleri üreten sanatçıları, icrâ eden müzisyenleri takip edin, sadece olumsuz anlamda eleştirmeyin, yaptıkları inanılmaz işleri takdir de edin ki böyle işleri yapacak duygusal motivasyonlarını kaybetmesin bu insanlar. Bu müzikleri yapan sanatçıların konserlerine gidin albümlerini alın ki yarın öbür gün bu insanlar yeni albümler yapacak, yeni konserlere çıkacak enerjiyi kendilerinde bulabilsinler ve ekiplerine o enerjiyi dağıtabilsinler.

Bu arada unutmadan yazayım iyi ki Karga gibi özel, değerli yerler ve o mekanların duruşlarını, ruhlarını oluşturan güzel tanıdık simâlar var. Yoksa böyle şahane müzikler, dayatılan piyasa koşullarında eminim ki çok daha az insana ulaşacak, elimizde çok daha klişe şeyleri dinlemekten başka seçenek kalmayacaktı.


Adamlar ve Kalben yazılarından sonra bu da üçüncü müzik yazım olsun. Müzik yazısı derken tek bir müzisyeni konu alan tek bir yazıyı kastediyorum. Yoksa tek bir yazıda pek çok bunları dinleyin tavsiyesi verdiğim nice yazı oluyor, olacak ama böyle müzik denemesi, müzik makalesi türünde daha az yazabiliyorum. Önümüzdeki günlerde bu türde yazmak istediğim bir de Tolay Günyaşar yazısı var, bir tane de şunları bunları dinleyin temalı daha karışık ve liste formatında bir yazı yazabilirim her an. Dinlenmesi gereken müzikler depom çok doldu keza.

Bu kadar yazmışken Şirin Soysal'a ve müziğine online olarak ulaşabileceğiniz bağlantıları da şuraya bırakayım ki işiniz kolaylaşsın:


Perşembe, Kasım 03, 2016

Benimle Çalışmak İsteyen Şanslı Firmalar Arıyorum


Hahahahah.

Evet başlığı yeterince havalı, dikkat çekici ve hatta itici attığımı düşünüyorum. Malum iyi bir içeriğin en önemli noktası başlığı ve görselidir. Okuyucuyu buradan kazandınız kazandınız, yoksa onu tekrar kazanabilmenin tek yolu defalarca karşısına çıkmak olabilir ki bu iyi bir görsel ve başlık bulmaktan daha zor. Neyse size "iyi bir içerik nasıl olmalıdır 101" dersi vererek daha itici bir hâl almadan yazıma geçeyim.

Evet, bir iş arama sürecine girmiş bulunmaktayım. Bir senedir çalıştığım ve çalıştığım zaman içerisinde pazarlama süreçlerini yönettiğim Kolay İK'dan Ekim başında ayrıldım. Bu 1 senede güzel işler yaptık ve güzel insanlar tanıdım. Önümüzdeki dönemde uygulanacak pazarlama yöntem ve planlarına dair oluşan fikir ayrılıklarımız sonucunda da Kolay İK ile yollarımız ayrı düştü. Kavga kıyamet yok, kusura bakmayın, gıybet çıkmadı. Kıh kıh.

İş arama süreçleri enteresan süreçler. Komik, usandırıcı, klişe, beklenmedik pek çok durumla karşılaşıyor insan bu süreçlerde. Ben de LinkedIn ve kariyer.net'in adeta oyunlaştırılmış dünyasında bazı ilanlara bakıp başvur, başvurma, başvur, başvur, başvur, başvurma, başvurma şeklinde sekmeleri kapatırken her seferinde kendimi birbirinden çılgın yönlere kaymış buluyorum. Günlük iş arayışıma Kozyatağı bölgesinde ne iş olursa yaparım diyerek başladım, en son Eti'ye falan başvuru yapıyordum. Bu durum karnımın acıktığına mı işaret yoksa Abur Cubur Center etkisi mi bilemeyeceğim artık.

Önceki iş arama dönemimde "İşverenlere Çok Önemli Duyuru ya da İşveren İlanı" başlıklı çok iyi bir yazı yazmışım, oradaki koşul ve vaatlerim çok değişmiş değil, tıklayıp yazıya bir bakabilirsiniz. Ne de olsa talep edenin bir yüzü kara, hahah. Kısacası iş bakındığım sizin de aklınızda olsun, siz beni tanıyorsunuz zaten. Çok da tanımıyoruz diyenleri de şuradan LinkedIn profilime yönlendireyim ki şeklim olsun.


Kariyer ile alakalı mecraların olmazsa olmazı eller göğüsten bağlı, hafif açılı ve "gülümsediğime bakmayın hepinizi gebertirim" temalı bir fotoğraf ile bu yazımın sonuna geliyorum. Fotoğraf için catchy'ye teşekkürler!


Hahahahah.

Pazartesi, Ekim 10, 2016

Okuduğum Kitaplar #0001 || 161010


Gerçekten uzun yıllardır yapmadığım kadar boşlamışım bu kez Gözümün Seyir Defteri'ni, yani blogumu, nam-ı diğer ilk göz ağrımı. Bir önceki Analog Fotoğraflar Albümü Numara 2 - Zenit Portreleri başlıklı yazımın tarihi Haziran sonu. Temmuz, Ağustos, Eylül bitti ve Ekim başladı günler evvel. Neyse neyse, diyecek bir şey yok, kendi ayıbım, bu senenin arşivinin 3 ayını yemiş bulundum, başta sevgili blogum GSD'den sonra da siz okuyucularımdan özür diliyorum.

Bu esnada da neden oturup bir avazda bir şeyler yazamıyorum, neden sosyal medya hesaplarından paylaşımlar yapmayı çoğu zaman bloga tercih ediyorum sorusuna kendi içimde bir cevap ararken şüphelerim şu cevap üzerinde yoğunlaştı: Bloga genellikle uzun uzun ve çok fazla konuya (başlığa ya da kategoriye de diyebiliriz) aynı anda değinerek yazılar yazıyorum. Tabii çift katlı otobüsü anlattığım örnekte olduğu gibi istinai denemeler bunun dışında. Pek çok şeyi aynı anda içeren yazıları da yazması biraz daha vakit alıyor haliyle. Buna çözüm olarak dedim ki biraz kategorilere bölüştüreyim o halde yaptığım işi ve böylece değinilecek konuları çok fazla biriktirmeden yazıp geçebileyim.

İlk aklıma gelen iki kategori de okuduklarım ve dinlediklerim gibi klişe olsa da paylaşmak istediğim kategoriler olacak. Aralara yine başka başka yazılar tabii ki girip çıkabilir ama kendime de bir disiplin olsun diye, okuyup etkilendiğim tüm kitaplara dair birkaç şey yazmak istiyorum bundan sonra buraya, hem kim bilir belki kitap okumanın şahane bir şey olduğunu tekrar hatırlatabilirim birkaç kişiye.

Geçtiğimiz 2-3 ay içerisinde okuduğum birkaç kitabın hepsine ayrı ayrı değineceğim bu ilk yazıda.

1. İhtilalin Süvarisi (Yazarı: Nesrin Turhan / 2004)


Uzun zamandır okuduğum en etkileyici kitap diyebilirim bu kitap için, çevremdeki herkese de şiddetle okumalarını önerdim, önermeye de devam ediyorum. Kitap 21 Mayıs 1963'te Albay Talat Aydemir önderliğinde gerçekleştirilen ve başarısız olan darbe girişimini bu girişimin ikinci adamı Süvari Binbaşı Fethi Gürcan'ın hayatı üzerinden anlatıyor. Cumhuriyet tarihinin en önemli olaylarından biri olan 27 Mayıs 1960 İhtilâli, siyasetin orduyu ele geçirişi, ordunun içindeki ülke tarihine yön veren kadrolar, idealizm, cesaret, deneme, başarma, başaramama, dik duruş ve daha pek çok şeye dair muazzam bir kitap. 15 Temmuz sürecinin hemen akabinde elime geçmesi ise kitabın anlamını ve anlattıklarını bunun yanı sıra benim okurken hissettiklerimi daha da artırdı muhtemelen. Neyse, okuyun ama muhakkak okuyun, üzerine konuşalım.

2. Köstebek (Yazarı: Necip Hablemitoğlu / 2003)



Öncelikle sizlere bir ödev vereyim, hemen yeni bir sekme açın ve Necip Hablemitoğlu kimmiş biraz araştırın, araştırma derinleştikçe konu da ilginç bir hâl alacak. Hablemitoğlu'nun fikirlerinin, söylediklerinin, kanıtladıklarının ve öldürülüşünün hikâyesini bir öğrenin. Kitabın ön sözünden bir ufak alıntı yapacağım:

İşte "Köstebek" çalışması, Fethullahçıların bu az bilinen karanlık yüzüne ışık tutmak amacıyla hazırlanmıştır. Özellikle Basın Savcılarının şu gerçeği bilmeleri gerekmektedir: Bu kitap, İçişleri Bakanlığı'nı ya da Emniyet'i tahkir ve tezyif amacıyla kaleme alınmamıştır. Aksine, kitabın yazılmasında, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve M.İ.T. gibi kuruluşlara, devletin güvenliğini koruma gibi asli görevlerini hatırlatma ve bu görevlerinin gereğini talep etme amacı ön planda tutulmuştur.

İçinde bu cümlelerin de geçtiği ön sözün ardından Hablemitoğlu doksanlı yılların başında Ankara Emniyeti'ni sallayan Fetullah Gülen Cemaati Operasyonu'ndan giriyor, örneklerle, kanıtlarla, desteklerle bu adamların devleti nasıl ele geçirdiğini, kendilerine karşı mücadele edenleri harcamak için farklı farklı alanlarda nasıl kirli bir savaşa girdiklerini anlatıyor. Şu an kandırıldık diyenlerin yüzüne yüzüne, bizi el birliğiyle linç ettiniz, sindirdiniz, öldürdünüz diyor bana kalırsa bu kitap. Bugün konuşulan şeyleri, bugün belli bir amaçla kısmen ifşa edilen gerçekleri korkusuzca tek başına bundan 15 sene önce ifşa eden, bunun karşılığını da faili meçhul bir cinayetle ödeyen ama kandırılamayacak fikirler uğruna savaşan bir adam Hablemitoğlu. Yine 15 Temmuz sonrası okuduğum, sinirimi ve nefretimi boğazıma düğümleyen bir eser. Bu arada günümüz "basın mensupları" kavramını bir kenara bırakırsak "araştırmacı gazeteci" nasıl bir şeydir sorusuna da cevap niteliğinde bu eser.

3. Harry Potter ve Felsefe Taşı (Yazarı: J. K. Rowling / 1997 / Çeviren: Ülkü Tamer)



Yukarıdaki iki kitabın insanı Türkiye siyasetine boğan, üzen, kahreden ve çaresiz hissettiren ruh hallerinden kaçmak için alternatif bir dünyaya ihtiyaç duymam sonucu Harry Potter serisini bir kere daha okumaya karar verdim. Bu kararımda serinin yeni çıkan baskısının güzel kapak çizimleriyle beraber kitaplığımda kendime ait bir Harry Potter serisi oluşturmalıyım fikrinin de etkisi var tabii. Eskiden -yani gençliğimde- içimdeki iflâh olmaz Tolkien'ci damar ile bolca hor gördüğüm bu seri artık çok başarılı bulduğum eserler arasında birkaç senedir. Elma ile armutun kıyaslanmayacağını insan geç idrak ediyor bazen, popüler kültürün dayattığı taraflardan birine sığınma ihtiyacı duyuyoruz hepimiz, halbuki şu an "ne tarafı yahu" diyebiliyorum. Neyse serinin ilk kitabı Felsefe Taşı'na dönersek, kitap esas oğlan Harry'nin büyü ve büyücüler dünyasına girişini, bu dünyayı ve kendisini tanımaya başlayışını anlatıyor. Fantastik kitaplara karşı toplumun genelinde şiddetli bir ön yargı var ne yazık, ben kendi çevremde bu ön yargıyı kırmak için ciddi bir savaş veriyorum, kısacası alternatif dünyalara giriş yapmak için gayet şahane bir seçim Harry Potter ve Felsefe Taşı. Hele hele bizim dünyamız her an her saniye bizleri daha çok basıyor ve boğuyorken.

4. Büyükelçi (Yazarı: Emir Kıvırcık / 2007)



Bu kitap ise yıllardır "bir ara okumalıyım" deyip de fırsat bulamadığım Cumhuriyet'in gençliğindeki pek bilinmeyen dönemlerden birine ışık tutuyor: 2. Dünya Savaşı'nda Fransa'nın Paris kentindeki Türk Büyükelçisi Behiç Erkin'in hem Nazilere hem de dönemin Nazi'den çok Nazici Fransız Vichy Hükümeti'ne karşı verdiği bitmek bilmez diplomatik ve psikolojik mücadelesi ve bu mücadelenin meyvesi olarak yaşama tutunabilen binlerce insan... Günümüzün cehalete övgü anlayışıyla bire bir örtüşür şekilde yabancı dil seviyeleri tursitik bir kent esnafının ancak yirmide biri olan kadrolaşmış hariciye mürettebatımızı düşündükçe insanın beynine iğneler saplayan bir kitap. Cumhuriyet devriminin en güçlü silahlarının idealist, ahlaklı ve doğru bildiğinden vazgeçmeyen kadrolar olduğunu bana tekrar hatırlattı bu kitap, hayranlık ve saygı karışımı bir duygu ile okudum. Çevrenizde uluslararası ilişkiler veya siyaset okuyan hevesli gençler varsa genç yaşta bu kitabı eline tutuşturun derim.

5. Çıkmaz Sokak (Yazarı: Uğur Mumcu / 1979)



Kitap 12 Mart 1971 Muhtırası ile 12 Eylül 1980 Darbesi arasındaki dönemde yazıldığı için benim gözümde ayrıca değerli. Mumcu, dönemin birçok sol gençlik lideriyle röportajlar yaparak onların fikirlerini, hatta fikirlerindeki değişmeleri gözler önüne sererken; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idamlarını engellemek için gerçekleştirilen Kızıldere Olayı'nı tutanaklarıyla, tanık ve sanıklarıyla, davada görevli lehte ve aleyhte karar veren hakimlerin açıklamalarıyla birlikte okuyucuya vererek bir başka muazzam araştırmacı gazetecilik örneği sergiliyor. Tabii kitabın sonucunda tüm bu derlediklerine kendi yorumunu da eklemeyi ihmal etmeden. Uğur Mumcu'yu da bir araştırın derim, hayatı, fikirleri, söylemleri ve ölümü ile bu topraklarda en büyük izlerden birini bırakmıştır. Tıpkı Hablemitoğlu gibi bir faili meçhule kurban gitmiştir. Kitabın içinde de yer alan bir Hasan Hüseyin şiirini şuraya iliştirmek isterim:

Sürün çocukları dağlara
Özlemleri öfkeleri sürün dağlara

Bir gün göreceksiniz
Bir gün vurur yangını yüzünüze

Sürün çocukları dağlara
Sürün ve sürdürün karanlığı

6. Kağnı - Ses (Yazarı: Sabahattin Ali / 1936)




Sabahattin Ali'nin Bütün Eserleri 3-4 başlığı altındaki bu öyküler derlemesi, yazarın romanlarındaki insanı sarsmakla kalmayıp yerden yere çalabilen o üslubunu kısacık bir öyküde de sergileyebildiğini öğretti bana. Anadolu'nun yokluğu ve yoksulluğunu, insanların bambaşka dünyalarını, hayatlarını, olaylarını, devlete bakışlarını öyle bir aktarmış ki öykülerde, insanın okurken kalbi sıkışıyor. Yaklaşık 80 yıl evvel yazılmış öykülerin kalbinizi bu denli sıkıştırabilmesi ise Sabahattin Ali'nin gücüne dair henüz kendisiyle tanışmamış olanlara bir fikir verecektir diye ümit ediyorum. Yüreğiniz kaldırırsa okuyunuz efendim.

7. Harry Potter ve Sırlar Odası (Yazarı: J. K. Rowling / 1998 / Çeviren: Sevin Okyay)



Bunca ağır (edebi anlamda değil içsel anlamda) eserin ardından ben tekrar bir alternatif kaçış planı olarak Harry Potter serisine kaldığım yerden devam ediyorum. Serinin ikinci kitabı olan Sırlar Odası'nı da az evvel bitirdim. Bir sonraki Okuduğum Kitaplar yazısı muhtemelen Harry Potter 3, 4, 5, 6 ve 7'den oluşacak. Bu seride en sevdiğim özellik Harry ile birlikte yaşadığı olayların da büyümesi, yani Rowling kitabı okuyan insanların da kitabın ana karakteriyle beraber büyüdüğünün gayet farkında. Serinin her kitabında olay örgüsünün ve karakterlerin birbirinden kopmaksızın derinleşmesi de bu açıdan hem okuru sadıklaştırıyor hem de yazarın ve eserin kalitesini gösteriyor bana kalırsa. Sırlar Odası, Harry'nin okulu Hogwarts'ın korkutucu gizemlerinden biri. Harry büyüdükçe karşılaştığı sorunların çapı da büyüyor. Tekrar ediyorum, peşin hükümlü olmayın! Fantastik kitaplar sizi hiçbir başka eserin yapamayacağı şekilde günün problemlerinden uzağa taşıyor. Yargılarınızı kırıp okursanız fikriniz değişecek.

Geçtiğimiz birkaç ayda fena da kitap okumamışım aslında, ne iyi ne kötü diyelim. Günümüzün korkunç dünyasından kaçmak için sevgili Robinson Cruso'ya başka başka serileri de sipariş verdim, geldikçe alıyorum. Onları da artık okudukça yazarım. Yıl olmuş 2016 adam hâlâ okuduğu kitapları bloguna yazıyor demeyin, ya da deyin siz bilirsiniz. Ben kitap marketlere gidip çok satanlar ya da yeni gelenler reyonu yerine arkadaşlarımın tavsiye ettiği veya evdeki kütüphanelerin bir köşesine saklanmış kitapları okumayı tercih ediyorum. Bu yazıyı okuyan bir iki kişi bile şu listedeki kitaplardan birini okumaya heves etse, bayağı güzel iş olur bana göre.

Hayatımdaki diğer enteresan gelişmeleri de bir ara klasik bir blog yazısı olarak yazacağım, bir de bu aralar çok güzel müzikler var etrafta, müzik sezonu açıldı, onları da ayrı bir dinlediklerim serisi olarak paylaşabilirim fırsat olduğunda. Hayırlısı.

Cumartesi, Haziran 25, 2016

Analog Fotoğraflar Albümü Numara 2 - Zenit Portreleri


Üzerinden bir vakit geçti tabii ama Kasım 2015'te Analog Fotoğraflar Külliyatı adlı bir yazı yayınlamıştım, daha doğrusu bir fotoğraf albümü yapmıştım bloga. Bu da onun ikincisi olsun, yaz geldi artık bizim ihtiyarlarla (Yaşo, Bero, Zeno) daha çok yollar yapıp daha çok fotoğraflar çekeriz diye ümit ediyorum. Yaşo, Bero ve Zano'yu bir Zaza aşireti mensubu sananlar için zorunlu açıklama. Arkadaşlardan biri Japon Yashica, biri Doğu Alman Beroquik, biri de Sovyet Zenit.

Ancak bu albümde Yaşo ve Bero'nun eserlerine denk gelemeyeceksiniz, bir film siyah beyaz bir film renkli olmak üzere iki makaramız da Zeno'nun elinden çıkma, yine çok büyük kısmı portre çalışmaları. Haydi dostlar size de profil fotoğrafı değiştirmede yaz kampanyası olsun bu! Galiba ben de uzun yıllar sonra bu vesileyle profil fotoğrafımı değiştireceğim.

Önemli not: Her fotoğrafa ait açıklama fotoğrafın altındaki satırdır. Bir yerden sonra kopmayın diye.



Umut kardeşimiz ile başlıyor albümümüz, kendisinin yüzünden ne kadar iyi bir tatil organizatörü, efendime söyleyeyim tur plancısı olduğu belli, hatta belli ne kelime resmen akıyor yüzünden.



Aslıhan ise her zamanki Türkan Şoray'lığı ile albümümüz yeterince geçmişten gelmiyormuş gibi bizi daha da geçmişe götürüveriyor.



Sıradaki yakışıklımız ise yarışmamıza Almanya Aachen'dan katılıyor, tanıdığım en iyi gitaristlerden biri, Kerem'i takip etmek için adına tıklayın, bir de şuraya ve buraya!



Bu hanımefendi ise Göktül, kendisi alanında uzman bir insan olmasının yanı sıra pamuk kalpliliği ve yüksek sabır oranıyla da civarına nam salmış, bakmayın kendisine Reis dendiğine...



Anne olmadan önce bir adet Gülnaz. Ne yazık ki anne olduktan sonra kendisini de göremedik bebek kardeşimizle de tanışamadık ama aşacağız bunları zamanla.



Buyurun bir başka geçmişten fırlamış figür Mehmet. Kendisini ilerleyen karelerde bıyıksız da göreceğiz hiç merak etmeyin. Politika ekibimiz burada başlıyor.



Albümün popüler isimlerinden Eylül'den bir dal güzel gülüş!



Berksan kalpli Ata'nın daha saçlı sakallı halleri için aşağı doğru inmeye devam ediniz.



Ekran yüzümüz sevgili Özge her zamanki gibi çok fotoğrafa müsait (fotojenik kelimesini Türkçeleştirdim) kendisinin Beyin Ameliyatından Öğrendiğim 20 Şey yazısını muhakkak okuyun!



Sema albümün bulanığı olarak karşımıza çıkıyor, Allah'tan ufak tefek bir kadın da oradan yırtıyor, bu arada çok net olmasa da çok güzel bence fotoğraf, bazı fotoğrafların net olup olmamasına dair fikirlerimi şurada belirtmiştim. Politika ekibimiz burada bitiyor, şimdilik.



Fatma Annem ve kısa saçları adlı portre çalışmamız da albümümüzdeki yerini alıyor.



Çok sevgili Duygu hayatımda gördüğüm en yalan gülüşlerinden birini bana ayırmış sağ olsun ama her haliyle sevdiğim bir insan kendisi neyse ki!



Güzel dostlar Kornelia ve Levent'ten albümün nadir portre dışı pozlarından biri. Bir Kozyatağı hatırası, merak etmeyin aşağıda portreleri de geliyor.



Bir zamanlar melankolik şarkıların sözleri olacağını bilmeksizin şiirler yazan pek sevgili Levo.



Yeni bir diyara yelken açan ve iyi ki de açmış ki tanışmışız dedirten Kornelia!



Kurulduğundan bu yana kulübüne çok güzel başkanlık eden Melis'in kulüp arkadaşlarıyla birlikte gerçekleştirdikleri şahane Otizmli Çocuklar Festivali'nden bir hatıra.



Yengemin babası Hüseyin Bey'in "ben fotoğraf makinesi gibi basit aletlere bakmam, onlar bana baksın" temalı pozu.



Çekirdek aile ve geniş aile!



Birbirine benzemek ne demek sorusuna yanıt niteliğinde bir kare.



Her bakışta Ankara'yı hatırlatan tüm mutluluklarımızın pamuk ipliliğine bağlı olduğunu hissettiren bir güzel sahne.



Albümün popüler simalarından Eylül bu kez kendi markasının yerleştirildiği bir karede Dem standının önünde Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Günü 2016'da.



Yine geldik can ciğer politika grubuna ve bir başka bakınız böyle gülünür pozuyla Özge!



Gönlümün efendisi, Abur Cubur Center'ın Kurucu Ortağı Merve! 



Dedim ya Sema tam olarak albümün bulanığı!



Burada da Kendils numara ikiyi bıyıksız görüyoruz, evet evet Mehmet bu yakışıklı!



İşbu kare de benim profil fotoğrafı adayım, referanduma gideceğim %50'yi geçtiğim an profilde değişikliğe giderim, irade çünkü bunlar hep.



Bakınız yukarıda bahsetmiştim, yakışıklı Ata'nın daha bol saçlı ve daha bol sakallı bir versiyonu bu da.



Meltem her zaman olduğu gibi her an bir hinlik hınzırlık yapacak gibi.



Melis ise bir derin bakmış, yorgun desem değil, durgun desem değil, ağır desem değil...



Bu da saçına kurban olduğum Ebru ve bir başka güzelimiz Damla!



Bakınız Meltem'in hınzırlığı her yerde devam ediyor çünkü o tam bir hınzır.



Mesai arkadaşım Gizem'den adeta bir "ben Kolay İK'nın kurumsal yüzüyüm" pozu.



Bakınız bu arkadaşımız da Kolay İK'nın yakışıklı yazılımcısı Atalay!



Antalya akıncılarından Antalya Kültür Sanat'ın Sergiler ve Sosyal Medya Sorumlusu cânım Ilgın.



Hepinizin yakından tanıdığı bir başka Antalya fedaisi Doktor Orçun.



Bu arada fark etmişsinizdir ama renkli karelerle beraber kışa geri döndük, bu hanım efendi ise Nurten Teyze!



Bir başka esmer güzelimiz, aklına koyduğu her şeyi üşenip sıkılmazsa yapan insan Kübra.



Amca gibi amca, gelecekteki Gerçek Yeni Türkiye'nin Turizm Bakanı Engin Amcam.



Bu da Ayşe! Evet evet doğru hatırlıyorsunuz kendisi aynı zamanda Abur Cubur Center'ın ilk konuğuydu.



Sevgili gezgin edebiyatçı Nurten Hoca Hanım! Başka bir deyişle Anneciğim!



Bu arkadaşımız da tanıdığım en güzel sesli ve yürekli kadınlardan Günsu, bana inanmıyorsanız şu King of Sorrow yorumuna inanın.



Bu zibidi de Başkan oldu vallahi, şaka şaka Arda Kardeşim ne yaparsa eminim çok güzel yapar, bakınız Frothy Tune.



Bir başka güzelimiz de Bensu, bu albümdeki nadir gerçek gülüşlerden biri bana kalırsa.



Dönemdaşım Büşra, ne mutlu ki çok şey paylaştık bu dönem!



Egecan gibi 3 saniye sabit duramayan bir insanın fotoğrafının da net olması beklenemezdi değil mi? Neyse en azından kendisiyle komşuyuz.



Güzel kardeşlerim, güzel gülüşlülerim, Baran ve Özlem.



Yan köyün prensesleri Ece ve Ebru, ne mutlu onları da biraz daha fazla tanıyabildiğime!



Albümün bir diğer çifti Duygu ve Ezgi, Duygu dev yalandan gülüyor, Duygularda bir problem var sanırım, Ezgi'de de "çek de yolumuza bakalım gerizekalı" ifadesi mevcut.



Neyse portre çekiminde biraz daha güzel gülmüş Ezgicik.



Duygu da gülüşünü düzeltmesine rağmen hafiften bir küfür gizli gibi ifadesinde yine.



Neslin zaten fotoğrafa müsaitlik konusunda daima bir dünya markası.



Bu da Hazal Kuzu kod adlı iyilik savaşçımız.



Güzel insan Melih Bey'i Sınırsız Mantı ve Çibörek etkinliğinde yakalamıştık.



Bu da yukarıdaki satırda bahsi geçen etkinliğin ev sahibi dönemdaşım Murat, her şehri oranın yerlisi gibi tanımasıyla ünlüdür.



Gömlek + kazak + ceket - bıyık = Kış



Anadolu yakışıklılarından Görkem'in evlenmeden evvelki son aylarından.


Bu fotoğrafa 3 saniye bakan ilk tatilde yurt dışına çıkıyor. Umut'un alameti farikasını yukarıda yazmıştım.



Sadece bir Türkan Şoray değil aynı zamanda bir üst karedeki beyin eşi olan Aslı yine şık, yaz kış demeksizin.



Evet akademinin parlayan yüzü Merve de albümümüzde kendine bir yer buluyor.



Camiamızın yeni gelini Sumru'nun -tıpkı Görkem gibi (ne tesadüf)- düğününden aylar evvel bir fotoğrafı.



Boşuna demiyorum gönlümün efendisi diye, renkleri ayrı renksizliği ayrı güzel cânım Mervemin.



Yakışıklılar şâhı, catchy.rocks'ın kurucusu, her şeyin en çılgınını yapan hayatımdaki en önemli dostlarımdan Emir!



Girişimciler kralı, İstanbul'un yeni ses getiren lezzet mekanları Veranda Pera ve Avlu Ocakbaşı'nın patronu, Yeni Nesil Meyhane kavramının tasarlayıcısı Yasin.



Bir dal yakın çekim alalım Yargın'dan.



Tabii bir dal da Yaso'dan.



Döndük yine Antalyaspor'un yeni transferi Ilgın'a.



Bu da "gözüm kapalı bile çok güzel poz veririm" rahatlığındaki bir adet Asena.


Mutsuz olduğumda, umutsuzluk ağır bastığında açıp açıp bu fotoğraflara bakacağım, hem gönlüm ferahlayacak, hem de çevremdeki güzellikler ve haliyle onların yarattığı potansiyel umut ile aydınlanacağım. Fotoğraf bahane, güzel hatıralar ve güzel dostlar biriktirmek önemli olan.